Kapat

PİNHOLE (İĞNE DELİĞİ) KAMERA

ŞEKİL VE RESİMLERİ GÖREMİYORSANIZ www.megep.meb.gov.tr ADRESİNDEN İLGİLİ MODÜLÜ AÇARAK İNCELEYEBİLİRSİNİZ.

1. FOTOĞRAFIN BULUNUŞU
1.1. Tanımı ve Önemi
İnsanoğlu ilk günlerinden başlayarak düşüncelerini, duygularını bir yüzey üzerine
aktarmaya çalışmıştır. Mağara duvarına bizon resmini çizen insandan başlayarak, tarih içinde
çeşitli yüzeyleri; çizerek, boyayarak ve baskı tekniklerini kullanarak gördüklerini ve
duygularını sabit bir yüzey üzerine kaydetme eğilimleri göstermiştir.Tüm bu çaba ve
arayışları 1800’lü yılların ortalarında, ışığı ve ışığa karşı duyarlı bir yüzeyi kullanarak
nesnelerin görüntülerini yüzey üzerine kaydederek sabitleştirme tekniğini bulmayla
sonuçlanmıştır.
Yüzeyi, pozlayarak kullanılan bu yöntemin adı fotoğraftır. İnsanın ilk olarak suretini
su üzerindeki yansımalarından görebildiği göz önünde bulundurulursa bu buluş muazzam bir
ilerlemedir. İngiliz dilinde iğne deliği (pinhole), fotoğraf literatüründe ise karanlık oda ya da
karanlık kutu (KAMERA obscura) adıyla anılan fotoğraf tekniği oldukça basit bir ilkeye
dayanır. Latince'de "kamera" "oda", "obscura" da "karanlık" anlamlarını taşır.
Resim.1.1:KAMERA obscura
Güneşli bir günde, üzerinde minicik bir deliği olan bir odadan girdiğinizde, deliğin
karşısındaki duvar yüzeyinde bir görüntünün oluştuğuna tanıklık edebilirsiniz. Bir sihir gibi
görünmekle birlikte bu oluşum, eskiden beri bilinen basit bir fizik kuralına dayanır. Doğru
boyunca yol alan ışık yansıtıcı bir objeye çarptığında, bazı ışık ışınları geri yansır. Yansıyan
ışık ışınları çok ince bir malzemeden yapılmış çok küçük bir delikten saçılmaksızın geçebilirler.
1.2. Fotoğrafı Bulan Kişiler ve İlk Fotoğrafçılar
 Thomas Wedwood
Karanlık kutunun sağladığı görüntüyü, yüzey üzerinde sabitleştirebilmek için ışığa
karşı duyarlı olan ve ışıktan etkilenerek tonu değişen bazı kimyasal maddelerle özelliklede
gümüş nitrat ve gümüş klorür üzerinde daha detaylı çalışmalar gerekmiştir. Thomas
Wedgwood (1771-1805) ilk kez ışığı kullanarak yanı pozlama yoluyla bir nesnenin
görüntüsünü yüzey üzerine kayıt etmeyi başardı.
Resim.1.2: Thomas Wedgwood (1771-1805)
Wedgwood şöyle diyordu: “Beyaz bir kağıt ya da beyaz bir deri, gümüş nitrat
alaşımıyla ıslatıldıktan sonra tamamen karanlık bir ortamda tutulduğunda, herhangi bir
değişiklik sözkonusu olmaz, ancak gün ışığına çıkarıldığında kağıt ya da derinin tonu hızla
değişir, zaman ilerledikçe kahverengi ve grinin ton değerleri görülür. Uzun süre sonra
kararır. Kâğıt ya da derinin üzerine herhangi bir nesne konulduğunda, nesnenin kapladığı yer
beyaz kalır, diğer yerler aşamalı olarak kararır”
Wedgwood’un gerçekleştirdiği basit deney şöyleydi: Gümüş nitrat alaşımı sürülmüş
olan kağıt ya da parşömen üzerine, düz bir nesne örneğin madeni para, anahtar yada bir
yaprak koydu, yüzey üzerine düşen güneş ışığı gümüş nitrat sürülmüş yüzeyi karartarak
nesneyi siluet yanı beyaz olarak ortaya çıkarttı. Wedgwood siluetin yanı nesnenin
görüntüsünün gidererek kararmasını engelleyemedi. Siluet sabitleştirilmediği için güçlü bir
ışığa tutulduğunda karararak yok oluyordu. Wedgwood’un uyguladığı yöntem; güneşe
tutularak kâğıt üzerine oyulmuş şekillerin elma üzerinde oluşturulmasına benzemektedir.
 Niepce
Bu çalışmalar, yeni araştırmalara yol açtı, özelliklede görüntülerin kimyasal yoldan
çoğaltılması düşüncesini geliştirdi. Aynı dönemde, litografgi (taşbaskı) adı verilen yeni bir
yöntemle görüntüler kopya edilerek çoğaltılmaya başlandı. Kireç taşının kimyasal
özelliklerinden yararlanılarak geliştirilen taş baskı tekniği 19. yüzyılın ilkyarısında Avrupa
da yayılmaya başladı. Bu yöntem, fotoğrafın öncülerinden Joseph Nicephore Niepce’in
(1765-1833) dikkatini çekti.
Resim.1.3: Joseph Nicephore Niepce’in (1765-1833)
Niepce, taşbaskı tekniği ile çeşitli denemeler yaptı. Mürekkep ve çeşitli vernikleri
kimyasal yollarla karıştırdı ve gümüş tuzlarıyla duyarlı hale getirilmiş bir vernik alaşımını
kullanarak gravür kopyalamayı başardı. Niepce’in bu tekniği aslında Wedgwood’nun
tekniğinden farklı değildir. Niepce, kardeşi ve oğlu Isdore Niepce’le(1805–1868) birlikte, taş
baskı ve gravür kopyalama işine yöneldi. Niepce, ışığa karşı duyarlı malzemeyi geliştirdi ve
bu malzemeyi bir levha üzerine sürerek duyarlı yüzey elde etti. Gravür kopyalama işinden bu
yöntemi kullandı. Ancak, görüntünün bu yüzey üzerine pozlanmasını gerçekleştiremedi.
1815’te duyarlı yüzeyi karanlık odada pozlandırma düşüncesini geliştirdi. 1816 da Niepce ilk
sonuçlarını aldı; konunun koyu bölümlerini açık, açık bölümlerini de koyu olarak yüzey
üzerine kayıt etmeyi başardı. Böylece Niepce, Wedgwood’tan habersiz karanlık kutuyu
kullanarak görüntü kayıt etmeyi başardı. Niepce’nin elde ettiği bu görüntü daha sonraki
yıllarda fotoğrafçılıkta çok sık kullanılacak olan negatif görüntüydü. Gün ışığında bakıldığı
zaman hemen yok olan negatifte, baskı yoluyla gerçek fotoğrafı elde etmeyi düşünemedi. O,
karanlık kutuyu kullanarak bir seferde pozitif fotoğrafı elde etmeye çalıştı.
Niepce bir taraftan, karanlık kutuya giren ışığı kontrol edebilmek için diyafram
sistemini kulandı. Öte yandan ise ışıktan etkilenerek ton değeri değişen yeni maddelerin
peşine düştü. Niepce, bütün bu yorucu çalış (1824).
Resim.1.4: Joseph Nicéphore Niépce. Kurulmuş Masa. Heliyografi. 1827
Lavanta yağı ile karıştırılan yahuda bitümü maddesi karanlıkta tutulduktan sonra,
ışıkla pozlandığında kimyasal olarak bozulmayan bir yapıya sahiptir. Niepce, kurşun ve
kalay alaşımından oluşun bir levha üzerine bu maddeyi kaplayarak, ışığa karşı duyarlı bir
yüzey elde etti. Işık etkisinde kalan duyarlı yüzey, ışıktan etkilenerek değişiyordu. Işıktan
çok etkilenen yerler yani konunun aydınlık ve beyaz alanları levha üzerinde beyazlaşıyor ve
o şekilde sabit kalıyordu. Konunun daha koyu alanları ise levha üzerinde daha az değişiyor
ve karanlık kalıyordu. Levha ışıkta yeterli süre kaldıktan (yeterli pozlamadan ) sonra duyarlı
yüzeyi karanlık yerleri yani ışık almamış alanları levha üzerinden güçlü bir çözücü ile
temizleniyordu. Sonuç olarak, ışıktan etkilenen alanlar beyazlaşmış olarak ışıktan
etkilenmeyen alanlar ise duyarkatın eritilmesiyle (temizlenmesiyle) çıplaklaşan levha olarak
ortaya çıkıyordu. Niepce, helyografiyi gravür kopyalamak için kullandı. 1827 yılında ise
fotoğraf makinesini kullanarak tarihin bilinen ilk fotoğrafını çekti.
 Dagerryotip
Yahuda bitümü, ışığa karşı çok duyarlı bir madde olmadığı için pozlama süresi çok
uzundu, güneş altında tam sekiz saat pozlamak gerekiyordu. Pozlama süresini kısaltmak için
Niepce başka maddelerin arayışına girdi. Bu arada, Paris’te optikçi Charles Louis
Chevaliaer’in (1804- 1859) evinde Louis Jacgues Mande Daguerre’le(1787-1851) tanıştığı (1827).
ResimF.1.5: Louis-Jacques-Mandé Daguerre 1844
Daguerre, o dönemde ressam ve sahne gösterileri yapan bir kişiydi. Parisin çeşitli
tiyatrolarında Diyorama (Diorama) gösterileri yapıyordu. Diyorama fotoğrafın ortaya çıkış
sürecinde önemeli bir yere sahiptir. Daguerre,bu gösteri şöyle gerçekleştiriyordu: Küçük
boyutlarda yapılan çizim resimleri karanlık kutu aracılığıyla 14x22 m. Boyutlarındaki yarı
şeffaf tül perdeye büyütülerek her iki yüzüne resmediliyordu. Tül perde özel olarak
hazırlanmış salonlarda yukarıdan aşağıya doğru asılıyordu. Önden ve arkadan aydınlatılan bu
resim, ayrıca üzerindeki konuyu belirtmek ve ortam yaratabilmek için özel efektlerle
destekleniyordu. Karartılmış bir ortamda gerçekleştirilen bu gösteri, izleyicileri kuşkusuz çok etkiliyordu.
Resim .1. 6 Louis Jacques Mandé Daguerre Resim.1. 7: Bir Diorama bileti
resimli diorama. Bry-sur-Marne Kilisesi
Niepce, karanlık kutuyu ( KAMERA obscura) kullanarak diyorama gösterileri yapan
genç Daguerre’den etkilendi. Bu ilk tanışmanın (1827) ardından iki yıl sonra, yaşının da çok
ilerlemiş olması nedeni ile Daguerre’le bir ortaklık anlaşması imzalamaya karar verdi(1829).
Niepce, bütün araştırmaları ve elde ettiği sonuçlarla ilgili bilgileri en ince detayına kadar  Daguerre’e iletti.
Resim.1. 8: Bu litograf, Place du Château d'Eau’nun sol tarafını
göstermektedir. Arkada görünen yapı ise Daguerre’in Diorama’sıdır.
Arka duvarda yer alan uzun pencereler , ışığın geçirilmesini
sağlamaktadır. 1830-1835.
Niepcenin sağladığı bilgiler ışığında Daguerre çalışmalarını sürdürürken Nipce öldü
(1833). Daguerre çalışmalarını yeni kimyasal maddeleri denemeye yöneltti. Daguerre,1835
cıva buharından geliştirdiği yöntemi ile, doğrudan doğruya pozitif görüntüyü elde etti. 1837
de kendi yöntemi ile stüdyoda sabit nesnelerin, detaylı görüntülerini yüzey üzerine kaydetti
ve daha da önemlisi kaydettiği görüntüyü sabitleştirmeyi başardı. Daguerre elde ettiği sonuç
şaşılacak derecede iyi idi. Görüntünün aydınlık ve karanlık alanlarında her türlü detay vardı
ve konu kusursuz bir şekilde görülüyordu, pozlama süresi sekiz saatten birkaç dakikaya
düşmüştü,ayrıca uygulanan yöntem çok kolaydı. Daguerre, buluşuna Dagerreyotip
(Daguerreotype). Niepcenin mirasçısı olan oğlu İsidore, Daguerre ile isteksiz olarak yeni bir
anlaşma imzaladı. Daguerre bu anlaşmada, yeni yöntemin sadece kendi adıyla anılmasını şart
koşarken, bu buluşunun ilk aşamasında Nicephore Niepcenin anılacağını belirti.
Dagerreyotip’in parasal ödülünü de Daguerre, Niepcenin oğlu İsidore’ye verdi (1839).
Daguerre yeni buluşunu François Arago’ya ( 1786- 1853 ) açıkladı. Arago, yöntemi
uyguladı ve sonuç karşısında şaşırdı, 7 ocak 1839’ da Fransız Bilimler Akademisinde
dagerreyotipi heyecanlı bir konuşma ile tanıttı. Işığı kullanarak yüzey üzerine bir nesnenin
görüntüsünü resmetme yöntemi çok ilgi uyandırdı. İnsanlar Daghuerre’in peşine düştüler.
Aynı günlerde bir yangın sonucu Dagueerre’nin atölyesi yandı. Yangın sonucunda her şeyini
kaybeden Dagueerre daha çok ilgi odağı haline geldi. Louis-Philippe’in hazırladığı bir
yasayla devlet belli bir ücret karşılığında Dagueerre İsidore Niepceden Dagerreyotipi satın
aldı. Dagueerre, çalışmalarını yeniden sürdürdü. 19 Ağustos 1939 Fransız Bilimler
Akademisi tarafından Dagerreyotip buluşu onaylandı.
Dagueerre aynı yıl içinde yöntemini anlatan bir broşür yayınladı: Daguerretip ve
Diyaroma Yönteminin Tarihçesi ve Tarifi. Broşür İngilizce, Almanca, İtalyanca, İspanyolca
ve İsveççe’ ye çevrildi. Dagerreyotipin yöntemi şöyleydi: Üzerine gümüş sürülmüş ve
yüzeyi düzleştirilerek parlatılmış bakır levha, içinde iyot partikülleri bulunan bir kabin
üstüne kapatılır, kabın içinde buharlaşan iyot, bakır levha yüzeyindeki gümüşle birleşerek
ışığa karşı duyarlı gümüş iyodu meydana getirir. Bu levha, fotoğraf makinesiyle 20 dakika
pozlanır. Pozlama sırasında, gümüş iyot üzerinde gelen ışıklar ışık alan yerlerdeki gümüş
yoğunluğunu azaltır. Daguerre daha sonra pozlanmış levhayı altından ocakla ısıtılan cıva
dolu bir kabın üstüne yanı cıva buharına tutar. Cıva buharı, ışık alan yerlerdeki gümüşü,
ışıktan etkilenme oranına göre yavaşça azaltır ve pozitif görüntü ortaya çıkar. Daha sonra
levha sodyum hipo sülfüte konularak görüntü sabitlenir. Ve pozlanmamış (değişmemiş)
gümüş tuzları levha üzerinden temizlenir. Böylece konunun az ışık alan yerleri karanlık
gözükür. Bu banyodan sonra levha yıkanır ve kurutulur. Görüntünün ortaya çıktığı levha
yüzeyi en küçük sürtünmeyle bozulacak derecede hassas olduğu için önüne bir cam
konularak korunur.
Resim.1. 8: (Dagerotip Yönteminin ve Dioramanın Tarihçesi ve Tarifi) adlı Kitabın, nadir
bulunan ilk basımın Alphonse Giraux imzalı (yayımlayan) ön (başlık) sayfası. Ön sayfada
bulunan el yazısı, Bry belediye başkanı, Daguerre’in oğlunun yakın arkadaşı M.Mentienne’in
imzası yer almaktadır.
Dagerryotip yöntemi ile çekilen fotoğraf tektir. Aynı fotoğraftan birden fazla elde
etmek için sürecin aynen tekrarlanması gerekir. Ayrıca dagerryotipi görmek güçtür. Gümüş
kaplı bakır levha parlatıldığı için üzerindeki görüntü bir ayna etkisi oluşturur. Ayrıca
fotoğrafın önündeki cam nedeni ile görülebilmesi kolay değildir. Ancak belli bir açıda
tutulduğunda fotoğraf görülebilir. Diğer bir olumsuz yanı da pozlamanın uzun olmasıdır.
Pozlama için ortalama yarım saat gerekir. Doğayı renkli yerine tek renkli göstermesi en
büyük eleştiri nedeni olmuştur. Levhaların hareketlenmesi kullanılan aygıtların ağır ve
karmaşık olması da dagerryotip çalışmalarını güçleştirmiştir. Bütün bu olumsuzlukların
yanında detayı inanılmaz bir keskinlikte kaydetmesi dagerryotipin en önemli özelliğidir.
Dagerreyotipin bir endüstriye dönüşerek yayılması yanında, fotoğraf tarihi açısından
önemli gelişmeler oluyordu. Daguerre’e karşı eleştiriler hatta ağır tepkiler gelmeye
başlamıştı. Niepce’in dagerreyotip buluşundaki yeri ve önemi konusunda Niepce’in dostları
ağır eleştirilerde bulundular. Özellikle de Daguerre’i, Niepce’le tanıştıran optikçi Chevalier
bu eleştirileri yapanların başında yer aldı. Chevalier’e göre Niepce 1829 yıllında bir
anlaşmayla helyografiyle ilgili bütün bilgileri Daguerre’e aktarmıştı. Bu nedenle bu buluşu
Niepce’den başkası yapamazdı. Niepce 1825’ te gümüş klorürlü kağıt üzerinde elde ettiği ve
sabitleştirilmiş olan negatif görüntüleriyle ilgili çalışmasını 1827’de Londra Kraliyet Bilim
Akademisi sekreteri olan Dr. Bauer’e iletmişti ve konunun Bilim Akademisi’ne sunulmasını
istedi. Niepce, 1816’da başladığı çalışmalarını resmileştirmek istedi. Ancak süreç tanımlandı
ancak Bilim Akademisi’nin kurallarına göre yayın yapmak yasaktı. Bu nedenle, Niepce’in
çalışması yayınlanamadı. Dr.Bauer, konuyla ilgili şöyle demektedir: “Dagueere ve
Niepce’in,birbirlerinden ayrı olarak, dageereyotipin geliştirilerek ortaya çıkmasındaki farklı
aşamalardaki rolleri, asla her yönüyle doğru olarak bilinemeyecekti.” Niepce ve
Dagueere’den önce hiç kimse, karanlık odada hazırlanan duyarlı malzemeyi fotoğraf
makinesiyle pozlayarak görüntü elde etmemiştir. Bu ikiliye eklenecek tek bir isim
Wedgwood olabilir. Bu nedenle, şöyle demek daha doğrudur. Fotoğrafçılık, Wedgwood’un
araştırmalarıyla başlamış, Niepce ve Dagueere’in araştırma ve elde ettikleri sonuçlarla
gelişmiş, resmi olarak da Daguere tarafından sonuçlandırılmıştır.
 Kalotip— Talbot
Niepce ve Dagueere’nin çalışmaları sonucunda ortaya çıkan fotoğraf, metal levhalar
üzerinde gerçekleştiriliyordu. Metal levhaların yüzey olarak kullanılması önemli bir engel
oluşturuyordu. Ayrıca metal levhaların maliyeti de çok yüksek idi. Çekim işlemi sırasında
kullanılan karanlık kutular yani fotoğraf makinesi de çok ağır ve hantaldı. Bu anlamda,
fotoğrafçılığa yön vererek fotoğrafın daha geniş kitlelere yayılmasını sağlayan kişi İngiliz
bilim adamı William Henry Fox Talbot’dur (1800-1877).
Resim .1. 9:William Henry Fox Talbot 1800-1877)
Çok yönlü bir bilim adamı olan Talbot, 1833’de KAMERA lucida (aydınlık kutu)
kullanarak, kuzey İtalya ‘daki Como Gölü’nde çizimler yaptı. Bu çalışmalar, aydınlık kutu
yoluyla doğadan kopya resimler yapmanın ötesinde çalışmalar değildi. Ancak Talbot’un
amacı bu değildi, o karanlık kutunun sağladığı doğal görüntüyü kağıt üzerinde sabitlemeyi
düşündü ve kağıt üzerinde çalışmaya yöneldi. Yani karanlık kutunun verdiği görüntüyü ilk
kez kâğıt üzerine sabitlemeye çalıştı.
Resim .1. 10:KAMERA lucidanın optik yapısı
Wedgwood , Niepce ve Daguerre’in yolunda giderek 1835’de ilk sonucu elde etti.
Niepce’in negatifine benzemeyen ton değerleri olan negatifi kâğıt üzerinde elde etti.
Talbot’un iki büyük başarısı vardır: Birincisi kâğıt üzerinde negatif görüntü elde etmektir.
İkincisi ise negatif görüntüyü kullanarak sayısız pozitif elde etmektir. Talbot’un geliştirdiği
bu yöntemle birlikte artık bir çoğaltma aracı olmuştur. Dageereyotip yöntemiyle çekilen
fotoğraflar, bir tane idi ve çoğaltılamıyordu, bu nedenle de resim gibi biricikti oysa
Talbot’un yöntemiyle birlikte tek negatiften onlarca pozitif çoğaltılmaya başlandı.
Talbot kaliteli yazı kâğıdının, seyreltilmiş bilinen tuz (sodyum klorür) eriğine sokup
kurumasını bekledi, daha sonra kâğıdı güçlü gümüş nitrat eriyiğine soktu. Bu işlemi, her
kâğıt için defalarca tekrarladı. Kimyasal maddeler, reaksiyon sonucunda gümüş klorüre
dönüşüyor ve ışığa duyarlı olan bu madde kâğıt yüzeyinde ortaya çıkıyordu. Bu madde,
suyun içinde kâğıdın dokusunda çözülmüyordu. Bu şekilde hazırlanmış kâğıtların üstüne
Talbot; yaprak, tül,dantel gibi nesne koyarak güneş ışığında kağıdı pozladı. Kağıdın, güneş
ışığını alan yerleri aşamalı olarak karardı. Ve nesneler siluet olarak ortaya çıktı. Böylece
Talbot, kağıt üzerine kodlanmış olan gizli görüntüyü ortaya çıkarmayı başardı. Daha sonra
görüntüyü sabitleştirmek için önceleri sıcak tuzlu suyu,daha sonra arkadaşı olan bilim adamı
Sir John F.W.Herschel’in (1792-1871) önerisiyle sodyum hiposülfitten oluşan sabitleme
banyosunu kullandı (1839) , sodyum hiposülfit, o günden beri hâlâ sabitleme banyosu olarak
kullanılmaktadır. Talbot’un elde ettiği sonuç; siyah zemin üstünde beyaz siluet şeklinde
nesnedir. Bu sonuç günümüzün negatif görüntüsüdür. Talbot, bu negatif siluet görüntülere
fotojenik çizim ( photogenic drawing) ve gölge çizim ( sciagraphic;Yunanca,’skia’ gölge
demektir) adını verdi.
Resim .1. 11 W.H.F:Talbot. Bitkilerden elde ettiği bir negatif Görüntü.
