Kapat

TÜRKİYE’DE TUZLU VE SODYUMLU TOPRAKLARIN ISLAHI VE YÖNETİMİ

TÜRKİYE’DE TUZLU VE SODYUMLU TOPRAKLARIN ISLAHI VE YÖNETİMİ

Dr. Bülent SÖNMEZ1

Dr. Müslüm BEYAZGÜL2

Ziraat Yüksek Mühendisi

Ziraat Yüksek Mühendisi

1 Toprak Gübre ve Su Kaynakları Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürü (sonmezb57@yahoo.com

2 Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcısı (muslumbeyazgul@tagem.gov.tr)

ÖZET

Ülkesel toprak etüdlerine göre Türkiye’de 1 517 695 hektar olan çorak araziler toplam işlenen tarım arazilerinin % 5.48’ ine eşdeğer büyüklüktedir. 2 775 115 ha arazide tuzluluk ve drenaj sorunu vardır. Türkiye’deki tüm mevcut veriler çoraklığın oluşmasında iklim, drenaj, tarımsal işlemler ve toprak karakteristiklerinin etkili olduğunu ortaya koymaktadır. İklim koşullarının etkisiyle beraber, kuru tarımdan sulu tarıma geçildiği dönemlerde yüksek ürün artışına aldanarak, birçok sulama projesi tarla içi hizmetleri tamamlanmadan, çiftçilere sulama konusunda gerekli bilgiler aktarılmadan ve önlemler alınmadan hayata geçirilmiş, bunun sonucunda da yeni sorunlar ortaya çıkmıştır. Türkiye'de tuzluluk problemleri, toprak ve su yönetim stratejilerinin oluşturulması noktasında diğer kurak ve yarı kurak ülkelerdekine benzer özellikler göstermiştir. Sulama suyu ve yıkama suyu uygulamaları, fiziksel, kimyasal ve biyolojik işlemler ile çok önemli olan insan faktörü tuzlu toprakların yönetiminin esasını oluşturmaktadır. Uzun yıllara dayalı arazi çalışmaları Türkiye çorak ıslahı araştırma bulguları ovalar bazında tarla içi geliştirme hizmetlerinin sağlanması için veri olarak uygulamaya aktarılmıştır. Değişen iklim koşullarının etkisiyle yağışların azalması, buharlaşmanın artması, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarındaki azalmalar ve toplumsal yaşamdaki gelişmeye bağlı olarak evsel ve endüstriyel su talebi artışları, tarımsal amaç ile kullanılan su kaynaklarında bir azalmaya yol açmaktadır. Bu durumda tarımsal açıdan iyi ve kötü kaliteli sulama sularının ve diğer atık su kaynaklarının bilimsel yöntem ve stratejiler çerçevesinde, doğru yöntemlerle ve yeniden kullanılması yoluyla, sulama için kullanılan kaynakların kullanım etkinliğini artırarak sulanan alanlardaki fazla su talebi riskinin azaltması ve tuzluluğun önlenmesi gerekmektedir.

ABSTRACT

The nationwide soil surveys indicated that 1 517 695 ha of land have some degree of salinity and sodicity and 2 775 115 ha have both salinity and water logging problems. A survey of all available data on saline and waterlogged soils indicates that the cause of salinity in Turkey is related to climate, drainage, farming practices and soil characteristics. The tendency towards irrigation has caused drastic changes in land use in Turkey. Irrigation systems without providing adequate drainage and water losses, especially often give rise to water logging and salinity. With the increasing pressures on natural water resources, new problems related to the long term health of the soils have emerged. These concerns are reflected in the soil and water management programs in Turkey as in almost all countries. The most of the

263

field experiments conducted on saline and sodic soils supported the assumption that the main cause of salinity in Turkey is directly related to inadequate drainage with the exception of some local areas where the parent material is very rich in sodium salts. A database has been prepared for the management of saline-sodic and boron affected soils covering reclamation criteria obtained from the experiments carried out all over the country in order to back stop the investment units which are involved in the activities of on-farm development services. Irrigation water supplies in many parts of Turkey have become increasingly polluted by urban and industrial activities, concern is growing as to effect that polluted waters will have on the long term health of the soils and on the quality of crops. In addition water supplies for irrigation are limited or are reducing in many areas, because of other consumptive uses and climate changes. The success of saline water use in irrigation requires the development of new scientific, practical and economic strategies.

1. GİRİŞ

Dünyada toplam arazi yüzeyinin yaklaşık % 10' unu kaplayan çorak topraklar tarımı etkileyen temel sorunlardan birisi olduğu gibi, çevresel yönden de bir dünya sorunu olarak kabul edilmektedir. Bütün iklim kuşaklarında oluşabilen tuzluluk, kurak koşullarda daha fazla ve çabuk bir şekilde ortaya çıkar. Bu nedenle kurak ve yarı kurak iklim koşullarının egemen olduğu bölgelerde yaygın olarak bulunurlar. Tuzların kimyasal yapılarının farklı olmasına bağlı olarak, değişik çevresel koşullarda değişik tuzlu topraklar oluşur.

Kurak ve yarı kurak bölgeler Dünyadaki toplam alanın yaklaşık %46' sını kaplar. Bu iklim bölgelerinde sulanan alanların yaklaşık % 50'sinde ise değişik düzeylerde tuzluluk sorunu vardır. FAO/UNESCO tarafından hazırlanan raporlarda, Dünya Toprak Haritası verilerine dayanarak, Dünya genelinde 954 milyon hektar tuzdan etkilenmiş ve üretkenliği kısıtlanmış toprak bulunduğu bildirilmektedir. Bu tip sorunlu topraklar, Afrika' da 80.5 milyon, Avrupa' da 50.8 milyon, Avustralya'da 357.3 milyon, Amerika' da 146.9 milyon ve Asya kıtasında 319.3 milyon hektar alan kaplamaktadır. Birleşmiş Milletlerin çalışmaları çerçevesinde elde edilen verilerden açık bir şekilde anlaşıldığına göre, çoraklık ve beraberindeki sorunlar, Kuzey, Orta ve Güney Amerika' da Doğu ve Güneydoğu Asya'da özellikle Hindistan, Pakistan ve Çin’ de; Afrika'da Sudan, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas'ta ve Avustralya'da bir çok yerde ortaya çıkmakta ve giderek büyümektedir. Tuzluluğun önemli ölçüde arttığı ve ekosistemin olumsuz etkilendiği ifade edilmektedir (SZABOLCS, I., 1991). Kuzey Afrika’dan Güney-Batı Asya’ya olan bölgede 3 milyon hektar sulanan alan potansiyel tuzluluk tehlikesi altında, Doğu ve Güney-Doğu Asya’da çölleşme ve çoraklaşmanın birlikte oluşumunun önüne geçilemez ise 7 milyon hektar alanın çölleşmesinin kaçınılmaz olacağı bildirilmektedir.

