TUZLANMA ETKİSİNDE KALAN ŞANLIURFA-HARRAN OVASI

TUZLANMA ETKİSİNDE KALAN ŞANLIURFA-HARRAN OVASI

TOPRAKLARININ KULLANIM DURUMLARI VE

İYİLEŞTİRİLEBİLME OLANAKLARI

S. Aydemir1, M. A. Çullu1, T. Polat2, O. Sönmez1, M. Dikilitaş3, H. Akıl1

1 Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, 63040, Şanlıurfa

2 Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, 63040, Şanlıurfa

3 Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü, 63040, Şanlıurfa

(Tel: 414 247 0384/2353; Faks: 414 247 4480; salihaydemir@harran.edu.tr)

ÖZET

Harran Ovası ülkemizin en büyük entegre projesi olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında tarımsal üretim potansiyeli bakımından sulu tarım yapılan en önemli ve bürük ovasıdır. Günümüzde neredeyse sulama hedefine ulaşılan ovada tarımsal üretim maalesef GAP mastır palanında öngörüldüğü desende yapılmamaktadır. Daha çok mono kültürel tarım yapılan ovada sulamanın da sıklığı ve aşırılığı ile neredeyse, farklı seviyelerde olmak üzere yaklaşık 15,000 ha’ı aşan bir tuzlanma ve sodikleşmeyle karşı karşıyadır. Özellikle drenaj yetersizliğinden dolayı ovanın güneyinden kuzeyine doğru tuzlu taban suyu seviyesinin yükselmesi ile başlayan ikincil tuzlanma yer yer sodikleşmeye yol açmıştır. Ovanın kendine özgü topoğrafik yapısı ve konumu nedeniyle drenaj probleminin çözülememiş olması taban suyu seviyesinin düşürülmesini bu şartlarda özellikle güney kısımda oldukça güçleştirmektedir.

Üretim deseni ve sulama uygulamalarında daha uygun ve ekonomik bir uygulamaya geçilmemesi, ovada problemin dahada yayılmasına sebep olacaktır. Ovada tuzlanmadan dolayı oluşan verim kaybı üretimi ekonomik olmaktan çıkarmış, çiftçilerin yaklaşık 6,000-7,000 ha alanda hiç tarım yapamamasına sebep olmuştur. Özellikle boş bırakılan ve ekonomik üretim yapılamayan diğer problemli alanlarda toprakların tekrar tarıma kazandırılabilmesi için ve hayvancılığın teşvik edilebilmesi için, tuzlu topraklarda, tuza dayanıklı farklı yem bitkilerinin yetiştirilmeleri bir alternatif olarak görülmektedir. Biyolojik ıslah olarak bilinen bu uygulama fiziksel ve kimyasal ıslah yöntemleri ile de mümkün olduğu ölçüde desteklenerek uygun bir toprak ve su amenajmanı ile ova insanının verimli topraklarını tekrar kazanmasını sağlaya bilecektir. Bu konuda geniş bilgi yazımızın ilerki bölümlerinde detaylı olarak ele alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Biyolojik ıslah, Tuzlanma, Sodikleşme, Harran Ovası,

45

HARRAN PLAIN SOILS FACING SALINITY PROBLEMS AND THEIR POSSIBLE AMELIORATION STATUS

ABSTRACT

Harran Plain is the most significant and fertile plain with its high crop yield potential in the biggest Integrated National Project called GAP (Southeastern Anatolia Project) where the irrigation facilities were completed in most parts. However, prescheduled agricultural crop design has not reached up its target although the most part of the area have now been under irrigation. The plain has now been facing salinity and sodicity problems with various degree of severity in over 15,000 ha area due to the continuous and heavy irrigation schedules. Also, secondary salinization leading to the sodicity have come up due to topographic causes which ended up high water table starting from south to north which were caused by the lack of drainage facilities. Due to above reasons, lowering the water table, especially in the south part of the plain is getting more difficult.

Unable to determination of new crop design and optimum irrigation schedule would spread up the problem all over the plain. In fact, the loss of crop yield caused by salinity lead to unprofitable agricultural production while approximately, 6,000 to 7,000 ha area have been left without cultivation. On the other hand, the area could be reopened for the agricultural purposes by cultivating the salt tolerant forage crops which also encourages the animal farming. This practice, also known as bioreclamation or phytoremediation with another amelioration practices such as physical and chemical i.e. calcium remediation, would enable the procedures to gain back their fertile areas with integrated irrigation and soil management methods. More detailed information about all these issues has been given in this paper.

Key Words: Biological reclamation, Salinization, Sodification, Harran Plain

GİRİŞ

Ülkemizin en büyük entegre projelerinden olan GAP içinde yer alan Harran Ovası, 225,000 ha’lık toplam alanı ve 150,000 ha’lık sulanabilir alan potansiyeli ile, proje kapsamında önemli bir yere sahiptir. Yüksek bitkisel üretim potansiyeli olan ova, sulamalı tarıma geçildiğinde, özellikle ilk yıllarda üretimini katlayarak artırmıştır. Günümüzde, yaklaşık 132,000 ha’lık alanda sulamalı tarım yapılan ovada, toprak özellikleri, topoğrafik yapı, bitki çeşitleri ve gerekli önlemler (drenaj) dikkate alınmadan yapılan kontrolsüz ve aşırı sulama, ovanın özellikle güneyinden başlayarak kuzeye doğru taban suyu seviyesinin yükselmesine ve beraberinde tuzluluğa ve ileri aşamalarda sodikleşmeye neden olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Ovanın özellikle problemin artış gösterdiği alanlarında, çiftçinin ekonomik bitkisel üretim yapamadığı ve arazilerini boş bırakmayı yeğledikleri, ovanın güney şeridinde binlerce hektar tuzlu ve tuzlu-sodik özellik taşıyan alanın maalesef hiç kullanılamadığı ovanın bir gerçeği haline gelmiştir.

Yeraltı sulamasının başlamasından (1978) günümüze kadar, ovada tuzlu alanlar yaklaşık 20,000 ha’ına ulaşırken, tuzlu-sodik ve kısmen de sodik alanlar bunun neredeyse 6,000-7,000 ha’ını teşkil etmektedir. Giderek artan tuzlanma ovadaki

46

önceki yıllarda birim alandan elde edilen üretimin ciddi boyutlarda düşmesine sebep olmuş ve hatta bazı yerlerde çiftçiler tarlalarına herhangi bir kültür bitkisi ekmemeyi daha ekonomik görmüşlerdir.

Ovanın kendine has ve özellikle küçümsenemeyecek bir alanında yüzey akışları ve yüzey altı akışlarla biriken ve drene edilemeyen su, taban suyu seviyesinin yılın büyük bölümünde kritik seviyeden (2 m) daha sığ kalmasına ve hatta bazı yerlerde yüzeye kadar çıkmasına sebep olmaktadır. Taban suyu seviyesini düşürmek için ovada yapılan drenaj çalışmaları yetersiz kalmakta, yapılan çalışmalar bazı yerlerde kısa vadede çözüm gibi görülse de binlerce hektar alan için uygulanabilirliği çok yüksek maliyet gerektirmesi sebebiyle ilk bakışta ekonomik görülmemektedir. Böyle alanların ekonomik şekilde kültür bitkisi üretimi yapılamaz halde kalmaları, buraların kullanılması ve verimlilik seviyelerinin artırılması için yeni yöntemlerin geliştirilme ihtiyacını kaçınılmaz kılmaktadır.

