YER BİLİMLERİ SÖZLÜĞÜ

YER BİLİMLERİ SÖZLÜĞÜ

 

 

 

A

A-layer: A-tabakası (Yeryuvarı kabuğuna karşılık gelen sismik bir zon)

A subduction: A yitimi

Å: Angström (10-10 metreye eşit uzunluk birimi)

Aa lava: İki ana bazaltik lâv akıntısı yüzeyi çeşidinden birisi  

Aalenian: Aaleniyen (Avrupa orta Jura’sında bir kat)    

Abatement: Azaltma

Aberration: Aberasyon 

Abiotic: Cansız; Abiyotik 

Abiotic environment: Cansız çevre

Ablation: Ablasyon; Kayaçların rüzgârla aşınması; Kar yada buzun sıvı faza geçmeden buharlaşması 

Abrasion: Kayaç parçalarının bir yüzeye sürtünmesi ile oluşan aşındırma; Aşınma; Abrazyon

Abrasive power: Aşındırıcı güç; Aşındırıcı kuvvet

Abrasive rock: Aşındırıcı kayaç

Abrasiveness: Aşındırıcılık; Aşındırma özelliği

Abrasivity: Aşındırıcılık

Absarokite: Absarokit (bir alkali bazalt çeşidi) 

Absolute age: Mutlak yaş; Kesin yaş

Absolute chronology: Mutlak kronoloji

Absolute permeability: Mutlak geçirimlilik

Absolute porosity: Mutlak porozite

Absolute zero: Mutlak sıfır

Absorb: Emmek; Soğurmak

Absorber: Emici; Soğurucu

Absorption: Absorpsiyon; Soğurma; Emme

Absorptivity: Soğurganlık; Absortivite

Abutment: Dayanak; Destek; Abatman

Abyss: Abis (yerde bulunan çok derin ve  dipsiz bir kuyu)

Abyssal: Abisal; 4000 m veya daha derin okyanusal derinlikler ve böylesi ortamların organızmaları için kullanılır

Abyssal activity: Abisal aktivite; Abisal etkinlik; Derin pirojenik etkinlik

Abyssal area: Abisal alan; Ortalama yerkabuğu düzeyi altındaki derin deniz bölgesidir

Abyssal-benthic: Abisal bentik; Litoral-altı kuşak ötesindeki bütün derin deniz bentik sistemini içerisine alan bir zon   

Abyssal deposits: Abisal çökeller; 2000 m’den daha derinde, batiyal zonun daha derin kısımlarında ve abisal zonda oluşan sedimentler

Abyssal environment: Abisal ortam; En derin deniz ortamı, yaklaşık 1000 m’den daha derin deniz tabanı

Abyssal fissure: Abisal yarık; Abisal fisür; Çok derin, kabuk altındaki magmanın içinden yükselebildiği yarıktır.

Abyssal injektion: Abisal injeksiyon; Çok derinlerde türeyen magmaların, yerkabuğundaki mevcut derin büzülme çatlaklarından yukarıya yükselmeleri işlemi

Abyssal plain: Abisal düzük; Derin-okyanus tabanının engebesiz, düz, eğim gradyanının 1:10000 olduğu alan

Abyssal red clay: Abisal kırmızı kil; Volkan döküntülerinin demirli ve killi ayrışma ürünlerinden oluşan bir derin deniz çökelidir

Abyssal region: Abisal bölge; Göl veya deniz dibinin, dalga etkisine uğramayacak derecede derin olan kısmıdır

Abyssal rock: Abisal kayaç; Büyük derinliklerde soğumuş ve katılaşmış magma kütleleridir

Abyssal sea: Abisal deniz; Asıl okyanus çanağını içine alan deniz kısmı

Abyssal storm: Abisal çalkantı; Bentik çalkantı

Abyssal zone: Abisal kuşak; 2000 m’nin altındaki derinlik zonu

Abyssopelagic: Abisopelajik; Yaklaşık 2000 m’den daha derinde bulunan okyanus kısmı ile ilişkili

Acadian Orogeny: Akadiyen Orojenezi 

Acceleration: İvme; Hızlanma

Acceleration of gravity: Yerçekimi ivmesi

Accelerator: Hızlandırıcı; İvme kazandırıcı

Accelerometer: Akselerometre; İvmemetre

Access gallery: Ulaşım galerisi; Bağlantı galerisi

Accessory: Aksesuar (varlığı çok önemli olmayan)

Accessory mineral: Aksesuar mineral 

Accessory plate: Aksesuar kama; Aksesuar plaka; Aksesuar levha 

Acclimatization: Alışma

Accretion: Artma; Akresyon; Birikme; Yığılma

Accretionary prism: Akresyon (eklenir) prizması 

Accretionary theory: Akresyon teorisi; Gezegenlerin küçük kozmik toz parçaçıklarının daha büyük kütle oluşturmak üzere yoğunlaşmaları / kondense olmaları sonucu gezegenlerin meydana geldiğini öneren teori.

Accuracy: Doğruluk (bir analizde gerçek değere yakınlık derecesi)

ACF Diagram: ACF Diyagramı 

Achodrite: Akondrit 

Achroite: Akroyit (renksiz turmalin çeşidi) 

Acicular: Asiküler; İğne-benzeri; Sivri-uçlu 

Acid: Asit

Acid deposition: Asit birikimi; Asit depolanması

Acid fumarole: Asit tüten; Asit fümarol

Acid pickles: Asit temizleyici

Acid rain: Asit yağmuru 

Acid rock: Asidik kayaç 

Acid soil: Asidik toprak 

Acid spar: Asit spar   

Acidification: Asitlenme

Acidity profile: Asitlilik profili

Acid-neutralizing capacity:  Asit-nörtleştirme kapasitesi

Acidophilic: Asit-sever; Asit-seven; Asidofilik

Acmezone (peak zone; epibole): Bolluk zonu; Bir veya daha fazla taksonun relatif bolluklarının belirgin bir hal almasıyla belirlenen kaya topluluğu

Acmite: Akmit (klinopiroksen grubunun bir üyesi)

Acoustic emission: Ses yayılımı; Akustik emisyon

Acoustic: Akustik; Sesle ilgili

Acoustical environment: Sesle ilgili çevre; Akustik çevre

Acrozone: Menzil zonu

Actinium series: Aktiniyum serisi 

Actinolite: Aktinolit (kalsiyumca-zengin amfibol grubu minerali)

Activated carbon: Aktif karbon; Etkin karbon; Aktive edilmiş karbon

Activated sludge process: Aktif çamur süreci

Active earth pressure: Aktif toprak basıncı

Active fault: Aktif fay; Hareketli fay; Etkin fay

Active ingredient: Aktif bileşen; Etkin bileşen

Active margin: Aktif kenar; Üretken (levha ve/veya kıta) kenar(ı) 

Active organic matter: Aktif organik madde

Active Rankine state: Aktif Rankine durumu

Active volcano: Aktif volkan; Hareketli volkan; Üretken volkan

Active zone: Aktif zon; Etkin kuşak

Activite: Aktivite; Etkinlik 

Actonian: Aktoniyen 

Actualizm: Aktüalizm; Güncelcilik; Güncellik   

Adamantine spar: Adamantin spar 

Adamellite: Adamellit 

Adamite: Adamit (bazik çinko arsenat)

Adamsite: Adamzit (yeşilimsi-siyah renkli mika minerali) 

Adaptation:  Adaptasyon, Çevreye uyum sağlama; Uyum

Adaptive radiation: Adaptif yayılma; Bir grup hayvanın bir çok ekolojik ortamı doldurmak üzere evrim geçirmesi

Additive:  Katkı maddesi

Adelaidean Orogeny: Adelaideyan Orojenezi   

Adelite: Adelit (Ca ve Mg’nin bazik arsenat minerali)

Adhesion: Adhezyon; Yapışım; Tutunum; Yapışma

Adiabatic: Adiyabatik (hava yükseliminin doğurduğu sıcaklık, basınç ve hacim değişimi) 

Adiabatic lapse rate: Adiyabatik sapma oranı

Adinole: Adinol

Adit: Yatay giriş galerisi

Admission: Kabül 

Admixture: Katkı

Adrastea: Adrasteya (Jüpiter XV kod adlı uydu)

Adsorbed water: Adsorbe su; Yüzeye tutunmuş su

Adsorption: Tutma; Tutunma; Yüzeye tutunma; Soğurma; Adsorpsiyon

Adularia: Adularya (mikroklinin bir çeşidi)

Advance of glacier: Buzul ilerlemesi

Advanced treatment: Su kalitesini arttırmaya yönelik çalışmalar; İleri arıtma

Adventive cone: İlerleme hunisi; İlerleme konisi; Parazitik koni

Aegirine: Ejirin; Egirin (piroksen grubuna ait bir mineral)

Aeolian: Yel kökenli; Yele ilişkin

Aeolianite: Rüzgâr taşı; Yel taşı

Aeolonian transport (wind-borne): Yel taşıması; Rüzgâr taşıması

Aeration: Havalandırma

Aeration tank: Havalandırma tankı

Aerial photography: Hava fotoğrafisi 

Aeroallergen: Havada uçuşan allerji yapıcı; Aeroallerji yapıcı

Aerobic decomposition: Aerobik bozuşma; Oksijenin varlığında olan çürüme

Aerobic: Aerobik; Oksijenli 

Aeronian: Aeroniyen (alt Siluriyen’de bir kat) 

Aerosol: Aerosol

AFM Diagram: AFM Diyagramı 

African Plate: Afrika Levhası 

Aftershock: Artçı şok 

Aftonian: Aftoniyen (K.Amerika’da dört buzul-arası katından en erken olanı)

Afwillite: Afvilit (Sulu kalsiyum silikat minerali)

Agate: Akik; Agat 

Agate mortar: Akik havan; Agat havan

Age: Çağ; Yaş 

Agglomerate: Aglomera 

Aggregate: Agrega; Kırmataş

Agnostida: Agnostidler (alt Kambriyen-üst Ordovisyen arası yaşamış olan bir Trilobit ordosu)

Agricultural geology: Tarımsal jeoloji

Agricultural pollution: Tarımsal kirlilik

Agroecosystem: Tarımsal ekosistem

Agularite: Agülarit (gümüş selenyum sulfite minerali) 

Ahermatypic: Ahermatipik 

Ahlfeldite: Alfeldit (sulu nikel-kobalt-selenit minerali) 

A-horizon: A-katmanı; A-horizonu

Aikinite: Ayikinit (kurşun-bakır-bizmut sülfit minerali) 

Ailsyte: Ayilsit (bol riyebekit içeren bir alkali mikrogranit)  

Aiportian: Ayportiyen (Serpukhoviyen Dönemi’nde bir kat)  

Air-ground interface: Hava-yer ara yüzeyi

Air pollution: Hava kirlenmesi; Hava kirliliği

Air pollution control: Hava kirliliği kontrolü

Air pollution filter: Hava kirliliği süzgeci

Air quality act: Hava kalitesi yönetmeliği

Air quality monitoring: Hava kalitesinin izlenmesi

Air quality standards: Hava kalitesi standartları

Airborne residuals: Hava ile taşınan kalıntılar

Airshed:  Hava kuşağı

Akaganeite: Akaganeyit (beta-demir (II) oksihidroksit) 

Akenobeite: Akenobeyit (bir aplit türü) 

Akerite: Akerit  (kuvarslı siyenit)

Akermanite: Akermanit (bir melilit minerali) 

AKF Diagram: AKF Diyagramı 

Aklé dune: Aklé kumulu (özellikle Batı Sahra’da bulunan kumul ağı için kullanılan Fransızca terim)

Akrochordite: Akrokordit (sulu bazik manganez-magnezyum arsenat)

Alabandite: Alabandit (manganez sülfit)

Alabaster: Alabaster (ince-daneli, renksiz jips)

Alamosite: Alamozit (kurşun silikat) 

Albafite: Albafit (bir tür bitüm)

Albanite: Albanit 

Albedo: Albedo (gelen ışınlarının doğal bir yüzeyden yansıtılan/yansıyan yüzdesi) 

Albertian: Albertiyen (K. Amerika orta Kambriyen’inde bir seri) 

Albertite: Albertit (bir hidrokarbon türü)

Albian: Albiyen (Kretase’de bir kat) 

Albite: Albit (Na-feldispat)

Albite twin: Albit ikizi 

Albite-Epidote-Amphibolite Facies: Albit-Epidot-Amfibolit Fasiyesi 

Albitization: Albitleşme 

Alkalic fumarole: Alkali tüten; Alkali fümarol

Aldingan: Aldingan; GD Avustralya alt Tersiyer’inde bir kat 

Aleutian Trench: Alösiyen Hendeği; Alösiyen çukuru 

Alexandrian: Aleksandriyen; K. Amerika alt Siluriyen’inde bir seri 

Alexandrite: Aleksandrit (yeşil renkli krizoberil türü) 

Alfa-iron: Alfa-demir 

Alfisols: Alfisol toprakları 

Alga: Alg; Yosun 

Algae: Algler; Yosunlar

Algal bloom: Yosun patlaması

Algal limestone: Algli kireçtaşı 

Algonkian: Algonkiyen; Bir Prekambriyen sistemi 

Algicide: Algisid; Yosun öldürücü kimyasal madde

Alginite: Alginit/aljinit (yosun kırıntılarından oluşan kömür maserali) 

Algodonite: Algodonit 

Algorithm: Algoritma

Alkali basalt: Alkali bazalt 

Alkali feldispar: Alkali feldispat 

Alkali metal: Alkali metal 

Alkali rock: Alkali kayaç

Alkalic series: Alkali seri 

Alkalic: Alkalik; Alkali

Alkali-calcic series: Alkali-kalsik seri 

Alkaline(veya Alkalic): Alkali 

Alkaline earth metal: Toprak alkali metal   

Alkaline soil: Alkali toprak 

Alkemade line: Alkemade çizgisi 

Allactite: Alaktit (bazik manganez arsenat minerali) 

Allanite: Alanit (bir epidot minerali) 

Alleghanian Orogeny: Alleghaniyen Orojenezi 

Alleghanyite: Aleganyit (bazik manganez silikat minerali) 

Allemontite: Alemontit (antimon arsenit minerali) 

Allergenic: Allerci yapıcı

Allochem: Alokem; Mekanik olarak çökelmiş olan kireçtaşlarında iskeleti oluşturan daneler 

Allochtone: Alokton; Yabancı olan; Yerli olmayan; Yerinden olmuş 

Allochthonous: Allokton olan

Allomorphite: Alomorfit (anhidritin psöydomorfu olarak baritten oluşan bir mineral)

Allophone(veye kandit): Allofan (kaolinit grubuna ait bir kil minerali) 

Allotropy: Allotropi 

Allowable: İzin verilebilir; Tolere edilebilir  

Allowable bearing capacity: İzin verilebilir taşıma gücü

Allowable settlement: İzin verilebilir oturma

Alloy: Alaşım 

Alluvial: Alüvyal; Nehir ile alakalı ortam, işlem yada sediment   

Alluvial fun: Alüvyal yelpaze

Alluvial horizon: Alüvyal horizon

Alluvial ore deposit: Alüvyal cevher yatağı

Alluvial soil: Alüvyal zemin; Alüvyal toprak; Nehirle taşınmış toprak

Alluviation: Nehirle taşınma

Alluvium: Aluviyal çökel; Nehirle taşınıp çökelmiş malzeme yada arazi

Alluvion: Alüvyon; Nehir suyu etkinliği ile taşınmış malzeme 

Almandine: Almandin (granat grubu minerallerinden biri)

Almerite: Almerit 

Alnoite:  Alnöyit 

Alpha decay: Alfa bozuşması 

Alpha quartz (low quartz): Alfa kuvars; Alçak (sıcaklık) kuvars(ı) 

Alpha radiation: Alfa ışıması

Alpine Orogenesis: Alp Orojenezi; Alpin Dağ-oluşumu

Alpine Triassic: Alplerdeki Trias

Alpine-Himalayan Orogeny: Alp-Himalaya Orojenezi 

Alportian: Alportiyen (Serpukhoviyen Dönemi’nde bir kat) 

Alsbachite: Alsbakit (Na-plajiyoklas, kuvars ve az miktarda ortoklaz ile aksesuar granat, biyotit ve muskovitten oluşan bir plütonik kayaç) 

Altaite: Altayit (kalay-beyazı renkte kurşun telluryum minerali)

Alteration: Değişim; Alterasyon; Bozulma

Alteration halo: Alterasyon hâlesi 

Altered rock: Altere olmuş kayaç; Değişime uğramış kayaç

Altimeter: Altimetre; Yükseklik-ölçer 

Altonian: Altoniyen (Y. Zelanda üst Tersiyer’inde bir kat) 

Aluminite: Alüminit 

Alumstone: Alümtaşı (alünit) 

Alunite: Alünit (potasyum-alüminyum sülfat minerali)

Alunogen: Alünojen (sulu alüminyum sülfat minerali)

Alurgite: Alürjit (mangan-içeren bir muskovit çeşidi) 

Amalgam: Amalgam (civanın bir veya daha fazla metalik elementle olan alaşımı)

Amalthea: Amelteya (Jüpiter’in Jüpiter V kod isimli uydusu)

Amanthus: Amantus (asbest çeşidi bir mineral) 

Amarantite: Amarantit (sulu bazik demir sülfat minerali) 

Amarassian: Amarasiyen (Kangksinjiyen’e karşılık gelen Y. Zelanda’da bir kat)   

Amarillite: Amarilit (sulu sodyum-demir sülfat minerali) 

Amazonite: Amazonit (parlak yeşil renkli mikroklin türü) 

Amazonstone: Amazontaşı (amazonit) 

Amber: Kehribar; Amber

Ambient: Çevre; Ortam

Ambient air: Bir bölgenin havası; Ortam havası

Ambient conditions: Çevre koşulları; Ortam koşulları

Ambient noise: Çevresel gürültü

Amblygonite: Ambligonit (bazik Li-Na-Al-fosfat minerali) 

Ambonite: Ambonit (kordiyerit içeren herhangi bir hornblend-biyotit grubu)

Ambrite: Ambrit 

Ambrosine: Ambrozin (bir amber çeşidi) 

Ambulacral groove: Ambulakral oluk 

Ambulacral: Ambulakral; Ambulakra ait 

Ambulacrum: Ambulakrum 

Amersfoort: Amersfort 

Amesite: Amesit 

Amethyst: Ametist; Mor kuvars 

Amino acid: Amino asit 

Amino group: Amino grubu 

Ammonia: Amonyak

Ammonification: Amonyaklama

Ammonifying bacteria: Amonyaklayıcı bakteriler

Ammonioborite: Amonyoborit 

Ammoniojarosite: Amonyojarosit 

Ammonites: Ammonitler 

Ammonoidea: Ammonoidler

Amniotic: Amniyotik 

Amorphous: Amorf; Kristal yapısı olmayan

Amorphous mineral: Amorf mineral

Amosite: Amosit (Fe-zengini monoklinik amfibol çeşidi) 

Ampelite: Ampelit (bir tür granat-şist)

Ampferer subduction: Ampferer yitimi 

Amphibia: Amfibiler; Hem karada hem suda yaşayan canlılar

Amphibole: Amfibol

Amphibolite: Amfibolit 

Amphibolite facies: Amfibolit fasiyesi

Amphineura: Amfinörler

Amphoteric: Amfoterik 

Ample: Yayvan

Amplifier: Yükseltici; Amplifikatör

Amplitude: Genlik 

Amygdale: Amigdal; Bademsi 

Amygdaloidal basalt: Bademsi bazalt; Amigdaloyidal bazalt

Anaerobe: Anaerob; Aerob olmayan; Oksijensiz

Anaerobic: Anaerobik; Aerobik olmayan; Oksijensiz (ortam, canlı veya işlem) 

Anaerobic decomposition: Anaerobik bozuşma; Anaerob çürüme; Oksijensiz çürüme

Anaerobic digestion: Anaerobik sindirme; Anaerobik çürüme; Oksijensiz sindirim

Analcime: Analsim (sulu sodyum-alüminyum-silikat minerali) 

Analcite: Analsit (analsim için kullanılan alternatif ad) 

Analcite-basanite: Analsit-bazanit 

Analcitite: Analsitit (analsitçe zengin bir kor kayaç) 

Analog data: Analog veriler 

Analog image: Analog görüntü; Analog imaj 

Analyser: Analiz edici; Çözümleyici; Analizör

Analysis: Analiz; Çözümleme

Anamorphism: Anamorfizma; Bir kayacın daha sade bileşime geçmesini sağlayan başkalaşım

Ananke: Jüpiter XII kod isimli uydu

Anaoxia: Oksijen eksikliği

Anapsida: Anapsidler; Bir sürüngen çeşidi

Anastomosing river: Anastomoz-yapan nehir; Ağızlaşan nehir

Anatase: Anataz (tetragonal titanyum dioksit minerali)

Anatexis: Anateksi; Anaergime; Kayaçların Yeryuvarı derinliklerinde tamamen ergimesi  

Anauxite: Anoksit 

Anchor: Ankor; Demir; Lenger

Anchor ice: Ankor buzu

Anchor pile: Ankraj kazığı

Anchor rod: Ankraj çubuğu

Anchorage: Ankraj

Anchorite: Ankorit (bir tür diyorit) 

Anclite: Anklit (stronsiyum ve seryumun sulu bazik karbonat minerali)

Andalusite: Andalüzit; Endülüs taşı 

Andean Orogenic Belt: And Orojenik Kuşağı 

Andersonite: Andersonit (sulu Na-Ca-U-karbonat minerali)

Andesine: Andezin (bir tür plajiyoklas) 

Andesite: Andezit (nötür volkanik kayaç) 

Andino-type margin: Andino-tipi kenar 

Andisols: Andisol toprakları 

Andradite: Andradit (granat grubuna ait bir mineral) 

Andrewsite: Andrevsit (demir ve bakırın bazik fosfat minerali) 

Anemometre: Anemometre; Rüzgâr hızını ölçen alet

Angaralite: Angaralit (klorit grubuna ait bir mineral)

Angle of dip: Eğim açısı; Dalım açısı

Angle of friction: Sürtünme açışı

Angle of internal friction: İçsel sürtünme açışı

Angle of repose: Yığın açışı

Angle of shearing resistance: Makaslama/kesme direnci açışı

Angle of sliding: Kayma açışı

Anglesite: Anglezit (kurşun sülfat minerali)

Anglian: Angliyen (Britanya orta Pleistosen’inde bir buzul evresi)

Angular: Açısal

Angular distortion: Açısal çarpılma

Angular momentum: Açısal momentum 

Angular unconformity: Açısal uyumsuzluk 

Anhedral: Anhedral; Öz-şekilsiz 

Anhydrite: Anhidrit (kalsiyum sülfat minerali)

Anhydrous: Susuz

Animikian: Animikiyen (erken Proterozoyik’te bir sistem)

Anion: Anyon 

Anisian: Anisiyen (orta Triyas’ta bir çağı) 

Anisograptidae: Anisograptidler  

Anisotropic: Anizotropik; Yönlere bağımlı

Anisotropy: Anizotropi; Yönlere bağımlılık

Ankaramite: Ankaramit (ojitçe zengin bir bazalt türü) 

Ankerite: Ankerit (Ca-Mg-Fe-karbonat minerali)

Anklave: Anklâv 

Ankylosaurus: Ankilozorlar; Kretase dinozorlarının bir cinsi 

Annabergite: Anaberjit (sulu nikel-kobalt-arsenat minerali)

Annealing: (sıcaklık muamelesi ile) Tavlamak

Annelida: Anelidler; Halkalı kurtlar

Annual release limit: Yıllık boşaltım sınır

Anod: Anot 

Anomaly: Anormallık; Aykırılık; Anomali

Anorogenic granite: Anorojenik granit; Oluşumu orojenik-olmayan granit

Anorogenic: Anorojenik; Orojenik olmayan 

Anorthite: Anortit (Ca-plajiyoklas)

Anorthoclase: Anortoklaz (Na-zengini mikroklin)

Anorthosite: Anortozit (hemen hemen tamamen plajiyoklastan ibaret bir kor kayaç)

Anoxia: Oksijen yetersizliği

Anoxic: Anoksik; Oksijensiz

Antagonistic effect: Bir bileşkenin parçalarının birbirine göre daha az etkili olması

Antarctic meteorites: Antartika meteoritleri (Antartika’ya düşen meteoritler)

Antarctic Plate: Antartika Levhası 

Antecambrian: Kambriyen öncesi

Antecedent drainage: Jeolojik bir yapıyı kesen bir drenaj yada vadi yatağının, sözkonusu jeolojik yapıdan daha genç olduğunu ifade eden hipotez

Antecedent valley: Dağ yükseliminde ilksel yatağını değiştirmeksizin yatağını derinleştirerek akan nehir oluşturduğu, dağ-yaran vadi

Anthoinite: Antoyinit (sulu bazik alüminotungstat minerali) 

Anthopyllite: Antofilit (kalsiyumca-fakir bir amfibol) 

Anthozoa: Anthozo’lar ; Deniz şakayıkları

Anthracite: Antrasit (en yüksek metamorfizma derecesine sahip kömür) 

Anthropogene: Kuvaterner

Anthropogenic: Antropojenik: İnsan kökenli  

Anthropogenically-emitted: İnsandan kaynaklanan; İnsandan kaynaklanarak yayılan

Anthropoidea: Antropoidler; Maymun ve insan gibi primatları içeren alt-ordo   

Anticlinal axis: Antiklinal ekseni

Anticline: Antiklinal

Anticline trap: Antiklinal kapan 

Anticline valley: Antiklinal vadis  

Anticlinorium : Antiklinoryum; Bir dizi küçük antiklinal ve senklinalden oluşan yapı 

Anti-clockwise: Saat dönüş yönüne ters yönde

Antifoamants: Köpük giderici; Köpük oluşumunu engelleyen

Antiform: Yukarı doğru kapanan yay-şekilli kayaç yapısı

Antigorite: Antigorit (bir serpantin minerali) 

Anti-knock: Benzine eklenen katkı maddesi; Vuruntu önleyici

Antimicrobial: Antimikrobiyal

Antimonite: Antimonit (stibnit veya antimon sülfit) 

Antimony: Antimon (veya antimuan)

Antiperthite: Antipertit (bir çeşit alkali feldispat) 

Antistress mineral: Antistres minerali

Apatite: Apatit (Ca-fosfat minerali) 

Apatosaurus: Apatozorlar (üst Kretase’de kaydedilen Sorisçiyen (Saurischian) dinozoru) 

Aperture: Açıklık; Apertür

Apex: Doruk 

Aphanitic: Afanitik

Aphebian: Afebiyen; Kanada en-alt Proterozoik’inde bir kat

Aphelion: Afeliyon; Dünya’nın elipsoyidal yörüngesinde Güneş’ten en uzakta olduğu nokta  

Aphyric: Afirik 

Aplite: Aplit 

Apophsis: Apofiz 

Appalachian Orogenic Belt: Apalaş Orojenik Kuşağı 

Apparatus: Aygıt; Cihaz; Alet

Apparent age: Görünür yaş 

Apparent cohesion: Görünür kohezyon

Apparent dip: Görünür dalım; Görünür eğim 

Apparent: Aşikâr; Görünür; Belirgin

Application: Aplikasyon; Jeodezide, plan ve projeler üzerindeki bilgilerin arazide işaretlenmesi işlemi

Approximate stress distribution: Yaklaşık gerilim dağılışı

Aptian: Aptiyen (Erken Kretase’ye ait bir çağ)

Aquaculture: Yapay yollarla tatlı ve tuzlu sularda akuatik canlı üretimini arttırma

Aquamarine: Akuamarin 

Aquatic ecosystem: Akuatik ekosistem; Su ile alakalı canlı sistemi; Su ekosistemi

Aquifer: Akifer; Sutaşır

Aquifuge: Akifüj; Sutaşımaz

Aquitanian: Akuitaniyen (Miyosen Dönemi’nin en erken çağı)

Aquitard: Akitard

Arabian Plate: Arap Levhası 

Aragonite: Aragonit 

Aragonit mud: Aragonit çamuru 

Aratauran: Aratoran 

Arch: Kemer

Arch dam: Kemer baraj 

Archaebacteria: Arkeobakteriler 

Archaeogastropoda: Arkeogastropodlar

Archaeosyatha: Arkeosiyatlar

Archaic: Arkaik

Archean: Arkeen 

Archeozoic: Arkeozoik 

Arching: Kemerlenme; Kemer şeklini alma

Archinig tendency: Kemerlenme eğilimi

Archosauria: Arkozorlar 

Arctic air: Kutup havası

Arcuate: Kavisli; Yay-şekilli

Arcuate distribution: Kavisli dağılım

Arcuate fault: Kavisli fay 

Area ratio: Alan oranı

Areal extent: Alansal kapsam/uzanım

Arenaceous: Arenalı 

Arenig: Arenig

Arenigian: Arenijiyen (Üst alt-Ordovisyen) 

Arenite: Arenit 

Areology: Areoloji 

Arfvedsonite: Arfvedsonit 

Argentite : Arjantit  

Argillaceous: Arjilli; Arjilik; Kil içeren

Argillaceous limestone: Arjilli kireçtaşı 

Argillic horizon: Arjilik zon 

Argillite: Arjilit 

Argon-40: Argon-40 izotopu

Aridisol: Aridisol

Ariel: Uranus I kod adlı uydu 

Arkose: Arkoz 

Arkosic arenite: Arkozik arenit 

Arkosic wacke: Arkozik vake 

Arnsbergian: Arnsberjiyen (Serpukhoviyen Dönemi’nde bir kat)

Arrester: Tutucu

Arrival time: Ulaşma zamanı; Varış zamanı

Arrowhanan: Arovhanan (Rokumara serisinde bir kat) 

Arsenopyrite: Arsenopirit (Fe-As-sülfit) 

Arterite: Arterit (bir tür migmatit)

Artesian: Artezyen; Basınçlı su

Artesian aquifer: Artezyen akifer

Artesian basin: Artezyen havzası; Basınçlı su havzası

Artesian pressure: Artezyen basıncı

Artesian water: Artezyen su; Basınclı yeraltı suyu 

Artesian well: Artezyen kuyusu; Basınçlı su kuyusu

Arthropoda: Artopodlar; Eklemli-kanatlılar

Articulata: Artikulatlar; Brakiyopodların bir sınıfı

Artifact: İnsan eseri; İnsan yapıtı

Artifical water bodies: Yapay su yapıları

Artinskian: Artinskiyen; Permiyen Dönemi’nde bir çağ 

Arundian: Arundiyen; Vizeyen Dönemi’nde bir kat 

Asbestos: Asbest 

Asbestos pollution: Asbest kirliliği

Asbian: Asbiyen (Vizeen Dönemi’nde bir kat)

Aseismic: Asismik; Sismik olmayan

Aseismic margin: Asismik kenar; Sismik olmayan kenar

Aseismic region: Asismik bölge; Sismik olmayan bölge

Aseismic ridge: Asismik sırt; Sismik olmayan sırt 

Ash: Kül (volkanik)

Ash- flow: (Volkanik) Kül-akıntısı 

Ash: (Volkanik) Kül 

Ashgill: Aşgil veya Aşjil; Ordovisyen’de bir seri 

Asiderite: Asiderit 

Asperity: Çıkıntı; Pürüzlülük; Kabalık

Asphalt: Asfalt

Asphaltite: Asfaltit 

Asselian: Aseliyen; Erken Permiyen’de bir çağ 

Assemble: Kurmak; Monte etmek; Bir araya getirmek

Assembly: Montaj; Takım; Birlik; Asemble

Assimilasyon: Asimilasyon; Özümseme; Hazmetme 

Assimilation-fractional crystallization: Özümseme-kesirli kristallenme 

Assimilative capacity: Özümseme kapasitesi

Associated flow rule: İlintili akma kuralı

Asteroid: Asteroid 

Asterozoa: Asterozolar; Ekhinodermelerin denizyıldızlarını içeren alt-filumu 

Asthenosphere: Astenosfer; Zayıflık küresi 

Astrogeology: Astrojeoloji 

Astronomical unit (AU): Astronomik birim; Dünya ile Güneş arasındaki ortalama uzaklık olup yaklaşık 150 milyon km’ye eşittir   

Asymmetric fold: Asimetrik kıvrım

Asymmetrical fold: Asimetrik kıvrım 

Atdabanian: Atdabaniyen (alt Kambriyen’de bir kat)

Atlantic Ocean: Atlantik (Atlas) Okyanusu 

Atlantic Province: Atlantik Provinzi/Bölgesi 

Atlantic suite: Atlantik takımı

Atlantic-type coast: Atlantik-tipi kıyı 

Atlantic-type margin: Atlantik-tipi kenar 

Atmophile: Atmofil; Atmosferde bulunan 

Atmosphere: Atmosfer 

Atmospheric dustiness: Atmosfer tozluluğu

Atmospheric lapse rate:  Atmosferik geçiş oranı

Atmospheric pollution: Atmosfer kirlenmesi

Atmospheric pressure: Atmosferik basınç; Atmosfer basıncı

Atmospheric structure: Atmosferik yapı 

Atmospheric turbidity: Atmosfer bulanıklılığı

Atmospheric water: Atmosfer suyu

Atokan: Atokan; K. Amerika Pensilvaniyen’inde bir seri 

Atoll: Atol (bir resif türü)

Atomic Adsorption Spectrometry: Atomik Adsorpsiyon Spektrometrisi 

Atomic energy: Atom enerjisi

Atomic number: Atom numarası 

Atomization: Atomizasyon; Atom haline gelme

Atrio: Çember yayı şekilli çukur

Atrophy: Dumur; Körelme

Attenuation: Güç yitimi; Zayıflama; Sönümlenme

Atterberg Limits: Atterberg Limitleri; Kıvam limitleri 

Attitude: Duruş

Attribute: Sıfat; Vasıf; Nitelik

Auger: Burgu

Auger boring: Ojey delgisi; Burgu ile delme

Auger electron specktroscopy: Auger (Ojey)  elektron spektroskopisi 

Augite: Ojit (piroksen grubuna ait bir mineral)

Authigenic minerals: Otijen mineraller; Yerinde oluşan mineral

Autochthonous: Otokton; Yerli

Autochthonous granite: Otokton granit; Yerli granit

Autochthonous massif: Otokton masif; Yerli masif

Autocorrelation: Otokorelasyon

Autotroph: Ototrof; Kendi-kendine beslenebilen (bitki)

Auxiliary drive: Yardımcı galeri; Tali galeri

Available nutrient: Elde edilebilir besin ; Kullanılabilir besin

Avalonian Orogeny: Avaloniyen Orojenezi 

Average: Ortalama

Avogadro Constant: Avogadro Sabiti 

A-weighted sound level: A-ağırlıklı ses düzeyi

Axial: Eksensel; Eksenel; Eksenle ilgili

Axial culmination: Eksensel doruk; Eksen yükselimi

Axial depression: Eksensel çöküntü

Axial hinge surface: Eksen eklemi yüzeyi

Axial plane: Eksen düzlemi

Axial plane cleavage: Eksen düzlemi dilinimi

Axial rift: Eksen rift 

Axial surface: Eksen yüzeyi

Axial tilt: Eksensel eğim 

Axial trace: Eksen izi

Axinite: Aksinit (nadir toprak-borosilikat minerali)

Axis: Eksen

Axis of rotation: Dönme ekseni 

Axis of folding: Kıvrımlanma ekseni

Axisymmetry: Eksenel simetri

Azimuth: Azimut 

Azoic: Azoyik 

Azonal soil: Azonal toprak; Zonsuz toprak 

Azurite: Azurit (sulu bakır-karbonat minerali)

 

 

B

B horizon: B zonu (toprakta)

B-layer: B-tabakası (sismik bir seviye olup, Yeryuvarı mantosunun en üst kısmına karşılık gelir)

B-subduction: B-yitimi 

B-tectonite: B-tektonit 

B-type lead: B-tipi kurşun 

B-zone: B-zonu (toprakta) 

Bacillariophyceae: Basillaryofiseler; Diyatomlar

Back analysis: Geriye dönük çözümleme; Geriye dönük çözümleme analiz

Back land: Arka kara; Arkada bulunan kara

Back pressure: Geri basınç

Back-crown-roof: Tünel tavanı veya tepesi

Backfill: Ayak dolgusu

Backland: Arka bölge

Back-packing: Gerisini dolgulama

Back-reflection photography: Geri-yansıma fotografisi 

Backscatter: Gerisaçılım 

Backscattered ultraviolet: Geri saçılmış morötesi

Bactariogenic: Bakteriyojenik; Bakteri-kökenli 

Bacteria: Bakteriler

Bacterial chemosynthesis: Bakteri kemosentezi 

Baddeyite: Badeyit (zirkonyum-dioksitten oluşan bir mineral)

Badlands: Yarıntılı bayır

Baestnaesite: Baestnesit (Ce-La-karbonat minerali)

Bafflestone: Engeltaşı 

Bahamite: Bahamit; Pelet-benzeri karbonat çamuru agregasından oluşan, Holosen yaşlı Bahama çökellerine benzeyen daneli kireçtaşı 

Bahiaite: Bahiayit (çoğunlukla hiperstenden oluşan bir kor kayaç) 

Baikerite: Bayikerit (çoğunlukla ozoseritten oluşan bir organik bileşik)

Bailing: Balya yapmak; Paketleyip balyalamak

Bairnsdalian: Bayirnsdaliyen (GD Avustralya üst Tersiyer’inde bir kat) 

Bajocian: Bajosiyen (Avrupa orta Jura’sında bir kat)   

Bakerite: Bakerit (sulu kalsiyum borosilikattan oluşan bir mineral)

Balance: Denge; Terazi

Balance weight: Denge ağırlığı

Balanidae: Balanidler (Thoracica takımı ve Balanomorpha alt-takımına ait, ışınsal simetrili, balanomorf (dibe-bağlı yaşayan, simetrik şekilli) barnakıllarının bir familyası)

Balcombian: Balkombiyen (GD Avustralya üst Tersiyer’inde bir kat)   

Balfour: Balfor (Y. Zelanda üst Triyas’ında bir seri) 

Ball test: Top testi

Baltica: Baltık 

Banakite: Banakit (sanidin içeren bir alkali bazalt) 

Band silicate: Bant (şekilli) silikat

Band: Bant 

Bandaite: Bandayit (hipersten ve labradoritten oluşan bir tür dasit) 

Banded: Bantlı 

Banded iron formation (BIF): Bantlı demir formasyonu (BDF)

Banded ore: Bantlı cevher 

Banded structure: Bantlı yapı 

Bandylite: Bandilit (sulu bakır borat-klorür minerali) 

Bar: 1. Basınç birimi; 2. Jeomorfolojik terim

Barbados earth: Barbados toprağı 

Barberite: Barberit (sentetik bir Na-feldispat)

Barbertonite: Barbertonit (Mg ve Cr’un sulu karbonat-hidroksit minerali) 

Barchan: Barkan 

Barchanoid: Barkanoyid 

Barite rosette: Barit gülü 

Barite: Barit (Ba-sülfat) 

Barkevikite: Barkevikit (amfibol grubuna ait bir mineral) 

Barometer: Barometre

Barremian: Baremiyen; Erken Kretase’de bir çağ 

Barrier: Set; Bariyer

Barrier reef: Set resif; Bariyer resif

Barranca: Baranka; Bir yanardağ ağzından eteklerine kadar inen nispeten derin ve geniş oluk-benzeri yarık

Barrovian-type metamorphism: Barroviyen-tipi metamorfizma 

Bartonian: Bartoniyen (orta Eosen’de bir çağ) 

Barysphere: Barisfer; Yeryuvarının iç kısmı; Çekirdek

Baryte: Barit

Barytocalcite: Baritokalsit 

Basal cleavage: Bazal dilinim; Taban dilinimi; Tabana-paralel dilinim 

Basal conglomerate: Taban konglomerası

Basal pinacoid: Bazal pinakoid 

Basalt: Bazalt (mafik volkanik kayaç)

Basalt glass: Bazalt camı 

Basaltic dome: Bazaltik dim 

Basaltic hornblende: Bazaltik hornblend 

Basaltic lava: Bazaltik lâv 

Basaltic layer: Bazaltik katman 

Basaltic magma: Bazaltik magma 

Basaltic meteorites: Bazaltik meteoritler 

Basaltic rock: Bazaltik kayaç 

Basaltine: Bazaltin (bir hornblend türü)

Basanite: Bazanit (bol feldispatoid içeren bir tür mafik volkanit) 

Base: Baz

Base failure: Taban yenilmesi

Base level of erosion: Erozyon taban seviyesi

Base metal: Baz metal 

Base peak: Baz pik; Referans pik 

Base pressure distribution: Taban basıncı dağılışı

Base rock: Temel kayacı; Taban kayacı

Baseline profile: Esas alınan hat profili; Baz hattı profili; Temel profil

Basement: Taban; Temel

Basetite: Basetit (sulu uranyum fosfattan oluşan bir mineral) 

Bashkirian: Başkiriyen; Pensivaniyen’de en erken dönem 

Basic: Bazik 

Basic rock: Bazik kayaç 

Basic schist: Bazik şist 

Basic soil: Bazik toprak 

Basin: Basen; Havza; Çanak

Basin modelling: Havza modelleme   

Basleoan: Baslöan (Y. Zelanda geç Permiyen’inde bir kat)

Bassanite: Basanit (sulu kalsiyum sülfattan oluşan bir mineral)

Bat dropping: Yarasa dışkısı

Bat guano: Yarasa guanosu

Batesfordian: Batesfordiyen  (GD Avustarlya üst Tersiyer’inde bir kat) 

Batholith: Batolit (>100 km2’den büyük magmatik sokulum)

Bathonian: Batoniyen (Orta Jura’da bir kat) 

Bathvillite: Batvilit (oksijenlenmiş bir hidrokarbon bileşiği) 

Bathyal: Batiyal

Bathyal environment: Batiyal ortam

Bathyal zone: Batiyal kuşak 

Baumhauerite: Bomhoerit (kurşun arsenik sülfit minerali) 

Bauxite: Boksit

Baventian: Baventiyen (alt Pleistosen; soğuk çağ) 

B-axis: B-ekseni 

Bayldonite: Bayldonit (bakır ve (bazen) kurşunun bazik arsenatı)

Bayleyite: Bayleyit 

Baymouth barrier: Koyağzı set 

Bazzite: Bazit (skandiyum-berilyum-silikat minerali)

BDF: Bantlı Demir Formasyonu

Beach: Kumsal 

Beam: Kiriş; Işık hüzmesi

Bearing: Semt açısı; Bir doğrunun grid kuzeyden saat yönünde olan açısal uzanımı; Yön

Bearing capacity: Taşıma kapasitesi

Beaverite: Beaverit (Pb-Cu-Fe-Al’un bazik sülfatı)

Becke line test: Becke çizgi testi 

Becquerelite: Bekerelit (kalsiyum ve uranyumun sulu oksiti)

Bed: Takabak; Katman

Bed rock: Taban kayacı; Anakaya

Bed separation: Tabaka ayrılması

Bedded: Tabakalı

Bedding: Tabakalanma; Katmanlanma

Bedding plane: Tabakalanma düzlemi

Bedrock: Ana kayaç

Beegerite: Begerit veya Bejerit (kurşun bizmut-sülfit minerali) 

Beekmantownian: Bekmantovniyen (K. Amerika Kanada Serisi Ordovisyen’inde bir kat)

Behaviour: Davranış

Beidellite: Beidellit (smektit grubu kil minerallerinin alüminyumca-zengin bir üyesi) 

Belemnitida: Belemnitidler (nesli tükenmiş sefalopodların bir ordosu) 

Belinda: Uranus XIV kod adlı uydu

Belled pier: Ucu genişletilmiş ayak

Bellingerite: Belingerit veya Belinjerit 

Below detection limit: Saptama sınırı altı

Bench mark:  Sabit yükseklik noktası

Bench: Basamak

Bend: Büklüm; Bükülme

Bendigonian: Bendigoniyen (Avsutralya alt Ordovisyen’inde bir kat) 

Bending: Eğilme; Bükülme

Bending moment: Eğilme momenti

Bending strength: Eğilme dayanımı

Bending test: Eğilme deneyi; Eğilme testi

Beneficical use: Yararlı kullanım

Benioff Zone: Benioff Zonu 

Benitoite: Benitoyit (baryum-titanyum-silikat minerali)

Benjamite: Benjamit 

Benmoreite: Benmoreit (alkali bazaltik türü) 

Benthic region: Deniz dibi bölgesi; Bentik bölge

Benthic storm: Bentik akıntı 

Benthonic: Bentonit içeren

Benthos: Bentos; Denis dibinde yaşıyan

Bentonite: Bentonit 

Bentonite slurry: Bentonit şerbeti

Benzene: Benzin

Benzene soluble organics: Benzende çözünebilen organik maddeler

Beraunite: Beronit (ferrik ve ferrüs demirin sulu bazik fosfatı) 

Beriasian: Beriaziyen (Avrupa Alt Kretase’sinde bir kat) 

Berlinite: Berlinit 

Berm: Palye; Dar basamak

Bern: İnsan-yapımı taraça

Berthierite: Bertiyerit (demir-antimon-sülfit minerali) 

Berthonite: Bertonit 

Bertrand Lens: Bertrand Merceği 

Bertrandite: Bertrandit (berilyum-silikat)

Beryl: Beril 

Beryllium Berilyum

Beryllonite: Berillonit 

Berzelianite: Berzelyanit (bakır-selenit minerali)

Besshi-type massive sulfide deposit: Beşi-tipi masif sülfit yatak 

Best available technology: En iyi kullanılabilir teknoloji; En iyi hazır teknoloji

Best practicable environmental option: En kullanışlı çevresel seçenek

Beta decay: Beta bozuşması 

Beta diagram: Beta diyagramı 

Beta quartz: Beta kuvars 

Beta radiation: Beta ışıması

Beudantite: Bödantit (Pb-Fe-sülfat minerali) 

Beyerite: Beyerit (kalsiyum-kurşun-bizmut-karbonat) 

Bianca: Biyanka (Uranüs VIII kod adlı uydu) 

Bianchite: Biyançit 

Biaxial: Biaks; İki-eksenli   

Biaxial state of stress: İki eksenli gerilim durumu

Bicarbonate: Bikarbonat 

Biconical: Bikonik; İki-koniden oluşan  

Bieberite: Biyeberit (sulu kobalt-sülfat minerali)

Big Bang Theory: Büyük Patlama Teorisi 

Bilinear: İki doğrusal

Bilinite: Bilinit (Demir-II ve demir-III’ün sulu sülfatı)

Bimodal distribution: Bimodlu (iki-şekilli) dağılım 

Binary system: İki-bileşenli sistem 

Bindheimite: Bindheyimit (sulu kurşun antimonat) 

Bindstone:Bağlamtaşı:

Bio-: Biyo-; “İnsan hayatı“ anlamına gelenYunanca bios kelimesinden türetilmiş, canlı organizmalar veya işlemlere ilişkin olarak kullanılan önek. 

