KÜRESEL ISINMA VE GAP

KÜRESEL ISINMA VE GAP

Murat DOLAŞ1

Süleyman KILIÇ2

Ziraat Mühendisi.

Ziraat Mühendisi

1 Bereket Sulama Birliği Bşk. ŞANLIURFA/TÜRKİYE muratdolas@yahoo.com

2 Tektek Sulama Birliği Bşk. ŞANLIURFA/TÜRKİYE suleymankilic@hotmail.com

ÖZET

SU; Canlı yaşamının devamlılığını sağlayan, ekonomik ve sosyal gelişmeyi doğrudan etkileyen ve çeşitli yönleri ile stratejik öneme sahip olan doğal kaynaklardan biridir. Son derece dikkatli ve etkin bir şekilde kullanılmalı ve yönetilmelidir.

Giderek stratejik bir değer haline gelen su için verilen mücadelenin petrol kaynakları için verilen mücadele kadar büyük önem taşıyacağı herkesce bilinmektedir. Su, dünyada en değerli ve kıtlığı yaşam için en ciddi tehdit olan bir kaynaktır. Dünya üzerinde nüfus artışına bağlı olarak tatlı suya olan talep giderek artmaktadır.

Özellikle son yıllarda küresel ısınma sonucu ortaya çıkan iklim değişikliği ve bunun getirdiği ısınma, ülkemizde kuraklık olarak kendini göstermektedir. Bu anlamda su kaynaklarımızı büyük titizlikle kullanmak ve korumak gerekir. Çünkü ülkemiz su zengini bir ülke değildir.

Ülkemizin sahip olduğu su kaynakları ve bulunduğu bölgeyle, jeopolitik konum göz önüne alındığında, suyun bizler için önemi daha da artmaktadır. Kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemizde, kuraklık ve çölleşme sorunlarının küresel ısınma ile daha da artacağı dikkate alınmalıdır. Raporlar dikkate alınırsa, kuraklığın geçici olmadığı ıktır.

Küresel ısınmaya karşı alınması gereken tedbirler için ilgili tüm kurumlar bir araya gelerek ciddi bir acil eylem planı hazırlamalı ve hayata geçirmelidir.

ABSTRACT

Water is one of the crucial natural sources which helps the living creatures to live and affects directly both the economic ans social development of man and the societies.. So it must be consumed and managed very carefully and effectively.

It is well known that the struggle for water ,being a strategic value gradually, has the same importance as the struggle for the petroluem.Water is the most worthy source that the famine of which is the most serious threat. The demand of the drinking water is increasing due to the population rise day by day all around the world.

169

The climate change and the warming it brings as a result of the global warming have resulted itself as drought in our country. So we have to consume and protect our natural water sources carefully. Because our country is not a water-rich one.

The importance of the water doubles when we take our water sources and the geopolitical situation on the area into consideration. The threat of the drought and desertification will be more important near future as we have been living in a drought and half drought climates so far. As to the reports of researches the drought does not seem temporary.

A serious emergency activation plan has to be prepared and applied for the needed precautions against the global warming with the coordinating of all institutions.

GİRİŞ:

Modern tarımın en önemli girdisi olan su; sürdürülebilir tarımsal kalkınmanın en önemli unsurlarından biridir ve tüm hayat sistemleri için gereklidir.

SU; Canlı yaşamının devamlılığını sağlayan, ekonomik ve sosyal gelişmeyi doğrudan etkileyen ve çeşitli yönleri ile stratejik öneme sahip olan doğal kaynaklardan biridir. Son derece dikkatli ve etkin bir şekilde kullanılmalı ve yönetilmelidir.

Sulama; bitkinin gelişmesi için gerekli olan ve yağışlarla doğal olarak karşılanamayan suyun bitkiye verilmesi olarak tanımlanabilir.

Tarımsal sulama, tarım alanlarında verimliliğin artırılmasında, ekonomik büyümenin hızlandırılmasında ve göçün azaltılmasında büyük bir öneme sahiptir.

Giderek stratejik bir değer haline gelen su için verilen mücadelenin petrol kaynakları için verilen mücadele kadar büyük önem taşıyacağı herkesce bilinmektedir. Su, dünyada en değerli ve kıtlığı yaşam için en ciddi tehdit olan bir kaynak olup, tarımın temel öğesidir.

