Markatescilim
TOKSOPLAZMOZ

TOKSOPLAZMOZ

Doç. Dr. Murat HÖKELEK

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı

Toksoplazmoz, bir protozoon olan Toxoplasma gondii’nin neden olduğu, dünyanın her yerinde sorun olmaya devam eden yaygın bir paraziter infeksiyondur. İmmün sistemi sağlıklı olan kişilerde latent seyreden toksoplazmoz, gebelik ve immün yetmezliği olan hastalarda yaşamı tehdit eden bir hastalık konumundadır.

Ülkemizde ve dünyada prevalansın oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir. Fransa’da seropozitiflik prevalansı, 35 yaş grubunda %93’lere kadar ulaşmaktadır. Bu oran ülkemiz için Saygı ve Altıntaş’ın 1980’de yaptığı bir çalışmaya göre %51.8, Özcan ve arkadaşlarının 1995’te yaptığı bir çalışmaya göre ise erkeklerde %52.86 olarak bulunmuştur.

Bu verilere bakıldığında, toksoplazmozun ne kadar yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle potansiyel tehlike olarak dokularda, bradizoit formda bekleyen T. gondii immün yetmezlik durumlarında reaktive olarak yaygın infeksiyona yol açması yüksek bir olasılıktır.

Bugüne kadar önerilen sağaltım şekillerinde kullanılan tüm kemoterapötikler yalnızca takizoit formlara etkili olup doku kistleri ilaçlara dirençlidir. Ancak son yıllarda üzerinde çalışmaların yoğunlaştığı bazı antibiyotiklerin doku formlarına da etki edebileceği üzerinde durulmaktadır.

Tarihçe

Toksoplazmozisin etkeni olan Toksoplazma gondii Coccidian bir protozoondur. İnsanlardan başka hemen tüm vertebralılarda, özellikle de memeliler ve kuşlarda yaygın olarak görülmektedir. İlk kez Nicolle ve Manceaux 1908 yılında T. gondii’yi parazitin tür ismini aldığı bir Afrika kemirgeni olan “Citenodactylus gondii” de göstermişlerdir. Kesin konağın kediler olduğu ancak 1970 yılında ortaya konabilmiştir. Castellane bu paraziti 1913’te dalağı büyük bir çocuğun otopsisinde bulmuş, 1923’te Praglı bir oftalmolog Janku hidrosefalili 16 aylık bir çocuğun nekropsisinde retinasındaki yalancı kistlerde paraziti göstermiştir.

Türkiye’de ilk kez 1950’de Akçay ve arkadaşları tarafından bir köpekte belirlenmiştir. 1953 yılında Unat ve arkadaşları tarafından insanda histopatolojik olarak gösterilmiştir. Parazitin Türkiye’de ilk izolasyonu bir köpekten 1973 yılında Ekmen ve Altıntaş tarafından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalında yapılmıştır.

Taksonomi

Toksoplazma gondii sınıflandırma yönünden oldukça yer değiştirmiş olup en son sınıflandırmaya göre şu şekildedir:

Subregnum          :Protozoa

Pylum                    :Apicomplexa

Subclassis           :Coccidia

Ordo                      :Eucoccidiida

Subordo                               :Eimeriina

Genus                   :Toxoplasma

Species                 :gondii

Morfoloji ve Evrim

Toksoplazma gondii’nin 3 enfektif formu vardır:

1. Trofozoit (takizoit)

2. Bradizoit (doku kisti)

3. Ookist

İnsanda parazitin trofozoitleri ve bradizoitleri görülmektedir. Merozoitler, gametler ve ookistler yalnızca kedi barsağında bulunabilirler. Trofozoit formlar (takizoitler, endozoitler) akut infeksiyon esnasında görülmektedirler. Yarım ay şeklinde ya da oval görünümde olup bir ucu sivri diğer ucu yuvarlaktır. İnvaziv niteliktedirler. 2-4 µ eninde 4-8 µ boyundadırlar. Giemsa veya Wright boyasıyla boyanabilirler. Böylece serolojik testlerde kullanımı sağlanabilmektedir (Sabin-Feldman boya testi ve Fluoresan antikor testleri gibi). Hastalığın akut döneminde görülen form proliferatif şekil olup hızla üreme yeteneğindedir. Hücre içine giriş mekanizması, aktif penetrasyonla veya hücre zarının kimyasal rolü ya da konakçı hücrenin indüklenmesi yollarından biriyle olduğu düşünülmektedir. İnsanın nazal, vajinal, göz salgılarından, süt, tükürük, idrar sperm ve dışkısından trofozoitlerin izole edilebildiği ve bulaşabildiği belirlenmiştir. Trofozoitlerin kendi DNA ve RNA larını sentezleyebilmesine, mitokondrial enzimlerinin tam olmasına rağmen neden zorunlu hücre içi paraziti olduğu anlaşılmamıştır. Norloy ve arkadaşları doku kültürlerinde trofozoitlerin memeli hücrelerine girmelerini kolaylaştıran bir faktör izole etmişlerdir. Hücre içine giren trofozoitler bir vakuole yerleşir ve “endodiyogeni” ile çoğalırlar. Bu özel bir bölünme biçimidir. Bir ana hücre içinde 2 kız hücrenin oluşması olayıdır. Parazitin optimal olarak 37-39°C üreyebildiği, doku içinde her 4-6 saatte bir tekrarlanan endodiyogeni ile çoğaldığı, bu bölünmelerin trofozoit sayısı 64-128 olduğunda konak hücreyi patlatarak son­landığı gösterilmiştir.

