Kapat

ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ - ÖZEL EĞİTİM

1. ÖZEL EĞİTİME GİRİŞ
1.1. Temel Kavramlar
1.1.1. Terimler
 Zedelenme – Sapma
Bireyin psikolojik, sosyolojik, fizyolojik, anatomik yapısında geçici ya da kalıcı türden bir
kayıp, yapı veya işleyiş bozukluğu durumudur (işitme veya dil özrü, zeka geriliği, felçli olma
durumu, kolların ya da bacakların tutmayışı, sakat oluşu vb.).
 Yetersizlik
Zedelenme ya da sapmalar sonucu bir insanın normal durumlarda yapması gereken bir
etkinliği yerine getirememesi, sınırlanması durumudur ( bacaklarındaki sakatlıktan dolayı
yürüyememe, koşamama, işitme kaybından dolayı duyamama, iletişim kuramama, zihinsel
engelden dolayı algılayamama vb.). Yetersizlik geçici, kalıcı, giderilebilir- giderilemez,
etkisi durumdan duruma değişebilen bireysel özellikler göstermektedir.
 Özür – Engel
Bireyin yaşamı boyunca yaşına, cinsiyetine, sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak
oynaması gereken roller bulunmaktadır. Yetersizliği yüzünden bu rolleri gereği gibi yerine
getirememesi durumu yani birey yapması gerekenleri özründen dolayı yapamazsa yetersizlik
durumu ortaya çıkar, özür engele dönüşmüş olur (işitemeyen çocuk anlayamaz, çevresiyle
iletişim kurup konuşamaz, sözlü iletişime dayalı rolleri yerine getiremez. Dil özründen
dolayı bayramda çıkıp şiir okuyamaz, ayağının sakatlığından dolayı koşup oynayamaz).
Resim1.1 :Engelli olan çocuk aileden biri olmayabilir
1.1.2. Tanımlar
 Özel Gereksinimi Olan Birey
Ülkemizde “özel eğitime muhtaç çocuk” terimi yaygın kullanılmaktadır. 573 sayılı KHK’ de
ise “özel eğitim gerektiren birey” terimi kullanılmıştır.
Özsoy (1989) beden, zihin, duygu ve sosyal özelliklerindeki olağan dışı ayrıcalıkları
nedeniyle normal eğitim hizmetlerinden yeterince yararlanamayan çocukları “özel eğitime
muhtaç çocuklar” şeklinde tanımlamıştır.
 Sakatlık
Çağlar (1987) sakatlığı bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal özelliklerinde belirli bir oranda
ve sürekli olarak işlev kaybı veya bozukluğu sonucu normal yaşamın gereklerine uyamama durumu
 En Az Kısıtlayıcı Eğitim Ortamı
Özel gereksinimli bireyin ailesi ve akranlarıyla en fazla birlikte olabileceği ve aynı zamanda
eğitim gereksinimlerinin en iyi şekilde karşılanabileceği ortam, o birey için en az kısıtlayıcı
eğitim ortamını ifade etmektedir.
 Kaynaştırma
Özel gereksinimi olan öğrencilerin özel eğitim desteğiyle araç gereç donanımıyla normal
sınıflarda akran gruplarıyla eğitim görmesidir.
1.2. Amacı
Atatürk ilke ve inkılapları ve Atatürk milliyetçiliği ile belirlenen doğrultuda sosyal ve
kültürel bütünleşmeyi sağlamak, özel eğitim gereksiniminde olan her öğrenciye ilgi ve
yeteneklerini azami derecede geliştirme fırsatı vermek, bu çocukları kendi kendine yetme ve
topluma yararlı bireyler olarak yetiştirmek ve bu tip çocukları erken teşhis ve tedaviye
almak, en önemli amaç olmalıdır.
Her çocuk ailenin özeli ve gelecek güvencesidir. Çocuk toplumda ailesini temsil edip
soyunun devamını sağlayacaktır. Herkesin durumu ne olursa olsun durumuna uygun eğitim
alması en doğal ihtiyacı ve hakkıdır. Bu hakkın hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmadan bireyin
yetenekleri doğrultusunda ve düzeyine göre verilmesi, toplumun temel görevlerinden biridir.
Çünkü her birey kendine, ailesine ve topluma, aldığı eğitim oranında yararlı olur. Durumu ne
olursa olsun eğitim hakkı kısıtlanan veya verilmeyen bireyler her toplum için zararlıdır.
Özürlü çocuğu olan aileler çocuğunun yetişkinliğinde başkalarına bağımlı kalacağını
düşünerek gelecek kaygısı yaşarlar. En büyük endişeleri kendilerinden sonra çocuklarının ne
olacağıdır. Bu kişilerin varlığı kabul edilerek toplumdan soyutlamadan insan onuruna yaraşır
şekilde rehabilite edilmeli ve sosyal destek hizmetleri sunularak topluma katılımları
sağlanmalıdır. Bu yapılırken de hızlı bir sürecin takip edilmesi, çağdaş ve bilimsel temellere
dayanarak, çağın gerisinde olmayan düzenlemelerle onların bağımsız birer birey olarak
yetiştirilmesi gerekmektedir.
Özetle;
 Toplum içindeki rollerini gerçekleştiren, başkaları ile iyi ilişkiler kuran, iş birliği
içinde çalışabilen, çevresine uyum sağlayabilen, üretici ve mutlu bir vatandaş olarak
yetişmelerini sağlamaya çalışmak,
 Kendi kendilerine yeteli bir duruma gelmeleri için temel yaşam becerilerini
geliştirmelerine yardımcı olmak.
 Uygun eğitim programları ile özel yöntem, personel ve araç gereç kullanarak ilgileri,
ihtiyaçları, yetenekleri ve yeterlilikleri doğrultusunda üst öğrenime, iş ve meslek
alanlarına ve hayata hazırlanmalarına yardımcı olmak amaçlanmıştır.
1.3 Önemi
Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için özel olarak
yetiştirilmiş personel, geliştirilmiş eğitim programları, uygun yöntem ve tekniklerle bireysel
yeterliliklerine dayalı gelişim özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitimdir. Özel
eğitimden yararlanmak isteyen bireylerin, yasalarla da desteklenerek önü açılmıştır.
Çocukları topluma kazandırmak, kendi kendine yaşamını sürdürebilecek kapasiteyi
kazandırmak eğitimin amacıdır. Özel eğitim bireyin gelişimi, var olan yetenek ve gizil
güçlerin ortaya çıkması, yetersizlik durumlarında ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde
yeterlilik kazandırılması, bireyi başkalarına bağımlı hayat sürdürmesini önlemek, bağımsız
bir birey olarak yaşamını sürdürebilmesi için kişinin amacına ulaşıp mutlu olması, ailenin ve
toplumun refahı açısından çok önemlidir.
“Özel eğitim ; Engelli çocuğun toplumsallaşmasının tek yoludur.”
1.4 Özel Eğitimin İlkeleri
Türk milli eğitimini düzenleyen genel esaslar doğrultusunda özel eğitimle ilgili temel ilkeler
573 sayılı özel eğitim hakkında kanun hükmünde kararname (KHK)’de şu şekilde yer
almaktadır:
 Özel eğitimi gerektiren tüm bireyler ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri
doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetlerinden yararlandırılır.
 Özel eğitime erken başlamak esastır.
Bireyin özrünün erken farkına varılması, tanının erken konması ve eğitime erken
başlanması, bireyin gelişimini olumlu yönde etkileyen önemli hususlardan biri olmaktadır.
 Özel eğitim hizmetleri özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel
çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür.
 Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitsel performansları dikkate alınarak amaç,
muhteva ve öğretim süreçlerinde uyarlamalar yapılarak diğer bireylerle birlikte
eğitilmelerine öncelik verilir.
 Özel eğitim gerektiren bireylerin her tür ve kademedeki eğitimlerinin kesintisiz
sürdürülebilmesi için her türlü rehabilitasyonlarını sağlayarak kurum ve kuruluşlarla
iş birliği yapılır.
 Özel eğitim gerektiren bireyler için bireysel eğitim planı geliştirilmesi ve eğitim
programlarının bireyselleştirilerek uygulanması esastır. Bu ilke, özel eğitimin
bireyin ihtiyaçlarından hareketle planlanarak yürütülmesini öngörmekte, bu amaçla
her birey için ayrı ayrı bireyselleştirilmiş eğitim planı yapılmasını ve çerçeve
programlarının uygulanmasını esas kabul etmektedir.
 Ailelerin özel eğitim sürecinin her boyutuna aktif katılımlarının sağlanması esastır.
Bu ilke, özel eğitim gerektiren bireylerin eğitimlerinde ailelerin rolünü vurgulamakta
ve onların aktif katılımının sağlanmasını gerekli görmektedir. Bu çerçevede aileler
tanılama dahil, eğitimin her aşamasına katılacak ve söz sahibi olacaktır.
 Özel eğitim politikalarının geliştirilmesinde özel eğitim gerektiren bireylerin
örgütlerinin görüşlerine önem verilir. Çağdaş ülkelerde gönüllü kuruluşların
eğitimdeki rollerinin giderek artma eğilimi göstermesinin bir yansıması olarak özel
eğitim politikalarının geliştirilmesinde ilgili gönüllü kuruluşların katılımı
sağlanmaktadır.
 Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri toplumla etkileşim ve
karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayacak şekle planlanır. Bu ilke, özel eğitim
gerektiren bireylerin okul ve okul dışı eğitimlerinin bir bütünlük içerisinde
planlanmasını öngörmekte, ayrıca söz konusu bireylerin topluma uyumları ile
toplumun onlarla birlikte yaşama becerilerini geliştirme (karşılıklı uyum) yaklaşımı
benimsenmektedir.
Resim 1.2: Ne olursa olsun çocuklarımızı sevmeliyiz
1.5 Özel Eğitimin Gelişimi
Özürlü bireylerin varlığı insanlık tarihi kadar eskidir. Ancak eğitimlerine daha sonra
başlanmış ve çeşitli evrelerden geçmiştir. Eğitimlerinin geç başlaması normallerin sakatlara
karşı tutumundan kaynaklanmıştır. Normal insanların tutumu da bilim, teknoloji ve
uygarlığın gelişimi ile değişiklik göstermiştir. Geçmişte sakatlık Tanrının bir cezası olarak
düşünülmüş, insanlar ölüme terkedilmiş, normaller için yük olarak görülmüş, bu bakımdan
sakattan uzak durmak, onu yok etmek düşüncesi gelişmiş. Başka bir dönemde kötü işlerde
kullanılmış ve hor görülmüşler.
Hıristiyanlık, İslamiyet gibi büyük dinler, bilimdeki gelişmeler normallerin sakata, özürlüye
karşı tutumunu değiştirmiş, onların da insan olduğu, insanca yaşama haklarının olduğu
görüşünü yaygınlaştırmıştır. Bu görüş onlara eğitim hizmetlerinin verilmesini gerektirmiştir.