Son yılların en büyük sorunu olan küresel ısınmanın bütün dünyayı olumsuz etkileyeceği, günlük yağış miktarında azalma olacağı, buharlaşmanın, yaz kuraklığının, sıcaklığın ve evaporasyonun artacağı, orman yangınlarında artış olacağı, iç sularda yaşayan canlı türlerinde azalma olacağı, arazi kullanımında meydana gelecek değişikliklerin erozyonu artıracağı, belirtilmektedir.

Özellikle son yıllarda küresel ısınma sonucu ortaya çıkan iklim değişikliği ve bunun getirdiği ısınma, ülkemizde kuraklık olarak kendini göstermektedir. Bu anlamda su kaynaklarımızı büyük titizlikle kullanmak ve korumak gerekir.

Çünkü ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen su ile dünya sıralamasında 19’uncu sırada yer almaktadır. Dünyadaki nüfusun hızla gelişimi ve

170

buna paralel olarak artan tarımsal, içme, kullanma ve sanayi suyu ihtiyaçları nedeniyle tatlı suya olan talep giderek artmaktadır. Ülkemizin sahip olduğu su kaynakları ve bulunduğu bölgeyle, jeopolitik konum göz önüne alındığında, suyun bizler için önemi daha da artmaktadır.

Kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemizde, kuraklık ve çölleşme sorunlarının küresel ısınma ile daha da artacağı dikkate alınmalıdır. Raporlar dikkate alınırsa, kuraklığın geçici olmadığı ıktır. Bu nedenle, kuraklıkla ilgili acil önlemler gündeme getirilmelidir.

GAP’A BAKIŞ

Günümüzden 6.000 yıl önce Mezopotamya bölgesinde Sümerler, hendekler kazarak Fırat ve Dicle’nin sularını tarlalarına akıtmakla insanoğlunun ilk sulu tarıma geçmesini sağladılar.

Binlerce yıl sonra su, Mezopotamya ile tekrar buluştu ve adına GAP, yani, Güneydoğu Anadolu Projesi denildi.

Temel hedefi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkının gelir düzeyi ve hayat standardını yükselterek, bu bölge ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak, kırsal alandaki verimliliği ve istihdam imkânlarını artırarak, sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi milli kalkınma hedeflerine katkıda bulunmak olan GAP, çok sektörlü, entegre ve sürdürülebilir bir bölgesel kalkınma projesidir. Fırat ve Dicle havzaları ile yukarı Mezopotamya ovalarındaki 9 ili kapsamaktadır.

Su ve toprak kaynaklarını geliştirme amaçlı olarak tasarlanan GAP, baraj, hidroelektrik santralleri ve sulama yapılarının inşasına paralel olarak, tarımsal ve sınai kalkınma, kırsal-kentsel altyapı, ulaşım, eğitim ve sağlık alanlarındaki gelişme, birbirleriyle ilişkili projeler demeti olarak ele alınmıştı.

Ancak, proje sonradan çok sektörlü, sosyoekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürüldü. GAP’ta asıl amaç, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni tarıma dayalı ihracat bölgesi haline getirmekti. GAP’ın 2005 yılında tamamlanması öngörülüyordu. Projeler tamamlandığında 22 baraj ve 19 hidroelektrik santrali yapılmış olacak, yılda 27 milyar kilovat saat enerji üretilecek, 1.7 milyon hektar alanda sulama yapılacak ve bölge nüfusunun yaklaşık 3.5 milyonuna iş imkanı sağlanacaktı.2002 yılında GAP planı revize edildi ve GAP’ın tamamlanma tarihi 5 yıl ötelendi. GAP’ın tamamlanacağı tarih olarak 2010 yılı belirlendi.

GAP sulu tarıma geçilmesinde bir dönüm noktası oldu. Harran Ovası, 1995 yılında Fırat’ın suyuyla buluştu. Bölge sulu tarımın nimetleriyle tanıştı.