Parazitin ikinci şekli olan doku kistleri yuvarlak ve 10-200 µ çapında olabilmektedir. Büyüklükleri farklılık gösteren bu kistlerin içinde birkaç adetten 10.000 adete kadar farklı sayılarda bradizoit yer alabilmektedir. Bradizoitler şekil ve yapı olarak takizoitlere benzedikleri gibi çoğalmaları da endodiyogeni ile olmaktadır. Ancak takizoitlere oranla daha yavaş çoğalırlar. Bunlar Periodic Acid-Schiff boyası (PAS), Wright-Giemsa, immünoperoksidaz ve Gomori'nin Methenamine Silver boyasıyla çok iyi boyanırlar. Doku kistlerinin infeksiyonunun 8. günü gibi oldukça erken bir dönemde oluştuğu ve konağın ömrü boyunca canlı kaldığı gözlenmiştir. Her organda yerleşebildikleri, ancak genellikle beyin, iskelet ve kalp kasında daha sık rastlandığı bildirilmektedir.

Kist duvarının peptik ve triptik etki ile parçalanmasıyla açığa çıkan parazitlerin pepsin HCl içinde 2 saat, tripsin içinde 6 saat canlı kaldıkları böylece normal sindirim periyodunda midede ve uzun bir süre de duedonumda canlı kalabildikleri bildirilmektedir. Ancak 61°C nin üstünde 4 dk. da, ışınlama ile, -20°C’de 18-24 saatte dondurularak öldüğü, 4°C'de ise 2 ay kadar canlılığını koruyabildiği gösterilmiştir.

Kesin konak olan kedigillerin dışkısıyla çıkartılan ookistler, oval, 11-14 µ x 9-11 µ büyüklüğündedir ve iki tabakalı bir duvarla çevrelenmiştir.

Enfektif olabilmesi için olgunlaşması (sporulasyon) gerekir. Sporulasyon süresi ortamın ısı ve oksijen durumuna göre farklılık gösterir. Sporulasyon 4°C'nin altında ve 38°C'nin üstünde meydana gelmemiştir. Dış ortamda uygun koşullarda oluşan sporoblast uzayıp 8,5 x 6 µ büyüklüğünde sporokistlere dönüşür. Her sporokistte 8 x 2 µ büyüklüğünde 4 sporozoit oluşur. Ookistler ısısı uygun ve nemli toprakta 1 yıl hatta daha uzun süre canlılığını koruyabilmektedir. Kaynar suda 5 dk. da ölürler.

Kesin konakçı olan kedilerde seksüel siklus barsaklarda gerçekleşir. Kist formunu içeren dokuların kedi tarafından yenmesinden sonra kistler patlar ve bradizoitler açığa çıkar, bunlar kedi enterositlerinde dişi ve erkek gametlere dönüşür. Mikro ve makro gametin birleşmesiyle zigot oluşur. Zigot etrafında koruyucu duvarın oluşumuyla ookist gelişir ve feçesle atılır. Ookistler kediden başka hayvanda oluşmadığından kediler son konak diğer et ve ot yiyen hayvanlar ara konak durumundadırlar.

Epidemiyoloji

Zoonoz olan T. gondii, herbivorları, omnivorları, carnivorları ve tüm memelileri enfekte edebilen bir protozoondur. Sıcak ve nemli yerlerde, kuru yerlere oranla daha sık görülmektedir. Toksoplazmoz insan ve hayvanlara, genel olarak parazitle enfekte hayvanlardan, bazen hamile iken enfekte olan anneden fetusa bulaşmaktadır. Epidemiyolojik yayınların çoğunda, toksoplazmozis insidansının, kırsal kesim populasyonunda belirgin ölçüde yüksek olduğu gösterilmektedir. İnsanlarda seropozitiflik oranı yaşla birlikte artış göstermekte, ancak cinsler arasında önemli bir fark görülmemektedir. Yaşın ilerlemesi ile antikor prevalansı %40-80 dolaylarına ulaşabilmektedir. Örneğin 5-9 yaşlar arası %5 iken, 40 yaş üzerinde %65’e kadar çıkmaktadır. Yayılımda rol oynayan formlar bradizoitler ve ookistlerdir. Doku kistleriyle enfekte etlerin yenmesi ile infeksiyon alınır. Doğada yayılmasından ise ookistler sorumludur. El Salvador, Tahiti ve Fransa’da seropozitiflik prevalansı 40 yaş sonrası populasyonda %90’ın üzerindedir. Welch’e göre dünyada erişkin nüfusun %40’ı enfektedir.

Türkiye’de değişik bölgelerde yapılan araştırmalar sonucunda, Toksoplazma spesifik antikorlarının prevalansı %17.3 ile %78 arasında değişmektedir. Ekmen ve Kişnici 1954 yılında Ankara’da 687 hastada cilt testi ile yaptıkları çalışmada %40.3 oranını saptamışlardır. 1980’de Saygı ve Altıntaş Sivas’ta Sabin Feldman ile 550 hastada yapılan çalışmada % 51.8, Özcan ve arkadaşları 1995’te Adana’da 787 hastada İndirekt Hemaglütinasyon yöntemi ile erkeklerde %52.86, kadınlarda %58.6 oranını bulmuşlardır.