Ancak özürlülerin eğitimleri de değişiklik göstermiştir.
1.6 Eğitimdeki genel gelişmeler şu aşamalardan geçmiştir:
 Yaygınlık
Özel eğitim önceleri zengin, soylu ailelerin özürlü bireylerine özel olarak verilen bir eğitim
olarak başlamış, sonraları isteyen her özürlüye özel eğitim verilmesi gerektiği ortaya
atılmıştır.
 Eğitim Kaynağı
Önceleri özürlülerin eğitim masrafları kendi ailelerince karşılanıyordu. Zengin ve soylu
aileler için bu bir sorun değildi ancak yaygınlaşma başlayınca fakir aile çocuklarının eğitim
masrafları, hayır kurumlarınca bağış ve yardımlarla karşılanmaya başlanmıştır. Bu
konuyla ilgili son görüş ise “özel eğitim harcamaları devlet bütçelerinden
sağlanmalıdır” biçimindedir.
 Eğitim Kurumları:
Önceleri her özür kümesi için ayrı okullar açılmıştır (körler okulu, sağırlar okulu gibi). Bu
okullar yatılı ve gündüzlü olarak başlamıştır. Zamanla normal okulların içinde ayrı özel sınıf
uygulamasına, özel sınıftan normal sınıflar içinde kaynaştırma uygulamalarına doğru
gidilmiştir.
 Personel:
Özel eğitim önceleri din adamlarınca yürütülen bir eğitim olarak görülmüştür. Sonraları bu
işe meraklı olan herkesin özel eğitim vermeye çalıştığı bir dönem geçmiş, onu izleyen
dönemlerde özürlülerle hekimler çalışmışlardır. Daha sonra bu işin bir öğretmeni olmalı
görüşü kuvvetlenmiştir. Şimdilerde özel eğitim bir ekip işi olarak görülmektedir. Bu ekipte
öğretmen, hekim, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, çocuk gelişimci, fizyoterapist, özür türüne
göre değişebilen uzmanlar, yardımcı personel ve en önemlisi aile bulunmaktadır.
 Ortam Düzenleme
Eskiden eğitim ortamı üzerinde pek durulmazken şimdilerde eğitim ortamının özür ve
kazandırılmak istenilen davranışa göre fizik, sosyal ve psikolojik özellikler dikkate alınarak
düzenlenmesi üzerinde ısrarla durulmaktadır.
 Yöntem, Araç Gereç
Özür tür ve derecesiyle kazandırılmak istenilen davranışa göre değişik yöntem ve tekniklerin
kullanılması, yöntemlerin gerektirdiği bol araç ve gereç çağdaş özel eğitimin bir göstergesi
olarak kabul edilmektedir.
 Program Geliştirme
Genel eğitimde olduğu gibi özel eğitimde de program geliştirme çalışmalarının önemi kabul
edilmiştir.
 Türkiye’de Özel Eğitim
Türkiye’de özel eğitimin başlaması, yaygınlaşması ve gelişmesi, özür kümelerine göre
değişiklik göstermektedir. Özür kümelerinin her birindeki gelişmeler ilgili modüllerde
açıklanmıştır. Genel olarak değerlendirdiğimizde yetimleri, kimsesizleri koruma, bakma,
barındırma gibi hizmetler öncelik almaktadır. Günümüzde bu hizmetler Çocuk Esirgeme,
sosyal hizmet, Darülaceze, huzurevi, çocuk yuvaları, yetiştirme yurdu, Daruşşafaka vb. gibi
adlar altında değişik kurumlarda verilmektedir.
Bazı kaynaklara göre Osmanlı Devletindeki Enderun okulları, üstün zekâlıların eğitimi
konusunda dünyada ilk uygulamalar arasında yer almaktadır (14. yy.).
Sağırların, körlerin eğitimleri 19. yy. sonlarına doğru başlamıştır.
Özel eğitimin Milli Eğitim Bakanlığı’nın örgün eğitim hizmetleri arasında yer alması
1951 yılında sağlanabilmiştir. 1983 yılında çıkarılan 2916 sayılı Özel Eğitime Muhtaç
Çocuklar Kanunu ve bu kanunun emrettiği yönetmelikler, bugünkü uygulamayı belirtmiştir.
Buna göre özel eğitim Bakanlık Merkez Örgütü’nde Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi
Başkanlığı’nca illerde Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Rehberlik Araştırma Merkezleri
(RAM) yoluyla yürütülmektedir. Özel eğitim çalışmaları sağırlar, körler, ortopedik özürlüler,
eğitilebilir, öğretilebilir zekâ özürlüler için ayrı okul, özel sınıf uygulaması biçiminde
görülmektedir. Türkiye’deki özel eğitimin durumu, sorunları ve çözüm önerilerini kapsayan
“Birinci Özel Eğitim Konseyi” 13-15 Mayıs 1991 tarihinde toplanmış, sekiz ayrı komisyon
çalışmalarını raporlaştırmıştır. Bu konsey Türkiye’de özel eğitim konusunda yapılmış
kapsamlı ve şûra nitelikli bir çalışmadır. Uygulamayı olumlu yönde etkileyebilecek olumlu
kararlar alınmıştır. Günümüzde ise “Gökkuşağı Projesi” adı altında yeni bir çalışma
başlatılarak özürlülerin eğitimi konusunda Bakanlık olarak maddi destek sağlanarak geniş
kapsamlı bir çalışma başlatılmıştır.
1.7 Nedenleri
Engelli olma nedenleri pek çok sınıflamalar halinde ele alınabilmektedir. En çok kullanılan
sınıflama doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası oluşmalarına göre yapılan sınıflamadır.
Doğum öncesi nedenler:
 Aile soyunda var olan kalıtımsal hastalıklar
 Özellikle kalıtımsal hastalığı olan akrabalar arasındaki evlilikler
 Anne ve baba arasındaki kan ( Rh ) uyuşmazlığı
 Kromozomsal nedenler
 Annenin doğum yaşının altında ya da üstünde bir yaşta hamile kalması sonucu doğumlar
 Hamilelik sırasında doktor tavsiyesi dışında ilaç kullanımı
 Hamilelik sırasında annenin sigara, alkol, uyuşturucu kullanması
 Hamilelik sırasında röntgen ışınlarına maruz kalma
 Hamilelik sırasında yetersiz beslenme
 Hamilelik sırasında ateşli, bulaşıcı hastalık geçirme
 Hamilelik sırasında kaza, aşırı stres, zehirlenme ve travmaya maruz kalma
 Hamilelik sırasında sağlık kontrollerinin ve yapılması gereken te davinin yaptırılmaması
 Hamile kalmadan önce ve hamilelik döneminde alınması gereken vitamin ve minerallerin eksikliği
 Çok sayıda ve sık hamile kalınması veya doğum yapılması
Annede yüksek tansiyon, kalp hastalığı, şeker hastalığı gibi hasta-ıkların lıkların bulunması.
Doğum anına ait nedenler:
 Doğumun sağlık kuruluşunda, sağlık elemanlarınca gerçekleş-eştiril tirilmemesi
 Doğumun beklenen süreden önce ve güç olması
 Bebeğin düşük doğum ağırlığı ile doğması
 Doğum esnasında bebeğin travmaya maruz kalması
 Doğum esnasında bebeğin oksijensiz kalması
Doğum sonrası nedenler:
 Doğum sonrası bebeğin ağır ve ateşli hastalık geçirmesi
 Yeni doğan bebeğin sağlık kontrolünden geçirilmemesi ve gerekli testlerin yaptırılmaması
 Bebeğin aşılarının düzenli olarak yaptırılmaması
 Ağır doğum sarılığı
 Bebeğin yetersiz beslenmesi
 Ev, iş, trafik kazaları
 Zehirlenmeler
 Doğal afetler
 Ailenin ve çevrenin eğitimsizliği (cehalet)
 Bireylerin ihmal ve istismar edilmesi
1.8 Yaygınlık
Özel eğitime muhtaç çocukların özür gruplarına ve yaşlarına göre sayılarının bilinmesi
çok önemlidir fakat gerçek doğru bilgiyi sağlamak çok güçtür. Bu güçlüğün birçok
nedenleri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz :
 Özel eğitime muhtaç çocukları belirleme yönteminden kaynaklanan nedenler. Hastanelerde,
okullarda, evlerde belirlenmesi konusu yöntemi etkiler.
 Belirlemeyi kimlerin yapacağı ya da yaptığı etki kaynağı olabilir.
 Örnekleme alınarak yapılan çalışmalar, örneklemeden kaynaklanan farklılıklar etki kaynağı olabilir.
 Ailelerin gizlemesi ve bildirmek istemeyişi.
 Araç gereç, yöntem ve tekniklerde yetersizlik etki kaynağı olabilir.
Yukarıda belirtilen bütün güçlüklere ve yetersizliklere rağmen yine de bir oran kullanılarak 1981
Sakatlar Yılı dolayısıyla çağ nüfusunun % 14’ü denilmektedir. Bu oran günümüzde doğum öncesi
ve doğum sonrası birçok nedene bağlı olarak daha da artış göstermektedir.
1.9 Sınıflandırma
Özür; bireyin yaş, cins ve sosyo-kültürel etkinliklere bağlı olarak işlevlerini yeteri kadar
yerine getirememe durumudur. Hangi özelliği ile yetersiz ise o konu ile ilgili roller kendisine verilmez.
Böylece bazı rolleri yerine getirmesi engellenmiş olur. Bazı durumlarda ise engel,
kişinin yetersizliğinden değil, bazı özelliklerindeki fazla farklılıktan dolayı ortaya
çıkabilir. Örneğin üstün zekalı ve üstün yetenekli çocukların normal eğitime tabi
tutulması da onların engellenmesine neden olur.
Özel eğitime muhtaç çocuklar farklı özelliklerinden dolayı değişik sınıflama ve gruplama
yapılarak incelenir. Bugünkü mevzuata göre tanım ve gruplama şöyle yapılmaktadır: Özel
eğitime muhtaç çocuklar beden, zihin, ruh, duygu, sosyal ve sağlık özellikleri ve
durumlarındaki özel ayrılıklar nedeniyle normal eğitim hizmetlerinden gereği gibi
yararlanamayan çocuklardır. Özel eğitime muhtaç çocuklar Milli Eğitim Bakanlığı’nın
yönetmeliğinde (1986) özür türü ve derecelerine göre tanımlanıp gruplandırılmıştır.