Talbot, gümüş klorürlü kâğıtları sıradan karanlık kutularda ( fotoğraf makinesi)
kullandı. Yüksek ışık ortamında bir saat pozladı. Küçük fotoğraf makineleriyle çok kaliteli
ancak boyut olarak çok çok küçük fotoğraf elde etti. Talbot, negatif görüntüdeki aydınlık ve
karanlığın yeniden bir fotojenik çizimini yaparak negatiften birçok pozitif baskı yapmaya
yöneldi. Talbot aslında bu konuyla çok daha önce ilgilenmeye başlamıştı, Şubat 1835’deki
bir notunda şöyle demektedir: Fotojenik çizim (photogenic drawing) ya da gölge çizim
(sciagraphic) yönteminde; kâğıt eğer şeffaf olursa, ilk çizimdeki nesne bir sonraki çizimi
sağlar, sonuç olarak, aydınlık ve karanlık ters döner. Talbot, 1840’da yöntemini temelden
değiştirdi. Talbot ilk denemelerinde ışığa duyarlı kimyasal kâğıdı güneş ışığına tutarak
görüntü elde ediyordu. Görüntü, pozlama sırasında ortaya çıkıyordu. Oysa yeni yönteminde,
fotoğraf makinesi içinde pozlanan kağıt karanlıkta duracak ve kağıdın pozlanan gizli
görüntüsü ( latent image) kimyasal süreç sonunda görülebilir olacaktı. Talbot bu yönteme,
Yunanca kahos ‘ güzel’ ve typos ‘izlenim’ sözcüklerinden oluşan Kalotip ( Calotype) adını
verdi. Bu yeni yöntem kendi adıyla talbottype olarak adlandırıldı. Talbot ‘un arkadaşı olan
Sir John Herschel, arkadaşının bulduğu bu yeni yönteme, Yunanca photos (ışık) ve graphos
(çizmek) sözcüklerinden oluşan photography adını verdi. Ayrıca Sir John, Talbot’un
yöntemini tanımlarken ilk kez negatif ve pozitif sözcüklerini kullandı (1840). Talbot, Şubat
1841’de kalotipin patentini aldı.
F.1.12 W.H.F:Talbot.Kafesli Pencere Negatif görüntü. 1835
Talbot daha sonraki yıllarda kalotip yöntemine çeşitli eklemeler yaptı. Duyarlı
maddelerin niteliğini artırarak,pozlama süresini çok azalttı. Ancak dönemin fotoğrafçıları
kalotip yerine dagerreyotipi tercih etmeyi sürdürdüler. Dagerreyotipin detayı keskin, yüzeyi
parlak ve ton değerleri zengindi. Dagerreyotipin negatifi yoktu, tek bir fotoğraf olması, şıklık
ve zariflik simgesi olarak süslü çerçevelerde saklanmasını sağlıyordu. Kalotipin dateyı daha
yumuşaktı ve görüntü kağıdın yapısı nedeniyle benekliydi. Talbot’un kendisi de kalotipin
yayılmasını engelledi. Kendisinden izinsiz yani yüksek lisans ücreti ödemeden kullananların
hakkında davalar açtı. Aynı dönemde, Talbot kalotipin kitlesel üretimi için küçük bir de
imalathane açtı (1843) ve kalotip yöntemiyle üretilmiş fotoğrafların yer aldığı bir kitap
Doğanın Kalemi ( The Pencil of Nature; 1844) yayınladı. Bu, içinde fotoğrafında yer aldığı
ilk kitaptır. Kitapta, Paris’in ve Oxford’un çeşitli fotoğrafları yanında, Talbot’un yöntemiyle
ilgili bilgiler yer almıştır. Talbot, çalışmalarına ara vermedi, yöntemini geliştirmeye çalıştı
ve yaşamının kalan döneminde de 600 fotoğraf çekti.
 Saint-Victor (1805–1870)
Talbot’un yöntemiyle elde edilen negatif görüntünün kâğıt üzerinde olmasının iki
temel sakıncası vardı: Birincisi; kâğıt yapısı gereği ikinci bir kopyanın yapılabilmesi için
yeteri kadar şeffaf değildi. Bu da pozitifin detayını ve keskinliğini azaltıyordu. İkincisi ise
kâğıt tabanın yıpranma sorunuydu. Fotoğrafçılar için dagerreyotip ve kalotip yeterli değildi
ve arayışlar devam etti. Niepce’nin kuzeni olan Clade Fêlix Abel Niepce de Saint-
Victor(1805–1870) gümüş bileşimini yumurta akıyla (albümin) cam levha üzerine sürerek
çok nitelikli negatifler elde etmeyi başardı (1874). Cam yüzey, kâğıt yüzeye göre birçok
yarar sağladı. Camın doku sorunu yoktu, kendisi şeffaf bir yüzeydi ve kimyasal malzeme
pürüzsüz olarak sürülebiliyordu. Niepce de Jaint-Victor’un yöntemi şöyleydi: Yumurta akına
çok potasyum iyot katılarak, bu bileşim sertleşene kadar çırpılıyor ve ortaya çıkan köpük,
camın üzerine sürülerek kuruyana kadar bekletiliyor. Daha sonra üzerine yumurta akı
sürülmüş olan cam, duyarlı hale getirilmek için gümüş nitrat banyosuna daldırılıyor. Bu
yöntem, yumurta akı albümin kullanılarak yapıldığı için albüminli duyarkat (albümin
yöntemi) olarak adlandırılır. 1900’lerin başına kadar albümin yöntemi çeşitli yüzeylere
özellikle de kağıt yüzeylerin duyarkatla kaplanması için kullanılmıştır.
 Archer
 Kollodyum Yöntemi
Bu yeni gelişme de fotoğrafçıları pek tatmin etmedi. Görüntünün detayı çok iyi ve
duyarkat yüzeyi çok düzgün olmasına rağmen albüminle hazırlanan levhalar kolayca hasar
görüyordu ve pozlama süresikalotipten az değildi. Daha iyi duyarkatlı malzemeler birkaç yıl
içinde ortaya çıktı. İngiliz heykeltıraş Frederick Scoot Archer (1813-1857) albüminle
yapılan duyarkat yerine, alkol ve eter karışımı içinde pamuk-barut çözeltisi olan kollodyum
maddesini keşfetti (1851).
F.1.13:Frederick Scoot Archer (1813-1857)
Archer’in duyarlı yüzeyi hazırlaması şöyleydi: Kollodyum iyotla karıştırılarak cam bir
levha üzerine düzgün bir şekilde sıvanır. Camın yüzeyindeki alışımın bir süre pıhtılaşmasını
bekledikten sonra gümüş nitrat banyosuna daldırılarak yüzeyde gümüş iyodür oluşturulur ve
yüzey duyarlı hale getirilir. Böylece elde edilen duyarlı cam levha henüz yaşken; fotoğraf
makinesinde pozlanır ve aradan fazla zaman geçmeden üzerine pirogallik asit dökülerek
banyo edilir. Daha sonra ise sodyum tirosülfat ( sonraları potasyum siyanür) çözeltisi ile
görüntü sabitleştirilir. Bu yöntemde, banyo işleminin hemen yapılması gerekiyordu, çünkü
kollodyum katmanı sertleştikten sonra işleme tabi tutulamıyordu. Archer’in buluşu olan bu
yeni yöntem, yaş kollodyum yöntemi, dagerreyotip ve kalotipin yerini alarak1880’e kadar
çok yaygın olarak kullanılmıştır. Bu yeni yöntem, yeni bir yöntemin ötesinde fotoğrafçılığa
yeni bir anlayış getirmiştir. Artık cam levhaların duyarlılığı çok artmıştı. Pozlama süresi beş
saniyeye düşmüştü. Negatiften alınan pozitif kopyalar çok başarılıydı, ton farklılığı çok
ayrıntılıydı, ton değerleri net ve kesindi;ancak süreç çok uzundu ve hala çok malzeme kullanılıyordu.
 Gaspard Fêlix Taurnachon (Nadar)
Resim.1. 14: G.F.T. Nadar (1820-1920)
Archer’in yönteminin yaygınlaşmaya başladığı1850’li yıllarda, fotoğrafla ilgili olarak
bir kişi daha ortaya çıktı. Gaspard Fêlix Taurnachon (1820-1920) kısa adıyla Nadar. Nadar,
yazarlık ve karikatüristik yaptıktan sonra1849 yılında dikkatini fotoğraf çekmeye verdi.
David Octavius Hill gibi Nadar’da bir sanatçı olarak fotoğrafla ilgilendi ve ilk fotoğrafını
1850’de çekti. Nadar kollodyum yöntemini kullanarak çok başarılı fotoğraflar çekti. 1853’de
Paris’te bir fotoğraf stüdyosu açtı. Paris’te yaşayan bir çok ünlü dostunun portrelerini çekti.
Delacroix, Daumier gibi ünlü ressamların; Rossini, meyerbeer ve Richard Wagner gibi ünlü
bestecilerin; Baudelaire, Champleury, Gautier, Sainte-Beuve, Bakunin gibi filozof ve
politikacıların portrelerini çekti.
Ayrıca Nadar, bir balona yerleştirdiği fotoğraf makinesiyle ilk hava fotoğrafını
çekerken, fotoğrafı bilimsel amaçla kullanılan ilk kişi oldu.
F.1. 15:Eugene Pelletan 1855-59 F.1. 16:Gioacchino Rossini1856
 Richard Leach Maddox
Archer’in kollodyum yönteminin en önemli özelliği levhaların yaş olarak yani
kollodyumun kurumadan pozlandırılmasıydı. İngiliz Richard Leach Maddox (1816-1902)
tarafından 1871’de kollodyumun kuruyarak duyarlılığını kaybetmesi önlendi.
Resim.1. 17: Richard Leach Maddox(1816-1902)
Maddox’un buluşu devrim niteliğindeydi, çünkü gümüş bromürden oluşan jelatin
kıvamında bir duyarkatla kaplanan kuru levhalar artık aylarca, hatta yıllarca
pozlandırılmadan saklanabiliyordu. Hatta levhalar, pozlandırıldıktan sonra da aynı şekilde
saklanabiliyordu. Maddox’un bu yeni buluşuyla fotoğrafçılıkta kollodyumun yerini jelatin
maddesi almıştır. Jelatin bromürle kaplı bu yeni levhalar, yaş kollodyum levhalara göre çok
daha duyarlıdır. Pozlama süresi artık saniyenin dilimleriyle ölçülmeye başlanmıştır. Böylece
fotoğrafçılar ilk kez, fotoğraf makinesini taşıyan sehpalardan kurtularak, makinelerini
ellerinde taşımaya başladılar. Yine bu dönemde ilk kez an fotoğrafı çekilmeye başlandı ve
fotoğrafçılık hızla yayıldı.
 George Eastman
Kuru levha yöntemiyle fotoğrafçılığı endüstri haline dönüştürme çalışmalarına George
Eastman (1854-1932) başlamıştır.
F.1.17. George Eastman(1854–1932)
Eastman,1880’de kurduğu bir işletmeyle, pozlanmaya hazır cam yüzey üzerinde
jelatin bromürlü levhalar satmaya başlamıştır. Eastman, özel bir ortam içinde korunarak, seri
halde satılabilecek duyarlı malzemeler üretmeye başlamıştır. İlk denemeleri, kağıt kullanarak
kalotip yöntemine benzer çalışmalardı, ancak kağıdın şeffaf olmaması nedeniyle negatiflerde
detay sağlayamadı. 1889’da gümüş bromür duyarkatıyla kaplanmış selüloit filmi geliştirdi.
Eastman, esnek bir taban malzemesi düşüncesinden ortaya çıkarak bu malzemeyi geliştirdi.
Bundan sonra artık cam levhaların yerine selüloit rulolar kullanıldı. Bu duyarlı malzeme hem
makaralara sarılmış olarak hem de tek tek yaprak halinde piyasaya sürüldü.
1.3. İlk Fotoğraf Örnekleri
Işık yalnızca hayatin değil, sanatın da kaynağı. Varoluşun bu ele avuca sığmaz
çocuğu, karanlık çağlardan bu yana ele geçirilmek isteniyor. Kimi zaman elmaslarda yada
kristallerde aranan bu hakimiyeti, karanlıkta aramayı düşünebilen ilk kişi Aristo'dur. Bir iğne
deliğinden geçecek kadar sihirli ışık demetinin, geçtiği yerdeki nesneleri hafızasında
barındırarak sırlarını karanlık bir odanın duvarına açacağını da ondan başka kim
düşünebilirdi ki? Bu antik çağ bilgesinin açtığı iğne deliğinden sızan ışık, yüzyıllar sonra bir
Rönesans çılgınının yüzüne düştü. Leonardo usta, ışık ile karanlık arasındaki antik bağıntıyı
yeniçağa taşıdı.
Hiç kskusuz , tarih ve Her şey bir kulübenin çatısındaki güvercin evinin bulanık
görüntüsüyle başladı. Dünyada var olan en eski fotoğraf Nicéphore Niépce (emekli ordu
subayı) tarafından 1827 yılının bir yaz günü çekildi. Fotoğrafına haliograph (güneş çizimi)
adını vermişti. Fotoğrafın yaşı, bu fotoğraftan 12 yıl sonra başlamıştı.
Ocak 1839'da Fransız Bilim Akademisi Louis Jacgues Mande Doguerre'un metal bir
plakaya kalıcı bir baskı yöntemi keşfettiğini duyurdu. Daguerre (Niépce'nin son yıllarda
birlikte çalıştığı) sekiz saatten fazla olan pozlama süresini 30 dakikanın altına indirdi.
Sanatının sergilenmesiyle esrarengiz bir şekilde yürüttüğü çalışmalarını insanlara sundu.
Resim .1. 18: Nicéphore Niépce 1827
1827 Her şey bir kulübenin çatısındaki güvercin evinin bulanık görüntüsüyle başladı.
Dünyada var olan en eski fotoğraf Nicéphore Niépce (emekli ordu subayı) tarafından 1827
yılının bir yaz günü çekildi. Fotoğrafına haliograph (güneş çizimi) adını vermişti. Fotoğrafın
yaşı, bu fotoğraftan 12 yıl sonra başlamıştı.
Basitten karmaşığa bütün fotoğraf makineleri,iğne deliği fotoğraf makinesinin
sistemine göre çalışır.
Resim.1. 19:W.H.F Talbot.Kafesli Pencere Negatif görüntü. 1835.
1835: Raporların yayılması ile, İngiliz William Henry Fox Talbot hızlı bir şekilde
Kraliyet topluluğuna kendine özgü yöntemini ilan etti. Dört yıl önce Talbot'un
laboratuvarlarının penceresine doğru çektiği görüntü, şu an bilinen en eski kağıt negatiftir (posta pulu).
Resim .1. 20.:Joseph Saxon 1829
1839: Cephanelik ve cupola Philadelphia'nın (Central High) yaşayan en eski Amerikan
fotoğrafının konusunu oluşturuyordu. Ve bu fotoğrafta, darphane memuru Joseph Saxon
tarafından çekilmiştir.
Resim .1. 21: L.J. M.Daguerre. Dagerotip. 1839.
Resim .1. 22: Louis Jacques Mande DAGUERRE, Boulevard du Temple, Paris, 1838
Ocak 1839'da Fransız Bilim Akademisi Louis Jacgues Mande Doguerre'un metal bir
plakaya kalıcı bir baskı yöntemi keşfettiğini duyurdu. Daguerre (Niépce'nin son yıllarda
birlikte çalıştığı) sekiz saatten fazla olan pozlama süresini 30 dakikanın altına indirdi.
Sanatının sergilenmesiyle esrarengiz bir şekilde yürüttüğü çalışmalarını insanlara sundu. Sağ
tarafta (daguere'nin) Paris stüdyosundaki fotoğrafladığı, durgun hayat ilk örneğidir.
Resim .1. 23. yıl 1839
1839: Dagerotip Yönteminin ve Dioramanın Tarihçesi ve Tarifi adlı Kitabın, nadir
bulunan ilk basımın Alphonse Giraux imzalı (yayımlayan) ön (başlık) sayfası. Ön sayfada
bulunan el yazısı, Bry belediye başkanı, Daguerre’in oğlunun yakın arkadaşı
M.Mentienne’in imzası yer almaktadır. Daguerre, Fransız hükümetini daguerreotype
tekniğinin detaylarını açığa vurmasından hemen sonra yöntemini yaygınlaştırmıştır. Bu 79
sayfalık kılavuz anında ilgi görmüştü.
Resim .1. 24:Hippolyte Bayard. Alçı dökümlerle hazırlanmış natürmort. Kağıt üzerine pozitif
görüntü.1839. Paris
Resim.1. 25: Robert Cornelius. Kendi Portresi. 1839. Dagerotip. Özel Koleksiyon. Philadelphia
Resim.1. 26: yıl 1839
1839: Kanadalı P.G.J. Lotbiniére tarafından resmedilen Atina'da bulunan Propylaea
erken Daguerreotype'ın tipik bir örneğidir. Binalar en fazla ilgi çeken konulardı. Başka ne
poz vermek için 15 dakika bekleyebilirdi ki?
F. 1. 27: L.J.M.Daguerre
Notlarına göre çabuk solan fotoğraf, ilk olarak baklava şekilli camları açığa vuracak
kadar yeterince belirgindi. Daguerreotype'ın netliğinde olmamasına rağmen, Talbot'un
negatif-pozitif yöntemi modern fotoğrafçılığın temelini oluşturmaktadır. 19 Ağustosta
Daguerre tekniğini heyecanlı Paris halkına anlattı. Birkaç saat içinde optik dükkânları
kendisini fotoğrafçı sanan insanların akınına uğradı. Üç gün sonra bir görgü tanığının
yazdıklarına göre "Paris'in bütün meydanlarında bulunan kiliselerin ve sarayların ününe
üçayaklı siyah kutular dikilmişti".
Resim.1. 28: L.J. M.Daguerre
1840: Hippolyte Bayard tarafından fotoğraflanan boğulmuş adam portresi. İlk kağıt
üzerine basılan direk pozitif bir fotoğraftı. Ve bu fotoğrafın başarısızlığı Daguerre tarafından hicvedilmiştir.
F.1. 29: John William Draper 1940
1840: Belki de en eski ay fotoğrafı. New York'lu bir kimya profesörü olan John
William Draper tarafından çekilmişti. 1969 Greenwich Kitapevinde gün ışığına çıkarılmıştı.
F.1. 30: W.H. Fox Talbot
1841: Calotype yöntemini patenti (Yunanca’da güzel resim anlamına gelen) W.H. Fox
Talbot tarafından alınmıştır. 1845 yılında D.O. Hill ve R. Adamson tarafından çekilen
McCandlish'in çocuklarıydı.
Resim.1. 31:W.H.F.Talbot. Açık Kapı “Open Door”. Kalotip negatifi. 1843 Doğanın Kalemi
kitabından, Fox Talbot Müzesi.
Resim.1. 32: 1843 W.H.F.Talbot
Resim .1. 33: W.H.F.Talbot
1844: Talbot, The Pencil of Nature (fotoğrafik tabakalar kitabı) isimli yayınını
basmaya başlamıştı. Ve Kraliçe Victoria bunun bir kopyasını satın almıştı.
Resim.1. 34: Daguerreotype
1845: İlk photomicrographslar (daguerreotype makinenin mikroskopla birleştirilerek )
yayımlandı. Bu kurbağa kan hücresinin büyütülmüş bir fotoğrafıydı.
Resim .1. 35: 1845 Gustav Oehme üç genç kızın portresi
Resim .1. 36: John Pumbe Washington 1845
Resim .1. 37: Friderich Von Martens. Paris Panoraması Louvre’dan Görünüm. Dagerotip. 1846
George Eastman Koleksiyonu: Paris'te yaşayan, baskı işiyle uğraşan Alman Friedrich
von Martens (lensi 150º 'den fazla bir eğride hareket eden) eğri bir düzleme aktaran bir
makine keşfetti. Bu fotoğraf, Left Bank'ın Loure müzesinin çatısından Marterns'in bakış
açısıyla görünüşüdür. Tüm daguerreotype görüntülerde olduğu gibi, bu görüntü de terstir.
Plakayı kavisleten bir kamerayla çekilmiştir.
Resim .1. 38: W.T.G. Morton 1846
1846: İlk tıbbi fotoğrafın örneği, Bostonlu W.T.G. Morton tarafından çekilen, ilk
acısız ameliyattan sonra dinlenme anının fotoğrafıydı. Bu ameliyatta ilk defa sülfürik eter
anestetik olarak kullanılmıştı.
Resim. 1. 39: Meksika savaşı sırasında Saltillo'dan gelen bir birleşik devletler tümgenerali ve
askerleri (1845-1948). Fotoğraf kullanarak belgelenen ilk savaştır.
Resim .1. 40: Daguerreotype'tan daha ucuz olan ambratype (örnek olarak avcı fotoğrafı), koyu
fon kullanılarak görüntüyü pozitif yapan bir cam fotoğrafıdır.1854
1856 İlk defa ferrotype kullanılmaya başlandı. Daha sonra bu işlem tintype olarak
adlandırılmıştı. Çok ucuz, hafif, sağlam albüm yapmak için uygun olduğundan
ambrotypeden daha yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Resim.1. 42: Thomas Skaife1858
1858 İlk hareket donduran fotoğraf, Thomas Skaife tarafından kendi tasarladığı
pistolgraph (tabanca şeklinde) kamerayla çekilmiştir. Bu, Londra'da bir top tarafından
fırlatılan merminin fotoğrafıydı.1858
Resim.1. 43: Henry Peac Robinson, beş negatifi bir kağıdın üzerine basarak ilk kompozit
fotoğrafı yapmıştır (Shelly'nin şiirinin görsel ifadesidir). 1858
Resim .1: 44.James Wallace Black
1860: Boston'un üzerinde 1200 feet yükseklikte bir balondan, James Wallace Black
tarafından çekilmiş, ilk Amerikan hava fotoğrafı. Nadar, iki yıl önce Paris’in fotoğraflarını çekmişti.
Resim .1: 45. Savaş fotoğrafı
1861: Sivil savaşın hasarları, birtakım fotoğrafçılar tarafından belgelendi. Ve
bunlardan birisi, muharebe alanlarındaki nemli plakalarla ağırlıklı olarak uğraşan grup,
Alexander Grander tarafından yönlendirildi.
1.4. Fotoğrafın Evrim Süreci
1.4.1. Karanlık Kutu-Kamera Obscura
Photos + graphus = ışık + çizim M.Ö. 4.Yüzyılda Aristo mağara deliğinden içeri giren
ışığın, karşı duvarda ters görüntüsünü yansıttığını bulur.1490 yılında Leonardo Da Vinci’ nin
yayınlanan notlarında resimde perspektif için karanlık odadan yararlanma fikrini ortaya attığı
bilinmektedir. 1500’lerde Kamera Obscura bulunur.
Bu düzeneğe Daniello Barbero' nun 1568 yılında bir diyafram düzeneği ve Gıralamo
Cardano’ nun ince kenarlı bir mercek ilave etmesiyle, optik ve mekanik açıdan çalışmalar
hemen hemen tamamlanmış olur.
17.-18. Yüzyılda KAMERA Obscura boyutları taşınabilir hale geldi. Alman bilim
adamı Johann Zahn 1776 'da özellikle portre resimleri çizebilmek için, elde taşınabilecek
kadar küçük KAMERA Obscurayı imal etti. Bu sistemde tüp içine yerleştirilmiş ileri geri
hareket edebilen netlik ayarı yapabilen bir mercek sistemi, ayrıca giren ışığın şiddetini
denetleyici bir delik ve görüntüyü yansıtan bir ayna bulunuyordu. Delikten geçen görüntüler,
kutunun yukarısında bulunan opal cam üzerine yerleştirilmiş yağ kâğıdından, yarı saydam
yüzeye düşüyordu. Bu sistem tek mercekli refleks makinelerin işlevine sahipti.