Ülkemiz hayvanlarında toksoplazmozisle ilgili epidemiyolojik çalışmalar ilk defa 1967 yılında Ekmen tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada Sabin Feldman yöntemi ile koyunlarda %39, sığırlarda ise %22.3 oranında seropozitivite saptanmıştır. 1975’te Altıntaş tarafından yapılan bir çalışmada Haymana kökenli koyunlarda %28.04, Sivas kökenlilerde %32, Tosya kökenlilerde %26.1, Yozgat kökenlilerde %32.73, Erzurum kökenlilerde %31, Erzincan kökenlilerde ise % 39.28 oranında seropozitiflik elde edilmiştir. Yine Altıntaş tarafından 1977 yılında sığırlarda yapılan bir çalışmada Sabin Feldman ile %27.29 oranında pozitiflik saptanmıştır.

Aynı araştırıcı, 1989 yılında 17 Devlet Üretme Çiftliği'ne ait 2680 koyun ve 247 keçinin serumlarını toksoplazmozis yönünden Sabin Feldman testi ile incelemiş, değişik yerleşim yerlerine göre %25.3 ile %55.19 arasında seropozitif değerler elde etmiştir.

Altıntaş'ın 1995 yılında yaptığı diğer bir çalışmada ise sadece Ankara ilçelerinde TİGEM çiftlikleri koyunlarından kan alınarak 1981 yılındaki bulgularla karşılaştırılması sonucu Bala çiftliğinde %31.76 bulunan seropozitivitenin aynı üretme çiftliğinde %35.39’a, Polatlı'da ise %27.74’den %33’e yükseldiği ve 6 çiftlik ortalamasının %39.75 olduğu gözlenmiştir.

Bulaşma Yolları

T. gondii trofozoitleri gözyaşında 4 gün, tükürükte 5, sütte 6 gün ve idrarda 7 gün enfektif olarak kalabilmektedir.

Toksoplazma infeksiyonunun iki ana bulaş yolu vardır:

1. Edinsel bulaş

2. Konjenital bulaş

Edinsel Bulaş, oral ve parenteral yolla olabilmektedir. Kedi dışkısıyla atılan ookistlerle kontamine yiyeceklerin alınması, içme sularının içilmesi veya kirli ellerle oral yoldan bulaş olasıdır. Çiğ köfte, sucuk, salam, pastırma gibi besinleri yeme alışkanlığı toksoplazmozisin yayılımında etkendir. Yapılan çalışmalarda 60°C'de pişirilen etlerin orta kısımlarında kistlerin 15 dk. canlı kaldıkları gösterilmiştir. Ayrıca pastörize edilmemiş süt ve yumurtadan da geçiş olabileceği ispatlanmıştır. Laboratuar çalışanları da edinsel bulaş açısından risk altındadır. Sitratlı kanda 4°C'de T. gondii'nin 50 gün kadar canlı kalabildiği infeksiyonun kan veya akyuvar transfüzyonu ile geçebildiği bildirilmiştir. Ayrıca organ nakillerinde taşıyıcı donörden seronegatif alıcıya geçebildiği gibi, kronik latent infeksiyonun aktivasyonu da bu gibi olgularda olasıdır.

Konjenital bulaş ancak anne hamile iken T. gondii ile enfekte olmuşsa mümkün olabilmektedir. Transplasental bulaş sağaltılan hamilelerin %22’sinde, sağaltılamayanların %55'inde oluşmaktadır. Hamilelik süresinde annede infeksiyon gelişmişse plasentada parazit izolasyonu %26, daha önce infeksiyon geçirmişse %2 olarak saptanmıştır. Dünyada konjenital toksoplazmozis riskinin 1000 canlı doğumda 0.1-10 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise üreme çağındaki kadın sayısı 13 milyon olup yıllık doğum sayısı 1,5 milyon civarındadır. Gebelerdeki akut toksoplazma insidansının %1-2.9 olduğu kabul edilirse her yıl 7500 gebede toksoplazma infeksiyonu olduğu sonucuna ulaşılır. Mevcut verilere göre vertikal geçiş oranı %40 olduğuna göre ülkemizde yıllık 3000 civarında konjenital toksoplazma infeksiyonu olduğu, bunların 250-300 tanesinin de şiddetli olgular olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bazı araştırmacılar tarafından immün yetmezliği olan gebe kadınların infeksiyona yakalanmaları veya kronik infeksiyonun reaktivasyonu sonucu, konjenital toksoplazmozis olgularının görülebileceği öne sürülmüştür.

Patogenez ve Patoloji

Oral yolla alınan ookist veya doku kistlerinin dış duvarları enzimlerin etkisiyle açılır ve infektif olan T. gondii’ler intestinal lümende serbest hale geçerler. Hızla çevre hücrelerin içerisine girerek takizoit (trofozoit) forma dönüşür. Takizoitler konakladıkları hücrelerde çoğalırlar ve bu hücreleri parçalayarak çevredeki hücrelere, kan ve lenf yoluyla diğer organ ve dokulara yayılırlar. Takizoitler konakçının immün mekanizmalarının bazılarından etkilenmeyebilir, lizozom-fagozom birleşimini önler ve fagozomun asidifikasyonunu bloke eder. Böylece makrofajların öldürücü etkisinden kurtulurlar. Fakat T. gondii oksijene bağımlı olmayan konakçı hücrelerin öldürücü etki mekanizmalarına duyarlıdır. Gamma interferon invivo ve invitro olarak T. gondii'leri öldürmek için makrofaj aktivasyonuna yol açar. Parenteral rekombinant IL-2 verilmesiyle makrofajın Gamma interferon aktivitesi fare modelleriyle ortaya konmuştur. Gebelikte toksoplazmozise karşı duyarlılığın artması gebelik sürecince salgılanan steroidlerin immün sistemi baskılamasına bağlanmaktadır.