Çorak topraklar, orijinleriyle ilgili doğal faktörlere ek olarak, çoğunlukla insanların yanlış toprak ve su yönetimleri sonucunda oluşurlar. Uygun olmayan sulama yöntemlerinin kullanılması ve drenaj yetersizliği, tuzlu toprakların oluşumunda insan faktörünün önemini gösterir. Daha fazla yiyecek talep eden ve sürekli artan bir nüfus ile, dünyada verimli arazilerin bozulmasının aynı zamanda ortaya çıkması,

264

çorak toprakların oluşumunda insan faktörünün önemini gösteren diğer bir kanıt olarak sayılabilir. Yapılan bir tahmine göre önümüzdeki 75 yıl içinde tarım arazilerinin yaklaşık, sadece % 10 artabileceği, buna karşın dünya nüfusunun iki katına çıkacağı ve bu artışın büyük bir kısmının, tuzluluğun çok yaygın olduğu dünyanın yarı kurak ve kurak bölgelerinde olması konunun önemini göstermektedir.

Çölleşmenin derecesi belirli bir tuzluluk seviyesi ile ilişkili olup çölleşmenin derecesi çoraklığın derecesine bağlı olarak artmaktadır. Çölleşme tuz birikimini artırmakta, tuzların yıkanmasını azaltmaktadır. Çölleşme ile toprakta olduğu gibi yeraltı ve yüzey sularının tuz yoğunluğu artmaktadır. Suda çözünebilir tuz bileşiklerinin artmasıyla tuzlulukta ikinci bir artış meydana gelmektedir. Çölleşme oluşumunda kısmen sulamanın etkisi, kısmen de biyolojik çeşitliliğin azalması ile topraklarda sık sık ikincil tuz birikimi meydana gelmektedir. Bahsedilen olumsuz şartların birlikte etkisiyle çoraklık ve çölleşme oluşmaktadır. Türkiye’ninde dahil olduğu Dünyanın değişik bölgelerinde sulu tarımın başlamasından sonra tuzluluk sorunu artmıştır. Bu soruna bağlı olarak çölleşmede hızlanmıştır. Birçok ülkede "modern" sulama sistemleri, özellikle yetersiz drenaj nedeniyle tarımsal alanların yaklaşık %30' unu çoraklaştırmıştır.

Çizelge 1. Çoraklaşmaya bağlı olarak çölleşmenin derecesinin tahmin kriterleri

Çölleşme

Bitki Örtüsü

Toprak Tuzluluğu (EC dS/m)

Bitki Verimi

Hafif

İyi veya çok iyi derecede

< 4

%10’dan daha az azalmakta

Orta

Orta derecede

4-8

%10-50 arasında azalmakta

Yüksek

Zayıf derecede

8-15

%50-90 arasında azalmakta

Çok Yüksek

Arazi büyük ölçüde bitki örtüsünden yoksun

Yüzeyde tuz kabukları, tozları

% 90’dan daha fazla azalmakta

2. TÜRKİYE’DE ÇORAK TOPRAKLARIN OLUŞUMUNA ETKİ EDEN FAKTÖRLER

Türkiye’deki tüm mevcut veriler çoraklığın oluşmasında iklim, drenaj, tarımsal işlemler ve toprak karakteristiklerinin etkili olduğunu, bu faktörlerin etkilerini birbirinden ayrı olarak değerlendirmenin çok zor olduğunu ortaya koymaktadır.

Çorak topraklar, orijinleriyle ilgili doğal faktörlere ek olarak, çoğunlukla insanların yanlış toprak ve su yönetimleri sonucunda oluşurlar. Uygun olmayan sulama yöntemlerinin kullanılması ve drenaj yetersizliği, tuzlu toprakların oluşumunda insan faktörünün önemini gösterir. Daha fazla yiyecek talep eden ve sürekli artan bir nüfus ile verimli arazilerin bozulmasının aynı zamanda ortaya çıkması, çorak toprakların oluşumunda insan faktörünün önemini göstermektedir.

265

Türkiye'de kurak ve yarı kurak iklim koşullarının etkisiyle beraber, kuru tarımdan sulu tarıma geçildiği ilk dönemlerdeki yüksek ürün artışına aldanarak, birçok sulama projesi tarla içi hizmetleri tamamlanmadan, çiftçilere sulama konusunda gerekli bilgiler aktarılmadan ve önlemler alınmadan hayata geçirilmiş, bunun sonucunda da verimli topraklar da çoraklaşma başlamıştır. Böylece doğal olarak var olanlara, yeni çorak topraklar eklenmiştir. Bu süreç sonunda, alt yapı olmadan sulanan alanlarda sürekli bir üretim artışı sağlamanın söz konusu olamayacağı, sulama yatırımlarının toprak ve su kaynakları ısından entegre bir proje olmasının gerekliliği açık bir şekilde anlaşılmıştır. Çoraklığın genellikle ovalarda ve kapalı havzalarda, sulamaya elverişli derin topraklarda oluşumu aslında verim potansiyeli yüksek olması gereken bu toprakları hemen hemen istifade edilemez duruma getirmiştir. Çoraklığın ortadan kaldırılması halinde bunların birinci sınıf tarım toprağına dönüşeceği şüphesizdir.

Türkiye’deki tüm mevcut veriler çoraklığın oluşmasında iklim, drenaj, tarımsal işlemler ve toprak karakteristiklerinin etkili olduğunu, bu faktörlerin etkilerini birbirinden ayrı olarak değerlendirmenin çok zor olduğunu ortaya koymaktadır (BEYCE, 1974).

Türkiye Doğu Karadeniz Bölgesinin haricinde kurak ve yarı kurak iklim koşullarına sahiptir. Yağışlı bölgelerde topraktaki çözünebilir tuzlar, yağışlarla toprak içerisinde aşağıya doğru hareket ederek yeraltı sularına ve daha sonra akarsularla denizlere taşınırlar. Bu nedenle tuzlulaşma olayına genellikle yağışlı bölgelerde rastlanmaz ise de, bu bölgelerde tuzlanmaya deniz kıyısındaki ırmak deltalarında ve denize yakın alçak arazilerde yer alan topraklarda rastlanır. Kurak bölgelerde tuzların yıkanması lokal bir özelliktedir. Çözünebilir tuzlar fazla uzağa taşınamaz. Çünkü böyle yörelerde yıllık yağış, gerek toplam miktar, gerekse yıl içerisinde dağılımı nedeniyle toprak içerisindeki tuzların yıkanmasına ve topraklardan uzaklaştırılmasına yeterli değildir.

Drenaj yolları iyi oluşmamış kapalı havzalarda, etraftaki yüksek arazilerden sızan sular, alçak yerlerde toplanır ve taban suyu yükselerek yüzeye çıkar. Böyle koşullar altında tuzlu taban suyunun yukarıya doğru hareketi veya yüzey suyunun buharlaşması tuzlu toprakların oluşmasına neden olur. Yetersiz drenaj nedeniyle, toprağın su geçirgenliğinin az veya tabansuyu seviyesinin yüksek olduğu hallerde topraklarda tuz birikir. Kurak bölgelerde, tuzlu tabansuyunun kapillarite ile yükselmesi sonucunda da toprakta tuz birikimi olur. Yüksek tabansuyu tablasının oluşumu arazinin doğal hidrolojik özelliklerinden veya sulama suyu kayıplarından kaynaklanır. Kapillar yükselme ile bitki kök bölgesine, hatta toprak yüzeyine ulaşan tabansuyu evaporasyon sonucunda bünyesindeki tuzları toprak profilinde bırakır.