Bioaccumulation: Biyobirikim; Biyoyoğunlaşma

Bioassay: Biodeneme

Biochemical oxygen demand: Biokimyasal oksijen ihtiyacı

Biochron: Biyokron 

Biochronology: Biyokronoloji 

Biocides: Biyosidler; Organizma öldürücü kimyasal  madde

Bioclast: Biyoklast 

Bioconcentration factor: Biyo yoğunlaşma faktörü

Biodegradable: Biyolojik olarak çürüyebilir

Bioenergetic: Bioenerjetik

Biofacies: Biyofasiyes 

Biogenetic cycle: Biyojenetik döngü 

Biogenic: Biyojenik 

Biogeochemical cycling: Biyojeokimyasal döngü

Biogeochemical oxygen demand: Biyojeokimyasal oksijen talebi

Biogeochemistry: Biyojeokimya 

Bioherm conglomerate: Biyoherm konglomerası 

Bioherm: Biyoherm 

Biohorizon: Biyohorizon 

Biolithite: Biyolitit; Yerinde büyüyen ve sağlam, dayanıklı kayaç oluşturan organik yapılardan oluşan kireçtaşı

Biological balance: Biyolojik denge

Biological diversity: Biyolojik çeşitlilik

Biological magnification: Biolojik büyüme/yükselme

Biological oil spill control: Biyolojik yağdöküntü denetimi

Biological shield: Biyolojik kalkan

Biological treatment: Biyolojik arıtma/işlem

Biomagnetism: Biyomanyetizma 

Biomass: Biokütle

Biomass energy: Biokütle enerjisi

Biome: Biyom 

Biometry: Biyometri

Biomicrite: Biyomikrit; Mikritik matriks içinde iskelet parçaçıklarından oluşan kireçtaşı

Biomineralization: Biyomineralizasyon; Biyomineralleşme 

Biomonitoring: Biyoizlem

Biophile: Biyofil 

Biosparite: Biyosparit; Spari kalsit çimentosu ile iskelet parçaçıklarından oluşan kireçtaşı

Biosphere: Biyosfer; Canlıküre 

Biostrome: Biyostrom; In-situ organizmaların tabakalı birikimi

Biostratigraphic Interval Zone: Biyostratigrafik

Biostratigraphic unit: Biyostratigrafik birim

Biostratigraphic zone: Biyostratigrafik Zon 

Biostratigraphy: Biyostratigrafi 

Biostrome: Biyostrom 

Biota: Biyota 

Biotic: Biyotik

Biotic potential: Biyolojik potansiyel

Biotite: Biyotit (siyah mika minerali) 

Biotite schist: Biyotit şist 

Biotope: Yaşam mekanı

Bioturbation: Biyokarıştırma; Biyotürbasyon 

Biozone: Biyozon 

Bipyramid: Bipiramit (İki-piramit) 

Birds-eye fabric: Kuş-gözü doku 

Bireflectance: Çift-yansıma 

Birefringence: Çift-kırılma 

Birefringence chart: Çift-kırılma grafiği 

Birrimian Orogeny: Birimiyen Orojenezi 

Birth rate: Doğum hızı

Bischofite: Bişofit (sulu magnezyum-klorür minerali) 

Biserial: İki-serili

Bismite: Bizmit (bizmut-trioksitten oluşan nabit bizmut cevheri) 

Bismuth: Bizmut

Bismuthinite: Bizmutinit (bizmut-sülfit minerali) 

Bismutite: Bizmutit (bazik bizmut-karbonat minerali)

Bismutotantalite: Bizmutotantalit 

Bisulcate: Bisülkat 

Bit: Matkap ucu

Bitaunian: Bitoniyen (Artinskiyen katının Y. Zelanda eşleniği)

Bitheka: Biteka (İki-teka) 

Bitter lake: Acı göl 

Bitume: Bitüm (katı veya yarı-katı hidrokarbon)

Bitumen: Bitüm; Zift

Bituminous coal: Bitümlü kömür; Taşkömür 

Bituminous schist: Bitümlü şist 

Bituminous shale: Bitümlü şeyl

Bivalvia: İki-kapaklılar; İki-kavkılılar 

Bixbyite: Biksibit 

Black oil: Siyah yağ

Black rain: Siyah yağmur

Black smoke: Siyah duman

Black snow: Siyah kar

Black tide: Siyah gelgit

Blackriverian: Blakriveriyen 

Blade: Bıçak-ağzı

Bladed: (Kristallerde) Bıçak-ağzı habitüs; Boy-genişlik oranı 1.5/1 – 6/1 arasında olan kristal şekli

-blast: Metamorfizma sırasında in situ kristal büyümesini göstermek için kullanılan bir sonek

Blastability: Patlatılabilirlik

Blasthole: Patlatma deliği; Lağım deliği

Blasthole drilling: Lağım deliği delme

Blasting pattern: Patlatma düzeni

Blasting: Patlatma

Blastozoa: Blastozolar

Blind shaft: Kör kuyu; Kör şaft

Block caving: Blok göçertme

Block punch index test: Makaslama indeks deneyi

Blocking: Tıkama; Bloklama

Blocky lava: Bloklu lâv 

Blocky rock: Bloklaşmış kaya; Blok-şekilli kaya

Bloedite: Blödit 

Bloodstone: Kantaşı 

Blow-out: Kaçak

Blow-out preventer: Kaçak önleyici

Bluegiant star: Mavidev yıldız (yüksek parlaklıkta ve yüzey sıcaklığında masif yıldız)

Bobierite: Bobiyerit 

Body: Gövde; Vücut

Body chamber: Gövde/vücut odası; Gövde locası 

Body force: Cisim kuvveti

Body wave: Bünye (vücut) dalgası 

Body-centered lattice: Kütle-merkezli kafes 

Boehmite: Böhmit (Al-hidroksit)

Bog: Bataklık; Bataklık-benzeri yer

Boleite: Boleyit (kurşun-bakır ve gümüşün hidroksit-klorürü)

Bolindian: Bolindiyen (Avustralya üst Ordovisyen’inde bir kat)

Bolt: Cıvata

Boltwoodite: Boltvodit (sulu bazik potasyum-uranil-silikat) 

Boltzmann Constant: Boltzmann Sabiti 

Bomb: (Volkanik) Bomba 

Bonanza: Bonanza; Zengin maden damarları yada yatakları için ABD’de de kullanılan terim

Bond: Bağ; Yapışma

Bond strength: Yapışma dayanımı; Bağ dayanıklılığı

Bone bed: Kemik yatağı; İçinde bolca taşlaşmış kemik parçaları bulunan seviye 

Boothite: Botit 

Boracite: Borasit 

Borax: Boraks 

Boreal: Boreal

Bored pile: Sondaj kazığı

Borehole: Sondaj deliği

Borehole pressure: Delik içi basıncı

Borickite: Borikit (kalsiyum ve demirin sulu bazik fosfatı) 

Boring: Sondaj yapma

Boring depth: Sondaj derinliği

Boring log: Kuyu, sondaj logu

Boring machine: Sondaj makinası

Boring rig: Sondaj aleti

Bornite: Bornit (bakır-demir-sülfit minerali)

Boroarsenate: Boroarsenat 

Borrow: Alıntı

Bortonian: Bortoniyen (Y. Zelanda alt Tersiyer’inde bir kat) 

Botallackite: Botalakit (sulu bazik bakır-klorür)

Bothriocidaroida: Botriyosidaroyidler (ekinodermlerin küçük bir ordosu)

Botrygen: Botrijen (magnezyum ve demir (III)’ün sulu bazik sülfatı) 

Botryoidal: Batriyoidal; Böbrek-benzeri ve kabuk şeklinde oluşmuş cevher yapısı 

Bottom heave: Taban kabarması

Bottom lands: Alçak araziler

Bottom subsidence: Taban subsidansı; Taban gömülmesi

Boudinage: Budinaj; Sucuk yapısı; Sucuklanma

Bouguer anomaly: Bouger (Boger) anomalisi 

Bouguer correction: Bouger (Boger) düzeltmesi/indirgemesi 

Bouguer cylinder: Bouguer silindiri

Bouguer effect: Bouger (Boger)  etkisi 

Bouguer gravity: Bouguer gravitesi (bir referans yüzeydeki teorik bir gravite değerine serbest-hava gravite düzeltmesi ve Bouguer gravite düzeltmesi eklenerek elde edilen, yüzeyde bir P noktasındaki gravite değeri)

Bouguer plate: Bouguer levhası

Boulangerite: Bolanjerit (kurşun-antimon-sülfit minerali) 

Boulder: Blok boyutunda parça; Büyük parça; İri çakıl  

Bouma sequence: Bouma sekansı; Bouma istifi 

Boundary condition: Sınır koşulu

Boundary constraint: Sınır kısıtlaması

Boundary element: Sınır elemanı

Boundary value: Sınır değeri

Bournonite: Burnonit veya Bornonit 

Boussingaultite: Bousingoltit (amonyum ve magnezyumun sulu sülfatı) 

Bowen’s reaction series: Bowen reaksiyon serisi 

Box caisson: Yüzen keson

Box fold: Kutu (şekilli) kıvrım 

Boxwork: Boksvörk 

Braced excavation: Kaplanmış kazı (çukur)

Brachia: Brakiya 

Brachial plates: Brakiyal plak 

Brachiole: Brakiyol 

Brachiopoda: Brakiyopodlar 

Brachiosaurus: Brakiyozorlar; Soropodlar 

Brachyanticline: Brakiantiklinal; Kısa-kemer şekilli antiklinal; Bodur antiklinal

Brachysyncline: Brakisenklinal; Kısa-tekne şekilli senklinal; Bodur senklinal

Brackebuschite: Brakebuşit (kurşun-manganez-demirin sulu vanadatı) 

Brackish: Acı su; Hafif tuzlu su

Bradfordian: Bradfordiyen 

Bradleyite: Bradleyit (sodyum ve magnezyumun fosfat ve karbonatı) 

Bragg Equation: Bragg Eşitliği 

Bragg Law: Bragg Yasası 

Braggite: Bragit (platinyum-sülfit minerali)

Braiding: Örgü

Branching decay: Dallanan bozuşma 

Brandtite: Brandtit (kalsiyum ve manganezin sulu arsenatı) 

Brannerite: Branerit 

Braunite: Bronit (mangenez-oksit minerali)

Bravais lattice: Bravais kafesi 

Bravais rule: Bravais kuralı 

Bravoite: Bravoyit (nikel ve demirin sülfit minerali) 

Brazilianite: Brazilyanit (sodyum ve alüminyumun bazik fosfatı) 

Breccia: Breş

Breeder:  Üretim reaktörü

Breit: Yayvan

Breithauptite: Breyithoptit (nikel-antimonit minerali) 

Breunnerite: Brünerit (magnezyum-demir-manganez karbonat)

Brewserite: Brevserit (zeolit grubuna ait bir mineral)

Bridging: Köprüleme

Brioverian: Briyoveriyen (Britanya üst Proterozoiğinde bir kat) 

Britholite: Britolit (nadir toprak element-fosfat minerali) 

British classification of particle size: İngiliz dane-boyu sınıflaması

Brittle: Gevrek; Kırılgan

Brittle deformation: Gevrek (kırılgan) deformasyon

Brittle rock: Gevrek kayaç; Kırılgan kayaç

Brittleness: Gevreklik; Kırılganlık

Broad: Geniş; Yayvan 

Brochanite: Brokanit (bazik bakır-sülfat) 

Bromlite: Bromlit (baryum ve kalsiyum karbonat minerali) 

Bromyrite: Bromirit (gümüş-bromür minerali) 

Brontosaurus: Brontozorlar; Apatozorlar 

Bronze: Bronz (bakır-kalay alaşımı)

Bronzite: Bronzit (ortopiroksen grubuna ait bir mineral)

Brookite: Brokit (Ti-dioksit minerali)

Brown coal: Linyit; Esmer kömür; Kahverengi kömür 

Brown earth: Kahverengi toprak 

Brown podzolic soil: Kahverengi podzolik toprak 

Brown smoke: Kahverengi duman

Brucite: Brusit (magnezyum-hidroskit minerali) 

Brugnatellite: Brugnatelit 

Brunhes: Brunes ; Kuvaterner’de son normal polarite kronu 

Brunton Compass: Brunton Pusulası 

Brushite: Bruşit (sulu asidik kalsiyum fosfat minerali)

Bryozoa: Bryozolar

Buckle folding: Flambaj (Bukle) kıvrımlanma 

Buckling: Büklüm; Burkulma; Belverme

Buckling failure: Burkulma yenilmesi

Buckminsterfullerene: Bukminsterfuleren 

Buetschliite: Bütşilit 

Buganda-Toro-Kibalian Orogeny: Buganda-Toro-Kibaliyen Orojenezi 

Buildable: İnşaata elverişli

Buildable area: İnşaata elverişli alan

Building pit: Temel çukuru

Built environment: Mamur çevre

Bulitian: Bulitiyen 

Bulk: Kütle halinde; Yığın

Bulk density: Hacim yoğunluk; Kütle/yığın yoğunluğu

Bulk minerals: Hacim mineralleri 

Bulk modulus: Hacim modülü

Bulk modulus: Hacimsel modül

Bulk unit weight: Kütle birim hacim ağırlığı

Bulkhead: Palplanş perdesi

Bulking coefficient: Hacimce artış katsayısı

Bullard Discontinuity: Bullard Süreksizliği 

Bullet train: Sürat treni

Bump: Patlama

Bunsenite: Bunsenit (nikel-monoksit minerali)

Buoyancy: Yüzme yeteneği; Boyansi 

Burden: Örtü kalınlığı

Burdigalian: Burdigaliyen; Erken Miyosen’de bir çağ olup 21.5-16.3 My aralığını kapsar 

Burial metamorphism: Gömülme metamorfizması 

Buried soil: Gömülü toprak 

Burkeite: Burkeyit (sodyumun sülfat ve karbonatı)

Burrow: Organizmaların beslenme, yaşama ve göç faaliyetleri sırasında oluşturdukları fosil iz

Burst: Patlama; Püskürme

Buttress: Topuk

Burzyan: Burziyan 

Butlerite: Butlerit 

Butte: Aşınma nedeniyle bağlantısız kalmış, tepesi düzleşmiş tepe; Şahin tepesi

Buttgenbachite: Butgenbakit veya Butjenbakit 

Bypass: Yan geçit

Bysmalith: Bismalit; Yaklaşık silindirik şekilli plüton; Plüton tıpası 

Bytownite: Bitovnit (plajiyoklaz serisinde bulunan bir mineral)

 

 

C

C-14: Karbon 14 izotopu

C-14 dating: C-14 yaş tayini 

C-horizon: (Toprakta) C-zonu 

C-layer: C-tabakası 

Cable: Kablo; Halat

Cable drilling: Darbeli sondaj; Kablo sondajı   

Cabot control: Kabot denetimi

Cacoxenite: Kakoksenit (sulu bazik demir-fosfat minerali) 

Cadastral map: Kadastral harita (arazi parsellerinin büyüklüğünü ve sınırlarını hassas bir şekilde gösteren harita)

Cadwaladerite: Kadvaladerit (sulu bazik alüminyum-klorür minerali) 

Caerfai: Kaerfayi (Kronostratigrafide Kambriyen devrine ait en erken dönem) 

Cafemic: Kafemik (kalsiyum, demir ve magnezyum içeren magma veya bir kor kayaç için kullanılan simgesel bir terim)

Cahnite: Kahnit (kalsiyum-borat ve arsenat minerali) 

Cairngorm: Kairngorm (bir tür topaz minerali)

Caisson: Keson

Calabrian: Kalabriyen (erken Pleistosen katı) 

Calaite: Kalayit (türkuaz için kullanılan alternatif ad) 

Calamine: Kalamin (smitsonit için kullanılan alternatif ad) 

Calc-alkali rock: Kalk-alkali kayaç

Calc-alkaline: Kalk-alkali 

Calcarea: Kalsi-süngerler; Süngerlerin Kambriyen’den günümüze uzanan bir sınıfı

Calcarenite: Kalkarenit; Çoğunlukla kum-boyutunda kalsiyum karbonat danelerinden (karbonat kumu) oluşan kireçtaşı 

Calcareous ooze: Kalkerli çamur 

Calcareous soil: Kalkerli toprak 

Calceolid: Bireysel yaşayan bir mercan

Calcic horizon: Kalsik zon 

Calcic series: Kalsik seri 

Calcichordates: Kalkerli dış iskelete sahip bir grup Paleozoik hayvanı

Calcification: Kalsifikasyon 

Calcilutite: Kalsilütit; Taşlaşmış kalker çamurundan (kireç çamuru) oluşan kireçtaşı

Calcioferrite: Kalsiferrit 

Calciovolborthite: Kasiyovolbortit 

Calcirudite: Kalsirüdit; Esas olarak kum-boyutundan daha büyük kalsiyum karbonat parçalarından (=karbonat konglomerası) oluşan kireçtaşı

Calcisiltite: Kalsisiltit 

Calcisphere: Kalsisfer; Büyük ihtimalle alg sporlarından oluşan, silt- veya kum- boyutunda berrak spari kalsit küreleri

Calcispongea: Kalsi-süngerler; Süngerlerin Kambriyen’den günümüze uzanan bir sınıfı

Calcite compensation depth (CCD): Kalsit dengeleme derinliği

Calcite: Kalsit (Ca-karbonat minerali) 

Calcium feldspar: Kalsiyum feldispat 

Calcium hydroxide: Kalsiyum hidroksit

Calclacite: Kalklasit (kalsiyum sulu klorasetat minerali) 

Calclithite: Kalklitit; Daha yaşlı, taşlaşmış kireçtaşlarının parçalarından oluşankayaç

Calcrete uranium: Kalkrit uranyum 

Calcrete: Kalkrit; Kaliş 

Calc-silicate: Kalk-silikat 

Calc-sinter: Kalk-sinter 

Caldera: Kaldera; 1-100 km çapında dairemsi volkanik çöküntü bacası 

Caledonian Orogeny: Kaledoniyen Orojenezi; Norveç’ten İskoçya’ya kadar etkin olmuş olan Devoniyen öncesi dağ oluşumu  

Caledonite: Kaledonit 

Calendonides: Kalendonidler    

Calibration: Kalibrasyon; Ayarlama

Caliche: Kaliş; Kalkrit

Caliche conglomerate: Kaliş konglomerası 

Calichnia: Üreme amaçlı bırakılmış fosil iz yapısı

California bearing ratio: Kaliforniya taşıma oranı

Californite: Kalifornit (yeşime benzeyen vezüviyanitin bir çeşidi) 

Callaverite: Kalaverit (Au-tellürit minerali) 

Callisto: Kalisto; Jüpiter IV kod adlı uydu 

Callovian: Kaloviyen (Avrupa orta Jura’sında bir kat) 

Calorific value: Kalorifik değer 

Calsification: Kalsitleşme 

Calypso: Kalipso; Satürn XIV kod adlı uydu 

Calyptoptomida: Kaliptoptomidler

Calyx: Kaliks; Pelmatozoan ekinodermlerin plakla kaplı fincan şekilli gövdesi 

Cambic horizon: Kambik zon  

Cambrian: Kambriyen; Paleozoyik zamanın 570-510 My aralığını kapsayan altı devrinden ilki

Camera: Kamera 

Cameral Fluid: Kamera sıvısı

Camerata: Crinoidlerin bir alt-sınıfı

Camouflage: Kamuflaj 

Campanian: Kampaniyen; Kretase’de bir kat olup 83-74 My aralığını kapsar 

Camptonite: Kamptonit (esas olarak plajiyoklas ve barkevikitten oluşan, koyu-renkli, orta-kristalli bir kor kayaç) 

Canada balsam resin: Kanada balzam reçinesi 

Canadian: Kanadiyen; K. Amerika alt Ordovisyen’inde bir seri 

Cannel shale: Kanal şeyli 

Cantilever sheet pile: Konsol panplanş perdesi

Cantilever walk: Konsol duvar (betonarme)

Canyon: Kanyon; Derin vadi

Capacity: Kapasite

Capillarity: Kılcallık; Kapilarite

Capillary: Kılcal

Capillary action: Kılcal etkinlik; Kılcal aksiyon   

Capillary head: Kapilar yük

Capillary moisture: Kılcal nemlilik 

Capillary presure: Kılcal basınç

Capillary rise: Kapilar yükselim

Capillary water: Kılcal su

Capillary zone: Kılcal zon 

Capitanian: Kapitaniyen (Zekştayn (Zechstein) döneminde bir kat)  

Cappelenite: Kapelenit 

Capped earth pillars: Peribacaları

Caradoc: Karadok (üst Ordovisyen’de bir seri) 

Carat: Karat 

Carbide: Karbit 

Carbon: Karbon

Carbon absorption: Karbon soğurması

Carbon cycle: Karbon döngüsü

Carbon dioxide: Karbon dioksit

Carbon isotops: Karbon izotopları 

Carbon monoxide: Karbon monoksit

Carbon steel: Karbon çelik 

Carbonaceaus chondrite: Karbonlu kondrit 

Carbonado: Karbonado (koyu-renkli, ince-daneli elmas agregası) 

Carbonate: Karbonat

Carbonation: Karbonasyon; Karbonatlaşma 

Carbonatite: Karbonatit (kalsit ve diğer karbonat-minerallerince zengin, manto kökenli olduğu kabul edilen nadir kor bir kayaç) 

Carbon-dating: Karbon yaş-tayini 

Carboniferaus: Karbonifer 

Carbonization: Karbonizasyon 

Carcinogenes: Kanser yapıcı

Cardinal: Kardinal 

Caribbean Plate: Karayip Levhası 

Carlsbad twin: Karlsbad ikizi 

Carlsberg Ridge: Karlsberg Sırtı 

Carme: Karme (Jüpiter XI kod adlı uydu)

Carminite: Karminit (kurşun ve demirin bazik arsenat minerali) 

Carnallite: Karnalit (sulu potasyum ve magnezyum klor minerali) 

Carnian: Karniyen (Triyas’a ait bir çağ) 

Carnivora: Etçiller; Karnivorlar 

Carnivore: Etçil

Carnosaur: Karnozor 

Carnotite: Karnotit (potasyum ve uranyumun sulu vanadatı) 

Carpentarian: Karpentariyen 

Carpholite: Karfolit (sulu manganez-alüminyum-silikat minerali) 

Carphosiderite: Karfosiderit 

Carrara marble: Karara mermeri 

Carrying capacity: Taşıma kapasitesi

Cartesian coordinates: Kartezyen koordinatlar

Cartography: Kartografi 

Caryinite: Karyinit 

Cased hole: Kaplanmış sondaj kuyusu (deliği)

Casing: Kaplama; Kutu içine alma; Çevirme

Cassadagon: Kasadagon (Jeolojik zamanda Orta-Üst Devoniyen) 

Cassidyite: Kasidyit (kalsiyum-nikel-magnezyumun sulu fosfatı) 

Cassiterite: Kasiterit (kalay dioksit minerali) 

Cast in-place concrete pile: Yerinde dökülen beton kazık

Cast iron: Dökme demir 

Castalia: Kastalya (Güneş sisteminde yeryuvarına-yakın bir asteroid) 

Castlecliffian: Kastelklifiyen (Y. Zelanda Kuvaterner’inde bir seri) 

Castlemainian: Kastelmayiniyen (Avustralya alt Ordovisyen’inde bir kat) 

Cat’s eye: Kedigözü 

Cataclasis: Kataklaz 

Cataclasite: Kataklasit 

Cataclastic: Kataklastik

Catalytic converter: Katalitik dönüştürücü

Catalytic mufflers:  Katalitik susturucu

Catapleiite: Katapleit (Na-Ca-Zr’un sulu silikat minerali) 

Catch basin: Tutma hücresi

Catchment area: Hizmet alanı

Catchment basin: (Su) Tutma havzası

Cathode: Katod 

Cathodic protection: Katodik koruma

Cathodoluminescence: Katodoluminesans 

Cation exchange: Katyon değişimi 

Cation: Katyon 

Cation-exchange capacity (CEC): Katyon-değişim kapasitesi 

Cautleyan: Kotleyan; Ordovisyen’de bir kat   

Cavability: Göçebilirlik

Cave: Mağara; Oyuk

Cavern: Oyuk; Geniş yeraltı açıklığı

Caving: Göçme; Göçertme

Cavity: Boşluk; Oyuk

Cay: Kay; Mercan yada kumdan oluşmuş küçük, düz deniz adası  

Cayugan: Kayugan; K. Amerika Siluriyen’inde bir seri 

CBS: Coğrafik Bilgi Sistemi

CCD: Kalsit Dengeleme Derinliği

CEC: Katyon Değişim Kapasitesi

Cell: Hücre

Cell pressure: Hücre basıncı

Cellular cofferdam: Hücreli batardo

Cellular dolomite: Boşluklu/gözenekli dolomit

Cement stabilization: Çimento stabilizasyonu

Cement: Çimento 

Cementation: Çimentolanma

Cenozoic: Senozoyik

Census: Nüfus sayımı

Central: Merkezi; Merkezsel

Central business district: Merkezi iş bölgesi

Central massif: Merkez masif

Central nervous system: Merkezi sinir sistemi

Centrally loaded footing: Birleşik temel

Centric loading: Merkezi yükleme

Centroceratida: Sentroseratidler (sefalopodların bir ordosu)

Centrum: Merkez; Orta

Cephalopoda: Sefalopodlar 

Ceratites: Seratitler

Ceratoid: Seratoid

Ceratopsida: Seratopsidler

Cesspool: Lağım çukuru

C.G.S. System: C.G.S. Sistemi 

Chadian: Çadiyen/Kadiyen (Vizeyen Döneminde bir çağ) 

Chain of volcanoes: Volkan zinciri

Chalcedony: Kalsedon (kriptokristalin silika)

Chalchanthite: Kalkantit (sulu bakır-sülfat minerali) 

Chalcoalumite: Kalkoalümit (bakır ve alüminyumun sulu bazik sülfatı) 

Chalcocite: Kalkosit (bakır-sülfit minerali) 

Chalcocyanite: Kalkosiyanit (bakır-sülfat minerali) 

Chalcolite: Kalkolit (ikincil bakır-uranyum sulu fosfat minerali) 

Chalcomenite: Kalkomenit (sulu bakır-selenit minerali) 

Chalcophanite: Kalkofanit (sulu çinko-demir-manganez-oksit minerali) 

Chalcophile: Kalkofil; Kükürde duyarlı 

Chalcopyrite: Kalkopirit (bakır-demir-sülfit minerali) 

Chalcopyrrohite: Kalkopirotit/kalkopirotin (demir-sülfit minerali) 

Chalcosiderite: Kalkosiderit (Cu-Fe-Al’un sulu bazik fosfat minerali) 

Chalcosine: Kalkosin/kalkosit 

Chalcostibite: Kalkostibit (bakır-antimon-sülfit minerali) 

Chalk: Tebeşir (taşı); Esas olarak kokolit ve foraminiferler gibi mikroorganizmaların kalkerli iskeletlerinden oluşan ince-daneli ve gözenekli bir kayaç

Chalybdite: Kalibdit (sideritin diğer adı)

Chamber: Oda; Loca

Chamosite: Kamosit (klorit grubunun bir üyesi)

Chamovnicheskian: Kamovniçeskiyen (Kasimoviyen Döneminde bir kat)

Champlainian: Kamplayiniyen (K.Amerika orta Ordovisyen’inde bir seri) 

Chandler wobble: Chandler yalpalaması 

Changxingian: Kangksinjiyen; Geç Permiyen Devri’nde son çağ 

Channel and vug porosity: Kanal ve boşluk gözenekliliği 

Channel fill: Kanal dolgusu 

Channel: Kanal; Dar akıntı yatağı; Dar geçiş yolu 

Channelization: Kanal oluşması

Chaos: Kaya karmaşığı

Characteristic: Karakteristik; Özyapısal

Characteristic curve: Karakteristik eğri

Charniodiscus: Karniyodiskus (bir Ediakara (Avustralya) fosili)

Charon: Plüto’nun uydularından birisi

Charophyceae: Yosunlara ait bir sınıf 

Chart: Abak

Chattian: Katiyen/Çatiyen (Oligosen Dönemi’nde son çağ) 

Chautauquan: Kotokuan (K. Amerika üst Devoniyen’inde bir seri)

Chazyan: Kazyan (K. Amerika orta Kamplayiniyen Ordovisyen’inde bir kat) 

Check dam: Kontrol bendi

Chelate: Şelat

Chelation: Şelasyon veya Şelat oluşumu

Chemical mutagens: Kimyasal mutagenler

Chemical oxygen demand: Kimyasal oksijen ihtiyacı

Chemical pollution: Kimyasal kirlenme

Chemical treatment: Kimyasal mumamele; Kimyasal işlem

Chemical weathering: Kimyasal ayrışma; Kimyasal bozunma 

Chemocline: Kemoklin 

Chemosynthesis: Kemosentez 

Chenevixite: Çeneviksit (bakır ve demirin sulu bazik arsenat minerali) 

Cheremshanskian: Çeremşanskiyen; Başkiriyen Dönemi’nde bir kat 

Chernozem: Çernozem; Siyah toprak; Ilıman kuşaklarda oluşan Molisol grubunda bir toprak  

Chert: Çört 

Chert nodule: Çört yumrusu/nodülü 

Chestarian: Çestariyen; K.Amerika Misisipiyen’inde bir seri 

Chevkinite: Çevkinit (Fe-Ca-nadir toprak elementlerin silikotitanat minerali) 

Chevron fold: Şevron kıvrımı; Akordiyon kıvrım; Zik-zak kıvrım ; V biçimli kıvrım    

Chewtonian: Çevtoniyen; Avustralya alt Ordovisyen’inde bir kat  

Chiastolite: Çiyastolit; Andalüzit  

Childproof: Çocuklara dokunmaz; Cocuklara zararsız; Cocuklara tehlikesiz

Childrenite: Çildrenit (sulu bazik Fe-Mg-Al-fosfat minerali)

Chimney: Baca

Chimney effect: Baca etkisi

Chimney rock: Peribacası

China clay: Çin kili 

Chinastone: Çintaşı 

Chiolite: Çiyolit (kriyolite benzeyen bir mineral)

Chiron: Çiron; Güneş sisteminde bir asteroid  

Chiroptera: Uçan memeliler ordosu ; Yarasalar

Chisel: Keski

Chisel bit: Keski ucu

Chitin: Kitin 

Chitinodendron Fransonianum: Prekambriyen’den bilinen tek-hücreli organizmalar

Chiviatite: Çiviatit (kurşun ve bizmut-sülfit minerali)

Chloanthite: Kloantit (nikel-arsenit minerali) 

Chlomangaokalite: Klomangoakalit (K-Mn-klorür minerali)

Chloralgal: Yeşil alglerle ilişkili

Chlorapatite: Klorapatit 

Chlorination: Klorlama 

Chlorine demand: Klor gereksinimi

Chlorine residual: Klor kalıntısı

Chlorine: Klor

Chlorite: Klorit (filosilikat mineral grubu) 

Chloritoid: Kloritoyit (nezosilikatların bir üyesi) 

Chlorocalcite: Klorokalsit (K-Ca-klorür minerali) 

Chlorofluorocarbon: Kloroflüorokarbon

Chlorofluorocarbons CFC’s: Klorofluorokarbon 

Chloromagnesite: Kloromanyezit 

Chlorophoenicite: Klorofonisit 

Chlorophyll: Klorofil

Chlorophyta: Yeşil algler

Chlorothionite: Klorotiyonit 

Chloroxiphite: Kloroksifit 

Chlorozoan: Yeşil alg, molüsk ve hermatipik mercan birlikteliği

Chock: Domuzdamı

Chokierian: Kokiyeriyen (Serpukhoviyen Dönemi’nde bir kat) 

Chondrite: Kondrit (taşsı meteorit) 

Chondritic unfractionated reservoir (CHUR): Kondritik kesirlenmemiş hazne  

Chondritik model (veya Condritic earth model): Kondritik model 

Chondrodite: Kondrodit (hümit grubu minerallerin bir üyesi) 

Chondrule: Kondrül 

Choquette and Pray Classification: Choquette ve Pray Sınıflaması 

Chordata: Notokorda (bükülür çubuk şekilli doku) sahip organizmaları içeren geniş bir filum

Cohort: Kohort: Aynı yaşlı takson veya bireylerin oluşturduğu grup

Chromatography: Kromatografi 

Chrome diopside: Krom diyopsit 

Chromite: Kromit (Fe-Cr-oksit) 

Chromosome: Kromozom 

Chron: Kron 

Chronostratigrafik unit: Kronostratigrafik birim 

Chronostratigraphic scale: Kronostratigrafik ölçek 

Chronozone: Kronozon; Çağ kuşağı 

Chronstratigraphy: Kronostratigrafi 

Chrysoberyl: Krizoberil 

Chrysocolla: Krizokol 

Chrysophyceae: Altın renkli algler

Chrysoprase: Krisopraz 

Chrysotile: Krizotil (serpantin grubuna ait bir mineral)

Churchillian Orogeny: Churchillian Orojenezi 

Chute: Oluk

Cinder cone: Dışık (sinder) konisi 

Cinder: Sinder; Dışık

Cinnabar: Zinober (Hg-sülfit minerali)

CIPW norm calculation: CIPW norm hesabı 

Circuit: Devre

Circular failure: Dairesel yenilme; Dairesel kayma

Circular process: Dairesel işlem; Dairesel proses

Circulation system: Dolaşım sistemi; Sirkülasyon sistemi

Cirque: Sirk (buzyalağı)

Cirripedia: Siripedler (krustaselerin bir sınıfı)

Cistern: Sarnıç

City core: Kent merkezi

Clarain: Klarin (bir kömür maserali)

Clarence: Klarens (Y.Zelanda alt Kretase’sinde bir seri) 

Clarification: Durultma

Clarke of concentration: Konsantrasyon klarkı  

Clarkeite: Klarkeyit (sulu Na-Ca-Pb-U-oksit minerali) 

Class action: Grup davası

Classification of soils: Zeminlerin sınıflandırılması; Toprakların sınıflandırılması

Classification: Sınıflandırma; Sınıflama

Clast: Klast; Parça; Kırıntı 

Clastic rock: Klastik kayaç; Kırıntılı kayaç 

Clastic sediments: Klastik sedimentler; Kırıntılı sedimentler

Claudetite: Klodetit (arsenik-oksit minerali) 

Clausthalite: Klostalit (kurşun-selenit minerali) 

Clay: Kil

Clay mineral: Kil minerali 

Clay-bearing: Kil-içeren; Kil-taşıyan

Clayey: Killi

Claystone: Kiltaşı 

Clean sand and gravel: Temiz kum ve çakıl

Clean technologies: Temiz teknolojiler

Clearance angle: Boşluk açışı

Clearence: Açıklık; Boşluk

Cleavage: Dilinim; Klivaj 

Cleavage fan: Dilinim yelpazesi; Klivaj yelpazesi

Cleavage foliation: Dilinim yapraklanması; Klivaj foliasyonu

Cleavage plane: Dilinim düzlemi; Klivaj düzlemi

Cleavelandite: Kleavelandit (albitin bir türü) 

Cliachite: Kliyaçit 

Clifdenian: Klifdeniyen; Y. Zelanda üst Tersiyer’inde bir kat 

Cliff: Yar; Uçurum

Climate Classification: İklim Sınıflaması 

Clinker: Dışık; Cüruf 

Clino: Klino- 

Clinoamphibole: Klinoamfibol (monoklinik amfibol) 

Clinochlore: Klinoklor 

Clinoclase: Klinoklaz 

Clinoenstatite: Klinoenstatit 

Clinoferrosilite: Klinoferrosilit 

Clinohedrite: Klinohedrit 

Clinohumite: Klinohümit 

Clinometer: Klinometre; Eğim ölçer 

Clinoptilolite: Klinoptilolit 

Clinopyroxene: Klinopiroksen 

Clinozoisite: Klinozoisit 

Clinton Ironstone: Klinton Demirtaşı 

Clintonite: Klintonit 

Clockwise: Saat dönüşü yönünde

Close-joints cleavage: Sık eklemli dilinim

Closed basin: Kapalı havza

Closed-end caisson: Kapalı uçlu (yüzen) keson

Closed fold: Kapalı kıvrım 

Closed system: Kapalı sistem

Closure: Kapanma; Kapanım

Cloud classification: Bulut sınıflaması 

Cloud seeding: Bulut tohumlama 

Cluster development: Küme imar; Küme gelişimi

Cnidaria: Sölenteralar

Coagulation: Pıhtılaştırma

Coal: Kömür 

Coal bump: Kömür pallaması

Coal face: Kömür aynası

Coal lithotype: Kömür litotipi 

Coal maceral: Kömür maseralı 

Coal measures: Kömür yan kayaçları

Coal-maceral group: Kömür-maseral grubu 

Coal rank: Kömür kalitesi

Coal seam: Kömür seviyesi; Kömür damarı

Coal-water mixture: Kömür- su karışımı

Coalification: Kömürleşme 

Coarse: İri; kaba

Coarse particulate organic matter: İri-parçacıklı organik madde; İri-daneli organik madde

Coarse sand: Kaba-daneli kum; İri-daneli kum

Coarse-grained: İri daneli

Coarse-grained soil: İri daneli zemin

Coastal watershed: Kıyı su bendi

Coastal zone management: Kıyı bölgesi yönetimi

Coating: Kaplama; Sıvama

Coaxial: Aynı eksenli

Cobalt: Kobalt

Cobalt ocher: Kobalt okr 

Cobalt pyrites: Kobalt pirit 

Cobaltic: Kobaltik (Co (III) için alternatif isim)

Cobaltite: Kobaltit (kobalt-arsenik-sülfit minerali) 

Cobaltocalcite: Kobaltokalsit 

Cobaltomenite:Kobaltomenit 

Cobaltous: Kobaltoz 

Cobble: Çakıl; İri taş

Cobellite: Kobelit (kurşun-antimon-bizmut-sülfit minerali) 

Coccolithophorids: Kokolitoforidler; Tek-hücreli, denzel, planktonik alglere ait bir grup

Coccoliths: Kokolitler 

Cochiti: Gilbert terslenmiş kronunda normal polarite alt-kronu

Cocinerite: Kosinerit 

Cocos Plate: Kokos Levhası 

Codisposal: Aynı-anda tasfiye; Birleşik tasfiye

Coefficient: Katsayı

Coefficient of active earth pressure: Aktif toprak basıncı katsayısı

Coefficient of compressibility: Sıkışma katsayısı

Coefficient of consolidation: Konsolidasyon katsayısı

Coefficient of curvature: Eğrilik katsayısı

Coefficient of earth pressure at rest: Sükunetteki toprak basıncı katsayısı

Coefficient of gradation: Boylanma katsayısı

Coefficient of friction: Sürtünme katsayısı

Coefficient of permeability: Geçirgenlik katsayısı; Geçirimlilik katsayısı

Coefficient of haze: Sis katsayısı

Coefficient of passive earth pressure: Pasif toprak basıncı katsayısı

Coefficient of permeability: Geçirimlilik katsayısı

Coefficient of uniformity: Tekdüzelik katsayısı

Coefficient of viscosity: Viskozite katsayısı; Ağdalılık katsayısı

Coefficient of volume change: Hacimsel değişim katsayısı

Coefficient of determination: Belirleme katsayısı

Coelenterata: Sölenteralar

Coelophysis: Kölofiz (K. Amerika Geç Jura’sında kaydedilen ilk etçil dinozor) 

Coelurosauria: Kölurozorlar (Teropod dinozorlarına ain bir alt-ordo)   

Coesite: Koesit/sözit (kuvarsın yüksek basınçlarda oluşan bir çeşidi) 

Cofactor: Eş çarpan

Coffinite: Kofinit (uranyum-silikat minerali) 

Cogeneration: Aynı-anda üretim; Birleşik üretim; Birleşik türeme

Cohenite: Kohenit (demir-nikel-kobalt-karbit minerali)   

Cohesion: Kohezyon

Cohesionless: Kohezyonsuz

Cohessionless soil: Kohezyonsuz zemin

Cohesive: Kohezyonlu

Cohesive soil: Kohezyonlu zemin

Cohort: Grup

Cohort survival method: Grup yaşamlılık yöntemi

Coke: Kok 

Coking coal: Kok kömürü

Cold fumarole: Soğuk tüten; Soğuk fümarol

Colemanite: Kolemanit (sulu kalsiyum-borat minerali) 

Coliform bacteria: Koliform bakteriler

Collapse: Çökme; Göçme

Collapsing soil: Çöken zemin

Collection network: Toplama şebekesi

Collectors: Kollektör; Toplayıcı

Collinite: Kolinit (vitrinit grubunda bir maseral) 

Collinsite: Kolinzit (kalsiyum-magnezyum-demir-fosfat minerali) 

Colloform banding: Kolloform bantlanma 

Colloid: Koloyid 

Collophane: Kolofan 

Colluvial: Kolüviyal 

Colluvium: Kolüviyum 

Color index: Renk indeksi; Renk indisi

Color indices: Renk indeksleri; Renk indisleri

Colorimetric Analysis: Kolorimetrik Analiz 

Columbite: Kolumbit (Fe-Mn-Ta-Nb-oksit minerali) 

Columella: Kolumela

Column: Kolon; Direk; Sütun

Columnar: Kolumnar ; Kolonsu 

Columnar jointing: Sütunsal eklemlenme; Kolonsal çatlama; Kolumnar eklemlenmesi 

Columnar section: Kolon kesit 

Colusite: Kolüzit (Cu-As-V-Fe-Te-sülfit minerali) 

Comanchean: Komançeyan (K. Amerika alt Kretase’sinde bir seri) 

Combined footing: Birleşik temel

Combined sewer: Birleşik kanalizasyon

Comely Epoch: Komeli Dönemi 

Comet: Kuyruklu yıldız 

Commercial quality: Ticari kalite

Comminution: Ufalama

Common lead: Yaygın kurşun 

Common strontium: Yaygın stronsiyum 

Community: Topluluk

Compactness: Sıkılık

Compacted: Sıkıştırılmış

Compaction pile: Kompozit kazık

Compaction test: Kompaksiyon deneyi

Compaction: Kompaksiyon; Sıkıştırma 

Compartment: Bölme

Compass bearing: Pusula yönü

Compatibility: Uyumluluk

Competence: Sertlik; Sağlamlık

Competent: Dayanımlı; Sağlam; Sert

Competent bed: Dayanımlı tabaka; Sağlam tabaka; Sert tabaka

Competent rock: Dayanımlı kayaç; Sağlam kayaç; Sert kayaç

Complex: Karmaşık; Karmaşa; Kompleks

Complex organic mixture: Karmaşık organik karışım

Complex twins: Kompleks ikizler 

Complex variables: Karmaşık değişkenler

Compliance: Uygunluk

Component: Bileşen

Composite noise rating: Bileşik gürültü ölçümü

Composite sill: Bileşik sil 

Composite stock: Bileşik stok 

Composite volcano: Bileşik volkan; Kompozit volkan 

Composition: Bileşim

Composting: Kompostlama; Atıkların gübreye dönüştürülmesi

Compound corals: Bileşik mercanlar 

Compound fold: Bileşik kıvrım 

Compressed air: Basınçlı hava

Compressibility: Sıkışabilirlilik

Compressibility modules: Sıkıştırabilme modülü; Kompressibilite (bulk) modülü; Sıkışma modülü

Compression: Basınç; Sıkışma

Compression index: Sıkışma indeksi

Compression ratio: Sıkıştırma oranı

Compressional wave velocity: Boyuna dalga hızı; P dalga hızı

Compressive: Sıkıştırıcı

Compressive force: Sıkıştırıcı kuvvet

Compressive strength: Sıkışma dayanımı; Basınç direnci

Compressive stress: Sıkışma (serbest basınç) gerilmesi

Computation: Hesaplama

Concave: İç bükey

Concentrated load: Nokta yük; Bir noktaya yoğunlşmış yük

Concentration: Konsantrasyon; Derişim 

Concentration clarke: Konsantrasyon klarkı 

Concentration factor: Konsantrasyon faktörü 

Concentric: Konsantrik; İç-içe; Ortak merkezli 

Concentric fold: Konsantrik kıvrım; İç-içe kıvrım; Ortak merkezli kıvrım   

Concertina folds : Akordiyon kıvrımlar

Concertina structure : Akordiyon yapısı

Conchoidal fracture: Konkoidal kırık 

Concordant: Konkordant; Uyumlu

Concordant age: Konkordant yaş 

Concordant injection : Uyumlu enjeksiyon

Concordia diagram: Konkordiya diyagramı 

Concrete: Beton

Concrete dam: Beton baraj 

Concrete lining: Beton kaplama

Concrete pile: Beton (arme) kazık

Concreting: Betonlama

Concretion: Konkresyon (kabaca küresel veya elipsoyidal yumru)

Concrinite: Konkrinit (feldispatoid grubu üyesi bir mineral) 

Condenser: Kondensör 

Condobolinian: Kondoboliniyen (Avustralya Deviniyen’inde bir kat)

Conducdivity: İletkenlik

Conductor pile: Kondüktör boru

Cone in cone: Koni içinde koni 

Cone indenter: Konik delici

Cone penetration resistance: Koni penetrasyon direnci

Cone penetrometer test: Koni penetrasyon deneyi

Cone sheet: Koni yaygısı; Konik yaygı

Confined: Sınırlanmış; Çevrelenmiş

Confined aquifer: Sınırlanmış akifer

Confined ground water: Sınırlanmış yeraltı suyu

Confining pressure: Yanal basınç; Çevresel basınç; Sınırlayan basınç

Conformable: Uyumlu; Konkordanslı

Conformity: Uyumluluk

Congealed crust: Lâv akıntısı yüzeyinde oluşan kabuk

Conglomerate: Konglomera 

Congruent dissolution: Kongruent çözünme; Uyumlu çözünme 

Coniacian: Koniasiyen (Avrupa üst Kretase’sinde bir kat) 

Conichacite: Konikasit (kalsiyum ve bakırın bazik arsenatı) 

Conjugate folds: Birleşik kıvrımlar; Konjuge kıvrımlar; Eşlenik kıvrımlar

Conjugate system: Eşlenik sistem 

Connarite: Konarit (sulu nikel-silikat minerali) 

Connate water: Sedimanter su; Gözenek suyu ; Konat su

Connellite: Konelit (bakırın sulu bazik sülfat ve klorür minerali) 

Conodonts: Konodontlar (Kambriyen’ den Triyas’a kadar var olan fosfatik fosil dişler)

Conoscopic: Konoskopik 

Conrad Discontinuity: Conrad Süreksizliği; Yeryuvarı kıta kabuğunda, sismik olarak tesbit edilebilen ve 10-12 km derlikte bulunan bir süreksizlik 