Buna göre özür türleri şunlardır:
 Görme engelliler (körler, az görenler)
 İşitme engelliler (sağırlar, az işitenler)
 Dil ve konuşma güçlüğü olanlar
 Bedensel (ortopedik) engelliler
 Üstün zekalı ve özel yetenekliler
 Zihinsel engelliler
 Öğrenme güçlüğü olanlar
 Uyumsuz çocuklar
Son zamanlarda hiperaktif ve otistik çocuklar da bu gruba dahil edilmiştir.
“Her engelli; bireysel özelliklerine uygun eğitim almalıdır.”
1.10 Önleme
Engelin önlenmesi birey, aile ve toplum açısından çok önemlidir. Engelli bir bireyin durumu
etkileşim içinde olduğu tüm toplumu ilgilendirir ve etkiler. Birey sıkıntılarını biyolojik,
fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak bir bütünlük içinde yaşar. Fakat bu yaşadıkları,
bireyde sınırlı kalmaz; ailesini derinden yaralar, her yönde olumsuz etkiler ve sıkıntılar
yaratır. Okulda öğretmenleri, öğrencileri, toplumda iletişim kurduğu\ kuracağı insanları,
işvereni ya da vermek istemeyeni etkiler. Böylece engel, toplumu ilgilendiren bir sorun
olarak karşımıza çıkar. O halde bunu önlemeye ne zaman başlayalım, nasıl başlayalım,
engelden nasıl korunalım gibi birçok soru aklımıza gelebilir. Bu işi önlemeye evlenmek için
karar verme aşamasında başlarsak erken sayılmaz.
Engeli önlemek için şunlara dikkat etmekte yarar vardır:
 Evlenecek çiftler yakın akraba evliliğini tercih etmemelidir.
 Her ikisinin de soyundan genetik olarak süregelen kalıtsal bir hastalığın olup
olmadığı araştırılmalıdır.
 Eşler arasında kan uyuşmazlığı (Rh) faktörü olup olmadığı araştırılmalıdır.
 Bulaşıcı bir hastalığın olup olmadığı araştırılmalıdır.
 Evlendikten sonra çocuk yapmak için istekli ve hazır oluşları araştırılmalıdır.
 O anki sağlık durumlarının uygun olup olmadığı araştırılmalı.
 Gebeliğin başlangıcından doğuma kadar olan dönemde düzenli doktor kontrolleri
mutlaka yaptırılmalıdır.
 Anne, gebelik döneminde dikkat etmesi gereken kurallara uymalıdır.
 Beslenme ve sağlığına dikkat etmelidir.
 Doğum sonrası bebeğin bakımına, sağlığına dikkat etmeli ve olabilecek kazalara
karşı gereken önlemleri almalıdır.
 Herhangi bir nedenle meydana gelen zedelenmenin artmaması için önlem almalı.
 Zedelenmiş özelliği dışında kalan diğer özelliklerinin etkin gelişimini sağlamak
için çaba sarf etmeli.
 Zedelenme anına kadar kazanmış olduğu diğer becerileri kaybettirmemeli.
Bütün bu önlemler alındığı halde bir özür durumu varsa gerekli kuruluşlara müracaat edip
özürlünün eğitimi ve gelişimi için gereken önlemler alınmalıdır.

2. ENGELİ ÖNLEME VE ERKEN TANI
Çocukları gözlemleyiniz ve engellerini fark ediniz. Bir çocuğun engelinin
erken bir safhada belirlenmesi daha etkin mücadele ve daha az zarar
görmesi anlamına gelir.
2.1. Engelin Önlenmesi
Önlemler ya da korunma, özel eğitime muhtaç çocukların özür ve özelliklerine göre
değişiklik gösterir. Çok önemli ve kapsamlı bir konudur. Bu bakımdan her özür
grubunda önleme konusu ayrı ayrı ele alınmıştır. Biz kısaca genelleyecek olursak şöyle sıralayabiliriz :
 Bireylerde meydana gelebilecek zedelenmeyi, zedelenmeye bağlı yetersizliği ve
yetersizliğe bağlı olarak ortaya çıkacak özür–engel durumunu önleme ,
 Herhangi bir nedenle meydana gelmiş olan zedelenmenin derecesini artırmama, hiç
olmazsa aynı düzeyde tutabilme,
 Bireyin zedelenme anına kadar kazanmış olduğu diğer becerilerini kaybettirmeme,
 Bireyin zedelenmiş özelliği dışında kalan diğer özelliklerinden en etkin ve sağlıklı
biçimde yararlanma,
 Çocuk sahibi olmak isteyen eşlerin hamilelik öncesi tam bir sağlık kontrolünden geçmesi,
 Hamile annenin gebelik süresi boyunca dikkat etmesi gereken tüm detayları
öğrenerek uyması ve düzenli doktor kontrollerini yaptırması, doğumunu sağlıklı bir
ortamda ve takip eden doktoru tarafından yaptırılmasına özen göstermesi,
 Doğum sonrası olabilecek kazalara ve hastalıklara karşı gereken tedbirler alınması ,
 Yaşam standartlarına uygun olarak sağlıklı bir şekilde yaşamını düzene koyması ,
 Bu önlemlerin alınması birçok bilim dalını ilgilendirmekte, birçok kurumun
ortaklaşa çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmalardan bazıları eğitimcileri ve
özel eğitimcileri aşmaktadır. Ancak bazılarının çözümü eğitimsiz mümkün değildir.
Eğitim kurumlarının ve eğitimcilerin devreye girmesi gerekir.
2.2. Aile Eğitimi
Ailenin engelli çocuğunu içtenlikle kabul etmesi, yanlış bilgi ve tutumlardan
sıyrılması, rahatlatması , çocuğunun gerçek durumu ve geleceği hakkında doğru bilgilere
sahip olması, çocukları için neleri nasıl yapacağını bilmesi gerekmektedir. Özel eğitim
gerektiren çocukların da yaşama hakları vardır.Bu çocuklar da en temel ihtiyaçlarını diğer
normal akranları gibi hissederler.Bu çocuklar da kendisine sevgi ile dokunulduğunda
sevildiğini bilir.Kişisel ve sosyal yaşantısında kendi yaşamını bağımsız olarak
sürdürebilir.Bağımsız olarak okuma yazma becerilerini, tuvalet, giyinme,yemek yeme, iş ve
meslek becerilerini kazanarak üretici durumuna gelebilir.
 Her aile bir bebek beklerken o bebeğe ilişkin hayaller kurar ve engelli bir çocuğun
dünyaya gelmesi ihtimali hiç düşünülmez.
 Yapılan tüm hazırlıklar normal bir bebek içindir. Ana-baba dışında ailenin tüm
fertlerinin de beklentisi aynı şekildedir.
 Doğumdan önce birçok ailenin engellilik ile ilgili bilgileri oldukça azdır.
 Doğum öncesi dönem boyunca birçok ailenin en büyük korkularından biri de engelli bir
çocuk dünyaya getirme ihtimalidir. Bu nedenle aileler “kız erkek fark etmez eli ayağı
düzgün olsun” gibi sözlerle beklentilerini ifade ederler.
 Bir çocuğun doğumu aileyi gerek yapısal, gerek gelişimsel, gerekse işlevsel olarak etkiler.
 Çocuğun doğumuyla duyulan mutluluk ve sevinç bu değişimlerin olumsuz etkilerinden aileleri korur.
 Çocuğun özürlü olması durumunda ise sevinç ve mutluluğun yerini yoğun bir yas duygusu alabilir.
 Aile böyle bir çocuğun doğumuyla çok karmaşık bir psikolojik durum içine girmektedir.
Resim4 : Eğitimle mutlu olan bir anne ve çocuğu
2.2.1. Yetersizlikten Etkilenmiş Çocuğa Sahip Ailelerin Geçirdiği Evreler
1. Aşama
Şok
 İnkâr (reddetme )
 Depresyon( içe dönüklük evresi)
2. Aşama Karışık Duygular
 Suçluluk
 Kızgınlık
 Utanma
3. Aşama Uyma ve Yeniden Düzenleme
 Kabul ve Uyum
I. Aşama
Şok
Anne-baba inançsızlık ve çaresizlik içinde olayı bir türlü kabul edemez. Özellikle anne
ağlama krizleri içinde gerçek bir trajedi yaşar. Bu şok evresi çok kısa ya da uzun sürebilir. Bu
evrede ebeveyn yakın çevresi ile etkileşimini tamamen kesmiş durumdadır.
İnkâr(Reddetme)
Bazı anne-babalar çocuklarındaki bu farklılığı kabul etmeyerek uzmandan uzmana dolaşır, çareler
arayarak çocuklarının iyi olabileceği umudunu taşırlar.
Bir koruma biçimi olan inkâr, bilinmeyen korkusundan ve çocuğun gelecekte neler
yapabileceğinin belirsizliğinden kaynaklanmaktadır.
Anne-baba bu devrede kendilerini ifade etmekte de çok zorluk çekmektedir.
Depresyon (içe Dönüklük Evresi)
Yaşanması gerekli olan bu tepki, gerçeğin farkına varmaya doğru bir gidişi oluşturur.
Ancak aşırı yas ve depresyon bazı ailelerde hayat boyu sürebilir. Bu dönemde aileler, çevresiyle
ilişkilerini en alt düzeye indirir ve normal çocuk özlemi duyarlar.
Aile, tüm çabalarına rağmen çocuklarının özürlülük durumunun ortadan kalkmadığını fark
etmekte, yoğun bir üzüntü ve keder duygusu içinde kendisini umutsuz hissetmektedir
II. Aşama
Karışık Duygular
Sevgi ve kızgınlık duygularının bir arada yaşanmasıdır. Aileler bu duygu ile ya kendilerini özürlü
çocuklarına tam adarlar ya da reddederler. Özürlü çocuk gerçeğini kabul etmeyerek ondan
yapabileceğinin fazlasını isterler. Ya da sadece çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılayıp duygusal
ihtiyaçlarını görmezden gelirler.
Suçluluk
Ailenin yaşadığı duygular arasında üstesinden gelinmesi en zor olan belki de suçluluk duygusudur.
Aileler şu ya da bu şekilde çocuğun özrüne neden olduklarını ve geçmişteki hataları için
cezalandırıldıklarını düşünürler.
Gerçekçi olmaksızın sadece “bu niye bizim başımıza geldi” diye yakınırlar.
Aileler çocuklarının özürlü olmasına ilişkin gerçekçi olmayan düşüncelere kapılabilirler.
Kızgınlık
Kızgınlık, ailelerin özürlü çocuklarını kabule giden yolda önemli bir engeldir. Aile "Niye bana
oldu? Neden bizim başımıza geldi?" sorularına cevap aramaktadır. Ayrıca, kızgınlık duygularını
uzmanlara, öğretmenlere, terapistlere yansıtarak onları suçlamaya başlar.
Utanma
Aileler çocuklarındaki özrü, kendilerinin bir özrü olarak algılamaktadırlar.Bu nedenle bazı annebabalar
çocukla birlikte dışarıya çıkmak istemezler ve çoğunlukla eve kapanmayı tercih ederler.