Güneydoğu Anadolu Projesi’nin önemli sosyal hedeflerinden biri de, bölgedeki toplumsal yapıyı olumlu yönde değiştirmekti. Proje ile birlikte enerjideki gerçekleşme % 73 seviyesinde oldu ve 9 tane baraj yapıldı. Ancak sulama açısından bakıldığında % 13’lük bir gerçekleşmenin olduğu ve projenin hedeflerinin bu

171

anlamda tutmadığı görüldü. Daha sonra hazırlanan Kalkınma Planı, projenin kapsamını ve ilgi alanını genişletti.Bu nedenle GAP’a ayrılan ödenekler son yıllarda azaldı.GAP’taki gecikmenin büyük yatırımları aksattığı gibi, bu durumun diğer alanlara da olumsuz etkileri oldu.Tarımın yanında, hayvancılık, sanayi ve istihdamda da istenen hedeflere ulaşılamadı.Bugün nakti %52, enerji sektöründe %80, ulaştırmada %38, diğer kamu hizmetlerinde %76 gerçekleşme olmuştur.Aradan geçen 35 yılda sadece 13 baraj, 7 hidroelektrik santrali tamamlanabilmiştir.

Ülkemizde tarım sektöründe kullanılan suyun, toplam su tüketimimizin %75’i kadar olması ,sulamalarımızın %92 sinin yüzey sulaması, %8 inin yağmurlama ve damlama sulama olması, sulama şebekesi oluşumunda yeterli modernizasyonun sağlanamadığını ve tarımda kullanılan suyun israf edildiğini göstermektedir.

Yağışlı bölgelerde, toprak içerisinde doğal olarak bulunan tuzlar yağmur sularıyla akarsulara ve yer altı sularına taşınır, bunlar aracılığıyla da deniz ya da göllere kadar ulaşır. Bu nedenle yağışlı bölge topraklarında genellikle tuz birikmesi olmaz. İklimi sıcak, yağışı az bölgelerde tarımsal üretim ve verimi arttırmak amacıyla toprağa kontrolsüz-gelişigüzel verilen sular, içlerinde doğal olarak bulunan tuzu toprağın içine dahil ederler. Fazla verilen bu su, aynı zamanda taban suyunu yükseltmek suretiyle toprak ve taban suyu içinde bulunan tuzları da yukarı doğru harekete geçirir. Sıcağın etkisiyle beraberinde toprak yüzeyine kadar taşıdığı tuzları burada bırakarak, hızla buharlaşmak suretiyle, toprak yüzeyinde tuzlanma meydana getirir, tarımsal üretimi sınırlar ve verimi düşürür. Fırat Nehri’nin iyi kalitedeki suyu bile her yıl 10 dekar toprağa 1,1 ton civarında eriyebilir tuzlarını dahil etmektedir.

1995 yılından bu yana Fırat suyu ile sulanan arazilerin önemli bir kısmında taban suyu problemi ve tuzlanma, ovanın bazı yerlerinde yoğun bir şekilde görülmeye başladı.

Çünkü ova topraklarının killi bir bünyeye sahip olması, tuzlanma açısından önemli riskler taşımaktadır. Harran ovası topraklarında genişleyebilir kil oranının fazla olması topraklardaki geçirgenlik durumunu olumsuz yönde etkilemekle birlikte suyun ve havanın toprak içindeki hareketini engellemektedir. Geçirgenlik kapasitesi azalan toprakta ise taban suyu artmakta ve bunun sonucunda da tuzlanma riski yüksek değerlere çıkmaktadır.

Mezopotamya’da drenajın olmayışı ya da yetersizliği, sulama suyunun alt katmanlardaki tuzu bitki kök derinliğine çıkartması sonucunda tarım alanlarında tuzlanma meydana getirmiştir. Dünyada halen uygulanmakta olan pek çok sulama projesinde, kısa vadeli ve akılcı olmayan planlamalar tarımsal uygulamaların sürdürülebilirliğini engellemektedir.

Bu anlamda GAP bölgesinin kalan toprakları da sulamaya açıldıkça, tuzlanma probleminin o kısımlarda da görülmesi muhtemeldir.

172

Hem ekolojik dengenin korunması, hem de insan topluluklarının sürdürülebilir gelişiminin sağlanması için, su ve toprak kaynaklarının bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçları karşılayabilecek en akılcı bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Bugün yeryüzünde en çok yararlanılan yenilenebilir su kaynağı akarsulardır.

Kurak mevsimler boyunca yararlanabilmek ve küresel ısınmanın ülkemiz üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilmek amacıyla, akarsularımızın üzerindeki baraj ve gölet sayısını arttırmamız gerekmektedir. Bu yapılaşmaların akarsularımızın doğal akışını ve doğanın dengesini olumsuz etkileyecek yapılaşmalar olmamasına dikkat etmeli, küçük birikimler sağlayacak göletlerin yapımına ağırlık verilmelidir.