Consequent valley: Yeni oluşmuş karada topoğrafya nedeniyle oluşan vadi

Conservation: Koruma

Conservative margin: Koruyucu kenar; Konservatif kenar 

Consistency: Kıvam; Tutarlılık; Süreklilik  

Consistency index: Kıvam indeksi

Consistency limits: Kıvam sınırları

Consolidated-drained test (CD): Konsolidasyonlu- drenajlı deney

Consolidated-undrained test (CU):  Konsolidasyonlu-drenajsız deney

Consolidation: Konsolidasyon; Pekiştirme

Consolidation ring: Konsolidasyon halkası

Consolidation test: Konsolidasyon deneyi

Constant: Sabit; Değişmez

Constant head permeability test: Sabit seviyeli geçirimlilik deneyi

Constant head: Sabit seviye

Constraction: Yapı; İnşaat

Constraint: Kısıtlayıcı; Kısıtlama

Constructive margin: Konstraktif sınır 

Consumer: Tüketici

Contact: Değme; Kontak; Temas; Dokanak

Contact aureole: Kontak hâlesi 

Contact metamorphism: Kontak metamorfizması

Contact metamorphic deposit: Kontak metamorfik yatak

Contact spring: Dokanak kaynağı/gözesi

Contact twin: Kontak ikizi 

Contact zone: Dokanak kuşağı

Container: Taşıyıcı; Kap

Contaminant: Kirletici

Contamination: Kirlenme

Contemporaneous: Çağdaş; Eş yaşlı ; Yaştaş

Content: İçerik

Continental: Kıtasal; Kıtaya ait 

Continental borderland: Kıtasal sınır-karası

Continental crust: Kıtasal kabuk 

Continental displacement : Kıtasal yerdeğiştirme

Continental drift: Kıtasal sürüklenme; Kıta seyri 

Continental margin: Kıtasal kenar 

Continental rise: Kıtasal yükselti 

Continental shelf: Kıtasal şelf 

Continental slope: Kıtasal yamaç 

Continuity: Süreklilik

Continuous: Devamlı; Sürekli

Continuous cleavage: Devamlı dilinim; Devamlı klivaj

Continuous footing: Şerit temel

Continuous reaction series: Devamlı reaksiyon serisi 

Continuum: Sürekli ortam

Contour: Kontur; Çevre çizgisi

Contour current: Kontur akıntısı 

Contour strip mining: Kontur şeridi madenciliği 

Contourites: Konturitler 

Contracting Earth Hypothesis: Büzüşen Yeryuvarı Hipotezi 

Contraction: Kontraksiyon; Büzüşme; Çekme

Contraction limit: Kontraksiyon sınırı 

Contraction theory: Kontraksiyon teorisi

Controlled blasting: Denetimli patlatma

Controlled burn: Denetimli yanma

Conulariid: Konularid (orta Kambriyen’den alt Triyas’a kadar var olmuş olan nesli tükenmiş bir denizel canlı gurubu)

Conurbation: Kümekent

Convection: Konveksiyon; Çevirim 

Convection current: Konveksiyon akıntıları; Çevirim akıntıları 

Convective cell: Çevirim hücresi; Konvektif hücre 

Conventional theory: Geleneksel teori; Geleneksel yöntem

Convergence: Konverjans; Kapanma

Convergent margin: Konverjan kenar; Yaklaşan kenar 

Conversion table: Çevrim çizelgesi

Conversion: Çevrim; Dönüşüm

Convex: Dış bükey; Konveks

Convolute: Konvolut (bir gastropod kavkı yapısı) 

Convolute bedding: Konvolut tabakalanma; Sedimanter laminelerin geniş (yayvan) senklinallerce ayrılan bir dizi antiklinal oluşturacak şekilde bükülmesi

Cooling: Soğutma; Soğuma

Cooling pond: Soğutma havuzu

Cooling tower: Soğutma kulesi

Coordination number: Koordinasyon sayısı 

Copiapite: Kopiapit (demirin sulu bazik-sülfat minerali) 

Copper: Bakır

Copper glance: Bakır parıltısı 

Copper pyrites: Bakır priti 

Co-product: Beraber-ürün 

Coprolite: Koprolit (fosil dışkı veya salgı) 

Coquimbite: Kokuimbit (sulu demir (III) sülfat minerali) 

Coquina: Kavkı-kayaç 

Coquinoid: Kokuinoyid (taşlaşmış kokuin)

Coral: Mercan

Coral reef: Mercan resifi

Corallite: Koralit 

Coralloid: Koraloid (kelime anlamıyla mercan-benzeri)

Corallum: Koralum 

Cordelia: Kordelya (Uranüs VI kod adlı uydu) 

Cordierite: Kordiyerit (halka silikat grubunun demirce-zengin bir üyesi)

Cordillera breccia: Kordilera breşi 

Cordillera: Kordilera (yıkıcı levha sınırlarında oluşan farklı yaştaki orojenik kuşaklara ait geniş dağ dizisi birliği)

Cordylite: Kordilit (seryum- lantanyum-baryum-karbonat minerali) 

Core: Karot; Çekirdek; Merkez

Core catcher: Karot tutucu

Core diameter: Karot çapı; Çekirdek çapı

Core drilling: Karotlu sondaj

Core extractor: Karot çıkarıcısı

Core length: Karot boyu

Core logging: Karot loglama 

Core orienter: Karot konumlandrıcı; Karot yönlendirici

Core recovery: Karot verimi 

Core sample: Karot örneği

Corneite: Korneyit (biyotit-boynuz taşı) 

Corners of crystal: Kristale ait köşeler

Cornetite: Kornetit (bazik bakır-fosfat minerali) 

Cornwallite: Kornvalit (sulu bazik bakır-arsenat minerali) 

Corona: Korona (iç-içe mineral veya mineraller halkası) 

Coronadite: Koronadit (kurşun ve manganez-oksit minerali)

Corrosion: Kimyasal aşınma; Korozyon; Paslanma; Metal oksitlenmesi

Correction: Düzeltme

Correction factor: Düzeltme katsayısı

Correlation: Deneştirme; İlişki; Korelasyon

Correlation coefficient: Deneştirme katsayısı; İlişki katsayısı

Corridor development: Koridor gelişimi

Corundum: Korund (alüminyum oksit minerali)

Corvusite: Korvuzit (sulu vanadyum-oksit minerali) 

Corynexochida: Kambriyen’den orta Devoniye’e var olan bir Trilobit ordosu

Cosalite: Kozalit (kurşun-bizmut-sülfit minerali) 

Cosmic abundance of elements: Elementlerin kozmik bolluğu 

Cosmic dust: Kozmik toz 

Cosmic radiation: Kozmik ışıma 

Cosmic rays: Kozmik ışınlar

Cosmic water: Kozmik su 

Cosmology: Kozmoloji 

Cosmopolitan species (Pandemic distribution): Bir organizmanın dünya genelinde olan dağılımı

Cost-benefit analysis: Maliyet-fayda analizi

Cost-effectiveness analysis: Maliyet etkinliği analizi

Costonian: Kostoniyen (Alt Koradok Ordovisyen’inde bir kat)

Cotunnite: Kotunit (kurşun-klorür minerali) 

Counter weight: Karşı ağırlık

Countercurrent chromatography: Ters-akıntı (akıntıya-ters) kromatografisi

Counterfort (buttressed) wall: Payandalı istinat duvarı

Country rock: Cıvar kayak; Yöre kayacı

Coupled substitution: Eşli yer-değiştirme 

Coupling: Bağlama; Birleştirme; Kavrama

Couvanian: Kovaniyen (Ayfeliyen için kullanılan alternative bir ad)

Covalent bond: Kovalent bağ 

Covalent radius: Kovalent yarıçap 

Covariance: Eşdeğişki; Kovaryans

Covelline: Kovelin/kovelit 

Covellite: Kovelit/kovelin (bakır-sülfit minerali)

Cover material: Örtü malzemesi

Coverage: Kapsam

Coze: Yumuşak derin deniz tortulu

Crack: Çatlak; Çatlak başlangıcı

Crandallite: Krandalit (kalsiyum ve alüminyumun sulu fosfatı)

Craniata: Omurga ve (kemik yada kıkırdak) kafatasına sahip canlılar; Vertabrata

Cranium: Kafatası 

Crater: Krater

Crater lake: Krater gölü 

Craton: Kraton 

Crednerite: Krednerit (bakır-manganez-oksit minerali)

Creedite: Kredit (sulu kalsiyum-alüminyum florür ve sülfat minerali) 

Creep: Sünme; Krip; Akma

Creep mechanism: Akma mekanizması

Crenulation: Buruşuklanma; Tırtıklanma 

Crenulation cleavage: Büklüm dilinimi

Cressida: Kresida; Uranus’un Uranus IX kod isimli uydusu 

Crest: Doruk; Sivri

Crest line: Tepe çizgisi

Crestal surface: Doruk yüzeyi; Sivri yüzey

Cretaceous: Kretase 

Crevasse: Buzul-yarığı; Krevase 

Crevasse deposit: Krevase yatağı 

Crib: Domuzdamı

Crinoidal limestone: Crinoidli kireçtaşı

Crinoidea: Krinoidler

Cristobalite: Kristobalit 

Criteria: Ölçütler; Kriterler

Criterion: Ölçüt; Kriter

Critical angle: Kritik açı 

Critical areas: Kritik alanlar

Critical hydraulic gradient: Kritik hidrolik eğim

Critical point: Kritik nokta 

Critical pressure: Kritik basınç

Critical void ratio: Kritik boşluk oranı

Crocidolite: Krokidolit veya Krosidolit 

Crocodilia: Krokodiller (sürüngenlerin timsahları kapsayan sınıfı)

Crocoisite: Krokoyisit (kurşun-kromat minerali) 

Crocoite: Krokoyit (kurşun-kromat minerali)

Cro-Magnon Man: Kro-Magnon İnsanı 

Cromerian: Kromeriyen (bir K. Avrupa buzularası evresi) 

Crommelin: Kromelin (Güneş sisteminde bir kuyruklu yıldız) 

Cronstedtite: Kronstedit (sulu demir-silikat minerali)

Crookesite: Krokezit (bakır-talyum-gümüş-selenit minerali) 

Crop: Mostra; Yüzlek

Cross bedding: Çapraz tabakalanma

Cross fault: Çapraz fay; Enine fay

Cross folds: Çapraz kıvrımlar

Cross joint: Çapraz eklem; Enine eklem

Cross section: Çapraz kesit; Enine kesit

Cross stratification: Çapraz tabakalanma

Crosscut: Çapraz kesme; Birbirini kesme

Crossed nikols (veya crossed polars): Çapraz nikollar 

Crosshole scan: Delikler arası tarama

Cross-sectional area: Enkesit alanı

Crown: Taç; Bir tünel kesitindeki en yüksek nokta

Croxian: Kroksiyen (K.Amerika üst Karbonifer’inde bir seri)

Crudinian: Krudiniyen (Avustralya Devoniyen’inin taban katı) 

Crumbly rock: Kırıklanan kayaç; Ufalanan kayaç

Crushing: Kırma; Ezme; Ufalama

Crushing strength: Parçalanma dayanımı

Crust: Kabuk 

Crustacea: Krustaseler (böcekleri de içeren kabuklu canlılar)

Crustal abundance of elements: Elementlerin kabuksal bolluğu 

Cruziana: Kruziyan; Bir çeşit fosil iz 

Cryolite: Kriyolit (sodyum ve alüminyumun florür minerali)

Cryolithionite: Kriyolitiyonit (bir spodümen çeşidi) 

Cryosphere: Kriyosfer

Cryptocrystalline: Kriptokristalin 

Cryptoexplosion structure: Gizli patlama yapısı

Cryptohalite: Kriptohalit (amonyum-silisyum-florür minerali)

Cryptomelane: Kriptomelan (sulu potasyum-manganez-oksit minerali) 

Cryptoperthite: Kriptopertit 

Cryptovolcanic structure: Kriptovolkanik yapı

Cryptozoic: Kriptozoik 

Crystal: Kristal; Billur

Crystal axes: Kristal ekseni 

Crystal class: Kristal sınıfı 

Crystal elements: Kristal elemanları

Crystal face: Kristal yüzü 

Crystal fractionation: Kristal fraksiyonlaşması 

Crystal group: Kristal grubu 

Crystal habit: Kristal habitüsü 

Crystal lattice: Kristal ağı; Kristal kafesi 

Crystal symmetry: Kristal simetrisi 

Crystal system: Kristal sistemi 

Crystal twinning: Kristal ikizlenmesi 

Crystal zonning: Kristal zonlanması 

Crystalline: Kristalin; Kristalli yapıya sahip 

Crystalline carbonate: Kristalin karbonat 

Crystalline limestone: Kristalin kireçtaşı 

Crystallinity: Kristallilik 

Crystallite: Kristalit 

Crystallization: Kristalleştirme; Kristallenme

Crystalloblastic: Kristaloblastik 

Crystallographic axes: Kristalografik eksenler 

Crystallography: Kristalografi 

Crytic: Kritik  

Crytodonta: Kritodontlar; İki-kavkılı mollüsklerin bir alt-sınıfı

Cubanite: Kübanit (bakır-demir-sülfit minerali) 

Cube: Küp 

Cubic/isometric: Kübik; İzometrik (küp-şekilli)

Cubic cleavage: Kübik dilinim/klivaj 

Cumberlandite: Kumberlandit (bir tür ultramafik kayaç)

Cumbraite: Kumbrayit (bir tür dasit veya riyodasit)

Cumengite: Kumenjit (sulu bazik kurşun-bakır-klorür minerali)

Cummingtonite: Kumingtonit (Mg-zengini bir amfibol minerali) 

Cumulate: Kümülat (yerçekimi-çökelmesi sonucu kristallerin birikmesi ile oluşan sokulum kor kayaçlarına uygulanan bir terim) 

Cunninghamian: Kuninghamiyen (Avustralya Devoniyen’inde bir kat) 

Cupric: Kuprik (Cu (II) için alternatif isim)

Cuprite: Kuprit (bakır-oksit minerali)

Cuprocopiapite: Kuprokopiapayit (bakır ve demirin sulu bazik sülfatı)

Cuprotungstite: Kuprotungstit (sulu bakır-tungstat minerali) 

Cuprous: Kuproz (Cu1+)

Curie temperature: Curie sıcaklığı; Küri sıcaklığı 

Curite: Kürit (sulu kurşun-uranyum-oksit minerali)

Curvature: Eğrilik

Curve: Eğri

Curved fault: Kavisli fay

Curvilinear: Kıvrık; Eğrisel

Customary analyses: Geleneksel analiz

Cut: Yarma

Cut-and-cover: Kaz ve kapa; Aç-kapa

Cut-and-fill: Kaz ve doldur

Cut slopes: Kazı şevleri

Cut-off (veya oxbow):  Kopuk nehir kolu  

Cuticle: Kütikül 

Cutin: Kütin 

Cutinite: Kütinit

Cuttability: Kesilebilirlik

Cutter: Keski; Kesici

Cutting angle: Kesme açışı

Cuttings: Kırıntılar

Cyanide: Siyanür

Cyanobacteria: Siyanobakteriler; Oksijen ve hava varlığında fotosentez yapabilen bakteriler 

Cycle: Çevrim; Döngü

Cycle of erosion: Erozyon döngüsü

Cyclic: Çevrimsel; Döngüsel

Cyclic sedimantation: Döngüsel sedimantasyon 

Cyclone collector: Siklon toplayıcı

Cyclosilicate: Siklosilikat; Halka-silikat 

Cyprus-type massive sulfide deposit: Kıbrıs-tipi masif sülfit yatak 

Cyrenoid: Sirenoid (iki kavkılı mollüsklerde rastlanan bir çeşit heterodont diş yapısı)

Cystoidea: Sistoidler (Alt Ordovisyen’den üst Devoniye’e var olmuş olan, bir grup nesli tükenmiş ekinoderm)

Cystoids: Sistoidler

 

D

D/H ratio: D/H oranı  

D-layer: D-tabakası (alt mantodan çekirdek sınırına kadar uzanan sismik bir kuşak) 

D-spacing: (Kristallerde) D-aralığı; D-mesafesi; D-uzaklığı 

Dachiardite: Dakiardit 

Dacite: Dasit (felsik volkanik bir kayaç)

Dacitoid: Dasitoid (kuvarsın görülmediği dasitik kayaç)

Dactylodites ottoi: Fosil J-şekilli beslenme oyuğu

Daily cover: Günlük örtü

Dalmation-type coast: Dalmasyon-tipi kıyı 

Dalradian: Dalradiyen (İskoçya ve İrlanda Prekambriyen’inde son veya en genç stratigrafik bir birim)

Dalslandian: Dalslandiyen (Orta-Üst Proterozoyik’te bir kat) 

Dalslandian Orogeny: Dalslandiyen Orojenezi 

Dam: Baraj 

Danalite: Danalit (demir-manganez-çinko-berilyum silikat ve sulfite minerali)

Danburite: Danburit (kalsiyum-borosilikat minerali) 

Dangerous ultraviolet: Tehlikeli ultraviyole (morötesi)

Danian: Daniyen (Paleosen Dönemi’nin iki çağından erken olanı) 

Dannemorite: Danemorit (bazik Fe-Mn-Mg-silikat minerali)

Daphnite: Dafnit (klorit grubunda bir mineral)

Darapskite: Darapskit (sodyumun sulu nitrat ve sülfatı) 

Darcy Law: Darcy Yasası

Dark mineral: Koyu mineral 

Darriwilian: Dariviliyen (Avustralya orta Ordovisyen’inde bir kat) 

Dashkesanite: Daşkezanit (amfibol grubuna ait bir mineral)

Dasycladales: Yeşil alglere ait bir ordo

Data: Veriler

Datolite: Datolit (bazik Ca-B-silikat minerali) 

Datsonian: Datsoniyen (Avustralya alt Ordovisyen’inde bir kat) 

Datum: Veri

Daubrecite: Dobresit (demir-krom-sülfit minerali)

Daughter element: Evlat element; Yavru element

Daughter mineral: Evlat mineral; Yavru mineral

Davidite: Davidit (birincil bir pegmatitik uranyum minerali) 

Daviesite: Daviyezit (kurşun-oksiklorür minerali)

Davisonite: Davisonit (sodyum-alüminyum-hidroksikarbonat minerali)

Dawsonite: Davsonit 

Day length: Gün uzunluğu 

Dead load: Ölü yük

Dead Valley: Ölü Vadi

Death rate: Ölüm hızı; Ölüm oranı

Debris: Döküntü; Moloz

Debris cone: Moloz konisi

Debris slide: Moloz kayması

Decalsification: Dekalsitleşme; Ortamın kalsiyumca fakirleşmesi

Decay constat: Bozuşma sabiti 

Decay curve: Bozuşma eğrisi 

Decay series: Bozuşma serisi 

Decay time: Bozunma süresi

Deccan Basalt: Dekan (Hindistan) Bazaltı 

Decibel: Desibel (dB); Uluslararası ses şiddeti birimi

Decision: Karar

Decision rule: Karar kuralı

Declination: Deklinasyon; İğne sapması 

Décollement: Kurtulma

Decomposers: Ayrıştırıcılar; Yapı bozucular

Decomposition: Ayrışma; Bozunma

Dedolomite: Dedolomit 

Dedolomitisation: Dedolomitleşme; Dolomit-içeren bir kayacın kalsit-içeren bir kayaca dönüşmesi işlemi

Deep compaction: Derin kompaksiyon

Deep focus: Derin odak

Deep foundation: Derin temel

Deep mining: Derin ocak madenciliği

Deep well: Derin kuyu

Deep-Sea Drilling Programme (DDSP): Derin-Deniz Sondaj Programı 

Deep-sea fan: Derin-deniz yelpazesi 

Deep-sea trench: Derin-deniz hendeği/çukuru  

Defect: Kusur; Noksanlık

Deflation basin: Deflasyon baseni; Rüzgâr süpürme havzası

Deflection: Sapma

Defoamant: Köpürmeyi azaltan kimyasal

Defoliants: Yaprak dökücüler

Deforestation: Ormansızlaştırma

Deformability: Şekil değiştirebilirlik; Deformasyon olabilme

Deformation: Şekil değişikliği; Deformasyon

Deformation lamella: Deformasyon lameli 

Deformation modulus: Deformasyon modülü

Deformation twinning: Deformasyon ikizlenmesi 

Degradation: Örselenme

Degree of accuracy: Doğruluk derecesi

Degree of consolidation: Konsolidasyon derecesi

Degree of saturation: Doygunluk derecesi

Degrees of freedom: Serbestlik derecesi

Dehrnite: Dehrnit (kalsiyum-sodyum-potasyumun bazik fosfatı)

Dehydration: Dehidrasyon (özellikle ısı ile bir kimyasal bileşimden suyun alınması/ayrılması) 

Dejective folding: Dar senklinallerle ayrılmış geniş antiklinal; Geniş kemerli yapı

Delafossite: Delafosit (bakır ve demir-oksitten oluşan bir mineral)

Delay time: Gecikme zamanı

Delayed blasting: Gecikmeli patlatma

Deleterious: İstenmeyen; Zararlı

Delmontian: Delmonsiyen (K. Amerika batı sahili üst Tersiyer’inde bir kat)  

Delta: Delta

Delta front: Delta cephesi; Delta önü 

Deltatheridium: Üst Kretase’de bilinen küçük etçil memeli bir hayvan

Delvauxite: Delvoksit (demirin sulu bazik fosfatı)

Demantoid: Demantoyid (bir tür andradit) 

Demographic transition: Demografik geçiş

Demography: Demografi

Demospongea: İlk Kambriyen’de ortaya çıkmış olan bir sünger sınıfı

Dendritic: Dendritik 

Dendritic drainage: Dendritik drenaj 

Dendritic texture: Dendritik doku 

Dendrochronology: Dendrokronoloji 

Dendroclimatology: Dendroklimatoloji 

Dendrogeomorphology: Dendrojeomorfoloji 

Dendroid: Mercan ve graptolitlerde koloni

Dendroidea: Dendroidler (orta Kambriyen’den alt Karbonifer’e var olan bir graptolit takımı)

Denitrification: Nitrat giderme

Dense: Yoğun; Sıkı

Density: Yoğunluk

Density meter: Yoğunluk ölçer

Density of particles: Dane birim hacim ağırlığı

Density-dependent factor: Yoğunluğa bağlı faktör

Density-independent factor: Yoğunluktan bağımsız faktör

Deodorization: Koku giderme

Depletion: Tüketilme; Yenme

Deposit: Çökel; Yatak

Deposited moraine: Yataklanmış moren

Deposition of sediment: Sediment çökelmesi; Sediment yataklanması

Depressed area: Çökmüş alan; Az gelişmiş alan

Depth of boring: Sondaj derinliği; Delme derinliği

Depth: Derinlik

Derbylite: Derbilit 

Derelict land: Metruk arazi

Derivation: Derivasyon; Çevirme

Derivation-tunnel: Çevirme tüneli; Derivasyon tüneli

Desalination: Tuzunu giderme

Desdemona: Uranüs X kod isimli uydu

Desert: Çöl 

Desert rose: Çöl gülü 

Desert varnish: Çöl cilâsı 

Desertification: Çölleşme 

Desiccation craks: Kuruma çatlakları; Desikasyon çatlakları 

Design: Tasarım; Dizayn

Desk study: Büro çalışması

Desmodont:  Belli iki-kavkılı canlılarda dişlerin ya çok az ya da hiç gelişmediği durum

Desmonesion: Desmonesiyen; K. Amerika Pensilvaniyen’inde bir seri  

Desorption: Koyuverme

Despina: Neptün V kod adlı uydu

De-stress: Gerilme kaldırılmasi; Gerilim boşalması

Destructive margin: Yıkıcı kenar; Destrüktif kenar 

Desulfurization: Kükürtsüzleştirme

Detachment fault: Ayırma fayı; Detaşman fay; Sökülme fayı

Detection limit: Tesbit sınırı

Detection: Algılama; Tesbit

Detention basin: Bekletme havzası; Tutma baseni

Detention period: Bekletme süresi

Detergent: Deterjan

Determinant: Belirteç; Belirleyici

Detonation: İnfilak; Patlama; Patlatma

Detonation presure: İnfilak basıncı; Patlama basıncı

Detonation velocity: İnfilak hızı; Patlatma hızı

Detonator: Patlatıcı; Kapsül

Detrital: Mekanik ayrışma ile önceden mevcut kayaçlardan türeyen malzemeye ait

Detritus: Mekanik ayrışma ile önceden mevcut kayaçlardan türeyen malzeme

Deuteric alteration: Döterik alterasyon 

Deuteric reaction: Döterik reaksiyon 

Development: Gelişme; Hazırlık

Devensian: Devensiyen; Britanya’da son buzul evresi 

Deviation: Sapma

Deviator stress: Deviatör (fark) gerilme

Devillite: Devilit (bakır ve kalsiyumun sulu bazik sülfatı)

Devitrification: Devitrifikasyon 

Devonian: Devoniyen 

Dewater: Susuzlandırma; Suyunu alma; Susuzlaşma

Dewatered sludge: Susuzlaştırılmış çamur

Dewatering: Su atımı; Susuzlaştırma

Deweylite: Deveylit (klinokrizolit ile stevensitin bir karışımı) 

Dewindtite: Devindit (kurşun ve uranyumun sulu fosfatı)

Dextral fault: Sağ-yanal fay; Dekstral fay 

Diabantite: Diyabantit (klorit grubunda bir mineral) 

Diabase: Diyabaz (dolerit için kullanılan alternatif bir ad) 

Diaboleite: Diyaboleyit (kurşun ve bakırın bazik klorürü) 

Diadochite: Diyadokit (demir (III)’ün sulu bazik fosfat ve sülfatı) 

Diadochy: Diyadohi veya Diyadoki (iyonik yer değiştirme)  

Diagenesis: Diyajenez (sediment veya sedimanter kayaçların çökelmeden sonra maruz kaldıkları değişimler olup metamorfizma olarak adlandırılan yüksek sıcaklık ve basınç değişimlerini kapsamaz) 

Diagonal fault: Diyagonal fay; Oblik fay; Tabakaları, doğrultusu boyunca kesen kırık 

Diagram: Diyagram

Dial gauge: Mikrometre, deformasyon saati

Diallage: Diyalaj; Piroksen grubuna ait bir mineral   

Dialysis: Diyaliz

Diamagnetism: Diyamanyetizma 

Diamictite: Diyamiktit 

Diamond: Elmas 

Diamond drilling: Elmaslı delme; Elmaslı sondaj

Diaphorite: Diyaforit (kurşun-gümüş-antimon-sülfit minerali) 

Diaphragm wall: Diyafram duvarı

Diapir: Diyapir 

Diapiric fold: Diyapirik kıvrım; Tuz domu veya intrüsif bir sokulumun diyapirik yükselmesi sırasında çevre kayaçlarında oluşrurdukları kıvrım yapısı

Diapirism: Diyapirizm

Diapsid: Sürüngenlerde bir kafatası yapısı çeşidi

Diaspore: Diyaspor; Alüminyum hidroksit  

Diastrophism: Dağ ve kıta oluşumu; Diyastrofizma

Diatom: Diyatom 

Diatom core: Diyatom çekirdek

Diatom ooze: Diyatom çamuru 

Diatomaceous earth: Diyatomlu toprak 

Diatomite: Diyatomit 

Diatreme: Diyatrem; Valkanik patlama ile oluşan, yaklaşık havuç-şekilli volkanik baca 

Dichograptid: Graptolitlerde bir familya

Dichroic: Dikroik

Dichroism: Dikroizm (plökroizmanın bir türü) 

Dicke rock: Damar kayacı

Dickinsonia: Geç Prekabriyen yaşlı Avustralya’da bulunan bir Ediakara fosili

Dickinsonite: Dikinsonit (sulu asidik sodyum-magnanez-demir-kalsiyum-manezyum-fosfat minerali)

Dickite: Dikit (kaolinit kil grubuna ait bir kil minerali)

Dictyonema Flabelliforme: Graptolit türü  

Didymolite: Didimolit (kalsiyum-alüminyum-silikat minerali) 

Dielectric:Dielektrik

Dielectric constant: Dielektrik sabit 

Dietrichite: Diyetriçit/diyetrişit (sulu Zn-Fe-Mg-Al-sülfatı minerali) 

Dietzeite: Diyetzeyit (kalsiyumun iyodat ve kromatı)

Diffaraction pattern: Difraksiyon şekli; Kırınım şekli 

Differential: Diferansiyel; Farklı özelliği olan; Farklı

Differantial stress: Diferansiyel stres 

Differential settlement: Farklı oturma

Differential thermal analysis (DTA): Diferansiyel ısısal analiz; Diferansiyel termal analiz 

Diffusion: Yayınım; Difüzyon

Differentiated sill: Farklılaşmış sil 

Differentiated stock: Farklılaşmış stok 

Differentiation: Ayrımlaşma; Diferansiyasyon; Farklılaşma 

Diffraction spacing: Difraksiyon mesafesi; Kırınınım mesafesi 

Diffraction: Difraksiyon; Kırınım 

Diffuser: Yayıcı; Dökücü; Dağıtıcı; Difüzör

Diffusion: Dağılma; Difüzyon 

Dig: Kazmak; Sıyırmak

Digenite: Dijenit (bakır-sülfit minerali) 

Digestion: Çürüme; Sindirme; Çürütme

Digger: Kazıcı

Digital image: Sayısal görüntü; Dijital görüntü 

Digital number: Sayısal numara; Dijital numara 

Digital photogrammetry: Sayısal fotogrametri

Digitizer: Sayılaştırıcı

Digitizing: Sayısal hale getirme 

Dihedron: (Kristallerde) İki yüz

Dilatancy: Genleşim; Hacimsel genişleme

Dilatation: Genleşme; Dilasyon; Hacim değişimi; Dilatasyon

Dilatational wave: Genleşmeli dalga 

Dilatometer: Dilatometre; Genleşme ölçer

Dilution: Seyreltim; Seyreltme; Derişim

Dimension: Boyut; Ölçü

Direct: Doğrudan; Direk

Dimetrodon angelensis: K. Amerika alt Permiyen’inden bilinen büyük, gelişmiş, etçil bir sürüngen

Dimorphism: Dimorfizm (aynı kimyasal bileşiğin iki kristal sistemi halinde kristallenmesi) 

Dimorphite: Dimorfit (arsenik-sülfit minerali) 

Dinantian: Dinansiyen (Batı Avrupa’da alt Karbonifer’in alt-sistemi) 

Dinoflagellate: Dinoflagellatlar (tek hücreli ve boyca eşit olmayan iki kamçıya sahip alg sınıfı)

Dinophyceae: Dinofase (tek hücreli ve boyca eşit olmayan iki kamçıya sahip alg sınıfı)

Dinosaur: Dinozor

Diogenite: Diyojenit (akondritik taşsı bir meteorit) 

Dione: Diyon (Satürn IV kod adlı uydu)  

Diopside: Diyopsit (piroksen grubuna ait bir mineral) 

Dioptase: Diyoptaz (sulu bakır-silikat minerali) 

Dioptry device (veya diopric measurement device): Diyoptri aleti; Jeodezide dik açıların aplikasyonunda kullanılan, mimari gönye olarak da bilinen, kesik koni şeklinde bir kutuya benzeyen ölçüm aleti

Diorite: Diyorit (ortaç derinlik kayacı) 

Dip: Eğim; Dalım; Eğilmek; Eğilmiş bulunmak 

Dip fault: Eğim fayı

Dip joint: Eğim eklemi

Diplichnites: Hayvanların sürünürken yüzeyde bıraktıkları fosilleşmiş hayvan izi çeşidi

Diplocraterion: Organizmalarca kazılan U-şekilli oyuk

Diplograptids: Diplogratidler (Llanvirn’den en alt Siluriyen’e var olmuş olan graptolitlere ait bir familya)

Diploid: Diployid 

Diplopleurozoa: Nesli tükenmiş, sadece Kambriyen’den bilinen, Cnidaria dalına (filum) ait primitif sınıf

Diploporita: Sistoidlerin nesli tükenmiş bir sınıfı

Dipole: Dipol; İki kutup  

Dipping bed: Dalan tabaka; Eğimli tabaka

Dip-slip fault: Eğim-atımlı fay 

Dipyramid: Dipiramit 

Direct shear test: Doğrudan makaslama deneyi

Direction: Yön; Doğrultu

Discharge: Boşaltmak; Debi; Boşaltım

Discharge velocity: Filtre hızı

Discocyclinid: Ortofragminid foraminifer

Discoid: Disk-benzeri; Diskoid 

Disconformity: Uyumsuzluk

Discontinuity surface: Süreksizlik yüzeyi

Discontinuity: Süreksizlik

Discontinuous reaction series: Kesikli (süreksiz) reaksiyon serisi 

Discordance: Uyumsuzluk; Diskordans

Discordant: Diskordant; Uyumsuz

Discordant pluton: Uyumsuz plüton

Discrete: Belirli; Açıkça; Ayrık 

Discrete element: Ayrık eleman

Discrete phase: Ayrık faz

Disepiment: 1. Mercanlarda, küçük, yatay dom yapılı levhalardan biri ; 2. Graptolitlerde, bir dendroid kolonisi içinde yanyana bulunan dalları birbirine bağlayan kitinli maddenin oluşturduğu bir bağ

Disphenoid: İki sfenoidi içeren bir kristal şekli

Disharmonic fold: Disharmonik kıvrım; Simetri, şekil ve dalga boyunda keskin değişimler gösteren kıvrım 

Disinfection: Dezenfeksiyon

Disintegrate: Ayrışmak; Ufalanmak

Disintegration: Parçalanma; Parçalara ayrılma

Dislocation: Ayrılma; Kayma; Yerinden oynama; Yerinden çıkma

Dislodged slices: Kayaçtan ayrılmış kabuksu ince parçalar

Dismicrite: Dismikrit; Örselenmiş/bozulmuş mikrit 

Dispersion: Dağılma

Disphenoid: Disfenoid 

Displacement discontinuity: Yer değiştirme süreksizliği

Dispose: Ortadan kaldırma

Displacement: Yer değiştirme

Displacement pile: Sıkıştıran kazık

Disposable: Tek kullanmalık

Disposal: Tasfiye

Disseminated deposit: Dissemine yatak; Saçınımlı yatak 

Dissolve: Çözülme; Çözünme; Erime

Dissolved inorganic carbon: Çözünmüş organik karbon

Dissolved inorganic phosphorus: Çözünmüş organik fosfor

Dissolved organic matter: Çözünmüş organik madde

Dissolved oxygen: Çözünmüş oksijen

Distal: Kaynaktan oldukça uzakta bulanan çökelme alanı yada havzasına ait

Disten: Disten; Kiyanit

Distillation: Damıtma; Distilasyon

Distillation plant: Damıtma tesisi

Distortion: Biçim değiştirme; Çarpıklık/distorsiyon (bir tür aberasyon olup, görüntünün ölçeğinde bir noktadan başka bir noktaya farklılığa neden olur)

Distrubution: Dağılım

Distribution coefficient: Dağılım katsayısı 

Distributive fault: Dağıtımlı fay

Disturbed: Örselenmiş; Rahatsız edilmiş

Disturbed sample: Örselenmiş örnek

Ditomopyge: Paleozoik sonu itibari ile sönen trilobitlere ait bir grup

Divergence: Iraksaklık

Diversion dam: Saptırma bendi

Dixenite: Diksenit (sulu manganez-arsenit ve silikat) 

Diapirism: Diyapirizm 

Djerfisherite:Dijerfişerit (potasyum-bakır-demir-sülfit minerali) 

Dodecahedron: Dodekaeder 

Dogger: Doger (Orta Jura Dönemi’nin alternatif ismi)

Dolerite: Dolerit (mafik yarı-derinlik kayacı)

Dolerophanite: Dolerofanit (bazik bakır-sülfat minerali) 

Dolgellian: Dolgeliyen (Üst Kambriyen’in bir katı)

Doline: Dolin (büyük boyutlu karst yapısı)

Dololithite: Dololitit (detrital dolomit parçalarından oluşan dolomit)

Dolomite: Dolomit (Ca-Mg-karbonat minerali) 

Dolomitization: Dolomitleşme; Dolomitizasyon 

Domain: Alan; Saha

Dome: Dom; Doma; Kubbe

Domestic sewage: Evsel atık su

Domeykite: Domeykit (bakır-arsenat minerali) 

Domichnia: Yuva yapan organizmalar tarafından bırakılan izleri kapsayan fosil iz kategorisi

Dominian reef: Dominiyen resif 

Domite: Domit (hololökokrat trakiandezit) 

Domurtierite: Domurtiyerit (sillimanit grubuna ait alumina-borat- oksisilika minerali)

Donau/Günz Interglacial: Tuna/Günz Buzularası 

Dorogomilovskian: Doromilovskiyen; Kasimoviyen Dönemi’nde bir kat  

Dorsal: Bir organizmanın üst yüzeyine (sırta) doğru kısım; Omurgalılarda omurgaya yakın olan sırt tarafı; Ventralın zıttı 

Doctrine of descent: Evrim teorisi; Türlerin, ortamın şartları nedeniyle  

Dott Classification: Dott Sınıflaması 

Double acting hammer: Çift etkili tokmak/çekiç

Doubly polished thin section: Çift tarafı parlatılmış ince kesit

Douglasite: Douglazit (sulu potasyum-demir-klorür minerali)

Down hill: Tepe aşağı

Down slope: Yamaç aşağı

Downstream: Nehir aşağı; Dere boyu (akış yönünde); Akış aşağı

Downstream slope: Akış yönü (mansap) şevi

Downthrown: Aşağı inmiş; Düşmüş

Downthrown block: Düşmüş blok; Düşen blok

Drag: Sürüklemek

Drag fold: Sürüme kıvrım

Drain pipe: Drenaj borusu

Drainage: Drenaj; Ağaçlama 

Drainage basin: Su toplama havzası

Drainage network: Drenaj ağı 

Drainage pattern: Drenaj şekli 

Drainage retic: Belli bir alanda, belli süreli yağış yağışlarla belli süredeki akışlar arasındaki oran

Drained test: Drenajlı deney

Dravite: Dravit (turmalin minerali) 

Dresbachian: Dresbakiyen; K. Amerika Kroiksiyen Serisi’sinde Cambriyen’e ait bir kat 

Drill bit: Sondaj matkabı

Drill hole: Sondaj deliği

Drill pattern: Delik düzeni

Drillability: Delinebilirlik

Drilling: Delme; Sondaj

Drilling mud: Sondaj çamuru

Drilling pier: Sondaj ayağı; Sondaj payandası veya iskelesi

Drilling pressure: Delme basıncı

Drilling rate: Delme hızı

Drilling rig: Sondaj aleti

Drilling water: Sondaj suyu

Dripstone: Damlataşı 

Driven pile: Çakılan (hazır) kazık

Driving force: Hareket ettirici kuvvet; Kaydırıcı kuvvet

Driving moment: Deviren moment

Drop hammer: Serbest düşmeli tokmak

Drought: Kuraklık 

Drumlin: Drumlin 

Dry density: Kuru yoğunluk

Dry ice: Kuru buz 

Dry matter: Kuru madde; Kuru malzeme

Dry melt: Kuru eriyik 

Dry unit weight: Kuru birim hacim ağırlığı

Drying bed:  Kurutma yatağı

DTA: Diferansiyel Termal (Isısal) Analiz 

Ductile: Sünek

Ductile behavior: Kırılgan davranış; Gevrek davranış 

Ductility: Sünumlülük; Süneklik

Dufranoysite: Dufranoysit 

Dufrenite: Dufrenit (demir (III) fosfat minerali)

Duftite: Duftit (bazik kurşun-bakırın-arsenat minerali)

Dumontite: Dumontit (sulu uranium-kurşun-fosfat minerali) 

Dumortierite: Dumortiyerit

Dump site: Atık sahası; Yığın sahası; Döküm sahası

Dump: Yığın; Döküm; Atık

Dumping: Yığmak; Boşaltmak; Atmak

Dundasite: Dundasit (sulu bazik kurşun-alüminyum-karbonat minerali)

Dune: Kumul 

Dunham Classification: (Kireçtaşları için) Dunham Sınıflaması 

Dunite: Dünit (esas olarak olivinden oluşan, iri-kristalli bir kor kayaç)

Duntroonian: Duntroniyen (Y. Zelanda alt Tersiyer’inde bir kat) 

Duplexite: Dupleksit (sulu kalsiyum-berilyum-alüminosilikat minerali)

Durangite: Duranjit (sodyum-alüminyum-floroarsenat minerali)

Durain: Düren (kömür maseralı)

Durite: Dürit (%90’dan fazla mikrinitten oluşan kömür)

Dussertite: Dusertit (sulu bazik baryum-demir-arsenat minerali) 

Dust: Toz

Dutch cone test: Hollanda koni deneyi

Dyke: Dayk; İnjeksiyon damarı   

Dynamic consolidation: Derin kompaksiyon (dinamik konsolidasyon)

Dynamic formula: Dinamik kazık formülü

Dynamic geology: Dinamik jeoloji

Dynamic metamorphism: Dinamik metamorfizma 

Dyne: 1 g’lık bir kütleye sn’de 1 cm’lik ivme kazandıran kuvvet (Dyne c.g.s. birimler sisteminde bir kuvvet birimidir)

Dynomometamorphism: Dinamometamorfizma

Dysanalyte: Disanalit (perovskit minerali çeşidi)

Dyscrasite:Diskrazit (gümüş ve antimonun bir alaşımı)

Dysodont: Belli iki kavkılı organizmalarda bulunan, basit ve küçük diş içerenler diş yapısı çeşidi

Dysaerobic: 1 litre suda 0.1-1 ml çözünmüş oksijen içeren çökelme ortamı 

Dystrophic lakes: Distrofik göller; Çok düşük kireç ve yüksek humus içeriğine sahip, bu nedenle de kahverengi renkli suya sahip göller

 

 

E

E-layer: E-tabaksı; Yeryuvarı dış çekirdeğine karşılık gelen sismik kuşak  

Eamian: Eamiyen; K Avrupa’da bir buzul arası kat (100.00-70.000 yıl). Alplerin Riz/Vürm buzularasına eşit olabilir

Earlandite: Earlandit (sulu kalsiyum sitrat minerali)

Early: Erken 

Earth: Yeryuvarı; Toprak

Earth dam: Toprak (dolgu) baraj

Earth fill: Toprak dolgu

Earth pillar: Peribacası

Earth pressure at rest: Sükuneteki toprak basıncı

Earth pressure: Zemin basıncı; Toprak basıncı

Earth’s core: Yeryuvarı çekirdeği

Earth’s crust: Yeryuvarı kabuğu

Earthquake: Deprem

Earthquake energy: Deprem enerjisi 

Earthquake hazard mitigation: Deprem zararlarının azaltılması

Earthquake indensity: Deprem şiddeti 

Earthquake magnititude: Deprem büyüklüğü 

Earthquake mechanisms: Deprem mekanizmaları 

Earthquake prediction: Deprem tahmini; Ön kestirim

Earthquake-proof constructions: Depreme dayanıklı yapılar

Earthwatch: Yeryüzünün izlenmesi

East Pasific Rise: Doğu Pasifik Yükseltisi 

Eastern: Doğuya ait; Doğuda olan

Eastern Pontides: Doğu Pontidler

Eastonian: Eastoniyen  (Avustralya üst Ordovisyen’inde bir kat)  

Eastonite: Eastonit (bazik potasyum-magnezyum-alüminyum-silikat minerali)

Ebb tide: Ebb fazı; Cezir; İnik deniz 

Eburonian: Eburoniyen; K. Avrupa’da bir kat 

Ecardines: Brakiyopodların eklemsizler (inarticulata) sınıfı için kullanılan alternatif isim

Eccentrically loaded footing: Eksantirikyüklü temel

Eccentricity: Eksantrisite (eksantriklik); Dairesellikten uzaklık

Ecdemite: Ekdemit (kurşun-arsenik-oksiklorür minerali)

Echinodermata: Ekinodermler 

Echinoidea: Ekinoidler (suda serbest yaşayan ekinoderm sınıfı)

Eckermannite: Ekermanit (amfibol grubu bir mineral) 

Ecliptic: Ekliptik; Yeryuvarı’nın Güneş etrafındaki yörünge düzlemi 

Eclogite: Eklojit (çok nadir, iri-kristalli, bazalt kimyasal bileşimine benzer ancak belirgin nadir, parlak yeşil piroksen omfasit ve kırmızı almandin-pirop granat içeriğine sahip bir kor kayaç)

Eclogite facies: Eklojit fasiyesi 

Ecologic reef: Ekolojik resif

Ecology: Ekoloji

Economic Geology: Ekonomik Jeoloji 

Ecosphere: Ekosfer 

Ecostratigraphy: Ekostratigrafi 

Ecosystem: Ekosistem 

Ecotone: Ekoton

Ectoprocta: Bryzoanların ana alt filumu

Ectotherm: Ektoterm (vücut ısısı çok dar bir aralıkta değişen bir organizmalarda, vücut ısısının düzenlenmesi davranışsal yöntemlerle (ektoterm) gerçekleştirilir.