İnsanlardaki infeksiyonun patolojisi hakkındaki bilgimiz immün yetmezlikli hastaların ve ağır infeksiyonlu bebeklerin otopsileri ve immün sistemi sağlam kişilerin lenf bezi biopsi örneklerinden alınan sonuçlarından ibarettir.

 

Lenf Nodülleri

Toksoplazma lenfadenitindeki histopatolojik değişiklikler ayırt edilebilir ve tanı koydurucudur. Tipik bulgular şunlardır:

1. Reaktif bir foliküler hiperplazi,

2. Germinal merkezlerin kenarlarını taşıp bulanıklaştıran düzensiz epiteloit histiosit yığınları,

3. Sinüslerin, monosit hücreli fokal distansiyonu, Reed Steinberg dev hücreleri, Langhans dev hücreleri, granülomlar, mikroabseler ve nekroz odakları tipik olarak görülmez. Nadiren trofozoitler veya doku kistleri görülebilmektedir.

Göz

Oküler toksoplazmoz olgularında latent infeksiyonun reaktivasyonu söz konusu olduğu halde immün sistemi sağlam kişilerde konjenital infeksiyona bağlı gelişen korioretinitte aktif lezyonlar eski skarlara yakın iken AIDS’lilerde daha geniş ve multipl lezyonlar halindedir.

Lezyonların bu karakteri korioretinitin lokal reaktivasyondan çok hematojen yayılımla sekonder olarak geliştiği düşüncesini vermektedir.

Retina ve koroiddeki tek veya birden fazla doku nekrozu odakları oküler toksoplazmozun erken bulguları kabul edilmektedir. Vitritis, iridosiklitis ve kataraktlar korioretinitin komplikasyonlarıdır. Organizmalar önce retinanın iç tabakasının kapillerine yerleşirler. Daha sonra endotelyumu tutarak uygun dokulara yayılırlar. İmmün sistem bozukluğu olan hastalardaki göz infeksiyonları ağır korioretinit şeklinde gelişir. Koroidin granülomatöz inflamasyonu nekrotizan retinite göre sekonderdir. Trofozoit ve kistler retinada gösterilmiştir. Tekrarlayan korioretinitin patogenezi tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar korioretinitin bilinmeyen nedenlerle meydana gelen hipersensitivite reaksiyonu sonucu oluştuğunu savunurken, bazıları da enflamasyona yol açan canlı organizmaların kistlerin yırtılmasıyla ortaya çıktığını öne sürmektedirler. AIDS’lilerde korioretinitin segmental panoftalmid ve kist trofozoit içeren koagulasyon nekroz alanlarıyla belirgin olduğu, inflamasyon fazla olmamasına rağmen nekrotik alanlara komşu tromboze retinal damarlar çevresinde çok sayıda organizmaya rastlandığı gösterilmiştir. Lezyonlar çok sayıda veya bilateral olabilmektedir.

Santral Sinir Sistemi (SSS)

Konjenital toksoplazmozun göz üzerindeki etkisinin yanısıra SSS'de de etkili olduğu görülmüştür. SSS’de hücresel nekroz, mikroglial nodüller, perivasküler mononükleer iltihaplanma ile birlikte akut veya fokal diffüz meningoensefalit (DME) gelişebilmektedir. Konjenital infeksiyon olgularında vasküler tromboz, 1-2 cm. çapında nekroz bölgeleri ve bazal ganglionlardaki ağır tutuluş, akortikal lezyonlar da eşlik etmektedir. Nekrotik alanların kalsifiye olmasıyla dikkat çekici radyolojik bulgular göze çarpmaktadır. Sylvius kanalının veya Monroe deliğinin kapanmasıyla hidrosefali oluşabilir.

AIDS’lilerde gelişen Toksoplazmik Ensefalit'te (TE) nekrotik alanların etrafında bol takizoit, dıştaki periferik bölgede ise toksoplazma kistleri seçilmektedir. Diffüz Toksoplazmik Ensefalit (DTE) beyin, beyincik ve beyin sapındaki gri cevherde diffüz, absesiz mikroglial nodüllerle karakterizedir. Takizoit varlığının gösterilmesi aktif infeksiyon tanısı için şart olup en iyi immünoperoksidaz boyama ile gösterilebilir.

Diğer Organlar

Toksoplazmik miyokardit SSS bulgularının baskın olduğu olgularda ancak otopside gösterilmiştir. Fokal nekroz, ödem ve infiltrasyon tipiktir. Kardiak miyositler pseudokist oluşturacak şekilde takizoitlerle dolmuştur ve inflamasyon yoktur. Toksoplazma gondii’ye bağlı miyozit AIDS’teki en sık rastlanan nöromüsküler semptomdur. İskelet kası biyopsilerinden başarılı izolasyon yapıldığı bildirilmiştir.

Pulmoner toksoplazmoz latent infeksiyonun reaktivasyonu ile interstisyel pnömoni, nekrotizan pnömoni veya konsolidasyon şeklinde ortaya çıkabilir. Alveolar makrofaj, plevral sıvı ve hücre dışında alveolar eksudada takizoitler görülebilmektedir. Yaygın Gastrointestinal Sistem (GIS) tutuluşu yanında karaciğer pankreas, prostat, adrenal bezler ve böbrekler ile kemik iliği tutuluşları da gösterilmiştir.