Ekonomik olarak kültür bitkisi yetiştirilemeyecek alanlarda, tuzlu koşullara orta (Glikofit) ve yüksek (Halofit) seviyede dayanıklı bitkilerin adaptasyonları ve toprağa yapacakları olumlu etkileri, problemli olan ova topraklarının üretime tekrar kazanılmasında önemli bir katkı sağlayacaktır. Ovada, problemli ortama adapte olabilecek bitkiler incelendiğinde, kültür bitkilerinin ekimlerinin yapılamadığı ve arazilerin boş kalma riski ile karşı karşıya kalan ve halen hiçbir tarım yapılmayan alanlarında ekonomik değeri olan ve ortam şartlarına adapte olabilecek yem bitkilerinin (mümkünse Halofitik olanlarının) ekilmesi bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır. Zira özellikle tuzlu-sodik ve sodik toprakların iyileştirilmeleri tuzlu topraklardaki kadar kısa ve ucuz olmamaktadır. Tuzlu toprakların ıslahı yıkama ve drenaj olsa da Tuzlu-sodik ve sodik toprakların iyileştirilmeleri drenaj ve toprak düzenleyicilerinin (örneğin, jips) uygulanması ile mümkün olabilmektedir. Böyle topraklarda iyileştirmenin ortama dayanıklı olabilen bitkiler ile yapılabiliyor olması topraktan sağlanacak katma değeri artırmakta ve ıslah için gereken maliyeti düşürmektedir.

Bu çalışmada ovada meydana gelmiş olan tuzlulaşma ve bunun paralelinde gelişen sodikleşme problemleri incelenerek, özellikle sodikleşme eğiliminde olan ve ovada küçümsenemeyecek bir alan kaplayan alanların biyo-iyileştiriler ile nasıl kullanılabilir hale getirilebileceği yapılan ve yapılmakta olan çalışmalar ışığında ele alınacaktır.

YÖNTEM

Tuzluluk ve Sodiklik Nedir, Nasıl Oluşur?

Tuzlulaşma olayı, tuzların bitki kök bölgesi altına (en azından 60 cm) yıkanamayacak miktarda yağış alan kurak ve yarı kurak bölge topraklarında meydana gelmektedir. Yüksek buharlaşma, uygun olmayan sulama miktarı ve yöntemi, yetersiz drenaj ve elverişsiz topoğrafik yapı bir araya gelerek, tuzlulaşma riskini kaçınılmaz kılmaktadır. Bunların sonucunda da, toprakların yüzeylerinde ve

47

farklı derinliklerinde ikincil tuz birikmeleri oluşmaktadır (Bresler ve Charter, 1982; Istvan, 1989; Tanji, 1990; Nassar ve Horton, 1999).

Tuzlu toprak deyimi, toprak süzüğü elektriksel iletkenliği (EC) 25 °C’ de 4 dS m-1’den büyük; Değişebilir Sodyum Yüzdesi (ESP) 15’den küçük ve pH değerleri 8.2’den küçük topraklar için kullanılmaktadır (Richards, 1954).

Sodikleşme (alkalileşme) olayı, sodyum tuzlarının yoğun olarak bulunduğu ortamlarda kolloidlerin değişebilir sodyum ile doygun olması durumunda meydana gelir. Ayrıca, başka bir ortamda, evapotranspirasyon sonucunda toprak solüsyonunun konsantrasyonunun artmasıyla, kalsiyum (Ca+2) ve mağnezyum (Mg+2) tuzlarının (CaCO3, MgCO3, CaSO4) çözünürlük sınırları aşıldığında, bu tuzların çökelmeleri suretiyle, ortamdaki sodyumun oransal miktarının artması ve bu koşullar altında değişebilir, kalsiyum ve mağnezyum’un bir kısmının sodyum ile yer değiştirmesi ve sodyum’un toprak kolloidleri üzerinde değişebilir formda artması şeklinde de oluşabilir (Richards, 1954).

Tuzlu-sodik topraklar, EC değeri 25 °C’de 4 dS m-1’ den büyük ve ESP’si %15’den fazla olan topraklardır. pH değerleri 8.2’in üzerindedir (Richards, 1954). Sodik topraklar, ECe değeri 25 °C’de 4 dS m-1’ den az ve ESP’si %15’den fazla olan topraklardır bunların pH değeri 8.2-10 arasında değişir (Richards, 1954).

Yüksek miktardaki değişebilir sodyum, topraktaki kili kuvvetle hidrate ettiğinden, toprak agregatlarını şişirerek, toprakta dispersiyon oluşturur. Buna bağlı olarak toprak strüktürü bozulur, geçirgenliği son derece düşer ( Israelsen ve Hansen, 1965).

Harran Ovasında Tuzluluk ve Sodikliğin Oluşum Seyri

Harran Ovasının güney ve güney batısını içine alan yaklaşık 5000 ha’lık bir alan 1995 yılı öncesi, kalitesi C2S1 den (iyi kaliteli) C4S4 (kalitesiz) e kadar değişen DSİ ve çiftçilerin açtığı kuyu suları ile sulanıyordu. O yıllarda yapılan çalışmalar, yoğun bir şekilde sulanan alanlarda, tuzluluk ve hatta az da olsa tuzlu-sodik ve sodiklik probleminin oluştuğunu ve zamanla artarak neredeyse farklı derecelerde (EC: 1.2 - 23.9 dS m-1) özellikle tuzluluğun bütün alana yayıldığını ve pH değerlerinin 7.17-8.20 arasında değiştiğini göstermiştir (DSİ, 1997).

Harran Ovası’nın kısmen genelini kapsayan ve 1968 yılında yapılan toprak etüt sonuçlarına göre ise, ova topraklarının pH’sının 7.7 ile 8.1 arasında değiştiği ve çözünebilir tuz içeriğin (EC: 0.56 – 2.0 dS m-1) arasında olduğu belirlenmiştir (DSİ, 1971). 1995 yılı öncesinde kullanılan düşük kaliteli kuyu sulama suları ve drenaj suları uzun yıllar içinde sulanmayan alanlarında sulanması ile tuzluluk probleminin yayılmasına neden olmuştur (Ergezer ve Ağca, 1995). Ovada tuzlu ve sodik alanların yaklaşık 12,000 ha’lara ulaştığı vurgulanmıştır (DSİ, 1971).

Atatürk baraj gölünden alınan (C2S1) suyla 1995 yılı itibari ile sulamanın başlamasıyla, sulanan alan, önceki alanın neredeyse 9–10 katına çıkarak,

48

günümüzde 130000 ha’ı aşmıştır. Baraj sulamasının başlamasıyla su kullanımı artmış ve ovaya kuru tarım yapılan birim alana neredeyse yağışla gelen suyun 12 misli su verilmiştir

Şekil 1. Harran ovasının fizyografik kesitleri (Dinç, ve ark., 1988; Aydemir ve

ark., 2005).

(DSİ, 2001). Çullu ve ark (2002) yaptıkları çalışmada, ova topraklarının tuzlanma oranın %15 olduğunu ve 2000 yılı itibari ile yaklaşık 12,000 ha alanın tuzlandığını rapor etmişlerdir.

Ova topraklarında genişleyebilir kilin (smektit) başat olması, toprakların sodikleşme riskinin olduğunu ve olacağını göstermektedir (Dinç ve ark., 1988; Aydemir, 2001). Sodikleşme eğiliminin yüksek olduğu yerlerde infiltrasyon hızının düşük olması toprak yönetiminde çok dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir. Bu topraklarda kötü bir yönetim altında başlayacak sodikleşme, göreceli olarak toprağın fiziksel özelliklerini olumsuz yönde etkileyecektir (Ağca ve ark., 1998). Akçakale Yeraltı Sulaması Projesinde, tarla içi drenaj sistemlerinin bulunmayışı ve yağışların yetersizliği nedeniyle tuzluluğun artması ve yer yer oluşan sodiklik sorunları ortaya çıkmış ve arazilerin tarımsal açıdan kullanılamaz duruma gelmesine sebep olmuştur (Çevik, 1998; Çevik ve Tekinel, 2000; DSİ, 1997).