Edaphic: Edafik

Eddy:  Girdap; Anafor

Eddy diffusion: Girdap yayılması

Edenian: Edeniyen (K. Amerika alt Sinsinatiyen Ordovisyen’inde bir kat)  

Edges of crystal: Kristal kenarları

Ediacara: Ediakara (üst Proterozoik’te bir seri)

Ediacaran Fossils: Ediakara (Avustralya) Fosilleri 

Edingtonite: Edingtonit (sulu baryum-alüminosilikat minerali)

Effect: Etki; Tesir

Effective: Etkin; Efektif

Effective concentration: Etkin  konsantrasyon

Effective diameter: Efektif çap

Effective porosity: Etkin gözeneklilik 

Effective stress: Etkin gerilme; Etkin gerilim

Efflorescence : Çökeltilerin buharlaşmasıyla, kayaçların üzerinde oluşan toz benzeri çökel

Effluent: Akışkan atık

Effusion: Efüzyon

Effusive rocks: Efüzif kayaçlar

Eficiency: Verim; Verimlilik

Eglestonite: Eglestonit (civa-klorosit minerali) 

Egueite: Egueyit (kalsiyum ve demirin sulu bazik fosfat minerali)

Eifelian: Ayfeliyen (Orta Devoniyen Dönemi’nde bir çağ)  

Eigirine: Eygirin/eyjirin (piroksen grubuna ait bir mineral) 

Eildonian: Eyildoniyen (GD Avustralya orta Siluriyen’inde bir kat)  

Ejection: Fırlatma, Dışarı atma; Çıkarma; Çıkarılan şey; Fışkıran şey

Ejective folding: Etkin kıvrımlanma

Ekistics: Ekistik; İnsan yerleşimlerini inceleyen bilim dalı 

Ekman layer: Ekman tabakası

Ekology: Ekoloji

El Nino: Peryodik olarak Ekvatorun sahili boyunca güneye doğru akan bir sıcak su akıntısı

Elara: Jüpiter VII kod adlı uydu

Elastic constant: Elastik sabit 

Elastic deformation: Elastik deformasyon 

Elastic limit: Elastik limit; Elastik sınır

Elastic properties: Elastik özellikler

Elastic state of equilibrium: Elastik denge durumu

Elastic wave: Elastik dalga 

Elasticity: Elastisite; Esneklik

Elasto-plastic: Elasto-plastik

Elastoviscous behavior: Elastoviskoz davranış 

Elbaite: Elbait (bir turmalin grubu minerali) 

Electrical charge: Elektriksel yük 

Electrical conductivity: Elektriksel iletkenlik 

Electrodialysis: Elektrodiyaliz

Electrolyte: Elektrolit 

Electromagnetic methods: Elektromanyetik yöntemler 

Electromagnetic radiation: Elektromanyetik ışıma; Elektromanyetik radyasyon 

Electromagnetic spectrum: Elektromanyetik spektrum 

Electromagnetic wave: Elektromanyetik dalga

Electron: Elektron 

Electron capture: Elektron yakalama; Elektron tutma 

Electron capture detector: Elektron tutma detektörü

Electronegativity: Elektronegatiflik; Elektronegativite 

Electron-probe microanalyser (EPMA): Elektron-prob mikroanalizör 

Electropositive element: Elektropozitif element 

Electrostatic precipitator: Elektrostatik çöktürücü

Electrum: Elektrum; Altın ve gümüşün doğal alaşımı 

Elevation: Yükseklik/rakım

Ellsworthite: Elsvortit

Elongation: Uzama

Elpidite: Elpidit 

Elsterian: Elsteriyen (K. Avrupa’da bir buzul devri)

Elutriation: Yıkayarak tasviye

Eluvial deposit: Elüviyal yatak; Elüviyal çökel; Cevher minerallerinin taşınmaksızın köken kaya üzerinde kalıntı şeklinde birikmesi ile oluşan yatak  

Eluvium: Elüviyum; Kayaçların parçalanmasıyla bulunduğu yerde oluşmuş ve bazı bileşenleri cözünüp ortamdan ayrıldıktan sonar kalıntı olarak oluşmuş toprak 

Emanation deposit: Yeryuvarı yüzeyinde magma gazlarından çökelen cevher

Embankment: Set; Bend; Toprak set

Embolite: Embolit (nabit gümüş-klorür ve gümüş-bromür)

Emergence: Ortaya çıkma; Yüzeye çıkma; Deniz dibinin su üstüne çıkması 

Emergence angle: Çıkış açısı; Deprem dalgasının yeryüzü ile yaptığı açı

Emission: Yayma; Salım; Emisyon

Emission factor: Emisyon etkeni; Emisyon factorü

Emission inventory: Emisyon envanteri

Emission standard: Emisyon standardı

Emory and Clovan Classification: Embry ve Clovan Sınıflaması 

Empirical: Görgul; Ampirik; Deneysel

Emplacement: Yerleşme

EMR: Elektromanyetik Işıma

Emulsion: Emülsiyon

En échelon: Basamak-benzeri dizilme

En échelon folds: Aralıklı ve aşamalı kıvrımlar

En échelon structure: Aralıklı ve aşamalı yapı 

Enargite: Enarjit (bakır-arsenik-sülfit minerali) 

Enceladus: Enseladus; Satürn’ün Satürn II kod adlı uydusu 

Encke: Güneş sisteminde bulunan bir kuyruklu yıldız

End bearing pile: Uç kazığı

End moraine: Son moren; Moren sonu

End wall: Kenar şevi; Nihai şev

Endangered species: Nesli tükenen türler; Tehdit altındaki türler

Endellite: Endelit (haloysitin daha sulu bir şekli ve eş anlamlısıdır)

Endemic: Endemik (bir bölgeye veya gruba özgü)

Endichnia: Sedimanter yapının (katman yada çökel) içine yapılan oyuk şeklindeki iz fosiller

Endogenic energy: Endojenik enerji

Endogenous: Endojen (Yeryuvarı’nın içinde geçen veya içinden kaynaklanan)

Endogenous dome: Endojen dom 

Endogenous respiration: İç solunum

Endotherm: Vücut ısısının dar aralıkta değişmesini düzenley iç mekanizma 

Endolith: Endolit 

Endomorphism: İç-başkalaşım; İçbaşkalaşım; Komşu kayaç parçalarının asimilasyonu yada kayaç çeperi etkisi ile sokulum yapan kayaçta oluşan başkalaşma 

Endopunctate: İç-noktalı; Endopunktat 

Endoskeleton: İç-iskelet 

Endothermic: Endotermik; Oluşması için enerji gereken tepkimelere ait  

Endrin: Endrin

Energy conservation: Enerjinin korunması

Energy conversion: Enerji dönüşümü

Engineering Geology: Mühendislik Jeolojisi

Englishite: Englişit (sulu bazik potasyum-kalsiyum-alüminyum-fosfat minerali) 

Enigmatite: Enigmatit (sodium-demir-titanyum-silikat minerali)

Enrichment factor: Zenginleşme etkeni

Ensialic geosyncline: Jeosenklinal prizması sialik bir kabuk üzerinde biriken ve klastikler içeren jeosenklinal 

Ensimatic geosyncline: Jeosenklinal prizması simatik bir kabuk üzerinde biriken ve çoğunlukla volkanik veya volkanitlerin sedimentlerini içeren jeosenklinal  

Ensimatic arc : Ensimatik (volkanik) yay; Simatik bir kabuk üzerinde oluşan volkanik yay

Enstatite: Enstatit 

Entalphy: Entalpi 

Entisols: Entisollar 

Entoprocta: Entopraktlar; Tatlı su bryzoanlarına ait alt filum

Entrenched meander: Gömülü menderes 

Entropy: Entropi; Termodinamikte bir sistemin düzensizliğinin ölçüsü  

Entry: Giriş

Envelope: Zarf

Environment: Ortam; Çevre

Environment protection: Çevre koruma

Environment quality objective: Çevre kalite amacı

Environmental: Çeyreye ait; Ortamla ilişkili

Environmental analysis: Çevre analizi

Environmental assessment: Çevre değerlendirmesi

Environmental concentration: Çevresel yoğunlaşma

Environmental Engineering: Çevre Mühendisliği

Environmental Geology: Çevre Jeolojisi 

Environmental geotechnics: Çevre jeotektoniği

Environmental impact assessment: Çevresel etki değerlendirmesi

Environmental impact statement: Çevresel etki raporu

Environmental impairment liability: Çevre bozulmasına karşı sorumluluk

Environmental management: Çevre yönetimi

Environmental protection agency : Çevre koruma ajansı

Environmental quality objective: Çevre kalite hedefi

Environmental quality standard: Çevre kalite standardı

Environmentally sensitive area: Çevre yönünden duyarlı alan

Environment-friendly: Çevre ile dost

Enzyme: Enzim

Eocene: Eosen (Tersiyer’de Paleosen-Oligosen arası dönem)

Eocrinoidae: Eokrinodler (alt Kambriyen’den orta Siluriye’e  kadar bulunan, nesli tükenmiş, sistoid-benzeri ekonoderm sınıfı)

Eogenetic: Öjenetik; Henüz oluşmuş sediment veya kayacın son çökelme ve gömülme safhaları arasındaki süreçte oluşan 

Eolian environment: Eoliyen ortamı

Eonothem: Eonotem 

Eosphorite: Eosforit 

Epeiric sea: Epirik deniz; Epikontinental deniz; Kıta içlerine kadar uzanan sığ deniz  

Epeirogenesis: Epirojenez; Karasal yada denizel alanların büyük ölçekli aşağı-yukarı doğru hareketi  

Epi- :Yunanca “epi” (üzerinde, ilâveten veya yukarısında) kelimesinden türetilen önek

Epibol (peak zone; acmezone): Pik zonu; Bir veya daha fazla taksonun relatif bolluklarının belirgin bir hal almasıyla belirlenen kaya topluluğu

Epicenter: Merkezüssü; Episantır

Epicentral area: Merkezüssel alan

Epichnia: Sedimanter yapının (katman yada çökel) yüzeyinde yapılan oyuk yada sırt şeklindeki iz fosiller

Epiclast: Epiklast 

Epicontinental sea: Epirik deniz; Epikontinental deniz; Kıta içlerine kadar uzanan sığ deniz  

Epicratonic: Epikrotonik; Kratonun yüzeyinde etkin olan işlemler yada bunların ürünlerine ait  

Epidemiology: Epidemioloji; Topluluklardaki hastalıkların sıklığı ve yaygınlığını konu edinen tıp bilmi

Epidiorite : Epidiyorit (daneli metamorfik kayaç olup, bazik bir kor kayaçtan türemiştir ve diyorit minerallerini yani hornblend ve ortaç plajiyoklazı içerir)

Epidosite: Epidosit (epidot ve kuvarstan oluşan nadir bir metamorfik kayaç)

Epidote: Epidot; Pistasit (epidot grubunun ana minerali)

Epigenetic: Epijenetik; İçerildiği kayaçtan (hazne kayaç) sonra oluşan oluşumlarla ilgili  

Epigenetic ore deposit: Epijenetik cevher yatağı

Epigenite: Epijenit (bakır-demir-arsenik-sülfit minerali)

Epilimnion: Epilimniyon (yazları sıcaklık tabakalanması gösteren göllerde üst, ılık ve karışan zon)

Epimetheus: Epimetös (Satürn XI kod adlı uydu)

Epirogeny: Epirojeni; Karaoluşumu; Geniş alanları etkileyen, yükselim ve açılım (havza oluşumu) içeren, uzun süreli yerkabuğu haraketleri 

Epistilbite: Epistilbit (zeolit grubu bir mineral)

Episyenite: Episiyenit (altere diyorit ve gabro) 

Epitaxy: Epitaksi 

Epithermal: Epitermal 

Epizone: Üstkuşak (metamorfik kayaçların oluştuğu en üst kuşak)

Epoch: Dönem; Devre; Epok 

Epsomite: Epsomit 

Equal-area net: Eşit-alan ağı 

Equal-area projection: Eşit alanlı izdüşüm

Equant: Eni-boyu aynı; Ekuant

Equation: Eşitlik; Denklem

Equation of state: Hal denklemi; Durum denklemi

Equigranular texture: Eş dane boylu-danesel doku 

Equilibrium: Denge

Equilibrium population: Dengeli nüfus

Equipment: Donanım; Ekipman

Equipotential line: Eşpotansiyel çizgisi

Equivalence: Denklik; Eşdeğerlik

Equivalent point load:  Eşdeğer tekil yük

Era: Birden fazla devirden oluşan jeolojik zaman birimi

Erathem: Eratem 

Erian: Eriyen; K. Amerika orta Devoniyen’inde bir seri  

Erinite: Erinit (bazik bakır-arsenat minerali)

Erionite: Eriyonit (zeolit grubuna ait bir şabazit minerali)

Eritosiderite: Eritosiderit (sulu potasyum-demir-klorür minerali)

Eros: Güneş sisteminde bulunan bir asteroid

Erosion: Aşınma; Erozyon 

Erosion columns: Peribacaları

Erosion surface: Erozyon yüzeyi 

Erratic boulder: Orijinal yerinden buzullarla taşınıp bulundukları yere getirilmiş olan yabancı kaya parçaları/blokları

Error: Hata 

Eruption: Püskürme (volkanik)

Eruption center: Püskürme merkezi

Eruptive rock: Erüptif kayaç; Püskürük kayaç 

Erythrine: Eritrin (kobalt ve nikelin birincil minerallerinin oksidasyonu ürünü)

Erythrite: Eritrit (eritrin)

Eschynite: Eşinit (selenyum-titanyum ve diğer metallerin nadir oksit minerali) 

Eskebornite: Eskebornit (bakır ve demir-selenitten oluşan bir mineral)

Esker: Esker

Essential mineral: Elzem mineral; Esas mineral 

Essexite: Eseksit (bir tür alkali gabro) 

Estuary: Haliç 

Etching figures: Dağlama şekilleri

Ethane: Etan 

Ettringite: Etrinjit 

Eubacteria: Öbakteriler; Gerçek bakterileri içeren bakteri alemi  

Eucaryota: Bitkiler, mantarlar ve hayvanlar gibi gerçek ökaryotik alemleri kapsayan alan

Eucrite: Ökritler; Bazaltik bileşimli meteorit çeşidi

Euechinoidea: Deniz-kestanelerinin (ekinoidler) bir alt-sınıfı

Eugeosyncline: Öjeosenklinal; Jeosenklinalin bir parçası olup volkanizma ve plütonizma varlığı ile karekteristiktir

Euhaline water: Öhalin su; %1.65-2.2 arası klor içeren tuzluluk kuşağı   

Euhedral: Öhedral; İdiyomorfik; Öz şekilli

Euler pole: Euler kutbu; Levha tektoniğinde levha hareketlerinin çalışılmasında kullanılan teorik bir dönme kutbu

Eulite: Ölit; Ortopiroksen minerali

Euparkeria: İki-ayaklı tekodont diş yapısına sahip bir sürüngen

Euphotic zone: Işık alan su tabakası ; Öfotik kuşak

Eurasian Plate: Avrasya Levhası 

Europa: Jüpiter II kod adlı uydu

Europe: Avrupa (kıta)

Europium anomaly: Öropiyum anomalisi  

Euryapsida: Öryapsidler; Bir sürüngen türü

Euryhaline: Geniş bir tuzluluk aralığını tolere edebilen

Eurythermal: Geniş bir sıcaklık aralığını tolere edebilen

Eurytopic: Değişik faktörleerin değişimini tolere edebilen

Eustasy: Östazi; Tektonik hareketler yada buzullarla alakalı olarak gelişen, deniz seviyesinde küresel (global) değişimler

Eustatic movements: Östatik hareketler; Yükselme alçalma hareketleri; Karaları etkileyen deniz yüzeyindeki alçalma ve yükselmeler

Eutrophication: Ötrofikasyon

Evaporation pond: Buharlaşma havuzu

Evaporite: Evaporit 

Evapotranspiration: Su kaybı; Buharlaşma-terleme

Evjite: Evjit (bir tür hornblend gabro)

Evolution: Evrim 

Evonsite: Evonsit (sulu bazik alüminyum-fosfat minerali)

Excavation: Kazı

Excess: Aşırı

Exchange capacity: Değişim kapasitesi 

Excitation: Uyarılma; Uyarma; Heyecanlandırma; Eksitasyon 

Exfoliation: Eksfoliasyon; Soğan kabuğu gibi soyulma; Yaprak yaprak (pul pul) dökülme

Exhalation: Eksalasyon; Aktif volkanik sahalardan buhar yada gazların çıkması

Exinite: Eksinit (kömür maseral grubu)

Exomorphism: Eksomorfizma (kontak başkalaşması)

Exoskeleton: Dış iskelet 

Exotic: Ekzotik (yabancı, havza dışından kaynaklanan/gelen)

Expansion: Genişleme

Expencive soil: Şişen zemin

Experimental Petrology: Deneysel Petroloji 

Explicit: Belirtik; Açık şekilde

Exploration: Arama

Explosion: Patlama

Explosive: Patlayıcı

Explosive charge: Patlayıcı yükü

Exponential: Üstel

Exposed rock: Açığa çıkmış kayaç; Mostra veren kayaç

Exposure: Teşhir olma; Mostra; Çıkma

Exsolution: Eksolüsyon; Kusma yapısı 

Extension: Uzama; Esneme

Extensometer: Uzama/kısalma ölçer; Ekstansometre

External forces: Dış kuvvetler

External mould: Dış kalıp

Externalities: Dışsallıklar

Extinct species: Nesli tükenmiş tür

Extinct volcano: Sönmüş volkan

Extinction: Sönme; Nesli tükenme; Yok olma; Ortadan (sürekli olarak) kalkma; Ekstinksiyon 

Extraclast: Ekstraklast; Çökelme ortamına dışarıdan gelen kırıntı

Extraction: Çıkarma; Öz; Belli elementlerin kayaçlardan eriyiklerce alınması

Extraordinary ray: Ekstraordiner ışın 

Extrapolation: Dışdeğerbiçim; Ekstrapolasyon

Extrusion: Ekstrüzyon; Püskürme 

Extrusive: Ekstrüsif; Püskürük 

Extrusive rocks: Püskürük kayaç; Volkanik kayaç

Exundation: Deniz tabanının yükselerek kara haline gelmesi

 

 

F

F-layer: F-tabakası; Sıvı dış çekirdek ile katı iç çekirdek arasında geçiş zonuna karşılık gelen sismik zon 

Fabric: Fabrik; Doku; Yapı; Kumaş

Fabric analysis: Doku analizi; Fabrik analizi 

Fabric axis: Fabrik ekseni

Fabric element: Fabrik elemanı

Fabric filter: Bez filtre

Fabrosaurus australis: Kaydedilen en yaşlı dinozorlardan biri

Face: Ayna; Ayak; Yüz

Face gradient: Ayna eğimi; Ayna gradyanı

Face length: Ayna uzunluğu

Facies: Fasiyes

Facies fossil: Fasiyes fosili 

Facies of border: Sınır fasıyesi

Factor of safety: Güvenlik katsayısı

Facultative bacteria: Uyumlu bakteriler

Faecal coliform organisms: Dışkı organizmaları

Faecal pellet: Fekal pellet 

Failure: Kopma; Kırılma; Yenilme

Failure criterion: Yenilme ölçütü; Yenilme kriteri

Failure envelope: Yenilme zarfı

Fairchildite: Fairçildit (potasyum-kalsiyum-karbonat minerali)

Fall: Düşme; Göçme

Falling head permeability test: Düşen seviyeli geçirimlilik deneyi

Falling velocity: Düşme hızı

Fallout: Serpinti

Falls: (Meteorit) Düşmeler 

False cleavage: Aldatıcı dilinim

Famennian: Fameniyen (Avrupa üst Devoniyen’inde bir kat) 

Family: Familya; Aile 

Famitinite: Famitinit (Cu-Sb-sülfit minerali) 

Fan fold: Yelpaze kıvrım

Fan scarp: Yelpaze şevi

Fanglomerate: Yelpaze çakıltaşı; Yelpazetaşı; Fanglomera 

Farallon Plate: Faralon Levhası 

Farringtonite: Faringtonit 

Fatique: Yorulma

Fatigue test: Yorulma deneyi

Faujasite: Fojasit (sodalit grubunda bir zeolit minerali)

Fault: Fay

Fault block:  Fay bloğu 

Fault breccia: Fay breşi 

Fault deflection: Fay itmesi

Fault direction: Fay doğrultusu 

Fault gauge: Fay pastası; Fay kili

Fault groove: Fay kertiği 

Fault hadding against the dip: Tabaka eğimine dik fay

Fault junction: Fay kavşağı

Fault line: Fay hattı; Fay çizgisi

Fault plane: Fay düzlemi

Fault scarp: Fay şevi

Fault scratches:  Fay çiziği

Fault trough: Fay teknesi; Fay çanağı 

Fault throw: Fay atımı 

Fault trap: Fay kapanı 

Fault zone: Fay zonu; Fay kuşağı  

Fault-dam spring: Fay-barajı gözesi

Faulted area: Faylı alan

Fauna: Fauna

Faunal province: Faunal provins; Faunal bölge 

Fayalite: Fayalit (Fe-olivin)

Feather joints: Tüy eklemler

Feather ore: Kuş-tüyü cevheri; Feder cevher 

Fecundity: Doğurganlık

Federov stereographic net: Federov stereografik ağı 

Feedback: Geribeslenim

Feeder road: Yan yol

Feibergite: Freiberjit (gümüş-zengini tetraedrit)

Feldispathic graywacke: Feldipastik grovak 

Feldispathic vake: Feldispatik vake 

Feldispathoid: Feldispatoyit 

Feldspars: Feldispatlar 

Feldspats: Feldispatlar

Felidae: Felidler; Etçiller

Feliformia: Feliformlar (kedi-benzeri hayvanlar)

Felsic: Felsik (açık renkli kor minerallere ve bu minerallerce zengin kor kayaçlara uygulanan bir terim) 

Felsite: Felsit (çok açık renkli, fenokristalli veya fenokristalsiz, afanitik bir kayaç) 

Felsitic texture: Felsitik doku 

Felsobanyaite: Felsobanyait (sulu bazik Al-sülfat minerali) 

Femanitite: Femanitit (bakır-antimon-sülfit minerali)

Femic: Femik (bir kayaç içerisindeki normatif ferromagnezyen mineralleri tariflemek için nadiren kullanılan bir terim)

Femtoplankton: 0.02-0.2 µm arası boyuta sahip denizel planktonik organizmalar   

Fence diagram: Fens diyagramı; Panel diyagram  

Fenestrae: Fenestra 

Fenestral fabric: Fenestral doku 

Fenestral porosity: Fenestral porozite/gözeneklilik

Fenite: Fenit (sodyumca zengin, metazomatik, ortoklaz-nefelin-arfvedsonit-ojit içeren ve karbonatit sokulumlarının etrafında gelişen bir kayaç) 

Fenitization: Fenitleşme; Fenitizasyon 

Fennoscandian Border Zone: Fenoskandiyen Sınır Zonu 

Feral: Feral; Yabani koşullarda yaşıyan hayvanlar yada bitkiler 

Ferberite: Ferberit (demir-tungstat minerali)

Ferghanite: Ferganit (sulu uranyum-vanadat minerali)

Fergusonite: Fergusonit (nadir toprak elementleri içeren oksit minerali)

Fermentation: Fermantasyon

Fermonite: Fermonit (kalsiyum-stronsiyumun-arsenat-fosfat-florür minerali)

Fernandinite: Fermandinit (sulu kalsiyum-vanadil-vanadat minerali) 

Ferric: Ferrik; Demir-III  

Ferrierite: Feriyerit (bir zeolit minerali)

Ferrimolybdite: Ferrimolibdit (sulu ferrik molibdat minerali) 

Ferrinatrite: Ferrinatrit (sulu sodyum-demir-sülfat minerali)

Ferrisicklerite: Ferrisiklerit (lityum-demir-manganez-fosfat minerali)

Ferritungstite: Ferritungstit (sulu bazik demir(III)-tungstat minerali) 

Ferro-: Kor kayaçlarda yüksek demir içeriğini (Fe-içeren mineraller veya bütün-kaya içeriği olarak) gösteren önek

Ferroactinolite: Ferroaktinolit (amfibol grubunda bir mineral)

Ferroaugite: Ferroojit (Fe-zengini ojit)

Ferrodolomite: Ferrodolomit (kalsiyum-demir-karbonat minerali) 

Ferrohastingsite: Ferrohastingzit (sodyumlu demirce zengin bir hornblend türü)

Ferromagnesian minerals: Ferromagnezyen mineral 

Ferromagnetism: Ferromanyetizma 

Ferrosilite: Ferrosilit 

Ferrous: Ferrüs; Demir-II 

Ferruccite: Ferüksit (sodyum-flüoborat minerali) 

Fersmanite: Fersmanit (kalsiyum-kolumbiyumun-seryum-titanyum-oksiflorür minerali) 

Fertilizer: Gübre

Fervanite: Fervanit 

Festiniogian: Festiniyogiyen (Mantvrogiyen’in yerel ismi) 

Fibre: Lif

Fiber-reinforced: Liflerle güçlendirilmiş

Fibriolite: Fibriyolit (silimanitin alternative ismi)

Fibroferrite: Fibroferrit (sulu bazik ferrik (demir III)-sülfat minerali) 

Fibrolite: Fibrolit (silimanitin alternative ismi)  

Fiedlerite: Fiyedlerit (kurşun-hidroksiklorür minerali) 

Field: Alan; Arazi; Saha

Field geologist: Saha jeoloğu

Field Geology: Saha Jeolojisi

Field observation: Saha gözlemleri

Field test: Arazi deneyi

Field reversal: Alan ters-dönmesi 

Fill: Dolgu

Fill slopes: Dolgu şevleri

Filling: Dolgu; Diş dolgusu

Fillowite: Filovit (sulu asit sodyum-manganez-demir-kalsiyum-fosfat minerali)

Film: İnce zar; Film

Filon-kuşe: Katman-damar

Filter: Filtre

Filtration: Filtrasyon

Filtration: Süzme ; Filtrasyon

Fine: İnce; İyi

Fine-grained soil: İnce-daneli zemin

Fines: İnce kısım

Finite element method: Sonlu elemanlar yöntemi

Firm rock: Sağlam kayaç; Sıkı kayaç

Fissure: Yarık; Fisür

Fıssured clay: Fisürlü kil; İnce çatlaklı kil

Fıssured rock: Fisürlü kaya; İnce-çatlaklı kayaç

Flameproof: Alev sızdırmaz; Aleve dayanıklı

Flexibility: Esneklik; Bükülgenlik

Flocculate: Topaklanmak

Floor: Taban

Floor heave: Taban kabarması

Flow chart: Akış şeması

Flow net: Akış ağı

Flow rate: Akış hızı

Fluidity: Akışkanlık

Fluid pressure: Akışkan basıncı

Fold: Kıvrım

Foliation: Foliasyon; Yapraklanma

Footing: Temel

Footwall: Taban kayacı

Final cover: Nihai örtü

Fine analyses: İnce elek çözümlemesi

Fine sand: İnce kum

Fine-grained: İnce-daneli 

Fingerlakian: Fingerlakiyen (Senekan serisinde bir kat)

Finite element: Sonlu eleman

Finite slope: Sonlu şev

Finnemanite: Finemanit (kurşun-klorür-arsenat minerali) 

Fiord (veya Fjord): Fiyord 

Fire assay: Ateş tahlili 

Fire opal: Ateş opal 

Fireclay: Ateş kili 

Firn limit: Buzkar/buzulkar sınırı 

Firn line: Buzkar/buzulkar hattı 

Firn (veya névé): Buzkar/buzulkar 

Fissility: Dilinme 

Fission: Fizyon 

Fission-track dating: Fizyon-izi yaş tayini 

Fissure: Yarık; Fisür

Fissure eruption: Fisür (volkanik) püskürmesi; Yarık püskürmesi 

Fissure vein: Fisür damar

Fissure volcano: Fissür volkanı; Yarık volkanı  

Fizelyite: Fizelyit (kurşun-gümüş-antimon-sülfit minerali)

Flach: Yayvan

Flack: Kayaçtan ayrılmış kabuksu pul-benzeri ince parçalar

Flaggy: Tabakaları düz, sert, ince plaka şeklinde olan kayaç, çoğunlukla da kumtaşı veya kireçtaşı

Flajolotite: Flajolotit (sulu demir-antimonat minerali) 

Flame coal: Alevli kömür; Yaklaşık %40’tan daha fazla uçucu bileşen içeren kömür  

Flame photometry: Alev fotometrisi 

Flame spectrometry: Alev spektrometrisi 

Flammable: Yanabilen; Tutuşan; Alev alan

Flandrian: Flandriyen; Günümüzü de kapsayan buzularası süreç 

Flank: Antiklinal ve senkinallerde kanatlar; Yan taraf

Flaser gneiss: Flaser gnays 

Flaser rock: Flaser kayaç 

Flat: Düz; Yayvan

Flat jack test: Yassı veren deneyi

Flexible: Esnek

Flexural slip fold: Eğilti atımlı fay

Flexure: Büklüm; Eğilti; Tabakalarda rastlanan tek yanlı kıvrım; Monoklinal kıvrım

Flinkite: Flinkit (bazik manganez-arsenat minerali)

Flinn Diagram: Flinn Diyagramı 

Flint: Çakmaktaşı 

Floating booms: Yüzer setler

Floating caisson: Yüzen keson

Floc: Atık içerisinde biyolojik veya kimyasal etkinlikle katıların oluşturduğu yumak

Flocculation: Topaklanma; Yumaklaştırma

Flood: Taşkın

Flood control: Taşkın denetimi

Flood plain management: Taşkın alanı yönetimi

Flood plain:  Taşkın alanı

Floor area ration: Taban alanı katsayısı

Flora: Flora; Verilen bir alan için bütün bitkileri kapsayan alem

Florencite: Florensit (seryum ve alüminyumun bazik fosfat minerali) 

Flotation: Flotasyon; Yüzdürme

Flotation separation: Flotasyon(la) ayırma; Yüzdür(meyle) ayırma  

Fluoborite ([Mg3(BO3)(F,OH)3]; nocerite): Flüoborit veya noserit

Flow banding structure: Akma bantı yapısı 

Flow banding texture: Akma bantı doku 

Flow channel: Akım kanalı

Flow curve: Akma eğrisi

Flow fold: Akma kıvrımı

Flow index: Akma indeksi

Flow line: Akım çizgisi

Flow net: Akım ağı

Flow structure: Akma yapısı

Flow through: Akım yönü; Akım doğrultusu

Flowage fold: Akış kıvrımı

Flue gas: Baca gazı

Flue gas desulfurization: Baca-gazının kükürtünün alınması

Fluellite: Flüellit 

Fluidized bed combustion: Akışkan yatak yanması

Fluidized bed: Akışkan yatak

Fluoborite: Flüoborit 

Fluocerite: Flüoserit 

Fluorapatite: Flüorapatit 

Fluorescence: Flüoresans 

Fluorides: Floritler

Fluorine: Flor

Fluorine dating: Flor yaş tayini 

Fluorite: Flüorit 

Flute mark: Kaval iz; Flüt izi; Dil-şekilli iz 

Flute moraine: Flüt moren; Dil-şekilli moren 

Fluvial: Flüviyal; Nehre ait; Nehirle ilişkili 

Fluvial environment: Nehirle ilişkili ortam; Nehir yatakları ve sellenme ortamı

Fluvioglacial deposit: Buzulların erimesiyle oluşan sularla çökelerek birikmiş çökeller

Fly ash: Uçucu kül

Flysch: Fliş 

Fodinichia: Organizmaların besin ararken geriye bıraktıkları fosilleşmiş izler 

Fog: Sis

Fogging: Sislendirme

Foid: Foyid (feldispatoid terimin kısaltılmış hali) 

Foidolite: Foyidolit (feldispatoidlerin miktarı kayaçta %60’ı geçerse, kayaç “foyidolit” olarak adlandırılır) 

Fold: Kıvrım

Fold and thrust belt: Kıvrım ve itki kuşağı 

Fold angle: Kıvrım açısı 

Fold axis: Kıvrım ekseni 

Fold belt: Kıvrım kuşağı 

Fold limb: Kıvrım kanadı 

Fold nappe: Kıvrım napı

Folding: Kıvrımlanma

Foliation: Foliasyon; Yapraklanma

Folk Limestone Classification: Folk Kireçtaşı Sınıflaması

Fonglomerate: Fonglomera

Food additives: Gıda katkı maddeleri

Food chain: Besin zinciri

Food web: Besin ağı

Fool’s gold: Ahmak altını; Pirit

Foot: Ayak; Bir uzunluk birimi (A.B.D.’de 1866’dan beri kullanılan bir uzunluk birimi olup yard’ın 1/3’üne ve metrenin tam olarak 1200/3937 (0.3048)’ine eşittir)

Footing depth:  Temel derinliği

Footing width:  Temel genişliği

Footing: Temel

Footprint: Ayak izi

Footwall: Taban duvarı

Foram: Foraminiferidler

Foramen: Gözenek yada boşluk

Foraminiferida: Foraminiferidler (bir protozoa ordosu)

Foramol: Foramol (bryzoa, foraminiferid, kırmızı alg ve molüsklerin oluşturduğu birlik)

Forams: Foraminiferidler

Forbesite: Forbesit (sulu asidik nikel-kobalt-arsenat minerali)

Force: Kuvvet

Forced: Zorlanmış

Formula: Formül; İlinti; Bağıntı

Foredeep: Ön çukur

Foreland: Ön bölge; Ön ülke

Forestry: Ormancılık

Formanite: Formanit (uranyum, zirkonyum, toryum, kalsiyum, tantal ve niyobyum ile bazı nadir toprak elementlerini içeren bir oksit minerali)  

Formation: Formasyon 

Forsterite: Forsterit (Mg-olivin) 

Fortsch Discontinuity: Fortsch Süreksizliği (üst kıtasal kabuk içinde, 8-11 km derinlikte bulunan bir düzensiz sismik süreksizlik)

Foshagite: Foşajit (bazik sulu kalsiyum-silikat minerali) 

Fossil: Fosil

Fossil fuel: Fosil yakıt 

Fossil fuel plant: Termik santral; Fosil yakıt santralı

Fossil ore: Fosil cevher 

Fossiliferous micrite: Fosilli mikrit 

Fossilization: Fosilleşme 

Fouling: Denizel kirlilik

Foundation: Temel

Foundation soil: Temel zemini

Foundation coefficient: Temel katsayısı

Fourchite: Forçit/forşit (bir tür alkali lamprofir)

Fourmarierite: Formariyerit 

Fractal: Fraktal; Benzer daha küçük elemanların oluşturduğu şekil

Fracture: Çatlak; Kırık

Fracture frequency: Çatlak sıklığı

Fracture mechanics: Çatlak mekaniği

Fractured rock: Çatlaklı kayaç; Çatlak kayaç

Fragmentation: Ufalanma; Parçalanma

Free-air correction: Serbest-hava düzeltmesi (bir P noktasında gözlenen gravite değerinden serbest-hava gravite düzeltmesi ve eş-potansiyel elipsoidi üzerindeki normal gravite değerinin çıkartılması ile elde edilen miktar)

Friable: Gevrek; Kırılgan

Friction: Sürtünme

Fractional crystallization: Fraksiyonel kristallenme; Kesirli kristallenme 

Fractionation: Bölümlenme; Kesirli hal alma; Farklılaşma

Fracture cleavage: Çatlak dilinimi 

Fracture frequency: Çatlak sıklığı

Fracture initiation: Çatlak başlangıcı

Fracture porosity: Kırık porozitesi 

Fracture spacing index: Çatlak-aralık indeksi 

Fracture spring: Çatlak gözesi

Fragmental texture: Kırıntılı doku 

Framboid:  Framboyid 

Framestone: Çatıtaşı 

Francolite: Frankolit 

Franconian: Frankoniyen (K.Amerika Kroiksiyen serisi Kambriyen’inde bir kat)

Franklinite: Franklinit (spinel grubunda bulunan bir mineral)

Frasian: Fraziyen (geç Devaniyen Döneminde bir çağ) 

Frasnian: Frazniyen (geç Devoniyen Dönemi’nde bir çağ) 

Free water level: Serbest su yüksekliği

Freieslebenite: Freyizlebenit (kurşun-gümüş-antimon-sülfit minerali)

Freirinite: Freyirinit (sulu bazik sodyum-bakır-arsenat minerali)

Freon: Freon; Yaygın olarak soğutucu gaz olarak kullanılan klorofluoro-karbon

Frequency: Frekans; Sıklık 

Freshwater bodies: Tatlı su kaynakları

Friction: Sürtünme

Friction angle: Sürtünme açışı

Friction loss: Sürtünme kaybı

Friction pile: Sürtünmeli kazık

Frictional force: Sürtünme kuvveti

Frictional prop: Sürtünmeli direk

Friedelite: Friedelit (sulu manganez-silikat-klorür minerali)

Frohbergite: Frohberjit (demir-tellürit minerali)

Frondelite: Frondelit (bazik manganez-demir-fosfat minerali)

Front (head): Cephe; Baş

Frost: Don 

Frost action: Don etkisi

Frost depth: Don(ma) derinliği

Frost heave: Don kabarması

Frost index: Donma indeksi

Frost resistance: Dona karşı dayanım

Frost weathering: Don ayrışması

Frustula: Diyatomda bulunan silika çeperi

Fuel additives: Yakıt katkıları

Fugacity: Fügâsite (bir gazın genişleme veya kaçma eğiliminin bir ölçüsüdür) 

Fumarole: Fümarol; Tüten 

Fumes: Duman

Fumigant: Gaz dezenfektan

Function: İşlev; Fonksiyon

Functional: İşlevsel; Fonksiyonel

Fungi: Mantarlar

Furrow: Karık; Kertik

Fusain: Füzen; Kömür maseralı 

Fusibility ore: Füzibilite cevheri 

Fusilinid: Foraminiferidlerin daha iri üyesi olup Karbonifer ve Permiyen için indeks fosildir

Fusinite: Füzinit; Kömür maseralı 

Fusion: Füzyon (bir katı maddenin ısı ile eritilmesi işlemi veya iki hafif atom çekirdeğinin birleştirilmesi)

Fuzzy: Bulanık

Fuzzy-logic: Bulanık mantık

Fuzzy set: Bulanık küme/takım (sınıflar arası sınırın belirgin olmadığı veri sınıflaması)

 

G

G-layer: G-tabakası (Yeryuvarı’nın katı iç çekirdeğine karşılık gelen sismik kuşak)   

Gabbro: Gabro 

Gadolinite: Gadolinit (berilyum-demir-yitriyum-silikat minerali) 

Gageite: Gajeyit/gageyit (sulu manganez-magnezyum-çinko-silikat minerali) 

Gahnite: Gahnit (spinel grubunda bir mineral)

Gainister: İnce-daneli, arenitli bir kayaç olup bazı kömür seviyelerinin altında bulunur 

Galapagos Rise: Galapagos Yükseltisi 

Galatea: Neptün VI kod adlı uydu 

Galaxite: Galaksit (bir spinel minerali)  

Galaxy: Galaksi 

Galena: Galen/galenit (Pb-sülfit minerali) 

Galenobismutite: Galenabizmut (kurşun-bizmut-sülfit minerali)

Galilean Satellites: Galile Uyduları (1610’da Galileo tarafından keşfedilen dört uydu: Iyo, Avrupa, Ganimed ve Kalisto)  

Gallery: Galeri; Bir ucu kapalı tünel

Gallic: Galik (Kretase Devri’nin orta dönemi)  

Gamma radiation: Gama radyasyonu; Gama ışıması

Gamma rays: Gama ışınları 

Gangue: Gang 

Ganomalite: Ganomalit (kalsiyum-kurşun-silikat minerali) 

Ganophyllite: Ganofilit (sulu manganez-alüminyum-silikat minerali) 

Ganymede: Ganimed (Jüpiter III kod isimli uydu) 

Gap: Boşluk; Aralık; Gedik

Gap-graded soil: Aralıklı derecelenmiş zemin

Garbage: Çöp; Atık

Gardar Rifting: Gardar Riftleşmesi 

Garnet: Granat 

Garnierite: Garniyerit (serpantin grubunda bir mineral)

Garronite: Garonit (filispit grubuna ait bir zeolit minerali) 

Gas cap: (Doğal) Gaz takke kayacı

Gas chromatography: Gaz kromatografisi

Gas coal: Gaz kömürü

Gas pressure: Gaz basıncı

Gas/oil ratio: Gaz/yağ oranı

Gasconadian: Gaskonadiyen; K.Amerika’da Kanada Serisi Ordovisyen’inde bir kat   

Gas-liquid chromatography: Gaz-sıvı kromatografisi

Gaspeite: Gaspeyit 

Gaspra: Güneş sisteminde bulunan bir asteroid 

Gas-solid chromatography: Gaz-katı kromatografisi

Gastropoda: Gastropodlar 

Gateroad: Taban yolu

Gauge (veya gage): Ölçme aleti; Kalibre; Demir yolu rayları arasındaki açıklık

Gaussian dristribution: Gauss dağılımı 

Gaylussite: Gaylusit (sulu sodyum-kalsiyum-karbonat minerali)

Gayser: Gayzer

Gayserite: Gayzerit

Gearksutite: Gearksutit (sulu alüminyum-florür minerali)

Gedinnian: Gediniyen (Devoniyen Devri’nin en erken çağı)  

Gedrite: Gedrit 

Gehlenite: Gehlenit (melilit grubu bir mineral) 

Geikielite: Geyikielit (magnezyum-titanat minerali) 

Gel: Jel 

Gem: Süstaşı; Değerli taş

Gemology: Gemoloji; Jemoloji; Süstaşı bilmi 

Genal spine: Jenal diken; Bazı trilobitlerde jenal açıyla bulunan sivri uçlu yapı

Genera (genusun çoğulu): Cinsler

General circulation model (GCM): Genel dolaşım modeli

General Geology: Genel Jeoloji

General shear failure: Genel kayma yenilmesi

Generally recognized as safe (GRAS): Genellikle emniyetli kabul edilen

Genotype: Bir organizmanın sahip olduğu genetik nitelikler

Gentnerite: Gentnerit (bakır-demir-krom-sülfit minerali)

Genus (çoğulu genera): Cins

Geoanticline: Jeoantiklinal; Jeosenklinallere sediment sağlayan, belirgin olarak yükselmiş kara parçası

Geobarometre: Jeobarometre 

Geobotanical anomaly: Jeobotanik anomali 

Geobotanical exploration: Biyojeokimyasal arama 

Geochemical affinity: Jeokimyasal alaka/ilgi 

Geochemical anomaly: Jeokimyasal anomali 

Geochemical cycle: Jeokimyasal döngü 

Geochemical differentiation: Jeokimyasal ayrımlaşma; Jeokimyasal farklılaşma 

Geochemical soil survey: Jeokimyasal toprak ölçümü 

Geochemistry: Jeokimya 

Geochronology: Jeokronoloji 

Geocronite: Jeokronit (kurşun-antimon-arsenik-sülfit minerali) 

Geode: Jeod 

Geodesy: Jeodezi 

Geographic Information System (GIS): Coğrafik bilgi sistemi (CBS) 

Geographos: Jeografos; Güneş sisteminde bir asteroid  

Geoid: Jeoid (ortalama deniz seviyesine karşılık gelen yerçekimsel eş-potansiyel yüzeyi) 

Geoisotherm: Eş-yer ısı eğrisi; Yeryuvarının iç kesimlerinde aynı sıcaklıktaki noktaları birbirine bağlayan eğri

Geologic chronology: Jeolojik kronoloji; Jeolojik olayların oluşum sırasına göre sıralanması

Geologic cross-section: Jeolojik çapraz-kesit 

Geologic hazards: Jeolojik tehlikeler

Geologic map: Jeolojik harita

Geologic map symbols: Jeolojik harita sembolleri 

Geologic time scale: Jeolojik zaman ölçeği 

Geologic time unit: Jeolojik zaman birimi 

Geological compass: Jeolojik pusula

Geological map: Jeolojik map

Geological section: Jeolojik kesit

Geological strength index: Jeolojik dayanım indeksi

Geologist/Earth scientist: Jeolog; Yerbilimci

Geology: Jeoloji; Yerbilim

Geomagnetic poles: Jeomanyetik kutuplar 

Geomagnetic reversal: Jeomanyetik ters-dönme/terslenme 

Geomagnetic: Jeomanyetik 

Geomagnetism: Jeomanyetizm 

Geomechanics: Jeomekanik

Geomembrane: Jeo-zar; Jeomembran

Geomorphology: Jeomorfoloji 

Geopetal structure: Jeopetal yapı 

Geophone: Jeofon 

Geophysic: Jeofizik

Geophysical exploration: Jeofiziksel arama 

Geophysical method: Jeofizik yöntem

Geophysical survey: Jeofiziksel ölçüm 

Geophysicist: Jeofizikçi 

Geophysics: Jeofizik 

Georgiadesite: Jeorjiyadezit (kurşun-kloroarsenat minerali)

Geosphere: Jeosfer; Yerküre

Geostatistics: Jeoistatistik

Geosuture: Jeosütür 

Geosycline: Jeosenklinal 

Geotechnical: Geoteknik

Geotechnical map: Geoteknik harita

Geotechnical property: Geoteknik özellik

Geotechnics: Jeoteknik  

Geotextile: Jeotekstil; Jeodokuma

Geothermal: Jeotermal 

Geothermal brine: Jeotermal salamura; Jeotermal tuzlu su 

Geothermal energy: Jeotermal enerji 

Geothermal field: Jeotermal saha 

Geothermal gradient: Jeotermal gradyan

Geothermal heat flow: Jeotermal ısı akışı 

Geothermometer: Jeotermometre 

Gerhardtite: Gerhardit (bazik bakır-nitrat minerali) 

Germanite: Germanit (bakır-germanyum-galyum-demir-sülfit-arsenat minerali)  

Germanotype orogenesis: Germano-tip orojenez

Germen triassic: Orta Avrupa’da bulunan, karasal yada sığ denizel triyas tabakaları

Gersdorffite: Gersdorfit (nikel-arsenik-sülfit minerali)

Geyser: Gayzer 

Geyser basın: Gayzer havzası 

Geyserit: Gayzerit/geyzerit (gayzer suları tarafından çökeltilen kayaç) 

Giacobini-Zinner: Güneş sisteminde bir kuyruklu yıldız

Gibbs free energy: Gibbs serbest enerjisi 

Gibbsite: Gibsit (alüminyum-hidroksit minerali)

Giga: Jiga (Mega’nın bin katı)

Gilbert: Orta Pliosen’de terslenmiş polarite kronu

Gilbert-type delta: Gilbert-tipi delta 

Gilsonite: Gilsonit (asfaltın bir türü) 

Ginorite: Ginorit (sulu kalsiyum-borat minerali) 

Girdle: Kemer

GIS: Coğrafik Bilgi Sistemi

Gisbornian: Gisborniyen (Avustralya orta Ordovisyen’inde bir kat)  

Gismondite: Gismondit (sulu kalsiyum-alüminosilikat minerali)

Givetian: Givetiyen (orta Devoniyen Dönemi’nde bir kat) 

Glacial canyon: Buzul kanyonu 

Glacial epoch: Buzul dönemi 

Glacial period: Buzul devri 

Glacial theory: Buzul teorisi 

Glacial till: Buzul tili

Glaciation: Buzullaşma

Glacier: Buzul

Glacier mill: Buzul içinde oluşmuş olan silindirik kuyu/oyuk; Buzul değirmeni

Gladite: Gladit (kurşun-bakır-bizmut-sülfit minerali) 

Glacial erosion: Buzul erozyonu; Buzul aşındırması

Glass: Cam

Glass sand: Cam kumu 

Glass shards: Kırık cam parçaları; Keskin kenarlı ve düzensiz şekilli volkanik cam parçaları 

Glauberite: Globerit (sodyum-kalsiyum-sülfat minerali)

Glaucocerinite: Glokoserinit (sulu bazik bakır-çinko-alüminyum-sülfat minerali) 

Glaucochroite: Glokokroyit (kalsiyum-manganez-silikat minerali)

Glaucodot: Glokodot (kobalt-demir-sülfoarsenit minerali) 

Glauconite: Glokonit (mika grubunda bir mineral)

Glaucophane: Glokofan (amfibol grubunda bir mineral)

Glaucophane-schist facies: Glokofan-şist fasiyesi 

Gleedonian: Gledoniyen (Siluriyen’de bir kat)  

Glide (veya gliding): Kayma

Glide direction: Kayma doğrultusu

Glide plane: Kayma düzlemi

Glimmerite: Glimerit (hemen hemen tamamen koyu mikadan oluşan bir ultrabazik kor kayaç) 

Global: Kürsel

Global atmospheric research programme (GARP): Global atmosfer araştırması programı

Global environmental monitoring system (GEMS): Global çevre izleme sistemi

Global positioning system  (GPS):  Küresel konum-belirleme sistemi 

Global projection: Küresel projeksiyon; Küresel izdüşüm 

Global tectonics: Küresel tektonik 

Globigerina ooze: Globigerina çamuru 

Glockerite: Glokerit (sulu bazik demir (III)-sülfat minerali)

Glomerocrystal: Glomerokristal 

Glomerophyritic: Glomerofirik 

Glomeroporphyritic: Glomeroporfiritik 

Glossopteris flora: Glossopteris florası 

Gnathostomata: 1. Gerçek çene yapısına sahip omurgalıları içeren üst-sınıf; 2. Ekinoidlerin üst-ordosu 

Gneiss: Gnays (ileri-derece bölgesel metamorfizma sırasında oluşan bantlı, iri-kristalli kayaç)

Gneissic structure: Gnays yapısı

Gneissose banding: Gnaysöz bantlı-yapı oluşumu 

Gneissosity: Gnayslılık

Gnomonic projection: Gnomonik projeksiyon 

Goaf: 1. Atık malzeme; 2. Kömürün alındığı alan

Goethite: Götit (sulu demir-oksit minerali)