Tuzlu ve sodyumlu toprakların orijinleri ile ilgili Toprak Genesisi konusuna ait doğal nedenler dışında, sulama, tuzluluğu ve sodyumluluğu artırmaktadır. Artışın derecesi ise, sulama suyunun kimyasal bileşimi ile, miktarı ve toprak profilinden uzaklaştırılan drenaj suyu arasındaki dengeye bağlıdır. Sulamada kullanılan sular, içerdikleri tuzların cins ve miktarına bağlı olarak çok değişik nitelikte olabilirler. Bu tuzların esas kaynağı ise kayaların ve toprak zerrelerinin ayrışma ve parçalanma

266

olaylarıdır. Bunlar içerisinde kireç, jips ve diğer yavaş ayrışabilen toprak mineralleri vardır. Bunlardan ayrışan tuzlar, sularla arazilere taşınarak bitki kök bölgesinde birikirler. Eğer kök bölgesinden yağış veya yıkama ile uzaklaştırılamaz ise toprakta tuzluluk sorunu zamanla kaçınılmaz hale gelmektedir. Toprakta tuz birikimine neden olan diğer bir etken sulama yöntemidir. Türkiye’de uygulanan sulama yöntemlerin %92’ si karık sulama yöntemi gibi fazla su kullanılan yöntemlerdir.

Tuz kaynakları geniş bir dağılım gösterir. Bazı durumlarda ana kaya içerisinde bulunurlar. Kıyı ve allüviyal ovalar, Orta Anadolu Platosu toprakları çözünebilir tuz bakımından zengindir. Kıyı ovaları hidromorfik allüviyal topraklar olup, Orta Anadolu Platosunda eski Lecustrine depozitlerle kaplı geniş alanlar mevcuttur. Borlu topraklar genellikle kurak ve yarı kurak bölgelerde oluşmaktadır. Toprağın oluşumunda rol oynayan kireçtaşı, şel, kumtaşı ve buzul molozları bor içerirler. Bunun yanında volkanik bölgelerin sediment depozitlerinde de bor kaynaklarından biri olan borik asit toplanabilir. Türkiye topraklarında türdeş bir bor dağılımı söz konusu değildir.

3. TÜRKİYE’DE ÇORAK TOPRAKLARIN DAĞILIMI

Ülkemizde tuzlu ve sodyumlu toprakların ilk etüdü ve sınıflandırması, K.Ö. Çağlar tarafından yapılarak, bu toprakların yayılış alanları ve genel özellikleri açıklanmıştır. Örneğin karabarut yapımında kullanılan güherçileli (nitratlı) topraklara "tatlı çorak", klor, sülfat ve karbonat iyonlarını kapsayanlara da "acı çorak" denilmiştir. Çorak öztürkçe bir sözcük olup, "Çor" hastalık demektir. Türk köylüsünün, toprağın verimsizliğini yada düşük verimli olmasını tanımlayabilmek için bu adı benimsediği sanılmaktadır.

Türkiye'de tuzlu ve sodyumlu toprakların ilk alansal değerleri Oakes tarafından 1954 yılında yapılmış olan toprak etüdlerine göre verilmiştir. Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü tarafından toprak etüdleri, tüm fiziksel ve kimyasal laboratuvar analizleri yapılan, bir ön etüd ve daha çok istikşafi bir öneme sahip olan bu çalışmada soloncak (tuzlu) topraklar ve zayıf drenaj ve buna bağlı olarak tuzluluk sorunu gösteren hidromorfik alüviyal topraklar ile kıyı kumul ve bataklık kompleksleriyle birlikte tarıma elverişsiz toprakların miktarı belirlenmiştir. Bu çalışmaya göre Türkiye’de pek çok tuzlu saha vardır. Türkiye Umumi Toprak Haritasına esas teşkil eden ve Türkiye genelinde 1954 yılında yapılan ilk toprak etüdleri ile yaklaşık 3.171.499 ha arazide tuzluluk ve ıslaklık sorunu olduğu belirlenmiştir. Bu sorunlu topraklardan bazıları fazla tuz mevcudiyetiyle oluşmuş hakiki solancaklardır. Bazıları ise evvelce normal olan topraklara sonradan sulama suları veya sulama kanallarından sızan sularla ilave edilen tuzlarla meydana gelmiş topraklardır. Türkiye topraklarının etüdü ile ilgili bu çalışmada, solancakların genellikle üç tipte olduğu, (1) tuzların eski göl yataklarında olduğu gibi su basmalarıyla biriktiği, (2) tuzların yüzeye yakın taban altı suyundan kapillarite ile yükselerek birikmesi, (3) bu iki oluşum şeklinin müşterek etkisiyle tuzlanmanın meydana geldiği belirtilmiştir. Hidromorfik tuzlu alüviyal topraklar ise esas olarak ara sıra meydana gelen su taşkınlarının etkisinde kalan veya uzun müddet yaş kalan

267

zayıf drenaja sahip sahalarda meydana gelmişlerdir. Ayrıca, kıyı kumul ve bataklık komplekslerinde tuza dayanıklı bazı otların ve sazların yetişebildiği, bu sahaların drenaj vasıtasıyla ıslahının mümkün olduğu ancak ıslahın doğal yaşam da gözönünde tutulacak olursa pratik ve devamlı olmayacağı da ifade edilmiştir.

Türkiye Toprakları çalışmasından sonra yoklama kademesinde yapılan Türkiye Geliştirilmiş Toprak Haritası Etüdlerinden (1966-1971) bulgular derlenerek Türkiye Arazi Varlığı Envanteri hazırlanmıştır (1978). Türkiye Geliştirilmiş Toprak Haritası etüdlerinde kullanılan tuzluluk ve alkalilik kriterlerine göre Türkiye’de 1 518 722 ha alanda tuzluluk ve alkalilik (çoraklık) sorunu tespit edilmiştir (Çizelge 2).

Çizelge 2. Türkiye topraklarının tuzluluk derecesi ve alanları

Tuzluluk derecesi

Alan (ha)

Toplamdaki %’si

Hafif Tuzlu

614 617

41

Tuzlu

504 603

33

Alkali

8 641

0.5

Hafif Tuzlu Alkali

125 863

8

Tuzlu Alkali

264 958

17.5

Toplam

1 518 722

100

Bu verilere göre çorak araziler ülkemiz yüzölçümünün % 2'sine, toplam işlenen tarım arazilerinin % 5.48’ ine eşdeğer büyüklüktedir. Toplam çorak alanların % 74’ü tuzlu, % 25.5’i tuzlu-alkali ve % 0.5’i alkali (sodyumlu) topraklardan oluşmaktadır. Çorak toprakların büyük bir kısmını tuzlu topraklar oluşturmuştur. Türkiye Arazi Varlığı Envanterine göre Türkiye’de 2 775 115 ha alanda yaşlık (drenaj) sorunu vardır. Toplam miktara göre 1 689 358 hektar alan yetersiz drenajlı, 776 312 hektar alan fena drenajlı, 283 381 hektar alan bozuk drenajlı, 26 064 hektar alan aşırı drenajlıdır.