Ova’nın topoğrafik konumunun çevresine göre çukur bir pozisyonda olması, çevreden gelen ve sulama sonucu biriken fazla suların tahliye edilememesi (geçirimsiz katmanlardan dolayı) ovanın güneyinde suyun birikerek kuzeye doğru

49

Şekil 2. Harran ovasının tuzlanma sebepleri ve sonuçlarını gösteren akış şeması.

taban suyu seviyesinin artmasını sağlamaktadır ve çoraklaşmaya önemli oranda etkili olmaktadır (Dinç, ve ark., 1988; Aydemir ve ark., 2005).

Özgür ve ark., (2001) yaptıkları bir çalışmada, 2000 yılı sulama sezonunda ovanın su bilançosunu çıkarmışlar. Bu çalışmaya göre ovaya toplam giren ve çıkan su dikkate alındığında ovada depolanan suyun ovaya giren toplam su miktarın yaklaşık - Topoğrafik yapı - Toprak özellikleri (kil mineralojisi) - Mono Kültür tarım (yaygın olarak, Pamuk) - İhtiyaç fazlası aşırı sulama - Kalitesi düşük suyla geri dönüş sulamaları - Yetersiz drenaj - Yüksek taban suyu seviyesi - Yüksek buharlaşma Tuzlanma Sodikleşme (Sodyumlaşma) Tuz toksisitesi ve besin elementleri dengesizliği Toprağın fiziksel özelliklerinin bozulması Üretilen bitki gelişimi ve veriminde azalma (Ekonomik olmayan üretim ve ekilemeyen arazi) Harran Ovasında Tuzlanmanın Sebep ve Sonuçları (Toprağın Kimyasal ve Biyolojik özelliklerinin bozulması) ŞANLIURFA

50

% 9’u (121,600,000 m3) kadar olduğu rapor edilmiştir ki bu durum ovada bir drenaj probleminin varlığını göstermektedir. Bu miktarın sadece bir yılın sonucu

olduğu dikkate alındığında yaklaşık 7 yıl içinde ovada depolanmanın günümüz itibari ile yüksek taban suyu sorunu olarak ortaya çıktığı ıktır. Ovanın topoğrafik yapısı da özellikle güney bölümü ile bu birikmeye müsait görülmektedir (Şekil 1).

Ova’nın topoğrafik konumunun çevresine göre çukur bir pozisyonda olması, çevreden gelen ve sulama sonucu biriken fazla suların tahliye edilememesi (geçirimsiz katmanlardan dolayı) ovanın güneyinde suyun birikerek kuzeye doğru taban suyu seviyesinin artmasını sağlamaktadır ve çoraklaşmaya önemli oranda etkili olmaktadır (Şekil 1) (Dinç, ve ark., 1988; Aydemir ve ark., 2005).

Bitkisel üretim için sulamalı tarımın yapıldığı kurak ve yarı kurak alanlarda, yüksek taban suyunun etkisi sonucu meydana gelen tuzlulaşma ve sodikleşme, toprakların kimyasal ve fiziksel özelliklerini bozarak ürün verimini azaltmakta veya tamamen yok edebilmektedir. Ovanın tuzlanma problemi sebep sonuç ilişkisi dikkate alınarak Şekil 2. de genel hatları ile özetlenmiştir. Bu nedenle bu koşullarda yapılacak sulama, bölgenin topoğrafik yapısı, toprak özellikleri ve mevcut bitki isteği dikkate alınarak uygulanmalıdır.

Binlerce hektar alandaki bu problemin en kısa sürede alternatif yöntemler geliştirilerek çözülmesi gerçeği, buralarda tuzluluğa dayanıklı ve hayvan beslenmesinde önemli olabilecek glikofit ve halofit sınıfında yer alan bitkilerin denenmesini bir alternatif çözüm olarak gündeme getirmektedir.

Ovanın Bitkisel Üretim Deseni ve Tuzlanma Etkisindeki Alanlarda

Oluşan Üretim Durumu

Sulamaya açılan alanlarda, bitki desenini etkileyen çok sayıda faktör bulunmaktadır. Bu faktörler doğal, sosyal ve ekonomik faktörler olmak üzere üç grupta toplanabilir. Doğal faktörler toprak yapısı, iklim durumu ve sulama alanına verilen su miktarıdır. Sosyal faktörler ise çiftçilerin örgütlenmesidir. Ekonomik faktörler tarım ürünlerinin fiyatları, ürünlerin pazarlanabilme durumları, teknoloji düzeyi, işgücü ihtiyacı, kredi kullanımı ve bölgedeki sanayileşme durumlarını kapsamaktadır (Karlı ve ark., 1999).

Harran Ovası’nda öngörülen bitki deseni ile gerçekte oluşan bitki deseni karşılaştırıldığında (1996-1998) önemli farklılıklar olduğu dikkati çekmektedir. Ovada öngörülenin % 20 olmasına karşın % 89 pamuk yetiştiriciliği yapılmıştır. Diğer ürünlerin gelişme durumuna bakıldığında; tahıl (sulu) % 50 gelişmesi beklenirken, tahıl içinde buğday % 13 ve II. ürün mısır % 6 oranında ekilmiştir (Karlı ve ark., 1999).

Ovada ekimi yapılan pamuk bitkisinin, GAP master planına göre öngörülen % 45’lik sınırın çok üstünde olması, plan dışı fazla sulama uygulamaları ile beraberinde drenaj ve tuzluluk problemlerini getirmektedir. Ovada henüz bir arazi kullanım planlaması ile ilgili ciddi bir yaptırımın bulunmaması, çiftçilerin arazilerini istedikleri gibi kullanmaları sonucunu doğuruyor ve bu durum da ekimde tek tip (mono kültür) bitki çeşidinin (pamuk) tercih edilmesine sebep oluyor. Mono kültürel

51

tarım, toprakların zamanla bozulmasını (degredasyon) ve toprakların sürdürülebilir verimliliğini olumsuz etkilemektedir.

Tablo1. Harran ovasında sulama öncesi ve sonrası bitki deseninde görülen değişim.

Ürünler

1995

2004

%

%

Buğday

49.0

12.7

Arpa

20.0

-

Mercimek

8.0

-

Pamuk

21.0

77.0

Sebze

2.0

2.6

Bostan (Kavun-Karpuz)

-

0.5

Meyve

-

0.1

Mısır (II. ürün)

-

6.5

Susam (II. ürün)

-

1.0

Toplam

100.0

100.0

Harran ovasında sulu tarımın başlamasıyla birlikte, kuruda yetişen arpa ve mercimek ekiliş alanları azalmıştır. Buna paralel olarak pamuk, sebze ve ikinci ürün ekiliş alanları artmıştır. Ovada, 2004 yılı itibariyle toplam sulanan alanın % 77’sinde pamuk, % 13’ünde buğday, % 3’ünde ise sebze üretimi yapılmıştır. Ayrıca arazide ikinci ürün mısır ve susam % 8 oranında yetiştirilmiştir (Tablo 1) (Anonim, 2005)

Ovada sulamanın başladığı 1995 yılında bitki deseninde planda öngörülmediği şekilde yetiştirilen pamuk oranları 1995 ten 2000 yılına kadar 6 yılda sırasıyla % 96, % 90, % 82, % 81, % 78 ve % 77 olarak değişmektedir. (TİM, 2003).