Gold: Altın 

Goldschmidt rules: Goldschmidt kuralları 

Gomphotheriidae: Mastodonların nesli tükenmiş bir familyası

Gondwana land: Gondvana karası 

Goniatite: Goniatit (nispeten daha basit sütür çizgilerine sahip amonoid familyası)

Goniometer: Gönyemetre; Açıölçer 

Gonnardite: Gonardit (zeolit grubunda bir mineral)

Goongardite: Gongardit (kurşun-bizmut-sülfit minerali) 

Gorceixite: Gorseyiksit (sulu bazik baryum-alüminyum-fosfat minerali) 

Gordo Plate: Gordo Levhası 

Gordonite: Gordonit (sulu bazik magnezyum-alüminyum-fosfat minerali)

Gore: Gor (Y. Zelanda’da Triyas’ın taban serisi)

Garnetfels: Başlıca minerali granat olan boynuz taşı

Gorstian: Gorstiyen (üst Siluriyen’de bir kat)  

Goslarite: Goslarit (sulu çinko-sülfat minerali) 

Gossan: Gossan; Demir şapka

Gothian Orogeny: Gotiyen Orojenezi 

Gothian: Gotiyen (alt Proterozoik’te bir kat)  

Goyazite: Goyazit (sulu bazik stronsiyum-alüminyum-fosfat minerali) 

GPS: Küresel Konum-Belirleme Sistemi

Graben: Graben

Gradation: Boylanma

Grade: Derece; Yer seviyesi

Graded: Dereceli

Graded bedding: Dereceli tabakalanma 

Graded sediment: Dereceli sediment 

Gradient: Gradyan; Degisim derecesi; Düşüm

Grading: Derecelenme ; Tesviye

Graduated rod: Mira; Dereceli/bölmeli çubuk/cetvel

Graftonite: Graftonit (demir-manganez-kalsiyum-fosfat minerali) 

Grahamite: Grahamit (bir hidrokarbon minerali) 

Grain: Dane

Grain diameter: Dane çapı

Grain shape: Dane şekli

Grain size distribution: Dane boyu dağılımı

Grain size distribution analysis: Dane boyu dağılımı analizi

Grain-size distribution curve: Dane boyu dağılım eğrisi

Granamite: Granamit (bir tür asfaltit)

Grandite: Grandit (granat grubunda bir mineral) 

Granidoid: Granitoyid (granitik bileşimde sokulum) 

Granite: Granit (asidik bileşimde derinlik kayacı)

Granite gneiss: Granit gnays 

Granite porphyry: Granit porfiri

Granite tectonics: Granit tektoniği 

Granitic layer: Granitik katman 

Granitization: Granitleşme 

Granoblastic: Granoblastik 

Granodiorite: Granodiyorit 

Granophyre: Granofir (granitik bileşime sahip ancak granofirik dokulu bir kayaç) 

Granophyric: Granofirik (mikrografik)

Granular: Granüler; Daneli

Granule: Boyu 2 ve 4 mm arasında olan dane veya partikül/parça

Granulite: Granülit 

Granulite facies: Granülit fasiyesi 

Granulometric analysis: Elek analizi 

Granulemetric curve: Granülometri eğrisi

Granulometry: Granülometri

Grapestone: Salkım taşı 

Graph: Grafik

Graphic: Grafik 

Graphite: Grafit 

Graptolithina: Graptolitinler (orta Kambriyen’den alt Karbonifer’e var olmuş olan, nesli tükenmiş, koloni halinde yaşıyan, çubuk-benzeri graptolit sınıfı)   

Graptoloidea: Graptoloidler (alt Ordovisyen’den alt Devoniyen’e kadar var olan graptolit ordosu)

Grass: Çimen

Gratonite: Gratonit (kurşun-arsenik-sülfit minerali) 

Gravel: Çakıl

Gravimetre: Gravimeter (belli bir noktada gravite değereini ölçmek yada bir nokta ile başka bir nokta arasındaki gravite değerleri arasındaki farkı ölçmek için kullanılan bir araç) 

Gravitation: Gravitasyon

Gravitational acceleration: Gravitasyonal ivme (g)

Gravitational constant: Gravitasyonal sabit (G)

Gravitational differentiation: (magmanın kristallenmesi sürecinde) Gravitasyonal farklılaşma

Gravitational equipotential: Gravitasyonal eşpotansiyel (jeoid gibi eş gravitasyonal ivmeye sahip bir yüzey)

Gravitational field: Gravitasyonal alan

Gravitational sliding: Gravitasyonal yer-kayması

Gravitational tectogenesis: Gravitasyonal tektojenez

Gravitational water (toprak içinde gravite etkisi ile hareket eden su): Gravitasyonla su

Gravity: Gravite;Yerçekimi

Gravity assist: Gravite asitsi/yardımı

Gravity collapse structure: Çekim çökmesi yapısı

Gravity dam: Ağırlık barajı 

Gravity fault: Gravite fayı (normal fay) 

Gravity flow: Ağırlıksal akış

Gravity loading: Yerçekimi yüklemesi

Gravity method: Gravite yöntemi 

Gravity separation: Gravite separasyonu/ayırması

Gravity settling: Gravite çökelmesi/tortusu

Gravity slide/sliding/gliding: Yerçekimi kayması; Gravite kayması

Gravity survey: Gravite ölçümü; Yerçekimi ölçümü

Gravity tectonics: Gravite tektoniği (kayma tektoniği)

Gravity units: Gravite birimleri (gal, mgal gibi)

Gravity wall: Ağırlık istinat duvarı

Great Ice Age: Büyük Buzul Çağı 

Green: Yeşil

Green belt: Yeşil kuşak

Green mud: Yeşil çamur

Greenalite: Grenalit (klorit grubunda bir mineral)

Greenhouse effect: Sera etkisi

Greenland spar: Grönland spar 

Greenockite: Grenokit (kadmiyum-sülfit minerali)

Greenstone: Yeşil kaya

Greenstone belt: Yeşil kayaç kuşağı

Greisen: Greyzen 

Grenville Orogeny: Grenville Orojenezi

Grenuillian Orogeny: Grenuilliyen Orojenezi 

Grey area: Gri alan

Greywacke: Grovak 

Gridiron pattern: Izgara modeli

Griesbachian: Greysbakiyen (Skitiyen Dönemi’nin ilk katı) 

Griffith-Murrel failure criterion: Griffith-Murrel yenilme/kırılma kriteri 

Griffith failure criterion: Griffith yenilme/kırılma kriteri 

Grigg-Skjellerup: Güneş Sistemi’nde bir kuyruklu yıldız  

Grinding: Öğütme

Griphite: Grifit (bazik sodyum-alüminyum-kalsiyum-demir-manganez-fosfat minerali)

Grisou (veya mine gas): Grizu; Maden gazı 

Grit: Kum ve çakıl gibi kaba daneler

Groin:  Sahil koruma seti

Gross floor area: Binaların taban alanı toplamı

Gross weight: Brüt ağırlık

Grossularite: Grosülarit (granat grubunda bir mineral) 

Grossuler: Grosülar (granat grubunda bir mineral)

Ground: Yer; Zemin

Ground arch: Arazi kemeri

Ground control: Arazi denetimi; Zemin denetimi

Ground cover: Toprak örtüsü; Zemin örtüsü

Ground investigation: Zemin incelemesi

Ground moraine: Yer moreni

Ground reaction: Arazi tepkisi; Arazi tepkimesi; Arazi reaksiyonu

Ground vibration: Yer titreşimi

Groundmass: Hamur 

Groundwater: Yeraltı suyu

Groundwater basin: Yeraltı suyu havzası

Groundwater level: Yeraltı suyu seviyesi

Groundwater pollution: Yeraltı suyu kirliliği

Groundwater recharge: Yeraltı suyu zenginleşmesi

Groundwater table: Yeraltı su düzeyi

Group: Grup

Grout: Enjeksiyon

Grouting: Enjeksiyon

Groutite: Groutit (manganitin bir türü)

Growth curve: Büyüme eğrisi 

Growth fault: Büyüme fayı 

Growth theory: Büyüme teorisi

Growth twinning: Büyüme ikizlenmesi 

Gruenlingite: Gruenlinjit 

Grunerite: Grunerit (amfibol grubuna ait bir mineral) 

Grus: Grüs; Granit üzerinde gelişen saprolit  

Guadalupian: Guadalupiyen (K. Amerika üst Permiyen’in alt serisi) 

Guanajuatite: Guanajuatit (bizmut selenit minerali)  

Guano: Guano

Guildite: Guildit (Cu-Fe-Al’un sulu bazik sülfatı) 

Guitermanite: Guitermanit 

Gulf coast-type fault: Körfez kıyısı-tipi fay 

Gulf stream: Körfez akıntısı 

Gulfian: Gulfiyen (K.Amerika üst Kretase’sinde bir seri)  

Gummite: Gumit (uranyum-kurşun-toryumun sulu oksiti) 

Gunite: Püskürtme sıva

Günz: Günz

Günz/Mindel Interglacial: Günz/Mindel Buzularası 

Gutenberg Discontinuity: Gutenberg Süreksizliği (Yeryuvarı mantosu ile çekirdeği arasında bulunan bir sismik hız süreksizliği) 

Guyot: Guyo (düz tepeli denizaltı dağı olup deniz yüzeyinden 1000-2000 m derinde bulunurlar) 

Gypsic: Jipsik; Jipsten oluşan 

Gypsum plate: Jips kaması; Jips plakası 

Gypsum: Jips; Alçı (taşı)

Gyre: Girdap; Suyun dairemsi veya spiral hareketi  

Gyroscope: Jiroskop (yön tesis etmek ve yön teyit etmek için dönen bir kütle kullanan herhangi bir aygıt)

Gzelian: Gizeliyen/Gzeliyen (K. Amerika Pensilvaniyen Devri’nde son dönem)

 

 

H

Habit: Habitüs; Kristallerin genel şekilleri

Habitat: Habitat; Yaşam ortamı

Hackmanite: Hakmanit (sodalit ailesine ait bir mineral) 

Hadean: Hadeyan (Prekambriyen’in ilk sistemi) 

Hadrosauridae: Hadrozoridler

Hadrynian: Handriniyen (Kanada Kalkan bölgesinin üst Proterozoiğinde bir kat) 

Haidingerite: Haidinjerit (sulu asit kalsiyum-arsenat)

Hale-Bopp: Güneş sisteminde bulunan bir kuyruklu yıldız

Half-life: Yarılanma müddeti; Yarılanma ömrü; Yarılanma süresi

Half-plane: Yarı-düzlem

Half-space: Yarı-uzay

Halides: Halitler 

Halinity: Halinite 

Haliomma Vetustum: Radyolaryaların kaydedin en eski türlerinden biri

Halite: Halit 

Halley: Haley (Güneş sisteminde bulunan bir kuyruklu yıldız) 

Hallian: Haliyen (K. Amerika batı sahili Pleistosen’in iki katından sonucu olanı)   

Halloysite: Haloysit (sulu bazik alüminyum silikat) 

Halotrichite: Halotrişit (demir ve alüminyumun sulu sülfatı) 

Holotype (veya type specimen): Tip örnek; Belli bir türün adlandırılmasında ve tanıtılmasında kullanılan örnek

Hambergite: Hamberjit (berilyum-borat minerali)

Hammarite: Hamarit (kurşun-bakır-bizmut-sülfit minerali) 

Hammer: Çekiç

Hancockite: Hankokit (epidot ile izomorf yapılı kompleks bir silikat minerali)

Hand auger: El burgusu

Hand lens: El merceği 

Handling: Ele alma; Yönetme; İşletme

Hand-operated: El kumandalı

Hanging galcial valley: Asılı buzul vadisi

Hanging valley: Asılı vadi; Tabanı ana vadiye oranla oldukça yüksekte olan yan vadi

Hangingwall: Tavan çeperi; Tavan kayacı

Hanksite: Hanksit (sodyum-potasyum-sülfat-klorokarbonat minerali)

Hannayite: Hanayit (sulu asit amonyum-magnezyum-fosfat minerali) 

Hard layer: Sert tabaka

Hard rock: Sert kayaç

Harden: Sertleştirmek; Sertleşmek

Hardness: Sertlik

Hardystonite: Hardisonit (kalsiyum-çinko-silikat minerali) 

Harmonic fold: Harmonik kıvrım; Uyumlu kıvrım 

Harmonic function: Uyumlu işlev

Harmotome: Harmotom (zeolit grubunda bir mineral)

Harnagian: Harnagiyen (Alt Karadok Ordovisyen’inde bir kat)  

Harstigite: Harstijit (berilyum-kalsiyum-silikat minerali) 

Harzburgite: Harzburjit (esas olarak olivin ve piroksenden oluşan bir peridotit) 

Hastarian: Hastariyen; Tournaiziyen Dönemi’nde bir kat   

Hastingsite: Hastingzit (amfibol grubunda bir mineral) 

Hatchite: Hatçit (kurşun-arsenik-sülfit minerali) 

Hauerite: Hoerit 

Haul: Taşıma; Nakliye

Haul road: Nakliye yolu

Haulage: Nakliyat 

Hausmannite: Hosmanit (manganez-tetraoksit minerali)

Hauterivian: Hoteriviyen (Avrupa alt Kretase’sinde bir kat)   

Haüyne: Haüyn 

Hawaiian activity: Havai benzeri püskürme

Hawaiian-Emperor Chain: Havai-İmparator (denizaltı volkan) Zinciri 

Hawaiian-type eruption: Havai-tipi püskürme 

Hawaiite: Havait 

Hawker: Havker (Avustralya Kambriyen’inde bir kat) 

Hazard: Tehlike; Riziko; Afet

Hazardous and noxious substances: Tehlikeli ve zararlı maddeler

Hazardous areas: Afet alanları; Tehlikeli alan

Hazardous wastes: Afet kalıntıları; Tehlikeli atıklar

Head: Basınç yüksekliği

Heading: İlerleme galerisi

Headwater: Su başı

Health: Sağlık

Headward erosion: Başa-doğru aşınma; Gerileyici aşınma; Nehirlerin yataklarını düzleştirmek için kaynağa doğru yaptıkları aşındırma

Heat capacity: Isı kapasitesi 

Heat conductivity: Isı iletkenliği 

Heat content: Isı içeriği 

Heat flow: Isı akışı 

Heat island: Isı adası

Heat-flow unit: Isı-akışı birimi   

Heave: Kabarma; Yukarıya hareket; Yatay atım

Hemispherical projection: Yarı-küresel izdüşüm

Heavy goods vehicle: Ağır yük taşıtı

Heavy liquid: Ağır sıvı 

Heavy metal: Ağır metal

Heavy mineral: Ağır mineral 

Heavy spar: Ağır spar (barit kastedilir)

Heazelwoodite: Heazelvodit (nikel-sülfit minerali) 

Hectorite: Hektorit (montmorilonit grubunda bir kil minerali)

Hedenbergite: Hedenberjit (klinopirekson grubunda bir mineral)

Hedleyite: Hedleyit (bizmut ve telluryumun doğal bir alaşımı) 

Hedyphane: Hedifan (kalsiyum-kurşunun-arsenat-klorür minerali) 

Heldenbergian: Heldenbergiyen (K.Amerika Devoniyen’inin taban serisi) 

Helena: Helena (Satürn XIII kod adlı uydu)

Helictite: Heliktit (damlataşlarının bir şekli)

Helikian: Helikiyen (Kanada Kalkan Bölgesi’nin orta Proterozoik’inde bir kat)

Heliophyllite: Heliyofilit (kurşun-arsenik-oksiklorür minerali)

Helipora: Önemli bir resif yapıcı oktokoral (oktamercan) türü

Hellandite: Helandit (seryum grubu metalleri ve alüminyum, demir, manganez ve kalsiyum ile silikatdan oluşan bir mineral) 

Helvetian: Helvetiyen (orta Miyosen’de bir çağ)

Helvite: Helvit (Mn-Fe-Zn-Be-silikat-sülfit minerali) 

Hemafibrite: Hemafibrit (sulu bazik manganez-arsenat minerali)

Hematite: Hematit (ferrik-oksit minerali) 

Hematolite: Hematolit (Al-Mg-Mn-bazik arsenat minerali)

Hematophanite: Hematofanit (Pb-Fe-hidroksiklorür minerali) 

Hemi-: Yarı-

Hemichordata:Hemikordatlar

Hemimorph: Yarışekil

Hemimorphism: Hemimorfizma 

Hemimorphite: Hemimorfit (bazik sulu Zn-silikat) 

Hemipelagic sediment: Hemipelajik sediment 

Hemipelagite: Hemipelajit (hemipelajik sediment)

Hemoseismal line: Eşzaman deprem çizgisi (yeryüzüne eş zamanlarda gelen deprem dalgalarının varmış oldukları birbirine bağlayan çizgiler) 

Herangi: Herangi (Y. Zelanda alt Jura’sında bir seri)

Herbicide: Herbisid (bitki öldürücü kimyasal madde/ilâç)

Herbivore: Otobur; Otçul

Hercynian Orogenesis: Hersiniyen Orojenezi/Dağ oluşumu

Hercynian Orogeny: Hersiniyen Orojenezi (özellikle Avrupa’da Karbonifer yaşlı orojenez ve ilişkili magmatik etkinlikler)

Hercynite: Hersinit (spinel grubuna ait bir mineral)

Herderite: Herderit (kalsiyum ve beriyumun fosfat ve florürü) 

Heretaungan: Heretongan (Y. Zelanda alt Tersiyer’inde bir kat)

Hermatypic: Hermatipik

Herringbone cross-bedding: Balık-kılçığı çapraz-tabakalanması 

Herringbone texture: Balık-kılçığı dokusu 

Hervyan: Herivan; Avustralya Devoniyen’inde en üst kat 

Hetaerolite: Hetaerolit (çinko-manganez-oksit minerali)

Heterian: Heteriyen (Y. Zelanda Jura Kavhiya serisinde bir kat)

Hetero-: Hetero-; “-den farklı” anlamına gelen bir önek   

Heterocorallia: Mercanların sadece Avrupa ve Asya Karbonifer kayaçlarından bilinen küçük bir ordosu 

Heterodont: Heterodont (çift-kavkılıarda bulunan bir diş-yapısı) 

Heterodonta: Heterodontlar (pelesipod molüsklerine ait bir alt-sınıf)

Heterogeneous: Heterojen; Türdeş olmayan

Heterogenite: Heterojenit (kobalt oksihidroksit minerali) 

Heteromorphite: Heteromorfit (kurşun-antimon sülfit) 

Heterosite: Heterosit (demir ve manganez fosfat içeren bir mineral) 

Heterosphere: Heterosfer 

Heterostraci: Üst Kambriyen’den Devoniye’e kadar bulunan en yaşlı çenesiz, ağır-zırhlı, balık-benzeri canlılar

Heterotroph: Heterotrof

Heterotrophic: Heterotrofik

Hettangian: Hetangiyen (Avrupa alt Jura’sında bir kat)   

Heulandite: Hölandit 

Heuylandite: Höylandit (sulu Ca-Na-Al-silikat) 

Hewettite: Hevetit (sulu kalsiyum vanadat minerali)

Hexacorallia: Skleraktin mercanlar (taşsı mercanlar) için alternatif isim

Hexactinellida: İlk, Kambriyen’de ortaya çıkmış olan bir grup sünger 

Hexagonal: Hegzagonal 

Hexagonal system: Hegzagonal sistem 

Hexahedron: Altiyüzlü; Hegzaeder

High pressure: Yüksek basınç

Hexahydrite: Hegzahidrit 

Hexapoda: Hegzapodlar (artropodların biri sınıfı; üç çift bacak ve iki çift kanada sahip böcekler) 

Hiatus: Hiyatüs; Sedimanter istifte zaman boşluğu  

Hidrological cycle: Hidrolojik döngü; Hidrolojik çevirim

Hidrology: Hidroloji 

Hieratite: Hiyeratit (K-flüosilikat minerali) 

High-angle fault: Yüksek açılı fay

High energy scrubber: Yüksek enerjili yıkayıcı

High plasticity:  yüksek plastisiteli

High pressure chamber: Yüksek basınç odası/locası

Highest and best use: En yüksek ve en iyi kullanım

Highest no effect level: En yüksek etkisiz düzey

Highwall: Yüksek şev; Üretim gevi

Hilgardite: Hilgardit (kalsiyumun sulu borat ve klorürü)

Hillebrandite: Hilebrandit (sulu kalsiyum-silikat minerali) 

Himalayan Orogenic Belt: Himalaya Orojenik Kuşağı 

Himalia: Himaliya

Hinge: Eklem

Hinge line: Eklem çizgisi 

Hinged support: Eklemli tahkimat; Eklemli destek

Hinsdalite: Hinsdalit (bazik Pb-Sr-Al-sülfat-fosfat minerali) 

Hinterland: İç bölge; Arka bölge

Hirnantian: Hirnantiyen; HirnansiyenÜst Aşgil Ordovisyen’inde bir kat  

Hissingerite: Hisinjerit (sulu ferrik silikat) 

Histogram: Histogram; Sıklık grafiği

Historic preservation: Tarihi koruma

Histosols: Histosollar (organik içerem toprak grubu)

Hoboken (veya Hengelo): Hoboken (Orta Devensiyen’de bir interstadial) 

Hodgkinsonite: Hodgkinsonit (sulu manganez-çinko-silikat) 

Hoegbomite: Högbomit (Mg-Al-Fe-Ti-oksit) 

Hoernesite: Hörnesit (sulu magnezyum arsenat)

Hohmannite: Hohmanit (demirin sulu bazik sülfatı) 

Holistic: Holistik

Holkerian: Holkeriyen; Vizeen Dönemi’nde bir kat  

Hollandite: Hollandit (baryum ve manganez manganat)

Holmquistite: Holmkuistit (Fe-Mg-Li-Al’un alkali silikatı)

Holo-: Holo-; “Tam, bütün, eksiksiz” anlamlarına gelen bir önek

Holocene: Holosen (son 100 bin yılı kapsayan dönem)

Holocrystalline:Holokristalin 

Holohyline: Holohilin 

Hololeucocratic: Hololökokratik 

Holomictic: Holomiktik 

Holophyletic: Holofletik 

Holostei: Deniz ve tatlı suda yaşıyan, bir çok fosil türü de içeren kılçıklı balık grubu   

Holothuroidea: Serbest yada bağlı yaşıyan, kurt-benzeri ekinoderm sınıfı

Holotype: Holotip; Tip örnek; Taksonomlar tarafından isimlendirme ve tariflemede esas alınan bitki yada hayvan   

Holsteinian: Holsteiniyen; 0.3-0.25 My arasına karşılık gelen, K. Avrupa buzularası devri  

Homalozoa: Ekinodermlerin, ışınsal simetri belirtisi taşımayan, bir alt filumu

Homerian: Homeriyen (orta Siluriyen’de bir kat)

Hominidae: Hominidler; İnsanları ve halen mevcüt yakın akrabalarını kapsayan memeliler familyası    

Homilite: Homilit (kalsiyum-demir-magnezyum-borasilikat minerali) 

Hominoidea: Hominoidler (primat ordosunda üst familya olup insan, maymun ve şebek (gibbon) gibi türleri kapsar)  

Homo-: Homo-; “Benzer, aynı” anlamına gelen bir önek

Homoaxial: Eş eksenli

Homodont: Homodont (çift-kavkılılarda bulunan bir diş yapısı)

Homogeneity: Homojenlik

Homogeneous: Homojen; Türdeş

Homogeneous sill: Homojen sil 

Homogeneous stock: Homojen stok 

Homoiotherm: Homoiyoterm 

Homomorphic: Benzer yapılı; Eşyapılı

Hooke’s Law: Hooke Yasası 

Hopeite: Hopeit 

Horizon: Horizon; Ufuk; Seviye

Horizontal: Yatay

Horizontal extent: Yatap uzanım

Horizontal seismograph: Yatay sismograf

Hornblende: Hornblend (amfibol grubuna ait bir mineral) 

Hornblende-hornfels facies: Hornblend-hornfels fasiyesi 

Hornblendite: Hornblendit (çoğunlukla hornblendden oluşan bir metamorfik kayaç) 

Hornfels: Boynuztaşı 

Hornfels facies: Boynuztaşı fasiyesi; Hornfels fasiyesi 

Horse: But

Horseshoe dune: At nalı kumul

Horsferdite: Horsferdit (bakır-antimon alaşımından oluşan bir mineral) 

Horst: Horst

Hortonolite: Hortonolit (olivin serisine ait bir mineral) 

Host: Ev sahibi

Host-rock: Evsahibi-kayaç; Ana kayaç 

Hottonite: Hotonit (toryum-silikat) 

House connection: Bina bağlatısı

Howardite: Hovardit (akondritik taşsı meteorit) 

Howlite: Hovlit (kalsiyum-bizmutun sulu silikatı) 

Hoxnian: Hoksniyen; Buzularası devir 

HREE (heavy rare earth elements): Ağır nadir toprak elementler

Hudsonian Orogeny: Hudsoniyen Orojenezi 

Hugoniot: Sismik hızlardan türetilen, Yeryuvarı içindeki yoğunluk ve basınç ilişkisi

Huhnerkobelite: Hühnerkobelit (sodium-kalsiyum-demir ve manganezin fosfatı) 

Hulsite: Hülsit (demir-magnezyum-kalay-borat minerali)

Human ecology: İnsan ekolojisi

Human settlement: İnsan yerleşimi

Humboldtine: Humboldtin (sulu demir-II-oksalattan oluşan bir mineral) 

Humic acid: Hümik asit 

Humic coal: Hümik kömür 

Humidity: Nem; Nemlilik

Humification: Humuslaşma; Hümifikasyon 

Humite: Hümit (bir hümik kömür minerali)

Humus: Humus

Huntite: Hüntit (kalsiyum-magnezyum-karbonat minerali)

Hureaulite: Huröulit (manganezin sulu asit fosfat minerali) 

Huroian: Hüroiyen (2475-2225 My arasına karşılık gelen, Proterozoik’te bir sistem)   

Hurricane: Kasırga; Bora 

Hutchinsonite: Hutçinsonit (Pb-Cu-Ag-As-sülfit minerali) 

Hyacinth: Hiyasint; Zirkonun saydam kırmızı veya kahverengimsi çeşidi   

Hyakutake: Hiyakütak; Güneş sisteminde bir kuyruklu yıldız   

Hyaline: Hiyalin; Cam-benzeri; Yar-şeffaf veya saydam 

Hyalite: Hiyalit (opalin renksiz bir çeşidi) 

Hyalobasalt: Hiyalobazalt 

Hyaloclastic: Hiyaloklastik 

Hyalophane: Hiyalofan (baryum-alüminyum silikat) 

Hyalopilitic: Hiyalopilitik 

Hyalospangea: Kambriyen’de ilk olarak ortaya çıkmış olan bir grup sünger

Hyalotekite: Hiyalotekit 

Hybrid: Melez; Magmanın yükselme sırasında başka magmalarla karışması yada yantaşları özümsemesi sonucu oluşan melez magma 

Hydration: Hidrasyon; Su alma 

Hydraulic conductivity: Hidrolik iletkenlik 

Hydraulic fracturing: Hidrolik çatlatma

Hydraulic gradient: Hidrolik eğim; Hidrolik gradyan

Hydraulic jack: Hidrolik kriko

Hydraulic prop: Hidrolik direk

Hydraulogic cycle: Hidrolojik döngü

Hydraulogic study: Hidrolojik çalışma

Hydrobasaluminite: Hidrobazalaluminit 

Hydrobios: Sudaki biyolojik ortam

Hydrobiotite: Hidrobiyotit 

Hydroboraxite ([CaMgB6O11•6H2O]): Hidroboraksit 

Hydroboracite ([CaMgB6O11•6H2O]): Hidroborasit 

Hydrocalumite: Hidrokalümit 

Hydrocarbon: Hidrokarbon 

Hydrocerussite: Hidroserüzit 

Hydrochemistry: Hidrokimya 

Hydroclast: Hidroklast 

Hydrogen sulfide: Hidrojen sülfit 

Hydrogen-ion concentration: Hidrojen-iyon derişimi/konsantrasyonu 

Hydrogeochemistry: Hidrojeokimya 

Hydrogeologic map: Hidrojeolojik harita 

Hydrogeology: Hidrojeoloji 

Hydrographic survey: Hidrografik araştırma; Hidrografik ölçüm

Hydrohalite: Hidrohalit 

Hydrohetaerolite: Hidrohetarolit 

Hydrolic head: Hidrolik baş 

Hydrologic cycle: Hidrolojik döngü; Hidrolojik çevirim 

Hydrologic modelling:  Hidrolojik modelleme 

Hydrologic simulation: Hidrolojik similasyon 

Hydrologic study: Hidrolojik inceleme

Hydrolysis: Hidroliz 

Hydromagmatophile elements: Hidromagmatofil elementler 

Hydromagnesite: Hidromagnezit 

Hydrometer: Hidrometre

Hydrometer analyses: Hidrometre (ıslak) analizi

Hydrometer method: Hidrometre yöntemi 

Hydromuscovite: Hidromuskovit 

Hydroscopic water: Hidroskopik su

Hydrosphere: Hidrosfer; Su küre 

Hydrostatic: Hidrostatik

Hydrostatic level: Hidrostatik seviye; Hidrostatik düzey

Hydrostatic pressure: Hidrostatik basınç 

Hydrostatic stress: Hidrostatik stres; Hidrostatik gerilme 

Hydrotakite: Hidrotakit 

Hydrothermal: Hidrotermal; Sıcak su

Hydrothermal activity: Hidrotermal aktivite; Hidrotermal etkinlik; Sıcak su etkinliği 

Hydrothermal alteration: Hidrotermal alterasyon; Hidrotermal ayrışma; Hidrotermal bozuşma   

Hydrothermal deposit: Hidrotermal yatak 

Hydrothermal mineral: Hidrotermal mineral 

Hydrothermal stage: (Magmada) Hidrotermal safha 

Hydrothermal synthesis: Hidrotermal sentez 

Hydrothermal vent: Hidrotermal baca 

Hydrotroilite: Hidrotroilit 

Hydrotungstite: Hidrotungstat 

Hydroxides: Hidroksitler 

Hydroxyapatite: Hidroksiapatit 

Hydroxylherderite: Hidroksilerderit 

Hydrozinkite: Hidrozinkit (çinkonun bazik karbonatı)

Hydrozoa: Hidrozolar (cnidaria grubu içinde, çoğunlukla denizel, çok hücreli organizma sınıfı)   

Hylonomus Lyelli: Bilinen en yaşlı sürüngen 

Hyolithida: Molüsk filumu içinde, piramit şekilli ordo 

Hypayssal: Hipoabisal; Yeryuvarı yüzeyine yakın sığ derinliklerde kristallenen orta-kristalli sokulum kayacına ait

Hyper-:  Hiper-; “Ötesinde, üzerinde, normalden daha büyük” anlamına gelen önek   

Hyperion: Hiperiyon; Satürn VII kod isimli uydu  

Hypersolvus granite: Hipersolvus granit 

Hypersolvus syenite: Hipersolvus siyenit 

Hypersthene: Hipersten (ortopiroksen grubu bir mineral)

Hyperstereoscopy: Hiperstereoskopi (genellikle bakış hattında düşey ölçeğin,  bakış hattına dik yöne oranla abartıldığı stereoskopik görüntü/ görüntüleme)

Hypidimorphic fabric: Hipidiyomorfik doku 

Hypidiotopic fabric: Hipidiyotopik doku 

Hypo-: Hipo-; “Altında, -normalden daha az” anlamına gelen önek    

Hypocenter: Deprem odağı; Odak; İç merkez; Hiposentr 

Hypocrystalline: Hipokristalin 

Hypogene: Hipojen; Yeryuvarı’nın iç kısımlarından gelen yada kaynaklanan

Hypogene ore: Yeryuvarı’nın iç kısımlarından gelen çözeltiler tarafından oluşturulan cevher

Hypogene water: Hipojen su

Hypolimnion: Hipolimniyon 

Hypostomal suture: Hipostomal sütür (bir tür sefalik sütür) 

Hypothermal: Hipotermal 

Hypothesis: Varsayım; Hipotez

Hypothesis of convection currents: Konveksiyon akıntıları teorisi

Hypsilophodontidae: Hipsilofodontidler (üst Triyas’tan üst Kretase’ye kadar val olan iki ayaklı, ornitişiyen (ornithischian) dinozorl familyası)

Hypsography: Hipsografi (kara yüzeylerindeki yüksekliklerin belli bir referans yüzeye (genellikle bir jeoid) göre tanımlanması)

Hypsometer: Hipsometre (Yeryuvarı yüzeyindeki noktaların yüksekliklerini (rakım) deniz seviyesine göre elde etmede kullanılan bir aygıt)

Hypsometry: Hipsometri (Yeryuvarı yüzeyindeki yüksekliklerin (rakım) jeoide göre herhangi bir metodla belirlenmesi)

Hysteresis loop: Histeriz Lupu

 

 

I

I- wave: İ-dalgası 

-ian: -iyen  (kat ismi üretmek için tip yerlerine eklenen bir son ek)

Ianthinite: İyantinit 

Iapetus: Satürn VIII kod isimli uydu

Iapetus Ocean: İyapetüs Okyanusu 

Iberomesornis: Erken Kretase yaşlı ve iyi bilinen (çalışılmış olan) bir kuş türü 

Icarus: Güneş sisteminde bir asteroid

Ice: Buz 

Ice age: Buzul çağı

Ice cap: Buz kepi; Buz takkesi; 50000 km2’den daha geniş alan kaplayan buz kütlesi 

Ice carapace: Buz kepi; Buz kepi; Buz takkesi; 50000 km2’den daha geniş alan kaplayan buz kütlesi 

Ice crystal: Buz kristali 

Ice mantle: Bu mantosu; Buz örtüsü

Ice shed: Birbirine ters doğrultularda hareket eden buzulları ayıran sınır

Ice sheet: Buz örtüsü 

Ice/icing pressure: Buz basıncı 

Icefall: Buz çağlayanı

Ice-house period: Buz-evi periyodu; Buzulların kapsam olarak maksimuma ulaştığı devir  

Iceland spar: İzlanda sparı 

Ichnoclast: İknoklast 

Ichnofacies: İknofasiyes 

Ichnofossil: İknofosil 

Ichnology: İknoloji (fosil-iz bilim)

Ichnotaxonomy: İknotaksonomi 

Ichthyosauria: İktiyozorlar (balık-kertenkele olarak bilinen sürüngen takımı)

Icnofabric: İknodoku 

ICP: İndüktif Eşleşmiş Plazma

Ida: Güneş sisteminde bir asteroid (No: 243)

Idamean: İdameyan (Avustralya üst Kambriyen’inde bir kat)

Iddings classification: İddings Sınıflaması 

Iddingsite: İdingzit (silikat karışımı bir mineral) 

Identical: Özdeş; Aynı

Idioblastic: İdiyoblastik 

Idiomorph: Öz şekil; İdeal şekil

Idiomorphic: Öz şekilli; İdiyomorfik

Idiomorphic fabric: İdiyomorfik doku 

Idiotopic fabric: İdiyotopik doku; Çoğu kristallerin öz şekilli olduğu, kristalin sedimanter kayaç dokusu   

Idocrase: İdokraz; Vesüviyanit 

Idrialite: İdriyalit (kristalin hidrokarbon içeren bir mineral) 

IDRISI: Bir uzaktan algılama ve görüntü işleme programı.

Idwian: İdviyen (alt Siluriyen’de bir kat)  

Igneous: Kor

Igneous rock: Kor kayaç

Ignimbrite: İgnimbrit 

Iguanodontidae: İguanodontidler (iki-ayaklı ornitişiyen (ornithischian) dinozor familyası) 

Ijolite: İjolit (ultraalkali bir plütonik kor kayaç)  

Ilesite: İlesit (sulu manganez-çinko-demir-sülfat minerali)

Illinoian: İlinoiyen; K. Amerika’da dört buzul devrinden üçüncüsü   

Illite: İlit (hidromuskovit)

Illuminator: İlüminatör 

Illuviation: İlüviasyon 

Ilmenite: İlmenit (demir-titanyum-oksit minerali)

Ilsemannite: İlsemanit (sulu Mo-oksit veya sülfat minerali)

Ilvaite: İlvait (Ca-Fe-hidrosilikat)

Image: Görüntü

Image data: Görüntü verisi

Imaging: İmaj-oluşturma; Görüntü oluşturma  

Imbrian: İmbriyen; 3850-3800 My arasına karşılık gelen Arkeen devri   

Imbricate structure: İstif yapısı; Bimik yapısı  

Imerinite: İmerinit (Na-Mg-Fe’in bazik hidrosilikatı) 

Imhoff tank: İmhof tankı

Imission: Dış kaynaklı kirlilik

Immediate settlement: Ani oturma

Immersion: Dalma; Daldırma; Batırma

Immersion oil: İmersiyon yağı

Immerson objective method: İmersiyon objektif methodu 

Impact: Darbe; Vuruş

Impact energy: Darbe enerjisi

Impact load: Darbe yükü

Impact resistance: Darbe direnci

Impact strength index: Darbe dayanımı indeksi

Impactite: İmpaktit; Çarpmataşı; Çarpımtaşı 

Impactor: Darbe ölçer

Impairment: Bozulma

Impedance: Empedans; Zahiri direnç

Impermeability: Geçirimsizlik

Impermeable: Geçirimsiz

Impervious: Geçirmeyen

Impervious rock: Geçirimsiz kayaç 

Impinger: Darbe ölçer

Implementation plan: Uygulama planı

Implicit: Örtük; Kapalı şekilde

Impound: Su toplama

Impregnation: Empregnasyon; Dölleme; Döllenme; Bir sıvı fazın gözenekli bir katı fazın daneleri arasına sızması ile oluşan doku

Improved land: İmarlı alan

Impsonite: İmpsonit (asfaltik pirobitüm) 

Inarticulata: Eklemsizler 

Inarticulate brachiopods: Alt Kambriyen’den günümüze kadar var olmuş olan bir brakiyopod sınıfı  

Incendivity: Tutuşma derecesi

Inceptisols: İnceptistisol; Bir toprak ordosu  

Inch: Uzunluk birimi (1 yard’ın 1/36’sına eşit olan bir uzunluk birimi. 1 inch tam olarak 1 metre’nin 1/39.37’ina eşittir)

Incident agle: Gelme açısı 

Incineration: Atık yakımı

Incised meander: Kesik menderes 

Inclination: Eğim

Inclined: Eğik; Eğimli, Meğilli

Inclined drilling: Eğimli sondaj

Inclined extinction: Eğik sönme 

Inclined fold: Eğik kıvrım 

Inclined seam: Eğimli (kömür) damarı

Inclined shaft: Eğimli kuyu; Eğimli şaft

Inclined strata: Eğik katman; Eğik tabaka

Inclinometer: Eğim ölçer; İnklinometre

Inclusion: Kapanım; Enklüzyon; İnklüzyon 

Incompatibility: Uyumsuzluk; Bağdaşmazlık

Incompetent: Dayanımsız

Incompetent rock: Dayanımsız kayaç

Incongruent dissolution: İnkongruent çözünme; Uyumsuz çözünme; Ahenksiz çözünme  

Incongruent melting: İnkongruent erime; Uyumsuz erime; Ahenksi erime  

Inderborite: İnderborit (sulu kalsiyum-magnezyum-borat minerali)

Inderite: İnderit (sulu magnezyum içeren bir evaporit minerali) 

Index: İndeks; İndis

Index ellipsoid: İndeks elipsoyidi 

Index fossil: İndeks fosil 

Index liquid: İndeks sıvısı

Index mineral: İndeks mineral 

Index of refraction: Kırılma indisi

Index species: İndeks tür 

Indialite: İndiyalit (magnezyum-alüminyum-silkat minerali) 

Indian Ocean: Hint Okyanusu 

Indianaite: İndiyanait (haloysitin bir türü) 

Indicator species: Belirteç türler; İndeks türler

Indicator: Gösterge; İndeks

Indicator: Kılâvuz; İndikatör 

Indicatrix: İndikatriks; Belirteç yüzey

Indicolite: İndikolit 

Individual footing: Tekil temel

Indo-Australian Plate: Hint-Avustralya Levhası 

Indoors allergens: Ev içi alerji yapıcılar

Induced: Zorlamalı

Induction: Tümevarım

Inductively-coupled plasma emission spectrometry: İndüktif-eşli plazma emisyon spektrometresi

Inductor: İndüktör

Industrial area: Sanayi alanı

Industrial diamond: Endüstriyel elmas 

Industrial mineral: Endüstriyel mineral 

Industrial raw material: Endüstriyel hammadde 

Industrial sewage: Endüstriyel atık su

Industrial waste: Endüstriyel artık

Inelastic: Elastik olmayan

Inequigranular texture: Eş dane boylu olmayan-danesel doku 

Inert gas: Sabit gaz; Tepkime yapmayan gaz

Inert organic matter: Sabit organik madde

Inertia: Eylemsizlik; Atalet

Inertia force: Eylemsiz kuvvet

Inertinite: İnertinit 

Inesite: İnesit (sulu bazik kalsiyum-manganez-silikat minerali)

Inference: Çıkarım

Infill development: Dolgu yapılanma

Infiltration: Sızma; Sızıntı

Infinite slope: Sonsuz şev

Infinitesimal: Sonsuz küçük

Inflammable: Tutuşabilir; Alev alabilir

Influence factor: Etki (tesir) faktörü

Infrared radiation: İnfrared ışıma; Kızılötesi ışıma 

Infrared remote sensing: İnfrared uzaktan algılama; Kızıl-ötesi uzaktan algılama 

Infusorial earth: Başlıca diyatom içeren toprak

Ingrown meander: Batık menders; Gömülü menderes 

Inhibitor: Engelleyici

Inhomogeneity: İnhomojenlik 

Initial dip: Başlangıç dalımı

Initial magmatic phase: Başlangıç magmatik faz

Initial stress: Başlangıç gerilmesi

Initial strontium ratio: Başlangıç stronsiyum oranı 

Injection: Enjeksiyon

Injection metamorphism: Enjeksiyon metamorfizması

Inland ice: Kıta içinde bulunan buzul örtüsü

Inland sea: İç deniz 

Inland waters: İç sular

Inlets:  Bir kıyı şeridinde içe girme

Inlier: İç mostra; Astar

Inner planet: İç gezegen 

Innercore: İç çekirdek 

Innermost isoseismal: En-iç eş-deprem eğrisi

Inosilicate: İnosilikat 

Input: Girdi

Inrush: Anı boşalma

Insecta: İnsektler (böcekleri içeren arthropod sınıfı)

Inset terraces: İç-içe taraçalar

Inside diameter: İç çap

In-situ: Yerinde

In-situ test: Arazi deneyi; Yerinde deney

Insoluable: Erimez; Çözülmez

Instability: Duraysızlık

Installlation: Kurma; Yerleştirme; Tesis

Instantaneous: Anlık; Enstantane

Instantaneous rupture: Ani kopma; Ani kırılma

Instrument: Enstrüman; Alet; Aygıt

Instrumentation: Alet yerleştirme; Aletlendirme

Intact: Sağlam; Bozulmamış

Intact rock: Sağlam kaya; Dokunulmamış kayaç

Intake pressure: Giriş basıncı

Integer: Tamsayı

Integral equation: İntegral eşitliği

Integrated pest management: Birleşik zararlı-organizma denetimi

Intense: Yoğun; Kesif

Intensity: Şiddet

Intensity scale: Şiddet ölçeği

Interambulacrum: Ambulakr arası

Interbedded: Ara katmanlı; Ara tabakalı

Intercalation: Arakatkı; Arakatman; Arakesme

Interceptor sewer: Toplama kanalı

Interchangeable: Birbirinin yerine kullanılabilir

Interface: Arayüzey; Ayırma yüzeyi

Interfolding: Girik kıvrımlanma; Birlikte kıvrımlanma

Interference: Girişim; İnterferans

Interference colors: Girişim renkleri

Interference color chart:  Girişim renk grafiği 

Interference figure: Girişim şekli 

Interglacial: Buzularası 

Interglacial epoch: Buzularası dönem

Interglacial period: Buzularası devir

Intergranular texture: İntergranüler doku; Daneler-arası doku 

Interlocking: Kenetlenme; Kilitlenme

Intermediate depth of focus: 300 km’ye varan derinlikteki deprem odağı

Intermediate: Ortanca; Ara; Ortaç

Intermediate rock: Ortaç (nötür) kayaç

Internal: İçsel; İç

Internal combustion engine: İçten yanmalı motor

Internal friction angle: İçsel sürtünme açışı

Internal mould: İç kalıp; İçsel kalıp

Internal pressure: İç basınç; İçsel basınç

Internal reflection: İçsel yansıma 

Internal standart: İç(sel) standart 

Internalized waste: İçselleşmiş atık

Interpenetrant twin: Girik ikiz 

Interpolation: İçdeğer biçim; Enterpolasyon

Interpretation: Yorum; Yorumlama

Intersection: Arakesit; Kavşak; Kesişme; (Jeodezide) Önden kestirme

Intersertal texture: Entersertal doku 

Interstade: İnterstad; Bir buzul devri içinde kısa süreli (buzularasından daha kısa) ılık bir iklim süreci 

Intertidal zone: Gelgit-arası kuşak 

Interval zone: Arakesim zonu 

Intervallum: İntervalum; Duvarlar-arası 

Intraclast: İntraklast 

Intracratonic: Kraton-içi; İntrakratonik 

Intradelta: Delta-içi 

Intramicrite: İntramikrit 

Intrasparite: İntrasparit

Intratelluric: İntratellürik 

Intratelluric stage: Entratellürik evre 

Intrinsic: İçsel varolan

Intrinsic permeability: İçsel geçirgenlik 

Intrusion: İntrüzyon; Sokulum; Giriş; Girme

Intrusive: İntrüsif; Sokulum yapan 

Intrusive pholite: İntrüsif folit; Sokulum foliti 

Intrusive rocks: Sokulum kayaçları; İntrüsif kayaçlar

Intrusive sheet: Sokulum tabakası

Invariant: Değişmez; Değişimsiz 

Inverse: Ters

Inversion: İnversiyon; Çevrilme

Invert section: Esneme hattı

Invert strut: Taban iksası

Invert: (Tünel) Taban kemeri

Invertebrate: Omurgasızlar

Inverted limb: Ters dönmüş kanat; Katmanları ters dönmüş (kıvrım) kanadı

Investigation: Araştırma; İnceleme

Involution: Sarma; İki seviyenin beraber kıvrılması

Inyoite: İnyoit (sulu kalsiyum-borat minerali) 

Io: Jüpiter I kod isimli uydu

Iodargyrite: İyotarjirit (gümüş iyodür minerali)

Iodine: İyot

Iodobromite: İyotbromit (gümüş bromür-klorür-iyodür minerali) 