Aslında su kaynaklarımızı arttırmaktan daha önemlisi, bu kaynakların insanlarımız tarafından en verimli şekilde kullanılması bilincinin oluşturulmasıdır.

Bu kaynakların ve bunları besleyen akarsuların çevresinde gelişigüzel kimyasal gübre ve zirai mücadele ilacı kullanılarak kirliliğe ve su kalitesinin bozulmasına neden olunmaktadır. Gerek yeraltı gerekse yer üstü su kaynaklarımızı temiz ve planlı bir şekilde kullanmalıdır. Ancak, kuraklığın şiddetli görüldüğü devrelerde yeraltı sularına fazla yüklenmemek, yerüstü su kaynaklarını bu dönemlerde devreye sokmak yararlı olacaktır.

Küresel ısınma ile birlikte yağışın azalması, sıcaklığın ve kuraklığın artmasına bağlı olarak arazi kullanım şekline, tarım metotlarına dikkat edilmeli ve su kaynaklarının en verimli şekilde kullanılmasına özen gösterilmelidir.

Gelecekte daha kurak bir periyoda girecek Türkiye’de erozyon kontrolü ve suyun toprakta muhafaza edilmesi büyük önem kazanacaktır. Suyun toprakta muhafazasını sağlayan anızın tahrip edilmesinin önüne geçilmeli, toprak yüzeyi anızsız nadasa bırakılmamalıdır. Suyun muhafazası ısından topraklar yüzlek sürülerek hafifçe kabartılmalıdır. Yüksek verimli ve kurağa dayanıklı tohumlar geliştirilmelidir.

Baraj gölleri altında verimli tarım topraklarının kalmamasına özen gösterilmelidir. Sulama amaçlı inşa edilerek tarımsal üretimi ve verimliliği arttırmayı amaçlayan bir baraj, aynı zamanda tarımsal üretimin gerçekleşme alanı olan verimli toprakları su altında bırakarak yok etmemelidir. Sulamaya açılan bölgelerde, topraklarda tuzlanmanın önlenmesi açısından mutlaka uygun drenaj sistemleri kurulmalıdır.

Ülkemizde tarımsal üretim planlaması yapılmadığından dolayı, sulamaya açılan bölgelerde ekilecek bitki deseni çiftçinin insiyatifine bırakılmakta, buna sulama konusundaki bilgi yetersizliği de eklenince sulamadan yeterli randıman alınamadığı gibi topraklarımızın üretkenlik kapasitesi de düşmektedir. Çiftçi, sulu tarım konusunda eğitilmeli ve denetim altında tutulmalıdır. İklime dayalı olumsuzluklardan ülke tarımımızın en az düzeyde etkilenmesi için ilgili tarım kuruluşlarının teknik kapasiteleri arttırılmalı, toprak ve su kaynaklarının yönetimi tek elde toplanmak suretiyle mücadele edilmelidir.

173

Ne yazık ki, GAP bölgesinde bu güne kadar gerçekleştirilen sulama projeleri tarımda beklenen gelişmeyi sağlayamamıştır.

Çünkü ülke tarımına büyük katkı sağlayacak olan GAP’ın tuzlanma, erozyon ve kanalizasyon tehdidi altında olduğu, ortaya çıkan çeşitli sorunlardan dolayı hedeflerin tutmadığı, mali kaynaklarının yetersizliğinden dolayı sulama yatırımlarının uzun yıllar sonra tamamlanabileceği açıkça görülmektedir.

Dünya genelinde açık kanalet sistemi yerine basınçlı borulu sisteme geçildiği ve Harran Ovasının da Türkiye’nin en sıcak ve buharlaşma oranı en yüksek bölgesi olması göz önüne alındığında sulama tesislerinin mutlaka borulu sisteme göre dizayn edilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalarda Harran ovasının, eski bir göl tabanı olduğu ve uzun yıllar içerisinde arka arkaya gelen kurak ve yağışlı dönemlerde alanı çevreleyen yükseltilerde oluşan silt akıntıları biçiminde ovanın çukur olan orta kesimlerine doğru yığılması sonucu oluştuğu belirtilmektedir.