1.4.2. Fotoğrafın Optik Evrimi
Kayıtlara göre en eski optik firması 1756 'da Viyana 'da Johanh Crisroph Voightlander
tarafından kuruldu. Voighlande 1849 'da Brunswıch’ de bir fabrika kurdu ve bunu Viyana '
ya taşidı. Lenslerden başka geniş açılı objektifli fotoğraf makineleri üretmeye başladı. Ancak
başarı, Z- İkontarafından 1965 de ele geçirildi. Fotoğrafın keşfedildiğı yıllarda Paris'te çok
iyi bir optik firması vardı.Bunlar Derogy, Hermagis'tir. Fakat en önemlisi Daguerre'in
arkadaşı olan Chevaller 'dir Daguerre makinelerine uygun lens imal etmesiniistedi. Fakat
başarılı olmadı. Bu lens Petzval'ın Portrait Lens ile yarışacak bir lensti. Petzval 1839 'da
meslektaşı Andeos Freicerr Von Ettinghaussen' in zorlaması ile portre çekimine uygun
yüksek diyafram tasarımı üstlendi. Formülü Voighlande 'de devretti ve en çok aranan Portrait
Lensleri üretmeye başladı.Fransa 'da bir diğer lens üreticisi 1822 'de fabrika kuran Jean
Theodore Jamin 'dir. Daha sonra Fransa 'da binlerce objektif yapacak olan asistanı Alphonse
Darlot işi devraldı.Almanya 'da ilk lens fabrikası Agust Steinhell (1801-1870) tarafından
1852 yılında kuruldu. İngiltere' de mikroskop objektiflerinin mucidi Andresross'tur. 1844' de
Parisli Fredrerich Von Marters 150 derecelik bir alanın fotoğrafını çekebilen bir kamera
yapmıştır. Panoramik kamera olarak adlandırılan bu araç, üzerindeki bir çevirme kolu ile,
içerideki bir dişliyi çevirmekte, dişli de bir eksene bağlı olarak merceği döndürmektedir. Bu
dönme hareketi ile duyar kat yavaş yavaş pozlanıyordu. O zamanlar panoramik, kent ve doğa
fotoğrafları, bu tipkameralarla çekilmişti.1854'de Parisli fotoğrafçı Adolph Eugene Disderi,
portre çekimini kolaylaştırmak için, 6,5 X 8,5 inç boyutlarında, her biri ayrı ayrı
ayarlanabilen, çok mercekli bir kamera geliştirmiştir. Bu kamera ile bir fotoğrafik levha,
üzerine bir düzine fotoğraf çekilebiliyordu. Fotoğraf bilinçli olarak ilk kez 1853 -1856
yıllarında Kırım Savaşında iletişim niteliğinde kullanılmıştır. İngiliz Reoger Fenton, 360
savaş fotoğrafı çekmiş ve medya niteliğinde kullanmıştı. Basın tarihinde ilk kez bu
fotoğraflarla sansür uygulanmıştır. Nedeni ise İngiliz halkının rencide olmasıdır.
 Renkli Filmlere Geçiş (Autochrome)
1907 yılında Fransız Lumiere Kardeşler ilk pratik renkli fotoğraf cam tabaka süreci
olan Auotchrome'u tanıştırdı. Autochrome büyük bir hızla Avrupa 'da tanınmaya başlandı ve
birkaç yıl içinde de ABD’de tanıttı. Bugün National Geographic Society kütüphanesinde
Yaklaşık 15.000 cam tabaka vardır.
1.4.3. Fotoğrafın Kimyasal Evrimi
Işığa duyarlı kimyasal maddeler üzerinde ilk çalışmayı Cristoph Adlof Boldwın
gerçekleştirdi (1674). Buluşu, Latince ışık taşıyıcısı anlamına gelen "Fosfor "du. 17 yy. da
Angelo Sala (İtalyan bilim adamı): "Toz halinde Gümüş Nitrat güneşte bırakıldığında kömür gibi kararır "
1727 yılında Jojann Heinrich Schulze (Alman Tıp Profesörü) Baldwin' in deneylerini
izledi. Schpophors adlı eriyiği keşfeder. Bu bir kireç nitrat karışı mı? Kağıda veya rafine
edilmiş derilere oyulmuş desenlerle Gümüş Nitrat doldurulmuş şişeleri, güneşe bıraktığında
bunların duyarlı yüzey üzerine iz bıraktığı gördü. Bunlar ömürsüz ilk fotoğraflardı.
1802 yılında İngiliz Thomas Wedgwood Gümüş Nitrat emdirilmiş beyaz kağıt ve deri
parçaları ile deneyler yaptı. KAMERA Obscura ile çok silik görüntüler alabildi. Foto
gramlara yöneldi. Ancak görüntüleri saptayamıyordu. Saptama banyosu olmadığından
saydam desenler karanlıkta mum ışığı ile görülmekteydi.
 Joseph nıcephore nıepce (1765 -1833): holıogravure ( helio + gravür = güneş resim.)
1816 ’da vernikle saydamlaştırdığı bir kağıtta oluşan görüntüleri, kalay levha üzerine
geçirmeyi başarmış ve kullandığı çeşitli kimyasal maddelerle deneylerini sürdürmüştür.
Niepce, oğlu Isıdore ile taş baskı üzerine desenler gerçekleştirmekteydiler. Oğlu kalıpları
hazırlar, kendisi de desenleri yapardı. Isidore, askere gidince, desen çizimi sorun olur. O
yıllarda ışık görünce sertleşen bir tür asfalt kullanılmakta idi (İngiliz asfaltı). Taş baskı
kalıbını Yahuda Bitümü özü ile kaplar, üzerine desen çizilmiş kağıdı örter güneşte bırakır.
Bu işte metalik aynalar kullanır. Lavanta yağı ile yıkar. Yumuşak kısımlar akar, taş ortaya
çıkar. Asit Banyosu ile bu kısımlar çukurlaştırılır. Asfalt tabakası kaldırılınca geriye kalıp
kalır. 1824 Klasik resimlerin Helio gravurelerini yapar; aklına KAMERA Obscura
kullanmak gelir. Charon sur Saune' daki evinin odasını KAMERA Obscura' ya çevirerek,
bütün bir gün, sekiz saatlik bir pozlandırma ile penceresinden görünen avlunun görüntüsünü
kaydeder. 1826 bu duvar bugün New York Kodak müzesinde bulunmaktadır. Buluşu tüm
Fransa 'da duyulur.
1827 yılında Jacoues Louis Daguerre' (1787-1851) den mektup gelir. Benzer
çalışmalar yaptığını, iletişim içinde olmak istediğini belirtmektedir. Niepce: 64 yaşında,
aristokrat, Deguerre: 42 yaşında, orta sınıf, hayat adamı (Mimarlık bürosunda çizerlik,
ressamlık, Paris Operasında dekorculuk, Diorama görüntü tiyatrosu, dans, akrobasi, ip
cambazlığı yapmaktadır. )
1829 yılında ortak olurlar. 4 yıl ayrı çalışıp birbirlerine bilgi verirler. Gümüş iyodür
üzerinde çalışırlar.
1833 yılında Niepce ölür. 1835 yılında gümüş iyodür kapı levhanın cıva buharından
etkilendiğini gözler. 1837'de gümüş iyodürü deniz tuzu içerisinde eriterek çalışmalarını
sürdürür, poz süresini azaltmayı başarır.
7 Ocak 1839 yılında Jacoues Daguerre buluşunu Fransız bilim akademisine açıkladı.
Bilimsel eğitimi olmadığından buluşunu kendisi yerine bir arkadaşı sundu. " Daguerreyotp
"ler çok etkileyiciydiler. Yöntemin özellikle de ayrıntı kaydetme yeteneği müthişti. Yöntem:
Bakır levha gümüş ile kaplanıyor. Gümüşlü tarafı iyot buharına tutuluyor. Gümüş iyodür
meydana geliyor. KAMERA Obscura içinde ışığa duyarlı hale getiriliyor. Çekimden sonra
karanlık odada cıva (Hg) buharına tutuluyor. Parlak birleşik meydana geliyor. Hipo' ya
tutuluyor. Gümüşler atılıyor ve bakır levha üzerinde görüntü ortaya çıkıyor. Daguerreotype
yöntemi ile çekilen görüntülerden bir ikinci suret meydana getirebilmek imkansızdır. Ayrıca
cıva insan sağlığına zararlı olduğundan pek makbul değildi Fotoğraf 19 Ağustos 1839'da
Fransız Bilimler Akademisinden Arago tarafından resmen tüm dünyaya duyuruldu. Daguerre
buluşuna yardımcı olduğu fotoğrafı tanıtırken ondan, zenginlerin eğlenebileceği bir oyuncak
olarak söz etmişti. Onu tanıtan afişte "Yüksek sınıf" diye yazıyordu, "Daguerreotype" de çok
çekici bir boş zaman değerlendiricisi bulacaktır.
Herkes herhangi bir resim çizme becerisine sahip olmadan bile, konağının yada
köşkünün resmini çekebilecekti.
Parisli tarih konuları ressamı Paul Delaroche, Akademinin tarihsel oturumunda, "resim
sanatı ölmüştür" diye bağırmıştır. İngiliz meslektaşı William Turner de, optik çağın açılışına
sert tepki gösteriyor, "Bu sanatın sonudur" diyordu.
25 Ocak 1839 tarihinde William Henry Fox Talbot Kraliyet Enstitüsü'ne Talbotype
yöntemi sundu. Talbot Cambridge mezunu, çokiyi Asurca biliyor, matematikten anlıyordu.
1833 'ten beri fotoğraf kimyası ile ilgilenmekte idi. Talbot, Gümüş nitrat kâğıtları üzerine
emdirilmiş kağıtlar yönteminden yola çıkarak, Hipo’yu buluyor. Deniz suyu eriyiğine, sonra
gümüş nitrata batırılarak ışığa duyarlı hale getirdiği kâğıt yüzeyi pozlandırarak, dünyanın ilk
pozitif görüntüsünü elde eder. Fotogramme (izdüşüm görüntüsü) yöntemi ile kuştüyü, dantel
yaprak kullanarak, gizil görüntü yöntemine gerek kalmadan kararmayı bekliyor. Tespit
banyosuna sokarak görüntüyü elde ediyordu.
Kısa odaklı camlar yardımı ile küçük boy kameralar yapmıştır. 1842 yılında ilk ticari
amaçlı laboratuvarını kurmuştur. Talbot 'un çalışmalarına yardımcı olan Sır John Herschel
bugün saptama banyosu olarak kullanılan Sodyum hipo Sülfit’ i bulur (Tiyosülfat).
1840' ta Sır John Herschel, Gizil Görüntü + Geliştirme = Calotype poz süresi insan
fotoğrafları çekebilecek kadar kısaldı. Talbot 'un buluşuna Herschel'in adını verdiği bu
yöntemin adı Calotype (Yunanca kökenli, KALOS + TYPOS = Güzel + İzlenim), her şeyi
görünür kılan bir buluştu.1847 Ekiminde Joseph Niepce'nin yeğeni, Abel Niepce De Saint
Victor, yumurta akını iyotla birleştirip albüminli bir Cam Negatif elde etmeyi başardı. Ancak
fazla duyarlı değildi.1850 yılında İngiliz Frederıck Scott Archer, Wet- Collodion yönetimini
keşfeder Ana maddesi selüloz nitrat ve alkol olan yapışkan madde ile kaplanan cam plaklar
pozlanmaya hazır hale gelmektedir. Fakat bu cam plakların kurudukça duyarlılıkları
azalmaktaydı.1850 Ocağında Robert Bingham: (ingiliz Kimyager) Collodion kullanarak Wet
Plate'i yaptı. Kuruyunca duyarsızlaşıyordu. Poz süresi çok kısaldı. Collodion savaşta
yararlılar için kullanılan bir maddedir. İçeriğinde selüloz nitratı, eter, alkol vardır. Bu
karışım, hava ile temas ettiğinde hemen sertleşir. Bu maddeye gümüş nitrat ve Pirogallik asit
ilave ediliyordu. 1860'larda cololdion yerine, jelatin kullanılmaya başlandı.
1871 'de Richard Madox ilk kez kuru negatif cam elde etti. Bu zamana kadar
fotoğrafçılar yanlarında balmumu kavanozları taşıyordu. Plaklar makineye kuru
yerleştiriliyordu. Poz süresi saniyenin 25’te birine kadar düşmüştü.
1873 'te Johnston ve Bolton jelatin bromürlü negatif duyarlı bir kart elde ettiler.
1880 'de bir banka memuru olan George Eastman bir İngiliz fotoğraf dergisinde
gümüş bromürü görüyor. Bankadaki görevinden ayrılarak, annesinin kiracısı olan kişi ile
1881 'de bir ortaklık kuruyor. (1.000 $ lık bir sermaye ile) G. Eastman gümüş bromürü,
jelatin üzerine tatbik ederek Dry Plate (kuru tabaka)yı buluyor. 1884 yılında Eastman Dry
Plate Company 'i kuruyor. Levhadan kurtulup kıvrılabilir film arayışlarındadır. 1885'te
American film C.o. yu kuruyor. Bu şirket kağıt üzerine film yapıyordu. 1885 'te ilk amatör
makineyi bularak 100 filmlik bir depozit sistemini kurmuştur. "Siz düğmeye basınız, gerisini
biz hallederiz" sloganı ile fotoğraf makinesini tüm katmanlara yaymıştır.1888 yılında Kodak
firmasını kurmuştur.1887 yılında Hannıbal Goodwın : Saydamroll film için patent
istedi.collodıon + kafuru = selüloid
1889’da Kodak aynı malzeme için patent aldı.
1898 Goodwin patent aldı. (Ansco firmasını kurar)
1900 yılında patent davası açıldı. (Kodak 5 milyon $ tazminat ödedi.)
 Renkli filmlere geçiş (autochrome)
1907 yılında Fransız Lumıere Kardeşler ilk pratik renkli fotoğraf cam tabaka süreci
olan Autochrome 'u tanıştırdı. Autochrome büyük bir hızla Avrupa 'da tanınmaya başlandı.,
ve birkaç yıl içinde de ABD de tanıttı. Bugün National Geographic Society kütüphanesinde
yaklaşık 15.000 cam tabaka vardır.
1.4.4. Fotoğraf Makine Teknolojisinin Gelişim Süreci
Resim .1. 45:İlk kameralar 1839
1839 Daguerrotype Kameralar
J.N.Niépce, J.M.Daguerre, W.F.H. Talbot Giroux, Paris ilk kameralar bu seriden
üretildi, 50 kg ağırlığındaki kameralar 400 Frank karşılığında satıldı.
24 Haziran 1839, Hippolyte Bayard dünyadaki ilk uluslararası fotoğraf sergisini gerçekleştirdi.
Resim .1. 46. Yıl.1840
1840 Daguerrotype Kaymalı-kutu kameralara Spencer, Glasgow 5x5 inç, maun gövde,
üç aşamalı kaymalı-kutu ıslak kamera
1840 Joseph Petzval (1807- 1891) 1:3,6 diyafram değerli objektife ilişkin hesaplar
yaptı. Petzval şirketinin objektifleri porteler için kullanıldı.
Resim:1. 47:Yıl.1841
1841 Metal Kameralar P.W.F.Voigtländer, Wien Voigtländer 4 elemanlı metal-portre
kamera Petzval objektif 1:3,7 1841 Wien İlk portre lensi (bunun için tasarlanmış konik
kameranın içinde bulunan) Viyanalı matematikçi Joseph Max Petzaval tarafından
bulunmuştur. Yuvarlak fotoğraflar çekilebiliyordu.
Resim .1. 48:Yıl.1841
1850 Körüklü kameralar (Voigtländer Reise kamera Tip A (1900'lerde) 1851
Stereo kameralar Jules Dubosq, Londra(Zeus Hüttig ve Sohn, Dresden (1895)
Resim.1: 49.Yıl.1860
1861 Single reflex (tek yansımalı) kamera Thomas Sutton, İngiltere (Monocular
Duplex Calvin Smith, ABD 1884
1865 Flaş pudrası bulundu. John Trail Taylor, İngiltere1899, flaş lambası (Eastman Co. USA)
1907'lerde, flaş ampülleri (Cenei, Almanya) 1928'lerde, “Blitzkolben” 1935,
eşlendirilmiş kameralar (Ihagee, Almanya) 1938 ilk eşlendirilmiş yaprak örtücü (Gauthier, Almanya)
1873 Renkli fotoğraf için kameralar L.Ducos du Hauron Miethe Kamera Bermpohl, Berlin, Almanya 1904
1880 Dedektif kameralar Detective Thomas Bolas, İngiltere
1880 El kameraları
(Magazin kameraları olarak da bilinir) Simplex Kamera Dr.Krügener Almanya 1890
1882 Örtücüler Bazı Örtücüler “Rotationsverschluss” 1885 Yaprak örtücü
1882 Minyatür kameralar Adolphe Bertsch, Paris Kombi Alfred Kemper, Şikago, ABD 1893
1885 Casus Kameralar R.D.Gray, New York Ben Akiba E.Kronke/A.Lehmann Almanya 1903
1885 Destekli kamera J.Shew "Eclipse" J.Shew "Eclipse" Ango C.P.Goerz, Berlin 1896
1885 Kıvrımlı Kameralar(büyük serilerde üretildi) The Instantograph Lancaster & Son
Birmingham, İngiltere ~1890
1887 Kitap kamerası George Lowdon Vega Vega SA, Genf Schweiz 1900
1888 Rulofilm kameralar The Kodak Eastman, Rochester USA 1888
1889 Anastiğmat – Objektifler "Protar", Paul Rudolph
Diğer Objektifler Cooke 1893 Aldis Anastigmat 1901 Heliar 1902 Tessar 1902 Dagor 1904 Xpres 1914 Aviar 1918
1890 Panorama Kameralar
No.1 Panorama Kodak Eastman Kodak Rochester, USA ~1900
1890 “Opera kameralar” Jules Carpentier, Fransa
Photo Jumelle Jules Charpentier Frankreich ~1890
1897 Kıvrımlı rulofilm kameralar
Folding Pocket Kodak Eastman Kodak Rochester USA
1897 Rulafilm de çekebilen birleşik kameralar
No.4 Cartridge Kodak Eastman Kodak Rochester USA 1897
1898 J.Poljakow hızını otomatik denetleyebilen bir kamera üretti.
1900 Şipşak kameralar
Brownie Eastman Kodak Rochester USA
1900 “Pul” Kamera “Briefmarkenkamera” ICA Dresden Almanya 1910
1900 Basın Kameraları Tropenkamera Ernemann Dresden Deutschland 1925
1900'lerde otomatik selftimer üretildi (otomatik pozlama).
1903 Yelek cebi kamerası Block notes Gaumont & Cie Paris Frankreich 1903
1913 35mm Kameralar Ur-Leica Oscar Barnack Wetzlar, Deutschland 1913
1929 Twin lens reflex (çift objektif yansımalı) kamera Rolleiflex Franke&Heidecke
Braunschweig Almanya 1929
1933 35mm reflex (yansımalı) kamera Almanya 1938
1934 Yay motorlu kamera Robot Berning Düesseldorf Almanya
1936 Minyatür kamera, 8x11mm Minox Valsts Electro Techniska Riga Rusya
1948 Hızlı görüntü kameraları
1956 Film değiştirilebilir arkalıklı kameralar Adox 300 Adox Wiesbaden Deutschland
1959 Zoom (zum) objektif
1959 Otomatik pozlamaya programlanmış ilk kamera üretildi (Agfa Optima)
1960 Elektrik motorlu sürücüsü bulunan ilk foto-kamera
1963 Çift film kartuşlu ve otomatik film hızı okuyabilen kamera Kodak Usa
1964 Elektronik flaşlı Kamera
1967 Otomatik pozlamalı single lens reflex kamera Zenith D Krasnogorsk Mechanical
Factory "KMZ" SSCB Otomatik odaklamalı (autofocus) kompakt kamera Konica C35AF
Konishiroku Tokyo Japan
1981 Sayısal kamera Mavica Sony Tokyo Japan
1.5. Fotoğrafın İlk Kullanım Alanları
Her gün sayısız kez karşılaştığımız, “fotoğraf” adını verdiğimiz görüntüler yalnızca
görüntü sanatlarının değil, bilimsel araştırmaların ve bu çalışmalarda kanıt olarak kullanılan,
vazgeçilmez araçlardandır. Her yeni buluş gibi hangi konularda yararlı olacağı kesin
sınırlarla belirlenememiş bir buluş olan fotoğraf, bulunuşundan bu yana bilimlerin de
emrinde olmuştur. Daha nitelikli görüntü elde edebilmek için yapılan fizik ve kimya
alanındaki araştırmalar fotoğrafın tüm araştırma dalları için öneminin 200 yıldan beri giderek
arttığının göstergesidir.
Anahtar Sözcükler: Karanlık Kutu. Gümüş Tuzu, Stroboskabik Işık, Fotoğraf ve Bilim.
Kuşkusuz Teknolojik yeniliklerin hiçbiri tek bir insan emeğinin karşılığı değildir.
Örneğin bir binanın yapımı için nasıl beton, demir, elektrik, sıhhi tesisat dallarında mühendis
ve uzmanlar vb. birlikte çalışıp bir yapı ortaya çıkarıyorlarsa, bir buluşun kamuoyuna
sunulmasına kadar geçen evrede de birden fazla bilim insanı ve araştırmacının emeği söz konusudur.
Hangi buluşun, bulunuşundan sonra kullanılacağı alanlar önceden kestirilebilir?
Fotoğrafın da onlarca araştırma alanının vazgeçilmez bir aracı olabileceği düşünülemezdi.
IX. yüzyılın önemli buluşlarından olan fotoğraf, günümüzde amatör ve sanatsal
uğraşların dışında, artık uzay araştırmalarından tıbba, askeri amaçlardan sualtı
araştırmalarına kadar her alanda yararlanılan sektör durumundadır.
Bugünkü anlamda fotoğrafın, adının dahi henüz konulmadığı tarihe kadar geçen
zaman içinde, ışığın etkisiyle neler yapılabileceğini, fotoğrafçılıkla uzaktan yakından ilgisi
olmayan araştırmacılar keşfettiler.
Fotoğrafın buluşçusu olarak kabul edilen Joseph Nicephore Niepce’e kadar bu buluş
üzerinde çalışan onlarca insanın adını biliyoruz. Işığın nesneler üzerindeki etkisini
araştıranları ise Aristo’ya kadar gönderiyoruz.
1100’lü yıllarda Karanlık Kutu (KAMERA Obscura) önündeki deliğin büyüklüğünün
önemini açıklayan Arap Matematikçi Hassan İbn Hassan ve bu kutuyu daha kolay ve
perspektifi daha düzgün çizimler yapmak için kullanan Leonard da Vinci gibi öncülerin ilkel
kamera öngörülerindeki fiziksel çalışmalarının yanında, simyacıların aydınlıkta bırakılan
gümüş tuzlarının ışığın etkisiyle karardığını gözlemlemeleri ve diğer kimyasal deneyleri,
birçok buluşun olduğu gibi fotoğrafçılığın da öncü çalışmalarını oluşturmuştur.
Görüntünün bir yüzey üzerinde kalıcı hale getirilmesi aşaması artık yeni
uygulamaların da yolunu açmış oldu. Ayrıca pozlama süresinin azaltılması ve görüntülerin
daha nitelikli elde edilmesi, farklı alanlarda araştırma yapanların fotoğraftan yararlanma
umutlarını güçlendirdi. Her fotoğraf tutkunu ve araştırmacı değişik türde fotoğraf çekim
teknikleri geliştirmeye yöneldiler.
Bu çekim tekniklerini, fotoğrafın bulunuşundan 30–40 yıl sonra görmeye başlıyoruz.
Eadweard Muybridge ve Etienne Julius Marey’le ilk örneklerini gördüğümüz hareketlerin
çözümünü kolaylaştıran kaydedilmiş görüntüler, Harold Eugene Edgerton’ın çok daha hızlı
cisimleri kaydedebilme araştırmalarına kadar hızlı bir süreç izliyor.