Ion: İyon 

Ion-exchange: İyon değişmesi; İyon-değişim

Ionic bond: İyonik bağ 

Ionic charge: İyonik yük 

Ionic potential:  İyonik potansiyel 

Ionic radius: İyonik yarıçap 

Ionic substitution: İyonik yer-değiştirme 

Ionization: İyonlaşma

Ionization potential: İyonizasyon potansiyeli; İyonlaşma potansiyeli 

Ionosphere: İyonosfer; İyon-küre

Iridium anomaly: İridiyum anomalisi 

Iron: Demir

Iron bacteria: Demir bakterileri 

Iron formation: Demir formasyonu  

Iron glance: Demir parıltısı 

Iron hat: Demir şapka 

Iron meteorite: Demir(-tipi) meteorit 

Iron mica: Demir mika 

Ironstone: Demirtaşı 

Irregular: Düzensiz

Irregular echinoids: Düzensiz ekinoidler 

Irregulares: Alt, Orta, Üst Kambriyen kayaçlarında bulunan, çoğunlukla bireysel, nadiren de koloni halinde bulunan omurgasız hayvan sınıfı 

Irreversible: Geri dönüşümsüz

Irritant: Tahriş edici

Ishikawaite: İşikavayit (esas olarak U-Fe-nadir toprak elementi ve kolumbiyum-oksit içeren bir mineral)

Ishkyldite: İşkildit 

Island arc: Ada yayı 

Iso-: İzo-; “Eşit, eş” anlamında bir önek 

Isobar: Eş basınç eğrisi; İzobar 

Isobath: İzobat 

Isochron: İzokron; Eş yaş eğrisi 

Isoclasite: İzoklazit (bazik sulu kalsiyum-fosfat minerali) 

Isoclinal fold: İzoklinal kıvrım 

Isograd: İzograd 

Isogyre: İzojir 

Isohyet: İzohit 

Isolated: Yalıtılmış

Isolated footing: Tekil temel

Isolation: Yalıtım

Isometric: İzometrik 

Isomorph: Eş yapı

Isomorphic: Eşyapılı; İzomorfik

Isomorphous: İzomorf; Eş yapılı

Isomorphous series: İzomorf seri; Eş yapılı seri

Isopach: İzopak; Eş kalınlık 

Isopach map: İzopak harita; Eş kalınlık haritası 

Isopleth: İzoplet (belli bir miktarın (yükseklik, konsantrasyon veya basınç gibi) uzunluğu boyunca sabit olduğu bir hat veya çizgi)

Isopochous line: İzopak eğri

Isopycnic: İzopiknik (yoğunluğun uzunluğu boyunca sabit olduğu bir hat veya çizgi)

Isoseismal line: Eş sismik (şiddet) eğrisi

Isoseismal map: İzosizmal harita; Eş sismik (şiddet) haritası 

Isostasy: İzostazi 

Isostructural: İzostrüktürel; Eş yapılı 

Isotherm: İzoterm; Eş sıcaklık 

Isotope: İzotop

Isotope dilution: İzotop seyreltme 

Isotope fractionation: İzotop farklılaşması; İzotop fraksiyonlaşması 

Isotope geochemistry: İzotop jeokimyası 

Isotope hydrology: İzotop hidrolojisi 

Isotope tracer: İzotop iz-sürücüsü 

Isotropic: Eşyönlü; İzotropik

Isotopic dating: İzotop(ik) yaş tayini 

Isotropic indicatrix: İzotropik indikatriks 

Isotropy: İzotropi

Isotype: İzotip; Eş tip 

Isotypic: İzotipik; Eş-tipik 

Isuan: İzuyan (yaklaşık 3875 My’dan 3525 My’a kadar uzanan alt Arkeen sistemi)  

Itabirite: İtabirit (BDF için Brezilya’da kullanılan bir ad) 

Iteration: Yineleme; Tekrarlama; İterasyon

Iterative evolution: İteratif evrim 

Iterative solution: Yinelemeli çözüm

Itocolumite: İtokolumit (mikalı kumtaşı veya şistoz kuvarsit)

IUGS Classification: IUGS Sınıflaması 

Ivorian: İvoriyen (Tournaisiyen’de bir kat)

 

 

J

J-type lead: J-tipi kurşun 

J-wave: J-dalgası 

Jack: Kriko

Jacob’s staff: Jacop çubuğu 

Jacobsite:Jakobsit/yakobsit (Mn-magnetit minerali)

Jacupirangite: Jakupiranjit (ijolit serisine ait bir ultramafik kayaç)

Jade : Yeşimtaşı; Jadeitin değerli bir türü 

Jadeite: Klinopiroksen grubuna ait mineral

Jadeitite: Jadeitit (esas olarak jadeitten oluşan bir metamorfik kayaç) 

Jamesonite: Jamsonit 

Janjukian: Janjüken; GD Avustralya Tersiyer’inde bir kat   

Janus: Satürn X kod isimli uydu 

Japan Trench: Japon Hendeği 

Japan-type margin: Japon-tipi kenar 

Jaramillo: Jaramilo (Matuyama terslenmiş  kronu içinde, 0.98-1.05 My’a karşılık gelen, normal polarite alt kronu)

Jarosite: Jarosit (alünit grubuna ait bir mineral)

Jaspagate: Jaspakik (jasperin genellikle baskın bulunduğu akik)   

Jasper: Jasper (bir kalsedon çeşidi) 

Jaspillite: Jaspilit (hematitle arakatmanlı olarak oluşmuş jasper) 

Java Trench: Java Hendeği 

Jeffersonite: Jefersonit (kalsiyum-manganez-demir-silikat minerali) 

Jeremejevite: Jeremejevit (alüminyum borat minerali) 

Jet: Oltu taşı; Siyah kehribar  

Jet: Püskurtücü meme

Jet cutting: Basınçlı suyla kazı/kesme

Jetting: Basınçlı su uygulaması

Jetty: Dalga kıran

Jig: Jig; İçerisinde kömürün yıkandığı veya cevherin su ile konsantre hale geldiği, titreşerek çalışan bir makine 

Joaquinite: Joakunit (Na-Ba-Ce-Fe-Ti-Nb’un bazik silikatı) 

Johannian: Johaniyen (GD Avustralya alt Tersiyer’inde bir kat)  

Johannite: Yohanit 

Johannsen’s Classification: Johannsen Sınıflaması 

Johannsenite: Yohansenit (bir klinopiroksen minerali)

Johnstrupite: Jonstrupit (Ca-Na-Ce-Ti-Zr-silikat) 

Joint: Çatlak; Eklem

Joint frequency: Eklem sıklığı; Çatlak sıklığı

Joint roughness coefficient: Eklem pürüzlülüğü katsayısı

Joint set: Çatlak takımı; Eklem takımı

Joint spacing: Çatlak aralığı; Eklem aralığı

Joint system: Çatlak sistemi; Eklem sistemi

Jointed: Eklemli; Çatlaklı

Jordanite: Yordanit (kurşun-arsenat-sülfit minerali)

Joseite: Yöseit (kükürt ve selenyum içeren bizmut tellürür minerali)

Josephinite: Yösefinit (demir  ve nikel alaşımından oluşan bir mineral) 

Jotnian: Jotniyen; 1600-650 My aralığına karşılık gelen Orta-Üst Proterozoiğinde bir kat  

Jotnian Orogeny: Jotniyen Orojenezi 

Jovian: Joviyen; Jupiter benzeri veya Jupitere ait

Jovian planet: Joviyen gezegen; Dış gezegen 

Jovian satelites: Joviyen uydular; Jüpiter’e ait uydular 

Juan de Fuca Plate: Juan de Fuka Levhası (Huan de Fuka Plakası)

Julienite: Jülyenit (sulu sodium-kobalt-thiosyanat minerali) 

Juliet: Jülyet

Junction: Kavşak; Yol ayrımı

Junk: Hurda

Juno: Juno (veya Huno; Güneş sisteminde bulunan bir asteroid; No:3)

Jupiter: Jüpiter 

Jurassic: Jura 

Jurupaite: Jurupayit (sulu kalsiyum-magnezyum-silikat minerali) 

Juvavic: Juvavik (Geç Triyas’ta bir çağ)

Juvenile: Jüvenil; Genç; İşlenmemiş

Juvenile (magmatic) gases: Jüvenil (magmatik) gazlar

Juvenile water: Jüvenil su; Genç su 

Juvenile rift: Jüvenil rift; Genç rift 

Juvite: Jüvit (bir tür nefelin siyenit) 

Juxtapose: Yan yana koymak/gelmek; Sıralamak

 

K

K electron: K elektronu; K-yörüngesi elektronu 

K-wave: K-dalgası 

Kaena: Kaena (2.87±0.03 My’a karşılık gelen, Gauss normal polarite kronu içinde terslenmiş polarite alt kronu) 

Kaersutite: Kaersütit (alkali amfibollerin bir üyesi) 

Kaiatan: Kayiatan (Y. Zelanda alt Tersiyer’inde bir kat)

Kainite: Kayinit (sulu magnezyum-sülfat ve potasyum-klorür minerali)

Kainosite: Kayinozit 

Kainozoic: Senozoyik 

Kaliborite: Kaliborit (potasyum ve magnezyumun asit sulu boratı) 

Kalibraj: Plaserlerde, aynı yoğunluk ve şekildeki fazların boyutlarına göre sıralanması

Kalicinite: Kalisinit 

Kalimnan: Kalimnan (GD Avustralya üst Tersiyer’inde bir kat)

Kalinite: Kalinit (potasyum ve alüminyumun sulu sülfatı)

Kaliophilite: Kaliyofilit (K-zengini bir feldispatoid minerali) 

Kalkowskite: Kalkovskit (demir ve titanyum-oksit minerali) 

Kalsilite: Kalsilit (bir feldispatoid minerali) 

Kamacite: Kamasit (nikel ve demir alaşımı) 

Kame: Kame;

Kandit: Kandit (alofan’ın diğer ismi) 

Kansan I ve II: K. Amerika’da dört buzul devrinden ikincisi 

Kaolin: Kaolin; Çin kili

Kaolinite: Kaolinit 

Kaolinitization: Kaolinleşme; Kaolinitizasyon 

Kapitean: Kapiteyan (Y. Zelanda üst Tersiyer’inde bir kat)   

K-Ar Method: K-Ar Metodu 

Karat: Ayar 

Karatau: Karato 

Karatavian: Karataviyen (yaklaşık 1000-700 My arasına karşılık gelen üst Proterozoik’te bir kat)   

Karelian Orogeny: Kareliyen Orojeni   

Karst: Karst

Karst breccia: Karst breşi 

Karst landscape:Karst (içeren) yeryüzeyi

Karst phenomenon: Karst olayı; Karst fenomeni

Karst pit: Karst çukuru

Karst plain: Karst düzlüğü 

Karst region: Karst bölgesi

Karst valley: Karst vadisi 

Karstic: Karstik

Karstik aquifer:Karstik akifer 

Kashirskian: Kaşirskiyen (Moskoviyen Dönemi’nde bir kat)  

Kasimovian: Kasimoviyen (Pensilvaniyen Devri’nde bir dönem olup 303-295.1 My aralığına karşılık gelmektedir)  

Kasolite: Kazolit (sulu kurşun-uranyum-silikat minerali) 

Kassiterit: Kasiterit

Katamorphism: Katamorfizma 

Katatectic layer: Katatektik katman 

Katazone: Katazon 

Katmaian-type eruption: Katmai-tipi püskürme 

Katophorite: Katoforit 

Kawhia: Kavhiya (Y. Zelanda Jura’sında bir seri)  

Kazanian: Kazaniyen (Geç Permiyen’de bir çağ)  

Kb:  Kilobar

K-bentonite: K-bentonit 

Keewatinian: Kevatiniyen (Y. Zelanda üst Arkeen’inde bir kat)  

Keilorian: Keyiloriyen (SE Avustralya alt Siluriyen’inde bir kat)  

Kelly: Keli 

Kelvin: Kelvin

Kelvin Scale: Kelvin Ölçeği 

Kelyphitic border: Kelifitik sınır 

Kelyphitic rim: Kelifitik çeper 

Kelyphitic texture: Kelifitik doku 

Kemererite: Kemererit (Cr-Mg-Al-hidroksisilikat minerali)

Kempite: Kempit (manganez-oksiklorür minerali) 

Kenoran Orogeny: Kenoran Orojenezi 

Kentallenite: Kentalenit (bir tür mezokrat monzonit)

Kentrolite: Kentrolit (kurşun-manganez-silikat minerali)

Kenyte: Kenit (mafik bir fenolit çeşidi) 

Keratophyre: Keratofir (albit veya oligoklazı ana bileşen olarak içeren ince-kristalli bir kor kayaç)

Kerf: Yarık

Kermesite: Kermezit (antimon-oksisülfit minerali) 

Kern: Çekirdek

Kernite: Kernit 

Kerogen: Kerojen 

Kerogen Shale: Kerojen şeyl 

Kersantite: Kersantit 

Ketilidian Orogeny: Ketilidiyen Orojeni 

Keweenawan: Kevenavan (Y. Zelanda üst Proterozoiğinde bir kat)   

Key bed: Anahtar tabaka 

Key block: Anahtar blok

Key fossil: Anahtar fosil

Keying: Anahtarlama

Keying effect: Anahtarlama etkisi

K-feldspar: K-feldispat 

Kibalian Orogeny: Kibaliyen Orojeni 

Kidney ore: Böbrek cevheri 

Kidney stone: Böbrek taşı 

Kieselguhr: Kizelgur 

Kieserite: Kizerit (sulu magnezyum sülfat minerali) 

Kilogram: Kilogram (SI sisteminde ağırlık birimi)

Kimberella quadrata: Avustralya ve Rusya’dan bilinen, Prekambriyen yaşlı, molüsk benzeri bir fosil 

Kimberlite: Kimberlit (potasyumlu ultrabazik kor kayaç) 

Kimmeridgian: Kimeridciyen (Avrupa üst Jura’sında bir kat)

Kimmeridgian Orogeny: Kimeridciyen Orojenezi

Kimzeyite: Kimzeyit (granat grubuna ait bir mineral)

Kinderhookian: Kinderhokiyen (K. Amerika Misisipiyen’inin taban serisi)  

Kinderscoutian: Kinderskotiyen (Başkiriyen Dönemi’nde bir kat)  

Kinetic metamorphism: Kinetik metamorfizma 

Kingdom: Alem 

Kink band: Kink destesi; Kink bandı 

Kinzigite: Kinzijit  (esas olarak granat ve olivinden oluşan iri-kristalli bir metamorfik kayaç)   

Kirovite: Kirovit (demir ve magnezyumun sulu sülfat minerali) 

Kirwanite: Kirvanit (bir tür antrasit) 

Klaprothite: Klaprotit (bakır bizmut sülfit minerali) 

Klazminskian: Klazminskiyen (Gzeliyen Dönemi’nde bir kat)  

Klebelsbergite: Klebelsberjit (bazik antimon sülfat minerali) 

Kleinite: Kleyinit (civa ve amonyumun bazik oksit-sülfat-klorürü) 

Klippe: Klip; Deniz veya gölden sivrilip yüzeye çıkan kaya veya bir nap veya bir bindirme fayı örtüsünün erozyonundan oluşan tektonik bir mostra

Klockmannite: Klokmanit (bakır selenit minerali) 

Knebelite: Knebelit (Fe-Mn-silikattan oluşan bir silikat minerali)

Knoll: Okyanusal tabandan yükselen, denizaltı dağından daha küçük, yuvarlatılmış şekle sahip su-altı yükseltisi

Kobaltin: Kobaltit

Koenenite: Könenit (bazik magnezyum-alüminyum-klorür minerali) 

Koettigite:Kötijit (sulu çinko arsenat)  

Kohoutek: Güneş sisteminde bir kuyruklu yıldız

Koktaite: Koktayit (sulu amonyum-kalsiyum-sülfat içeren bir mineral)

Kolbectite: Kolbektit (sulu Be-Al-Ca-silikat ve fosfat içeren bir mineral) 

Kolumnar: Kolonsu 

Komatite: Komatit (Mg-olivince zengin volkanik kayaç) 

Koninckite: Koninkit (sulu demir (III)-fosfat içeren bir mineral) 

Koppite: Kopit (seryum-demir-potasyum içeren bir piroklor türü) 

Kornelite: Kornelit (sulu demir (III) sülfattan oluşan bir mineral) 

Kornerupine: Kornerüpin (Mg-Fe-Al-borosilikat minerali)

Kotoite:Kotoyit (magnezyum borat minerali)

Krausite: Krozit (sulu potasyum-demir-sülfattan oluşan bir mineral) 

Kremersite: Kremerzit (sulu potasyum-amonyum-demir klorür minerali) 

Krennerite: Krennerit (altın tellürür minerali)

Krevskinskian: Krevskinskiyen (Kasimoviyen Dönemi’nde bir kat)  

Kribergite:Kriberjit (sulu bazik alüminyum fosfat ve sülfat minerali)

Krizopraz (Ni-içeren kalsedon türü): Krizopraz

Krotovina: Organik veya mineral malzeme ile doldurulmuş organizma oyuğu

Kuehneosaurus latus: Geç Triyas’ta çok bol olarak bulunan, ilk uçan kertenkele

Kuiper Belt:Kuiper Kuşağı 

Kukersite: Kukerzit (alg kalıntılarınca-zengin bir organik sedimanter kayaç) 

Kula Plate: Kula Levhası 

Kungurian:Kuguriyen; Erken Permiyen’de bir kat  

Kunzite: Künzit (spodümen’in pembe renkli bir çeşidi)

Kuril Trench: Kuril Çukuru; Kuril Hendeği 

Kurnakovite: Kurnakovit (sulu magnezyum borat minerali)

Kuroko-type deposit: Kuroko-tipi cevher yatağı 

Kurtosis: Kurtoz; Dağılım eğrisinde sivrilik (piklilik) 

Kutnahorite: Kutnahorit (Ca-Mn-Mg-Fe-karbonat minerali)

Kutorginida: Brakiyopodların bikonveks, kalkerli kavkılı, her iki kavkıda kardinal alan bulunan bir ordosu

Kyanite: Kiyanit; Disten

 

 

L

Label: Etiket

Laboratory: Laboratuvar

Laboratory test chamber: Labaratuar deneme odası

Laboratory test: Laboratuar deneyi

laboratory equipment:  Laboratuvar donanımı

Laccolith: Lakolit (uyumlu, mercek yapılı plüton)

Lacustrine environment: Göl ortamı; Gölsel ortam

Lacustrine: Gölsel 

Laer:  Laer; En düşük emisyonlama hızı

Lag: Gecikme

Lag fault: Gecikme fayı

Lagging: Kamalama

Lagoon: Lagün

Lagoonal environment: Lagün ortamı

Lamellar: Lamelli; Yapraklı

Lames constant: Lame sabiti

Laminar flow: Laminar akım; Tabakalı akım

Laminated: İnce tabakalı; Laminalı

Lamination: İnce tabakalılık; Laminasyon

Laminer flow: Laminalı akma; Yaygı akması

Lamprophyre: Lamprofir

Land breeze: Karadan esen rüzgâr

Land management: Toprak yönetimi

Land reclamation: Toprak ıslahı

Land subsidence: Toprak çökmesi

Land use: Toprak kullanımı

Land use map: Toprak kullanım haritası

Land use plan: Toprak kullanım planı

Land use survey: Toprak kullanımı araştırması

Landfill: Atık gömme

Landing: Topraklama; Arazileştirme; Uçakların inmesi

Landscaping: Peyzaj düzenlemesi

Landslide: Toprak kayması; Heyelan 

Lapies (veya clints): Oluklu taş; Özellikle kireçtaşlarının yağmur sularınca eritilmesi sonucu oluşan çukur yüzeylere sahip kayaç 

Laplace equation: Laplas eşitliği (sıfıra eşit ikinci dereceden kısmi diferansiyel denklem)

Lapse rate: Sapma oranı

Large-ion lithophile: Büyük iyonlu litofil elementler  

Late: Geç 

Late orogenic magmatic phase: Geç orojenik magmatik faz

Lateral: Yanal

Lateral erosion: Yanal aşınma; Yanal erozyon

Lateral extent: Yanal uzanım; Yanal kapsam

Lateral moraine: Yanal moren

Lateral pressure: Yanal basınç

Lateral secretion: Yanal salgı; Yanal salgılama

Lateral stress: Yanal stres; Yanal gerilme

Laterally loaded pile: Yanal yüklenmiş kazık

Laterite: Laterit; Kırmızı kil

Latitude: Enlem

Lattice: Kafes; Örgü

Lattice energy: Kafes enerjisi 

Lattice gliding: Kafes kayması 

Lava: Lâv

Law of constancy of interfacial angles: Yüzeyler arası açı sabitliği yasası/kuralı

Law of cross-cutting relationship: Çapraz-kesme ilişki yasası/kuralı

Layer: Tabaka; Seviye; Katman

Layout: Plan

Leachate: Kirletici sızıntı

Leaching field: Sızdırma alanı

Leaching: (Kimyasal) yıkanma; Sızdırma

Lead: Kurşun

Lead arsenate: Kurşun arsenat

Lead-lead dating: Kurşun-kurşun yaş tayini 

Leakage: Sızıntı

Lee side: Kuytu taraf; Kumulun rüzgâr almayan tarafı; Kumulun hakim rüzgâr yönünde olmayan yüzeyi

Left wall: Sol duvar

Lenitic: Lenitik; Kendi kendine temizlenen, hızlı akan su 

Lentic: Lentik; Kirliliğe maruz durgun su 

Lethal dose: Öldürücü doz

Leucocratic rocks: Açık renkli kayaçlar; Major kayaç-yapıcı mineral olarak kuvars, feldispat ve müskovit içeren özellikle asidik kayaçlar  

Level: Düzey; Seviye; (Jeodezide) Düzeç

Levelling/leveling: Nivelman; Düzeçleme

Liassic: Lias

Lichen: Liken; Kayaç ve ağaçlarda kükürt dioksit kirlenmesi sonucu oluşan su yosunu ve mantar karışımı bir yapı 

Life cycle: Yaşam döngüsü

Life expectancy: Ortalama yaşam umudu

Life span:Yaşam uzaması; Yaşam  süresi

Life zones: Yaşam zonları; Yaşam bölgeleri

Light detection: Işık saptama

Light rail transport: Hafif raylı sistem

Ligne: Artık kullanılmayan Fransız uzunluk birimi (Bir fransız foot’unun 1/144’ine eşittir. Metrenin yaklaşık 1/443.296’sine eşittir)

Lignite: Linyit; Kahverengi kömür; Esmer kömür

Limb: Kanat

Lime: Kireç 

Lime boundstone: Kireç-bağlamtaşı 

Lime grainstone: Kireç-danetaşı 

Lime mud: Kireç çamuru 

Lime mudstone: Kireç-çamurtaşı 

Lime packstone: Kireç-istiftaşı 

Lime stabilization: Kireçle stabilizasyon

Lime wackestone: Kireç-vaketaşı 

Limestone: Kireçtaşı 

Limit equilibrium: Denge sınırı

Limit pressure: Sınır (limit) basınç

Limit values: Sınır değerleri

Limnology: Limnoloji; Gölbilim

Limonite: Limonit

Line load: Çizgisel yük

Line of flexure: Büklüm çizgisi

Line of intersection: Kesişme çizgisi

Line of seepage: Sızma çizgisi

Line source: Doğrusal kirletici kaynak

Line survey: Hat etüdü; Hat ölçümü

Lineage-zone: Evrimleşme zonu; Filozon; Gelişim/gelişme zonu 

Lineament: Çizgisellik

Linear: Doğrusal

Linear shrinkage:  Lineer büzülme (rötre)

Lineation: Lineasyon; Çizgisellik

Lining: Kaplama

Liquation: Birbirine karışmayan iki sıvının bir çözelti veya eriyikte ayrılması işlemi; Eritip ayırma

Liquefaction: Sıvılaşma

Liquefied natural gas: Sıvılaştırılmış doğal gaz

Liquefied petroleum gas: Sıvılaştırılmış petrol gazı

Liquid: Sıvı; Akan

Liquid limit: Likit limit

Liquidity index: Sıvılık indeksi

Listric fault: Listrik fay

Listric surface: Küreme yüzeyi

Listvenite: Listvenit

Lithofacies: Litofasiyes; Kayaç fasiyesi

Lithographic: Litografik

Lithosphere: Litosfer

Lithostratigraphic unit: Litostratigrafik birim

Littoral: Kıyısal

Littoral drift: Kıyı sürüklenmesi

Littoral environment: Kıyısal ortam; Kıyı ortamı

Littoral zone: Kıyı bölgesi

Litosphere: Litosfer; Taşküre

Litter: Süprüntü; Döküntü; Çerçöp yığıntısı 

Little ice age: Küçük buz çağı 

Live load: Canlı yük

Livestock exclusion zone: Hayvanlara yasak bölge

Load: Yük

Load-settlement curve: Yük- oturma eğrisi

Load cell: Yük hücresi

Load on top system: Üstüne doldurma sistemi

Load test: Yükleme deneyi

Loading cycle: Yükleme çevrimi

Loading path: Yükleme yolu

Loading rate: Yükleme hız

Loam: Balçık; Kiremit toprağı; Demir oksiti bolca içeren toprak yada çamur

Local: Yerel

Local shear failure: Yerel kayma yenilmesi; Lokal makaslama yenilmesi

Localized: Yerelleşmiş; Lokalize olmuş

Lode (veya vein): Cevher damarı (damarla yakın eş-anlamlı bir terim); Filon-kuşe (katman-damar)

Loess: Lös

Log: Log (kuyu, sondaj logu)

Logging: Loglama; Kaydetme

Long range transport: Uzak menzilli taşımacılık

Longitudinal: Boyuna; Uzunlamasına

Longitudinal dispersion: Boyuna dağılım 

Longitudinal fault: Boyuna fay; Uzunlamasına fay

Longitudinal inclination: Boylam açınımı

Longitudinal joint: Boyuna eklem; Lonjitüdinal eklem

Longitudinal-type coast: Boyuna-tip kıyı 

Longitudinal waves: Boyuna dalgalar

Longshore bar: Kıyıboyu bar 

Long-term stability: Uzun süreli duraylılık

Longwall: Uzunayak

Loose: Gevşek

Loosened rock: Gevşetilmiş kaya; Gevşek kaya

Loosening: Gevşeme

Loosewall: Pasa şevi; Döküm şevi; Döküm yığını şevi

Loran: Long range navigation: Bilinen bir coğrafik lokasyonda sabitlenmiş (radyo) vericiyi esas alarak mesafe farklılıklarını ölçmede kullanılan bir hiperbolik navigasyon (denizcilik) sistemi

Loss: Kayıp

Low-angle fault: Düşük açılı fay

Low-aspect-ratio ignimbrite: Düşük en-boy oranlı ignimbrit 

Low-grade: Düşük-derece 

Low-level waste: Düşük radyoaktif -düzey-atığı 

Low-potasyum tholeiite: Düşük-potasyumlu toleit 

Low pressure: Düşük basınç

Low-quartz: Düşük-kuvars; Alçak-kuvars 

Low-velocity zone: Düşük hız zonu 

Low-volatile bitumious coal: Düşük-uçuşkanlı bitümlü kömür 

Low water: Düşük (seviyeli) su

Lower: Alt 

Lower block: Alt blok

Lower bound: Altsınır

Lower Carboniferous: Alt Karbonifer 

Lower core: İç çekirdek 

Lower mantle: Alt manto 

Lowering groundwater: Yeraltı suyunun düşürülmesi

Lubricant: Yağlayıcı; Kaydırıcı

Lump: Parça

Lydit: Kömür tozu ile boyanmış jasp 

Lysimeter: Lizimetre

Lysis: Liziz; Hücrelerin yıkımı yada tahribi

 

 

M

Maar: Maar

MAC: Maksimum kullanılabilecek konsantrasyon

Maceral: Maseral

Macroclimatology: Makroklimatoloji

Macroconsumers: Makro tüketiciler

Macronutrients: Makro besinler

MAD: Maksimum kullanılabilecek doz

Magma: Magma

Magma chamber: Magma odası

Magmatic differenciation: Magmatik farklılaşma

Magmatic ore deposit: Magmatik cevher yatağı

Magmatic phase: Magmatik faz

Magmatic rocks: Magmatik kayaçlar

Magmatic water: Magmatik su

Magnesite: Magnezit (Mg-karbonat minerali)

Magnetic separation: Manyetik ayırma

Magnetite: Manyetit; Magnetit

Magnitude: Büyüklük

Mohorovicic discontinuity: Moho süreksizliği

Main: Ana; Major; Temel; Esas; Büyük

Main gallery: Ana galeri

Main level: Ana kat; Ana seviye

Main sewer: Ana kanal

Main sequence: Ana sekans (parlaklık spekrum diyagramında bir bant olup, yıldızların büyük bölümünü kaysamaktadır)

Main sequence star: Ana sekans yıldızı (Hertzsprung-Russel diyagramında, ana sekans diye adlandırılan bant-şekilli bölge içinde yer alan herhangi bir yıldız)

Maintenance: Bakım

Major air pollutants: Başlıca hava kirleticileri; Ana hava kirleticileri

Make-up water: İlâve su

Malachite: Malakit

Malnutrition: Yetersiz beslenme

Manometer: Manometre; Basınç ölçer

Mantle: Manto

Manual loading: Elle yükleme

Manual: Elle yapılan; El kitabı

Map: Harita

Map digitizing system: Harita sayılaştırma sistemi

Map overlay technique: Harita çakıştırma tekniği

Mapping: Haritalama; Harita alımı

Marble: Mermer

Marcasite: Markazit

Marginal basin: Kenar havza 

Marginal cost-effectiveness: Marjinal maliyet etkinliği

Marginal crevasse: Kenar krevase

Marginal sea: Kenar deniz 

Marginal sutur: Kenar sütür 

Marine: Denize ait; Denizle ilgili; Denizel

Marine abrasion: Denizel dalga aşındırması

Marine ecosystem: Deniz ekosistemi; Denizel ekosistem

Marine platform: Deniz platformu; Deniz düzlüğü 

Marine pollution: Deniz kirliliği

Marker bed: Kılâvuz tabaka 

Marl: Marn

Marsh: Bataklık

Marsh gas: Bataklık gazı; Metan

Mass extinction: Kitle ekstinksiyonu; Kitle yok oluşu 

Mass number: Kütle numarası 

Mass spectrometry: Kütle spektrometresi 

Mass wasting: Toprak kayması

Massive: Masif; Som

Massive layer: Masif seviye; Masif katman

Master joint: Ana eklem

Mat: Radye

Mat foundation: Radye temel

Material: Malzeme

Matrix: Matriks; Zemin malzemesi; Matris (matematik)

Mature city: Olgun kent

Maximal: Büyükçe

Maximum: En büyük; Maksimum

Maximization: Azamileştirme

Maximum applicable toxic concentration (MATC): Maksimum kullanılabilecek toksit konsantrasyonu (MKTK)

Maximum permissible concentration: İzin verilebilir azami yoğunluk

Maximum porosity: Maksimum porozite

Maximum void ratio: Maksimum boşluk oranı

Mean: Ortalama

Meander: Menderes

Meander cutoff: Menderes kopması

Meander core: Menderes çekirdeği

Measurement: Ölçüm

Mechanical analyses: Mekanik analiz

Mechanical collection: Mekanik toplama

Mechanical stabilization: Mekanik stabilizasyon

Mechanical weathering: Mekanik ayrışma; Fiziksel bozunma

Media: Ortamlar

Mediale moraine: Orta buzultaşları

Mediterranean: Akdeniz

Mediterranean suite: Akdeniz takımı

Mediterranean water: Akdeniz suyu 

Mediterranean-type margin: Akdeniz-tipi kenar 

Mediterranean Climate: Akdeniz İklimi

Medium: Ortam

Medium sand: Orta-daneli kum

Megalopolis: Megalopolis; Kümekent

Megashear: Megamakaslama; Yatay atımı kabuk kalınlığını aşan bir doğrultu atımlı fay

Mélange: Melanj; Karışım

Melaphyre: Melafir (özellikle Permiyen ve Karbonifer yaşlı, ayrışmış bazik kayak)

Melt: Eriyik 

Melting point: Ergime noktası

Member: Üye

Membrane: Zar süzgeç; Membran

Meniscus: Menisküs (vadoz diyajenezi sırasında oluşan ve sediment) danelerinin kenarlarında çimento kristalleri

Mercaptans: Merkaptanlar; Petrol rafinasyonu sürecinde oluşan, kötü kokulu, kükürt içeren organic bileşikler

Mercury: Civa

Merging: Yaklaşma; Birbirine yaklaşma

Mesh: Ağ; Elek

Mesic environment: Puslu çevre

Mesogenetic: Mezogenetik; Kayaç yada sedimentlerin gömülmeleri süresince oluşan

Mesohaline water: Orta tuzlu su

Mesosphere: Mezosfer

Mesozone: Mezozon; Orta kuşak

Metallogeny: Metalojeni; Maden yatakları bilimi

Metamorphic aureole: Metamorfik hale; Kor kayaç sokulunun yan kayaçta oluşturduğu, sokulumu çevreleyen metamorfik kuşak

Metamorphic rock: Metamorfik kayaç

Metamorphism: Metamorfizma; Başkalaşım

Metasomatism: Metazomatizma; Değiş-tokuş

Meteoric abundance of elements: Elementlerin meteorik bolluğu 

Meteoric water: Meteorik su

Meteorite: Meteorit; Göktaşı

Methane: Metan

Method: Yöntem; Usul; Metod

Method of least squares: En-küçük kareler yöntemi

Metropolitan area: Metropoliten alan

Mica: Mika

Mica-schist: Mikaşist (çoğunlukla mikadan oluşan şist)

Micrinite: Mikrinit

Micrite: Mikrit; Mikrokristalin kalsit

Microbe: Mikrop

Microclimate: Mikroiklim; Mikroklima

Micronutrients: Mikrobesinler

Microorganisms: Mikroorganizmalar

Microplate/platelet: Mikrolevha

Microseismic: Mikrosismik

Microseismic region: Mikrosismik bölge

Microspar: Mikrospar; Genellikle 5-15 µm büyüklüğünde, mikritin yeniden-kristallenmesi ile oluşan kalsit

Microstalactitic: Mikrostalaktitik; Danelerin taban kısmında yoğunlaşan çimento kristalleri için kullanılan bir terim

Mid-Atlantic Ridge: Atlantik-ortası sırtı 

Mid-oceanic ridge: Okyanus ortası sırtı

Middle-third: Çekirdek

Midnight dumping: Geceyarısı çöp dökme

Mie scattering: Mie saçılımı

Migmatite: Migmatit (yüksek-dereceli metamorfik kayaç)

Migmatization: Migmatitleşme

Migration: Göç; Migrasyon

Milling: Öğütme; Ham cevherin öğütülmesi

Mine adit: Ocak giriş galerisi

Mine: Maden; Ocak

Mineral vein: Maden cevheri

Mineral water: Maden suyu

Mineralizing agents: Mineral oluşturan etmenler

Mineralogy: Mineral bilmi; Mineraloji

Minimal: Küçükçe

Minimum: En küçük; Minimum

Minimum dry density: Minimum kuru bicim hacim ağırlık

Minimum void ratio: Minimum boşluk oranı

Mining geology: Madencilik jeolojisi

Mining wastes: Madencilik atıkları

Minor: Küçük; Az

Minute: Çok az; Dakika (bir derecenin tam olarak 1/60’ine eşit ve 60 saniyeye karşılık gelir)

Miocene: Miyosen

Miogeosyncline: Miyojeosenklinal

Mirror plane: Ayna düzlemi 

Miscible: Karışabilir 

Mississippian: Misisipiyen (erken Karbonifer’in alt devri)

Mist: Sis

Mixed: Karışık; Karışmış

Mixed crystal: Karışık kristal 

Mixed developing zone: Karışık imarlı bölge

Mixed-layer mineral: Karışık-tabakalı mineral 

Mixer: Karıştırıcı

Mixture: Karışım

M.K.S. system of units: M.K.S. birimler sistemi (kütle biriminin kg, uzunluk biriminin m ve zaman biriminin sn olduğu birimler sistemi)

Mobile belt: Hareketli kuşak; Oynak kuşak; Duraysız kuşak 

Mobile home: Gezerev; Hareket ettirilebilen ev

Mobile source: Hareketli kaynak

Model: Model

Modified proctor test: Modifiye (ağır) proktor deneyi

Modulus: Modül

Modulus of elasticity: Elastisite modülü

Modulus of rigidity: Rijitlik modülü

Modulus of subgrade reaction: (Zemin) yatak katsayısı

Mohr circle: Mohr çemberi; Mohr dairesi

Mohr envelope: Mohr zarfı

Moisture content: Nem içeriği

Molasse: Molas

Moldic porosity: Kalıp gözeneklilik 

Molybdenite: Molibdenit

Moment of inertia: Eylemsizlik momenti; Atalet momenti

Monadnock: Aşınmaz tepe; Yapısındaki dayanıklı kayaçlar nedeni ile aşınmamamış olan yükselti

Monitoring: İzleme; Gözlemleme

Monitoring programme: İzleme proğramı

Monkey engine: Şahmerdan makinesi

Monoclinic: Monoklinik

Monoclinic system: Monoklinik sistem

Monoculture: Monokültür

Monosite: Monozit

Monotone: Tekdüze; Monoton

Moon: Ay 

Moonstone: Aytaşı 

Moraine: Moren; Buzultaşı

Moraine in transit: Taşınan buzultaşı; Devinen moren

Moraine rampart: Moren duvarı; Buzultaşı sırtı

Morbidity rate: Hastalılık hızı

Mortality rate: Ölüm hızı

Most probable number: En olası sayı

Mother liquid: Ana sıvı; Katılaşmadan arda kalan sıvı yada su

Mother of coal: Ana kömür 

Mould: Kalıp 

Moulin pothole: Buzul kazanı

Mount: Dağ

Mount Ararat: Ağrı Dağı

Mountain: Dağ 

Mountain chain: Dağ zinciri 

Mountainous terrain: Dağlık alan

Movement monitoring: Hareket izleme

Moving dune: Hareketli kumul; Gezen kumul

Muck: Pasa

Mud: Çamur

Mud cone: Çamur konisi

Mud mound: Çamur yığını 

Mud-supported: Çamur-destekli 

Mud volcano: Çamur volkanı

Mudcracks: Çamur çatlakları 

Mudflat: Çamur düzlüğü 

Mudflow: Çamur akıntısı 

Mudrock: Çamur kayacı 

Mudstone: Çamurtaşı 

Mullion structure: Çubuklu yapı; Setli ve yivli yapı

Multiaxial: Çok eksenli

Multibench: Çok basamaklı

Multichannel seismic reflection: Çok-kanallı sismik yansıma 

Multilinear: Çok doğrusal

Multiple sill: Çoklu sil 

Multiple stock: Çoklu stok 

Municipal solid waste: Belediyeye-ait katı atık

Municipal waste: Belediye atığı

Mutagens: Mutagenler

Mutation: Mutasyon

Mutualism: Birlikte-yaşama 

Mylonite: Ezik kayaç; Milonit

 

N

Nappe: Nap; Örtü; Sürüklenim örtüsü

Native water: Nabit su

Natural bridge: Doğal köprü

Natural frequency: Doğal sıklık; Doğal frekans

Natural gaz: Doğal gaz 

Natural glass: Doğal cam 

Natural gravel: Doğal çakıl

Natural potential method: Doğal potansiyel yüntemi 

Natural radiation: Doğal radyasyon

Natural resource: Doğal kaynak

Natural selection: Doğal ayıklanma; Doğal seçilme; Doğal seleksiyon 

Natural slope: Doğal şev; Doğal yamaç

Natural soil: Doğal zemin

Nature preserve: Doğa koruma alanı

Nebular hypothesis: Nebular (bulutsu) hipotez

Neck: Boyun

Needle: İğne 

Negative eustatic movements: Negatif deniz hareketi; Deniz yüzeyinin alçalması

Negative skin friction:  Negatif çevre sürtünmesi

Neighborhood: Mahalle; Kolukomşu

Nekton organisms: Nekton organizmalar

Neogene: Neojen (Tersiyer alt-zamanını oluşturan iki devirden ilki)

Neolithic: Cilâlı Taş Devri

Neomineralization: Yeni mineral oluşumu

Neptunic theory: Neptünsel teori; Neptünik teori

Neritic environment: Neritik ortam

Net: Ağ; Net

Net pressure: Net (taban) basınç

Net production rate: Net üreme hızı

Net reproduction rate: Net yeniden üreme/üretme hızı

Net slip: Net atım

Network-former: Ağ yapısı -yapan/oluşturan 

Network-modifier: Ağ yapısı -değişteren/bozan 

Neutral: Nötür; Tarafsız; Etkisiz; Ortaç

Neutral atmosphere: Nötür atmosfer

Neutral stress: Nötür gerilme

Neve: Buzkar veya buzulkar; Buz kristallerinden oluşmuş kar

Niche: Ekolojik konum

Nickel: Nikel

Nickol prism: Nikol prizması; Polarizör

Night soil: İnsan gübresi; İnsan dışkısı

Nitric oxide: Azot oksit

Nitrification: Nitrifikasyon; Nitratlama

Nitrogen: Azot, nitrojen

Nitrogen compounds:  Nitrojen bileşikleri, içeriği

Nitrogen compounds in air and water: Havadaki ve sudaki azot bileşikleri

Nitrogen cycle: Azot döngüsü

Noble gas: Asal gaz 

Noble metal: Asal metal 

Nocerite ([Mg3(BO3)(F,OH)3]; fluoborite): Noserit

Nodule: Nodül; Yumru

Noise abatement procedure: Gürültü azaltımı yöntemi

Noise pollution: Gürültü kirliliği

Nomenclature: Terimlendirme

Nonangular unconformity: Açısal-olmayan uyumsuzluk

Nonattainment area: Erişim dışı alan

Nonbiodegradable: Biyo-bozulmaya uğramayan

Non-displacement pile: Sondaj kazığı

Non-planar: Düzlemsel olmayan

Nonpoint source: Çok çıkışlı kirletici kaynak

Nonrenewable resource: Yenilenemez kaynak

Non-waste technology: Atıksız teknoloji

Normal fault: Normal fay

Normal fault heading against the dip: Tabakalanma eğimine dik normal fay

Normal fault heading with the dip: Tabakalanma eğimine uyumlu normal fay

Normal force: Normal kuvvet

Normal limb: Normal kanat (kıvrım)

Normal stress: Normal gerilme; Normal stres

Normally consolidated clay: Normal konsolide kil

North American Plate: Kuzey Amerika Levhası 

Notation: Simgelenim; Notasyon

Nova (aniden patlamalı bir şekilde parlak hale gelen yıldız (terim, ismin çağrıştırdığı gibi yeni bir yıldızı değil mevcut sönük bir yıldızın parlak hal almasıyla oluşan yıldızı ifade eder): Nova

Novaculite chert: Novakülit çört (hafif kaba kıymık benzeri parçalara kırılan, gri renkli bir çört)

Noxious: Zararlı

Nucleosynthesis: Nükleosentez; Çeşitli nükleer reaksiyonlar aracılığı ile evrende bulunan değişik nüklitlerin (atomların) oluşması

Nuclear energy: Nükleer enerji

Nucleation: Çekirdek-oluşumu/çekirdekleşme 

Nucleus: Çekirdek 

Number of stroke: Darbe sayısı

Numerical: Sayısal

Nummulitic: Numulit içeren; Numulitik

Nuplex: Nupleks

Nutrient: Besin; Gıda

Nutrient budget: Besin bütcesi

Nutrient stripping: Besin giderme

 

O

Oasis: Vaha

Oblate: Yatık; Sferoyit; Kutuplardan yassılaşmış

Oblique: Verev; Yatık; Oblik

Oblique fault: Verev fay; Oblik fay

Obliquity: Verevlik; Obliklik; Yatıklık

Obliquity angle:  Oblik (verevlik) açısı

Obsequent valley: Tabaka eğimine zıt vadı; Ters akan vadi

Observation well: Gözlem kuyusu 

Obsidian: Obsidyen

Obstacle: Engel

Occult precipitation: Gizli yağış

Occupational air: İşyeri havası

Occurrence: Oluşum; Bulunuş; Görünüş

Ocean dumping: Denize çöp dökme

Ocean thermal energy: Deniz ısı enerjisi

Oceanography: Oşinografi; Okyanusbilim

Octahedral: Sekizyüzlü; Oktaeder

Odor nuisance: Rahatsız edici koku

Odorant: Koku maddesi

Oedometer: Sıkışma ölçer; Şişme ölçer; Odometre

Oedometer test: Ödometre (konsolidasyon) deneyi

Offshore bar: Kıyıötesi bar 

Offshore drilling: Deniz dibi sondajı

Offshore zone: Kıyıötesi zon

Oil field: Petrol sahası 

Oil pollution: Petrol kirliliği

Oil pool: Petrol bölgesi

Oil seepage: Petrol sızıntısı

Oil slick: Göl veya deniz suyu yüzeyi üzerinde petrol sızıntısı sonucu oluşan yağ birikintisi

Oil source rock: Petrol için kaynak kayaç

Oil spill: Petrol dökülmesi/taşması

Oil varnish: Yağlı cilâ

Oil well: Petrol kuyusu

Oilstone: Bileği taşı

Oily: Yağlı; Yağı bol olan

Oligocene: Oligosen

Oligohaline water: Az tuzlu su

Oligotrophic lake: Oligotrofik göl; Düşük besin, bol çözünmüş oksijen, sınırlı bitkisel yaşam içeren soğuk durgun suya sahip göl 

Olivine: Olivin (Mg-Fe-silikat minerali)

Omnivore: Her besini yiyen

Oncogenic: Kanser yapıcı; Karsinojenik; Kanserojen

Oncolite: Onkolit; Yosun-kökenli pizolit

One dimensional consolidation: Tek boyutlu konsolidasyon

One-way packaging: Tek yönlü paketleme

Ooid: Ooid; Yumurtamsı danecik

Oolite: Oolit; Ooidlerden oluşan kayaç

Opaque: Opak; Saydam olmayan

Open burning: Açık yanma; Açık yakma

Open dumping: Açığa atık boşaltma

Open excavation: Açık kazı

Open fold: Açık kıvrım 

Open pit mine: Açık işletme

Open space: Açık alan

Opencast mining: Açık işletme madenciliği

Open-end caisson: Açık uçlu keson

Open-pit mining: Açık işletme madenciliği 

Operational losses: İşletim kayıpları

Optically anisotropy: Optiksel anizotropi; Işıksal eşyönlülük

Optically isotropy: Optiksel izotropi; Işıksal eşyösüzlük

Optimum population: Optimum nüfus; Ideal nüfus

Optimum water content: Optimum su içeriği; İdeal su içeriği

Ordo: Takım

Ordovician: Ordovisyen; Paleozoyik zamanın 510-439 My aralığını kapsayan devri

Ore: Cevher; Maden

Ore body: Cevher kütlesi 

Ore control: Cevher kontrolü/cevherleşme kontrolü  

Ore district: Cevher mıntıkası 

Ore dyke: Cevher daykı

Ore genesis: Cevher jenezi 

Ore grade: Cevher derecesi 

Ore magma: Cevher magması 

Ore microscope: Cevher mikroskobu 

Ore microscopy: Cevher mikroskobisi 

Ore mineral: Cevher minerali 

Ore vein: Cevher damarı

Organic: Organik

Organic soil: Organik zemin; Organik toprak

Orientation: Yönelim; Uzanım; Oryantasyon

Orifice: Açıklık; Ağız

Origin: Köken; Orijin

Origin destination survey: Çıkış yeri-varış yeri araştırması

Orogenetic cycle: Dağoluşum döngüsü

Orogenic phase: Orojenik faz; Dağoluş safhası

Orogeny: Dağ oluşması; Dağoluş

Orthochemical: Ortokimyasal; Kimyasal olarak çökelmiş kayaç bileşeni

Orthogeosyncline: Ortojeosenklinal (bir kratonu çevreleyen jeosenklinal kuşağı)