Harran Ovası’nın sulama projesi öncesinde de, açık kanalet sisteminin yanlış olacağı raporlar halinde belirtilmesine rağmen bölgenin jeolojik ve hidrojeolojik yapısına dikkat edilmediği açık bir şekilde ortadadır. Bütün sulama sistemlerinin uygun drenaj sistemi ile birlikte inşa edilmesi gerektiği halde ovamızda, drenaj sistemi, servis yolları, yol şevleri, tarla geçiş köprüleri ve benzeri alt yapı çalışmaları henüz tamamlanmadan gerek siyasi nedenlerle, gerekse ihtiyacı karşılamak için ilk olarak 11 Nisan 1995 tarihinde Şanlıurfa tünellerinden suyun akıtılması ile 30.000 ha‘lık bir alanda sulamaya geçilmiştir.Bu anlamda yıllardır bereketini saklı tutan Harran ovası GAP ile gelen suya karşılık bütün cömertliğini bölge insanına sunmuş, susuz topraklarda arpa ve buğday’dan başka ürün elde edilemezken, su ile birlikte bu ürünlerin dışında pamuk, mısır, sebze, 2.ürün yetiştirilmiş, seralar kurulmuş, bağcılık ve meyvecilik işletmeleri oluşturulmaya başlamıştır.

Ancak kuru tarımdan sulu tarıma geçişte en önemli unsur olan su kullanıcıları, iyi bir eğitimden geçmeden sulamaya başlanmış, bilinçsiz ve fazla sulamalar yıldan yıla sulamaya yeni açılan alanlarla birlikte artmıştır. Bu arada devletin pamuk ürününü desteklemesi üzerine master planına bağlı kalmadan sulanan alanlarında % 85 oranında pamuk yetiştirilmesi, ekim nöbeti uygulanmaması, tesislere zarar verilerek sulama yapılması, tesislerde inşaat hataların olması, drenaj kanallarının yeteri kadar temizlenmemesi, fazla suyun sıhhatli bir şekilde drene edilememesi, eğimli arazilerde ekim şeklinin yanlış uygulanması, karık boylarının 300 ile 400 metre arasında yapılması, çiftçilerin zamansız fazla sulamaları, hiçbir katkısı olmayan toplama suyu vermeleri, dönüş sularının yapılan bentler ile kabartılarak tekrar sulamada kullanılması, birçok arazide taban suyu probleminin ortaya çıkmasına, tuzlanmaya ve verimli topraklarımızın erozyonla kaybolmasına sebep olmuştur.

Küresel iklim değişikliğinin etkilerini iyiden iyiye hisseden Türkiye‘nin pek çok yerinde baraj gölleri, ovalar susuzluktan kurumuş buna karşın GAP‘ta aşırı su kullanımı nedeniyle toprak kaybı ve çoraklaşma meydana gelmiştir. Tuzlanma ile erozyon ülkemiz için önemli bir sorundur ve tarımının geleceğini tehdit etmektedir.

174

Ülkemizde sulama yapılan bölgelerde tuzlanma tehlikesi vardır.GAP bölgesi ise Türkiye'de tuzlanmanın en etkili olduğu bölgesi haline gelmiştir.Atatürk Barajı Göl havzası kanalizasyon ile atık suların boşaltılması nedeniyle kirlenmekte ve erozyona karşı tedbir alınmadığından toprakla dolma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.Sulama randımanımızın %48‘lerde olmasına rağmen tarlaya vermiş olduğumuz suyun ancak yarısından istifade edilmesi, boşa giden her damla su ile birlikte verimli topraklarımızı da kaybettiğimizi göstermektedir.

GAP tamamlandığında 1.7 milyon hektarlık alanın sulanması planlanırken, Ülkemizin tarım potansiyelini ikiye katlayacağı şünülen GAP Bölgesinde sulamaya açılan arazi toplamı potansiyel olarak “sulanabilir” arazinin %13 ü kadardır. Bunun da yaklaşık %10’u yanlış ve fazla sulama nedeniyle aşırı tuzlanmış hatta bir kısmı da çölleşmiştir. Harran Ovasının şu anda % 30'luk bölümü de aynı tehditle karşı karşıyadır.

Bugüne kadar 6 bin hektarlık alanda drenaj çalışması tamamlanmıştır. Yapılan çalışmanın yavaşlığı ve taban suyunun etkilediği arazilerin artması göz önüne alındığında, tuzlanma sorununun kısa sürede çözülemeyeceği açıkça görülmektedir.