Resim .1. 50: E.Muybridge, Dört Nala Giden At, 1878
Edward Muybridge 1870’li yıllarda bir atın koşma süresinden daha uzun süren
hareketler görüntüledi. Atın bir tek uzun adımının 10-12 poz fotoğrafını çekti. Bu
görüntülerle bir bakıma, ressamların atın dört ayağını yerden kesen görüntüsünün atın
düşüyormuş izlenimi verir görüşü bu fotoğraflarla çürütülmüş oldu.
Atların fotoğraflanmasında kullanılan makineler ise, atların koşarken kopardıkları
iplerin yardımı ile çalışan elektrikli tetik (deklanşör) sistemli makinelerdi.
Eadward Muybridge Californiya’da at yarışlarıyla ilgili bir iddiayı çözümlemek için
başladığı koşan atların fotoğraflarını çekme işini yaparken geliştirdiği teknolojiyi sonraları
yaygın biçimde birçok yerde kullandı ve sinemanın ilk adımları atılmış oldu (1874). Onun
özellikle insan hareketlerinin sayısız türlerini parçalara bölerek fotoğraflaması sonucunda
elde ettiği binlerce kare, hem zamanının bilim insanları hem de ressamları için zengin
kaynak oluşturdu.
Resim .1: 51.E.Muybridge 1881
Muybridge, kas hareketlerini çözümleme amaçlı çalışmaları için daha sonra, yürüyen,
emekleyen, giyinen yıkanan, atlayan, top oynayan vb. durumlarda, çıplak ve giysili bebek,
kadın ve erkek fotoğrafları çekti. Yaklaşık 1/1000 ( bazı kaynaklara göre 1/2000) saniye
örtücü hızında, diyaframı otomatik ayarlı 24 ayrı yere yerleştirilmiş fotoğraf makinesi
kullandı. Bu makineler aynı anda çekim yapmaya ayarlanmışlardı
Günümüzde bu tür fotoğraflar çok daha gelişmiş fotoğraf makineleriyle çekilmektedir.
Hatta dijital kayıt yapan video kameralarının ötesinde dijital fotoğraf makineleri de yaygın
olarak kullanılmaktadır.
Hareketleri ayrı karelerde görüntüleyen Muybridge’in faklı bir çalışmasını aynı
dönemde Marey’de görüyoruz. Asıl mesleği tıp doktorluğu olan Fransız Etienne Julius
Marey hareketleri tek bir kare üzerinde dondurmayı başardı. Hareketlerin her aşamasını aynı
kare üzerine kaydetti.
Diğer bir deyişle, Muybridge hareketi dilimlere bölüp, bunları tek tek kaydederek bize
görüntüsel bir analiz sunarken, Marey hareketi daha soyutta incelemeyi ve onu kendi başına
bir kavram olarak gösterebilmeyi amaçlıyordu.
Muybridge’in fotoğrafları film kareleri gibiydi. Hareket adım adım kaydediliyordu.
Marey ise hareketin her aşamasını tek kare üzerine grafiksel bir görüntü olarak
kaydediyordu.
Muybridge ve Marey elde ettikleri görüntüler için pozlama süresi 1/1000 – 1/2000
saniye dolayındaydı. Ancak daha hızlı hareketler için, örneğin tabancadan çıkan satte 3.000
km hızla giden bir mermi çekirdeğinin ya da bir hareketin çok kısa aralıklı anlarını tesbit için
daha özel araçlara ihtiyaç vardır.
Çok kısa süreli pozlama yapmak için o kadar fazla ışığa gerek duyulur. Bazı
durumlarda gün ışığı, film duyarlığı ve diyafram açıklığı bu ihtiyacı karşılayamaz.
Resim. 1. 52: Yürüyen Adam, E.Jules Marey, 1886
Bu ihtiyacı karşılamak için yapılan çalışmalarda olumlu sonuca ulaşmak Amerikalı
fizik mühendisi ve fotoğrafçısı Harold Eugene Edgerton’a nasip oldu. Edgerton’ın,
Massachusette İnstitute of Technology’de sürdürdüğü çalışmalar, 1937’de Fransız Laport’un
ksenonlu tüpüyle donanmış düşük gerilimde çok güçlü kondansatörlerle beslenen bir flaş
yapımıyla sonuçlandı. Edgerton, “Stroboskop” adını verdiği bu çok güçlü ışık kaynağı
sayesinde, son derece hızlı hareketleri filme kaydedebildi. Balonları patlatan merminin
hareketini izleyebilmek için saniyenin 500.000 de biri kadar kısa sürelerle çekim yaptı. Atom
bombasının patlama anı görüntülerini kaydetmek için Edgerton’ın geliştirdiği manyetooptik
kapak sayesinde saniyenin milyonda biri süreyle çekim yapıldı.
Bilimsel araştırmalarında fotoğraftan yararlanan bilim insanlarından bir diğeri de
İspanyol tıp doktoru Cajal’dır. Fotoğraf tutkunu, 1901 yılı Nobel Tıp Ödülü sahibi Santiago
Ramony Cajal, binlerce fotoğraf çekmenin ötesinde, autochrome plakaların ve XIX. yüzyılın
sonlarında Lippman’ın bulduğu sistemin geliştirilmesi konusunda titiz çalışmalar yaptı. 1902
yılında yayınladığı “Renklerin Fotoğrafı” adlı kitabında, renk konusundaki bütün sorunları
çözmeye yönelik araştırmalarını açıkladı. Cajal mesleki araştırmalarında renklendirmelerden
çok yararlandı. Sinirleri görünür hale getirebilmek ve birbirinden ayırt etmek için renkli
baskıları kullandı.
Görüntü kaydetme yöntemlerindeki bu gelişmeler birçok uğraşı alanlarının da
yararlandığı bir alan oldu. Örneğin ressamlar insan ve hayvan resimleri yaparken
fotoğraflarını çektikleri görüntülere bakarak anatomik yapıları daha orantılı olarak çizmeye
başladılar. Hatta hareketli görüntülerin kaydedildiği fotoğraflardan esinlenerek yeni ekol yarattılar.
Resim.1. 53 : E.J.Marey, Balyoz Darbesi,1895 Resim.1: 54. Merdivenden İnen Çıplak, Marcel Duchamp,1912
Bu tür resim örneklerini Marcel Duchamp’ın resimlerinde görüyoruz. Tıp dünyası da
kasların ve vücut hareketlerinin daha ayrıntılı incelenmesine fotoğraf sayesinde olanak
buldu. Fotoğraf uygun protezler yapımına kolaylık sağladı. Sporcuların başarılarında,
fotoğrafla başlayan hareketli görüntülerin değerlendirilmesinin önemi vardır. Uzaydan gelen
ilk görüntüler yine fotoğrafik olarak incelendi.
Sonuç olarak, gerek anılarımızı süsleyen bir araç gerekse savaşta veya barışta
yararlanılan bir buluş olsun, fotoğrafın vazgeçilmezliği yadsınamaz. Fotoğraf bulunuşundan
itibaren yaşamımızda giderek daha çok yer almaktadır. Yararlanma alanlarının gün geçtikçe
artması, teknolojilerin birbirinden yararlanma ve geliştirme çabalarını da beraberinde
getirmektedir.
Özetle, fotoğraf, yalnızca anıların kaydedilmesini sağlayan bir araç değildir. Fotoğraf,
sanatçıların kendilerini ifade aracıdır. Fotoğraf kültürlerarası ilişkileri kolaylaştıran bir
iletişim aracıdır. Fotoğraf, bilim insanlarının araştırmalarını kolaylaştıran temel bilgi ve kanıt
aracıdır. Fotoğraf, keşfinden bugüne önemini artırarak ve kullanım alanları giderek artan bir
buluştur. Bu nedenledir ki görüntü kaydetme alanında fiziksel ve kimyasal araştırmalar
sürdürülmekte ve her geçen gün daha gelişmiş teknolojiler insanların hizmetine sunulmaktadır.
1.6. Fotoğrafın Yaygınlaşması
1.6.1. Dünyada fotoğrafın gelişimi
Wedgwood, yüzey üzerine kimyasal yoldan görüntü kayıt etmeyi başarmıştır ancak
kalıcı olmasını sağlayamamıştır.
1827 yılında ise fotoğraf makinesini kullanarak tarihin bilinen ilk fotoğrafı olarak
evinin ahırını resmeden Niepce, bu fotoğrafı sekiz saat gibi çok uzun bir süre pozlayarak
çekti. Bu pozlama süresinde güneş, binanın etrafında hareket ettiği için gölgeler birbirine
karıştı ve sonuç olarak netsiz bir fotoğraf ortaya çıktı. Niepce helyografi tekniğini kağıt ve
cam üzerine uyguladı, ancak tonlar arasındaki ayırımı hala net olarak çıkaramıyordu ve
konunun bütünü siluet olarak görülüyordu.
Resim.1. 55:Nicéphore Niépce tarafından 1827’de çekilen ilk fotoğraf. Helyografi.
Dagerryotip daha nitelikli objektiflerin ve yeni fotoğraf makinelerinin üretilmesi ile
gelişti ve yaygınlaştı. Işığa duyarlı objektiflerle 1840 yıllında dagerreyotip pozlaması yarım
dakikaya düştü. Bu gelişmelerle birlikte dagerreyotip özellikle porte çekimlerinde çok
yaygınlaştı. Önce çok hızlı bir şekilde Avrupa’da yayıldı ve ardından Amerika’da bir
endüstriye dönüştü. Dagerreyotip ilk önce pozlama süresi nedeniyle mimari çalışmalarında
kullanıldı. 1840-1844 yılları arasında Paris şehrinin 114 dagerreyotipi çekildi. Paris’ten
Atina’ya, Mısır, Moskova’ya mimari yapıları resmetmek için yayıldı. Ünlü Amerikalı mücit
ve ressam Samuel F.B.Morse(1791-1872) Amerika da ilk dagerreyotipi (1839) kullanan
kişidir. Morse, güneş ışığını kullanarak 10-20 dakika pozlamayla, karısı ve kızının
dagerreyotipini çekti. 1840 sonunda ortaya çıkan üç önemli teknik gelişme daguerretipin
yayılmasını sağladı. Birincisi, Daguerre’in kullandığı objektiflerden, parlaklık açısından 22
kez daha güçlü objektifler geliştirildi. İkincisi, levhaların ışığa karşı duyarlılığı geliştirildi.
Üçüncüsü ise levhaların yaldızlandırılması ve yaldızlandırılmış fotoğrafların elde
edilmesidir. Bu teknik gelişmeler sonucunda, porte stüdyoları batı dünyasında hızla gelişti
Pozlama süresinin kısalması ile birlikte fotoğraf makinesi önündeki düzenlemeler
önem kazandı. Çoğu kere oturan kişiler açık ya da koyu renkli fon önünde fotoğraf
makinesine göre dikey olarak konumlandırıldı. Portreler genellikle cepheden değil objektife
hafif dönerek bakan açılar olarak yaygınlaştı. Giderek nesne aydınlatması başladı, bunun için
stüdyoya giren doğal ışıktan yararlanıldı. Amerika’daki dönemin ünlü dagerreyotip ustaları
Josiah Johnson Hawes ve Albert Sands Southworth bu iş için, içinde çeşitli dekorların
olduğu stüdyo kurdular. Portreye konu olan kişiyi düzenlenmiş bir ortama yerleştirdiler ve
bu ortam içinde hem konuyu hem de fonu aydınlatmak için ışık kullandılar.
Hawes ve Southworth’un 1850 yıllındaki fiyatları, büyük boy dagerreyotip için 33.00
Dolar, ¼ boy için 8.00 Dolar ve küçük boy için 2.50 Dolar idi. Rekabet nedeni ile 50 Cent,
25 Cent ve 12.5 Cent’e kadar düştü. Bu yıllarda günde ortalama 1000 çekim yapılıyordu.
1890’lı yıllarda Hawes’in dagerreyotipleri 1000 Dolara alıcı buluyordu. Dagerreyotip’in
bulunuşunun 150.Yılı nedeni ile yayınlanan bir çalışmada Daguerre için Darwin’den daha
köktenci olarak insanın dünyaya bakışını,Marx’tan daha fazla dünyayı değiştirdi,
denilmektedir. Daguerre’in sağladığı bilgiler insanlığın tarihi içinde pozlama tekniği ile
değişik yüzeyler kullanabilmesine olanak sağlamıştır. Film, elektronik görüntü
(video),bilgisayar görüntüsü gibi.
Talbot, Şubat 1841’de kalotipin patentini aldı.Kağıt üzerine baskı yapmayı Niepce
düşündü ancak Talbot bunu gerçekleştirdi. Kağıt üzerinde negatif görüntü bir kez
sabitleştikten sonra ışıktan hiç etkilenmiyor ve sonsuz sayıda pozitif kopya yapmaya olanak
sağlıyordu. Talbot’un kalotip yöntemini dönemin ünlü fotoğrafçıları David Octavius Hill
(1802- 1870) ve Robert Adamson (1821-1848) Edinburg ve İskoçya’da kalotipi kullanarak
çok nitelikli portreler elde ettiler. Hill ve Adamson portreleri, dış mekanda güçlü güneş
ışığında çektiler. Pozlama süresi en az iki dakikaydı ve fotoğrafı çekilen kişinin
kıpırdamadan durması gerekiyordu. Bu ikili, fotoğraf estetiği açısından önemli olan; ışık
kullanımı, ifadenin ortaya çıkması, modelin konumlanması gibi konularda başarılı olan
yüzlerce portre çekmişlerdir. Bu portreler, dagerreyotip kadar keskin detay vermemesine
rağmen geniş kitlelere yayılmıştır. Bunun yanında kalotip mimari ve gezi amaçlı fotoğraf
çekimlerinde kullanıldı. Çünkü kalotip yönteminin aygıtlarını ve duyarlı kağıtları taşımak
dagerreyotipin aygıtlarına göre çok kolaydı. Ayrıca kalotip kitap basımında da
kullanılabiliyordu. Fransız devleti, birçok Fransız katedralinin Talbot’un yöntemiyle
fotoğraflanmasını sağladı. 1847’de kalotipin eksiklerini gidermek için Fransız ve İngiliz
bilim adamları birçok yeniliği bu yönteme eklediler. Kalotip fotoğrafın kitap baskı işinde
kullanılması sağlandı ve 1851’de ilk fotoğraf albümü yayınlandı.
Yaş kollodyum yönteminde duyarlı levhaların, kollodyum henüz yaş iken, kurumadan
pozlandırılması gerekiyordu. Bu nedenle özellikle dış mekânlarda, uzak yerlerde fotoğraf
çekenler, özel donatılmış araçlarla birlikte fotoğraf çekmeye gidiyorlardı. Bu amaca yönelik
olarak özel donatılmış at arabaları üretildi. Bu araçlar ilk kez ortaya çıkın gezici fotoğraf
laboratuarlarıdır. Bu dönemde, Archer’in yöntemini kullanarak günlük yaşamda, savaşlarda
ve Alp dağlarının çok başarılı fotoğrafları çekildi. Yine bu dönemde, taşıması kolay olan,
katlanabilen, sırt çantasında taşınabilen fotoğraf makineleri ve sehpalar üretildi. Çekim için
kullanılan fotoğraf makinesi ve diğer yardımcı malzemenin ağırlığı toplam 15-20
kilogramdır.
1871’li yıllarda Maddox’un devrim niteliğindeki buluşundan sonra fotoğrafçılık hızla
yayıldı ve fotoğraf hayatın içine girdi. Avrupa’daki başkentlerde fotoğraf sergileri açıldı
fotoğraf dernekleri kuruldu. Fotoğraf makineleri günlük yaşamı, dünyanın farklı
köşelerindeki yaşamı, savaşları görüntülemek için kullanıldı. Fotoğraf artık portre ve aile
fotoğrafçılığı ötesinde belgeleme aracı olarak kullanılmaya başladı.
Bu dönem, dünyanın hem teknolojik hem de ekonomik olarak geliştiği bir dönemdir.
1867’de elektrik,1876’da telefon,1879’da ampulü bulunarak günlük hayata girdi. Diğer
önemli bir gelişme de demir yolunun hızla yayılarak, her türlü taşımacılığı
yaygınlaştırılmasıdır. Şehirlerin nüfusları artmış, Avrupa’nın toplam nüfusu 1780’de 110
milyon iken 1880’de 315 milyon olmuştur. Aynı dönemde ABD’de nüfus yaklaşık 4
milyondan 50milyona yükselmiştir. Bireysel üretim biçimi yerini kitle üretimine bırakmış ve
ticari açıdan bakıldığında, her mal için büyük pazarlar ortaya çıkmıştır. Her alanda pazara
yönelik olarak mal üretimi yapılırken rekabet ortaya çıkmıştır. Bu genel ekonomik gelişme
içinde fotoğraf da yerini almıştır. Fotoğrafın ucuz ve seri üretilmesinin gerekliliği ortaya
çıkmıştır.
Maddox’un kuru jelatin bromürlü cam levhaları seri olarak üretilmeye başlamıştır. Bu
yeni yöntemle birlikte, fotoğraf çeken artık kendi negatifine sahip olmaya başlamıştır (1854).
1800’lü yılların sonunda dünyada birçok alanda, ortaya çıkan buluşlar ve gelişmeler
yirminci yüzyıla yön verecek gelişmeler olmuştur. Selüloit duyarkat, fotoğrafçılıkta gerçek
anlamda bir devrimdir. Fotoğrafçılık bu gelişmeyle birlikte herkesin kullanımına
sunulmuştur. Gümüş bromür duyarkatla kaplanmış selüloit filmler ve daha sonra ateşe
dayanıklı olanlar üretildi. 1950 ve 1960’larda ise günümüzde kullanılan polyester tabanlı
filmler üretildi ve sonuç olarak cam levhalar tamamen kullanılmaz oldu.
1.5.2. Türkiye’de Fotoğrafın Gelişimi
Ülkemizde Cumhuriyet sonrası bir araştırma yapıldığında yazılı belgenin yeteri kadar
bulunamadığı, bulunanların da gerçekliği ve değeri konusunda inandırıcılığının kesin
olmadığını görüyoruz. Belgelere baktığımızda ise, kronolojik saptamalar yapılırken kişilerin
kendi inançlarına göre, yorumlar da getirdiğini görüyoruz. Halbuki, kişiler geçmişi hiçbir
zaman kendi görüşlerini doğrulamak için alet etmemelidirler.
Fotoğrafın tarihini yazarken sadece kronolojik olarak değil, içinde bulunduğumuz
yüzyılın etkisini, olumlu veya olumsuz olarak yorumunun da yapılması gereklidir. Çünkü her
yüzyılda toplumları etkileyen değişim ve gelişme gösteren teknoloji, kişilerin kendine özgü
düşünü biçimleri, yaşadığı anı yansıtan anlatım dilidir. Diğer bir açıdan baktığımızda ise her
toplum kendine ait olan yaşam biçimi ve çağını yansıtan anlatım dilini belirler. Her
toplumda, teknolojideki yenilik, kültürel içeriği etkiler ve yeni araştırmaları ortaya çıkartır.
Örneğin, fotoğrafın 19. yüzyıla optik çağ dedirtmesi gibi.
Avrupa ile Türk fotoğrafını karşılaştırdığımızda ise, Avrupa’da 1900’lerden sonraki
dönemde, Strand’ın fotoğrafları sanatsal birikimlerini içeren ve görsel bir iletişim aracı
olarak kullanılıyordu.
Ülkemizde ise fotoğrafın günah olduğu inancı ve teknolojik araç gerecin yokluğu,
fotoğrafın gelişmesini engellemiştir. Bu dönemde fotoğraf sadece belge olarak kullanılmıştır.
Fotoğrafın estetiği üzerinde durulmamıştır.
Doğa çalışmalarında ise insan figürü fotoğrafın leke değerlerindeki dengeleme unsuru
olarak kullanılır. Yüzlerdeki ifade belirli değildir. Halbuki belirli olmayan bu yüzler,
izleyenlere evrensel bir iletişim dili olan insan yüzüne ilişkin bir bilgi vermezler. İzleyen kişi
arka plandaki doğadan, kişinin giysisinden insanların, toplumsal ve ekonomik durumları ile
ilgili bilgileri alabilir.
Cumhuriyet’in ilanı ile başlayan ulusallaşma anlayışı ile kültür ve sanat
bütünleştiğinden fotoğraf, bağımsız olarak yerini almıştır. Cumhuriyet döneminden önce, söz
üzerine kurulan iletişim, cumhuriyetten sonra görsel iletişim olarak ön plana çıkmıştır. Aynı
zamanda sinema da kendini bu dönemde kanıtlamıştır.
Ülkemizde fotoğraf 1900’lere kadar azınlıkların elindeydi. Cumhuriyet döneminde ise
fotoğraf günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Şimdi bu gelişmelere bir göz atalım:
 Osmanlıda Fotoğraf Sanatı
18. Yüzyılda, önce İngiltere'de daha sonra da tüm Avrupa'da dönen fabrika çarkları,
yeni bir dönemi haber veriyordu. İnsanlık tarıma dayalı kültürden endüstri çağına geçmeye
başladı. Toplum yaşamının her alanını etkisi altına alan endüstri çağı, kendine hizmet edecek
buluşları da beraberinde getirdi.
Bu asır Avrupa'sında, en görkemli yıllarını yaşayan endüstri devrimi, Osmanlı
İmparatorluğu'nu politik, kültür ve sanat, askeri ve ticari yönlerde de etkilemeye başladı ve
Batı'ya dönük bir politikanın esas alınmasına neden oldu. Toplumun beğenileri değişti.
Resim, mimari ve müzikte gelenekselin yanı sıra, Osmanlı toplumunda elit zümreyi
oluşturan entelektüel, bürokrat ve saray çevrelerine Batı zevki girmeye başladı.
Batılı hükümdarların bir gelenek haline getirdiği, kendi portrelerinin devlet dairelerine
astırılması ve hediye edilmesi alışkanlığı, Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk kez Sultan II.
Mahmud (Saltanatı 1808-1839) döneminde uygulandı. Yeniçeri olayından (1826) sonraki
günlerde, 6.5X7.5 cm. boyutunda, kabartma sarı ve pembe güllerin, üzerlerinde elmas
bulunan mavi çiçeklerin çevrelediği bir alanın ortasına, askeri üniforma giymiş olan Sultanın
bir resmi hazırlandı. Tasvir-i Hümayun adı verilen bu nişanlar zincir ile boyuna takılır veya
resmi dairelerin duvarlarına asılırdı.
Bir kısım tutucu çevreler Sultanın bu davranışından rahatsız oldukları için bunu
yıkmak isteyen Sultan, 1832 yılında Cuma Selamlığından sonra, Küçüksu'da ikamet eden
Şeyhülislam Abdülvahab Efendi'yi huzuruna kabul ederek kendisini Tasvir-i Hümayun ile
ödüllendirdi. 1835'de Harbiye Mektebi'ne ve 1836'da, Rami ve Selimiye Kışlalarına büyük
bir törenle Sultanın resimleri asıldı. Ve II. Mahmud, Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa
kuvvetlerine karşı çarpışacak olan Osmanlı ordusunun kumandanı ‚ Merkez Hafız Mehmed
Paşa'ya, 1838 yılında, moral vermesi için bir resmini gönderdi.
3 Ekim 1839'da Gülhane Hatt-ı Hümayunu'nun Reşid Paşa tarafından okunmasından
bir iki hafta sonra, fotoğrafın bulunuşu ilk kez, İstanbul'da yayınını Türkçe, Arapça,
Fransızca sürdüren Takvim-i Vekayi gazetesinin 28 Ekim 1839 (19 Şaban 1255) Pazartesi
günü 186. sayısında duyuruldu.