Şekil 1. Türkiye’de toplam işlenen arazi miktarına göre toprak tuzluluk derecesine 2,221,830,030,450,955,480123456Hafif TuzluTuzluAlkaliHafif TuzluAlkaliTuzlu AlkaliToplam%Tuzluluk

268

bağlı olarak çorak toprakların dağılımı (%).

Türkiye Geliştirilmiş Toprak Haritası Etüdlerinden sonra geçen yaklaşık 20 yıllık süreçte tarla içi geliştirme hizmetleri, yapılan yatırımlar ve çiftçi uygulamalarıyla toprak özelliklerinde ve arazi kullanma şekillerinde önemli değişmeler olmuştur. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün il arazi varlığı raporlarına göre 2000’li yıllarda yapılan değerlendirmeler çerçevesinde, arazilerin kullanma şekilleri itibariyle Türkiye’de kuru tarım alanlarının 163 638 hektarında, sulu tarım alanlarının 449 709 hektarında, bağ-bahçe alanlarının 9 050 hektarında, çayır-mera kullanım alanlarının 733 422 hektarında, Orman-funda alanlarının 11 436 hektarında çoraklık sorunu vardır.

  1. 4. ÇORAKLIĞIN TEŞHİSİ

Tuzlu ve sodyumlu toprakların iyileştirilmesinde ve tarımsal amaçlar için iyi bir şekilde kullanılmalarında en önemli konulardan birisi sözü edilen toprakların tam olarak tanınmasıdır. Arazide tuz ve sodyumluluk tanımlaması yapılırken topraklar, morfolojik görünümlerine, bitki örtüsü özelliklerine ve diğer faktörlere göre incelenir. Tuzluluk tanımlaması arazi yüzeyindeki görüntülere göre bir ölçüde yapılabilir. Arazinin topoğrafik durumu, doğal bitki örtüsü, verim durumu, sulama ve drenaj koşulları, toprağın nemliliği özellikle üzerinde durulması gerekli özelliklerdir.

Bitki örtüsü, toprak tuzluluğu ile tabansuyunun derinliği ve tuz kapsamı konusunda yararlı bilgiler sağlayabilir. Üst toprak tuzlu olduğu zaman tuz konsantrasyonuna bağlı olarak bu tip topraklarda, halofitik bitki örtüsü görülmekte, arazi çıplak yada bitki örtüsü içinde yer yer çıplaklıklar bulunmaktadır. Beyaz tuz kabukları tuzlu toprakların en belirgin özelliklerinden biridir. Arazide yapılan etüd sırasında toprak profilinin özellikleri belirlenmelidir. Belirlenen horizon ve tabakaların profil açıklamaları profil içindeki tuzluluğun tanımlanmasına yardımcı olur. Sorunun cinsi ve düzeyi hakkında iyi karar verebilmek için araziden alınan toprak ve su örneklerinde kimyasal ve fiziksel analizler yapılmalıdır.

Tuzlu toprakları iyileştirmenin esası, bitki kök bölgesinde fazla çözünebilir tuzların yıkanarak bitkiler için zararlı olmayan düzeylere düşürülmesidir. Sözü edilen toprakların ıslahında birinci koşul, su tablasını denetlemek için uygun bir drenaj sisteminin kurulmasıdır. İkinci koşul ise, tuzların topraktan uzaklaştırılması için yıkama suyunun uygulanmasıdır. Bu işlemlerde dikkate alınacak hususlar ise tabansuyu, topoğrafya ve iklim gibi yerel koşullar altında drenajın teknik ve ekonomik olarak uygunluğunun belirlenmesidir. Ayrıca tuzların yıkanması ve ıslah edilen arazideki sürekli tarımsal üretim için, sulama suyunun yarayışlılığı önemlilik arz etmektedir.

Arazide geniş çapta ıslah işlemlerine başlamadan önce laboratuvar, sera ve tarla parselleri üzerinde yapılacak denemelerle, en etkili ve ekonomik ıslah yöntemi belirlenmelidir. Bu çalışmalarla sulama suyunun uygulama yöntemi, gerekli yıkama suyu miktarı ve süresi belirlenir.

269

5. TÜRKİYE’DEKİ ÇORAK ISLAH ARAŞTIRMALARI

Ülkemizde tuzlu ve sodyumlu toprakların ıslah çalışmaları ilk olarak Tarım Bakanlığı ve DSİ arasında 1946 yılında yapılan anlaşma çerçevesinde Sulu Ziraat Deneme İstasyonlarının kurulmasıyla başlamıştır. Devlet Sulama Şebekeleri içinde çoraklaşmanın başlamasıyla bu alanlarda tuzluluğun ve sodyumluluğun giderilmesi için gerekli ıslah ölçütlerini bulmaya yönelik ilk araştırmalar Tarsus' ta Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü tarafından yapılmıştır (BEYCE, 1974). Başlangıçta bu alanların ıslahı, çayır ve çeltik yetiştirilerek yıkanması şeklinde ele alınmıştır. Geçen 50 yıllık bir süreç içinde çorak toprakların ıslahı araştırmaları, sorunlu toprakların bulunduğu bölgelerde toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesi için hizmet eden 11 Araştırma Enstitüsü tarafından başarı ile yürütülmüş ve yürütülmektedir.

Çorak toprakların ıslah edilmesi planlanırken, kullanılacak olan ıslah maddesinin cinsi, miktarı ve yıkama suyu miktarı ile ıslah süresi, bilinmesi gerekli ölçütlerdir. Islah ölçütleri, yapılacak olan yatırımın ekonomisini ve başarısını etkileyen başlıca etmenlerdir Ancak bunların bilinmesi yapılacak çalışmanın başarılı olacağı anlamına gelmez. Çünkü çorak toprakların ıslahı oldukça zor, zaman alıcı ve maliyeti yüksek bir iş olması yanında, sürekli kılınamadığı veya uygun koşullar yaratılmadığı durumlarda, toprakların yeniden çoraklaşması kaçınılmazdır. Bu nedenlerden dolayı uzun zamandan beri çoraklık sorununu çözmeye yönelik bir çok araştırma yapılmış olsa da, günümüzde de, değişen teknolojiye ve yeniliklere uygun çalışmalara devam edilmektedir. Değişen koşullar çerçevesinde geçmişte ekonomik olmayan çorak arazi ıslahı günümüzde ekonomik olabilmektedir.

Tuzlu ve sodyumlu toprakların yaygın olduğu bölgelerde yürütülen tarla denemelerinden elde edilen sonuçlar, her ova için ayrı ayrı belirlenmiştir. Kuşkusuz denemenin yürütüldüğü topraklarla, ovanın diğer kısımlarındaki toprakların hem yapısı ve hem de sahip olduğu sorunun boyutları aynı değildir. Onun için deneme sonuçlarından yola çıkarak ovanın değişik bölgeleri yapılacak önerilerde bazı sapmalar olabileceği gözden uzak tutmamak gerekir.