Bu durum özellikle sulamanın başlaması ile yaklaşık 5 kat artan pamuk tarımının yıldan yıla azaldığını göstermektedir, fakat bu azalma GAP mastır planındaki oranı tutturmak için kontrollü olarak yapılmış bir azalma olmayıp, ovada tuzlanmanın artması ile bazı yerlerde ekonomik üretimin yapılamamasından dolayı ekimin tercih edilmemesi ve bazı alanlarda da yüksek tuzlanma ve sodikleşmeden dolayı pamuk dahil hiçbir kültür bitkisinin ekilememesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü bitkiler ortamın tuzluluğuna belli eşik değerlerine kadar zarar görmeden dayanabilmektedirler. Pamuğun ve buğdayın tuzluluk eşik değerleri sırasıyla 7.7 ve 6.6 dS/m dir ve ortamda tuzluluğun her bir birim artması üründe %5.2 lik bir azalmaya sebep olmaktadır (Maas ve Hoffman, 1977). Harran ovasının 583 ha’lık tuzlu alanında yapılan bir çalışma göstermiştir ki toprağın tuzluluk seviyesi 13.4 dS/m’ye ulaştığında pamuk ve buğday verimlerinde sırasıyla % 30 ve % 35 oranında bir kayıp olmaktadır (Çullu, 2003).

Ovanın genelinde yaklaşık 142,000 ha alanda 2002 yılında yapılan bir çalışmada, tuzluluk problemi olan alanın çalışma alanının % 8.3 lük bir bölümünde (yaklaşık 12,000 ha) verim azalması oluşturduğu saptanmıştır. Çalışmada pamuk verimin 150 kg/da’a kadar düşğü, tuzluluk proleminin olmadığı yerlerde verimin 550 kg/da’a

52

ulaştığı Coğrafi Bilgi Sistemi ve uzaktan algılama teknikleri kullanılarak belirlenmiştir (Karakaş, 2004). Bu çalışma göstermiştir ki 2002 yılı Temmuz ayı itibari ile ekilmeyen alanlar toplam alanın yaklaşık % 32’dir. Ekilmemiş % 32 lik bu alanın yaklaşık % 27‘ si tahıl ve diğer üretimler olarak kabul edilirse takriben % 5 lik bir alan (7100 ha), meydana gelmiş olan tuzlanma probleminden dolayı ekilememiş olarak görülmektedir (Aydemir ve Çullu, 2008). Bu durum 2002 yılının verileri kullanılarak yaklaşık olarak hesaplanmış olup günümüz itibari ile bu olumsuz durumun daha iyiye gitmediği ama yerinde de saymadığı tahmin edilmektedir. Burada asıl olan problemli toprakların problemlilik derecesini düşürmek ve aynı zamanda bu süreçte bu alanların sürdürülebilir bir üretim mantığı ile kullanılabilmesidir. Bunun sağlanması ancak ıslah için mümkün olan bütün gerekli iyileştirme uygulamalarının yapılması ile mümkün olabilir. Bu uygulamalar entegre şekilde birbirlerini destekler nitelikte olabilir ki bu durum ıslah sürecini daha da kısaltacaktır. Aşağıdaki bölümde problemli (Tuzlu ve sodik) toprakların ıslahlarında kullanılan farklı iyileştirilme yöntemleri anlatılmıştır.

Tuzlu ve Sodik Toprakların Islah Yöntemleri

Toprakların ıslahında kullanılan yöntemler fiziksel, kimyasal ve biyolojik olmak üzere üç kısımda incelenebilmektedir. Fiziksel yöntem, özellikle tuzlu toprakların kalitesi kötü olmayan suyla yıkanması şeklinde uygulanmaktadır. Kimyasal yöntem ise, tuzlu sodik ve/veya sodik toprağa herhangi bir kimyasal maddenin uygulanması ve toprakla reaksiyonunu sonunda, su uygulanarak kısmen yıkanmasını içermektedir. Biyolojik yöntem, tuzluluk ve sodiklik etkisinde kalan topraklarda problemli ortama uyum sağlayan toleranslı bitkilerin yetiştirilmesini kapsamaktadır. Aşağıda bu yöntemlere ait bilgiler özellikle fiziksel ve kimyasal ıslah çalışmalarında genel hatları ile ele alınmış olup, kimyasal ıslah uygulamaları bu çalışmanın da ana konusunu içerdiği için çok daha detaylı olarak dünya ve ova ölçekli olarak ele alınmıştır.

Fiziksel Islah (Tuzlu Toprakların Islahı)

Tuzlu toprakları iyileştirmenin temelini, çözünebilir tuzların yüksek düzeylerde bulunduğu topraklarda tuzun yıkanarak uzaklaştırılması (dren edilmesi), bitki için zararlı olmayan düzeylere düşürülmesi oluşturur. Tuzlu toprakların ıslahında yıkama suyu kullanılması yeterlidir. Tuzlu toprakların yıkama suyu ihtiyacı; her sulamada toprağın tarla kapasitesi değerine ilave olarak verilmesi gerekli olan sulama suyu miktarı demektir.

Tuzlu topraklarda yıkama suyunun toprağa tatbik edilme şekli;

  1. - Aralıklı göllendirme,

  2. - Devamlı göllendirme

  3. - Yağmurlama yöntemleriyle olmaktadır.

Kimyasal ve Fiziksel Islah (Tuzlu Sodik ve/veya Sodik Toprakların Islahı)

Sodik toprakların ıslahında kimyasal maddeler kullanılması esastır. Kimyasal ıslah maddeleri toprak reaksiyonunu nötralize etmek ve Ca+2 ile değişebilir Na+’un yer değişimini sağlamak için kullanılır ve değişimi sağlanan Na+ yıkanarak ortamdan uzaklaştırılır. Islah maddelerinin cinsi ve miktarı, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerine, reaksiyon hızına ve ekonomik değerlere bağlı olarak değişmektedir.

Çorak topraklara uygulanan kimyasal ıslah maddeleri 3 gruba ayrılmaktadır.

53

  1. - Çözünebilir kalsiyum tuzları (CaSO4 ve CaCl2 gibi)

  2. - Çözünebilirlikleri düşük kalsiyum tuzları (CaCO3)

  3. - Asitler ve asit oluşturucular (H2SO4, S° ve FeSO4)

Jips doğada fazla bulunması nedeniyle en yaygın kullanılan ıslah maddesidir. Jipsin (CaSO4.2H2O) saflık derecesi ne kadar yüksek olursa (>% 60) ıslah gücü o derece artar ve uygulamada ekonomik kabul edilir. Uygulamalarda doğal Jips maddesi yanı sıra gübre sanayi üretim artıkları olan fosfo-jips (% 80-95 kalsiyum sülfat içerir) ve kükürt fabrikasyonu flatasyon atıkları ıslah maddesi olarak yüzeye serpme, toprağa pulluk ve diskaro yardımıyla karıştırma veya sulama suyuna ilave etme şeklinde

uygulanmaktadır (Richards, 1954; Bresler ve Charter, 1982; Tanji, 1990).

Ülkemizde, yaygın olarak jips ve gübre sanayi atığı olan fosfojips kullanılmaktadır.

Biyolojik Islah (İyileştirme)

Tuzlu, Tuzlu-sodik ve/veya Sodik Toprakların Islahında Bitkilerin Kullanımı

Dünya genelinde problemli alanlarda tuzlu, tuzlu-sodik ve sodik alanların kireçli ve kireçsiz topraklarında, kimyasal ve biyolojik ıslah yöntemleri ayrı ayrı veya aynı anda kullanılmak üzere ıslah amaçlı birçok çalışma yapılmıştır. Ülkemizde yapılan çalışmalar, genellikle kimyasalların kullanımları ve yıkama çalışmaları şeklinde yapılmıştır. Yazıya konu olan Harran ovasında da kimyasal uygulama ve yıkama şeklinde çalışmalar yürütülmüştür (Sevgilioğlu,1987).