Çoğu zaman toplumun çocuklarına gösterdiği ret, acıma ve garipseme duygularıyla baş etmeye
çalışırlar.
III. Aşama
Uyma ve Yeniden Düzenleme
Aile artık farklı özelliğe sahip bir çocuğu olduğunu ve neler yapabileceğinin gerçekçi bir biçimde
düşünmeye ve çocuklarıyla daha etkili, verimli bir ilişki düzeyi oluşturmaya çalışır. Tabi bu da
aile bireylerinin olumlu yaklaşım ve iletişimiyle yakından ilgilidir. Bazı aileler birbirine destek
olurken, bazıları da birbirinden uzaklaşabilirler.
Kabul ve Uyum
Aileler bu duyguları yaşadıkça, kendileri ve çocukları hakkında çok şeyler öğrenirler. Böylece
yalnız çocuklarını değil, kendilerinin de zayıf ve kuvvetli taraflarını kabul etmeye başlarlar.
Engelli çocuklara yönelik negatif genellemeler yapmaktan kaçınınız.
“Sakat”,”özürlü” gibi terimler yerine “fiziksel ya da hareket engeli bulunan
çocuk“diyebilirsiniz.
“Tekerlekli sandalyeye mahkum” yerine “tekerlekli sandalye kullanan çocuk”,
“Geri zekalı “yerine” zihinsel engelli çocuk”, diyebilirsiniz.
2.2.2. Yetersizlikten Etkilenmiş Ailenin Sağaltımında Kullanılan Yöntemler
2.2.2.1.Olumlu Yöntemler
 Beklentileri ayarlama
 Uzmanlardan yardım alma
 Çocuğun özrü ile ilgili alanlarda çalışmalar
Aile Eğitimine Başlamadan Önce Neleri Bilmeliyiz.
Eğitimi Kimlere Vereceğiz.
 Anne-Babaya
 Tüm Aile Bireylerine
 Annelerden Oluşan Gruba
 Babalardan Oluşan Gruba
 Kardeşlerden Oluşan Gruba
Eğitimi Sürecini Nasıl Planlıyoruz.
Süresi; Belirli bir zaman diliminde bitecek mi, sürecek mi?
Sıklığı; Ne kadar bir zaman diliminde tekrarlayacağım?
Nerede yapılacağı;
 Ne zaman merkezde, ne zaman evlerde veya başka ortamlarda?
Açık ya da kapalılığı;
 Aynı kişilerle mi sürdüreceğim, yeni katılımcı alacak mıyım?
 Hangi programın ve kimin tarafından uygulanacak?
 Aile eğitiminin tüm aşamalarını uygulayacak mıyım, tüm katılımcılar bu aşamalara
katılacak mı ve hangi aşamaları ben yürüteceğim, hangi aşamada programı başkaları
yürütecek?
Engelli çocuklar, engeli olmayan çocuklarla mümkün olan her yolla birlikte
bulunmalı ve kaynaşmalı.
2.2.2.2. Olumsuz Yöntemler
Çocuğun Evlilik Üzerindeki Etkileri
Ailede özürlü çocuğun oluşu, aile içinde yeni bir durum yaratır ve aile değişik tutumlar içine girer.
Merak, kabullenememe, ne yapacağını şaşırma, suçluluk duygusu, bu problemin düzelip
düzelemeyeceği korkusu, aile içi iletişim ve aile düzeninde ani değişiklikler aileyi psikolojik
olarak çökertip çeşitli kaygılara ve ümitsizliklere düşürmektedir. Başına gelen bu duruma bir
anlam veremez, çoğu zaman nereye başvuracaklarını bilemezler
Çocuğun eğitimine başlamadan önce ailenin yönlendirilerek gerekli yerlere müracaat edip
çocuğunun durumunun nedenlerini araştırıp gerçek veri ve bulguları toplayarak teşhis ve tanı
konulması açısından gerekli rehberlik ve yönlendirmelerin yapılması esastır. Çocuğun gerçek
anlamda eğitim aşamasından geçmesi, verilen eğitimin başarılı olması ve olumlu sonuçlar
alabilmek için okulda verilen eğitimin devamının evde de sağlanması gerekir.
Çevremizde özürlü bireylerin ailelerini incelediğimizde kendi kabuğuna çekilme, babanın dışa
dönüklüğü, annenin içgüdüsüyle kendi sosyal yaşantısından vazgeçerek çocuğunun üzerine
odaklanması, problemleriyle baş başa kalması, bazı babaların aileyi terk edip başka bir hayat
kurması şeklinde davranışlarla karşılaşmak mümkündür. Bu durumlara kurum ve uzman
desteğiyle rahatlama ve çözüm getirildiğinde aile olabildiğince rahatlamaktadır fakat her aile
bulunduğu çevrede böyle bir kurumun olmayışından dolayı, çocuğunu bu kurumlara
gönderememektedir.
2.2.3 Özel Eğitime Muhtaç Bireyin Ailenin Diğer Bireyleriyle Olan İlişkisi
 Öfke
 Kıskançlık
 Suçluluk
 Üzüntü
 Utanç
 Reddetme
Resim 5: Engelli çocuğa öğretilenler sık sık tekrarlanmalıdır
2.3 Erken Tanı
Özel eğitimde bireye tanı koyma ve değerlendirme önemlidir. Bu süreç eğitimin başlama
aşamasından itibaren özel eğitim devam ettiği sürece tekrarlanması gereken bir dizi çalışma
demektir. Tanı (teşhis), bireyin özrüne ad koyma derecesini ve bireyin bundan etkilenme
durumunu belirleme demektir.
Tanılama ise 573 \ KHK’ da “eğitsel amaçla bireyin tüm gelişim alanlarındaki özelliklerinin
belirlenerek değerlendirilmesi sürecini ifade etmektedir.” şeklinde tanımlanmaktadır (1997).
Özel gereksinimin türüne göre tanı ve değerlendirmede kullanılan yöntem ve araçlar farklılık
göstermektedir. Bu nedenle her bölümde tanı ve değerlendirmeye yer verilmektedir. Tanı ve
değerlendirmenin yapıldığı yereler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı rehberlik ve araştırma
merkezleri’nin (RAM) koordinasyonunda ilgili uzmanların katılımıyla yürütülmektedir. Tıbbi tanı,
hastanelerin ilgili servislerinde konulmakta, eğitsel tanı ise tıbbi tanı sonuçları da göz önünde
bulundurularak RAM’daki uzmanlarca yapılmaktadır.
Tanı ve değerlendirmede dikkat edilmesi gereken ilkeler ise şöyle sıralanabilir:
 Erkenlik İlkesi, tanı ve değerlendirme mümkün olduğu kadar erken yapılmalıdır.
 Bütünlük İlkesi, değerlendirme yapılırken her bireyin özür durumu ve derecesinin
belirlenmesine ek olarak bedensel, zihinsel, sosyal, duygusal, ruhsal ve kişilik özellikleri
ile gelişimi ayrı ayrı bütün unsuları kapsayacak şekilde genişliğine ve derinliğine
incelenmelidir. İncelemede bütünlüğün sağlanmasına özel bir önem verilmelidir.
 Derinlik İlkesi, özel gereksinimi olan bireylerin yalnız incelendiği zamanki durumu değil,
o ana kadar olan gelişimi de incelenmelidir. Mümkün olursa doğum öncesinden
başlanmalı, doğumdan sonraki gelişimi, geçmişi ve seyri, ayrıntılı bir şekilde
incelenmelidir.
 Çeşitlilik İlkesi, özel gereksinimi olan bireylerin özür durumu, derecesi, yetenekleri,
ilgileri ve diğer yönlerinin incelenmesinde mümkün olduğu kadar aşağıdaki hususların
çeşitlilik ilkesine titizlikle uyulmalıdır.
İncelemede uygulanan testlerde, tekniklerde ve yöntemlerde çeşitlilik,
yönlerde ve alanlarda çeşitlilik,
disiplinlerde ve uzman kadrosunun ekip çalışmasında çeşitlilik.
 Uzmanlık İlkesi, kendi bilim dalında uzman olması, inceleme yaptığı özür dalında yeterli
bilgiye ve beceriye sahip olması önem taşımaktadır.
 Süreklilik İlkesi, ilk değerlendirme yapıldıktan sonra bunun doğruluğu ve yanlışlığı
sağlanan değişme ve gelişmeler devamlı olarak izlenmelidir.
 Yeterlilik İlkesi, değerlendirmeler, bireyin yalnız özür durumu, derecesi yetersiz olduğu
yönleri değil aynı zamanda özellikle yeterli, üstün olduğu ve başarılı olabileceği alanları,
yetenekleri ortaya çıkarmayı amaçlamalıdır.
 İş Birliği İlkesi, değerlendirmede görev alanlar, kendi aralarında ve çocuğun ailesi ile sıkı
bir iş birliği içinde çalışmalıdırlar.
Resim6:Engelli bir çocuk için erken teşhis çok önemlidir
Etkinlik 1 :
Öğretmeninizin uygun gördüğü sayıda gruplar oluşturarak aşağıdaki çalışmayı uygulayınız.
Grubunuzla çevrenizde bulunan bir özel eğitim grubuna giderek gözlem yapınız. Çevre
düzenlemesi, eğitimcilerin yaklaşımları, çocukların davranışları, eğitimde kullanılan yöntem
teknik araç ve gereçler konusunda gözlemlerinizi yazınız. Edindiğiniz bilgilerinizi ve
gözlemlerinizi sınıfta arkadaşlarınıza sununuz.
Gözlem yapmak için :
Önceden amacınızı belirtip randevu alınız.
Randevu için kurumun ve sizin uygun zamanınızı seçiniz.
Gözlemlerinizi ve kurum çalışanlarından aldığınız bilgileri yazınız.
2.4. Erken Eğitim Ve Müdahale
Son yıllarda özel eğitimin olabildiğince erken yaşlarda başlaması düşüncesi hızla önem
kazanmaktadır. Erken özel eğitim, 0-6 yaş arasındaki gelişim geriliği olan ya da risk altında
bulunan çocuklar ile ailelerine sağlanan eğitim hizmetleridir.
Erken özel eğitim hizmetleri, uzmanın aileyi evinde ziyaret etmesiyle tümüyle evde (eve
dayalı); zaman zaman uzmanın eve, zaman zaman da ailenin kuruma gelmesiyle evde ve
kurumda (ev ve kuruma dayalı) ve ailenin kuruma gitmesiyle kurumda (kuruma dayalı)
olmak üzere üç şekilde sunulabilmektedir.
Bunlarla birlikte dikkat edilmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır. Bunlar:
 Eğitim ve öğretime erken başlamak çok önemlidir.