Toprak tuzluluğu ve sodyumluluğu yer ve zamanla değişiklikler gösterdiği gibi aynı profilin farklı derinliklerin de farklı olabilir. Bu nedenle ıslahı şünülen arazinin çok iyi etüd edilmesi gerekir. Türkiye Çorak Islahı Rehberinde (SÖNMEZ ve ark., 1996); çoraklık içeren her ovaya ait tarla denemesi sonuçları verilmiştir (Çizelge 3). Ovalarla ilgili veriler, dönem için yağış, buharlaşma, sıcaklık ve nispi nem olarak yıllık iklim özellikleri; toprak derinliği, elektriksel iletkenlik (tuz-EC), değişebilir sodyum yüzdesi (DSY-ESP), bor, pH, toprak bünyesi, hacim ağırlığı ve kireç gibi deneme yeri toprak özellikleri ile ıslahta kullanılan yıkama suyunun özellikleri verildikten sonra, ıslah maddesi cinsi, tuz ve bor yıkama denklemi ile yıkama için gerekli su miktarını, değişik toprak derinlikleri için gösteren çizelgeler verilmiştir.

Tuzluluk ile ilgili çizelgelerde, toprak tuzluluğunu tuzlu topraklar için sınır değer olarak kabul edilen 4dS/m'ye düşürmek için değişik toprak derinliklerine göre uygulanması gerekli yıkama suyu miktarları cm olarak verilmiştir. Bor ile ilgili çizelgelerde, topraktaki bor'u 2 ppm'e düşürmek için değişik toprak derinliklerine

270

göre uygulanması gerekli yıkama suyu miktarları cm olarak verilmiştir. Sodyumluluk ile ilgili olan çizelgede, arazide rastlanan değişebilir sodyum yüzdesi miktarını (DSY), sınır değer kabul edilen 15' in altındaki bir değere örneğin 10' a düşürmek için uygulanması gerekli ıslah maddesi miktarı ton/ha ve yıkama suyu miktarı ise cm olarak verilmiştir. Bazı durumlarda topraktaki değişebilir sodyumu gidermek için sadece yıkama suyu uygulaması yeterli olmuş ve bu nedenle ıslah maddesi miktarı verilmemiştir.

Çizelge 3. Değişik ovalarda yapılmış bazı çorak ıslahı araştırma sonuçları

Yer

Toprak özellikleri

Yağış (mm/yıl)

Islahı

EC:24 dS/m, DSY: 40

Jips,

Konya Ereğli Ovası

Bor: 4.4 ppm, Bünye:Killi

320

10 ton/ha

pH: 8.35 Dt: 20 cm

Dys : 210 cm

EC:23 dS/m, DSY: 37

Aralıklı Göllendirme

Aşağı Seyhan Ovası

Bor: -, Bünye: Killi

612

Dys : 300 cm

pH: 8.10, Dt : 20 cm

EC: 16 dS/m, DSY:40

Jips,

Iğdır Ovası

Bor: 11 ppm, Bünye: Killi

251

17 ton/ha

pH: 9.30, Dt: 20 cm

Dys : 300 cm

EC:19 dS/m, DSY: 40

Jips

Aşağı Kızılırmak

Bor: 1.2 ppm, Bünye:Killi

390

4 ton/ha

pH: 8.20 Dt : 20 cm

Dys : 180 cm

EC: 5 dS/m, DSY:30

Jips

Ankara Mürted

Bor: 12 ppm, Bünye: Killi

382

12 ton/ha

pH: 9.15 Dt : 20 cm

Dys : 120 cm

EC: 1.26 dS/m, Değ.Mag.Y: 80

Jips,

Denizli Acıpayam

Bor: -, Bünye:Killi

526

11 ton/ha

pH: 8.50 Dt : 40 cm

Dys : 140 cm

EC:4 dS/m, DSY:25

Jips,

Serik Ovası

Bor: -, Bünye:Siltli killi tın

1068

10 ton/ha

pH: 8.20 Dt : 20 cm

Dys : 140 cm

EC: 10 dS/m, DSY: 25

Jips,

Sakarya Pamukova

Bor: 8,5 ppm, Bün:Kil, Kumlukil

795

12 ton/ha

pH: 8.10, Dt : 40 cm

Dys : 140 cm

EC: 10 dS/m, DSY: 40

Jips,

Menemen Ovası

Bor: eseri, Bünye : Siltli tın

588

7 ton/ha

pH: 8.40, Dt : 40 cm

Dys: 100 cm

EC:15 dS/m, DSY: 21

Jips,

Harran Ovası

Bor: -

Bünye : Killi, Dt: 40 cm

352

5 ton/ha

Dys: 90 cm

EC:17 dS/m, DSY: 10

Aralıklı Göllendirme

Bafra Ovası

Bor: 0.86 ppm, Bünye:Siltli tın, Killi, pH: 8.00, Dt : 20 cm

657

Dys : 170 cm

EC: Elektriksel iletkenlik (tuz)

DSY: Değişebilir Sodyum Yüzdesi

Dys: Yıkama suyu miktarı.

Dt: Toprak derinliği

Aralıklı göllendirme yıkama yöntemi

Yağış mm/yıl olarak uzun yıllar ortalaması

271

Jips : uygun ıslah maddesi ve miktarı

6. TUZLU TOPRAKLARIN YÖNETİMİ

Tarım arazilerinin çoraklaşmasını önlemek için alınacak önlemler ve bunlara bağlı olarak sulama suyu ve yıkama suyu uygulamaları, fiziksel, kimyasal ve biyolojik işlemler ile son derece önemli bir faktör olan insan faktörü tuzlu toprakların yönetiminin esasını oluşturmaktadır.

6.1 Su Uygulama İşlemleri:

  1. yıkama (ihtiyaç, aralık)

  2. • sulama (sistem,aralık)

  3. • drenaj (sistem,derinlik,aralık)

  4. • çoklu su kaynaklarının kullanımı (iyi ve kötü kaliteli suların birlikte kullanılmaları)

Tuzlu toprakları iyileştirmenin temelini çözünebilir tuzların yüksek düzeylerde bulunduğu topraklarda tuzun yıkanarak, bitki için zararlı olmayan düzeylere düşürülmesi oluşturur.

Toprak profilindeki tuzların yıkanması çeşitli faktörlere bağlıdır. İyileştirme için verilmesi gerekli su miktarı aşağıdaki etmenlerle yakından ilişkilidir.

1. Toprakta bulunan tuzların miktarı ve çözünürlükleri verilecek yıkama suyu miktarını etkiler. Toprakta tuz arttıkça uygulanacak yıkama suyu miktarı da fazlalaşır. Tuzların çözünürlüğü azaldıkça daha fazla su vermek gerekir.

2. Yıkama suyu niteliği; suyun tuz içeriği arttıkça yıkama etkinliği azalır. Suda bulunan bazı tuzlar, diğer bazı tuzların çözünürlüğünü azaltır. Kalsiyum sülfatın sodyum sülfatlı ortamda çözünürlüğü azalır.

3. Toprağın su iletkenliği; geçirimsiz topraklarda su arazi yüzeyinde daha fazla beklediği için buharlaşma kaybı artar, böylece hem daha fazla yıkama suyu gerekir, hem de toprağa daha fazla tuz eklenmiş olur.

4. Drenaj sisteminin etkinliği; yıkama ile toprağa fazla miktarda su verilir. Eğer uygun bir drenaj sistemi olmazsa taban suyu yükselir ve etkin bir yıkama sağlanamaz.