1840 yılında Yenicami avlusunda ilk Postane-i Amire kuruldu. Aynı yıl İngiliz
William Churchill'in yabancı basından aktardığı yazılarla yayınına başlayan Ceride-i
Havadis Gazetesi'nin 25 Ağustos 1840 (26 Cemazıyelahır 1256) Salı günü 47. sayısında,
Daguerre'in ticari amaçla çoğalttığı makinasından söz edilmekteydi.
1839 yılının Ekim ayında, Fransız ressam Horace Vernet (1789-1893), yeğeni Charles
Marie Bouton ve Daguerreotypist Goupil Fesquet (1806-1893), Marsilya limanından yola
çıkarak dünyadaki ilk fotoğrafik geziye başladılar.
Suriye, İskenderiye, Kahire, Sina, Filistin, Tyre, Saidon, Deir El Kamar, Şam, Kudüs,
Nazareth, Beyrut ve Baalbeck'den sonra, 4 Şubat 1840'da İzmir'e vardılar. Fesquet tarafından
hazırlanmış olan anı defterinde, 13 Şubat 1840'da Iena gemisinin bordasından çekilen
İzmir'in Daguerreotype'larından söz edilmektedir.
Bu yıllarda matbaa ve baskı tekniği gelişmediğinden, çekilen fotoğrafları yayın
organlarında ve kitaplarda göstermek olanaksızdı. Bu çekimler, fotoğraflara ara tonlar
verilerek yeniden ressamlar tarafından çizildi. Fotoğraftan tekrar çizim yolu ile hazırlanmış
ilk kitap Excursions Daguerriennes: Vues et Monuments Les Plus Remarquables du Globe
(1840-1844) adı ile Paris'te N.P. Lerebours tarafından yayımlandı. Bunlar Avrupa ve
Ortadoğu'nun çeşitli yerlerinden saptanmış görüntülerdi.
İslam mimarisi üzerine araştırmalar yapan Joseph Philbert Girault de Prangey (1804-
1892), Ortadoğu'da 1842-1845 yılları arasında 1000'in üzerinde Daguerreotype çekti.
Bunlardan yapılan illüstrasyonlar 1846'da Paris'te Monuments Arabes d'Egypte de Syrie, et
d'Asie-Mineure Dessines’et Mesures de 1842’a 1845 adı ile basıldı.
Fransız asıllı Kompa'nın 1842 yılında İstanbul'a geldiği ve Beyoğlu Belvü'de çalıştığı,
Ceride-i Havadis gazetesinin 16 Temmuz 1842 (8 Cemazıyelahır 1258) Cumartesi günü 95.
sayısında duyuruldu.
Fransız yazar Maxime du Camp (1822-1894), 1843'de İzmir, Efes ve İstanbul'da
çektiği fotoğraflarını, 1848'de Paris'te, Souvenirs et Paysages d'Orient: Smyrne, Ephese,
Magnesie, Constantinople, Scio adlı kitabında yayımladı.
Jacob August Lorent (1813-1884), 1842 yılında İstanbul'dan başlayarak, İzmir, Mısır,
Kudüs, Karadeniz'e yaptığı seyahatini, 1845 yılında Wanderungen im Morgenlande 1842-
1843 adlı kitabında yayımladı.
Ernest de Caranza, 1852'de İstanbul'a geldi ve Anadolu yarımadasını gezerek pekçok
Calotype çekti. Bunlardan 55 adedi ile hazırladığı albümü Sultan Abdülmecid'e ( Saltanatı:
1839-1861) takdim ederek, "Sultan Fotoğrafçısı" ünvanını almayı başardı.
Yine aynı yıl Alfred Nicolas Normand (1822-1909), İstanbul'un 16 X 21 cm
boyutunda Calotype'larını çekti.
İrlanda'lı John Shaw Smith'in (1811-1873), 1852 yılında çektiği Pera fotoğrafı, iki
negatiften oluşmuş, bilinen en eski çiftli baskıdır.
Francis Frith (1822-1898), İzmir'i 1860'lı yıllarda gezdi ve yörenin fotoğraflarını çekti.
37 fotoğraflık albümün ilk sayfasına, Türk kostümleri içinde kendi portresi de basıldı.
Francis Bedford (1816-1894), Galler Prensi VII. Edward'ın Türkiye ve Ortadoğu'ya 1862'de
yaptığı geziye katılarak, Wet Collodion'lar çekti. Bu gezinin fotoğrafları, Londra'da
Day&Son tarafından basıldı.
 Arkeologlar için bulunmaz bir hazine olan Küçük Asya toprakları,
Fotoğrafla uğraşan ve eski eserlerle ilgilenen gezginlere fotoğrafın
bulunuşu ile birlikte yeni bir çalışma olanağı sunmuş oldu.
1861'de George Perrot, mimar Edmond Guillaume ile Anadolu yarımadasına
arkeolojik bir gezi düzenledi. 1862'de Paris'te Exploration Archeologique de la Galatie et de
Bithynie adında bir kitap yayımladılar. Jules Delbet'nin fotoğraflarıyla yayımlanan bu kitapta
verilen bilgiler, arkeologlara yol gösterici oldu.
Fransa'nın Osmanlı İmparatorluğu'ndaki elçisi Marquis de Moustier'in akrabası olan
A. de Moustier, 1862 yılında İstanbul'dan başlayarak, Marmara bölgesi ve Kuzey Ege'nin
çeşitli görüntülerini çekti. Bu fotoğraflar, gravür tekniği ile hazırlanarak, 1864'de Le Tour de
Monde adlı 15 ciltlik kitabın içinde yayımlandı.
Felix Bonfils (1831-1885) ve oğlu Adrien Bonfils'in (1861-1929) Beyrut'ta fotoğraf
stüdyoları vardı. Baba-oğul, İstanbul ve Anadolu yarımadasının fotoğraflarını da çektiler.
Resim .1:56FelixBonfils
Askeri öğrenimde üç boyutlu eşyanın doğru görüntüsünü yakalayabilmek amacı
ile,Batı tarzında ilk resim dersleri Mühendishane-i Berri-i Hümayun'un 18. yüzyılda
programına alınmıştı. 19. Yüzyılda fotoğraf derslerinin eklendiği bu okulda öğretmenliği,
ressam sınıfından mezun olan öğrenciler yaptılar. Mühendishane-i Berri-i Hümayun'un
ressam sınıfından mezun olan Yüzbaşı Hüsnü Bey, Servili Ahmed Emin, Üsküdarlı Ali Rıza
Bey, Ali Sami Aközer, Harbiye Mektebi mezunu Kolaağası Mehmet Hüsnü, Fahreddin Bey,
Üsküdarlı Hasan Rıza, Kenan Bey, Mekteb-i Bahriye-i Şahane ve Leylî Tüccar Kaptan
Mektebi'nin İnşaiye sınıfından mezun olan Bahriyeli Ali Sami, II. Abdülhamid'in olayları
izlemek için görev verdiği asker fotoğrafçılardandı. Anıtlar, tarihi çevre, çarşılar, sokaklar,
seyyar satıcılar, törenler, dönemin tanınmış kişilerinin portreleri, İmparatorluğu ziyarete
gelen yabancı hanedan mensupları, Osmanlı Donanmasının amiralleri, yabancı donanmalar,
açılan hastaneler ve okullar, resmi törenler, Péra'nın ünlü fotoğrafçılarının çalışmalarında
yeniden hayat buldu.
Bu yıllarda (1840) Osmanlı Darphanesi'nde çalışan hakkak ve modelci İngiliz James
Robertson (1813-1888), İstanbul'da fotoğraflar çekmekteydi. Gazete fotoğrafçılığı
anlayışının öncülüğünü yapan ve desinatör olarak çalışmaya başlayan Robertson Kırım
Savaşı sonlarını, 1855 yılında çektiği fotoğrafları ile görüntüledi.
İmparatorlukta yerleşik stüdyolarda açılmaya başladı. Bu stüdyoların sahipleri, çevre
görüntülerinin yanısıra, portre çekimlerine de yer verdiler. Bu ilk portreler, o güne kadar
görüntülemek için kullanılan resim sanatındaki genel eğilimleri yansıtıyor gibiydiler. çevre
görüntüleriyse, gravürlerdeki ana konuları içermekteydi.
Carlo Naya (1816-1882), İtalya'dan Pera'ya gelip yerleşen ilk fotoğrafçılardan oldu.
1845 yılında İstanbul'da başlayan çalışmalarını günün gazetelerine verdiği ilanlarla da
duyurdu. Stüdyosu, Grande rue de Pera'da, Rus elçiliğinin karşısındaydı. Çalışmalarını 1857
yılına kadar burada sürdürdü.
Osmanlı halkından Basile Kargopoulo, fotoğraf stüdyosunu 1850'de Pera'da açtı.
Özellikle İstanbul şehir panoraması ve şehir belgelemeciliğinde etkin bir rol oynayan Basile
Kargopoulo'nun fotoğrafhanesinde, süslenme heveslisi ayak takımı gençlerin kıyafet
değiştirerek, fotoğraf çektirmeleri için, geniş bir gardırobu vardı.
F.1: 57.Basile Kargopoulo
1848'de Osmanlı İmparatorluğu'na sığınan Macar mültecilerinden Raif Efendi, 1854
yıllarında İstanbul'da çemberlitaş'ta fotoğrafla uğraşmaya başladı.
Alman kimyager Rabach, 1856'da Beyazıt'ta bir stüdyo açtı.
Pascal Sebah, 1857'de El Chark adı ile açtığı stüdyosunda, yerel giysileri içinde
dönemin Osmanlı tiplerini çekti. 1888'de Policarpe Joaillier'nin de katılması ile stüdyonun
adı Sebah&Joaillier olarak değiştirildi.
Resim.1: 58.J. Pascal Sébah (Turkish, 1823–1886)
1867 yılında Beyazıt'ta bir stüdyo açan Nikolai Andreomenos (1850-1929), otuz yıla
yakın burada çalıştıktan sonra, Pera'da da bir şube açtı. Andreomenos'un Sultan II.
Abdülhamid'den iki madalyası vardı.
İsveçli Guillaume Berggren (1835- 1920), bir gemi yolculuğu sırasında uğradığı
İstanbul limanında karaya çıkınca, yolculuğunun devamından vazgeçti. Doğu'nun bu gizemli
şehrini gördüğü anda burada kalmaya karar vermişti. 1870'li yılların başında Pera'da bir
stüdyo açan Berggren, İstanbul'un en güzel görüntülerini usta tekniği ve kompozisyon
anlayışı ile belgeledi.
Pera'lı fotoğrafçılardan Gülmez Kardeşler, özellikle portreler ve İstanbul'un kırsal
görüntülerinin fotoğrafçılarıydılar.
Ünlü Pera fotoğrafçıları içinde Bogos Tarkulyan (?-1940), fotoğrafçılığının yanısıra
portre ressamlığı konusunda da çalışmalar yapmaktaydı. Foto Phebus'ün sahibi olan
Tarkulyan, daha sonra fotoğrafhanesinin adı ile kendi adı birleştirilerek "Febüs Efendi" diye
çağırılmaya başlandı. Tüm bu fotoğrafçılara teknik donanımı sağlayan, fotoğrafın ticareti ile
uğraşan, fotoğraf malzemeleri ithal eden en büyük firmalar; Onnik Diraduryan, Caracache
Biraderler ve Nadir Fotoğrafhanesi'nin sahibi G. Paboudjian'dı.
 Cumhuriyet Dönemi
Cumhuriyet döneminde, Osmanlı Devletinden arta kalan bir çok fotoğrafhane yeni
isimlerle çalışmalarına devam etmiştir.
Birinci Dünya Savaşı sırasındaki uygulamada olduğu gibi, Kurtuluş Savaşı’nda da
çoğunluğu orduda görevli subay ve askerlerden oluşan film fotoğraf ekipleri ile savaşın
yapıldığı cepheler, kent ve kasabalar belgelenmiştir.
İstanbul’dan başlayarak, Anadolu’nun çeşitli kentlerinde açılmaya başlayan fotoğraf
stüdyoları kısa sürede ülke geneline yayılmıştır. Cumhuriyetin ilanı ile gelen nüfus kağıdı,
pasaport ve resmi evraklara fotoğraf konması zorunluluğu “resim çektirmek” istemeyen bir
kısım halkın da, bu stüdyolarla sürekli bir bağlantı kurmasını gerektirmiştir.
Resim .1: 59. Resim.1: 60. Fahreddin Türkan portresi
Cumhuriyetin ilanı ile başlayan ulusallaşma çabaları, stüdyo fotoğrafçılığından
bağımsız, başta gazete olmak üzere çeşitli yayınlar için gerekli malzemeyi oluşturacak
fotoğrafçıları ortaya çıkarmaya başlamıştır.
Cumhuriyet dönemi “söz” üzerine kurulu bir toplumdan “yazı” ve “fotoğraf”
toplumuna geçiş, görselliğin kökleşmesi sürecini içermektedir. Osmanlı döneminde azınlık
stüdyolarının tekelinde olan fotoğrafçılık Cumhuriyet döneminde hızla günlük yaşamın
ayrılmaz bir parçası durumuna gelmiş, sanatçılarımız insanlara ışığın anlatım ve yorum
gücünü tattırmayı amaçlamışlardır.
1925’te İstanbul’da Vakit ve Cumhuriyet gazetelerinde fotomuhabirliği yapan Cemal
Işıksel, 1929’da Atatürk’ün emriyle Ankara Ulus gazetesinde bu görevini sürdürmüştür.
Atatürk’ün içinde bulunduğu çevreyi sürekli izleyen Işıksel, günümüze kadar ulaşan Atatürk
fotoğraflarından oluşan çok zengin bir kolleksiyon meydana getirmiştir.
Atatürk, hayatta bulunduğu onbeş yıllık kısacık Cumhuriyet döneminde Türk
toplumunu biçimlendirirken içinde bulunulan toplumsal koşulları hiçe sayan bazı hedefler
koymuş, morali yüksek tutmuş, halkı sınırlarının ötesinde bulunan bir yaşamı yakalamaya
zorlamıştır. Demokrasi, sanat, bilim, dil bilinci, adalet, halkçılık, devrimcilik, laiklik,
bağımsızlık bazı kimselere hemen olurmuş gibi gelmeye başlamıştır. Atatürk, bu bağlamda
efsanevi bir kavrayışla sanatçıyı “Alnında ışığı ilk hisseden insan” olarak halkımıza
tanıtmıştır.
1932 yılında, genç Cumhuriyetin kültür atılımlarından biri olarak kurulan “Halkevleri”
eğitim düzeyinin yükseltilmesi için pek çok alanda yaptığı çalışmaların yanında 1932
yılından başlayarak düzenlediği fotoğraf kurslarıyla genç heveslilerin ve amatörlerin bu
alanda çalışmalarına olanaklar hazırlanmıştır.
Resim.1: 61. Beyazıd Yangın Kulesi ve Seraskerlik Binası
Basın Yayın Genel Müdürlüğü 1933- 1937 yıllarının başında Vedat Nedim Tör ile
fotoğraf faaliyetlerini sürdürür ve yine bu dönemde ilk defa sistemli olarak Türkiye
fotoğraflanır. 1926 yılında Türkiye’ye yerleşen Avusturya asıllı Othmar Pfershy, Basın
Yayın Genel Müdürlüğü adına Anadolu’yu gezerek binlerce fotoğraf çeker. Tarihi yapıları,
kent peyzajlarını ve insan yaşamını ele alan bu fotoğraflar, “Fotoğraflarla Türkiye” adı
altında Almanya’da baskısı yapılan bir kitapta toplanır.
1940 yılında Münif Fehim, Hüsnü Cantürk, Suat Fenik, İlhan Arakon ve İhsan Erkılıç,
Eminönü Halkevinde açtıkları fotoğraf sergisiyle fotoğrafın da sergilenebileceğinin ilk
örneğini oluşturdular.
Görsel tarih oluşturma tutkusu olanların, olayları gerçekçi bir biçimde yansıttıkları
savından kaynaklanan bir doğruluk saplantısı vardır. Oysa fotoğraf yansız değildir.
Ülkemizde Cumhuriyetin ilk yıllarında propoganda servisleri tarafından yayınlanan tanıtıma
yönelik fotoğraf albümleri ya da dergiler egemen siyasal kadronun görüşlerine uygun bir
biçimde hazırlanmıştır. Bunlara bir tür resmi görsel tarih yapıtı da diyebiliriz. Yazılı tarih
sonradan değiştirilebilir. Görsel tarihi değiştirmek olanaksızdır. Fotoğrafçının, yanlışı
düzeltilmez türden bir sorumluluğu vardır. Fotoğrafçının sorumluluklarından biri de
literatürü iyi bilmesidir. Kısır döngüye girmemesi, taş üstüne taş koyması buna bağlıdır.
Resim.1. 62 63: Behice KOCAGÖZ’ün özel arşivi Çanakkal
Bu arada 1936’da Basın Genel Direktörlüğü’nün açtığı “Türkiye, Güzellik, Tarih ve İş
Memleketi” adlı sergi geniş bir çalışmayla yapılan ilk belgesel örneklerinden sayılabilir.
Türkiye’yi içerde ve dışarda tanıtmayı amaçlayan bu sergi 652 fotoğraftan oluşuyordu.
Bunların 500’ü Matbuat Umum Müdürlüğü’nde görevli fotoğrafçıların çektiği 5.000 fotoğraf
arasından seçilmişti. Diğerleri ise amatör ve profesyonel 22 fotoğrafçının gönderdiği
fotoğraflardı
Resim .1. 65: Atatürk fotoğrafları
Cumhuriyet Döneminde fotoğrafçılar arasında (Atatürk’ün dediği gibi.) “Alnında ışığı
ilk hisseden” lerden biri Şinasi Barutçu “hoca” olmuştur. Barutçu’nun hocalığı bir yakıştırma
değildir.Tam anlamıyla canıyla, kanıyla bir hocalıktır. O yılların egemen toplum ruhu
Barutçu’nun fotoğrafına sinmiştir. Bu fotoğraf ince duygular içeren, herkesin dikkatini
çekmeyen ayrıntılar aracılığıyla bütünü yansıtan, yaşamın doruklarını yakalamayı amaçlayan
bir fotoğraftır. Bin dokuz yüz ellili yıllar fotoğrafçıların Anadolu’nun tozuna toprağına
karıştığı, kırsal temalara ağırlık verdiği, aynı paralelde köyünden, toprağından koparak kent
kıyılarına vurmuş insanların görüntülenmesine özen gösterdikleri yıllardır. 1980 sonrası,
fotoğraf sanatına eğilim duyanların toprağa bağlı “haslık” rüzgarının etkisinden bir ölçüde
kurtularak “Dünya İnsanı” açılımını yakalama uğraşı içinde olduğu görülmektedir.
Resim .1: 66. Şinasi Barutçu
İlk adımda, günlük yaşantıya ilişkin gerçekleri fotoğraf diliyle yorumlama çabası
fotoğrafçılarımızda özgün üslup yaratma kaygısının doğmasına neden olmuştur. O yıllarda
çekilen fotoğraflara egemen olan konu çeşitlemesi içindeki izlenimci tavır, siyah-beyazın
dramatik gücünden alabildiğine yararlanırken eline geçirdiği bu yeni anlatım olanağının
sınırlarını araştırıyor gibidir.
1948 yılında gelişmiş bir teknikle yayın hayatına başlayan Yeni İstanbul gazetesi
geniş bir fotomuhabir kadrosu oluşturmuştur. Zeki Bükey, Mehmet Biber, Limasollu Naci ve
Ara Güler ilk fotomuhabirleri arasında bulunmaktadır. Yine aynı yıl Hürriyet Gazetesi,
gazete fotoğrafçılığına önem veren ikinci büyük gazete olarak basına katıldığında, yazıların
yerini büyük ölçüde görüntüler almaya başlamıştır. Olayları izleyip fotoğraflarla haber
olarak verme ilkesi bütün gazeteleri etkileyen bir tutum olarak basınımız içinde hızla
yayılmıştır.
Gazetelerin fotoğrafçı kadrolarını oluşturdukları 1950 yılları, ilk fotoğraf ajanslarının
kurulduğu gelişmeleri de içermektedir.
“Life” dergisini örnek alan “Hayat Mecmuası” haber, aktualite, magazin konularını
işleyen aylık bir dergi olarak 1954 yılında yayınlanmaya başlamıştır. Aynı dönemde
yayınlanan “Artist”, “Haftanın Sesi” gibi magazinlerden farklı olarak dünyadan ve yurttan
olaylara temiz baskılı ve seçkin fotoğraflara yer veren dergi, kısa süre içinde büyük ilgi
görerek haftalık bir dergi haline gelmiştir.
1959’da İstanbul’da kurulan İFSAK (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri
Derneği) amatörler arasında dayanışma oluşturmayı, bilgi ve becerileri birleştirerek kültür ve
sanat ortamına “fotoğraf”la katılmayı amaçlamaktadır. Yine buna benzer bir amaçla 1977’de
Ankara’da kurulan AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) fotoğraf sanatının ürün ve
uğraş olarak geniş yığınlara ulaşmasını hedeflemektedir.
Resim .1:67.Ara Güler yıkım sonrası Eminönü meydanı 1959 Resim.1:68.Ara Güler
sirkecidebir kış günü 1959
Türk fotoğrafında yaşayan ünlü ve öncü ustaların yanında 1970’li yıllardan
başlayarak, bu alanda belirli teknik düzeyin üzerinde amatörce, ciddi çalışmalara tanık
olunmaktadır. Çeşitli fotoğraf dernekleri veya grupların yaptığı toplu çalışmalar yoluyla bu
alanda yerli ve yabancı ustaların yapıtlarını değerlendirip, onlar gibi çekim yapmayı, zaman
zaman ise onları aşmayı başaran “Genç Kuşak Fotoğrafçıları” ise gençler oluşturmaktadır.
1977 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin aldığı bir kararla bağımsız bir
fotoğraf okulu kurulmuştur. Her biri bu alanda değerli çalışmalar yapmış Mehmet Bayhan,
Sabit Kalfagil, Güler Ertan, Cafer Türkmen ve Yılmaz Kaini öncülüğünde oluşturulan ve
günümüzde Mimar Sinan Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren enstitü, İstanbul’daki
fotoğraf ustalarından ve onların atölyelerinden de yararlanarak çalışmalarını yürütmektedir.
İkinci Dünya Savaşından sonra sosyal ve ekonomik alanda liberalleşme
düşüncelerinin belli bir ivme kazanması, fotoğrafçılar arasında sorunların üzerine gitme,
özdeğerlerimizi çarpıcı bir biçimde vurgulama: Anadolu insanımızı tüm yanlarıyla tanıtma,
kültürel ve doğal zenginliklerimizi betimleme çığırı açmıştır. Bu başka bir anlamda tarih
boyunca içinde yaşadığımız, birlikte yoğrulduğumuz değerlere karşı duyulan borcun
ödenmesi demektir. Artık, fotoğraf sanatına çağdaş bir anlayışla yaklaşanların sayısı
ülkemizde gün geçtikçe artmaktadır. Düşüncelerin fotoğraf yoluyla aktarılması disiplini yer
etmeye, anlatım esnekliği kazanılmaya başlanmıştır. Günümüz Türk fotoğrafında an
fotoğrafı, deneysel fotoğraf bölünmesi kendi içlerinde “değişik yönlerden birbirini
tamamlayacak anlatım zenginliği”ne erişme sancısı çekmektedir
Fotoğraf seksenli yıllarla birlikte Türkiye’de büyük bir ivme kazanmıştır. Türk
fotoğrafındaki kimlik değiştirmeye başladığı, değişik eğilimlerin ortaya çıktığı dönem
olmasıyla da Cumhuriyet sonrası Türk fotoğrafında önemli bir yer tutar.İlk üniversite
düzeyinde eğitimin başladığı bu dönem, fotoğraf kadrolarının da değişime uğradığı dönem
olmuştur.