 Öğretecek şeyin veya işin tamamı birden öğretilmemeli, parça parça tekrarlar ile
öğretilmeye çalışılmalıdır. Örneğin sabah temizliği için önce el yıkamayı, sonra
diş fırçalamayı, sonra da saç taramayı öğretmelidir.
 Çocuğa öğretilenler sık sık tekrarlanmalıdır. Öğrenemediği takdirde ısrar
edilmemelidir, bununla birlikte vazgeçilmemelidir. Aradan zaman geçtikten sonra
sabırla aynı işlemler yaptırılmaya çalışılmalıdır.
 Yapılacak işlemler çocuğun bildiğinden yola çıkılarak basitten karmaşığa,
kolaydan zora doğru bir yol izlenerek öğretilmelidir.
 Bir şey öğretilirken onu yapamadığında kesinlikle kızmamalı, aksine destekleyip
onu cesaretlendirmelidir. Bıktırıcı ve yorucu olmamalıdır.
 Onu olduğu gibi kabul etmeli, akranlarıyla kesinlikle kıyaslamamalıdır.
 Çocuğun yapabileceği kolaylıktaki ihtiyaçları kesinlikle yapmamalıyız, onun
yapabilmesi için fırsat tanımalı ve ortam hazırlamalıyız.
2.5.Ekip Çalışması
Engellilerin eğitimi özel eğitim okullarında ve devletin açmış olduğu, özür türlerine göre farklı
hizmetler veren özel eğitim okullarında ekip çalışmasıyla gerçekleştirilebilir ve istenilen amaca
ulaşılabilir. Bu okullar diğerlerinden farklı olarak gelişmekte ve faaliyet göstermektedir. Bunun
için mekânlar, engel türlerine göre yapılandırılmakta ve bu alanda eğitim görmüş meslek
elemanlarınca yönetilmektedir. Kurumlardaki bireylerin eğitim ve rehabilitasyonu; sosyal hizmet
uzmanı, psikolog, psikolojik danışman, fizyoterapist, özel eğitim uzmanı, çocuk gelişimi ve
eğitimi uzmanı, konuşma terapisti, el sanatları ve uğraşı terapisti, özel eğitim sınıf öğretmeni gibi
meslek elemanlarından oluşan ekip tarafından ekip çalışması ilkelerine uygun olarak
yürütülmektedir. Ayrıca doktor ve hemşire gibi sağlık elemanları, üniversitelerden akademisyenler
ile çeşitli kurumlarda görev yapan meslek elemanlarının desteği, görüşü ve gerektiğinde gönüllü
olarak katkıları alınmaktadır. Yardımcı personel olarak çocuk eğiticisi, sekreter, şoför, teknik
eleman ve hizmetli olmak üzere çeşitli personel çalışmaktadır. Bu nedenle bu kurumlar önemli bir
istihdam alanı oluşturmaktadır.
Bunların yanı sıra özel eğitim ve rehabilite hizmetlerine ihtiyaç duyan bireylerin eğitim ve
öğretimleri sonucu, kendine ve topluma faydalı kişiler olarak yetişebilmeleri ve istihdamları için
uygun işyerleri araştıran, engelli istihdamına elverişli iş kolları ile ilgili olarak motive edici,
rehberlik ve koordinatörlük hizmetleri veren ve onlara bu konuda gerekli rehberliği yapan özel
kurumlar engelli bireylerin de çalışma yaşamına girmesinde pay sahibi olabilmektedir.
Özel kurumlar, özel eğitim ve rehabilitasyonla ilgili olarak hazırlanan yazılı ve görsel materyalleri
elde ederek ailelerin ve toplumun bilgilendirilmesinde kullanmaktadır. Ayrıca, kendi bünyesinde
engelliler alanına ilişkin bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunarak, bu faaliyetleri
çeşitli etkinlikler çerçevesinde kamuoyuna duyurmaktadır. Böylece engelliliğin bilinen ve
bilinmeyen pek çok nedenleri eğitim yoluyla az ya da çok kamuoyuna duyurularak genel anlamda
toplumun bu konuda bilinçlenmesi sağlanmış olmaktadır.
Engelli çocuğun günlük yaşam becerilerini kazanması,
onu bağımsız ve kendine yeten bir birey haline getirir.
GÖRÜŞME FORMU
 Adınız Soyadınız : …..
/…../200
 Hamilelik döneminizi nerede ve nasıl geçirdiniz ?
 Hamilelik süresince herhangi bir rahatsızlığınız oldu mu ?
 Hamilelik yaşınız kaçtı ?
 Bebeğinizi nasıl bir ortamda(hastane, ev, yolda vb.) ve ne şekilde ( normal,
sezaryen, vakum vb.) dünyaya getirdiniz.
 Çocuğunuzun özrü nedir ?
 Özrün nedenini araştırıp öğrendiniz mi?
 Anne – babada genetik bir taşıyıcılık var mı ?
 Çocuğunuzun özürlü olduğunu ne zaman öğrendiniz ?
 İlk öğrendiğinizde tepkiniz ne oldu ?
 Çocuğunuzun özrünü öğrendikten sonra neler yaptınız ?
 Özürlü birey annesi olarak neler yaşadınız ?
 Ailenizde neler değişti ?
 Çocuğunuz şu anda tedavi görüyor mu ?
 Tedaviye ne zaman başladınız. ?
 Eğitimi konusunda bilgi aldınız mı ?
 Ona bireysel yeterlilik kazandırmak için neler yapıyorsunuz ?
 Ev ortamında hareket gelişimini sağlamak için ne gibi değişiklikler yaptınız ?
 Karşılaştığınız zorluklar nelerdir ?
 Ailenize ne gibi kısıtlamalar getirdi ?
 Aile içi ilişkiyi nasıl etkiledi ?
 Biz size nasıl yardımcı olabiliriz ?
 Önerileriniz……………..
 Teşekkür ederiz.

3.ENGELLİ ÇOCUĞUN KABULÜ
Çocuk, her aileye gelecek güvencesi ve mutluluk kaynağıdır. Hamileliğin
başlangıcından itibaren ailede değişik duygular yaşanmaya başlanır. Sağlık durumu,
cinsiyeti, evde ne gibi değişikliklere neden olacağı, ortamın nasıl düzenleneceği merak
konusu olur. Her aile sağlıklı bir bebek bekler ancak aileye özürlü bir bebek gelmesi
durumunda bütün bu duygu ve düşünceler, heyecanlar, altüst olur. Ailenin ruh sağlığı
bozulur, adeta şoka girer, aile karmaşık duygu ve düşünce çatışması yaşar. Bunun
nedenlerini düşünürken bir taraftan çareler arar, ilgili ilgisiz, birçok yere başvurur,
çocuklarının sağlığına kavuşması için çeşitli çareler arayışında olurlar. Kızgınlık, utanma,
şok, inkâr, depresyon gibi karışık duygularla çocuğu reddetme yoluna gidebilir, suçluluk
duygusu hisseder ya da bir suçlu arayabilirler. Zamanla bu durumu kabullenir, çocuğun
eğitimi ve gelişimi konusunda gerekli yerlere başvurup doktor, uzman ve eğitimcilerin
desteği ve hizmetiyle eğitimi, gelişimi ve bağımsız davranışlar geliştirebilmesi için çaba sarf
ederler. Aynı zamanda engelli bireyin okulda ve çevresinde, kısaca toplum içinde kabul
görmesi önceleri biraz zor olmakla beraber belli bir zaman sürecinin ardından bu birey
toplum tarafından normal karşılanmakta ve onun da sağlıklı insanlar gibi sosyal yaşam alanı
ve sosyal yaşam hakkı olduğu kabul edilmektedir.
Resim8: Çocuk eğitilirse, engel aşılır
Anne ve baba için bebeklerinin engelli olduğunu öğrenmek büyük bir şoktur. Çoğu zaman ne
yapacaklarını bilemezler ve endişe içindedirler. Kızgınlık, acı, üzüntü ve suçluluk gibi son
derece yoğun duygular yaşarlar. Tüm bu tepkiler normaldir. Bunları, engelli ile karşı karşıya
kalan anne ve babalar anlatıyor. Ayrıca nasıl yavaş yavaş yeni yaşamlarına uyum
sağladıklarını da .
Engeli olan bir çocuğun doğumu ailenin dengesini alt üst ederek ailelerin değişik
duygu ve düşüncelerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu duygular kaynaklar
incelendiğinde şok, inkar (reddetme), suçluluk, kızgınlık, depresyon, nesnellik ve çözüm ya
da pazarlık ve kabullenme gibi evreleri içerir. Bazı yazarlar, anne babaların birer birey olarak
düzenli, birbirini izleyen ve kestirilebilir tepkiler gösteremeyebileceğini öne sürerler. Anne
babalar değişen sıralarla, her evrede farklı zaman ve enerji harcayarak çeşitli evrelerden
geçebilir ve bazı evreleri hiç yaşayamayabilirler. En son evreye gelindiğinde çocuk, olduğu
gibi kabul edilir. Çocuğu olduğu gibi kabul etme birkaç ayı alabileceği gibi, yılları da
alabilir. Kabul süresi kısa olduğunda anne baba ve çocuk daha mutlu olabilir. Çocuğu kabul
etme, ona özelliklerine göre eğitim vermeyle başlamaktadır. Yetersizlikten etkilenmiş bir
çocuğa karşı ailelerin göstermiş olduğu tutumların altında çocuğun aile için taşıdığı anlam
yatmaktadır.
Aşağıda açıklayacağımız konular bir önceki konularla verilmiştir. Bu konumuzda
yaşanan olaylar örnekleri ile açıklanmıştır.
3.1. Ana Babanın Özürlü Çocuğa Uyumu
Aileler için özürlü bir bireye sahip olacaklarını veya olduklarını öğrenmek yaşamlarının en
zorlu deneyimidir. Bilindiği gibi özürlülük bazen doğum öncesi veya doğumda teşhis
edilmekle birlikte, bazen de hastalık, kaza vb. nedenlerle sonradan da ortaya çıkabilmektedir.
Bu durumda aileler için en genel güçlük özürlülüğe ilişkin durumun teşhisi ya da öğrenme
aşamasındadır. Bekleme süreci son derece yıpratıcı bir dönemdir. Gerçeği öğrenmek aileler
açısından belirsizliğe tercih edilen bir durumdur.
Literatür çalışmaları incelendiğinde ana-babaların özürlü çocuklarına uyum konusunda iki
temel yaklaşım üzerinde durulduğu görülmektedir. Bu yaklaşımlardan biri “aşama yaklaşımı
(stage theory)” diğeri ise “aile sistemleri yaklaşımı(family-systems perspective)” dir
3.1.1. Birinci Aşama Yaklaşımı
Özürlü çocukların aileleri normal çocuğa sahip ailelerden farklı olarak
değerlendirilmemelidir. Çocuğun özrü kesin olarak tanımlandıktan aile bireylerinin çocuğu
ve özrünü kabullenebilmesi çok önemlidir. Ancak aileler bu sürece ulaşana kadar bazı
aşamalardan geçmektedirler. Genellikle bu aşamalar üç ana başlık altında toplanmaktadır.