5. İyileştirilecek toprak derinliği; derinlik arttıkça gerekli yıkama suyu da artar. Yıkama derinliği bitki kök derinliğine göre belirlenir. Bu tarla bitkileri için 0.8-1.0 m; bahçe bitkileri için 1.2-1.5 m dolaylarındadır. Ancak bazen bu derinlikteki bir toprak katmanını iyileştirme için çokfazla suya ve zamana gerek olabilir. Bu durumda bir kısım tuza dayanıklı ve yüzlek köklü bitkilerin yetişebileceği kadar bir derinlik tuzlardan arındırılır. Böylece sonraki dönemlerde hem bitki yetiştirilir ve hem de iyileştirme devam ettirilir.

272

6.Yıkama şekli; Toprak profilindeki tuzu uzaklaştırmak için gerekli yıkama suyunun toprağa tatbik şekline göre uygulanacak yıkama suyu miktarı değişir. Birim su ile uzaklaştırılacak olan tuz miktarı,

(1) aralıklı göllendirme,

(2) devamlı göllendirme

  1. (3) yağmurlama yöntemleri ile farklı olmaktadır

Yapılan denemeler suyun toprak yüzeyinde aralıklı tutulmasının sürekli tutulmasından daha fazla tuz yıkadığını göstermiştir. Özellikle geçirgenliği az olan topraklarda aralıklı göllendirme infiltrasyon hızını artırmaktadır. Birbirini izleyen ıslanma ve kurumalar suyun toprak içinde hareketini kolaylaştırmaktadır.

Göllendirme sırasında toprak ve iklim koşularına bağlı olarak aşağıda belirtilen durumlar ortaya çıkabilir.

-Göllendirme sırasında üst toprak tamamen ayrılıp dağılarak balçıklaşır. Özellikle ağır bünyeli topraklarda üst 5-10 cm’de geçirimsiz bariyer özellik gösteren bir katman oluşabilir. Bu durum yıkama etkinliğini azaltır. Katmanlaşmanın olumsuz etkisini önlemek için uygulanan su derinlikleri azaltılmalı ve toprak kuruyunca yüzey kazayağı ve disk gibi aletlerle işlenmelidir.

-Yıkama suyunun niteliğine bağlı olarak toprağa bir miktar tuz ilave edilir. Geçirimsiz topraklarda su uzun süre beklediğinde göllenen suyun tuz içeriği çok yükselir. Özellikle yıkama ve bitki yetiştirme işlemi beraberce yapıldığında bitkilerin dayanım sınırlarından daha fazla tuz birikerek zararlanmaya neden olur. Bunu önlemek için tava içinde yüzlek bir akıntı bırakılarak suyun tuz dengesi korunur.

-Yıkama ile tuzlar drenlerin altına kadar yıkanabilir.

-Yıkama süresi bünye ağırlaştıkça artar.

-Aralıklı göllendirme sürekli göllendirmeye göre su tasarrufu sağlayabilir.

Yıkamada kullanılan en ekonomik su miktarı yağmurlama metodu ile olmakla birlikte çoğunlukla aralıklı göllendirme metodu ile yıkama yapılmaktadır. Hidrolik geçirgenliği az olan topraklarda yıkama suyunun aralıklı olarak verilmesi yani toprağın periyodik olarak ıslanması ve kuruması toprağın infiltrasyon hızını da artırmaktadır. Yıkama tercihen toprak neminin düşük ve tabansuyunun derinde olduğu zaman yapılır. İhtiyaç duyulan yıkamanın çoğu, toprak permeabilitesinin genellikle maksimum olduğu, erken dönem de yada ön sulama esnasında gerçekleştirilebilir.

Suyun infiltrasyonunu kısıtlayan ve yüzeyde dispersiyonu etkileyen, üst toprağın sodyum adsorbsiyon (SAR) ve değişebilir sodyum yüzdesi (DSY-ESP) mutlaka dikkate alınmalıdır. Çünkü bu özellikler yıkama ihtiyacını ve uygulama oranının belirlenmesinde göz önünde tutulmaktadır. Zaman olarak yıkama, stresin

273

önlenmesinin gerektiği kritik büyüme devrelerinden önce gerçekleştirilebilir. Evapotransprasyonun az olduğu zamanlarda yıkamanın yapılması uygundur. Örneğin akşamları, daha serin havalarda düşük rutubette yada bitki yetişme döneminin haricinde yapılabilir.

Tuzlu ve sodyumlu toprakların oluştukları alanda alt katmanların geçirgen ve rölyefin yeterli olması durumunda genellikle bir drenaj sistemine ihtiyaç olmayabilir Ancak tuzlu topraklarda bu tip koşulların bulunması son derece enderdir. Bu nedenle bu tip topraklarda sadece üst toprakların değil bunun hemen altında yer alan tabakaların ve su bulunan horizonların da tuzlardan arındırılması için mutlaka bir drenaj sistemi kurulmalıdır. Bu sistem toprakta su ve tuz dengelerini düzenleyecektir. Drenaj sistemi kapalı veya açık olabilir. Eğer gerekli dren derinliği tam olarak sağlanıyorsa bu iki tip dren arasında yeterlilik açısından temel bir fark yoktur.

6.2 Fiziksel İşlemler:

  1. arazi tesviyesi

  2. • arazi hazırlığı, derin sürüm

  3. • ekim işlemleri, tohum yatağının hazırlanması

  4. kumlama

Fiziksel iyileştirme için birkaç yöntem kullanılmaktadır. Düzgün bir arazi tesviyesi daha iyi yıkama ve tuzluluk kontrolu için daha üniform bir su uygulanmasına imkan sağlar. Kaba bir arazi tesviyesi için basit scraperler yada düzelticiler kullanılabilir. İnce tesviye için daha pahalı ve zaman alıcı olan laserli yönlendiricilerden yararlanılabilir. Ağır makinalarla yapılan tesviye işlemi önemli derecede toprak sıkışmasına neden olduğundan bu işlemi, toprağın infiltrasyonunu ve geçirgenliğini artırmak için, derin sürüm, toprakaltı işleme, kumlama ve profilin ters yüz edilmesi gibi mekanik uygulamalar takip etmelidir.

Toprak işleme yüzeydeki kabukları kırarak toprağın geçirgenliğini iyileştirebilir. Ancak iyi bir şekilde yapılmazsa pulluk katmanın yada tuzlu tabakanın yüzeye daha yakın bir şekilde oluşmasına yada getirilmesine yol açabilir. Bu işlemde ağır makinalardan kaçınılmalı ve ıslak toprak koşulları mutlaka önlenmelidir. Derin sürüm geçirgen tabakalar arasında uzanan geçirimsiz tabakarın bulunduğu topraklar üzerinde en fazla yararlı etkiyi sağlayan toprak işleme şeklidir. Bu uygulama ile sodyumdan etkilenmiş olan topraklar jips kapsayan toprakların altına getirilir. Bu işlem bir taraftan çözünebilir kalsiyum sağlarken, daha uygun bir kök gelişimi ve suyun hareketi için fiziksel matriks sağlar. Toprak altı işleme, toprak içerisinde sert tabakanın kırılması sonucu oluşan boşluklardan yada çatlaklar vasıtasıyla toprak geçirgenliğinin artmasını sağlamaktadır. Sert tabaka toprak yüzeyinden 25-30 cm derinlikte oluşmuş ise çizelle, 30-50 cm derinlikte ise dipkazan ile, eğer 50-90 cm derinlikte ise riper ile kırılabilir.