Ovada, problemin çözümünde bitkilerin kullanımı amaçlı ovanın problemli toprakları (Tuzlu-sodik) kullanılarak bir saksı çalışması sera koşullarında bir ilk olarak yürütülmüştür. Çalışmada kullanılan Atriplex canescens, Lotus corniculatus ve Festuca arundinacea’nın toprakların EC ve ESP değerlerini önemli ölçüde düşürdüğü rapor edilmiştir (Akıl, 2008). Aydemir ve ark., (2006), ovanın farklı tuzluluk oranlarına sahip 4 yerinde olmak üzere tuzluluğa farklı seviyelerde dayanıklı ve literatürde yaygın olarak yer almakta olan 10 farklı çok yıllık yem bitkisi ile bir çalışma başlatmışlardır. Çalışma devam etmekte olup 2 yıl sonra tamamlanacaktır. Çalışmanın 1. yıl verileri göstermiştirki özellikle taban suyu seviyesi yüksek ve tuzlu olan yerlerde Festuca arundinace, Agropyron elengatum ve Medicago sativa (Cultivar 13R Supreme ve Barrier) bitkilerinin gelişimleri oldukça iyi sonuç vermiştir. Çalışma tamamlanınca yapılacak değerlendirme ile, özellikle ovada problemi yüksek olan yerlerde üretimleri tavsiye edilebilecek bitkilerin belirlenmesi ve önerilmesi daha doğru olacaktır. Bunların dışında bu konuda çalışmaya maalesef rastlanamamıştır.

Kimyasal iyileştiriciler, tuzlu–sodik ve sodik topraklarda hemen hemen dünyada yüz yıldır kullanılmaktadır. Kimyasal iyileştiricilerinin gelişmekte olan ülkelerdeki kullanımı, çiftçiler için üretimde maliyeti oldukça arttırıcı nitelikte olmaktadır. Kullanılan materyallerin fiyatları, ve bunların endüstri tarafından daha fazla kullanılmasıyla ayrıca devletin çiftçilere sağladığı desteğin azalmasıyla bu fiyatlar oldukça artmıştır. Toprağı işlemede, çiftçilerin tecrübelerine ek olarak bilimsel arazi ve laboratuar çalışmaları, tuza toleranslı (halofit ve glikofit) bitkilerin kullanılmasıyla kimyasal madde kullanmadan kireçli-sodik toprakların iyileştirebileceğini göstermiştir. Bu bitkisel iyileştiriciler genellikle

54

biyoiyileştiriciler, veya biyolojik iyileştiriciler olarak tanımlanmaktadırlar (Kelley ve Brown 1937; Robbins, 1986a,b; Qadir ve ark.1996).

Tuzluluğa hassas bitkilerin verim kaybı olmaksızın en fazla 1.5 dS m-1 EC değerine dayanabildikleri ve kademeli olarak her bir birim artışının bitkilerde farklı oranlarda verim kaybına yol açtığı rapor edilmiştir. Değerin 8 dS m-1’ye ulaşmasının genelde bu bitkilerde verimin sıfıra indiği, dayanıklı bitkilerde (halofitler) ise 10.0 dS m-1’ye kadar verim kaybının olmadığı belirlenmiştir. (Maas, 1985). Halofit bitkiler, fazla miktarda Na+ ve Cl- tuzlarını alıp yapraklarında biriktirme yoluyla tuzluluğa karşı zarar görmezler. Bu bitkiler, yapraklarda biriken tuzları topraktaki düşük ozmotik potansiyeli ayarlamak için kullanır. Bu ozmotik ayarlamanın önemli bir yanı, biriken tuzların hücre vakuollerinde izole edilmesidir. Böylelikle, tuz sitoplâzma ve organellerinde düşük oranlarda tutularak metabolizma ve enzim aktivitesine zarar vermesi engellenir (Lauchi ve Epstein, 1984).

Yapılan bir çalışmada, kireçli sodik toprakları (pH: 8.6 EC 2.4 dS m–1 ESP: 33 ve KDK; 21 cmolckg-1) iyileştirmede arpa (Hordeum vulgare), yonca (Medicago sativa), pamuk (Gossypium hirsutum), uzun buğday otu (Agropyron elongatum) ve sorgum-sudan otu (Sorghum sudanense) (sordan) türleri kullanılmıştır, denemede Na+ iyonunun bitki ile ortamdan uzaklaştırılmasında beklenen iyileştirme çoğunlukla kök bölgesinde gerçekleşmiştir (Robins, 1986a, b). Tuzlu-sodik ve sodik toprakların olumsuz fiziksel özelliklerinin iyileştirilmesinde bazı bitkilerin kökleri, örneğin Pensacola Bahia otu sertleşmiş toprak tabakası arasında yetişebilir ve toprak altındaki pulluk katmanını kırabilir.

Kireçli tuzlu-sodik ve sodik toprakların bitkiler tarafından ıslah edilmesindeki mekanizma Şekil 3 e verilmiştir. Bu mekanizma özellikle ova toprakları ve koşulları dikkate alınarak yayınlanan makalelerden değiştirilerek oluşturulmuştur. Akıl (2008) yaptığı çalışmada bildirdiğine göre, yetiştirilen bitkiler kökleriyle CO2 üreterek ve ayrıca baklagil bitkisi olan Lotus cornicuatus’un azot fikse ederek

55

Top2Na T

Şekil 3. Bitkilerin özellikle kireçli tuzlu-sodik ve sodik topraklarda, ıslah

(iyileştirme) mekanizması (Qadir ve ark. 2002, ve Qadir ve ark. 2005’ten

değiştirilerek oluşturulmuştur).

H+iyonunu ortama vererek Ca+2 kaynağı olan kireç ve jips’in çözülmesine yardımcı olmuştur. Bu durum Na+ ile Ca+2 iyonlarının yer değişmesini sağlayarak çalışmada toprakların ESP değerini 22 den 14 ‘e kadar düşürmüştür.

Arazi çalışmalarında uzun otlak ayrığının (Agropyron elangatum) güçlü köksel gelişim göstermesi, düşük permabiliteli toprağın iyileştirilmesinde bir avantaj olarak rapor edilmiştir. Kökler, bozuk toprak tabakasında derine indiği zaman, topraktaki makro gözenekleri arttırarak su hareketinin ve gaz difüzyonun rak kolloidiKöklerin kimyasal etkisi kireci çözüyor Köklerin fiziksel etkisi toprak strüktürünü geliştiriyor N2-fikse eden bitkiler (H+) sağlıyor

56

artmasında etkin rol oynarlar. Bir sonra ekilecek bitki, oluşan gözeneklerden faydalanarak gelişmesini sorunsuz devam ettirebilir (Qadır ve Oster, 2002).

Kadir ve ark. (1997), kireçli tuzlu-sodik bir toprakta iyileştirme boyunca bazı makro-mikro besinlerin kullanılabilir statülerini incelemişlerdir. Bioiyileştirici uygulamalarında, bitki besin elementlerinin miktarı 15 ayda sesbania, sordan veya kallar otunun yetiştirilmesiyle artmıştır. Bioiyiliştirici kullanılan parsellerde

bitkilerin kök bölgesinde toprak pH’sında düşüş görülmüş ve beraberinde ortamdaki P, Zn, Cu, Fe ve Mn miktarlarında bir artış olmuş, kök gelişimi ile kirecin çözünmesi sağlamıştır.