Birincil Tepkiler
Şok
Çocuğunun özürlü olduğunu öğrenen ailelerde sıklıkla gözlenen tepkilerden ilkidir.
Genellikle bu durum ağlama, tepkisiz kalma ve kendini çaresiz hissetme şeklinde ortaya
konmaktadır Aşağıda çocuklarının özürlü olduğunu ilk defa öğrenen anne ve babanın
duygularıyla ilgili örnekler verilmektedir; “S ’nin özürlü olduğunu ilk defa 22
aylık olduğunda öğrendik. O güne kadar özrü olabileceğini asla kabul edemeyeceğimiz
oğlumuza, normal sağlık kontrolleri için götürdüğümüz doktor “otistik” tanısı koymuştu. O
anda tüm dünyanın başımıza yıkıldığını hissettik. Çok çaresiz ve yalnızdık. Bu öylesine bir
duyguydu ki adeta şok geçiriyorduk ve kimsenin bizim yaşadığımız bu acıyı anlaması
mümkün olamazdı’
“K ’nın özürlü olduğunu duymak, yüzümüze inen bir tokat gibiydi. Önceleri çok ağladım,
kelimeler adeta boğazıma tıkanıyordu.. Hiç kimseyi görecek, konuşacak halim kalmamıştı.
Gerçekten ne yapacağımı bilemiyordum, çok ağladım ve uykusuz geceler geçirdim. Sürekli
Tanrıya dua ediyordum. Bir mucize olmalıydı ve sabah uyandığımda her şey normale
dönmeliydi.”
Böyle bir şey nasıl olabilirdi? Olsa bile sadece filmlerde görebilirdik. Neden bize? Neden
benim çocuğum ofistik olmuştu? Bu öylesine rahatsız edici bir duyguydu ki inanmak,
kabullenmek hiç mümkün değildi.”
Özür ve özürle baş etme yollan hakkında yeterince bilgi sahibi olmamaktan doğan kaygılar,
ailede yukarıda bahsedilen duyguların ortaya çıkmasına, yardım edilmezse kronikleşmesine
neden olmaktadır.
Reddetme
Bazı anne-babalar çocuklarının özürlü olduğunu kabul etmek istemeyebilirler, bir savunma
mekanizması olan reddetme, bilinmeyene karşı duyulan korkudan kaynaklanmaktadır.
Çocuğun ve kendilerinin gelecekte yaşayabileceklerine yönelik duyulan endişeler, kaygılar,
üstlenilmesi gereken sorumluluklar, “halimiz ne olacak?” sorusuna yetersiz kalan
açıklamalar, reddetme davranışının görülmesine neden olmaktadır. Bu davranışın
düzeltilebilmesi zaman almaktadır.
Acı çekme ve Depresyon
Genellikle anne-babalar özürlü çocuğa sahip olmaları nedeniyle hayal kırıklığına uğrarlar.
Çoğunlukla anne-babalar için özür, hayallerinde yaşattıkları ideal çocuğun yok olmasının
sembolü olabilmektedir. Böyle bir durumda duyulan acı, gerçekten çok sevilen birinin
kaybedilmesi karşısında duyulan acıya eştir. Acı çekme, gerçeğin kabul edilmesini
kolaylaştıran bir duygu olarak görülmektedir.
Depresyon ise genellikle acı çekme süreci sonunda ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla annebabalar
yüklendikleri sorumluluklar karşısında her şeye güçlerinin yetmeyeceği inancı ile
depresyona girmektedirler.
Acı çekme ve depresyon sonucu ailelerde “geri çekilme” ya da“sosyal etkileşimlerden
kaçınma” davranışları gözlenebilmektedir.
Aşağıda bu aşamayı yaşamış olan ailelerle ilgili örnekler verilmektedir.
‘Çocuğumun özürlü olduğunu öğrendikten sonra duyduğum acıyı dindirmenin ya da
acımdan kurtulmanın bir tek yolu olabilirdi; doyasıya ağlamak… Bir süre rahatlamak için
ağlamayı sürdürdüm. Ağlamak beni o anda içimdeki acıdan kurtarıyor gibiydi. Ancak
kendime eziyet ettiğimi biliyordum. Birileriyle bunu paylaşmak arzusu duyuyordum.
Çevremdeki kişilere beni rahatlatacak sözcükler söylemeleri için adeta yalvaran gözlerle
bakıyordum. Bir şeyler olmalıydı. Bu acıdan kurtulmak zorundaydım.”
“Eşim bana göre daha kontrollü ve sakin görünüyordu. Oldukça sessiz, sakin, ciddi ve
sıkıntılı idi. Çoğunlukla yalnız kalmak ve tek başına düşünmek istediğini söylüyordu.
Özellikle de balık tutmaya gitmek, tek arzusu haline gelmişti. Onunla aynı acıyı
duyuyordum. Ancak o duyduğu acıyı hiçbir zaman benimle paylaşmak istemedi. Gittikçe
daha karamsar oldu ve artık yemek saatleri dışında onunla hiç iletişim kuramaz hale geldim.”
Özrün bilinmeyen yönleri, çözümsüzlüğün getirdiği çaresizlik, endişe, gelecek korkusu,
sıklıkla bireylerin bu tür duygular yaşamasına, acı çekmelerine neden olabilmektedir.
Çocuğun özrü ile ilgili bilgileri edindikçe, çocuklarına nasıl yardım edebileceklerini
öğrendikçe ve bir şeyler başarıldıkça, yaşadıkları bu tür duyguların etkisi azalmaktadır.
İkincil Tepkiler
Suçluluk Duyma
Özürlü çocuğa sahip olan her ailede yoğun olarak acı çekme ile gözlenen tepkilerdendir.
Anne babaların çocuklarındaki özre kendilerinin neden olduklarını düşünmelerinden ya da
bazı hatalı davranışları sonucunda Tanrı tarafından cezalandırılmış olabileceklerine
inanmalarından kaynaklanabilmektedir.
Aşağıda, çocuğunun özründen dolayı suçluluk duyan bir annenin duygularını yer almaktadır.
“Çocuğumun özürlü olduğunu öğrendikten sonra hamilelik dönemini düşünmeye başladım.
Neler yaptığımı, kimlerle temas ettiğimi, ilaç kullanıp kullanmadığımı hatta geçirdiğim tüm
testleri, kontrolleri bile tek tek ayrıntılı olarak düşünmeye başladım. Yediğim yiyeceklere,
içeceklere kadar hatırlamaya çalıştım. Gene de emin olamıyordum. Unuttuğum ya da
atladığım bir şey olmalıydı”
“Keşke sigara içmeseydim, keşke beslenmeme daha dikkat etseydim, keşke doktor
kontrollerimi aksatmasaydım keşke eşime daha çok yardımcı olsaydım, keşke onu daha iyi
bir hastaneye götürseydim…”
Örneklerdeki “keşke’ler kendilerini suçlamalarının birer ifadesidir.
Kararsızlık
Özürlü çocuğa sahip olan bazı anne babalarda, duruma hemen uyum sağlama gözlenirken,
bazılarında bu süreç daha uzun sürmektedir. Kabullenmede görülen kararsızlık, aile
bireylerinin birbirlerini suçlamalarından kaynaklanabilmektedir.
Kızgınlık Duyma
Kızgınlık duyma, genellikle anne babaların kabullenme sürecinde yaşanılan ve kabullenmeyi
engelleyici duygudur.”Neden ben, neden benim/bizim çocuğumuz?” soruları sıklıkla sorulur.
Kızgınlığı kişi kendine yöneltebileceği gibi ailenin diğer üyelerine, özürlü bireye ve diğer
insanlara yansıtabilir. Doktorlar, eğitimciler ve terapistler de kızgınlık duyulan kişiler
olabilmektedir. Anne babaların bu duygudan kurtulabilmeleri için mesleki yardım almaları
gerekmektedir.
Aşağıda kızgınlık duygusu yaşamış olan bir annenin kendisi ile ilgili gözlemlerine ait örnek
verilmektedir:
“Çocuğumuza otistik tanısı konduğunda, eşim ve ben, bize bunu söyleyen doktorla birlikte
herkese kızgınlık duymaya başlamıştık. Çocuğumuzda bir gerilik söz konusu idi ve hiç
kimse bizi yeterince aydınlatmıyordu. Uzmanlar, komşular, arkadaşlar hatta kitap yazarları
bile kızgınlık duyduğumuz kişiler arasındaydı. Kısaca, yaşadığımız acıyı paylaşmayan ya da
bizleri rahatlatıcı sözcükleri kullanmayan herkese karşı kızgınlığımız vardı. Zamanla bu
duygumuzu daha kontrol edebilir düzeye ulaşabildik. Bizler de doğal davranmalı ve diğerleri
gibi rahat olmalıydık. Ortada kabullenilmesi gereken bir gerçek vardı. Suçlu olsun ya da
olmasın mutlaka birisi çözüm bulmak zorundaydı. Etrafa kızmak problemimize çözüm
getirmiyor, tersine hem bizi hem de çocuğumuzu daha fazla yıpratıyordu.”
Bir başkasını suçlama, kızgınlık duygularını dile getirme, aslında kişinin duyduğu suçluluğu
azaltmak ya da ondan kurtulmak amacıyla geliştirdiği bir tepkidir. Kısa süre içinde kontrol
altına alınması, anne baba ve çocuk açısından yararlı olacaktır.
Utanma
Her anne-baba kendi çocuğunun başarılı olmasını, onaylanmasını ve kabul görmesini arzu
eder ve bundan da son derece gurur duyar. Oysa özürlü çocuğun, çevrede kabul görmemesi,
hatta alay edilmesi, acınması, korkulması ve reddedilmesi gibi olumsuz tutum ve davranışlar
yaşayabilmektedirler. Tüm bunlar karşısında aile, özürlü bireyden utanma duygusu
geliştirebilmektedir. Sıklıkla, başkaları ile görüşmeyerek, çocuklarını da eve kapatmayı
tercih etmektedirler.
Öte yandan, çocuğun toplum içindeki etkinliği, anne ve babanın kendilerine ait rollerini,
görev ve sorumluluklarını yerine getirmeleriyle yakından ilişkilidir.