SONUÇ:

Su ve toprak kaynaklarının verimli kullanılması için acil olarak alınması gereken tedbirleri şöyle sıralamak mümkündür;

Su kaynaklarını koruma ve kullanma ilkelerini içeren ve tek elden yönetilmesini mümkün kılacak bir Su Yasası oluşturulmalı, sulama birliklerine müstakil bir yasa çıkarılmalıdır. İlgili kanunda üst birlik kurulması için düzenleme yapılmalı, sulama birliklerinin DSİ ile olan ilişkileri artırılmalı ve bir düzene oturtulmalıdır. Yer altı Suları Yasası gözden geçirilmeli, ayrıca izinsiz ve de kontrolsüz bir şekilde açılan kuyulara kullanma izni verilmemelidir. Her ortamda su tasarrufu işlenmeli, baraj ve gölet yapımına hız verilmelidir.

Baraj gölünün yer aldığı havzada ağaçlandırma çalışmaları yapılmalı, erozyon ile mücadele planları devreye koyulmalı, kanalizasyonlarının GAP barajlarına akıtılmasına engel olunmalıdır.

Sulama şebekelerinin yapımı hızlandırılmalı, tarımsal altyapı yatırımları ve arazi tesviyeleri yapılmalıdır.

Birliklerde sulama ücreti “ürün çeşidi ve alan büyüklüğüne” göre alındığından, ne kadar su kullanılırsa kullanılsın aynı bedel ödenmektedir. Dolayısıyla sulama suyunun aşırı kullanıldığı bu yöntemden vazgeçilmeli ve kullanılan suyun miktarına göre ücret alınmalıdır. Sulama birlikleri, tesislerin bakım-onarımı için yeterli kaynak ayırmalıdır.

175

Taban suyu probleminin önlenmesi için, uygun sulama teknikleri kullanılarak salma sulamadan kaçınmalı ve tarla içi kapalı drenaj çalışmaları yapılmalıdır.

Master planına uygun ürün desenin belirlenmesi için ekim planı hazırlanmalı ve devletimizin vermekte olduğu desteklemelerde bu yönde ayarlamalar yapılmalıdır.

Bölge sorunlarına çözüm üretebilecek bir araştırma merkezi kurulması için üniversite ve ilgili kurumlar öncülük yapmalıdır. Araştırma sonuçları yayım ve eğitim çalışmaları ile bölge halkının bilgisine sunulmalıdır.

GAP bölgesinde tarım ve hayvancılık için verimli geniş alanlar bulunmaktadır. Bu alanların verimli şekilde kullanılması için bölgenin pazar sorunu çözülmeli ve organik tarıma geçiş sağlanmalıdır.

Bölgede yapılacak teknik çalışmaların yanı sıra tuzlanma ve erozyon problemine karşı tuza ve soğuğa dayanıklı okaliptüs, fırat kavağı, ılgın, zeytin ve iğde gibi ağaçlar tarla kenarlarına dikilmelidir. Aynı zamanda hayvancılığı destekleyen ve topraktan tuzu çeken yem bitkileri ekilmelidir.

Drenaj kanalları derin açılmalı, taban suyu belli bir derinliğin altında tutulmalı ve tuzlanma riski azaltılmalıdır.

Su kullanıcıları, yapılan tüm uyarıları dikkate almalı ve uygun sulama tekniklerini tercih etmelidir. Aksi takdirde tuzlanma ve çoraklaşma riski bulunduğu vurgulanmalıdır. Gece sulamasına önem verilmeli, akşam evine giderken suyu tarlaya salan ve sabaha kadar tarlanın gölleşmesine neden olan toprak sahiplerine 'dur' denilmelidir. Meyilli arazilerde ekim eğime dik olarak yapılmalı ve topraklarımız erozyondan korunmalıdır.

DSİ bölgedeki ürün desenine göre yıllık sulama programı yapmalıdır.

Elde edilen ürünlerin GAP bölgesinde işlenmesi ve ihraç edilmesi için bölgede tarıma dayalı sanayi teşvik edilmeli aynı zamanda pazarlama organizasyonları yapılmalıdır.

GAP bölgesinin sorunlarını çözmek için ilgili tüm kurumlar bir araya gelerek ciddi bir acil eylem planı hazırlamalı ve hayata geçirmelidir.

KAYNAKLAR:

Bereket Sulama Birlik Başkanlığı.

Konu ile ilgili internet siteleri.

Tek Tek Sulama Birlik Başkanlığı.

176

Döküman Arama

Başlık :

Kapat