Toksoplazmoz Kliniği

Klinik olarak Toksoplazmoz, 2 kategoride incelenebilir:

A) Edinsel Toksoplazmoz

B) Konjenital Toksoplazmoz

A) Edinsel Toksoplazmoz

1. İmmün sistemi normal olan kişilerde

Çoğunlukla selim seyirlidir. Asemptomatik bilateral servikal lenfadenopati vardır. Koltukaltı, kasık ve kulak arkasında da lenfodenopati olabilir. Yetişkin ve normal immüniteye sahip kişilerde yalnızca %10-20 dolayında semptom vermektedir. Lenf bezleri birbiriden ayrıdır, hassasiyet yoktur. Ateş, kırgınlık, gece terlemesi, makülopapüler raş, hepatosplenomegali, kas ağrıları, başağrısı ve atipik lenfositoz da görülebilir. Semptomlar genellikle bir kaç ayda kaybolur.

İmmün sistemi sağlıklı olanlarda göz olgularının büyük çoğunluğu konjenital infeksiyonun ileri yaşlarda ortaya çıkmasının sonucudur. Semptomatik bulgular hayatın ikinci ve üçüncü on yılında en yüksek insidanstadır. Klinik olarak 40 yaş üzerinde görülür. Karakteristik lezyon fokal nekrotizan retinittir.

Edinsel toksoplazmik korioretinit unilateraldir. Konjenital korionetinit ise bilateraldir. Akut korioretinitte ağrı, fotofobi, aşırı göz yaşarması vardır. İnfeksiyonun makuladaki etkisi ile santral görme kaybı olur. Spesifik sağaltımdan sonra hastaların %13-30’unda korioretinit tekrarı sıktır.

Ayırıcı tanıda infeksiyon mononükleoz, kedi tırmığı hastalığı, sarkoidoz, tüberküloz lenfadeniti, tularemi, metastatik korsinom, lösemi akla gelmelidir.

2. İmmün yetmezliği olan kişilerde

Hodgkin’li hastalar, hematolojik malignansiler, kollagen vasküler bozukluğu olanlar, organ transplantasyonu yapılanlar, homoseksüeller, ilaç bağımlıları, AIDS’liler toksoplazmoz açısından risk gruplarıdır. Bunlarda prognoz son derece kötüdür. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki AIDS’li hastaların %5-10’unda, Batı Avrupa’daki AIDS hastalarının %25’inde toksoplasmik ensefalit geliştiği öne sürülmektedir. Serolojik çalışmalar toksoplazmik ensefalitin kronik latent infeksiyonun aktivasyonuna bağlı olduğunu düşündürmektedir. Klinik olarak, hemipleji, görme güçlükleri, bilinç kaybı, letarji, ateş ve ense sertliği semptomları ile ortaya çıkmaktadır.

Radyolojik olarak kompüterize tomografi (CT) de AIDS’li hastaların beyninde %70-80 bilateral multipl lezyonlar görülebilmektedir. Toksoplazmik myelopatide CT ve Magnetik Resonans Görüntüleme (MR) de genellikle lokalize kord genişlemesi ve myelografide akış obstrüksiyonu görülür.

Toksoplazmik pnömonide uzamış ateş, öksürük ve dispne görülür. AIDS’li hastalarda toksoplazmik pnömoniden ölüm oranı %35 ten fazladır. AIDS’te toksoplazmik korioretinit %1-3 oranında görülmektedir. Lezyonlar bilateral veya multifokaldir, şiddetli vitreal infeksiyon görülür.

B) Konjenital Toksoplazmoz

Konjenital toksoplazmozis, çoğu kez gebelik esnasında annenin enfekte olması ile oluşmaktadır. Genellikle asemptomatik seyreder. Hamilelik öncesi 6-8 hafta içinde annenin enfekte olması da konjenital toksoplazmozise yol açabilir. Fransa’da yapılan bir çalışmada, konjenital infeksiyonun şiddeti ve insidansının annenin hangi trimestirde enfekte olduğuna bağlı olduğuna dikkat çekilmektedir. Buna göre eğer anne birinci trimestirde enfekte olmuş ve sağaltım yapılmamışsa konjenital infeksiyon oranı olguların %10-25’ini kapsamaktadır. Bunun sonucu spontan abortus, ölü doğum, yenidoğanda ağır toksoplazma defekti görülür. Birinci trimestirde fötal infeksiyon gorülme olasılığı, %30-54 ile %60-65 arasında değişir. İkinci trimestir infeksiyonlarında bu oran %72-79, üçüncü trimestir infeksiyonlarında ise %89-100 bulunmuştur. Annenin spesifik sağaltımı ile %60’a düşmektedir.

Konjenital toksoplazmozun klinik belirtileri çok çeşitli ve nonspesifiktir. Korioretinit, şaşılık, körlük, epilepsi, hipotoni, psikomotor bozukluklar, mental gerilik, ensefalit, mikrosefali, hidrosefali, intrakranial kalsifikasyonlar, hepatosplenomegali, ikter, peteşiyal kanamalar, anemi, lenfadenopati gibi semptomlar görülebilmektedir.

Kronik infeksiyonlu kadınların, abortus materyallerinden toksoplazma izolasyonu yapılabilmiştir.

Toksoplazmoz Tanı

Toksoplasmozun klinik belirtileri toksoplazmoza özgü olmayıp, yerleştiği organa göre değişmektedir. Doğru tanı için klinik bulgular dikkate alınarak farklı direkt ve indirekt yöntemler kullanılmaktadır.