Orthogneiss: Ortognays; Magmatik kökenli gnays

Orthogonal: Dikey

Orthographic: Dik çizgisel

Oscillation: Salınım; Osilasyon

Oscilloscope: Salınım ölçer; Osiloskop

Ostrich dinosaur: Devekuşu dinozoru 

Outburst: Püskürme; Birden bire patlama

Outber: Konmuş kaya; Allokton kaya

Outcrop/crop/exposure: Mostra (yüzeylenme/yüzlek: Bir kayaç oluşumunun bir bölümünün Yeryuvarı yüzeyinde görünmesi)

Outer continental shelf: Dış kıta sahanlığı

Outer core: Dış çekirdek 

Outfall: Açık boşaltım

Outiler (veya butte): Aşınma nedeniyle bağlantısız kalmış, tepesi düzleşmiş tepe; Şahin tepesi

Outlet: Çıkış

Outlet channel: Çıkış kanalı

Outlet conduit: Dip savak 

Outlier: Dış mostra (yaşlı kayaçlar tarafından çevrelenen genç kaya penceresi)

Output: Çıktı

Oval: Oval; Yumurta şekilli; Yuvarlağımsı

Ovaloid: Ovaloid

Oven: Etüv; Fırın

Overall slope: Nihai şev; Kalıcı şev

Overall thickness: Toplam kalınlık

Overbreak: Aşırı sökülme; Fazla kazı

Overburden: Örtü; Örtü katmanı

Overburden load: Örtü yükü

Overburden pressure: Örtü basıncı (derinlik basıncı)

Overconsolidated clay: Aşırı konsolide kil

Overconsolidation ratio (OCR): Aşırı konsolidasyon oranı

Overdeepening: Aşırı derinleşme

Overdesign: Aşırı tasarım

Overfold: Devrik kıvrım; Aşırı kıvrım

Overhang: Asılı kaya

Overlap: Aşma; Örtüşme

Overlapping: Örtüşüm; Bindirme

Overload: Aşırı yük

Overloading: Aşırı yükleme

Oversize: Boyut üstü; Elek üstü

Overstress: Aşırı gerilme; Aşırı gerilim

Overthrust: Üstten-bindirme (taban bloğunun aktif olduğu bindirme) Overthrust fold: Üssten bindirme/itki kıvrımı

Overthrust nappe: Üstten bindirme/itki napı; Bindirme/itki örtüsü

Overthrust plane: Üsten bindirme düzlemi

Overturn: Devriklik

Overturned: Devrik

Overturned fold: Devrik kıvrım

Overturning: Devirme; Devrilme

Oxbow: Akmaz 

Oxbow lake: Akmaz göl 

Oxidant: Oksitleyici

Oxidation pond: Oksitleme havuzu

Oxidation process: Oksitleme işlemi

Oxidizable matter: Oksitlenebilir madde

Oxygen depletion: Oksijen tükenmesi

Oxygen sag: Oksijen çukuru

Ozone: Ozon

Ozone layer: Ozon tabakası

Ozonosphere: Ozonosfer

 

 

P

Pacific series: Pasifik serisi

Pack: Dolgu; Dolgulama

Package treatment plant: Paket arıtma tesisi

Packed tower: Dolgulu kule

Packer: Tıkaç

Packet penetrometer: Cep penetrometresi

Packing: Dolgu; Dolgulama

Pahoehoe lava: Pahöhö lâvı

Paired metamorphic belts: Yanyana duran/gelmiş metamorfik kayaç kuşakları

Palagonite: Palagonit; Bazaltik cam

Paleo-: “Eski” anlamına gelen Yunanca “palaios” kelimesinden türetilen bir ön ek

Paleobiology: Paleobiyoloji; Fosil organizmaların biyolojisini yorumlama bilmi

Paleobotany: Paleobotanik; Fosil bitki bilmi

Paleocene: Paleosen (Tersiyer’de Paleosen-Oligosen arası dönem)

Paleoclimatology: Paleoiklim bilim

Paleoecology: Paleoekoloji

Paleogeography: Paleocoğrafya

Paleogene: Paleojen; Tersiyer’i oluşturan iki devirden erken olanı olup 65-23.3 My aralığına karşılık gelir

Paleolithic: Yontma Taş Devri

Paleomagnetism: Paleomanyetizma

Paleontology: Paleontoloji; Fosil bitki ve canlıları çalışan bilim

Paleosol: Paleotoprak

Paleotethys : Paleotetis; Pangea’ya sokulan Paleozoik yaşlı bir körfez şeklinde deniz 

Paleozoic: Paleozoyik; Fanerozoyik zamanın 570-248 My aralığını kapsayan ilk erası   

Palimsest: Kalıntı; Relikt

Palingenetic magma : Yeni magma, Neomagma; Mevcüt kayaçların ergimesi ile oluşmuş magma  

Pallas: Palas; Güneş sisteminin ikinci en büyük asteroidi  (No: 2) 

Pallasite: Palasit; Ni-Fe alaşımından oluşan bir ağ yapısı içinde olivin kristallerinden oluşan bir meteorit çeşidi  

Pandemic distribution: Bir organizmanın dünya genelinde olan dağılımı

Paragenesis: Parajenez; Birlikte oluşum  

Paragneiss: Paragnays; Tortul kökenli gnays

Paragonite: Paragonit (muskovit türü bir mineral) 

Parallax: Paralaks; Bir nesnenin konumunun, gözlemcinin konumundaki değişim nedeniyle, bir referans sistem veya bir dizi nokta yada nesnelere göre belirgin olarak yer değiştirmesi

Paralic environment: Sığ deniz ortamı

Parameter: Parametre

Parametric: Parametrik

Para-rocks: Tortul metamorfik kayaçlar; Tortul başkalaşım kayaçları

Parasitic fold: Asalak kıvrım

Parcel: Parsel (kendi içine kapanan bir çizgi ile sınırlı arazi parçası)

Parcelization: Parselizasyon; Bir kara parçasını parsellere ayırma işlemi

Paremeter ratio: Parametre oranı

Parent: Ana; Baş

Parent rock: Ana kayaç

Partial: Kısmi

Partial derivative: Kısmi türev

Partial melting: Kısmi ergime 

Partial pressure: Kısmi basınç 

Partial range zone: Kısmi menzil zonu 

Particle: Danecik; Parça

Particle diameter: Dane çapı

Particle size distribution: Parçacık büyüklük dağılımı; Dane boyu dağılımı

Particulate matter: Parçacık madde

Parting: Ayrılma; Ayrılma yeri; Kötü dilinim; Ayrılım  

Partition coefficient: Bölümlenme katsayısı; Taksimlenme katsayısı 

Pasific Ocean: Pasifik Okyanusu veya Büyük Okyanus

Passive rankine state: Pasif rankine durumu

Pathogen: Hastalık yapıcı

Patina: Kayaç kiri; Uzun süre atmosferik şartlar altında kalmış kayaçların yüzeyinde renkli oluşan leke yada zar   

Pattern: Düzen; Şekil

Paysand: Petrollu kum; Verimli kum

Peak demand period: Azamı talep dönemi

Peak strength: Tepe dayanım; En üst dayanım; Doruk dayanım

Peak-zone (epibol; acmezone): Bolluk kuşağı; Bir veya daha fazla taksonun relatif bolluklarının belirgin bir hal almasıyla belirlenen kaya topluluğu

Pearlspar: İncispar 

Pearly: İncimsi 

Peat: Turba

Pebble: Küçük çakıl

Pechblende: Peçblend; Uranyum dioksit

Pedogenesis: Pedojenez; Toprak oluşumu

Pedology: Pedoloji; Toprakbilim

Pegmatite: Pegmatit;

Pelean activity: Pele türü püskürme; Pele örneği volkanik etkinlik

Pelycosauria: Sinapsid sürüngenlerinin bir takımı (ordo).

Pencil cleavage: Çubuk dilinim

Peneplain: Aşınma sürecini tamamlamış düzlük

Peneplanation: Düzlük oluşumu

Peneseismic region: Penesismik bölge; Sık deprem olmayan bölge

Penetration: Batma; Penetrasyon

Penetrative: Sokulgan

Penetrometer: Batma ölçer; Penetrometre

Peninsula: Yarımada

Pentameral symmetry: Beşkenarlı simetri 

Pentlandite: Pentlandit (Fe-Ni-sülfit minerali)

Percentage by volume: Hacimce yüzde

Percentage by weight: Ağırlıkça yüzde

Percentage passing: Geçen yüzde

Perched: Askıda; Tüneyen

Perched water: Askıda su; Tünek su

Perched water table: Tünek su tablası

Percolation: Suyun sızması; Süzülme

Percussion drilling: Darbeli sondaj; Darbeli delme

Percussive: Darbeli

Perfect medium: Kusursuz ortam

Peripheral faults: Kenar faylar; Jeolojik olarak yükselmeye veya alçalmaya uğramış bir bölgenin çevresinde gerçekleşmiş faylar

Peridotite: Peridotit

Perimeter: Çevre (geometri)

Period: Devir; Peryot

Periodical: Peryodik; Devirsel

Peripheral fault: Çevre fayı

Peritidal: Gelgit-çevresi

Permafrost: Sürekli olarak donmuş olarak bulunan ve Yeryuvarı’nın yaklaşık %26’sını kaplayan zemin  

Permanence of the ocean basins: Okyanusların değişmezliği yasası

Permanent: Kalıcı; Sürekli

Permanent strain: Kalıcı deformasyon

Permanent support: Kalıcı tahkimat; Kalıcı destek

Permeability: Geçirgenlik; Geçirimlilik

Permeable: Geçirgen; Geçirimli

Permeameter: Geçirimlilik deneyi aleti; Geçirimlilik-ölçer 

Permian: Permiyen; Paleozoyik zamanın 290-248 My aralığını kapsayan son devri

Perpendicular: Dik; Düşey

Persistence: Devamlılık

Persistent chemicals: Dayanıklı kimyasallar

Pervious: Geçirgen; Geçirimli

Pesticides: Pestisitler; Zararlı bitki ve hayvanları öldürmek için üretilen kimyasal maddeler

Petrography: Petrografi; Kayabilim

Petrographical province: Petrografik provins

Petroleum: Petrol

Petroleum geologist: Petrol jeoloğu

Petroleum Geology: Petrol Jeolojisi

Petroleum trap/oil trap: Petrol kapanı

Petroleum products: Petrol ürünleri

Petroliferous: Petrol içeren; Petrollu

Petrologist: Petrolog; Kayabilimci

Petrology: Petroloji; Kayabilim

Phacolith: Fakolit 

Phanerite: Fanerit 

Phaneritic texture: Faneritik doku 

Phanerozoic: Fanerozoik 

Pharmacolite: Farmakolit 

Pharmacosiderite: Farmakosiderit 

Phase: Evre; Faz

Phase diyagram: Faz diyagramı 

Phase rule: Faz kuralı 

Phenakite: Fenakit 

Phenoclast: Fenoklast 

Phenocryst: Fenokrist 

Phenols: Fenoller

Phenomena: Olaylar; Fenomenler

Phenomenon: Olay; Fenomen

Phi Scale: Phi Ölçeği 

Philippin Plate: Filipin Levhası 

Philipsite: Filipsit 

Phylllite: Fillit

Phylogeny: Soy oluşum 

Phoebe: Foebe 

Phoenicite: Fonisit 

Phoenicochroite: Fonikokroyit 

Phoenix Plate: Foniks Levhası 

Phoidae: Foidler; Etçiller 

Phologopite: Flogopit 

Phonolite: Fonolit 

Phosgene: Fosjen

Phosgenite: Fosjenit 

Phosphates: Fosfatlar

Phosphoferrite: Fosfoferrit 

Phosphophyllite: Fosfofillit 

Phosphorescence: Fosforesans 

Phosphorite: Fosforit 

Phosphorroesslerite: Fosforoslerit 

Phosphosiderite: Fosfosiderit 

Phosphuranylite: Fosfuranilit 

Photo-: Foto- ; ‘Işık’ anlamına gelen, Yunanca photos kelimesinden türetilmiş bir ön ek

Photo interpretation: Foto yorumu

Photochemical smog: Fotokimyasal duman

Photogeology: Fotojeoloji 

Photogrammetry: Fotogrametri 

Photometer: Fotometre 

Photosphere: Fotosfer 

Photosynthesis: Fotosentez 

Phragmocone: Fragmokon 

Phreatic: Freatik (suya doygun)

Phreatic activity: Freatik aktivite 

Phreatic gas: Freatik gaz 

Phreatic zone: Freatik zon 

Phreatic ground water: Taban suyu

Phreatomagmatic activity: Freatomagmatik aktivite 

Phyllic alteration: Filik alterasyon 

Phyllite: Filit 

Phyllonite: Filonit 

Phyllosilicate: Filosilikat 

Phylum: Filum; Dal 

-phyre: -fir (porfiritik kor kayaçlar için kullanılan bir sonek)   

Physical properties: Fiziksel özellikler

Physicochemical treatment: Fiziko- kimyasal arıtım

Phytoplankton: Fitoplankton

Piedmont: Dağ eteği 

Pier: Ayak

Piezoelectricty: Piezoelektrik

Piezometer: Piezometre

Piezometric level: Piezometrik seviye

Pig: Pig; Radyoaktif atıkların konulduğu kurşun kap

Pile cap: Kazık başlığı

Pile driver: Şahmerdan

Pile driving formula:  Dinamik kazık formülü

Pile foundation: Kazıklı temel

Pile load test: Kazık yük deneyi

Pile: Yığın; Kazık

Piled group: Kazık grubu

Piled-up recumbent: Yatık kıvrım dizisi

Pillar: Sütun; Direk; Topuk

Pillow lav: Yastık lâv

Pilot drift: Klâvuz galeri

Pilot gallery: Klâvuz galeri

Pinnacle reef: Kule resif 

Pinophyta: Coniferophyta; Uzun bir fosil geçmişe sahip, çoğunlukla reçineli ağaç ve çalıları (funda) içeren en büyük tohumlular bölümü 

Pipe: Boru

Pipeline: Boru hattı

Pipette method: Pipet yöntemi

Piping: Borulanma; Boru döşeme

Pisolite: Pizolit

Pit: Ocak; Çukur

Pitch: Dalım; Yatım

Pitch of the axe: Eksen dalımı

Pivotal fault: Tahterevalli fault

Pixel: Piksel (bir görüntünün (imaj) birbirinin aynı en küçük şekillere bölünmesinden elde edilen bir yüzey elemanı)

Placer: Plaser

Planar failure: Düzlemsel yenilme; Düzlemsel kayma

Planation: Rendeleme; Düzleştirme

Plane: Düzlem

Plane of symmetry: Simetri düzlemi

Plane of weakness: Zayıflık düzlemi

Plane strain: Düzlemsel deformasyon

Plane stress: Düzlemsel gerilme

Plane translational slip: Düzlemsel ötelenme kayması

Plane-polarized light: Düzlem-polarize ışık 

Planetary Geology: Gezegen Jeolojisi 

Planimeter: Planimetre (düzlemsel bir alanın yüzölçümünü ölçmede kullanılan mekanik bir araç)

Planispiral: Düzlem spiral (kavkı sarılımın yükselmeden gerçekleşmesi)

Plankton: Plankton

Plastic limit: Plastik limit

Plasticity: Plastisite; Plastiklik

Plasticity chart: Plastisite grafiği

Plasticity index: Plastisite indeksi

Plat: Yayvan

Plate loading test: Plaka yükleme deneyi

Plateau basalts: Plato bazaltı; Yayla bazaltı

Plateau glacier : Plato buzulu; Yayla buzulu

Platinium: Platin

Platy: Yaprağımsı; İnce levhamsı

Pleistocene: Pleistosen (Kuvaterner’in iki döneminden ilki)

Plication: Kıvrımcık; Küçük ölçekli kıvrım yada kıvrımlanma işlemi

Plinian activity: Plinius benzeri püskürme

Pliocene: Pliosen; Tersiyer’in son dönemi olup 5.2-1.64 My aralığını kapsar

Plumb (veya bob): Çekül/şakül

Plume: Baca dumanı

Plumose structure: Tüysü yapı

Plunge: Dalma; Dalım   

Plunging fold: Dalan kıvrım

Plutonic theory: Plütonik kuramı; Yeryuvarı’ndaki herşeyin magma ile alakalı olduğunu savunan teori yada Hutton kuramı olarak ta bilinir

Plutonic rocks: Plütonik kayaçlar

Plutonium: Plütonyum

Pneumatic: Havalı; Pnömatik

Pneumatic caisson: Basınçlı havalı (pnömatik) keson

Pneumatolysis: Pnömatoliz; Gaz etkinliği

Pocket of magma: Magma ocağı

Podsol: Podzol; Podzolizasyon işlemiyle yıkanmanın ileri safhasında gelişen toprak profili 

Point bar: Dirsek barı 

Point bearing pile: Uç kazığı

Point load: Nokta yükü

Point load strength: Nokta yük dayanımı

Point load strength index: Nokta yükü dayanım indeksi

Point of intersection: Kesişme noktası

Point source: Nokta kaynak

Poisson's ratio: Poisson oranı

Polar: Kutupsal; Kutba ait; Polar (kimyada, H2O gibi molekül yapısı kısmi pozitif veya negatif yük taşıyan moleküller için kullanılan bir sıfat)

Polar climate: Kutup iklimi 

Polar wander path: Kutupsal  gezme güzergâhı 

Polarization: Polarizasyon

Pole: Kutup

Pole of rotation: Dönme kutbu 

Polished plug: Parlak kesit

Polished section: Parlak kesit

Polje: Polye

Pollution: Kirlilik

Polluter pays principle: Kirleten öder ilkesi

Pollution control costs: Kirlilik denetim maliyetleri

Polygene: Çok kaynaklı

Polygon: Çokgen; Poligon

Polyhaline water: Çok tuzlu su

Polyhedron: Çokyüzlü

Polynomial: Çokterimli; Polinom

Pond: Gölet

Ponor: Düden

Pontides: Pontidler

Poor quality: Zayıf kalite; Düşük nitelik

Poorly graded: Kötü derecelenmiş

Population characteristics: Nüfus özellikleri

Population distribution: Nüfus dağılımı

Population dynamics: Nüfus dinamiği

Population index: Nüfus indeksi

Population projection: Nüfus projeksiyonu

Pore: Gözenek

Pore fluid pressure: Gözenek sıvısı basıncı 

Pore space: Gözenek alanı 

Pore-water pressure: Gözenek suyu basıncı 

Porosimeter: Gözenek ölçer

Porosity and permeability determination: Gözeneklilik ve geçirimlilik tesbiti 

Porosity: Gözeneklilik; Porozite 

Porous: Gözenekli; Boşluklu

Porphyroblast: Porfiroblast

Porphyry: Porfiri

Portable: Portatif; Taşınabilir

Position: Konum; Pozisyon

Positive eustatic movements: Pozitif deniz hareketleri; Deniz seviyesini yükselme haraketleri

Post: Direk; Dikme

Postorogenic granite: Dağ-oluşumu sonrası oluşan granit; Postorojenik granit

Postorogenic magmatic phase: Dağ-oluşumu sonrası magmatik faz yada evre

Potable water: Kullanma suyu

Potal: Tünel giriş yapısı

Potash salts: Potasyum tuzları

Pothole: Derin çukur; Şelalelerde suy ve çakıl etkinliği ile oluşan çukur 

Ppb (parts per billion): Milyarda bir

Ppm (parts per million): Milyonda bir

Precession: Presesyon

Precession camera: Presesyon kamerası; Bir tür x-ışını kamerası

Precious metal: Değerli metal 

Precious stone: Değerli taş; Kıymetli taş 

Precipitation: Çökelme 

Precise measurement: Duyarlı ölçüm; Hassas ölçüm

Precision: Kesinlik (tekrarlı analizlerde birbirine yakın sonuçlar elde edebilme derecesidir)

Precision depth recorder: Hassas derinlik kayıt aygıtı

Pre-consolidation: Ön konsolidasyon

Predator: Yırtıcı

Prediction: Tahmin; Kestirim

Preferred orientation: Seçimli yönelim; Tercihli yönelim

Pre-loading: Ön yükleme

Preservation: Koruma

Presplitting: Önçatlatma

Pressure: Basınç

Pressure arch: Basınç kemeri

Pressure bulb: Basınç soğanı

Pressure-depth profile: Basınç-derinlik profili 

Pressure dissolution: Basınç çözünmesi 

Pressure drop: Basınç düşümu

Pressure gauge: Basınç ölçer

Pressure gradient: Basınç gradyanı; Basınç değişiminin eğimi

Pressure head: Basınç yüksekliği

Pressure melting: Basınç erimesi 

Pressure wave: Basınç dalgası 

Pressuremeter: Basınç-ölçer; Presiyometre

Pressuremeter test: Presiyometre deneyi; Basınçmetre deneyi

Pressurized water: Basınçlı su

Prestress: Öngerilme

Pretensioned: Öngerdirmeli

Pretreatment: Ön işlem

Prewetting: Önnemlendirme

Primary: Ana; Birincil

Primary air pollutant: Ana/birincil hava kirleticisi

  colors: Ana renkler

Primary consolidation settlement: Birincil konsolidasyon oturması

Primary creep: Birinci akma 

Primary geochemical differentiation: Birincil jeokimyasal farklılaşma 

Primary geochemical dispersion: Birincil jeokimyasal dağılım 

Primary migration: Birincil göç 

Primary mineral: Birincil mineral 

Primary porosity: Birincil porozite 

Primary stress: Birincil gerilme

Primary treatment: Birincil işlem/muamele

Primary wave: Birincil-dalga 

Primitive: İlkel; İlksel; Primitif

Primitive cell: İlksel yada ilkel hücre

Principal: Ana; Temel; Asal; Prensip; İlke

Principal earthquake: Ana devrem

Principle of actualism: Aktüalizm prensibi

Principle of uniformitarianism: Üniformitaryanizm prensibi

Principle plane: Asal düzlem (kesit)

Principle stress: Asal gerilme

Probing: Sondalama

Problem: Problem; Sorun

Procedure: İzlenecek yol; Prosedür

Process: Süreç; İşlem; Proses

Proclastic products: Proklastik ürünler

Proctor needle: Proktor iğnesi

Producer: Üretici

Profile: Profil

Profile of equilibrium: Denge profili

Prograde metamorphism: İlerleyen metamorfizma 

Progressive: İlerleyici; İlerleyen

Projection: İzdüşüm

Projective: İzdüşümsel

Proof: Kanıt

Prop: Direk

Propagation: Yayılım; Yayılma

Propellant:  Püskürtücü

Proved reserve: Kesin rezerv 

Province: Provins; Bölge

Proving ring: Yük (kuvvet) halkası

Psammite: Psamit; Kum danelerinden oluşan bir kayaç

Pseudomorphose: Yalancı şekilli; Yalancı dış biçime sahip

Psilomelane: Psilomelan

Ptygmatic fold: Pitigmatik kıvrım; Dolambaçlı kıvrım

Puff cone: Çamur konisi

Pull: Çekme

Pull-apart basin: Çek-ayır havzası

Pulsar: Puslar (peryodik olarak radyo dalgaları yayan bir yıldız)

Pump: Pompa

Pumping: Pompalama

Pumping station: Pompalama istasyonu

Punch index test: Delme/zımbalama indeks deneyii

Punching: Zımbalama

Punching shear failure: Zımbalama kayma yenilmesi

Pure shear: Saf makaslama; Saf kesme

Purification: Arındırma; Arılaştırma; Saflaştırma; Temizleme

Putrefaction: Çürüme

Puy: Puy; Volkanik bir tepe veya dik-yamaçlı herhangi bir volkanik kayaç kulesi.

PVC (polyvinyl chloride): Polivinil klorid

Pycnometer: Yoğunluk şişesi; Piknometre

Pyrethrin Piretrin

Pyrite: Pirit (Fe-sülfit minerali)

Pyrolusite: Piroluzit (manganez dioksit minerali)

Pyrolysis: Piroliz

Pyrosphere: Pirosfer (ateşküre)

Pyrotheria: Piroterya (G. Afrika Eosen-Oligosen’ine özgü mastodon benzeri otçul, tek familyalı bir memeli takımı)

Pyrrhotite: Pirotin (veya pirotit)

 

Q

Quadrijugatoridae: Holinase (Holinacea) süper-familyası içinde, nesli tükenmiş ostracod monomorfik familyası 

Qualitative: Niteliksel; Kalitatif; Nitel

Quantitatlive: Niceliksel; Kantitatif; Nicel

Quantitative analysis: Kantitatif analiz 

Quantum mineralogy: Kuantum mineralijisi 

Quarry: Taş ocağı

Quartz: Kuvars

Quartz arenite: Kuvars arenit 

Quartz basalt: Kuvars bazalt 

Quartz dolerite: Kuvars dolerit 

Quartz-flooded limestone: Kuvars-taşkını kireçtaşı 

Quartz kersantite: Kuvarslı kersantit 

Quartz monzonite: Kuvars monzonit 

Quartz overgrowth: Kuvars üzerine büyümesi 

Quartz porphyry: Kuvars porfiri 

Quartz sanstone: Kuvars kumtaşı 

Quartz schist: Kuvars şist 

Quartz syenite: Kuvars siyenit 

Quartz topaz: Kuvars topaz 

Quartz wacke: Kuvars vake   

Quartz wedge: Kuvars kaması 

Quartzarenite: Kuvarsarenit 

Quartzite: Kuvarsit 

Quaternary: Kuvaterner

Quaternary system: Kuvaterner sistem; Dört-bileşenli sistem 

Queenston shale: Queenston şeyli 

Quenite: Kuenit 

Quenselite: Kuenselit 

Quenstedtite: Kuenstedit 

Quick clay: Çabuk/hızlı kil; Makaslama direncini karıştırılması ile kaybeden kil 

Quick sand: Akıcı (kaynayan) kum

Quick test: Hızlı deney

 

 

R

Radar: Radar (radio detection and ranging/radyo tespiti ve menzili: Bir nesneye uzaklığı ve yönü, radyo sinyallerinin araçtan (sinyal kaynağı) nesneye ve tekrar geriye ulaşması için gereken süreyi ölçerek, belirleyen bir araç)

Radial: Işınsal; Radyal

Radial drainage: Işınsal drenaj 

Radial dykes: Işınsal dayklar 

Radial faults: Işınsal faylar

Radial foundation: Radyal temel

Radial symmetry: Işınsal simetri 

Radian: Radyan (bir açı birimi olup, bir dairenin merkezinde o dairenin yarıçapına eşit uzunlukta bir yayın uçlarını birleştiren açı)

Radiating: Işınsal yapı oluşturma; Işınsal yapı oluşturma  

Radiation: Işıma; Radyasyon 

Radiation hazard: Radyasyon tehlikesi

Radii: Yarıçaplar

Radio waves: Radio waves

Radioactive fallout: Radyoaktif serpinti

Radioactive waste: Radyoaktif atık

Radiogenic: Radyojenik; Radyoaktif bozuşma kökenli

Radiolaria: Radyolarya

Radiolarian ooze: Radyolarya çamuru

Radiolarite: Çoğunlukla radyolaryadan oluşan kayaç

Radionuclide: Radyonüklid

Radius: Yarıçap

Radius of curvature: Eğrilik yarıçapı

Radon: Radon elementi

Raft: Radye

Raft foundation: Yayılı temel

Rain forest: Yağmur ormanı

Raise: Başaşağı

Raise boring: Başaşağı delme

Rake angle: Kesme açışı

Ram: Tokmak

Ramp: Yokuş; Rampa

Random: Gelişigüzel; Rastgele

Range: Aralık; Sıra; Yayılım alanı; Düzen

Range rod: Jalon

Ranging: Bir aralıkta uzanan yada yayılan; Uzaklık tayini

Rank of coal: Kömür derecesi; Kömür sınıfı; Kömürleşme derecesi

Rare earth elements (REE): Nadir toprak elementleri (NTE)

Rate: Oran; Hız

Rate of advance: İlerleme hızı

Rating: Puanlama; Derecelendirme; Reyting

Rattlesnake ore: Çıngıraklı-yılan cevheri 

Rayleigh scattering: Rayleigh saçılımı

Reaction: Tepkime; Reaksiyon

Rebound: Geri sıçrama

Rebound hardness test: Geri tepme sertlik deneyi

Rebound number: Geri tepme sayısı

Receiver: Alıcı

Receiving waters: Alıcı sular

Recent: Güncel 

Receptor: Alıcı; Kabul edici

Recession of a glacier: Buzulun geri çekilmesi

Recessional moraine: Geri-çekilme moreni 

Recharge: Zenginleştirme; Şarz etme

Reciprocal: Resiprokal; Karşılıklı; Birbirinin yerine geçen

Recirculation: Devridaim

Reclaim: Geri kazanmak

Reconnaissance survey:  Keşif arştırması

Recover: Elde etmek; Kazanmak

Recoverable: Kazanılabilir; Kurtarılabilir

Recovery: Verimlilik

Recreation system: Dinlenme sistemi

Rectangular: Dikdörtgen şeklinde

Rectangular combined footing: Dikdörtgen birleşik temel

Rectilinear: Doğrulu

Recumbent fold: Yatık kıvrım

Recycling: Yeniden işleme

Red algae: Kırmızı algler 

Red beds: Kırmızı tabakalar 

Red clay: Kızıl kil; Kırmızı kil 

Red copper ore: Kırmızı bakır cevheri; Kızıl bakır cevheri 

Red data book: Kırmızı veri kitabı

Red giant star: Kızıl dev yıldız (yıldız evrimi ilerlemiş ve bulunduğu safhada hidrojen çekirdeği yanarak tamamen tüketilmiş, helyumdan oluşan çekirdeği orijinalden oldukça yoğun ve sıcak olan ve çekirdeği saran zarf başlangıçtaki boyutunun muhtemelen 100 katı genleşmiş olan bir yıldız)

Red Podzolic soil: Kırmızı Podzolik toprak 

Red Sea: Kızıl Deniz 

Red tides: Kırmızı gelgitler

Reducible: İndirgenebilir

Reduction: İndirgenme

Reduction potential: İndirgenme potansiyeli 

Reflectance: Reflektans; Yansıma derecesi

Reflection: Yansıma; Refleksiyon

Reflection wave: Yansıma dalgası

Reflectometer: Yansıma ölçer; Reflektometre

Reforestation: Yeniden ormanlaştırma

Refraction: Kırınım

Refractive index: Kırılma indisi 

Refractometer: Kırılma ölçer 

Refractory mineral: Isıya-dayanıklı mineral 

Refuse-derived fuels: Çöpten çıkarılan yakıtlar

Refuse reclamation: Çöp ıslahı

Regelation: Çözülme ve donma

Regional geology: Bölgesel jeoloji

Regional metamorphism: Bölgesel metamorfizma 

Regression: Denizin geri çekilmesi; Regresyon; Bağlanım

Reinforced concrete: Betonarme; Takviyeli beton

Reinforced earth: Donatılı zemin; Takviye edilmiş zemin

Reinforced earth retaining wall: Donatılı zemin dayanma (istinat) duvarı

Reinforcement: Kuvvetlendirme; Sağlamlaştırma; Donatı

Relative: Bağıl; Göreceli; Rölatif

Relative age: Göreli yaş; Nispi yaş; Rölatif yaş 

Relative compaction: Bağıl kompaksiyon

Relative density: Bağıl yoğunluk

Relative humidity: Bağıl nem

Relative plate motion: Göreli levha hareketi 

Relaxation: Rahatlama; Gevşeme

Relay earthquake: Deprem sonrası sarsıntı

Release joint: Boşanma eklemi; Yük kalkması ile oluşmuş eklem; Yük kalkması eklemi

Relic texture: Kalıntı doku 

Relief inversion: Röliyef terslenmesi

Reloading: Tekrar yükleme

Remote control: Uzaktan kumanda

Remote sensing: Uzaktan algılama

Removal: Ortadan kaldırma; Yok etme

Rendering pollution: Kirliliğin dönüştürülmesi

Renewable energy sources: Yenilenebilir enerji kaynakları

Renewable resources: Yenilenebilir (Doğal) kaynak

Repeatability: Tekrarlanabilirlik

Repeated dose toxicity: Yinelenen doz zehirliliği

Replacement part: Yedek parça

Resection: Resection

Reserve generating capacity: Yedek (enerji) üretim kapasitesi

Reservoir: Hazne; Rezervuar

Reservoir rock: Hazne kayacı 

Residence time: Kalma süresi

Residual: Geriye kalan; Artık

Residual chlorine: Kalıntı klor

Residual deposit: Kalıntı yatak; Kalıntı çökel 

Residual ore deposit: Kalıntı cevher yatağı

Residual soil: Kalıntı toprak; Rezidual toprak

Residual strength: Kalıcı dayanım; Rezidual dayanım

Residue: Kalıntı

Resin: Reçine

Resistance: Direnç

Resistant mineral: Dayanıklı mineral 

Resisting force: Karşı koyan kuvvet

Resistivity survey: Rezistivite yöntemi

Resolution: Çözünürlük; Rezolüsyon (genel olarak, bir nesne veya fenomen içinde ayırt edilebilir en ince ayrıntının bir ölçüsüdür)

Resonant column device: Rezonans kolonu cihazı

Resonant frequency: Rezonant sıklığı; Çınlanım sıklığı

Rest: Sükunet; Dinlenme; Geriye kalan

Rest magma: Kalan magma; Artık magma

Restitution: Eski durumuna dönme

Restrained: Sınırlandırılmış, kontrollü

Resultant: Sonuçlanan

Retaining wall: İstinat duvarı; Dayanma duvarı

Retardation: Gecikme; Geciktirme

Retention basin: Tutma havzası

Reverse: Ters; Zıt

Reverse fault: Ters fay

Reverse fault heading against the dip:  Tabaka eğimine zıt atımlı ters fay

Reverse fault heading with the dip: Tabaka eğimi ile uyumlu atıma sahip ters fay

Reverse osmosis: Ters ozmoz

Reverse shear: Ters yönde makaslama

Reworked: İşlenmiş

Rheology: Akış bilimi; Reoloji

Rhodocrosite: Rodokrozit (Mn-karbonat minerali)

Rhombic system: Rombik sistem

Rib: Kaburga

Rift block: Rift bloğu; Yarılım bloğu; Horst

Rift trough: Rift teknesi; Yarılım teknesi

Rift valley: Rift vadisi; Yarılım vadisi

Rift zone: Rift zonu; Yarılım kuşağı; Graben

Right wall: Sağ duvar

Rigid: Rijit; Katı; Sert; Sağlam

Rigid-body motion: Kati cisim hareketi

Rigidity: Rijitlik; Sertlik

Rigidity modulus: Rijidite modülü

Ring complex: Halka kompleksi; Halka karmaşığı

Ring dyke: Halka dayk

Ring fracture: Halka kırık; Halka-şekilli çatlak

Ring silicate: Halka silikat 

Rippability: Sökülebilirlik

Ripper: Sökücü

Ripple mark: Dalga izi; Ripıl izi; Ripıl mark 

Ripples: Dalgalar; Ripıllar

Riprap: Dolgu

Rise time: Yükselim süresi

Risk assessment: Risk değerlendirmesi

Risk-benefit analysis: Risk- yarar analizi

Risk function: Risk fonksiyonu; Risk denklemi

River basin: Irmak/akarsu havzası

River capacity: Akarsu taşıma gücü

River capture: Bir nehrin yatak aşındırmsı ile başka bir nehri kendine katması

River deflection: Irmak sapması

River deviation: Nehir sapması

River environment: Akarsu ortamı

River terrace: Nehir terasi, Nehir taraçası

Road cut: Yol yarması

Road header: Galeri açma makinası

Rock: Kayaç 

Rock bolt: Kaya saplaması

Rock burst: Kaya patlamasıRock dust: Kaya tozu

Rock crystal: Kayaç kristali 

Rock cycle: Kayaç döngüsü; Kayaç çevirimi 

Rock failure: Kaya yenilmesi; Kaya kopması

Rock fall: Kaya düşmesi

Rock-forming minerals: Kayaç-yapıcı mineraller 

Rock island: Kaya adası

Rock load height: Kaya yükü yüksekliği

Rock mass: Kaya kütlesi

Rock-mass quality (RMQ):  Kaya-kütle kalitesi 

Rock material: Kaya malzemesi

Rock mechanics: Kaya mekaniği 

Rock milk: Kayaç sütü 

Rock permeability: Kayaç geçirimliliği 

Rock phosfate: Kaya fosfatı 

Rock pressure: Kaya basıncı

Rock quality designation (RQD): Kayaç-kalite tayini; Kaya kalite göstergesi

Rock salt: Kaya tuzu 

Rock sample: Kaya örneği

Rock silk: Kaya ipek 

Rock slide: Kaya kayması

Rock stratum: Kaya tabakası

Rock strength: Kaya dayanımı

Rock terrace: Kaya taraçası; Kaya terası

Rock unit: Kayaç birimi 

Rockfill: Kaya dolgu

Rocky desert: Taşlı çöl

Rodding: Çubuklanma; Çubuklu yapı; Çubuk yapısı kazanma

Rodenticides: Kemirgenleri öldüren ilaçlar

Roentgen: Röntgen

Rolling: Silindirleme; Yuvarlanan

Roof: Tavan

Roof arch: Tavan kemeri

Roof bar: Sarma

Roof bolt: Tavan saplaması

Roof break: Tavan kırılması

Roof sag: Tavan sarkması

Roof zone: Tavan kuşağı

Room-and-pillar: Oda-topuk

Root: Kök

Rope bomb: İp/halat bomba 

Ropy lava: (Yüzeyi) Halat-benzeri lâv

Rose diagram: Gül diyagramı 

Rose opal: Gül opal 

Rose quartz: Gül kuvars 

Rotary drilling: Döner sondaj 

Rotary head: Döner kafa 

Rotary table: Döner masa 

Rotation: Dönme; Dolanma; Rotasyon

Rotational fault: Dönel fay; Dönme fayı; Dolanma fayı

Rotational remanent magnetism: Dönmeli remanent manyetizma 

Rotational slide: Dönel kayma

Roughness: Pürüzlülük

Route: Güzergâh; Rota

RQD (rock quality designatlon): Kaya kalite göstergesi

Rule-of-thumb: Başparmak kuralı

Runoff: Yüzeysel akış

Runoff erosion: Yüzeysel akış erozyonu

Run-of-mine: Tuvanön; Ham cevher; Ocaktan çıkan cevher

Rupture: Kopma; Kırılma

 

 

S

Safe: Güvenli

Safe bearing capacity: Güvenli taşıma gücü

Safety factor: Güvenlik katsayısı

Sag: Sarkma; Bel verme; Çöküntü; Eğilme

Sag pond: Batık göl

Salinity: Tuzluluk

Salmonella: Salmonela; Tifo taşıyabilen ve gıda zehirlenmesine yol açan, hastalık taşıyıcı bakteriler

Salt dome: Tuz domu

Salt water intrusion: Tuzlu su karışması

Sample: Örnek

Sample preparation: Örnek hazırlama

Sample preparator: Örnek hazırlayacı  

Sampler: Örnek alıcı

Sampling: Örnekleme

Sampling tube: Örnek alma tüpü

Sand: Kum

Sand bar: Kum barı

Sand drain: Kum dreni

Sand dyke: Kum daykı 

Sand filter: Kum filtresi

Sand island: Kum adası

Sand ribbon: Kum şeridi 

Sandstone: Kumtaşı

Sandstone dyke: Kumtaşı daykı 

Sandstone sill: Kumtaşı sili 

Sandstorm: Kum fırtınası 

Sandy: Kumlu; Kumdan oluşan; Kum gibi

Sandy desert: Kumlu çöl

Sanitary Engineering: Sağlık Mühendisliği

Sanitary landfill: Sıhhi atık gömme çukuru

Sanitary sewer: Sıhhi atık su sistemi

Sapphire: Gökyakut/safir 

Sapphire quartz: Gökyakut kuvars 

Sapropel: Sapropel

Saprophytes: Saprofitler

Sardonyx: Yemen akiki; Sardoniks

Saturate: Suya doyurmak

Saturated: Doygun 

Saturated soils: Doygun zemin

Saturated density: Doygun birim hacim ağırlık

Saturated unit weight: Doygun birim ağırlık

Saturation: Doygunluk

Saturation curve: Doygunluk eğrisi

Scalar: Sayıl; Skaler

Scale: Ölçek

Scale effect: Ölçek etkisi

Scale of a map: Harita ölçeği (gerçek mesafeleri harita üzerinde temsil eden, sayısal veya çizgisel olarak ifade edilebilen küçültme oranıdır)

Scales: Pul-şekilli; Pulcuk

Scaling: Pas temizleme

Scanline: Tarama çizgisi

Scanner: Tarayıcı

Scarp: Heyelan aynası

Scatter: Dağınıklık; Saçılım

Scattering: Saçılma

Schalstein: Şalştayn (gizli dilinim sunan ve çoğunlukla kalsitleşmiş bazik kayaçlar ve spilitik kayaçlar için kullanılan bir terim)

Schema: Şema

Schematic: Şematik

Schlieren: Şilir; Şileren

Schillerisation: Şilerizasyon (özel bir yansıma olayı)

Schistosity: Şistozite; Yapraklanma

Schmidth hammer:  Schmidth çekici

Schmidth hardness test: Schmidth sertlik deneyi

Schmidt hardness test: Schmidt sertlik deneyi

Scope: Çevre sorunları bilimsel komitesi

Scoria: Skorya

Scrape: Sıyırmak; Yontmak

Scratch hardness test: Çentik sertlik testi

Scrapeam: Damar

Screening: Elemek

Screw pile: Vida kazık

Scrubber: Yıkayıcı

SD (standard deviation): Standart sapma

Sea cave: Deniz mağarası

Sea cliff: Deniz yarı; Deniz uçurumu

Sea-floor spreading: Deniz-tabanı yayılması 

Seam: Damar; İnce tabaka (kömür)

Seamount: Denizdağı 

Seaquake: Deniz depremi

Seawall: Deniz seddi

Seawater: Deniz suyu 

Secant: Kiriş; Kesen

Secant modulus: Kiriş/sekant modülü

Secondary: İkincil; Sonradan oluşan

Secondary air pollutants: İkincil hava kirleticileri

Secondary compression: İkincil sıkışma

Secondary creep: İkincil akma 

Secondary enrichment: İkincil zenginleşme 

Secondary gechemical dispersion: İkincil jeokimyasal dağılma 

Secondary geochemical differentiation: İkincil jeokimyasal farklılaşma 

Secondary limestone: İkincil kireçtaşı 

Secondary migration: İkincil göç 

Secondary mineral: İkincil mineral 

Secondary pollutants: İkicil kirleticiler

Secondary porosity: İkincil porozite; İkincil gözeneklilik 

Secondary quartz: İkincil kuvars 

Secondary treatment: İkincil işlem

Secondary twinning: İkincil ikizlenme 

Secondary wave: İkincil dalga 

Secular sinking: Çok yavaş alçalma

Secular rise: Çok yavaş yükselme

Sedimentary mantle: Sedimanter manto

Sedimentary rock: Sedimanter kayaç

Sedimentation: Sedimantasyon; Çökeltme

Sedimentation analyses: Çöktürme analizi

Sedimentation tank: Çökeltme tankı

Sedimentology: Sedimentoloji

Seepage: Sızıntı

Segment: Parça; Kısım

Segregation: Ayrılma; Segregasyon

Seism: Sizm; Sarsıntı; Zelzele

Seismic region: Sismik bölge

Seismic sea wave: Sismik deniz dalgası

Seismic Veloelty: Sismik Hız

Seismic: Sismik

Seismogram: Sismigram

Seismograph: Sismograf

Seismology: Sismoloji

Seismometer: Sismometre

Seismoscope: Sismoskop

Self-protection: Kendi kendini koruma

Self-purification: Kendi kendine temizlenme

Settlement: Oturma

Sensitivity: Duyarlılık; Hassasiyet

Sensitive high-resulution ion microprobe: Hassas yüksek çözünürlüklü iyon mikroprobu

Sensor: Algılayıcı

Separation: Ayrılma; Separasyon; Ayırma

Sepiolite: Sepiyolit (sulu Mg-silikat; Lületaşı veya Eskişehir taşı)

Septa: Bölme; Septa  

Septic field: Septik alan

Septic tank: Septik tank

Sequential: Dizisel; Sıralı

Serac: Bu bacası

Series: Seri

Serpentine: Serpantin (yılantaşı)

Set: Küme; Takım

Set of joints: Eklem takımı

Setting load (support): Kurulma yükü (tahkimat)

Settling: Durultma; Oturtma

Settling chamber: Durultma odası

Settling tank: Durultma tankı

Sewage treatment: Evsel atık su arıtımı

Sewage treatment plant: Evsel atık su arıtma tesisi

Sewer capacity: Kanalizasyon kapasitesi

Sewer mains: Kanalizasyon ana boruları

Sewerage system: Kanalizasyon sistemi

Shaft: Baca (maden); Kuyu

Shaft boring: Kuyu delme; Kuyu açma (inme)

Shaft sinking: Kuyu delme; Kuyu açma (inme)

Shale: Şeyl; Şeyıl

Shallow focus: Sığ odak

Shape: Şekil

Shape factor: Şekil faktörü

Sharkskin pahoehoe: Köpekbalığı-derisi pahöhö 

Shear: Makaslama; Kesme; Kayma

Shear box: Makaslama kutusu; Kesme kutusu

Shear crack: Makaslama kırığı; Kesme kırığı

Shear failure: Makaslama yenilmesi; Kesme yenilmesi; Kayma yenilmesi

Shear joint: Makaslama eklemi; Makaslama çatlağı

Shear load: Makaslama yükü; Kesme yükü; Kayma yükü

Shear force: Makaslama kuvveti; Kesme/Kayma kuvveti

Shear Modulus: Kesme Modülü; Makaslama modülü

Shear strain: Makaslama deformasyonu; Kesme/Kayma birim deformasyonu

Shear stress: Makaslama gerilmesi; Kesme/Kayma gerilmesi

Shear strength: Makaslama dayanımı; Kesme dayanımı

Shear surface: Makaslama yüzeyi; Kayma yüzeyi

Shear wave: Enine dalga, Makaslama/Kesme (S) dalgası

Shear zone: Makaslama zonu

Sheelite: Şeelit; Şelit

Sheet flow: Laminalı akma; Yaygı akması

Sheet flow: Palplanş; Hazır yassı kazık

Shell: Kabuk 

Shell beak: Kavkı/kabuk çengeli 

Shelly Limestone: Kavkılı kireçtaşı 

Shelly pahoehoe: Kabuksu pahöhö 

Shelly sand: Şeyılli kum

Shelter belt: Koruma şeridi

Shield: Kalkan

Shield basalt: Kalkan bazalt 

Shield volcano: Kalkan volkan 

Shift: Kaydırma; Kayma; Yer değiştirme

Shifting dune: Yer değiştiren (gezen) kumul

Shock: Şok

Shock proof: Şoktan etkilenmeyen

Shore platform: Kıyı platformu 

Short wall: Kısa ayak

Short wavelength infrared: Kısa dalgaboylu infrared/kızılötesi 

Shortening: Kısalma

Short-term stability: Kısa süreli duraylılık

Shotcrete: Püskürtme beton

Shoulder thrust: Omuz bindirmesi/itkisi; Kürek bindirmesi/itkisi

Shredding: Ufalama

Shrinkage: Büzülme; Rötre

Shrinkage limit: Rötre limiti

Sial: Silisyum + Alüminyum

Side pinacoid: Kenar pinakoid 

Siderite: Siderit (Fe-karbonat minerali)