Pakistan’da tuzlu alanlarda yetiştirilen tuza dayanıklı bitkiler için bir tarama çalışması yapılmış ve ekstra bitki çeşitleri, diğer değişik ülkelerden de sağlanarak, toplanan tüm bitkiler, tuza dayanıklılıklarının sınırları yönünden incelenmişlerdir. Tuza en dayanıklı olarak, Avustralya’dan getirilen Atriplex çeşitleri (kök bölgesinde EC: 33 dS m-1) bulunmuştur. Bunları, Kallar otu (Leptochloa fusca) (EC: 22 dS m-1) izlemiştir (Verimin yarıya düşmesine rağmen, bikinin gelişiminde ekonomik seviyeyi koruyan tuzluluk derecesi, tuza dayanıklılığın limiti olarak alınmıştır). Çalışmada Arpanın da üç varyetesi denenmiş ancak, yüksek tuza dayanıklılığın yanında, diğer özelliklerinden dolayı yapılan çalışmada en yararlı bitki olarak Kallar otu kabul edilmiştir (Wieneke ve ark., 1987). Kallar otu, o kadar tuza dayanıklı bir bitkidir ki, Pakistan’da hemen hemen tuzlu her alanda yetiştirilmektedir. Deniz suyu ile sulandığında kumlu topraklarda hayli iyi büyüyebilmektedir. Kumlu toprakta deniz suyu aşağılara doğru süratle inmekte ve toprağa tuz ilave etmemektedir. Bitki 153 cm yüksekliğe kadar büyüyebilmekte ve Mart’tan Ekime kadar dört kez biçime gelmektedir (Anonim, 1984).

Yapılan çalışmalarda tuzlu topraklarda yetiştirilen bazı bitkilerin topraktan kaldırabildikleri tuz miktarları Tablo 2 de vermektedir. Buna göre ilk sırayı 800 kg ha-1 gibi oldukça yüksek bir miktarla Kallar otunun aldığı ve bunu Atriplex’in izlediği görülmektedir. Akıl (2008), Harran ovası tuzlu-sodik toprağında yaptığı yaklaşık 5 ay süren bir saksı çalışmasında, topraktan en fazla tuzu Lotus corniculatus’un kaldırdığını ve bunu sırasıyla Atriplex ve Festuca arundinacea’nın izlediğini belirlemiştir (Tablo 3) (Gritsenko ve Gritsenko, 1999; Oster ve ark., 1999 ve Barrett-Lennard, 2002).

57

Tablo 2. Bitki çeşitlerine göre topraktan kaldırılan tuz miktarları.

Bitkiler

Tuz miktarları kg ha-1

Amaranth (Amaranthus cruentus),

72

Ayçiçeği (Helianthus annuus),

172

Yonca (Medicago sativa)

178

Sudan otu (Sorghum sudanense)

182

Japon Darı (Sorghum bicolor)

224

Atriplex (A.amnicola)

750

Kallar otu (Leptochloa fusca)

800

Tablo 3. Bitkilerin topraktan kaldırdıkları tuz miktarları

Bitkiler

Tuz miktarları kg ha-1

Adi Gazal Boynuzu (Lotus cornicuatus),

270

Atriplex (A. canascens)

241

Kamışsı Yumak (Festuca arundinacea)

204

Yem bitkileri yüksek oranda kök biyoması ürettikleri için toprağa önemli miktarda organik madde kazandırırlar. Bu durum özellikle toprakta sodikleşmenin oluşturduğu fiziksel yapıdaki olumsuz etkiyi engelleme açısından oldukça önemlidir. Çünkü toprakta sodyum biriktikçe strüktür bozulmakta ve geçirgenlik azalmaktadır (Ashraf, 1994). Oysa toprakların organik maddece zenginleştirilmesi durumunda, organik madde parçalanırken ortaya çıkan CO2 ve organik asitler kalsiyum kaynaklı mineralleri çözer ve Ca+’un topraktaki elverişliliğini arttırarak Na+ birikimine engel olur (Şekil 3). Ayrıca toprak organik maddesini artırarak strüktürel oluşum üzerine olumlu etki yapar (Katyal, 1977).

Bu bitkiler derin kök sistemleri sayesinde toprağın alt katmanlarındaki suya ulaşabildikleri için taban suyu seviyesini düşürerek kapillarite ile suyun toprak yüzeyine taşınımını azaltırlar. Bu sayede tuzların yukarıya doğru taşınması da yavaşlatılmış veya engellenmiş olunur. Yonca bu duruma güzel bir örnektir, bitki toprağın 2-3 m derinliğinden oldukça önemli miktarda su alabilir. Bu sayede bitki, sulamanın yapılmadığı şartlarda toprağı 3 m derinliğe kadar iyice kurutarak suyun kapillarite ile yukarı hareketini engeller. Dolaysıyla tuzluluğu da engellemiş olur. Kanada’da bu sebeple çiftçilere tuzluluk riskli alanlarda tuzluluğun engellenmesi açısından tuza dayanıklı yonca yetiştiriciliği önerilmektedir (Wentz, 1992).

Bitkilerin kökleri ile taban suyu seviyesini düşürmeleri yanında, toprak yüzeyini örtmelerine bağlı olarak buharlaşmadan kaynaklanan su kaybı ve yüzey erozyonuna bağlı toprak kayıpları üzerinde önemli etkilere sahiptirler. Devamlı pamuk tarımı yapılan bir tarlada bir dekardan her yıl ortalama 6.3 ton su ve 6.4 ton toprak kaybedilirken, bitişikte köpek dişi (Cynedon dactylon) yetiştirilen tarladaki kayıpların suda 225 litre/da ve toprakta da 5 kg/da olarak belirlenmiştir (Daniel ve

58

ark., 1954). Özellikle taban suyu seviyesi yüksek olan tuzlu alanlarda tuza dayanıklı çok yıllık yem bitkilerinin (tercihen baklagil olanlar) ekilmeleri özellikle taban suyu seviyesinin düşürülmesinde önemli sayılır. Bu tür bitkilerin su tüketimleri oldukça yüksektir. Bunlar 1 kg kuru madde için 800 litre ortalama suya ihtiyaç duyarlar bu miktar bitkilere göre 600-900 litre arasında değişir (Tarman, 1972). Yüksek taban suyunun toprak yüzeyinden buharlaşma şeklinde seviye kaybetmesi yerine bitkilerin kullanımları ile seviyesinin düşmesi topraklarda tuz birikmesini önlemekte veya miktarını oldukça düşürmektedir.

Yem bitkileri ara su ihtiyaçları oldukça fazladır ve tuza dayanıklılık yönünden en önde gelen bitki yüksek otlak ayrığıdır (Agropyron elongatum). Elektriksel iletkenliği 7.5 dS m-1 olan topraklarda verim kaybına uğramaksızın yetişebilmektedir. Toprak tuzluluğunun her bir birim artışında yüksek otlak ayrığı verimi % 4.2 azalma gösterir. Tuzlu topraklara dayanıklılıkta dikkat çeken diğer yem bitkileri adi otlak ayrığı (Agropyron cristatum), köpek dişi (Cynedon dactylon) ve koca darı (Sorgum vulgara)’dır. Köpek dişinin Coastal ve Suwannee varyeteleri diğerlerine göre %20 daha dayanıklıdır (Ashraf, 1994; Maas, 1985). Bakır, (1985) yaptığı çalışmada, Cynedon dactylon ve Lotus corniculatus’un 12–16 dS m-1 arasında toprak tuzluluğuna dayanıklı olduğunu belirlemiştir. Yüksek otlak ayrığı, Rodosotu ve kamışsı yumak 6–12 dS m-1arasındaki toprak tuzluluğuna dayanabilen buğdaygil yem bitkileri arasında yer almaktadırlar (Tarman, 1972).

Harran ovasında tuzlu ve tuzlu-sodik alanlarda ekomik tarım yapılamaz olan yerlerle hiç ekim yapılamayan yerlerde hayvansal üretimi teşvik ve toprağın iyileştirilmesi için ekimleri yapılabilecek olan bitkilerin isimleri Tablo 4’te verilmiştir. Bu bitkiler aynı zamanda tuzluluğa dayanıklı kültür bitkileri ile ekim münavebesine de sokulabilirler. Örneğin arpa, pamuk, pancar, buğday ve soya gibi bir münevabe uygulanabilir (Maas, 1985). Aynı zamanda bu bitkiler tuzlu alanlarda buğdaygil ve baklagil olarakta karışık ekilebilirler.