Aşağıdaki örnekte çocuğunun özründen dolayı utanma duygusunu yaşayan bir annenin
duyguları yer almaktadır:
“Çocuğumun otistik olduğunu öğrendiğimde kendimi çok değersiz hissettim. Öyle ki, kendi
kişiliğime yönelik takdir edebileceğim hiçbir özelliğim yoktu Kolejden mezun olmam,
tıbbiyeye girişim, talebelik hayatımdaki başarılarım, doktor oluşum ve doktor olduktan
sonraki övgü ile bahsedebileceğim yaşantılarım, iyi bir eş ve iki tane çocuğa sahip olmanın
benim için hiçbir anlamı yoktu. Her şey benim kendi başarımın eseriydi, ancak gerçek olan
benim özürlü bir çocuğun annesi olmamdı.”
Üçüncül Tepkiler
Uzlaşma
Bu davranışları gösteren kişiler, sıklıkla “Eğer çocuğuma bir çare bulursan, hayatımı sonuna
kadar sana adarım. ” inancını taşımaktadırlar. Çocuğun derdine çare bulunması, ailelerde son
girişim olarak ele alınmaktadır.
Uyum Sağlama ya da Kabul Etme
Anne babanın çocuklarıyla daha olumlu ilişkiler kurabileceklerini fark etmeleriyle başlayan
bir süreçtir. Aile üyelerinin tümünün, özürlü çocuğun ailelerindeki varlığı gerçeğini kabul
etmeleri aşamasıdır. Kaygılar, korkular azalmış, utanma gibi olumsuz duygularla baş
edilmiştir. Artık aile çocuk için ve çocukla birlikte neler yapılabileceğini düşünür ve
planlamaya başlamıştır. Böyle bir ortamda çocuğa da kendi özrünü kabul etme ve onunla
daha nitelikli bir yaşam sürme şansı tanınmış olacaktır.
Aşağıda uyum aşamasında bulunan bir annenin ifadesi yer almaktadır.
“Başlangıçta çocuğumuzun özürlü olması ailemiz içindeki her bireyi ayrı ayrı, değişik
şekillerde ve yoğunluklarda etkiledi. Eşim çocuğumuzun durumundan dolayı son derece
utanıyor, bense duyduğum suçluluktan ötürü aşırı kollayıcı, koruyucu davranıyordum.
Çocuğumuzdaki problemlerin giderek artması ve daha belirgin hale gelmesi sonucunda,
birlikte onun için neler yapabileceğimizi düşünmemiz gerektiğine karar verdik. Bu düşünce
bizi birbirimize daha da yakınlaştırmıştı. Çünkü oğlumuzun her ikimize de ayrı ayrı ihtiyacı
vardı. Birbirimize destek olmamız, oğlumuzun bize olan ihtiyacını hissetmemiz evliliğimizi
daha da yıkılmaz hale getirdi. Çocuğumuzu olduğu gibi kabul etmek, onun için
yapabileceklerimiz hakkında ortak tavır ve tutumu geliştirmek artik tek amacımız haline
gelmişti.
Aşama yaklaşımı aileyi çocuklarındaki özrü gördükleri veya duydukları andan, kabul edip
uyum sağladıkları aşamaya kadar kendi içinde evrelere ayırarak ele alan bir yaklaşımdır.
Aile Tepkilerini Etkileyen Değişkenler
 Ailelerin sorunla başa çıkma kapasiteleri,
 Ailenin büyüklüğü ve kültürel yapısı,
 Anne babaların kişilik özellikleri,
 Eşlerin birbirlerine ne ölçüde yakın ve destek oldukları,
 Anne babaların evlilik uyumları,
 Dini inanışları,
 Yakın çevrenin ve toplumun özellikleri,
 Aile bireylerinin sosyoekonomik düzeyleri,
 Doktorların davranışları,
 Çocuğun cinsiyeti, özrünün türü ve derecesi gibi faktörler,
 Anne babanın yaşça küçüklüğü ve olgunluğu, aynı zamanda toplumun ve
devletin bu çocuklara ve ailelerine verebildiği hizmetlerle servislerin
niteliği ve niceliği,
 Aldıkları destek hizmetler,
 Alınan ilk danışmanlık, ilk bilgiler,
 Toplumdaki bireylerin tepkileri ve hazır bulunuşluk düzeyleridir.
Resim9 : Eğitim sürecine katılın
3.2 Ailere Yönelik Hizmetler
 Rehberlik
 Aile Danışmanlığı
 Aile Eğitimi
3.2.1 Rehberlik
Bireyin en verimli bir şekilde gelişmesine ve doyum verici uyumlar sağlamasında
gerekli olan tercihleri, yorumları planları yapmasına ve kararlar vermesine yarayacak bilgi
ve becerileri kazanması ve bu tercih ve kararları yürütmesi için bireye yapılan sistemli ve
profesyonel yardımdır.
Özel Eğitime İhtiyacı Olan Bireylere ve Ailelerine Yönelik Rehberlik
Engelli çocuklara ve ailelerine sunulan rehberlik ve danışma hizmetleri öncelikli
olarak engelli çocuğun tanılanmasını, yerleştirme ve izleme süreçlerini kapsamaktadır.
Aile Rehberliği
Aile gelişimine katkıda bulunabilmeleri amacıyla ailelere yapılan sistemli ve düzenli
çalışmalardır.
Bu çalışmalar iki yönlüdür. Birincisi, ailelere psikolojik yardım yapıp onları
rahatlatmak ve özürlü çocuklarının kabulüne yardımcı olmaktır. İkincisi ise okul ve yuvada
çocuklarına verilen eğitim programları konusunda bilgilendirerek çocuklarının eğitimine
katkıda bulunmalarını sağlamaktır
Resim10 : Çocuğunuzun içindeki cevheri keşfedin ve onu destekleyin
Engelli Bireylerin Ailelerine Yönelik Rehberlik
Özel eğitime muhtaç çocukların ailelerinin psikolojik danışma hizmetine ihtiyacı
normallere göre daha belirgindir. Engelin türü ve derecesine göre bu durum belirgin farklılık
gösterir. Psikolojik danışmada yöntemler aynı olmakla birlikte çocuk ve aile ile yapılacak
görüşmede ve danışmada normallerden farklı bilgiler yer alacaktır.
Neden Aile Rehberliği
 Engelli çocukların özelliklerinin iyi bilindiği ve kabul edildiği bir ev ortamında
ilişkiler daha sağlıklı ve çocuğun gelişimine yönelik olacaktır.
 Çocukların okul ortamında öğrendikleri bilgi ve becerileri ev ortamında da
uygulayabilmeleri için okul ve ev aile eğitiminin birbirine paralellik göstermesine ihtiyaç vardır.
 Engelli çocuğun okulda kazandığı becerilerin ev ortamında aile ile iş birliği
yapılarak pekiştirilmesi, eğitimin sürekliliği, yaygınlaştırılması ve kalıcılığı açısından da
gereklidir.
 Ailelerin belli aralıklarla bir araya gelmeleri, kendilerine ve çocuklarına ilişkin
duygu, düşünce ve uygulamalarını paylaşmasını amaçlayan anne baba grupları ailelerin
psikolojik olarak rahatlamalarına yardımcı olmaktadır.
Aile Danışmanlığı
 Danışma, bu alanda bilgili ve deneyimli bir uzmanla özürlü çocuğun anne babası
arasında yer alan, anne babanın sorunlarını çözmek için gerekli tutum ve becerileri
geliştirmeleri üzerinde odaklaşan bir öğrenme sürecidir. Danışma sürecinde anne babalara
ifade etmekten kaçındıkları öfke, suçluluk, düşmanlık gibi duygularını özgürce ifade
edebilmeleri için fırsatlar verilir.
 Ailelere, kendileri ve çocukları için gerçekçi planlar yapabilmeleri konusunda
yardım edilir. Anne babaların kendi becerilerine inanmaya başlama ve sosyal çevre ile
daha fazla iletişime girmelerine yardımcı olma psikolojik danışmanın hedefleri arasındadır.
 Aile Danışmanlığı Çeşitleri
 Bilgi Verici Danışmanlık
 Psikoterapi
 Ana-Baba Eğitimi (Aile –Uzman İş Birliği)
Bilgi Verici Danışmanlık
Belli bir özür hakkında, ne olduğu, nedenleri, özellikleri, gelişim alanları, çocuğun ihtiyaçları
hakkında aileye bilgi verilir. Bu süreç içerisinde ailelerin çeşitli duygu ve tepkilerini yaşamaları
sağlanır. Bilgi verici danışmanlığın bir grup ortamı içinde yapılması, ailelerin birbirleriyle ve
danışmanla karşılıklı bilgi, duygu, düşünce ve deneyim alış verişi yapmalarını ve sorular
sormalarına olanak sağlar.
Psikoterapi
Psikoterapi yoluyla, duygusal güçlüklere bağlı olarak anne-babanın yaşadıkları çatışmaları
anlamalarına ve çözümlemelerine yardım edilir.
Aile-Uzman İş Birliği
Anne babanın çocuklarıyla iletişimlerinde etkili olmalarını sağlayan teknikleri ve becerileri
öğrenmeleri sağlanır. Her üç yaklaşım birbirini tamamlayan zincirin halkaları gibidir. Ailenin var
olan durumuna, problemlerine ve ihtiyaçlarına bağlı olarak bu yardım yöntemlerinden birisine
veya hepsine başvurulabilir. Çocuk, her aile için gelecek güvencesi ve mutluluk kaynağıdır.
Hamileliğin başlangıcından itibaren ailede değişik duygular yaşanmaya başlanır. Sağlık durumu,
cinsiyeti, evde ne gibi değişikliklere neden olacağı, ortamın nasıl düzenleneceği merak konusu
olur. Her aile sağlıklı bir bebek bekler; ancak aileye özürlü bir bebek gelmesi durumunda bütün bu
duygu ve düşünceler, heyecanlar altüst olur. Ailenin ruh sağlığı bozulur, adeta şoka girer, aile
karmaşık duygu ve düşünce çatışması yaşar. Bunun nedenlerini düşünürken bir taraftan çareler
arar, ilgili ilgisiz, birçok yere başvurur, çocuklarının sağlığına kavuşması için çeşitli çareler
arayışında olurlar. Kızgınlık, utanma, şok, inkâr, depresyon gibi karışık duygularla çocuğu
reddetme yoluna gidebilirler, suçluluk duygusu hisseder ya da bir suçlu arayabilirler. Zamanla bu
durumu kabullenir, çocuğun eğitimi ve gelişimi konusunda gerekli yerlere başvurup doktor, uzman
ve eğitimcilerin desteği ve hizmetiyle eğitimi, gelişimi ve bağımsız davranışlar geliştirebilmesi
için çaba sarf ederler.
Aynı zamanda engelli bireyin okulda ve çevresinde, kısaca toplum içinde kabul görmesi
önceleri biraz zor olmakla beraber belli bir zaman sürecinin ardından bu birey toplum
tarafından normal karşılanmakta ve onun da sağlıklı insanlar gibi sosyal yaşam alanı ve
sosyal yaşam hakkı olduğu kabul edilmektedir.