Fotoğrafın akademik düzeye taşınması, fotoğrafta bilgi ve görgü düzeyinin, teknik ve
estetik boyutu giderek yükseldi. Bu dönemde fotoğrafın değişik yönlerine yönelen
fotoğrafçılar, yarışma performansları ve açtıkları sergilerle yepyeni tartışma ortamı yarattılar.
Fotoğrafın sanat ve ulusal boyutu, ilk defa sorgulanmaya başladı. Bu dönemde peşpeşe
fotoğraf albümleri yayınlandı. Fotoğrafik eğilimlerini net olarak ortaya koyan genç ve
akademili kadrolar, bu dönemin itici gücü olmuşlardır. Türk fotoğrafında seksenli yıllar
deneysel eğilimlerin yoğun kabul gördüğü bir dönemdir.

2. PİNHOLE KAMERA
2.1. Karanlık Kutu (Kamera Obscura)
2.1.1. Görüntü Oluşumu
Dört tarafı kapalı, içine ışık sızdırmayan bir kutunun bir yüzüne açılan iğne deliğinden
giren ışığın yardımıyla görüntü elde etmek ve insanın derisinin güneş ışığından etkilenerek
kararması sonucunda kol saatinin bileğe gölgesinin çıkması gibi iki basit doğa olayından
yola çıkarak fotoğrafçılığın teknik süreci kolaylıkla anlaşılabilir.
Resim. 2: İğne deliğinden görüntü oluşumu
Bu ışık ışınları deliğe paralel tutulan bir yüzey üzerine düşürüldüklerinde yansıtıcı
cismin ters bir görüntüsü elde edilir.Çinli filozof Mo Ti, objelerin ışığı her yönde
yansıttığının farkında olarak, çok küçük bir delikten geçen ışığın yarattığı ters görüntüyü,
yazılarına M.Ö. 5. yüzyılda kaydeden ilk kişi. Yine bir Çinli, Yu Chao-Lung, 10. yüzyılda,
bir tür tapınak olan pagodaların mimari modelini, bir perde üzerinde görüntüler oluşturmakta
kullanır. Ancak, bu gözlem ve deneyler görüntünün oluşumuna ilişkin geometrik bir teori
oluşturulmasına yetmez. MÖ 4. yüzyılda, Aristoteles "Problem" adlı çalışmasında iğne deliği
de denilen küçük bir delikten elde edilen görüntünün oluşumunu yorumlamaya çalışarak;
güneş tutulmasıyla ilgili sorularına yanıt arar ama doyurucu bir açıklama getiremez.
Resim. 2. 2:Aristo’nun kamera obscurası
10. yüzyılda yaşamış, Alhazen adıyla da bilinen Arap fizikçi ve matematikçi İbn Al-
Haitam birbirinden farklı üç mumu belirli bir biçimle düzenleyerek, üzerinde küçük bir delik
bulunan bir perdeyi duvarla mumlar arasına yerleştirir. Işıkla düzenek arasındaki etkileşmeyi
incelediği deneyin sonunda Alhazen, görüntünün sadece küçük delikten geçen ışık yoluyla
biçimlendiğini ve sağdaki mumun, duvarın sol tarafında bir görüntü oluşturduğunu notları
arasına kaydeder, diğer yandan da ışığın doğrusallığını algılar.
Alhazen'in bu çalışmaları 13. yüzyılda Avrupa'da değer bulur. Aristoteles'ten yaklaşık
1000 yıl sonra, İngiliz filozof ve eğitim reformisti Roger Bacon, Arap yazmalarından
öğrendiği "karanlık kutu"nun ayrıntılı bir tanımını yapar. Rönesans'ın büyük ustası Leonardo
da Vinci, iğne deliği görüntü oluşumunu perspektifle ilgili çalışmalarında "…varsayalım ki
güneş, bir binayı, bir meydanı ya da doğal güzelliğe sahip bir alanı aydınlatsın. Böyle
aydınlanan bir mekânın karşısında duran, gölgedeki bir evin duvarına minik bir delik açalım;
işte o zaman aydınlatılan tüm nesnelerin görüntüleri ışıkla bu delikten taşınır ve evin iç
duvarında ters olacak şekilde belirir…" ifadesiyle tanımlar.
Resim.2. 3: Leonardo da Vinci’nin obscura çalışmaları
Rönesans matematikçisi ve astronomu olan Paolo Toscanelli 1475 yılında Floransa
Katedrali'nin penceresine bir delik açarak, deliğin çevresine bronz bir bilezik yerleştirir. Bu
delikten güneşli günlerde geçen ışınlarla, güneşin Katedral'in zeminine yaptığı izdüşümü
bugün bile görmek mümkün. Öğleüstü, bu görüntü Katedral'in zeminini bir "öğle işareti"
olarak iki eşit parçaya böler. Katedral zemini ve "öğle işareti", o dönemlerde, saat yerine
geçen zaman göstergeledi.
1580'de Papalık astronomları, Roma'daki Vatikan Gözlemevi'nde, Katedral'dekine
benzer bir öğle işaretiyle bir küçük deliği (iğne deliği), 11 Mart kabul edilen bahar
ekinoksunun Papa 13. Gregorius'un öne sürdüğü üzere 21 Mart olduğu iddiasını
kanıtlamakta kullanırlar. İki yıl süren dikkatli bir izleyişin ardından Papa 13. Gregorius on
günlük bir farkla Jülyen takvimini düzeltir; böylece bugün de geçerliliğini sürdüren
Gregoryen takvimi yaratılır. Bir iğne deliği kameranın ilk resmi gökbilimci Gemma
Frisius'un "De Radio Astronomica et Geometrica"adlı kitabında çizim olarak yer alır (1545).
Astronom olan Gemma Frisius 1544'teki güneş tutulmasını incelemek üzere karanlık
odasında iğne deliği kullanır.
Karanlık oda/kutu tekniğiyle yapılan fotoğraf çalışmaları, günümüzde de film
ve kart malzemeleri dışında 19. yüzyıl sonundaki tekniğin aynisi ile yürütülmektedir.
2.1.2. Karanlık Kutunun Yapısı
1500 yıllarında Rönesans sanatının geliştiği dönemlerde ressamlar KAMERA obscura
denilen aracın yardımı ile doğa görüntülerini çizmeye başlamışlardır. Bu sisteme 1568
yılında Daniello Barbero bir diyafram düzeneği, Giraham Gardan ise ince kenarlı bir mercek
ilave etmesiyle mekanik düzenekler sisteme uygulandı. 1776 yılında Alman bilim adamı
Johann Zahn ressamların özellikle portre çizimleri yapabilmesi için boyutlarını küçülterek
KAMERA obscura' yı taşınabilecek hale getirdi.
Bu sisteme tüp içerisine yerleştirilmiş ileri geri hareket edebilen, netlik ayarı
yapılabilen bir mercek ve görüntüyü yansıtan bir ayna bulunuyordu. Delikten geçen
görüntüler kutunun yukarısında bulunan opal cam üzerine yerleştirilmiş yağlı kağıttan, yarı
saydam yüzeye düşüyordu. Bu sistem günümüzde halen kullanılmakta olan refleks fotoğraf
makinesinin işlevlerine sahipti.
Gerek teknik, gerekse tanım çok basittir: Karanlık oda/kutu fotoğrafı, objektifsiz
fotoğraftır. Bilinen fotoğraf makinelerindeki objektiflerin yerini, 0,25-1 mm çapındaki bir
delik alır. Işık bu delikten geçer ve karanlık ortam sağlayan kameranın içinde bulunan ışığa
duyarlı yüzey üzerinde bir görüntü oluşturur.
Resim.2. 4: Taşınabilir kamera obscura
Bu teknik için kullanılan kameralar küçük ya da büyük olabilir. Deniz kabuklarından,
şekerleme, kola hatta kibrit kutularından ya da eski buzdolabı, karavan gibi iri hacimli
nesnelerden ya da ışık geçirmezliği sağlanmış bir odadan kamera olarak yararlanmak
mümkündür. Basit bir ilke olarak, ışık geçirmeyen her kapalı ortam, bir iğne deliğinden sızan
ışıkla KAMERA obscura'ya dönüşebilir.
2.1.3. İlk Karanlık Kutu Örnekleri
Mekanik olarak çizim yapmak için geliştirilen diğer bir aygıta İngiliz bilim adamı
Willam Hyde Wollaston (1766-1828) tarafından 1807 de tasarlanan KAMERA lucida dır
(aydınlık kutu). Bu aygıt, üzerine kâğıt konulan bir sehpa ve sehpaya takılan prizma
sisteminden oluşur. Gözünü prizmaya dayayan kişi, prizmanın önünde duran nesnenin
yansıyan görüntüsünü kâğıt üzerinde görür. Bu görüntü, kalemle çizildiğinde nesnenin resmi
ortaya çıkar. Aygıtı kullanan kişi hem kâğıt üzerindeki yansıyan görüntüyü hem de nesnenin
kendisini görür. Mekanik bir teknik olarak Physionotrace ve KAMERA Lucida hızla
yaygınlaştı, ancak bu çalışmalar kopya yapmaktan öteye geçmiyordu. Ayrıca bu aygıtlar,
optik aracılığıyla yüzey üzerine yansıtılan görüntünün kalem kullanılarak çizilmesini
sağlıyordu.
Resim.2. 5: Yaklaşık 1830'da kullanımdaki kamera lucidanın gravürü
Kağıt ve kalem kullanmadan, görüntüyü ortaya çıkaran ışığı kullanarak,görüntünün
sabitleştirilmesi nasıl sağlanabilirdi? İnsanoğlu düşüncelerini bu yönden sürdürdü ve
sonunda fotoğrafa ulaştı.
Resim.2. 7: portatif karanlık çadır Resim.2. 8: portatif karanlık çadır (katlanan)
Resim.2. 9: Avrupa stili taşınabilir karanlık oda çadırı 1877 Resim.2. 10:Avrupa stili
taşınabilir fotoğraf makinesi 1877
Resim.2. 11: Kamera obscura
KAMERA obscura tekniği günümüzde hem fotoğraf makinelerinde modern
biçimleriyle kullanılmakta hem de en ilkel ve basit biçimiyle halen birçok alanda
kullanılmaktadır. Arkeoloji bölümü öğrencilerine ders olarak cihazın kullanılması
öğretilmektedir. Değerine paha biçilemez tarihi eserler bu sayede çizimlere geçirilmekte,
çizimlerden yararlanılarak parçalar bulunmakta ve birleştirilmektedir.
Karanlık oda/kutu tekniğiyle yapılan fotoğraf çalışmaları, günümüzde de film ve kart
malzemeleri dışında 19. yüzyıl sonundaki tekniğin aynısı ile yürütülmektedir.
Resim .2. 12: Kamera obscura Resim.2. 13:Jobez Hogg portre çekerken
Resim.2: 14. Yıl.1841 Resim.2:15. carte-de-viste kamera 1860
Resim.2:16. Yıl. 1880 Resim.2: 17. Yıl. 1864
Resim.2: 18. pohoto Binocular 1861 Resim .2:19. Yıl. 1880
Resim .2: 20. Yıl 1887 Resim.2: 21. Yıl. 1888
Resim.2. 22: Yıl. 1890 Resim.2:23
2.1.4. Karanlık Kutunun Gelişimi
KAMERA obscura adı, 1571-1630 yılları arasında yaşamış, modern bilimin
öncülerinden Johannes Kepler'in bulduğu bir isim. Onun zamanında bu ad ressamların
manzara resmi yapmakta yararlandıkları mercekli bir deliği olan karanlık bir kutu, çadır ya
da oda anlamına gelir. Mercek kullanımı görüntüyü daha parlak hale getirerek, görüntünün
belli bir uzaklıkta odaklanmasına aracılık eder. Böylece kameranın bu türü Frisius'un 1544'te
kullandığı araçtan farklı hale gelir. 1620'lerde Johannes Kepler taşınabilir bir KAMERA
obscura yapar. Çizimlerin de yardımıyla kısa sürede farklı biçim ve şekillerde çok sayıda
KAMERA obscura üretilir. Bunlar o dönemlerin sanatçı ya da amatör ressamlarınca pek çok
alanda yardımcı araç olarak kullanılır.18. yüzyıla gelindiğinde, KAMERA Obscura' lar
yerlerini içinde ayna, önünde objektif bulunan fotoğraf makinelerine bırakmaya hazır
haldedirler.
Söz konusu ilke, bugünkü bilgilerimize göre yaklaşık olarak milattan önce besinci
yüzyıldan beri bilinmektedir. Çinli düşünür Mo Ti, deneysel gözlemleri sonucunda, karanlık
bir ortama açılan küçük bir delikten giren ışığın dışarıda bulunan ışıklı nesnenin tümüyle baş
aşağı bir yansımasını meydana getirdiğini yazmıştı.
Işık ısınları ile araştırmacı insanın zeka pırıltısının çakışması, kuşkusuz, Mo Ti ile
sınırlı kalmadı. MÖ 4. yüzyılda Aristo; 10. yüzyılda ise ışık ışınlarının doğrusal yayılımı
ilkesini bulan Ibn Al-Haytam; 15. yüzyılda Leonardo da Vinci ve Paolo Toscanelli; 16.
yüzyılda Gemma Frisius ve 19. yüzyılda Sir David Brewster karanlık bir ortama açılan iğne
deliğinden sızan ışığın giziyle ilgilendiler.
965-1038 Karanlık Kutuyu (KAMERA Obscura) ilk kullanan, ortaçağda güneş
tutulması sırasında güneş ışınlarını incelemek isteyen zamanının ünlü optik bilgini Basralı el-Hasan'dır.
Roger Bacon, 13.yüzyıl Arap yazmalarından öğrendiği "Karanlık Kutunun" ayrıntılı
bir tanımını yapmış.
1460-1472 döneminde Leon Battista Alberti ve Leonardo da Vinci de Karanlık Kutu’
dan yararlanarak cisimlerin görüntülerini yansıtmayı başarmışlardır.
1553 Giovanni Battista Della Porta "Magiea Naturalis Libri IV" adlı eserinde Karanlık
Kutuyu etraflıca anlatmıştır.(Bu yüzden Karanlık Kutunun ilk mucidi sayılır)
1568'de Danillo Barbaro, karanlık kutunun ışık gören deliğine bir mercek yerleştirmiş ve
görüntü kalitesini belirgin bir biçimde artırmıştır.
Birçok değişiklikler sonrasında; Gerekli yerlere yerleştirilen ayna ve mercek
sistemiyle Karanlık Kutuya bir resim masası niteliği kazandırılmış ve saydam yüzeyinde
meydana gelen görüntülerin çizilmesinde kullanılmıştır. Daha sonraları görüntülerin kağıt
üzerine elle çizilmesi yerine bu tür zorlukları ortadan kaldıracak tespitler aranmaya başlanmıştır.
1727'de Johann Heinrich Schulze gümüş tuzlarının ışığa tutulunca değişikliğe
uğramasının nedeninin ışık olduğunu açıkladı.
1777'lerde Scheele, mavi ve mor ışınların kırmızı ışınlardan daha etkin oldukların
kanıtladı. Bu geçen sürede ışığın etkisiyle, duyarlı maddeler üzerinde görüntüleri tespit
etmek konusunda birçok denemeler yapıldı.
17. yüzyılda İtalyan bilim adamı Angelo Sala, toz halindeki gümüş nitratı güneşe
bıraktığında kömür gibi karardığını notlarına düşmüştü. 1802 yılında İngiliz Thomas
Wedgewood, gümüş nitrat emdirilmiş beyaz kağıt ve deri parçaları üzerinde deneyler yaptı
ve KAMERA Obscura ile çok silik görüntüler elde etti.
1813'de Joseph Nicepore Niepce ışığa duyarlı bir levha üzerinde, kalıcı görüntüler
elde etmeyi başardı.
1826'da Joseph Nicephore Niepce aynı işlemi Karanlık Kutuya da uyguladı. 1829'da
kendisi gibi Karanlık Kutuda meydana gelen görüntüleri tespit etme yolları üzerinde çalışan
Louis-Jacques-Mande Daguerre ile birleşerek bir ortaklık kurdu.
1837'de fizik bilgini Francois Arago tarafından Daguerre'in metodunun
(Daguerrotype) esası, bir gümüş levhayı, iyot buharına tutarak, üzerinde bir gümüş iyodür
tabakası elde etmek ve bu levhayı karanlık kutuda uzun süre ışığa tuttuktan sonra, cıva
buharıyla tutarak banyo yaptırmaktan ibaret olduğunu açıkladı. Daguerrotype metodunda
kopyası elde edilen tek kopya görüntü aynadaki görüntünün tersiydi.
1839 ve 1840'larda William Hanry Fox-Talbot gümüş tuzlarına batırılmış bir kağıt
kullanarak elde edilen negatif görüntülerden, yine aynı usulle hazırlanmış kağıtlara istenilen
sayıda pozitif fotoğraf basmayı başarmıştır.
1847 Albümin, 1851 Kollodyum ve 1873 Jelatin usulleri duyar tabakayı bir cam levha
üzerine dayandırdılar ve kağıt yerine de saydam ince bir film kullandılar.
1888'de John Curbult gerçek anlamda (selüloit levha üzerine ışığa duyarlı madde
kaplanmış) ilk fotoğraf filmini hayata geçirdi. Bunu takip eden yıllarda George Eastman roll
film kullanan yeni bir kamera tasarladı.
1895 Lumiere kardeşler saniyede 16 kare gösterim kapasitesine sahip sinema
makinesini tanıttılar. Daha sonraki yıllarda makineler o kadar hızlı gelişim göstermiştir ki,
35 mm film kullanan makineler dahi günümüzde eskimekte olan bir teknoloji olmuştur
1.2. İlk Fotoğraf Makineleri
2.2.1.Tanımı
KAMERA Obscura, yani iğne deliği kamera yalnızca karanlık bir kutudan ibarettir.
Bu kutunun bir tarafında iğne ucu büyüklüğünde bir delik vardır. Konudan gelen ışık ışınları
bu delikten geçerek karşı taraftaki ekran üzerine düşer ve o konunun ters bir görüntüsünü oluşturur.
Tüm fotoğraf makinelerinin temel prensibi bu kameradır. Ancak bir takım sorunları
vardır. Örneğin deliğin çok küçük olması nedeni ile oldukça karanlık bir görüntü elde
edilebilir. Görüntünün daha aydınlık olabilmesi için delik çapının büyütülmesi
gerekmektedir. Buda görüntünün bulanıklaşmasına sebep olur. Bu kamerayı geliştirmek için
yapılacak şey, ona kullanım kolaylığı sağlayabilmesi için bir takım ilaveler yapmaktır.
Bunlar, daha net ve aydınlık bir görüntü için bir mercek ve bu mercekten geçen
ışınların şiddetini denetleyebilmek için bir diyafram (iris), ışığın istediğimiz zaman
geçebilmesi için açılır kapanır bir kapak ya da örtücü (obtüratör), bu örtücü sistemin
hareketini başlatabilmek için bir deklanşör, örtücünün istediğimiz süre kadar ışığın
geçmesini sağlayabilecek hızı ayarlayabilen bir başka kontrol düzeneği (enstantane ayarları),
nereyi fotoğrafladığımızı görebilmemiz için bir bakaç (vizör), film koyma haznesi, filmi
sarma kolu, biten filmi geriye sarma kolu, bulunduğumuz ortama göre ışığın şiddetini
ölçebilecek bir ışık ölçer (pozometre) gibi bir takım düzenekler olabilir.
Resim.2. 25: Küçük bir delikten görüntü oluşumu Resim.2. 26: Büyük bir delikten görüntü oluşumu
Resim.2. 27.:Basit bir mercek ile görüntü oluşumu
2.2.2. Amacı
Fotoğraf, doğada mevcut gözle görülebilen maddi varlık ve şekilleri, ışık ve bazı
kimyasal maddeler yardımıyla ışığa karşı duyarlı hale getirilmiş film, kağıt veya herhangi bir
madde üzerine saptayan fiziksel ve kimyasal bir işlemdir. Kelime Yunanca ışık anlamına
gelen "photos" ve yazı anlamına gelen "graphes" kelimelerinden oluşmaktadır. Yani ışıkla
yazmak anlamına gelmektedir. Fotoğrafçılık uluslararası bir dildir ve modern hayatta üçüncü
bir göz vazifesi görür. Fotoğrafçılık bakmakla görmenin ayrı ayrı şeyler olduğunu kanıtlar.
Fotoğraf bugünkü gelişme devrinde bir bilim ve diğer bilim kollarının da hiç şüphesiz ki en byük yardımcısıdır.
Fotoğraf makineleri genelde aynı amaca, yani bir şeyleri görüntülemeye hizmet  ederler.
Resim, tüm tarihi boyunca hiçbir zaman gerçeklikle fotoğrafın kurduğu türden bir
ilişki kurmamış, tüm benzetme çabalarına karşın nesnenin bir yorumu olmuş, ilkel mağara
resimlerinden Leonardo da Vinci’lere kadar bu açıdan değişen bir şey olmamıştır.
Ertesi gün çıkacağı avın verimli olması için, av hayvanının öldürülüşünü mağaraya
resmetmeye çalışan ilkel insanın elinde bir fotoğraf makinesi olsaydı muhtemeldir ki sanat
tarihi bambaşka bir yol izlerdi. Belki de, resim tarihi diye bir şey olmazdı.
Fotoğraf, her şeyden önce teknolojidir. Bu nedenledir ki dönemin ressamı ile fotoğrafçısı
arasında temel bir farklılık vardır. Bu, teknolojinin vaadidir. Fotoğrafçının amacı
ressamınkinden farklıdır. Mümkün olan en çok konuyu yakalamaktır onun amacı. Gözler,
insanın dünyaya açılan pencereleridir. Yaşama tanıktır. Fotoğraf ise bu tanıklığı kişisel
deneyim ile sınırlamayıp onu anonimleştirmiştir.
2.2.3. Başlıca özellikleri
 TLR
Bu makinelerde, makinenin gövdesine bağlanmış iki objektiften biri, konuyu
fotoğraflamakta, diğeri ise film ile objektif arasına yerleştirilmiş 45 derece eğimle duran
aynadan yansıyan görüntünün, gövdenin üst kısmındaki pentaprizma aracılıyla göze
iletilmesine yaramaktadır. Böylelikle vizörden izlenen görüntünün objektif odak
uzunluğundan bağımsız olması sağlanır ve paralaks hatası en aza indirilir.
Bunlar, tek objektifli refleks fotoğraf makinelerinden daha önce kullanılmaya
başlanmış ve 2. Dünya Savaşı sırasında yaygın hale gelmiştir. Bugün de yapımı süren bu tür
makineler genellikle 120 formatında film kullanarak, 6x6 cm. boyutlarında görüntüler
kaydetmektedirler. Makine gövdesi iki ayrı bölüme ayrılabilir. Gövdenin üst bölümünde 45°
açıyla sabit duran bir ayna vardır. Makine üzerinde aynı odak uzaklığına sahip iki objektif
bulunur. Bunlardan üstteki ayna yardımıyla bakaca görüntü sağlarken, alttaki de, film
üzerine görüntü düşürür. Bu yüzden yalnızca alttaki objektifin üzerinde diyafram ve örtücü
mekanizmaları bulunur. Bazılarının objektifleri de değişmektedir. Bakaca görüntü sağlayan
ayna da sabit olduğundan ve pozlama sırasında da hareket etmediğinden bakaçtaki görüntü
pozlama sırasında kesintiye uğramaz.