274

İnce bünyeli bir yüzey toprağı kum karıştırılmak suretiyle daha geçirgen bir hale getirilebilir. İşlem iyi bir şekilde yapıldığı zaman penetrasyon iyileşir, sodyumlu şartlar altında daha iyi bir hava ve su geçirgenliği sağlanır. Bitki yetiştirmede toprak yüzeyine yaklaşık 10-20 cm lik kum ilavesi bitki açısından daha iyi bir ortam sağlayabilir. Profilin ters yüz edilmesi yüzey toprağının iyi fakat hemen altındaki toprağın istenmeyen özelliklere sahip olması durumunda uygulanabilir. Sodyumla etkilenmiş B horizonunun altında bazen jips kapsayan daha geçirgen bir horizon bulunabilir. Bu işlem yüzey toprağının uzaklaştırılması, alt toprağın ve alt tabakanın derin sürülmesi ve sonra yüzey toprağının yerleştirilmesi ile gerçekleştirilir.

6.3 Kimyasal İşlemler:

  1. ıslah maddeleri

  2. • toprak düzenleyicileri

  3. • gübreleme

Kimyasal ıslah maddeleri toprak reaksiyonunu nötralize etmek ve kalsiyum ile değişebilir sodyumun yer değişimini sağlamak için kullanılır. Islah maddelerinin cinsi ve miktarı toprağın genetik ve kimyasal özelliklerine, istenilen yer değiştirme (reaksiyon) hızına ve ekonomik değerlere bağlı bulunmaktadır.

Çorak topraklara uygulanan kimyasal ıslah maddeleri üç gruba ayrılmaktadır:

a) Çözünebilir kalsiyum tuzları (CaSO4, CaCl2 gibi)

b) Çözünebilirlikleri düşük kalsiyum tuzları (CaCO3 gibi).

c) Asitler veya asit oluşturucular (H2SO4, Kükürt, Demir Sülfat).

Jips, doğada fazla bulunması nedeniyle en yaygın kullanılan ıslah maddesidir. Jipsin (CaSO4. 2H2O) saflık derecesi %20-70 arasında değişmektedir. Ancak %95 saflıkta bulunanlara da rastlanmaktadır. Saflığı %60’dan az olan Jipsin, eğer kullanılacağı proje alanı çok yakın değilse taşıma masraflarının yükselmesi nedeniyle kullanılması ekonomik kabul edilmez. Uygulamada jipsin çözünüp aktif hale gelmesi gerekir. Genellikle normal sıcaklıkta jips, saf suda 30 me/l, Na ve Cl iyonlarının hakim olduğu sularda 50 me/l, Ca ve SO4' ın fazla olduğu sularda 20 me/l çözünürlüktedir. Yapılan araştırmalarla gübre sanayi üretim atıkları olan fosfojips' in ıslah maddesi olarak çorak toprakların iyileştirilmesinde etkili bir şekilde kullanılabileceği belirlenmiştir. Bu atık % 80-95 CaSO4 kapsamakta ve kuru olduğu zaman ince toz görünümlü bir materyal olmaktadır. Ayrıca kükürt fabrikasyonu flotasyon atıklarının çorak toprakların ıslahında etkili bir şekilde kullanılabildiği yapılan araştırmalarla belirlenmiştir. Asit karakterde bir materyal olması nedeniyle yüksek toprak pH' sına etki ederek bor yıkanmasını da kolaylaştırmaktadır.

Kimyasal ıslah maddelerinin seçimi ıslah edilecek toprağın özelliklerine bağlıdır. Islah maddesinin ekonomikliği ve bulunma kolaylığı göz önünde tutulmalıdır. Ülkemizde yaygın olarak jips ve gübre sanayi atığı olan fosfojips kullanılmaktadır. Islah maddesinin etkinliği uygulama yöntemine de bağlıdır. Bu yöntemler yüzeye

275

serpme, toprakla pulluk ve diskaro yardımıyla karıştırma ve sulama suyuna ilave etmek şeklindedir. Jipsin toprak yüzeyine serpildikten sonra toprağın üst derinliğine karıştırılması oldukça etkili bir yöntemdir.

Toprak düzenleyicileri toprak taneciklerinin kümeleşmesine yol açarak havalanmayı, daha iyi geçirgenlik ve su infiltrasyonunu sağlar. Sülfat lignin kapsayan düzenleyiciler özellikle üst 10 cm toprak derinliğinde geçirgenliği önemli ölçüde iyileştirmektedir. Ancak bu tip materyallerin kullanılmalarını kısıtlayan faktörlerin başında yüksek maliyet gelmektedir.

Tuzlu topraklarda bitki besin maddelerinin miktarı ve yarayışlılığı olumsuz yönde etkilenmektedir. Tuzlu koşullar altında yapılacak olan iyi bir gübreleme için mutlaka kapsamlı bitki ve toprak analizi yapılmalı ve gübreleme işlemi uygun bir yöntemle gerçekleştirilmelidir. Çünkü tuzlu koşullarda toprak tuzluluğu, mineral gübrelerin kapsadığı önemli miktardaki çözünebilir tuzlardan dolayı gübreleme işlemi ile artabilir. Azotlu gübreler bazı kayıplar olmasına rağmen tuzlu ve sodyumlu topraklarda tatminkar olabilen bir etkinlik sağlayabilmektedir. Yapılan araştırmalarda özellikle ağır killi sodyumlu topraklarda amonyum sülfatın etkili olduğu belirlenmiştir.

Sodyumlu topraklarda yürütülen araştırmalar, bu tip topraklarda sodyum karbonatın çözünebilir sodyum fosfat oluşumuna yol açtığını ve elektriksel iletkenlik ile toprağın çözünebilir fosfor kapsamı arasında pozitif bir korelasyonun ortaya çıkmasına neden olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, toprakta önemli miktarda sodyum karbonat (ve ayrıca çözünebilir P) bulunduğunda topraktaki kalsiyumun çoğu kalsiyum karbonat formunda olmakta ve bitki açısından yarayışlı değildir. Sodyumlu bir toprağı ıslah etmek için jips gibi bir ıslah maddesi uygulandığında çözünebilir sodyum fosfatlar daha az çözünen kalsiyum fosfat formuna dönüşür. Bu sonuçlar sodyumlu topraklarda yetiştirilecek bitkilerin gübre ihtiyaçlarının iyi bir şekilde değerlendirilmesinin, bu tip topraklarda bitki üretim maliyetini önemli ölçüde azaltabileceğini göstermektedir.

Tuzlu ve sodyumlu koşullar altında, bitkiler yüksek pH da bitki besin maddelerinin durağanlaşması yada iyon antogonizması nedeniyle mikro besin maddesi eksikliği çekmektedir. Sodyumlu topraklarda yüksek pH özellikle Zn, Fe ve Cu' ın yarayışlılığını azaltmaktadır. Sodyumlu topraklarda yetiştirilen çeltik te ZnSO4 uygulamasının etkili olduğunu gösteren araştırma bulguları mevcuttur.