Resim11: Onun en iyi “yaparak” öğrenebileceğini unutmayın
Yeni anne babaya mektup.....
Kısa bir süre önce Down Sendromlu yeni bebeği olan bir annenin erkek kardeşinden
bir mektup geldi. Mektubunda "Kız kardeşim, bebeği Down Sendromlu olduğu için
depresyona girdi. Lütfen kız kardeşimin daha fazla üzülmemesi için yaşadığınız olumlu
şeyleri ona yazın" diyor. Cevap olarak biz de aşağıdaki mektubu yazdık. Özlem'in
anne babasının yaşadıklarını bütün ailelerle paylaşmak istedik.
Merhaba,
Kızınız Özlem'in doğumundan dolayı sizleri tebrik ederiz. Bizim de Hakan isimli 6
aylık oğlumuz var. Hakanda Down Sendromlu. Bu bakımdan neler hissettiğinizi
anlıyoruz. İlk günlerde böyle bir durumu kabul etmek çok zordu. Güzel hayaller
kurmuş ancak bunun yerine çok farklı şeylerle karşılaşmıştık. Ümit ettiğiniz küçük kızı
yitirdiğiniz için yakınmaktan, ağlamaktan korkmayın. Ama hep daha iyiye gidiyor.
Üstesinden gelebildiğiniz noktada acı gerçekten azalmaya başlıyor. Sonra güzel küçük
bebeğinizle baş başa kalıyorsunuz. Hakan çok tatlı bir bebek ve bize çok ihtiyacı var.
Hakan için güçlü olmalıyız. Belki Hakan nükleer fizikçi olamayacak ama sıkı
çalışmayla ve sevgiyle, Hakan kendi kendine bakabilecek ve en önemlisi mutlu
olabilecek.
Okuduğum bir kitapta Down Sendromlu bir kızı olan yabancı bir aileyle ilgili olarak
şunlar anlatılıyordu: "Durum onlara anlatıldıktan sonra yeni doğan bebeklerini eve
getirmeyip bunun yerine enstitüde bakılması için hastaneye bırakmaya karar verdiler.
Eve yeni doğan bebeklerini almadan dönünce, büyük oğullarına Down Sendromlu
bebeğin problemlerini ve niçin eve getirmediklerini anlattılar. Bunun üzerine küçük
çocuk ' Baba, eğer bana bir şey olursa ve artık güzel görünmezsem bu beni de
yollayacaksınız anlamına mı geliyor?' diye sordu. Bunun üzerine aile hemen gidip
yeni doğan çocuklarını eve getirdi."
2.2.3 Engelli Çocuğun Kabulünde Anne Babaya Öneriler
 İlk iş kabullenmektir. Onu olduğu gibi kabul etmeniz yapacağınız çalışmalarda size
en büyük yardımcıdır.
 Çocuğunuzun eğitimine erken yaşta başlayın.
 Çocuğunuzu sosyal ve fiziksel ortamlardan kısıtlamayınız.
 Çocuğunuzda beklentilerinizi özür ve özelliklerine göre ayarlayın.
 Aşırı korumayınız. Ona fırsat veriniz.
 Çocuğunuzun hastalıklardan korunması toplum tarafından benimsenmesi için
özellikle el, saç, yüz, beden, giysi temizliğine dikkat edin.
 Çocuğun her türlü gelişimi için gereken ilgi ve şefkatinizi ona sürekli gösterin.
 Öğretilmek istenilen herhangi bir konuda model olunuz. Öğreteceğiniz işin ya da
konunun tamamını birden öğretmeyin. Parça parça tekrarlar ile öğretmeye çalışın.
Örneğin sabah temizliği için önce el yıkamayı, sonra diş fırçalamayı, sonra da saç
taramayı öğretin.
 Çocuğunuzun tek başına bir şeyler yapmasına izin veriniz.
 Çocuğunuza tutarlı davranınız.
 Zamanla yapmaya başladığı olumlu davranışları gözden kaçırmayın, ödüllendirin.
 Diğer engelli çocukların aileleri ile bir araya gelip, duygu ve düşüncelerinizi
paylaşınız.
Konuşmasını istiyorsanız;
 İlk önce çocuğunuzda konuşma ihtiyacı yaratmalısınız. Onun işaretle belirttiği
isteklerine anında yanıt vermeyin. İhtiyaçlarını sözcüklerle ifade etmesi için teşvik edin.
 Çocuğunuzun uydurduğu sözcükleri kullanmamaya, doğrusunu söyletmeye çalışın.
 Nesne ve hayvanların seslerini tanıtın ve taklit etmesini isteyin.
 Onunla 2-3 kelimelik kısa, basit ve anlaşılır cümleler kurarak konuşun.
 Çevresindeki kişilerin ve kullandığı eşyaların isimlerini öğreterek başlayabilirsiniz.
 Yaşına uygun resimli öykü ve masallar okuyun.
 Birlikte şarkı söyleyin.
 Telaffuz hatalarını onu telaşa düşürmeden ve tedirgin etmeden düzeltin.
 Doğru söyleme çabasını mutlaka ödüllendirin.
Resim 12: Yapabildikleri yapamadıklarından daha önemlidir
Nesne isimlerini öğrensin istiyorsanız;
 Dikkatini topladığı nesneye dokunarak isimlendirin.
 ‘Bu ne?’ sorusuyla onu da isimlendirmesi için yönlendirin. Öğrendiği nesne isimleri
ile basit emirleri yerine getirmesini sağlayın. ‘Sandalyeye otur.’ gibi.
 Görsel algısı gelişsin ve daha çok sözcük öğrensin istiyorsanız, renkli bir resmi “Bu
resimde neler var?” sorusuyla parmağınızla işaret ederek anlatın.
 Resimdeki nesne, hayvan vb. ayrıntılara bakmasını ve isimlendirmesini isteyin.
 Resimler üzerinde ‘Başka ne var?’ sorusuyla serbest konuşmasına izin verin.
 Sık rastladığı nesne resimlerini sayfalara yapıştırarak bir çalışma defteri oluşturun.
 Resmin altına büyük harfle nesnenin ismini yazabilirsiniz.
 Bu defterde gösterilen nesneyi isimlendirme, istenen resmi bulma, resmi gerçek
nesneyle eşleştirme gibi çalışmalar yapabilirsiniz.
Sayı saymasını istiyorsanız;
 Bir elinin parmaklarına sırayla dokunarak ve sayarak başlayın.
 İki elin parmaklarını sırayla dokunarak sayabilir duruma geldiğinde nesne sayma
çalışması yapın.
 On nesneyi sayabilir duruma geldiğinde ‘Bu kadar göster’, ‘Bu kadar ver’
çalışmalarına geçebilirsiniz.
 Bu çalışmalar önce 1 sayısıyla başlamalı, daha sonra sırayla 2 ve 3 ve diğerlerine geçilmelidir.
 1 üzerinde çalışırken ara sıra 2 tane isteyerek dikkatinin gelişmesini sağlayın.
 Bir kavramı öğrendiğinden emin olmadan diğerine geçmeyin.
 Çocuğunuz istenilen sayıda nesneyi seçip verebilir duruma gelene kadar çalışmayı sürdürün.
Renkleri bilsin istiyorsanız;
 İlk olarak kırmızı rengi gösterin ve isimlendirin.
 Çeşitli kırmızı renkteki nesneleri göstererek kırmızı kavramını tekrar edin.
 ‘Kırmızı kalemi ver’, ‘kırmızı düğmeyi al’ gibi yönergelerle dört ana rengin
arasından kırmızıyı seçmesini öğretin.
 Daha sonra mavi rengi tanıtın.
 Her iki rengi de öğrendiğinde “mavi kalemi masaya koy”, “kırmızı kutuyu bana ver”
gibi yönergelerle mavi ve kırmızıyı beraber çalıştırın.
 Kırmızı ve maviyi öğrendiğinde sarı ve yeşil renk kavramlarıyla devam edin.
 Öğrettiklerinizi renk eşleştirme ve boyama gibi çeşitli oyun ve aktivitelerle pekiştirin.
 Çevresindeki renklere dikkatini çekin ve ‘Bu ne renk?’ sorusuyla isimlendirmesini isteyin.
Ellerini iyi kullansın, dengeli hareket etme becerisi kazansın istiyorsanız;
 Evdeki çeşitli eşyaların nasıl kullanılacağını öğretebilir, ona küçük sorumluluklar verebilirsiniz.
 Boş zamanlarını çizme ve boyama gibi faaliyetlerle geçirmesini sağlayabilirsiniz.
 Ucu küt küçük bir kağıt makasla ile kesmeyi,resim ve şekilleri kesip çıkarmayı,
sonra da yapıştırmayı öğretebilirsiniz.
 Hamur veya çamurdan farklı şekiller oluşturmayı gösterebilirsiniz.
 Kağıdı çeşitli şekillerde katlamayı öğretebilirsiniz. Boncuk dizdirebilirsiniz.
 Küp, yap boz, lego, vb. işlevsel oyuncaklar alarak hem zihinsel hem de motor
gelişimine katkıda bulunabilirsiniz.
 Açık havada top ve balonlarla oynayabilir, bisiklete binebilirsiniz.
 Değişik zeminler üstünde merdiven çıkmayı, takla atmayı, zıplamayı, engellerin
üstünden atlamayı, tek ayak üstünde durmayı, geri geri yürümeyi, yön değiştirerek
koşmayı öğretebilirsiniz.
Diğer insanlarla bir arada olmayı öğrensin istiyorsanız,
 Ona akraba ve arkadaşlarınızın fotoğraflarını göstererek ve isimlendirerek sosyal
çevrenizi tanıtın.
 Yaşıtlarının olduğu, arkadaş edinebileceği ortamlara götürün, onlarla iletişim kurup
oynamasına yardımcı olun.
 Toplumsal kuralları sırası geldikçe öğretin ve bunlara adapte etmeye çalışın.
 Çarşı, market, park, plaj gibi sosyal ortamlara götürerek farkında lığının artmasını sağlayın.
 İlgi ve yetenekleri doğrultusunda sportif ve sanatsal faaliyetlere yönlendirerek sosyal
çevresini olabildiğince genişletmeye çalışın.
 Küçük yaşlardan itibaren kreş, anaokulu gibi örgün eğitim kurumlarında eğitim
görmesi, kaynaştırma eğitimine katılması, böylece bir an önce topluma entegre
olması için çaba gösterin
“Engelli çocuğa sahip ailenin her türlü desteği görmesi ve yaşadığı sıkıntının en aza indirilmesi için toplumun tüm kesimleri üstüne düşeni yapmalıdır.”

KAYNAK:www.megep.meb.gov.tr

Döküman Arama

Başlık :