Tablo 4. Harran Ovası Tuzlu Alanlarında Alternatif Olabilecek ve özellikle boş

kalan problemli ve diğer alanların değerlendirilmesinde ve

iyileştirilmelerinde hayvan beslemede kullanılabilecek olan Halofitik (Yüksek

toleranslı) ve Glikofitik (Orta toleranslı) bitkilerin listesi.

59

Bitki İsimleri

Hordeum vulgare (Arpa)

X Tritosecale (Tritikale)

Beta vulgaris (Pancar)

Trifolium alexandrinum (İskenderiye üçgülü)

Agropyron elongatum (Yüksek otlak ayrığı)

Agropyron cristatum (Adi otlak ayrığı)

Festuca rubra (Kırmızı yumak)

Cynodon dactylon (Köpek dişi ayrığı)

Lolium perenne (İngiliz çimi)

Festuca arundinacea (Kamışsı yumak)

Lotus corniculatus (Adi gazal boynuzu)

Medicago sativa (Barrier)

Medicago sativa (Cultivar 13R Supreme)

Sorghum bicolor (Koca Darı)

Agropyron sibiricum (Sibirya ayrığı)

Sorghum sudanenese (Sudan otu)

Leptochloa fusca (Kallar otu)

Puccinellia distans (Çorak çimi)

Phalaris tuberosa (Yumrulu yem kaynaşı)

Atropis distance

Sporobolus virginicus

Distichlis spicata

Suaeda fruticosa

Suaeda altissima

Kochia indica

Kochia scoparia

Cenchrus pennisetiformis

Climacoptera lanata

Atriplex nummularia

Atriplex halimus

Atriplex canescens

Atriplex lentiformis

A. salsola vermiculata

SONUÇ

Harran Ovası’nın orta ve güneyindeki geniş alanlarda biriken taban suyundan dolayı topraklarda tuzlulaşma meydana gelmiş ve bazı alanlarda ise sodikleşmeler başlamıştır. Tuzlu-sodik topraklarda bir kimyasal iyileştirici kullanılmadan tuza toleranslı türler yetiştirilerek ortamın olumsuz etkisi en aza indirilebilir Kireçli tuzlu-sodik ve sodik toprakların iyileştirilmesi, belirli bitkilerin yetiştirilmesiyle sağlanabilir. Bitkisel iyileştiriciler (bioiyileştiriciler) bu bakımdan ekonomik bir özellik taşıyabilir. Yıllardır, bilhassa kimyasal iyileştirici kullanımında, çabalar ıslah maddesi maliyetlerini azaltmaya yönelik yapılmıştır. Biyolojik iyileştiriciler kimyasal iyileştiricilerden etki bakımından daha yavaştırlar. Yüksek tuzlu-sodik ve sodik topraklara toleranslı bitkilerin dar sınırlı olması nedeniyle kimyasal iyileştiricileri bunların yanında ek olarak ama daha düşük oranlarda kullanmak bazı durumlarda kaçınılmaz olabilir.

Bir tuzlu-sodik ya da sodik ortamda bitki yetiştirmek genellikle birçok sınırlamalarıda beraberinde getirir. Sodik etkiler aşırı Na+dan dolayı bitki besinin

60

bozulmasıyla ve fiziksel koşulların kötüleşmesiyle bitki büyümesini engeller ve tuzlu toprakta suyun ve bitkilerin besin dengesinin bozulmasıyla üründe azalma yapabilir. Kök ortamında yüksek Na+ konsantrasyonunda Ca+2 miktarı azalır. Genellikle çimlenme ve filizlenme evresi Ca+2 yetersizliğinden kolay etkilenir, özellikle ürün miktarında önemli bir azalmaya neden olur. Toprak iyileştirme kapsamında, bitki gelişimleri değişmektedir, çünkü tuzlu, sodik ve su gereksinimine toleransları farklı olmaktadır.

Harran ovasının tuzdan etkilenmiş alanlarında eğer kültür bitkisi yetiştirilmesi ekonomik olmuyorsa, buralarda yukarıda örnekleri verilmiş olan tuza dayanıklı bitkilerin bireysel veya farklı oranlarda karıştırılmak suretiyle yetiştirilmeleri problemli alanların değerlendirilmesinde oraların katma değerini artırmak ve toprakları iyileştirmek için çiftçilere oldukça önemli alternatif bir olanak sunmaktadır.

KAYNAKLAR

Ağca, N., M. Aydın, M.R. Derici, M.Ş. Yeşilsoy, S. Erşahin. 1998. Alkalinization Tendency and Infiltration Rate Relationships of Widely Soil Series in Harran Plain, Turkey. M.Şefik Yeşilsoy International Symposium on Arid Region Soil, 21-24 September Menemen-İzmir.

Akıl, H. 2008. Harran Ovası Kireçli Tuzlu-sodik Topraklarının Biyolojik Islahı. Harran Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi. No: 512, Şanlıurfa.

Anonim, 1984. Erzurum ili verimlilik envanteri ve gübre raporu. Tovep Yay. No: 33, Genel Yay. No: 775, Ankara, 63s.

Anonim, 2005. Dünyada Türkiye’de GAP’ta Tarım. T.C. Başbakanlık GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Ankara.

Ashraf, M., 1994. Breeding for salinity tolerance in Plants. Critical Reviews in Plant Sciences, 13; 17-42.

Aydemir, S., 2001. Properties of Palygorskite-Influenced Vertisols and Vertic-like Soils in the Harran Plain of Southeastern Turkey. Dissertation, Texas A&M University, College Station TX 77843, USA.

Aydemir, S., M.A. Çullu, O. Sönmez ve M. Dikilitaş. 2005. Şanlıurfa Harran Ovasındaki Tuzlu ve Tuzlu-sodik Topraklar ve Muhtemel Oluşum Mekanizmaları. II. Ulusal Sulama Sistemleri Sempozyumu ve Sergisi. DSİ Genel Müdürlüğü, Kasım 07-09. Ankara

Aydemir, S., T. Polat, M. A. Çullu, C. Kaya, O. Sönmez, B. Hacıkamiloğlu, M. Dikilitaş, E. Doğan, A. Sürücü, S. Yurtseven, S.Karakaş. 2006. Glikofit ve Halofit yem bitkilerinin Harran Ovası tuzlu topraklarına adaptasyonu ve toprağın fiziko-kimyasal özelliklerine olan iyileştirici etkileri. TÜBİTAK-TOVAG-106O145 (Çalışma devam etmektedir).

Aydemir, S., M.A. Çullu. 2008. Yapılan çalışmaların incelenmesi ile 2002 yılı tahmini tuzlanma ve sodiklilik nedeni ile boş kalan arazi durumu. Bireysel görüşme, Şanlıurfa.

Bresler, E. D. L. Charter. 1982. Saline and sodic soils. Springer Verlag. Berlin Heidelberg, New York. 227 pp.

Bakır, Ö. 1985. Çayır ve Mera Islahı. Anlara Üniv. Ziraat Fak. Yayını No: 947, Ders Kitabı, s:272, Ankara.

Barrett-Lennard E.G. 2002. Restoration of saline land through revegetation.

Agricultural Water Management 53, 213–226.

Çevik, B., 1998. GAP’ta Sulama ve Sulama Sorunları. TEMA Toprak Tuzlulaşması Danışma Toplantısı. Şanlıurfa.

Çevik, B., O. Tekinel. 2000. Sulama Şebekeleri ve İşletme Yönetimleri. Ç. Ü. Ziraat Fakültesi Ders Kitapları Yayın No. A-74. Adana.