Siderolite: Siderolit

Sidewall: Yan duvar; Pasa şevi

Sieve: Elek; Kalbur 

Sieve analysis: Elek analizi

Sieve shaker: Elek sallayıcı

Sieve texture: Elek dokusu; Kalbur doku   

Sieving: Eleme; Kalburlama; Elemek; Eliyen 

Signal: Sinyal

Significant: Anlamlı; Önemli; Belirtici

Silex: Sileks; Çakmaktaşı; Çört

Silicate mantle: Silikat mantosu

Silky: İpeksi 

Sill: Sil

Silt: Silt; Dane boyu (çapı) 0.0004-0.0063 mm olan kayaç kırıntıları

Silting/siltation: Siltlenme; Siltasyon

Silurian: Siluriyen; Paleozoyik zamanın 6 devrinden, 439-408.5 My aralığını kapsayan üçüncüsü              

Silver glance: Gümüş nazarı 

Silver: Gümüş

Sima: Silisyum + Magnezyum

Similiraty: Benzeşim

Simple: Basit; Yalın

Simple sill: Basit sil 

Simple stock: Basit stok 

Simulation: Similasyon; Benzeşim; Benzetim

Simulator: Benzeteç, simulatör

Simultaneous: Eşzamanlı

Single family dwelling: Tek aileli konut

Sinkhole: Çökme cukuru

Sinking Batırma

Site investigation: Saha incelemesi

Size effect: Boyut etkisi

Skeletal material: İskelet maddesi 

Skeleton texture: İskelet doku 

Skimming: Sıyırma

Skip: Bidon

Slabbing: Kavlaklanma; Dilimlenme

Slag: Cüruf; Mucur

Slake durability: Suda dağılmaya karşı duraylılık

Slate: Sleyt; Damtaşı

Slaty cleavage: Sleyt dilinimi; Sleyt klivajı; Yapraksı dilinim

Slice: Dilim

Slickenside: Kaygan yüzey

Slide: Kayma

Slide surface: Kayma yüzeyi

Sliding tectonic: Kayma tektoniği

Sliding theory: Kayma teorisi

Slip: Kayma; Atım

Slip cleavage: Atım dilinimi

Slope: Eğim; Şev; Yamaç

Slope angle: Şev açışı; Yamaç eğimi

Slope design: Sev tasarımı; Yamaç dizaynı

Slope height: Şev yüksekliği; Yamaç yüksekliği

Slope stability: Şev stabilitesi

Slope stability analysis: Şev duraylılıgı analizi

Sludge: Çamur

Sludge digestion: Çamur sindirimi

Sludge disposal: Çamur tasviyesi

Sludge incineration: Çamurun yakılması

Slumping: Oturmak; Birden çökmek; Devrilmek; Kaymak

Slurry: Çamur sıvısı

Smithsonite: Smitsonit (Zn-karbonattan oluşan bir mineral)

Smog: Kirli sis

Smoke: Duman

Smokemeter: Dumanölçer

Smoky quartz: Dumanlı kuvars 

Smooth: Düz; Pürüzsüz

Smooth blasting: Düzgün patlatma

Smut: İs; Kir

Snowflake obsidian: Kartanesi obsidiyen 

Snowflake texture: Kartanesi doku 

Snowslide: Kar-kayması

Soft rock: Yumuşak kaya

Softground: Yumuşak zemin

Soil: Zemin; Toprak

Soil conservation: Toprak korunması

Soil erosion: Toprak erozyonu

Soil erosion: Toprak erozyonu; Toprak aşınması

Soil exploration: Zemin araştırması

Soil mechanics: Zemin mekaniği

Soil science: Toprak bilmi; Zemin bilmi

Soil stabilization: Zemin stabilizasyonu ( ıslahı )

Solar: Güneşe ait; Güneşle ilgili; Solar

Solar abundance of elements: Elementlerin güneş bolluğu 

Solar collector: Güneş enerjisi toplayıcı

Solar energy: Güneş enerjisi

Solar nebula: Güneş nebulası   

Solar radiation: Güneş ışıması

Solar system: Güneş sistemi 

Solar wind: Güneş rüzgârı 

Solfatara: Volkanizma sonrası çıkan kükürtlü gaz etkinliği

Solid: Katı; Sağlam

Solid core recovery: Sağlam karot verimi

Solid-melt equilibrium: Katı-sıvı dengesi 

Solid rock: Sağlam kayaç

Solid solution: Katı çözelti 

Solid waste: Katı atık

Solid waste management: Katı atık yönetimi

Solifluction: Toprak akması

Soliter corals: Bireysel mercanlar

Solubility product: Çözünürlük ürünü 

Solution: Çözelti; Solüsyon

Sonic boom: Sonik patlama

Soot: Kurum

Sorted biosparite: Boylanmış-biyosparit 

Sorting: Boylanma; Derecelenme; Sıralama

Sound absorption material: Sesi soğurucu madde

Sound pressure level: Ses basınç düzeyi

Sounding: Sondalama; Sondajlama

Soundness test: Sağlamlık testi

Source rock: Köken kayaç; Kaynak kayaç 

South African jade: Güney Afrika yeşimi 

South American Plate: Güney Amerika Levhası 

South-East Pacific Plate: Güney-Doğu Pasifik Levhası 

Spaced cleavage: Aralıklı dilinim; Aralıklı klivaj

Spacing: Aralık; Uzaklık

Spalling: Çentme; Yontma

Span: Açıklık

Spare part: Yedek parça

Spastolith: Spastolit; Deforme olmuş ooid

Species: Tür

Specifîc energy: Özgül enerji

Specific gravity: Özgül ağırlık

Specimen: Örnek; Numune

Speed bump: Hız kesici yükselti

Speleology: Mağara bilmi

Sphericity: Küresellik 

Spheroidal jointing: Soğan kabuğu bezeri ayrışma

Spherolite: Sferolit; Elips şekilli ve ışınsal iç yapılı mikroskobik parçacıklar

Spilite: Spilit

Spillway: Dolu savak 

Spilosite: Spilozit (adinol oluşumunun başlangıç safhasındaki kayaç)

Spine: Diken; İğne-benzeri yapı

Spinel: Spinel

Spit: Kıyı dili

Split: Yarmak; Ayırmak

Spoil: Pasa; Artık

Spoil pile: Pasa yığını

Spontaneous: Kendiliğinden olan

Spotted: Benekli

Spotted phyllite: Benekli fillit 

Spotted slate: Benekli sleyt 

Sprawl: Dağınık yayılma

Spring: İlkbahar; Göze; Kaynak

Spring tide: İlkbahar gelgiti 

Spring water: Göze suyu; Kaynak suyu

Squeezing: Sıkışma

Stabilily: Duraylılık; Stabilite

Stability field: Duraylılık alanı 

Stability of slope: Şev stabilitesi

Stabilization: Duraylama; Stabil kılma; Stabilizasyon

Stabilizer: Duraylayıcı

Stable: Duraylı; Stabil

Stable isotope: Kararlı izotop 

Stable isotope studies: Kararlı izotop çalışmaları 

Stable slope: Duraylı şev

Stack effluents: Baca atıkları

Stage: Kat; Safha; Evre

Stage of maturity: Olgunluk evresi

Stage of old age: İleri yaş evresi

Stage of youth: Gençlik evresi

Stagnation zone: Durgunluk kuşağı 

Stains and staining techniques: Boyalar ve boyama teknikleri 

Stalactite: Sarkıt

Stalagmite: Dikit 

Standard: Standart

Standard deviation: Standart sapma

Standard penetration resistance:  Standart batma direnci; Standart penetrasyon direnci

Standard penetration test: Standart batma deneyi; Standart penetrasyon deneyi

Standard proctor test: Standart proktor deneyi

Stand-up time: Durma zamanı; Tahkimatsız durma zamanı

State of equilibrium: Denge durumu; Denge hali

State of stress: Gerilme durumu

State-of-the-art: En son gelişmeleri yansıtan

Static: Durağan; Statik

Static cone test: Statik koni deneyi

Static equilibrium: Durağan denge; Statik denge

Static formula: Statik kazık formülü

Station: İstasyon; Konak

Stationary source: Sabit kaynak

Statistical analysis: İstatistiksel analiz; İstatistiksel çözümleme

Statoscope: Statoskop (hava fotografisinde ardışık hava istasyonları arasındaki yükseklik farkını ölçmede kullanılan hassas bir barometre)

Steady: Kararlı; Sallantısız

Steam coal: Buhar kömürü

Steel: Çelik 

Steel arch support: Çelik kemer destek

Steel pile: Çelik kazık

Steep dipping fault: Dik yada dike yakın fay

Step fault: Basamak fay

Step faulting: Basamak faylanma 

Step faults heading against the dip: Tabaka eğimine ters basamaklı faylar

Stereographic projection: Stereografik izdüşüm; Stereografik projeksiyon

Stereoscope: Stereoskop

Sticky: Yapışkan; Yapışan

Stiff: Katı; Sıkı

Stiffness/compactness: Katılık; Sıkılık

Stinkstone: Kokulutaş 

Stockwork: Ağsal; Stokvörk 

Stone column: Taş sütunu; Kaya kolonu

Stone pack: Taş dolgu

Stone: Taş; Kaya

Stony desert: Taşlı çöl

Storage: Depolama

Storm deposit: Fırtına çökeli 

Storm sewer: Sel suyu kanalı

Stowing: Dolgu

Straight extinction: Dik sönme

Strain: Stres deformasyonu; Birim deformasyon; Birim Şekil Değiştirme; Uzalma

Strain elipsoid: Birim deformasyon elipsoyidi

Strain gauge: Birim deformasyon ölçer

Strain-slip cleavage: Uzalma-atım dilinimi

Strain softening: Birim deformasyon yumuşaması

Strap footing: Bağ kirişli birleşik sömel

Strata control: Tabaka kontrolü; Tabaka denetimi

Strata: Tabakalar; Katmanlar

Stratification: Tabakalanma

Stratified: Tabakalı

Stratified rock: Tabakalı kayaç; Katmanlı kayaç

Stratigraphic geology: Stratigrafik jeoloji

Stratigraphic trap: Stratigrafik kapan

Stratigraphical break: Tabakalanmada kesiklik

Stratopause: Stratopoz

Stratosphere: Stratosfer

Stratum: Tabaka; Katman

Streak: Çizgi-rengi 

Stream erosion: Nehir/akarsu erozyonu

Streamline: Akış çizgisi 

Stream-sediment analysis: Dere-sedimenti analizi 

Strength: Dayanım

Strength envelope: Dayanım zarfı

Stress: Gerilme

Stress concentration factor: Gerilme yığılması katsayısı

Stress distribution: Gerilme dağılımı

Stress elipsoid: Gerilme elipsoyidi

Stress field: Gerilme alanı

Stress intensity: Gerilme yoğunluğu

Stress path: Gerilme yolu; Gerilme rotası

Stress relaxation: Gerilme boşalması

Stress state: Gerilme durumu

Stress trajectory: Gerilme Yörüngesi

Striated pebble: Çizik çakıl; Çizilmiş çakıl

Strike: Doğrultu 

Strike fault: Doğrultu fayı

Strike joint: Doğrultu eklemi

Strike of the fault: Fay doğrultusu

Strike-slip fault: Doğrultu atımlı fay

Strip development: Şerit gelişme

Strip footing: Şerit temel

Strip foundation: Şerit temel

Strip load: Şerit yük

Strip mining: Geniş yayılımlı açık işletme madenciliği

Strip thrust fold: Örtü kıvrımı 

Strombolian activity: Stromboli örneği volkanik etkinlik; Stromboli benzeri püskürme

Structural: Yapısal

Structural basin: Yapısal havza; Yapısal basen

Structural concordance: Yapısal uyumluluk; Yapısal konkordans

Structural contour lines: Yapısal eş-yükselti çizgileri

Structural crystallography: Yapısal kristalografi

Structural depression: Yapısal alçalım; Yapısal basıklık

Structural discontinuity: Yapısal kesiklik; Yapısal süreksizlik; Yapısal devamsızlık

Structural discordance: Yapısal uyumsuzluk; Yapısal diskordans

Structural engineering: Yapı mühendisi

Structural fabric: Yapısal doku

Structural feature: Yapısal şekil; Yapısal özellik

Structural geology: Yapısal jeoloji

Structural high: Yapısal yükselim; Yapısal yükseklik

Structural lake: Yapısal göl

Structural low: Yapısal alçalım; Yapısal basıklık 

Structural petrology: Yapısal petroloji

Structural plain: Yapısal düzlük; Yapısal ova

Structural plateau: Yapısal yayla; Yapısal plato

Structural position: Yapısal konum; Yapısal pozisyon

Structural relief: Yapısal röliyef; Yapısal engebe

Structural stratigraphical hiatus: Yapısal stratigrafik zaman boşluğu

Structural style: Yapısal çeşit

Structural terrace: Yapısal taraça; Yapısal teras

Structural trap: Yapısal kapan

Structural unit: Yapısal birim

Structural valley: Yapısal vadi

Structure: Yapı; Strüktür

Structure contours: Yapısal konturlar

Strut: Destek; Payanda

Subcrustal convection currents: Kabuk-altı konveksiyon akıntıları

Subduction: Dalım

Subduction zone: Dalım zonu

Subfabrik: Asfabrik; Fabrik-altı   

Subfossil: Çok az değişim göstermiş organizma kalıntısı 

Subgenus: Alt-cins; Ascins  

Subglacial stream: Buzul-altı nehir

Subgroup: Alt-gurup 

Submarine canyon: Denizaltı kanyonu 

Submerge: Batmak; Batırma

Submerged unit weight: Batık birim ağırlık

Submergence: Batma

Subsequent valley: Tabakaların doğrultusunu takip eden vadi

Subsidence: Çökme; Subsidans

Subsidiary fold: Bağlı kıvrım

Subsoil: Toprak-altı

Subsoil investigation: Sığ yeraltı zemin araştırması

Subspecies: Alt-tür; Astür   

Substage: Askat; Alt-kat 

Substitute: Yardımcı

Substitute natural gas: Yardımcı doğal gaz

Subsurface geology: Yeraltı jeolojisi

Subsurface investigation: Sığ yer altı araştırması

Subtidal: Gelgit-altı 

Subzone: Alt-zon; Aszon 

Suction: Emme

Suite: Takım; Aynı sınıftan (plütonik, metamorfik gibi) iki veya daha fazla litodemin oluşturduğu kaya birimidir

Sulfur (veya Sulphur): Kükürt  

Sulfur bacteria: Kükürt bakterileri 

Sulfur cycle: Kükürt döngüsü

Sulfur dioxide: Kükürt dioksit

Sulfur trioxide: Kükürt trioksit

Sulfuric acid: Sülfürik asit

Sun: Güneş 

Supergene: Süperjen; Yüzey-kökenli

Supergene sulfide zone: Süperjen sülfit zonu

Supergene water: Süperjen su

Supergiant star: Süperdev yıldız (aslen (intrinsik olarak) en parlak olan yıldızlar familyasının bir üyesi)

Supernova: Süpernova (patlama sonucu aniden oldukça parlak yapı edinen bir yıldız olup, bir novadan daha parlaktır)

Superposed valley: Yumuşak katmanlara yatak oyarak, sert katmanlar içine gömülen vadi

Superposition: Üst üste gelme; Bindirme

Supersuite: Üstakım; Birbiriyle doğal ilişkili, iki veya daha fazla takım veya karmaşık içeren bir litodem birimi

Supervised classification: Denetlenmiş sınıflandırma

Support: Tahkimat; Destek

Support load density: Destek Yükü Yoğunluğu

Support pile: Taşıyıcı kazık

Support pressure: Destek basıncı; Tahkimat basıncı

Support system: Destek sistemi; Tahkimat sistemi

Support unit: Destek birimi; Tahkimat birimi

Supraglacial stream: Buzul-üstü nehir

Supratenuous fold: Açınımlı kıvrım

Supratidal: Gelgit-üstü 

Surcharge pressure: Sürşarj basıncı; Taşıyabileceğinden fazla basınç

Surface: Yüzey; Yeryüzü

Surface mine: Yüzeyde işletme; Açık işletme

Surface moraine: Yüzey moreni

Surface of discontinuity: Süreksizlik yüzeyi

Surface of unconformity: Uyumsuzluk yüzeyi

Surface tension: Yüzey gerilmesi

Surface water: Yüzey suyu

Surface waves: Yüzey dalgaları

Surfactant: Yüzey aktif madde

Survey: İnceleme; Araştırma; Etüt; Ölçme

Surveyor’s rod: Mira

Suspended solid: Askıda katı madde; Asılı katı madde

Suspension: Asıntı; Süspansiyon 

Sustainable development: Sürdürülebilir gelişme

Svedberg unit: Svedberg birimi; (S) Sedimantasyon katsayılarının ifade edildiği birim. 10-13 saniyeye eşit olup rakamsal değere bitişik yazılır (64S gibi).

Swallow hole: Düden

Swell factor: Şişme kabarma katsayısı

Swelling potential: Şişme potansiyeli

Swelling: Şişme

Swelling pressure: Şişme basıncı

Sylvine: Silvin

Symmetric fold: Simetrik kıvrım

Symmetry: Simetri; Bakışım

Symmetry axis: Simetri ekseni; Bakışım ekseni

Synchronous: Eşzamanlı;  Senkronize; Sinkronize

Synchronous pluton: Eşzamanlı plüton; Senkronize plüton

Synclinal axis: Senklinal ekseni

Syncline: Senklinal

Synclinorium: Bir çok küçük senklinal ve antiklinalden oluşan senklinal

Syndet: Sentetik deterjan

Synergistic effect: Sinerjistik etki

Syngas: Sentez gazı; Sentetik gaz

Syngenetic: Sinjenetik veya Senjenetik

Syngenetic ore deposit: Sinjenetik cevher yatağı; Oluşumu içinde bulunduğu kayaçla eş zamanlı olan cevher yatağı

Synorogene: Senorojen; Dağ oluşumu ile eş zamanlı

Synorogenic granite: Senorojenik granit; Oluşumu orojenik etkinlikle eş zamanlı olan granit 

Synorogenic magmatic phase: Senorojenik magmatik faz

Syntaxial: Sintaksiyal; Optik süreklilik arzeden dane-üzerine büyüme

Synthesis: Sentez; Bireşim

Synthesis gas: Sentez gazı

Synthetic: Sintetik

Synthetic detergent: Sentetik deterjan

Synthetic fuels: Sentetik yakıtlar

System: Sistem

System of joints: Eklemler sistemi

Systematic joints: Düzenli eklemler; Sistemli eklemler

 

 

T

Tacheometric surveying: Takeometrik alım; Jeodezide, arazi noktalarının yatay konumları ile birlikte yüksekliklerini tayin etme işlemi

Tachometer: Takometre (dönme oranını/hızını ölçmede kullanılan bir aygıt)

Tachymeter: Takimetre

Tailing: Artık

Tailings: Posa

Takeoff: Çıkarma; Yerden havalanma (uçak)

Talc: Talk

Talus cone: Moloz konisi

Talus fan: Moloz yelpazesi

Taluvium: Taluviyum (kaba- ve ince-daneli malzeme karışımından oluşan tepe-yamacı çökeli)

Tangent modulus: Teğet modülü; Tanjant modülü

Tangential: Teğetsel

Tangential pressure: Teğetsel basınç

Tape extensometer: Şerit ekstansometre

Tar: Katran

Tar sand: Katranlı  kum

Tarnish: Kararma; Leke

Taurus Mountains: Toros Dağları

Taxonomy: Taksonomi

Tear fault: Yırtılma fayı; Yırtma fayı

Tectogenesis: Tektojenez; Dağ oluşumu ile oluşan kıvrım ve kırık olayları

Tectonic breccia: Tektonik breş

Tectonic earthquake: Tektonik deprem

Tectonic geology: Tektonik jeoloji

Tectonic setting: Tektonik yer, zaman ve ortam

Tectonic transport: Tectonik taşınma

Tectonized region: Tektonizmaya uğramış bölge

Teleskopic: Teleskopla görülebilen

Telogenetic: Telojenetik

Temperate climate: Ilıman iklim

Temperature: Sıcaklık

Temperature inversion: İklim terslenmesi

Temporary: Geçici

Temporary support: Geçici iksa

Tendency: Eğilim; Yatkınlık

Tensile: Tansion: Çekme

Tensile crack: Gerilme çatlağı

Tensile force: Çekme kuvveti; Çekilme kuvveti

Tensile test: Çekme deneyi; Çekilme deneyi

Tensile strength: Çekme dayanımı; Çekilme dayanımı

Tensile stress: Çekme gerilmesi; Çekilme gerilmesi

Tension crack: Çekme çatlağı; Tansiyon çatlağı; Gerilme çatlağı

Tension fault: Gerilim fayı; Gerilme fayı; Tansiyon fayı

Tension joint: Gerilme çatlağı; Gerilme eklemi

Tensor: Geren; Tansör

Tent rocks (wigwams):  Çadır kayaç

Terminal basin: Terminal havza

Terminal velocity: Son hız

Terrace: Teras

Terracing: Teraslama

Terrestrial: Karasal; Topraksal

Terrestrial environment: Dünyevi ortam

Terrestrial planet: Dünyevi gezegen; Dünya-benzeri gezegen

Terrigenous: Terijen; Karasal kökenli, çökelme havzasına mekanik yolla taşınmış, çoğunlukla karbonat-olmayan ile eş anlamlı terim

Terrigenous deposit: Terijen yatak

Territoriality: Belirli bir alan ile özel bir canlı grubunun özdeşleştirilmesi

Tertiary treatment: Üçüncül arıtma

Tesselation: Tesselasyon; Mozaik oluşturma

Test: Test; Deney

Test pit: Deney çukuru

Testing: Test etme

Testing accuracy: Deney doğruluğu; Test doğruluğu

Testing method: Deney yöntemi; Test yöntemi

Tethys: Tethis (veya Tetis)

Tetraedric system: Tetraedrik sistem

Tetraedrite: Tetrahedrit

Tetrahedron: Dörtyüzlü; Tetraeder

Tetrapoda: Dört-ayaklılar; Tetrapodlar

Texture: Doku

Thalweg: Talveg (bir vadinin en derin kısmını takip eden hat. Bu kısım su altında olabilir veya olmayabilir)

Theodolite: Teodolit

Theorem: Sav; Teorem

Theoretical: Kuramsal; Teorik

Theory: Kuram; Teori

Theory of continental drift: Kıtasal sürüklenme teorisi

Theory of isostasy: Izostazi teorisi

Thermal: Isıl; Termal; Isısal; Termal

Thermal conductivity: Isıl iletkenlik

Thermal contact metamorphism: Isısal kontak metamorfizması

Thermal expansion: Isıl genleşme

Thermal pollution: Sıcak su kirliliği

Thermocouple: Isıl eleman

Thermometer: Termometre (sıcaklık ölçmek için kullanılan bir araç)

Thermosphere: Termosfer

Thermosteric anomaly: Termosterik anomali (deniz suyunun izotermal olarak bir atmosferlik standart basınçta olması durumunda her hangi bir noktadasında edineceği sterik anomali)

Thick bed: Kalın tabaka

Thick-bedded: Kalın-tabakalı

Thickness of a bed: Tabaka kalınlığı

Thin bed: İnce tabaka

Thin-bedded: İnce-tabakalı

Thin section: İnce kesit

Thixatropy: Tiksotropi

Thoughness index: Tokluk indeksi

Thread test: Çubuk deneyi

Threatened species: Tehdit altındaki türler

Three-point problem: Üç-nokta problemi

Threshold: Eşik

Threshold dose: Eşik dozu

Threshold limit value: Eşik sınırı değeri

Threshold value: Eşik değer

Throw: Düşe atım; Atım

Thrust: Bindirme; İtki

Thrust nappe: Bindirme/itki napı

Tidal barrage: Gelgit barajı

Tidal current: Gelgit akıntısı

Tidal flat: Gelgit düzlüğü

Tidal inlet: Gelgit girişi

Tidal power: Gelgit gücü

Tidal range: Gelgit aralığı; Gelgit menzili

Tidal rhytmite: Gelgit ritmiti

Tidal theory: Gelgit teorisi

Tide: Gelgit; Med ve cezir  

Tidelite: Gelgitit

Tieback anchor: Ankraj çubuğu

Tiger’s eye: Kaplangözü

Tiltmeter: Eğim ölçer

Timber: Kütük; Kereste; Ahşap

Timber pile: Ahşap kazık

Timber support: Ahşap tahkimat

Time: Zaman

Time factor: Zaman faktörü

Tin: Kalay

Tinstone: Kalaytaşı

Tipping: Çöp boşaltma

Tirim holes: Tarama delikleri

Titanite: Titanit

Toad’s eye tin: Kurbağa gözü kalay

Toe failure: Topuk yenilmesi (kayması)

Toe: Şev topuğu; Patlatma tırnağı

Tolerance: Tolerans

Top soil: Yüzey toprağı; Yüzey zemini

Topaz: Topaz

Topography: Topoğrafya

Toppling: Devrilme

Topsoil: Yüzey toprağı

Tornado: Hortum

Torque: Buru; Tork; Dönel etki

Torsion: Burulma

Torsion balance: Burulma balansı

Total core recovery: Toplam karot verimi

Total station: Total istasyon (açıları ve mesafeleri elektronik olarak algılayan bir araç)

Total settlement: Toplam oturma

Total stress: Toplam gerilme/gerilim

Toughness: Tokluk; Sıkılık; Sağlamlık

Tourbe (veya peat): Turba

Tourmaline: Turmalin

Toxic substances: Zehirli maddeler

Toxicity: Zehirlilik

Toxicology: Toksikoloji

Trace: İz

Trace element: Eser element; İz element; Azrak element; Tras element  

Trace-element fractionation: İz-element fraksiyonlaşması/ayrımlaşması

Trace fossil: İz fosil

Tracer: İz sürücü; İzleyici

Trachyte: Trakit

Trade effluents: Ticâri atıklar

Traffic pollution: Trafik kirliliği

Trajectory: Yörünge; Gezinge

Transboundary pollution: Sınır ötesi kirlilik

Transcurrent fault: Çapraz fay

Transducer: Çevirgeç; Güç çevirici

Transform fault: Dönüşüm fayı; Transform fay

Transformation: Dönüşüm

Transformation twinning: Dönüşüm ikizlenmesi

Transformer: Dönüştürücü

Transfrontier pollution: Sınır ötesi kirlilik

Transgression: Transgrasyon; Deniz seviyesinin yükselmesi ile karaya doğru ilerlemesi

Transient electromagnetic method: Geçici elektromanyetik method; Kısa-ömürlü elektromanyetik method

Transition: Geçiş

Translation: Ötelenme; Yerden yere nakil

Translational slide: Ötelenmeli kayma

Translocation: Kirliliğin kaydırılması

Transmedia pollution: Birden fazla ortamı etkileyen kirlenme

Transmissibility: İletgenlik

Transmissivity: İletimlilik; Transmisivite

Transmitter: Verici

Transpose: Devrik

Transversal force: Çapraz kuvvet; Enine kuvvet

Transversal isotropy: Düzlemsel izotropiklik

Transverse: Enine

Tranverse fault: Enine fay; Transvers fay

Transverse waves: Enine dalgalar

Trap: Kapan

Trapezoid: Yamuk

Trapezoidal combined footing: Yamuk birleşik temel

Treatment: Muamele; İşlem; Arıtma; Tedavi

Tree-ring analysis: Ağaç-halkası analizi

Trench: Çukur; Hendek; Araştırma çukuru

Trend: Yön; Eğilim; Yönelim; Meyil; Bir cevher kütlesi, kıvrım veya orojenik kuşak gibi jeolojik bir yapının yönü

Trial boring : Deneme sondajı

Trial pit : Muayene çukuru; Deneme çukuru

Triangulation: Nirengi

Triangulation network: Nirengi şebekesi/ağı

Triaxial: Üç eksenli

Triaxial compression test: Üç eksenli basınç deneyi

Triaxial state of stress: Üç eksenli gerilme durumu

Triaxial test: Üç eksenli deney

Tributary valley: Yan vadi; İkincil vadi

Trickling filter: Damlatmalı filtre

Triclinic system: Triklinik sistem

Trilagon: Trilagon; Koordinatları bilinen A ve B noktalarına dayalı bir poligon güzergâhında ardışık üç noktanın bir üçgen oluşturduğu düşünülürse, trilagon veya trilagon denen bir bir üçgen dizisi elde edilmiş olur

Trimming: Tarama; Sıyırma

Trivial solution: Apaçık çözüm

Trokospiral: Trokospiral (kule şeklinde sarılım)

Trophic level: Bir hayvanın besin zincirindeki yeri

Tropical year: Tropikal yıl (Güneş’in ortalama boylamının 360° arttığı süreçteki zaman aralığı)

Tropopause: Tropopoz

Troposphere: Troposfer

Trough: Boğaz; Oluk yapısı

True age: Gerçek yaş

True dip: Gerçek dalım; Gerçek eğim

True spacing: Gerçek aralık

True thickness: Gerçek kalınlık

Trunk sewer: Kanalizasyon ana hat kanalı

Tsunami: Tsunami; Deprem dalgası

Tufa: Tufa

Tuff: Tüf

Tuff-bearing: Tüf içeren; Tüf taşıyan

Tuffite: Tüfit

Tuffaceous: Tüfümsü; Tüflü; Tüf içeren

Tunnel: Tünel

Tunnel boring machine: Tünel açma makinası

Tunnel section: Tünel kesiti

Tunneling quality indeks: Tünel açma nitelik indeksi

Tupe: Tüp

Turbidity: Bulanıklık

Turbulance: Girdap; Çalkantı; Turbülans

Turbulent flow: Çalkantılı akıntı; Bulanık akış; Girdaplı akış; Turbülanslı akış

Turqoise (veya turquoise): Turkuaz; Firuze taşı

Twilight: Alacakaranlık

Twin: İkiz

Twin axis: İkiz ekseni

Twin Law: İkiz Yasası

Twin plane: İkiz düzlemi

Twins: İkizler

Twist: Kıvırma; Bükme

Two stage combustion: İki aşamalı yanma

Type locality: Tip yeri

Types of projection: İzdüşüm tipi; Projeksiyon tipi

 

 

 

U

Ubiquitous: Sık rastlanan; Bol bulunan

Ultimate bearing capacity: Nihai taşıma gücü; En son taşıma gücü

Ultimate load: Nihai yük

Ultimate strength: En son dayanım sınırı; Nihai dayanım sınırı

Ultrasonic: Sesüstü; Ultrasonik

Ultra-violet radiation: Morötesi ışıma; Ultraviyole ışıma

Unbalanced: Dengesiz

Uncertainty: Belirsizlik

Unconfined: Sınırsız; Serbest; Yanal Sınırlamasız

Unconfined aquifer: Serbest akifer

Unconfined compression: Tek eksenli basınç; Tek eksenli sıkışma

Unconfined compression tes: Serbest basınç deneyi

Unconsolidated: Gevşek

Unconsolidated-undrained test: Konsolidasyonsuz-drenajsız deney

Undercutting: Dip oyulması

Underground: Yeraltı

Underground opening: Yeraltı açıklığı

Underlie: Altlamak

Underlying: Altlayan; Alta gelen

Underlying formation: Altlayan formasyon

Undersaturated: Az doymuş; Doymamış; Doyma sınırının altında olan

Underthrust: Alttan bindirme (taban bloğunun aktif olduğu bindirme)

Undisturbed: Örselenmemiş

Undisturbed sample: Örselenmemiş örnek

Undrained: Drenajsız

Undrained condition: Drenajsız koşul

Uniaxial: Tek eksenli

Uniaxial compressive strength: Tek eksenli basınç dayanımı; Tek eksenli sıkışma

Uniaxial state of stress: Tek eksenli gerilme hali

Unified soil classification system: Birleştirilmiş zemin sınıflandırılması

Unified stratigraphic-scale: Birleşik-stratigrafik-ölçek

Uniform: Düzgün; Tekdüze; Yeknesak; Üniform

Uniformity: Düzgünlük; Yeknesaklık; Tekdüzelik

Uniformity coefficient: Eşşekillilik katsayısı

Unit: Birim; Ünite

Unit cell: Birim hücre

Unit-stratoype: Birim-stratotip

Unit stress: Birim stres

Unit weight: Birim ağırlık

Universal seismograph: Üniversal sismograf

Unleaded gasoline: Kurşunsuz benzin

Unloading: Yük boşaltımı

Unmixing: Karışmama

Unsafe: Güvensiz; Güvenli olmayan

Unsaturated: Doygun olmayan; Doymamış

Unsaturated soil: Doygun olmayan zemin; Doymamış zemin

Unsaturated zone: Doymamış zon

Unsorted biosparite: Boylanmamış biyosparit

Unspoiled area: Bozulmamış alan

Unstable slope: Duraysız şev

Unstable: Duraysız; Kararsız

Unsteady: Kararsız; Sabit olmayan; Değişken

Unsupervised classification: Denetlenmemiş sınıflandırma

Unsupported span: Desteksiz tavan açıklığı

Unsymmetrical footing: Asimetrik temel

Unweathered: Bozunmamış; Ayrışmamış

Uplift: Yükselme; Uplift; Yükseltme; Kabarma

Upper block: Üst blok

Upper bound: Üst sınır

Upper Jurassic: Üst Jura

Upper Permian: Üst Permiyen

Upright fold: Dik kıvrım: Dik kıvrım

Upstream: Memba (kaynak); Akış yukarı

Upthrown: Yukarı atılan; Yukarı çıkmış

Upturned strata:  Düşey yada dike yakın tabaka

Uranitite: Uranitit (uranyum dioksitten oluşan minerali)

Uranium: Uranyum

Urban geology: Kent Jeolojisi

Urban planning: Kent planlaması

Urban runoff: Kentsel yüzeysel akış

User friendly: Kullanıcı dostu

U-shaped valley: U-şekilli vadi

UV: Ultraviyole; Morötesi

 

 

 

V

Vadose water: Vadoz su

Valley: Vadi

Valley floor: Vadi tabanı

Valley glacier: Vadi buzulu

Valley spring: Vadi menbaası

Valley wall: Vadi çeperi

Valve: Kapak; Kavkı; Valf

Vane test: Kanatlı kesici deneyi

Vapor: Buhar

Vapor pressure: Buhar basıncı

Vapor-phase crystallization: Buhar-fazı kristallenmesi

Variable: Değişken

Variable load: Değişken yük

Variance: Değişki; Varyans; Sapma

Variation: Değişim

Variation diagram: Değişim diyagramı

Variegated: Alacalı

Variety: Çeşit; Çeşitlilik

Varved clay: Şeritli kil

Vector: Vektör, Taşıyıcı

Vector file: Vektör dosyası

Vein: Damar

Vein deposit: Damar yatağı

Veined gneiss: Damarlı gnays

Veinlet: Damarcık

Veinlet texture: Damarcık dokusu

Velocity: Hız

Velocity-depth distribution: Hız-derinlik dağılımı

Velocity log: Hız logu

Velocity profile: Hız profili

Vent breccia: Baca breşi

Vent conglomerate: Baca konglomerası

Venturi scrubber: Venturi gaz yıkayıcısı

Vertical: Düşey; Dikey

Vertical fold: Dikey kıvrım; Düşey kıvrım

Vertical pressure: Düşey basınç; Dikey basınç

Vertical seismograph: Dikey/düşey sismograf

Vertical sismic profile (VSP):  Dikey sismik profil; Düşey sismik profil

Vertical slip: Dikey atım; Düşey atım

Vertical stress: Düşey gerilme

Vertical takeoff and landing: Düşey kalkış ve iniş

Vertical takeoff: Düşey kalkış

Very fine sand: Çok ince kum

Very low-frequency method (VLF):  Çok düşük-frekans metodu

Viable: Yaşayabilir

Vibration: Titreşim

Vibratory pile driver:  Titreşimli kazık çakıcı

Vibratory roller: Titreşimli silindir

Vibroflotation: Derin titreşim; Vibroflotasyon

Virgation: Demetleşme

Virgin compression curve: Bakir sıkışma eğrisi

Virtual: Sanal

Virtual reality: Sanal gerçeklik

Viscoelasticity: Viskoelastisite; Ağdalı esneklik

Viscosity: Kıvam; Akışkanlık; Viskozite; Ağdalılık

Viscous: Vizkoz, Ağdalı

Viscous strain: Vizkoz gerilme deformasyonu; Ağdalı birim deformasyon

Visible radiation: Görünür ışıma

Void: Gözenek; Boşluk; Voyid

Void ratio: Boşluk oranı

Volatile: Uçucu

Volatile component: Uçucu bileşen; Uçuşkan bileşen

Volatile matter: Uçucu madde

Volatile organic compounds: Uçucu organik bileşikler

Volcanic activity: Volkanik hareketlilik

Volcanic earthquake: Volkanik deprem; Volkanizmanın neden olduğu deprem

Volcanic mount: Volkanik dağ

Volcano: Volkan

Volcano-tectonic depression: Volkanik ve tektonik çukur

Volume: Hacim

Volume change: Hacim değişimi

Volumetric strain: Hacimsel gerilme deformasyonu; Hacimsel birim deformasyon

Voussoir: Kemertaşı

Vug: Gözenek; Erime ile oluşmuş, eş-boyutlu boşluk

Vulcanian activity: Vulkano örneği püskürme; Çok ağdalı volkanik püskürme

Vulcanism: Volkanizma; Yanardağ etkinliği

Vulcanology: Volkanoloji; Volkanbilim

 

 

 

W

Wale: Kuşak; Uzun çizgi

Wall: Çeper; Duvar; Yan; Kenar

Wall foundation: Duvar temeli

Wall friction angle: Duvar arkasındaki sürtünme açısı

Wall-reef: Duvar-resifi

Wandering dune: Hareketli kumul; Gezen kumul

Wandering water: Hareketli su; Gezen Su

Wash boring: Yıkamalı sondaj, kuyu yıkama

Washer: Yıkayıcı

Wastage: Buzul çekilmesi veya eriyerek yok olması

Waste assimilation: Atık asimilasyonu; Atık özümlemesi

Waste disposal: Atık tasfiyesi; Atık ortadan kaldırma

Waste fill: Atık dolgusu

Waste repository: Atık deposu

Waste storage: Atık depolama; Atık saklama

Water content: Su içeriği

Water head: Su yüksekliği

Water inlet: Su girişi

Water pressure: Su basıncı

Water table: Su seviyesi; Su tablası

Wave: Dalga

Wave crest: Dalga tepesi

Wave front: Dalga cephesi

Wave trough: Dalga çukuru

Waviness: Dalgalılık

Waste: Atık

Waste heat: Atık ısısı

Waste load allocation: Atık yük tahisisi

Waste recycling: Atık yeniden-işletimi

Waste rock: Atık kayaç

Waste stream: Atık kolu

Waste water: Atık su

Wastewater management: Atık su yönetimi

Water conservation: Su koruma

Water content: Su içeriği

Water hardness: Su sertliği

Water jet: Su jeti

Water level: Su seviyesi

Water of dehydration: Dehidrasyon suyu

Water of imbibition: Emme suyu; Imbibasyon suyu

Water pollution: Su kirliliği

Water purification: Su saflaştırma; Su arıtma

Water quality standards: Su kalitesi standartları

Water resources management: Su kaynakları yönetimi

Water reuse: Suyun yeniden kullanılmak üzere dönüşümü

Water rights: Su hakları

Water softeners: Su yumuşatıcısı

Water sterilization: Su sterilizasyonu; Suyun mikropsuzlaştırılmsı

Water supply system: Su sağlama sistemi

Water table: Yeraltı su düzeyi; Su tablası

Water table isohyps: Su tablası eğrileri

Water treatment: Su arıtma

Waterborne diseases: Sudan kaynaklanan hastalıklar

Watershed: Su ayırım hattı

Wave: Dalga (su yada ışık)

Wave base: Dalga tabanı

Wave erosion: Dalga erozyonu; Dalga aşındırması

Wave front: Dalga cephesi

Wave period: Dalga peryodu; Dalga aralığı

Wave power: Dalga gücü

Wave spectrum: Dalga spektrumu

Wavelength: Dalgaboyu

Waviness: Dalgalılık

Wavy bedding: Dalgalı tabakalanma

Wavy extinction: Dalgalı sönme

Wax: Balmumu; Cilâ

Weakness: Zayıflık

Weak rock: Zayıf kayaç

Wearing coefficient: Aşınma katsayısı; Yenme katsayısı

Weathering: Bozunma; Ayrışma

Weathering correction: Ayrışma düzeltmesi

Weathering front: Ayrışma cephesi; Ayrışma önü

Weathering index: Ayrışma indeksi

Weathering micro-indices: Ayrışma mikroindisleri

Weathering-potential index: Ayrışma potansiyel indeksi

Weathering profile: Ayrışma profili

Weathering series: Ayrışma serisi

Weathering velocity: Ayrışma hızı

Weathering zone: Ayrışma zonu

Wedge angle: Keski açışı

Wedge failure: Kama türü kayma

Weight: Ağırlık

Wedge: Kama

Wedged: Kamalanmış

Wedge-edge trap: Kama-kenarı kapanı

Wedge out: Kamalanma

Weir: Savak

Welded ignimbrite: Kaynaklı ignimbrite; Kaynaşmış ignimbrit  

Welded tuff: Kaynaklı tüf; Kaynaşmış tüf

Welding: Kaynaşma

Well: Kuyu

Well filter: Kuyu filtresi

Well foundation: Kuyu temeli

Well-graded: İyi derecelenmiş

Well improvement: Kuyu geliştirme; Kuyu inkişafi

Well injection method: Kuyu enjeksiyonu methodu

Well-known: İyi bilinen; Meşhur

Well log: Kuyu logu

Well logging: Kuyu loglama

Well point: Çakma kuyu; Kuyu yeri

Well-rounded: İyi-yuvarlaklaşmış

Well sample: Kuyu örneği

Well-sorted: İyi-boylanmış

Welt: Çizgisel kabuki yükselmesi

Wet analyses: Islak analiz

Wet oxidation: Sulu oksitleme

Wet scrubber: Sulu yıkayıcı

Wet unit weight: Islak birim hacim ağırlık

Wetlands: Sulak alanlar

Whaleback dune: Balına sırtı kumul

White dwarf star: Beyaz cüce yıldız (aslında sönük olan, çok küçük yarıçaplı ve yüksek yoğunluklu bir yıldız)

White feldspar: Beyaz feldispat

White mica: Beyaz mika

WHO (world health organization): Dünya sağlık komitesi

Whole-rock analysis: Bütün-kaya analizi

Whole-rock dating: Bütün-kaya yaş tayini

Wick drain: Fitil drenaj

Wide movement: Geniş hareket; Kapsamlı hareket

Widespread: Yaygın

Widmanstaetten figure: Widmanstaetten şekli yada dokusu

Wilderness: Bâkir alan; Bâkir doğa

Wildlife management: Vahşi yaşam yönetimi

Wildflysch: Yaban flişi; Yabanfliş

Wind power: Rüzgâr enerjisi

Wind profile: Rüzgâr profili

Wind tunnel: Rüzgâr tüneli

Wind-faceded stones: Rüzgâr tarafından yüzey edinmiş taş yada çakıl

Windrows: Rüzgâr dizileri

Windward side: Rüzgâra-doğru olan taraf

Winze: Başyukarı

Withdraw: Sökmek; Çıkarmak; Geri Çekmek

Wooden support: Ahşap destek; Ağaç tahkimat

Wolframite: Volframit

Wood pile: Ahşap kazık

Work environment: Çalışma ortamı

Workability: İşlenebilirlik; Çalışabilirlik

World Climate Programme: Dünya İklim Programı

World Meteorological Organization (WMO):  Dünya Meteoroloji Organizasyonu

Wrench fault: Burulma fayı; Çevirme fayı

Wurtzite: Vürtzit

 

 

 

X

Xanthoconite: Ksantokonit

Xanthophyllite: Ksantafilit

Xanthosiderite: Ksantosiderit

Xanthoxenite: Ksantoksenit

Xenian: Kseniyen (K. Amerika alt Proterozoiğinde bir seri)

Xeno-: Kseno-;“Yabancı, misafir” anlamına gelen bir ön ek

Xenoblastic: Ksenoblastik

Xenocryst: Ksenokrist

Xenolith: Ksenolit

Xenothermal: Ksenotermal

Xenotime: Ksenotim

Xenotopic fabric: Ksenotopik doku

Xeralf: Kseralf

Xerert: Kserert

Xeroll: Kserol

Xerophyte: Kserofit

Xerophyte: Kurakçıl bitki

Xerothermal period: Kserotermal peryot

Xerult: Kserult

X-ray pollution: X-ışını kirliliği; X-ışını kirlenmesi

Xylinite: Ksilinit

Xyloid coal: Ksiloid kömür

Xylopal: Ksilopal

 

 

Y

Yellowcake: Sarı kek; Uranyum oksit

Yield: Verme; Yenilme; Kırılma; Pes etme

Yield equation: Yenilme denklemi; Verme (pes etme) denklemi

Yield point: Yenilme sınırı; Yenilme noktası; Verme noktası

Young’s Modulus: Young Modülü

Yoked basin: Boyunduruk basen; Boyunduruk havza

Young valley: Genç vadi

 

 

 

Z

Zeolite: Zeolit

Zeolitisation: Zeolitleşme

Zimmerman process: Zimmerman işlemi

Zinc spinel: Çinko spinel

Zinc sulfide: Çinko sülfit

Zinc water pollution: Çinkolu su kirliliği

Zinc white: Çinko beyazı

Zinc: Çinko

Zincaluminite: Çinkoalüminit

Zincblende: Çinkoblend; Sfalerit

Zink bloom: Çinko çiçeği

Zircon: Zirkon

Zone: Kuşak; Zon; Bölge

Zone axis: Zon ekseni

Zone of accumulation: Birikme kuşağı; Birikim zonu

Zone of aeration: Hava zonu; Havalı zon

Zone of alteration: Bozuşma zonu; Alterasyon kuşağı

Zone of influence: Etki alanı

Zone of oxidation: Oksitlenme zonu; Oksidasyon zonu

Zone of saturation: Doygunluk zonu

Zone of weathering: Ayrışma zonu

Zoning: Zonlanma; Kuşaklara ayrılma

Zooplankton: Zooplankton

 Kaynak:http://www.istanbul.edu.tr/eng/jfm/ozcep/jeofizik

 

 

 

 

 

Döküman Arama

Başlık :

Kapat