A. Doğrudan (Direkt) Tanı Yöntemleri:

1. Toksoplasma izolasyonu

2. Polymerase Chain Reaction (PCR)

3. Antijen spesifik lenfosit transformasyon ve lenfosit kopyalama tekniği

4. Histolojik tanı

B. Dolaylı (İndirekt) Tanı Yöntemleri:

Toksoplazmaya özgü antikorları görmek için kullanılan serolojik testler tanı için asıl testlerdir. İnsanlarda toksoplazma antikorları yüksek seviyede (1/512 IFA) yıllarca kalabilir. Tanıda birçok serolojik test tarif edilmiş ancak bunlardan birkaçının klinisyenler açısından yararlı olduğu görülmüştür. Tanıda kullanılan dolaylı yöntemlerin başında Sabin Feldman Dye testi gelmektedir. Bu test aynı zamanda, referans testi olarak kabul edilmektedir.

Toksoplazmozise bağlı IgG antikorları infeksiyonun alımından sonra 1-2 hafta içinde belirir, 1-2 ayda pik yapar, değişebilir değerlere düşer ve genellikle 2-7 yıl içinde kaybolur veya bütün hayat boyu kalırlar.

Tanıda kullanılan indirekt yöntemler şöyle sıralanabilir

1. Sabin-Feldman Dye Test,

2. İndirekt Fluoresans Antikor Testi (IFAT),

3. Aglutinasyon Testi,

4. Kompleman Fiksasyon Testi,

5. IgG Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA-IgG),

6. IFAT IgM,

7. Double Sandwich IgM Enzyme Linked Immunosorbent Assay (DS-IgM-ELISA),

8. IgM Immunosorbent Agglutination Assay (ISAGA-IgM),

9. IgA Enzyme Linked Immunosorbent Assay,

10. IgE Enzyme Linked Immunosorbent Assay.

Toksoplazmoz Sağaltımı

Uygulanacak sağaltım protokolü hastanın kliniğine ve immün sistem yeterliliğine göre belirlenir. Yalnızca lenfadenopati formu görülen, semptomları şiddetli olmayan immünkompetan erişkinlerde sağaltıma gerek duyulmayabilir. İmmünyetmezlik durumlarında 6 ay veya daha uzun süre sağaltım sürdürülebilir. Bugün kullanılanlar içinde toksoplazmoza karşı çok etkin bir kemoterapötik yoktur. Tüm kemoterapötikler sadece takizoitler üzerine etkili olup doku kistleri bunlara direnç göstermektedir. Fakat Azitromisin ve atovaquone’de farklı sonuçlar alınmıştır.

1. Pirimetamin (Daraprim): Gastrointestinal sistemden absorbe olup yarı ömrü 4-5 gündür. Folik asit antagonisti olduğu için kemik iliği üzerine inhibisyon en önemli yan etkisidir. Haftada 2 kez perifer kan hücreleri ve trombositler sayılmalıdır. Folinik asit günde 5-10 mg. verilerek bu yan etki azaltılabilir. Bu doz AIDS’li hastalarda gün 50 mg. olmalıdır. Bulantı ve şiddetli baş ağrısı yapabilir. Türkiye’de preparatı yoktur. Yurt dışında Daraprim (25 mg’lık kompirmeler) adıyla bulunmaktadır. Erişkinlerde 100-200 mg/gün ikiye bölünerek verilir. İdame dozu 25-50 mg. r, 2-4 hafta kadar veya 15 gün arayla 3-6 ay verilir. Yeni doğanda yükleme dozu 2mg/kg/gün olup idame dozu 1 mg/kg dır. Sağaltma bir aydan bir yıla kadar devam edilebilir. Göz toksoplazmozunda 50 mg/gün verilir.

2. Sulfadiazin: Piritmetamin ile sinerjistik etki gösterdiğinden kombine kullanılır. Kısa etkili bir sülfonamiddir. Yarı ömrü 10-12 saattir. Yan etkileri deri döküntüsü ve böbreklerde kristalizasyondur. Bunu önlemek amacıyla bol su içilmesi ve ağız yoluyla bikarbonat kullanımı önerilmektedir.

Hamilelerde ve yeni doğanda kullanılamaz. AIDS’li hastalarda kemik iliği supresyonu ve nefrotoksik etkisi sık rastlanmaktadır. Pirimetamin ile kombine kullanımı tek kullanımına oranla 6 kez daha etkin bulunmuştur. Başlangıç dozu günde 4 gr. dır. İdame dozu 1-1.5 gr. dır. Dörde bölünerek verilir.

3. Klindamisin: Bakteriler üzerine etkisi protein sentezi inhibisyonu olmakla beraber T. gondii üzerine etki mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Pirimetamin ile kombinasyonu etkili olup, Pimetamin + Sulfadiazine kombinasyonu toksiktir. Deri ve GIS üzerine yan etkileri vardır. Elektromiyelografi (EMG)'de anormal görünüm ile miyopati ve yüksek serum fosfokinaz seviyesi bildirilmiştir. Dozu her 6 saatte bir 600 mg.dır. Oral ve I.V. yoldan kullanılabilir. I.V. dozu 1200 mg/6 saat şeklindedir.