 Refleks Olmayan Fotoğraf Makineleri
Objektiften film düzlemine düşen görüntü fotoğrafçı tarafından vizörden izlenebilir.
Vizör ile objektiften giren görüntü arasında açı farkı yoktur. Objektiften giren ışık önce bir
ayna sisteminden yansıyarak vizöre ulaşır. Bu sırada film düzleminde görüntü oluşmasını
hem ayna hem de perde engeller. Deklanşöre basıldığında ayna ve perde açılarak ışık film
düzlemine ulaşır ve görüntü oluşur, kaydedilir. Bu sırada ayna açıldığı için vizörde görüntü oluşamaz.
Bu tür makinelerin bakacı, objektifleri gibi ancak daha basit mercekler dizgesine
sahiptir. Bakacın ilettiği ve objektifin film üzerine düşürdüğü görüntüler kabaca eş
olmalarına karşın farklılık gösterirler. Bu tür makinelerle yapılan yakın veya ayrıntı çekimler
paralaks hatası bakımından istenmedik sonuçlar doğurabilirler.
Bu tür makinelerin bakaç dizgesi yapılarından ötürü bir ayna içermediğinden "refleks"
olma niteliğinden de yoksundurlar. Küçük, hafif ve sessizdirler (ayna sesi yoktur). Bakaçtaki
görüntü diğer sistemlere oranla daha parlak ve nettir. Kimilerinin objektifi değişebilirken,
kimileri sabit odaklı objektiflere sahiptirler. Daha çok spor ve belgesel fotoğrafçılık
alanlarında kullanılan bu tür makineler, alan derinliğinin görsel denetim sorunu ve paralaks
hatası yüzünden çoğunlukla seçim dışı bırakılırlar. Bu makineler aynı zamanda format
açısından da farklılık göstermektedir.
Resim.2. 28:Çift Objektifli Refleks Fotoğraf Makineleri Resim..2. 29:Tek Objektifl
Refleks Fotoğraf makineleri
Resim .2. 30: Refleks olmayan fotoğraf makineleri
 Büyük Boy Makineler
 Large Format
Profesyonel makine sınıfına girerler. Daha çok profesyonel amaçlarla ve atölyelerde
kullanılırlar. 9x12, 10x15, 13x18, 18x24cm ve daha büyük boydaki plaka filmleri kullanırlar.
Kullandıkları film boyutuna göre isimlendirilirler. Makinelerin arkalarında bir buzlu cam
bulunur ve bu buzlu cama bakarak ayarlar yapılır. Makine ayarlandıktan sonra buzlu cam
çıkarılır, yerine çerçeve içindeki film takılır ve resim çekilir.
Doğrudan fotoğraf kâğıdı üzerine görüntü kaydeden Alaminüt makineleri bu gruba
sokabiliriz. Genelde 9x12 veya 13x18 formatta fotoğraf kâğıdı kullanırlar. Arka bölümünde
bir karanlık odası bulunur. Fotoğrafçı görüntü kaydederken karanlık odada çalışır. İlk çekilen
fotoğraf negatiftir. Negatifin fotoğrafını çekerek bir pozitif görüntü oluşturur. İstediği
büyüklükte kâğıda görüntüyü düşürerek daha büyük formatta baskılar yapabilir.
Gandolfi ( Field KAMERAs ), Horseman, Linhof, Toyo, Walker, Wisner, Wista ve (
View KAMERAs ) Arca-Swiss, Horseman, Linhof, Sinar, Cambo, Gulobika bu sınıfın en
tanınmış makine üreticileridir. Büyük boy makineler genelde stüdyo çalışmalarında kullanılır.
Genelde film kullanmayan, direk karta pozlayan makinelerdir. Filmin üzerine
görüntünün pozlanması, filmin banyosu ve tekrar karta basımı sırasındaki kayıplar
olmadığından profesyonel işlerde kullanılırlar. Film tekniğinin gelişmediği dönemlerde direk
karta baskı yöntemi daha çok kullanılmaktaydı.
Günümüzün plaka film kullanan fotoğraf makinelerinin 19 yüzyılın başlarında yaygın
olan körüklü fotoğraf makinelerinden hemen hemen hiçbir farkı yoktur. Ancak çoğunlukla
tahta yerine artık metalden üretilmektedirler.
Plaka film kullanan bir fotoğraf makinesi başlıca şu bölümlerden oluşur:
o İçinde diyafram ve örtücü mekanizmaları bulunan bir objektif,
o Karanlık kutu niyetine ancak aynı zamanda seçiklik ayarını da
üstlenmiş bir körük sistemi,
o Görüntünün üzerinde yukarıdan aşağıya ve sağlı sollu ters oluştuğu
bir buzlucam. Burası çekim aşamasında yaprak filmleri tutan film
muhafazaları ile yer değiştirmemektedir.
Resim .2. 31: Century marka makine körük objektifli makine Resim.F.2. 32: Century Petite
Century marka makine körük objektifli ve ahşap çanta şeklinde bir gövde olarak
üretilmiştir. Century Petite 1902 üretimi klasik kamera kadınların rahat kullanması nedeniyle
ve bayanların küçük çantalarına şık deri kutusuyla rahat sığdığından " Kadın kamerası "
olarak tanındı. Piyasaya çıktığında 200 Dolara satılmıştı. 3 1/4 x 4 1/4 ölçülerinde kağıt
tabakası kullanıyordu.
Resim .2. 33: Antony Tailboard Resim.2. 34:Vaterbury marka ahşap gövdeli klasik makine
Antony Tailboard 1902 üretimi klasik 300 doların altında satılmak için üretildi.
Sağlam ağaç kasası çok şıktı. Netliği körük yardımı ile gövdesinin ileri geri gidip gelmesiyle
sağlıyordu. Pozlama için kapak kullanılıp fotoğrafcının tercihi ile belirleniyordu. 6 1/2 x 8
1/2 ölçülerinde kağıt tabakası formatını belirliyordu.
Orta Boy Makineler
Hasselbland, Rolleiflex, Kiew, Bronica, Mamia, Lubitel, ER-67, Nikkormat, Bronica,
Pentax, Holga, Beattie, Contax, Fuji, firmaları bu formatı kullanan makineler
üretmektedirler.
Fotoğraf literatüründe rolleiflex makineler olarak tanınır. Orta boy makineler, 4.5x6,
6x6, 6x9 cm boyutunda film üzerine görüntü kaydeden makinelerdir. Çok kaliteli pozitifler
verirler ve her zaman agrandismana gerek göstermez. Genelde 50 milimetreden, 135
milimetreye kadar değişen odak uzaklığı objektiflere sahip olduklarından uzak mesafelerden
görüntü almada başarılı olur. Bu tip makinelerde birçok markada objektif değiştirme olanağı
yoktur. Birçok modeli reflekstir ve vizör telemetre vardır. Genelde iris diyaframlıdır.
Ortaboy makineler
1. Kutu Makineler
2. Tek Objektifli Refleks Makineler
3. Çift Objektifli Refleks Makineler
4. Katlanabilen Makineler olarak sınıflandırılır.
Kullandıkları 4.5x6, 6x6 veya 6x9cm film roll ( rulo ) şeklindedir. Profesyonel makine
sınıfına girer. Genelde 50 - 135mm arası sabit objektifleri bulunur ve uzak mesafe
çalışmalarında kaliteli çekim yapar. Çok azında objektif değiştirme özelliği bulunur. Genelde
iris diyaframlı ve refleks bir vizör telemetreleri vardır. Özellikle fotoğrafçılık dünyasında
rolleiflex tipi makineler olarak ta bilinir. Genelde ilk üretilen makineler refleks tipindedir.
Günümüzde refleks olmayan modelleri de üretilmektedir.
Resim.2. 35:Katlanabilir model bir klasik. 127 roll film kullanan bir Kodak fotoğraf makinesi.
1915 yılında üretilmiş. Vest Pocket Kodak olarak piyasaya sürülmüş. Makine kutusu ile birlikte
satılmış.
Resim.2. 36:Kutu tipi bir makine. 127 roll film kullanan bir Kodak fotoğraf makinesi. 1914
yılında üretilmiş, 20 Dolara The No. 0 Brownie ismi ile satılmış
Resim2. 37: Katlanabilir model klasik bir makine. The Vest Pocket Kodak Model B ismiyle,
1926 yılında üretilmiş. 127 roll film kullanan makine 40 dolara satılmış.
Resim 2. 38:Çift objektifli refleks model bir klasik. Yashica 44LM ve 44A modelleri 1959 yılında
üretilmiş. 127 roll film kullanan makineler 100 dolara satılmış.
Resim.2..39: Tek objektifli refleks makine. Üstten bakmalı kepenk katlamalı bir vizör sistemi.
Exacta B modeli fotoğraf makinesi 1934 yılında üretilmiş. 127 roll filmler için dizayn edilmiş
300 dolara satılmış.
Resim.2. 40:Katlanabilir makine türüne iyi bir örnek. Kodak Flash Bantam modeli 1948 yılında
üretilmiş. 828 roll film ve 35mm kullanan iki ayrı modeli piyasaya sürülmüş. 35 dolara satılmış.
Resim.2. 41:Çift objektifli reflex model bir klasik. Sawyer's Mark IV modeli, Tokyo Kogaku
firması tarafından üretilmiş ancak Amerika'da satışa sunulmuş. 1958 yılında üretilen bu model
127 roll film kullanıyormuş ve 120 dolara satılmış.
Resim .2. 42: Katlanabilir makinelerin en eskilerinden. 1904 yapımı bir kodak. No 4 screen
focus kodak markasıyla üretilmiş. 400 dolara satılmış Çanta şeklindeki gövdesi metal ve deri kaplı.
Resim .2. 43: Folding Pocket Kodak, 1914 yılında üretildi. Metal gövdesi katlanarak küçük bir
paket oluyordu ve 40 dolara satılıyordu
Resim.2. 44: Argus A2 tipi makine 1940 yıllarında kullanıldı. Alternatif metre ayarı sayesinde
kısa zamanda popüler bir makine oldu. 25 dolara satılmıştı
Resim.2. 45: Fotron 1960 yıllarında spor karşılaşmalarında kullanılan ve o dönemlerin en
modern modeliydi. 40 dolara satılmıştı
Resim. 2. 46: Century Petite 1902 yılında üretilen klasik model. Bu makine özellikle bayanlar ve
gençler arasında çok kullanılan bir modeldi. 200 dolara satılmıştı
Resim. 2. 47: 1954 yılında üretilen Retina IIc ( tip 020 ) modeli objektifi koruyan bir kapakla
piyasaya çıkmış. 160 dolara satılmış
Resim.2. 48: Retina Automatic III ( tip 039 ) modeli 1960 yılında üretilmiş. combined automatic
exposure control and a coupled rangefinder with sleek styling. 75 dolara satılmış
Resim.2. 49: Retina marka 126 roll film formatında bir makine 200 dolara satılmış. 1968 yılında
üretilmiş Instamatic Reflex modelinde bir makinedir.
 Küçük Boy Makineler
Standart sinema filmi üzerine 24 x 36 mm boyutunda görüntü kaydeden ve fotoğraf
literatüründe Leica tipi olarak bilinen makinelerdir. Kolay taşınır olmaları, hafif gövdeleri,
filminin taşıma boyutu ve ucuzluğu nedeniyle zamanla bütün dünyada yaygın hale gelmiştir.
Bugün hem amatör hem de profesyoneller tarafından kullanılan modelleri üretilmektedir.
Genelde üretilen filmleri 24 veya 36 pozdur. Elde film sarıldığında bu sayı azaltılıp
arttırılabilir. Bu filmlerin negatiflerinden baskı yapılarak yararlanılır. Refleks ve olmayan
modelleri halen üretilmektedir.
Leica makineler olarak tanınırlar. Günümüzde çok daha değişik modelleri
üretilmektedir. Reflex modellerden, kendinden flaşlı ve zumlu modellere, her türlü ayarını
kendi yapan ve bir körün bile hatasız fotoğraf çekebileceği makinesi modelleri mevcuttur.
Bu tür fotoğraf makineleri her iki kenarı da perforeli sinema filmi üzerine çoğunlukla
24x36mm. Boyutunda görüntüler kaydederler. 2. Dünya Savaşı sırasında yaygınlaşmaya
başlayan bu tür makineler, geniş yardımcı gereçler dizgesine sahiptir. Birçok fotoğrafçılık
alanında yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Bazılarının değişebilir objektifleri, buzlucamları
ve prizmaları bulunmaktadır. Yeni üretilen modellerin içindeki küçük bilgisayarlar pozlama
ve netlik gibi işlemlerle ilgili tüm kontrolleri devralmışlardır. Çoğunun bünyesinde bulunan
ışık ölçer sistemi, diyafram ve örtücü ayarlarını da kontrol ederek "otomatik pozlandırma
(AE)" sistemlerini oluşturmuştur.
Resim.2:50. Petri marka fotoğraf makinesi. Artık klasikleşmiş bir model ve üretilmiyor. Metal
gövde sonsuza kadar çekerim diyor sanki. Metal objektif gövdesi ve metal halkalar. Fotoğraf
makinesini elinize alınca ağırlığı insana güven veriyor
Resim 2: 51. .Samoca marka makine
 Minyatür Makineler
”Avuç içine sığabilecek şekilde üretilen, kibrit kutusu büyüklüğünde veya yüzük, saat,
düğme, çakmak, kalem şeklinde olanları üretilmiştir. 8mm, 16mm sarma film kullanılacak
şekilde dizayn edilmişlerdir. Kaset tipi filmler genelde 30 pozdur. Kaset tipi olmayan
makinelerde film karanlık odada el ile makineye takılır ve makaraya sarılmalıdır. Seri
üretimleri olmayan deneysel amaçlar için üretilen değişik modellerine rastlanılabilir. 8mm
veya 16 mm film kullanırlar.
Bu deneysel modeller özellikle soğuk savaş sırasında ortaya çıkan gizli fotoğraf
çekme ihtiyacından kaynaklanmıştır.
Casusluk amacıyla da kullanılmışlardır. Bu amaca özel üretilen sessiz modelleri de
üretilmiştir. Kol düğmesi, düğme, saat, çakmak, kalem tiplerinde minyatür fotoğraf
makineleri üretilmiştir. Maket uçaklara takılarak uzaktan kumanda ile kullanılan gelişmiş
modelleri de vardır. Genelde casusluk amacı için kullanılmışlardır.
Objektifleri sabit açılı ve genelde 3.5 diyaframda üretilirler. Görüntüleri çok küçük
olduğundan en büyük ve iyi sonuç 6x6 boyutunda büyütmeyle elde edilebilir. Minyatür
makinelerin en tanınmış olanı Minox marka fotoğraf makineleridir. Minox firması halen
günümüzde üretilen en kaliteli minyatür makineleri de üretmektedir.
 110 Formatında Fotoğraf Makineleri
Plastik kartuş içindeki filme kaydedilen görüntü boyutları genellikle 11x17
milimetredir. Makineler kullanım açısından basittirler. Görüntü boyutları küçük olduğundan
baskı sırasında da seçiklik elde etmek zordur. Yardımcı parçalar açısından yetersizdirler.
Amatör işler için banyo tanklarının ve agrandizör şaselerinin bulunması da güçtür. Bunların
yanı sıra kullanımları basit ve hızlıdır. Fiyatları ise, diğer sistemlere oranla daha ucuzdur.
Minyatür makineler sınıfına giren ancak çok özel amaçlarla üretilen ve mikro film kullanan
modeller de bulunmaktadır. Fotoğraf makinesi birkaç milimetre büyüklüğünde film kullanan
özel bir tasarımdır. Büyüteç altında görülebilecek negatifler çeker. En fazla 4.5x6 boyutuna
büyütülebilir ve baskıda kalite aranmaz. Tıp alanında insan vücudunun içinde fotoğraf
çekmek amacıyla kullanılan modelleri de vardır.
 Panoramik Makineler
Balıkgözüne yakın çok geniş açılı bir objektif yardımıyla enine geniş bir alanı
tarayacak şekilde dizayn edilmişlerdir. Bu sayede uzun bir film şeridine görüntü kaydı
mümkün olmuş ve panoramik format ortaya çıkmıştır. Objektifi dar açılı olan modellerinde
objektif 180º kadar dönerek tarama yapar. Filmin mekanik veya motor yardımıyla dönerek
görüntüyü kaydettiği modelleri de vardır.
Oluşturdukları görüntüler açısından çok geniş açılı fotoğraf makinelerine
benzetilebilirler. Bu makinelerin kiminin objektifleri sabitken, bazılarınınki pozlama
sırasında kendi ekseni etrafında çevrinerek yatay düzlemde daha geniş bir mekanın
kaydedilmesini olanaklı kılar. Film de bu çevrinmeye koşut olarak makineye yerleştirilir.
Çevrinmenin temel amacı perspektif bozukluğu yaratmadan görüş açısını arttırmaktır. Bu
makinelerin kullanımı çoğunlukla dış çekimlerle sınırlıdır. En çok mimari, endüstri ve doğa
fotoğrafçılığında kullanılmaktadırlar.
Bu tür makinelerin üzerinde bulunan objektiflerin yatay görüş açısı çok fazladır.
Örneğin, normal görüş açısının yatay olarak 45° olduğu düşünülürse, bu makinelerin sahip
olduğu 90°-180 derecelik açılara sahip objektifler, kapalı ve kısıtlı mekanların rahat
görüntülenebilmesinde veya manzara çekimlerinde yararlı olurlar. Genellikle objektifler
makine gövdesine sabittir.
Resim 2: 52. WIDELUX Panoramik model 1500 Görüş açısı 150°
Panoramik makineler genelde refleks tipte üretilmişlerdir. Bunun nedeni de vizörden
kaydedilecek bütün görüntünün görülememesidir. Görüntünün tamamını görmek için aynı
açı ile gören başka bir vizör kullanılmak zorundadır.
Teknik olarak objektifin önceden belirlenen enstantane hızında dönerek görüntüyü
film tabakasına düşürmesi ile görüntü kaydedilir. Tabii ki bu işlem sırasında makinenin
servo motoru yardımıyla film de ilerlemektedir.
Bu mekanik düzenin uyumlu çalışması normal makinelerden daha çok parça ve teknik
gerektirdiği için panoramik makineler daha pahalıdır.
Resim .2:53. WIDELUX Panoramik model F-8 35mm Görüş açısı 140°
Panoramik makineler manzara çalışmalarında bölmek istemediğimiz görüntüleri
alırken kullanılır. Genelde enine düşünülse de dik olarak da kullanılabilir. Bu sayede yüksek
bir gökdeleni kaydetmek mümkün olabilir.
2.2.4. Mekanik yapısı
Resim .2. 54: Fotoğraf makinesinde bazı düzenekleri
Her fotoğraf makinesi çeşitli ayar ve düzenekleri ve elektronik devreleri çıkarıldığı
takdirde temel olarak ışık geçirmez bir kutudur. Bir fotoğraf makinesinin ön kısımında,
resmi çekilen konudan yansıyan ışığın içeri girmesine olanak sağlayan ve genellikle açıklığı
değişebilir bir diyaframı olan objektif; arkasında ise, görüntünün kalıcı bir kaydını yapabilen,
ışığa duyarlı bir film vardır.
En basitinden en gelişmişine dek bütün fotoğraf makinelerinin dört temel ortak parçası
vardır: objektif, diyafram, obtüratör ve vizör.
Konudan (süjeden) gelen ışık önce objektifte toplanır ve odaklanır. Sonra,
diyaframdan, yani objektifin içindeki bir diskin ortasından geçerek obtüratöre ulaşır.
Fotoğraf makinelerinin çoğunda obtüratör filmin tam önüne yerleştirilmiştir. Obtüratör
fotoğraf çekerken belli bir süre açık kalarak objektiften gelen ışığın film üzerine düşmesini
sağlar. Vizör makineyi konuya odaklamaya yönelik bir düzenektir.
Netleme Sistemi
A. Helikoid Sistem: Netlemeyi gerçekleştiren vidalı iki tüpten ibaret bir aparattır. Bir
şişe kapağının açılıp kapanırken yukarı-aşağı hareketi gibi merceklerin film düzleminden
uzaklaşıp yakınlaşması ile netleme yapılır. Netleme ayarı, manuel (M) yapılabildiği gibi son
zamanlarda geliştirilmiş modellerde otomatik olarak da (autofocus-AF) netleme yapılabilir.
B. Körüklü Sistemler: Büyük ve orta boy kameralarda bulunur. Objektif ile film
düzlemi arasında bir körük vardır ve objektif yada film düzlemi ileri geri hareket ettirilerek
netleme yapılır. Görüntünün kadraj ve netlik kontrolü bir buzlu cam üzerinden izlenebilir.
2.2.5. Dijital Yapısı
Pozlandırmayı üç etken belirler: Filmin ışığı olan duyarlılığı ya da "hızı" (Uluslararası
Standartlar Organizasyonu [ISO] tarafından verilen sayılarla belirlenir) objektif diyaframının
açıklığı (f sayısı ile ayarlıdır); ve obtüratörün açık kalma süresi ya da "enstantane" (saniyenin
kesirleri olarak ölçülür: 1/1000 sn vb.). Doğru pozlandırmanın elde edilmesi, özellikler
fotoğrafçılığa yeni başlayanlar için oldukça zordur. Bu konuda, zaman zaman deneyimli
profesyoneller bile hata yapabilir. Öte yandan günümüzün yarı ya da tam otomatik
pozlandırma programlı fotoğraf makineleri diyafram ve enstantaneyi otomatik olarak ayarlar
ve genellikle iyi verirler. Buna karşın belirli bir konuyu çekerken etkin bir görüntü elde
edebilmek için tek bir enstantane ve diyafram açıklığı birleşimine bağlı kalmak gerekmez.
Bu yüzden fotoğraf makinesi seçerken, pozlandırması elle (manuel olarak) ayaralanabilen,
hiç değilse bir diyafram ya da enstantane öncelikli pozlandırma programı olan bir makine
tercih edilmelidir.
Gerekli ışığın film düzlemi üzerine düşürülmesi işlemidir. Doğru poz değerini sizin
hesaplamanız gerekir. Çünkü çekeceğiniz fotoğrafın duygusunu hangi poz değerlerinin daha
iyi vereceğini sizden daha iyi kimse bilemez. Çektiğiniz fotoğrafın en önemli bölümü
görülmesini istediğinizden daha açık görünüyorsa fazla pozlandırdınız daha koyu
görünüyorsa az pozlandırdınız demektir.
 Yeni Tip Pinhole Makineler
Resim.2. 55: Volblad marka fotoğraf makinesi. Pinhole makinelerin modern yorumlarından biri
Resim.2. 56: Volblad marka fotoğraf makinesi. Pinhole tekniğine meraklı alternatif
fotoğrafcılar için bulunmaz bir nimet sayılabilir. Objektiflerinin değiştirilebilmesi ise büyük avantaj.
Resim.2. 57: Volblad marka fotoğraf makinesi.
2.2.6.Çalışma Prensipleri
Resim. 2. 58: İğne deliği kamera çalışma prensibi ve özellikleri
Bu kamerayı geliştirmek için yapılacak şey, ona kullanım kolaylığı sağlayabilmesi
için bir takım ilaveler yapmaktır. Bunlar, daha net ve aydınlık bir görüntü için bir mercek ve
bu mercekten geçen ışınların şiddetini denetleyebilmek için bir diyafram (iris), ışığın
istediğimiz zaman geçebilmesi için açılır kapanır bir kapak yada örtücü (obtüratör), bu
örtücü sistemin hareketini başlatabilmek için bir deklanşör, örtücünün istediğimiz süre kadar
ışığın geçmesini sağlayabilecek hızı ayarlayabilen bir başka kontrol düzeneği (enstantane
ayarları), nereyi fotoğrafladığımızı görebilmemiz için bir bakaç (vizör), film koyma haznesi,
filmi sarma kolu, biten filmi geriye sarma kolu, bulunduğumuz ortama göre ışığın şiddetini
ölçebilecek bir ışık ölçer (pozometre) gibi bir takım düzenekler olabilir .