Tuz indeksi düşük olan gübreler tohumların ve genç bitkilerin zarar görmesi ve tuz yanması ısından daha az tehlike oluşturmaktadır. Genellikle tuzlu topraklarda kullanılacak gübreler tercihen asit formda olabilir ve Na' dan ziyade Ca kapsayabilir.

6.4 Biyolojik İşlemler:

  1. organik ve yeşil gübreler

  2. • ekim nöbeti, bitki deseni

  3. • malçlama

276

Bitki artıkları su infiltrasyonunu iyileştirmek için uygulanabilecek en kolay yöntemdir. Toprak yüzeyinde bırakılan bitki artıkları ve toprak içinde bırakılan kökler toprağın açık tutulmasına yardımcı olmaktadır. Ancak elde edilen fayda gelecek bitki yetiştirme mevsimine kadar zamanla azalmaktadır. Baklagillerin yetiştirilmesi hem azot kaynağı oluşturulmasına hemde toprak yapısının iyileşmesini sağlamaktadır. Toprağın fiziksel özellikleri, su tutma kapasitesi, yapısı ve infiltrasyon oranı yeşil gübrelerin kullanılması ile iyileştirilmektedir. Nadas toprak yüzeyine doğru tuz hareketini hızlandırmaktadır. Bu nedenle toprakta devamlı bir şekilde bitki yetiştirmeye çalışılması tavsiye edilir. Taban suyunun sığ olduğu koşullarda nadas evaporasyonun artmasına bağlı olarak şiddetli bir tuzlanmaya yol açabilir. Malçlama evaporasyon kayıplarını azaltarak toprağın tuzlanmasına engel olur. Ayrıca önemli ölçüde tuzların yıkanmasını sağlayarak DSY nin azalmasına ve dayanıklı bitkilerden daha fazla verim alınmasına neden olur.

6.5 İnsan Faktörünün Dikkate Alınacağı İşlemler:

  1. çiftçi ihtiyaçlarının göz önünde tutulduğu sosyo-ekonomik yönler

  2. • çevre

  3. • politika

Tuzlu toprakların iyileştirilmesi ve bu tip topraklarda tarım teknikleri konusunda çiftçiler açısından temel bir yapı olmalıdır. Önce tek tek ama bir program dahilinde uygulanacak olan işlemlerden oluşan bir teknolojik paket geliştirilmelidir. Tuzlu ve sodyumlu topraklar için yeterli bir alt yapı oluşturmalı ve etkin bir uygulama ile yeterli adaptasyon teknikleri içinde uygun sosyo ekonomik koşullar dikkate alınmalıdır. Çiftçilerin bilgileri, görüşlerinin alınması ve ekonomik durumları bu açıdan önemlidir. Teknik açıdan desteklenen kuvvetli ve etkin bir yayım servisi olmalıdır. Tuzlu topraklarla ilgili tarım teknikleri tarla günleri ve demostrasyonlarla çiftçilere aktarılmalıdır.

7. SONUÇ

Türkiye kurak ve yarı kurak iklim koşullarına bağlı doğal etmenler ile tuzluluk, erozyon ve çölleşme sorunlarıyla çok fazla ve yaygın olarak karşılaşmaktadır. Yıllık yağış, gerek toplam miktar gerekse yıl içerisinde dağılımı nedeniyle topraktaki tuzların yıkanmasında yeterli olmadığından tuzluluk artmakta, bu da çoraklaşmayı ve çölleşmeyi hızlandırmakta veya çölleşmenin etkisiyle topraklar çoraklaşmaktadır.

Çoraklaşma ile toprak yüzeyini kaplayan bitki örtüsü sınırlanmakta, organik madde azalmakta, suyun ve toprağın fiziksel özellikleri kötüleşmektedir. Suyun yarayışlılığı ve bitki besin maddelerinin alımı olumsuz etkilenmektedir. Toprağın fiziksel, kimyasal, biyolojik ve jeolojik yapısında aykırı değişme, yıpranma ve tükenmeler ile toprak kirlenmekte, verimliliği azalmakta ve doğal denge bozulmaktadır. Buna bağlı olarak biyolojik çeşitlilik azaltmakta ve ekosistem olumsuz etkilenmektedir. Bu süreç sonunda, ovalarda ve kapalı havzalarda sulamaya elverişli topraklardan, diğer bir ifade ile verim potansiyeli yüksek olması gereken topraklardan tarımsal açıdan hemen hemen istifade edilemez duruma gelinmektedir.

277

Toprak yönetimi uygulamalarının uzun dönem etkilerinin, toprak ve çevresel kalite ile tarımsal üretimde yaratacağı riskin azaltması gerekmektedir.

Çölleşmenin etkisi çoraklığın derecesine bağlı olarak artmaktadır. Çölleşme toprakta tuz birikimine yol açmakta, tuzların yıkanmasını azaltmakta, yeraltı ve yüzey sularının tuz yoğunluğunu arttırmaktadır. Suların tuz içeriği arttıkça da sulama suyu olarak etkinliği azalmakta, suda bulunan bazı tuzlar, diğer tuzların çözünürlüğünü ve yarayışlılığını azaltmaktadır. Değişen iklim koşulları ve buna bağlı olarak yağışların azalması, buharlaşmanın artması, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarında görülen azalmalar ve toplumsal yaşamdaki gelişmeye bağlı olarak evsel ve endüstriyel su talebi artışları, tarımsal amaç ile kullanılan su kaynaklarında bir azalmaya yol açmaktadır. Sürdürülebilir tarımsal üretim için, sulama suyunun yarayışlılığı önemlilik arz etmektedir. Bu durumda tarımsal açıdan iyi ve kötü kaliteli sulama sularının ve diğer atık su kaynaklarının doğru yöntemlerle ve yeniden kullanılması yoluyla, sulama için kullanılan kaynakların kullanım etkinliğini artırarak sulanan alanlardaki fazla su talebi riskinin azaltması ve tuzluluğun önlenmesi gerekmektedir.

8. KAYNAKLAR

BEYCE, Ö., 1974. Experiences in the reclamation of saline and alkali soils and irrigation water qualities in Turkey. FAO. Irrigation and Drainage Paper.

OAKES, H., 1954. The soils of Turkey. Republic of Turkey. Ministry of Agriculture. Soil Conservation and Farm Irrigation Div. Public. No:1

MASHALI, A.M. 1991. Management practices under saline conditions. I.A.V. Hassan II-ISESCO. Plant Salinity Research. 213-230.

SÖNMEZ, B.; AĞAR, A.; BAHÇECİ, İ., MAVİ, A., 1996. Türkiye Çorak Islahı Rehberi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, APK Dairesi Başkanlığı,Toprak ve Su Araştırma Şube Müdürlüğü Yayınları Yayın No: 93 Ankara

SÖNMEZ, B. 2003. Türkiye Çoraklık Kontrol Rehberi. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Teknik Yayın No: 33. Ankara.

SZABOLCS, I., 1991. Desertification and salinisation. I.A.V. Hassan II-ISESCO. Plant Salinity Research. 3-18.

TOPRAKSU, 1980. Toprak Kaynakları İl Envanter Raporları. TOPRAKSU Genel Müdürlüğü Yayınları ANKARA

278

Döküman Arama

Başlık :