4. Spiramisin: Toksoplazmoziste kullanılan diğer bir antibiyotiktir. İyi tolere edilmesine karşın sulfonamid + pirimetamin kombinasyonundan daha az etkilidir. Hamilelikte kullanılan spiramisin bebek enfekte olmuşsa hastalığın şiddetini azaltmaz ancak, parazitlerin anneden bebeğe geçişini %60 önlediği gösterilmiştir. Yenidoğanların konjenital infeksiyonlarında da etkili görülmektedir. Erişkin dozu ve gebelerde kullanımı 3-6 gr./gün'dür. Günlük doz 2 veya 4’e bölünerek verilir.

Yeni doğanlarda 100 mg/kg/gün verilir. AIDS’li ve toksoplazmik ensefalitli hastaların akut tedavisinde idame ve profilaktik tedavide etkili bulunmuştur.

Araştırma Aşamasındaki Kemoterapötikler

1. Dapson: Bu sulfonamid toksoplazmik ensefalit tedavisinde de 100 mg/gün dozuyla, 25 mg/gün pirimetaminle birlikte kullanılır. Deride kızarma ateş ve hematolojik bozukluklara sık rastlanır.

2. Pirimetamin - sulfadoksin (Fansidar): TE olgularında %80 cevap alınmıştır. Deri döküntüsü, GIS bozuklukları, kan tablosunda değişiklik ve Stevens Johnson sendromu yan etki olarak ortaya çıkmaktadır.

3. Trimetoprim - Sulfametoksazol: Pirimetamin - sulfadiazine benzer etkisi vardır. Ancak daha az etkilidir.

4. Makrolidler -Azalidler: Roksitromisin; spiramisin gibi makrolid grubu antibiyotik olup yarı ömrü daha uzundur. İmmünsuprese TE’li farelerde sağaltımda yüksek derecede etkin bulunmuştur.

Azitromisin; T. gondii’ye karşı aktivitesi invitro ve hayvanlarda invivo olarak araştırılmıştır. Chang ve Pechere T. gondii’ye karşı aktiviteyi (3H)-Urasil’in parazite girişini ölçerek belirlemiş ve buna göre azitromisin’in roksitromisin’den biraz, spiramisin’den daha güçlü olduğu gösterilmiştir. Deneysel akut toksoplazmoz modellerinde azitromisin’in sulfadiazin veya pirimetamin gibi bir başka kemoterapötik ajanla kombine verilmesinin belirgin bir sinerjistik etki sağladığı görülmüştür.

5. Tetrasiklinler: Doksisiklin TE'de 300 mg/gün I.V. doz üçe bölünerek 6 gün süre ile verildiğinde iyi bir sonuç vermiştir.

6. İmmunoterapi: İnterferon-gamma (IFN-Gamma) TE sağaltımında denenmektedir. Yine TE sağaltımı için CD8+ T hücreleri veya LAK hücreleri kullanımı tasarlanmaktadır.

Korunma

İmmünyetmezlikli hastalarda ve seronegatif hamile kadınlarda korunma çok büyük önem taşımaktadır. Çiğ veya az pişmiş etlerden yapılmış ürünlerin yenmesi önlenmelidir. Etin 66°C'nin üstünde pişirilmesi ve -20°C de 24 saat dondurulması ile doku kistleri ölmektedir.

Çiğ et ve sebzelerle temastan sonra eller iyice yıkanmalıdır. Ayrıca sebze ve meyvelerin üzerinde de ookistlerin bulunma olasılığı dikkate alınarak yenmeden önce çok iyi yıkanmalıdır. Çiğ yumurta yemekten ve çiğ süt içmekten sakınılmalıdır. Beş dk. kaynamış yumurtada, 3 dk. sahanda pişirilmiş yumurtada da canlı parazit saptanmıştır. Kedi dışkıları ile kirlenme ihtimali bulunan yüzeylerden uzak durmalı kedilerle sıkı ilişkiden kaçınılmalıdır. Kedi dışkısıyla kasaplık hayvanların yemlerinin kirlenmesi önlenmelidir.

Enfekte insan ve hayvanların her türlü vücut salgı ve çıkartılarının etrafa dağılmaması için özen gösterilmeli, sinek ve hamamböceği gibi artropodların da bulaşımda rol oynayacakları dikkate alınarak mücadelede titizlik gösterilmelidir.

Kan ve kan ürünleri naklinde toksoplazma seropozitif kişiler verici kabul edilmemelidir. Organ transplantasyonuna bağlı immünyetersiz hastalarda ve lökositten zengin kan transfüzyonu sonucu toksoplazmoz bulaşımı öldürücüdür. Profilaktik sağaltım Pirimetamin 25 mg/gün 6 hafta kullanılır. Tüm hamile kadınlarda en az 10-12, gebelik haftasında serolojik testler uygulanmalı ve 20-22. haftada tekrar edilmelidir. Doğuma yakın yeni bir kontrol faydalıdır. İlk testlerde seropozitif kadınların aynı serumlarında lgM bakılmalıdır.

Kaynaklar

1.        Ashburn D, Chatterton JM, Evans R, et al: Success in the toxoplasma dye test. J Infect 2001; 42: 16-9.

2.        Beaman MH: Toxoplasmosis. In: Rakel RE, Bope ET, eds. Conn's Current Therapy. 53rd ed. Philadelphia, Pa: WB Saunders; 2001: 156-62.