2.2.6.1. Diyafram
Fotoğraf makinelerinde, film düzlemine düşecek ışık miktarını ayarlayan en önemli
parçalardan birisi diyaframdır. İnsan gözünde, göz bebeğinin işlevi ne ise fotoğraf
makinelerinde de diyaframın işlevi aynısıdır.
Normal olarak ortamdaki ışıklılık durumu yoğun ise, başka bir ifadeyle ortam çok
ışıklı ise kapalı (kısık), ortam az ışıklı ise açık durumda bulunur. Diyaframın işlevi açısından
bir musluğa benzetmek mümkündür. Musluk çok açıldığında suyun çok akması gibi,
diyafram açık olduğu zaman da filme düşen ışık miktarı artacaktır.
Objektifin mercek grupları arasına yerleştirilmiş ve merkezden istenildiği kadar
genişleyip daralan bir deliği bulunan çelik yapraklardan oluşan perdeye diyafram denir.
Diyafram açıklığı ve enstantane hızı, uygun değerlerde seçilerek filme, görüntü oluşumu için
gereken miktarda ışık düşürülür.
Bir görüntünün film üzerine tespit edilmesi için gerekli olan ışık miktarını tayin edici
bir özelliğe sahip olan, diyafram göz bebeği gibi çalışır. Işığın çok olduğu zamanlarda
kapatılarak az olduğu zamanlarda açarak film üzerine her zaman istenen miktarda (film
üzerinde görüntünün oluşabilmesi için gerekli miktar) ışığın düşmesini sağlar.
Tıpkı gözümüzü kısmak ve açmak gibi!
Diyafram açıldıkça giren ışık çoğalır, kısıldıkça da azalır.
Ana amacı görüntüyü keskin netlikte elde etmek olan çeşitli cins objektiflerin yapıları
incelendiğinde karşımıza mekanik ve elektronik bir sistemin çıktığı görülür. Objektiflerde,
netleme mekanizması ve optik elemanların yanı sıra değişken boyutlu, yuvarlak bir delik
olan ve filme gelen ışık miktarını kontrol eden diyafram yaprakçıkları da bulunur. Diyafram
yaprakları, altı ila sekiz metal yapraktan oluşur. Bu yaprakçıkların açılıp kapanma
kumandası objektif borusu üzerindeki diyafram halkası ile olur. Elektronik makinelerde
ekrandan ya da diyafram düğmesinden de kontrol edilebilir. Objektiflerinin çoğununda
bulunan diyafram halkası objektif içerisindeki yaylı bir mekanizmaya bağlıdır. Diyafram
yaprakçıklarının açılıp kapanması bu mekanizmayla kontrol edilir. Metal yapraklardan
meydana gelen diyaframa iris diyafram adı verilir. En çok kullanılan diyafram türü olan iris
diyaframlar, karartılmış ince madeni levhalardan oluşmuştur. Döner bir halka, istenilen
açıklığı sağlamak gayesiyle üzerinde yazılan rakamlara ayarlanır. Objektif gövdeye
bağlandığında gövdede ve objektifteki manivalar karşılıklı olarak çalışır ve diyafram
yaylarının gerilmesini sağlarlar. Böylece diyafram en açık haline gelerek fotoğrafçının rahat
netleme yapmasına imkân tanır. Fotoğrafın çekim esnasında yani deklânşöre basıldığında
manivelâ önceden ayarlanan diyafram açıklığına göre diyafram açılmasını sağlar ve film
üzerine istenilen miktardaki ışık düşer. Bir başka ifadeyle tek objektifli bütün makinelerde
özel ve mekanik bir sistem fotoğraf çekmek için deklanşöre basana diyaframı açık tutmaya
yarar (diyaframın açık tutulmasındaki amaç yetersiz ışık koşullarında netlemenin kolay
yapılması içindir.); deklanşöre basıldığı zaman diyafram otomatik olarak tayin edilmiş
açıklığa dek kapanır.
Diyaframın görevi, objektiften giren ışığın miktarını ayarlamak ve netlik derinliğini
azaltıp çoğaltmaktır. Diyaframın objektiften geçip film üzerine düşen ışığı kontrol görevi
poz ayarı için önemlidir.
Diyafram çemberinin üzerindeki rakamlar içeriye ne kadar ışık girdiğini gösterir.
Rakamlar küçüldükçe içeriye daha fazla ışık girerken rakamların büyümesi içeriye giren
ışığın azalması anlamına gelir. Diyaframın ne kadar açılacağı kadranındaki numaralara göre
ayarlanır. Genel olarak kullanılmakta olan diyafram açıklık değerleri şunlardır: 1,4 - 1,7 - 1,8
- 2,8 - 4 - 5,6 - 8 - 11 - 16 - 22 - 32 - Bir diyafram rakamları grubunda en küçük rakam, yani
diyaframın en açık hali; objektifin aydınlık veya parlaklık değerine eşittir. Her iki diyafram
rakamı arası bir misli açılma veya kısalmayı ifade eder. Bir başka ifadeyle diyafram değeri
f/4 iken f/5,6’ya göre iki misli fazla ve f/2,8’e göre iki misli az ışık film üzerine düşer. Film
üzerine düşürülen ışık miktarını, ayarlayan diyafram, ışık çok olduğu zaman büyük
numaralara doğru (azaltmak için) az olduğu zaman ise küçük numaralara doğru (içeriye
giren ışık miktarını artırmak için) ayarlanır. Diyafram kadranındaki en küçük rakam en
büyük diyafram açıklığına en büyük rakam ise en küçük diyafram açıklığına karşılıktır.
Resim . 2. 58:Bazı diyaframa aralıkları
Resim .2. 59: Bazı diyafram
2.2.6.2. Enstantane (Obtüratör)
Işığın film üzerine düşme süresini belirleyen mekanik bir sistemdir. Bu süreler
çoğunlukla saniyelerin birimleri kadardır. Sistemi vardır. Enstantanenin iki fonksiyonu vardır;
 Işık miktarını saptamak
 Hareketi saptamak.
Resim 2. 60: Obtüratör skalası
İyi bir görüntü elde edebilmek için (film üzerinde görüntünün oluşabilmesi) yeterli
miktarda ışığın (diyafram ile) yeterli sürede (obtüratör ile ) objektiften geçmesi gerekir.
Işığın çok olduğu durumlarda süreyi saniyenin kesirleri olarak ayarlarken yetersiz ışık
şartlarında saniyenin katları olarak ayarlarız. Diyaframdan geçtikten sonra miktarı
ayarlanmış olan ışığın, film düzlemini ne kadar süreyle etkileyeceğini belirleyen
mekanizmaya obtüratör denir. Obtüratörün açılıp kapanma hızına enstantane denir.
Enstantane değerleri belirli standart seride toplanmıştır. Bunlar; T, B, 1, 2, 4, 8, 15, 30, 60,
125, 250, 500, 1000, 2000, 4000 ve 8000 gibi ederlerdir. Enstantane değerleri aslında tam bir
saniyeden başlamak üzere (bazı makinelerde 2, 3, 4, 8, gibi saniyeleri de belirten değerler
vardır.) saniyenin kesirleri olarak devam eder. Bir başka ifade ile 4 saniyenin 4 de 1 olarak
1000 saniyenin 1000’de biri olarak değerlendirilir. Yani enstantaneyi 4 enstantane
aldığımızda perde saniyenin 4’de biri kadar 1000 enstantane aldığımızda saniyenin 1000’de
biri kadar süre açık kalıp tekrar kapanır. Enstantane değerleri dizisinde dikkat edilmesi
gereken en önemli nokta, ardarda gelen iki hızdan birinin süresinin, diğerinin süresinin iki
katı (ters yönde yarası) kadar olduğudur. Örneğin 1/60 saniye 1/30 saniyeye göre iki kat daha
fazla film üzerine ışık düşmesini sağlarken 1/125 değerindeki enstantane 1/60 saniyenin
yarısı kadar ışık geçirir. Enstantaneyi (B) ayarına getirdiğimiz zaman elimizi deklanşörde
basılı tutuğumuz sürece perde açılacaktır. (T) ayarında ise deklanşöre basıldığında perde
açılır ve ikinci kez basıldığında perde kapanır. Özellikle gece fotoğrafçılığında ve zayıf ışık
koşulları altında fotoğraf çekerken bu işleme başvurmak gerekmektedir.
 Enstantane (Obtüratör) Çeşitleri
 1.Yaprak (Merkezi) Obtüratörler
Yaprak obtüratörler, fotoğraf makinelerinde objektifin içinde mercek elamanlarının
arasında bulunur. Yaprak obtüratörler birbiri üzerine kayabilen çelik yapraklara yaptırılan
dairesel dönme hareketi sonucu gözdeki irisin çalışmasına benzer bir biçimde açılıp kapanır.
Genellikle bu obtüratörler aynı zamanda diyafram görevini de yerine getirirler ve 1 saniye ile
1/500 saniye arası hızlarda çalışır. Yaprak obtüratörle çekilen bir filmde orta kısım kenarlara
göre daha fazla pozlanır. Bu tüm filimin farklı oranlarda pozlanması anlamına gelir. Bunun
nedeni ise perde içten dışa doğru açılıp tekrar içe doru kapanırken orta kısımlara kenarlara
göre daha fazla ışık geçmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum düşük enstantane hızlarında
fazla önemli değildir. Bu sakıncalarına rağmen çok sessiz ve titreşimsiz çalıştıklarından
sessiz çalışmanın gerektiği durumlarda tercih edilir.
Resim 2. 61: Merkezi obtüratör sistem
 2.Perdeli Obtüratörler
Bady üzerinde karanlık odanın girişinde filmin hemen önünde yer alan yatay hareketli
bez veya dikey hareketli çelik perdelerden oluşur. Perde, makineye takılan filmin
büyüklüğüne eşit boyutlarda siyah özel dokunmuş bez veya metal plakalardan yapılmıştır.
Perdeli obtüratörler iki perde halindedirler. Kurucu bir yay ile hareket ederler. Deklanşöre
basıldığı zaman ilk perde hareket ederek filmin önünü açar. Süre bitiminde ise ikinci perde
birincinin üzerine kapanarak ışığın geçişimini engeller. Film üzerinde hareket eden bantlar
halinde film üzerinde gerektiği kadar ışığın girmesini sağlar. Bez perdeler sağa sola hareket
ederken, çelik perdeler alttan üste veya üsten alta doğru hareket eder. 1/250 saniye ve daha
yüksek hızlarda iki perde aralarında bir yarık bırakacak şekilde aynı anda hareket eder. Bu
durum, hareketli objelerin fotoğraflarının çekilmesi esnasında perde obstüratörün hareket
yönüyle fotoğrafı çekilen objenin hareket yönü aynı olursa objenin görüntüsünde uzama gibi
bozulmalar meydana gelir. (Bu durum bilinçli kullanıldığı zaman fotoğrafa bazı estetik
değerler kazandırabilir.)
Resim . 2. 62: Perdeli Obtüratör
2.2.6.3. Objektif
Objektif, görüntüyü film üzerine net olarak düşüren ince ve kalın kenarlı merceklerden
oluşan optik bir sistemdir. Objektifler aynı zamanda, üzerinde netleme yapılan, fotoğrafı
çekilmek istenen konudan gelen ışık ışınlarını film düzlemine aktarmaya aracılık eden optik
elamanlardır. Objektif konudan gelen ışıkları toplayarak film üzerine düşmesini sağlar.
Objektifler çok sayıda içbükey ve dışbükey merceklerin bir araya gelmesiyle oluşurlar.
Objektifler, mercekler ile aynı prensip ile çalışmalarına rağmen, çok daha karmaşık bir
yapıya sahiptirler. En ilkel objektif bir tek dışbükey mercekten oluşmuştur. Yalnız dışbükey
mercekten oluşan objektifler, ışığı düzgün bir şekilde film üzerine düşüremediklerinden
dışbükey mercekle birlikte bir de içbükey merceğe ihtiyaç duyulmuştur. Bir içbükey ve bir
de dışbükey merceğin birbirine yapıştırılmasından oluşan merceklere akromatik mercek adı
verilmektedir.
Resim. 2. 63: Objektif Resim.2. 64: Objektif
Objektiflerin formülleri, yapıları ve kaliteleri ne olursa olsun bazı değişmez optik
kurallara uygun olarak tek yada birkaç mercek topluluğundan meydana gelmişlerdir.
Fotoğrafı çekilecek konunun bütün noktalarından yansıyarak gelen ışınları odak noktasında
(asal eksene dik odak düzlemi) toplayarak konunun küçük bir görüntüsünün oluşmasını objektif sağlar.
Objektif mercekler sistemi olduğuna göre, asal eksene paralel gelen ışınlar, her
mercekten ayrı bir kırılış yönü ile yoluna devam eder. Bu ışınlar son mercekten geçtikten
sonra yine mercekler asal eksenine doğru kırılarak devam eder ve asal ekseni bir noktada
keserler ki işte bu nokta odak noktasıdır. Objektiften geçen görüntü ters olarak filmin
emülsiyonlu kısmına düşer.
Bir canlı için göz ne ise bir makine içinde objektif aynı şeydir. Göz evreni görmemizi,
objektif ise evrendeki objelerin film ya da kart üzerine düşmesini sağlar. Bir fotoğraf
makinesinin en önemli parçası olan objektif üç ana kısımdan meydana gelir.
2.2.7. Kullanımı
Karanlık kutu gerek teknik, gerekse tanım uygulamanın aksine oldukça basittir.
Karanlık oda/kutu fotoğrafı, objektifsiz fotoğraftır. Bilinen fotoğraf makinelerindeki
objektiflerin yerini 0.25-1 mm çapındaki bir iğne deliği alır. Işık bu delikten geçer ve
karanlık ortam sağlayan kutunun içinde bulunan ışığa duyarlı yüzey ( film ya da kart)
üzerinde bir görüntü oluşturur.
Bu teknik için kullanılan kameralar küçük ya da büyük olabilir. Deniz kabuklarından,
şekerleme, kola hatta kibrit kutularından ya da eski buzdolabı, karavan gibi iri hacimli
nesnelerden ya da ışık geçirmezliği sağlanmış bir odadan kamera olarak yararlanmak
mümkündür. Karanlık oda/kutu fotoğrafı. Yapılan her tür KAMERA obscura gerçek dünya
ile düş dünyamız arasındaki sınırları zorlar ve normal fotografik görüntülerin ötesinde
ürünler sunar. Yabancı literatürde her sanatçı tarafından üretilen KAMERA obscura
sanatçının kendi adıyla anılır.
Eski tip pinhole makinelar
Resim 2. 65:Bender marka pinhole makine. Klasik bir model. Artık üretilmiyor. Alternatif
fotoğrafçılıkla uğraşanlar tarafından elde yapılıyor. Basit bir model olma özelliğiyle tekniği
bilenler tarafından kolayca üretilebilir
Resim .2. 66: Bender marka pinhole makinenin ön görünüşü. Pozlandırma deliği açık durumda
Resim2. 67: Aynı modelin arka bölümü. Fotoğraf kartı yerleştirmek için gereken düzenek görülüyor.
Resim 2: 68. Pinhole Kamera Resim .2. 69: Pinhole Kamera
 İğne deliği yapımı
İğne deliği kamerada en önemli kısım iğne deliğinin kendisidir. Delik, ülkemizde
hırdavatçılarda bulunabilir türden bir pirinç pul, marketlerde satılan küçük cam ya da kutu
kapaklarındaki çok ince metalden yapılabilir. Bazı fotoğrafçılar fırın folyolar kullanır.
Sıradan folyolar fazla incedir. Kutu kapağından alınacak metal, çok iyi bir zımpara kâğıdıyla
boya ya da verniğini ince hale getirmek için zımparalanmalıdır. Deliğin kenarları pürüzsüz
ve keskin olmalıdır. Uygun delik çapının saptanmasında, kameranın odak uzunluğu, yani
delik ile film ya da fotoğraf kartı arasındaki uzaklık belirleyicidir.Genelde; daha küçük delik
daha net görüntü demektir.Ancak,delik fazla küçükse ışığın kırınım etkisi görüntüdeki
netsizliği artırır. Orta sertlikte bir mukavvanın üstüne bir metal parçası koyun. Olabildiğince
yuvarlak olmasına özen gösterek bir iğne yardımıyla delik açın.
İğneyi yüzeyle 90 derecelik bir açıda tutun. Metal parçasını döndürün ve iğnenin
girdiği yüzeyin arka tarafını iyi bir zımpara kâğıdıyla, pürüzsüz olacak şekilde zımparalayın.
Sonra metali mukavvanın diğer yüzüne koyun ve iğneyi hassas bir şekilde delikte
döndürerek deliğin yuvarlak olduğuna emin olun. Delik bir büyüteçle kontrol edilebilir.Bir
agrandizör yada projektörlerde iğne deliği çapını kontrol edebilirsiniz.
Silindirik kutu kamera yapımı
İğne deliği kameralar ışıktan korunmalı çok çeşitli kutulardan yapılabilirler. Silindirik
bir mukavva kutu, cips, çay yada kahve kutuları 120 rulo film parçaları ya da fotoğraf
kartları için iğne deliği kameraya kolayca dönüştürülebilir.
1. Mukavva bir film tutucuyla başlayın. Film tutucu, silindirik kutunun içinde
sığabilecek boyutlarda iki parça mukavvadan yapılabilir. Parçalardan biri (A) filmin arka
yüzeyini tutmak içini diğer parçayı ikiye bölün, küçük parça B’yi A’ya yapıştırın büyük
parça C üzerinde film ya da kart için bir pencere (D) açın. Elektrik bandı ya da benzer
kalitede bir bant kullanarak C ‘yi B’ye sıkıca bantlayın.
Bir parça 120 rulo film ya da fotoğraf kartını A ile C arasına yerleştirin.
2. Film tutucuyu kutunun her iki yanındaki yivlerin içine sabitleyin. Yivler kutunun
içine yapıştırılan mukavva şeritlerdir. Yivlere yapıştırılan bir parça mukavvayla film
tutucusu için bir destek (E) yapabilirsiniz. Bu, üzerine film yerleştirilmiş film tutucunun yiv
içinde kaymasını daha kolaylaştıracaktır.
İğne deliğinin kenarı çok düzgün olmasına dikkat edin!
Film tutucuya film yükleme işi karanlık odada yapmalısınız!
3. Kapak dahil kutunun içini ve film tutucunun bütün dış yüzeyini siyah mat bir
spreyle boyayın. Kapağın yarı saydam olmamasına dikkat edin. Gerek duyduğunuz takdirde
siyah plastik bir astar yada mukavva yapıştırarak kapağı matlaştırabilirsiniz.
4.Kutunun ön yüzüne bir delik açın. Eğer özel bir merkez dışı etkisi yaratılmak
istenmiyorsa, “optik eksen” film tutucunun penceresinin tam merkezine denk gelecek
şekilde açılmalıdır.
5. Sonra iğne deliği düzlemini yukarda anlatılan yöntemle yapın.
6. İğne deliği düzlemini silindirik kutunun üzerine yapıştırın.
7. İğne deliğinin üzerine gelecek şekilde kutuya fotoğraf kartı ambalajından siyah
plastik bir kapak yapıştırarak basit bir örtücü yapın. Kapak bir plastik ilde tutturulabilir.
Fotoğraf çekeceğiniz zaman lastiği çıkarın, kapağı açın ve yeterince pozladıktan sonra kapatın.
8. Kameranızda eğri film düzlemi kullanmak isterseniz, mukavva film tutucusunu
çıkarın ve film yada fotoğraf kartını kameranın içine doğrudan bantlayın. Bu işlemi de
karanlık odada yapmayı unutmayın.
Resim. 10.71: Numara iğne
Resim: 2. 72: İğne deliği, film tutucu ve silindirik bir kutu kamera örneği

3. PİNHOLE KAMERAYLA ÇEKİM YAPMAK
3.1. Diyafram
Işığın yoğunluğunu kontrol edilebilmesini sağlayan, büyütülebilen ya da
küçültülebilen bir delikten ibarettir. İki fonksiyonu vardır.
 Işığın yoğunluğunu kontrol eder.
 Net alan derinliğini kontrol eder.
Diyaframın ve obstüratörün birlikte kullanılması ile ışığın yoğunluğu, süresi, hareket
ve alan derinliği kontrol edilir.
O halde; karanlık kutuda açılacak deliğin büyüklüğü ya da küçüklüğü makinemizin
diyaframını oluşturur.
3.2. Enstantane
Filmin üzerine düşmesi gereken ışığın sadece diyaframla sağlanması yeterli değildir.
Işığın ne kadar süre ile filmin üzerine düşmesi gerektiği de düşünülmelidir. Işığın miktar ve
süresinin beraber ayarlanması işine poz verme denmektedir. Uygun poz ayarı için mutlaka
diyafram ve enstantaneyi birlikte ayarlamalıyız.
Bu durumda, karanlık kutu üzerindeki delikten geçecek ışık miktarının süresi
enstantane değerini verir.
3.3. Objektif
Objektif konudan gelen ışıkları toplayarak film üzerine düşmesini sağlar.
Uygulama
Karanlık odada hiç ışık olmayacağı için magazinlerin ve ihtiyacınız olabilecek olan
aletlerin düzenli bir biçimde olması gereklidir. 13x18 cm boyutunda Kodak T-Max 100 Asa
tabaka film kutusundan çıkarılır. Duyarkat’a zarar vermemek için özel eldivenler ya da steril
olmayan pudrasız eldivenler kullanılmalıdır.
Filmin doğru yönünü bulmak için çentiklerden yararlanılır.
PVC magazinin iki yüzeyine her iki film ayrı ayrı çift taraflı bant yardımıyla yapıştırılır.
Magazin kutunun içine yerleştirilir.
Magazin kutu içinde oynamayacak şekilde sabitlenir.
Delik ile film düzleminin merkezlenmesi yapılır. Yapılacak ilk çekimde dış bükey
film kullanılacaktır. KAMERA Obscura’ nın bir özelliği de burada ortaya çıkar. Film dış
bükeyse oluşan görüntü iç bükey perspektifli olacaktır.
Kutunu kapağı sıkıca kapatılır ve kenarları emniyet için bantlanır.
Artık KAMERA Obscura çekime hazırdır. Ancak iki filmlik çekim hakkınız vardır.
KAMERA Obscura çekimlerinde ışık ölçümleri belli matematiksel temellere
dayanmasına rağmen yapılan denemeler ve sezgilerde önemli bir yer tutar. Kadraj ve ışık ölçümü yapılır.
Pozlama süresi, gün ışığında 15 sn ile 10 dakika arasında değişirken, iç mekânlarda 2
saat’e yaklaşan pozlama süreleriyle çekim gerçekleştirilir.
Magazinin diğer yüzeyindeki filmi kullanmak için KAMERA obscura karanlık
torbaya sokulur ve magazinin yönü değiştirilir.
Resim. 3. 12. 13: Ahmet Selim Sabuncu pinhole kamera ile çekilmiş fotoğrafları
Resim. 3. 14. 15: Ahmet Selim Sabuncu pinhole ile çekilmiş bir fotoğrafları
Resim . 3. 16: Clarissa Carnell, Stonehenge, Pinhole makineyle çekilmiş fotoğraf 1986

KAYNAK:www.megep.meb.gov.tr

Döküman Arama

Başlık :