Çullu, M. A., A. Almaca, Y. Şahin, Aydemir, S. 2002. Application of GIS for Monitoring Soil Salinization In the Harran Plain, Turkey. Int. Conference on Sustainable Land Use and Management. p:326-332.

Çullu, M. A. 2003. Estimation of the Effect of Soil Salinity on Crop Yield Using Remote Sensing and Geographic Information System. Turkish Journals of Agriculture and Forestry. 27. P:23-28.

Daniel, H.A., M.B. Cox, H.M. Elwell. 1954. Soil and Water Conservation. Oklahoma, A+U College. Agr. Exp. Sta. Nimeographed circular, M. 260.

Dinç, U.,S. Şenol, M. Sayın, S. Kapur, N. Güzel, R. Derici, M. Ş. Yeşilsoy, İ. Yeğingil, M. Sarı, Z. Kaya, M. Aydın, F. Kettaş, A. Berkman, A. K. Çolak, K. Yılmaz, B. Tunçgöğüs, V.Çavuşgil, H. Özbek, K. Y. Gülüt, C. Karaman, O. Dinç, N. Öztürk, E. E. Kara. 1988. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Toprakları (GAT) 1. Harran Ovası. TUBİTAK Tarım ve Ormancılık Grubu Güdümlü Araştırma Projesi Kesin Sonuç Raporu. Proje No:TOAG-534.

61

DSİ, 1971. Aşağı Fırat Projesi Urfa-Harran Ovası Planlama Arazi Tasnif Raporu. DSİ 10. Bölge Müd. Proje No:2108.03.01, Diyarbakır.

DSİ, 1986. GAP DSİ Genel Müdürlüğü Çalışmaları. GAP Tarımsal Kalkınma Sempozyumu. Ankara, S:36.

DSİ, 1997. Aşağı Fırat Projesi Akçakale YAS Sulaması (Güneren ŞemseddinBirmuavi YAS Sulamaları) Ayrıntılı Arazi Sınıflandırma ve Drenaj Raporu. Şanlıurfa.

DSİ, 2001. Şanlıurfa Harran Ovası Sulaması Tuzluluk ve Drenaj Sorunları İnceleme raporu. DSİ. XV. Bölge Müdürlüğü. Şanlıurfa.

Ergezer, Ş. ve Ağca, N. 1995. Harran Ovasının Sulanan Alanlarında Toprak, Sulama

Suyu ve Taban Sularının Tuzlulukla İlgili Özellikleri ve Bunlar Arasındaki İlişkiler. Harran Ün. Zir. Fak. Der. 1(3), 91-108.

Gritsenko, G.V. and Gritsenko, A.V. 1999. Quality of irrigation water and outlook

for phytomelioration of soils. Eurasian Soil Science 32, 236–242.

Israelsen, O. ve J. Hansen. 1965. Principiosy aplicaciones del riego. Editorial Reverté, S. A. 2da Edición 1965. Barcelona-Buenos Aires- México. 396p.

Istvan, I., 1989. Salt Affected Soils. CRC. Press. Inc. Florida. Bacoraton. p. 261.

Karakaş, S. 2004. Coğrafi Bilgi Sistemi ve Uzaktan Algılama Teknikleri Kullanılarak Toprak Özellikleri ile Pamuk Verimi Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi. Harran Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi. No: 011, Şanlıurfa.

Karlı, B., O. Erkan, O. Yurdakul, Y. Çelik. 1999. Harran Ovası Sulu Tarım İşletmelerinde Bitki Deseninin Etkileyen Faktörler ve GAP’ta Alınması Gerekli Önlemler. GAP I. Tarım Kongresi. 26-28 Mayıs. Şanlıurfa. S:281-290.

Katyal, J.C., 1977. Influence of organic matter on the chemical and electrochemical properties of some Flooded soils. Soil Biol. Biochem., 9: 259-266.

Kelley, W.P., 1937. The reclation of alkali soils. Calif Agric Exp Stn Bull 617:1- 40.

Lauchi, A. ve E. Epstein. 1984. Mechanisms of Salt Tolerance in Plants. Journal of California Agriculture, October, 1984. P: 18-22.

Mass, E.V. and G.J. Hoffman. 1977. Crop salt tolerance-current assessment. ASCE J.

Irrigation Drainage Div. 103 (IR2). pp. 115.

Maas, E.W., 1985. Crop tolerance to saline sprinkling water. Plant and Soil, 89: 273-284.

Nassar, I.N. ve R. Horton. 1999. Salinity and Compaction Effects on Soil Water Evaporation and Water Solute Distribution. Soil. Sci. Soc. Am. J. 63, 752-758.

Oster, J.D., Shainberg, I. and Abrol, I.P. 1999. Reclamation of salt affected soils. In:

Agricultural drainage, eds RW Skaggs & J van Schilfgaarde, ASACSSA- SSSA Madison WI USA pp 659–691.

Qadir, M. Qureshi, R.H. and Ahmad, N. 1996. Reclamation of a saline–sodic soil by

gypsum and Leptochloa fusca. Geoderma 74, 207–217.

Qadir, M. ve J.D. Oster. 2002. Vegetative bioremidation of calcareous sodik soils: history mechanisms and evaluation. Irrig Sci. 21:91-101.

Qadir, M., R.H. Qureshi, N. Ahmad. 1997. Nurient availablity in a calcareous saline-sodik soil during vegetative bioremediation. Arid Soil Res Rehabil 11:343-352.

Qadir, M., A.D. Noble, J.D. Oster, S. Schubert, A. Ghafoor. 2005. Driving forces for

sodium removal during phytoremediation of calcareous sodic and saline–

sodic soils: a review. Soil Use and Management. 21, 173–180

Özgür, M, Ergezer, Ş., Özyavuz A., Altıntop, F., Çeliker M., Altıniğne M. 2001. Şanlıurfa Harran Ovaları Sulaması Tuzluluk ve Drenaj Sorunları İnceleme Raporu.

Richards, L.A. 1954. Diagnosis and improvement of saline and alkali soils. US Salinity Lab., US Department of Agriculture Handbook 60. California, USA.

Robins, C.W., 1986a. Carbon dioxide partial pressure in lysimeter soils. Argon J 78:151-158.

Robins, C.W., 1986b Sodik calcareous soil reclation as affected by different amendments and crops. Argon J 78:916-920.

Sevgilioğlu, M. 1987. Harran Ovası Tuzlu Sodyumlu Toprakların Islahı İçin Gerekli Jips Yıkama Suyu Miktarı ve Süresi. KHGM. Araştırma Enstitüsü Müd. Yayını, No: 31, Rapor Seri No: 22, Şanlıurfa.

Tarman, Ö. 1972. Yem Bitkileri Çayır ve Mera Kültürü. Cilt I. Genel Esaslar. Ankara Üniv. Ziraat Fak. Yayını, 464. Ders Kitabı 157, Ankara.

Tanji, K.K., 1990. Agricultural Salinity Assessment and Management. ASCE Manuals and Reports on Engineering Practice, No 71, New York, NY, 10017, USA.

Tarım İl Müdürlüğü. 2003. İl Tarım ve Kırsal Kalkınma Master Planlarının Hazırlanmasına Destek Projesi. Şanlıurfa Tarım Master Planı.

Wentz, D., 1992. Comprasion of perennial versus flex cropping of recharge areas to reclaim saline seeps in southern Alberta. Proc. Symp. Salinity and Sustainable Agric., Can., p:100-106.

Wieneke, J., G. Sarwar, and M. Roeb. 1987. Existence of salt glands on leaves of

Kallar grass (Leptochloa fusca L. Kunth). J. Plant. Nutr., 10:805-820.

62

Döküman Arama

Başlık :

Kapat