3.        Black MW, Boothroyd JC: Lytic cycle of Toxoplasma gondii. Microbiol Mol Biol Rev 2000; 64: 607-23.

4.        Boyer KM: Diagnostic testing for congenital toxoplasmosis. Pediatr Infect Dis J 2001; 20(1): 59-60.

5.        Chen XG, Wu K, Lun ZR: Toxoplasmosis researches in China. Chin Med J (Engl) 2005; 118(12): 1015-21.

6.        Cold CJ, Sell TL, Reed KD: Diagnosis -- disseminated toxoplasmosis. Clin Med Res 2005; 3(3): 186.

7.        Foulon W, Naessens A, Ho-Yen D: Prevention of congenital toxoplasmosis. J Perinat Med 2000; 28: 337-45.

8.        Gagne SS: Toxoplasmosis . Prim Care Update Ob Gyns 2001; 8: 122-126.

9.        Gardner WG: Toxoplasmosis. In: Dambro MR, ed. Griffith's 5-Minute Clinical Consult. Philadelphia, Pa: Lippincott Williams & Wilkins; 1999: 1090-1.

10.     Hill DE, Chirukandoth S, Dubey JP: Biology and epidemiology of Toxoplasma gondii in man and animals. Anim Health Res Rev 2005; 6(1): 41-61.

11.     Jones JL, Kruszon-Moran D, Wilson M, et al: Toxoplasma gondii infection in the United States: seroprevalence and risk factors . Am J Epidemiol 2001; 154: 357-65.

12.     Jones JL, Lopez A, Wilson M, et al: Congenital toxoplasmosis: a review. Obstet Gynecol Surv 2001; 56: 296-305.

13.     Kravetz JD, Federman DG: Toxoplasmosis in pregnancy. Am J Med 2005; 118(3): 212-6.

14.     Krogstad DJ: Toxoplasmosis. In: Goldman L, Bennett JC, eds. Cecil Textbook of Medicine. 21st ed. Philadelphia, Pa: WB Saunders; 2000: 1963-7.

15.     Lappalainen M, Hedman K: Serodiagnosis of toxoplasmosis. The impact of measurement of IgG avidity. Ann Ist Super Sanita 2004; 40(1): 81-8.

16.     Luder CG, Bohne W, Soldati D: Toxoplasmosis: a persisting challenge . Trends Parasitol 2001; 17: 460-3.

17.     Lynfield R, Guerina NG: Toxoplasmosis. Pediatr Rev 1997; 18(3): 75-83.

18.     McLeod R, Remington JS: Toxoplasmosis (Toxoplasma gondii). In: Behrman RE, Kliegman RM, Jenson HB, eds. Nelson Textbook of Pediatrics. 16th ed. Philadelphia, Pa: WB Saunders; 2000: 1054-62.

19.     McLeod R, Boyer K, Roizen N, et al: The child with congenital toxoplasmosis. Curr Clin Top Infect Dis 2000; 20: 189-208.

20.     Montoya JG, Remington JS: Toxoplasma gondii. In: Mandell GL, Bennett JE, Dolin R, eds. Principles and Practice of Infectious Diseases. 5th ed. Philadelphia, Pa: Churchill Livingstone; 2000: 2858-88.

21.     Montoya JG, Rosso F: Diagnosis and management of toxoplasmosis. Clin Perinatol 2005; 32(3): 705-26.

22.     Montoya JG, Liesenfeld O: Toxoplasmosis. Lancet 2004 ; 363(9425): 1965-76.

23.     Peyron F, Wallon M: Options for the pharmacotherapy of toxoplasmosis during pregnancy . Expert Opin Pharmacother 2001; 2: 1269-74.

24.     Pickering LK, Peter G, Baker CJ: Drugs for Parasitic Infections. In: AAP 2000 Red Book: Report of the Committee on Infectious Diseases. 25th ed. Elk Grove Village, Ill: American Academy of Pediatrics; 2000: 693-717.

25.     Pinon JM, Dumon H, Chemla C, et al: Strategy for diagnosis of congenital toxoplasmosis: evaluation of methods comparing mothers and newborns and standard methods for postnatal detection of immunoglobulin G, M, and A antibodies . J Clin Microbiol 2001; 39: 2267-71.

26.     Remington JS, Thulliez P, Montoya JG: Recent developments for diagnosis of toxoplasmosis. J Clin Microbiol 2004; 42(3): 941-5.

27.     Robert-Gangneux F: Contribution of new techniques for the diagnosis of congenital toxoplasmosis. Clin Lab 2001; 47: 135-41.

28.     Rothova A: Ocular manifestations of toxoplasmosis. Curr Opin Ophthalmol 2003; 14(6): 384-8.

29.     Saygi G. The epidemiology of toxoplasmosis in Turkey--a review of the literature.

30.     Wiad Parazytol. 2001;47 Suppl 1:19-30.

31.     Schwartzman JD: Toxoplasmosis. Curr Infect Dis Rep 2001; 3: 85-89.

32.     Switaj K, Master A, Skrzypczak M: Recent trends in molecular diagnostics for Toxoplasma gondii infections. Clin Microbiol Infect 2005; 11(3): 170-6.

33.     Tenter AM, Heckeroth AR, Weiss LM: Toxoplasma gondii: from animals to humans. Int J Parasitol 2000; 30: 1217-58.

34.     Tierney,Jr LM, McPhee SJ, Papadakis MA, eds: Toxoplasmosis. In: Current Medical Diagnosis & Treatment. 40th ed. New York, NY: McGraw-Hill; 2001: 1444-7.

35.     Trikha I, Wig N: Management of toxoplasmosis in AIDS. Indian J Med Sci 2001; 55: 87-98.

Sitemizde sizlere daha iyi hizmet sunulabilmek için yasal düzenlemelere uygun çerezler (cookies) kullanıyoruz.Detaylı bilgi
Tamam