Kapat

DİL VE KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ

1. DİL VE KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ
1.1. Dil ve Konuşma Gelişimi
İnsan doğuştan konuşma yeteneğiyle doğar. Önce çevresindeki sesleri dinler, zamanla
bu seslerin benzerlerini çıkarmaya çalışır. Çocukta önce “Alıcı Dil” adı verilen söyleneni
anlama gelişmeye başlar. Söylemek istediklerini sözel yolla ifade etmesi ise “İfade Edici
Dil” olarak adlandırılır. Dil gelişimi belli aşamalarda gerçekleşir;
 Farklılaşmamış ağlama (Refleks ağlamalar yaşamsal sesler)
İlk 1 ayı kapsar. Sesleme (fonasyon)evresi olarak da adlandırılır. Ağlama, yeni
doğanın temel ses çıkarma davranışıdır. İlk ağlamalar refleks reaksiyonlardır. Hayatın ilk
haftasında ağrı ve açlık ağlamaları farklılaşmıştır.
 Farklılaşmış ağlama
Çocuk doğumdan 1 ay sonra duygusal durumlara göre değişen ağlamalar üretme
becerisi kazanır. Ağlama, bebeğin ihtiyacını belirteceği tek iletişim yoludur. İlk 1 ayda
memnuniyet sesleri sıkıntı seslerinden ayrılabilir. 1. ayın sonunda bazı anneler bebeğin
ağlama şeklinden aç, uykulu, kızgın veya herhangi bir yerinde acı olduğunu anlayabilirler.
Ağlama, artık daha belirgin bir iletişim aracı halini almıştır.
Resim 1: İlk aylardaki ağlama, bebeğin ihtiyaçlarını ifade etmede kullandığı tek iletişim yoludur.
 Cooing (Gıgıldama) 2-3 Ay
Hemen hemen 6 haftalık bebekler basit sesler üretirler. Daha çok “A-E-I-O-U” gibi
ünlü sesleri çıkarırlar. Bunlara “Gıgıldama (cooing)” denir. Ünsüz seslerden ilk üretilen ses ise “H” sesidir.
Resim 2: Genellikle bebeklerin rahat ve mutluyken bu sesleri ürettikleri görülür
 Babbling ( Agulama) 3-8 Ay
Bebeklerin çoğu 3-4 aylıkken ünlü ve ünsüz sesleri üreterek bunları tekrarlamaktan
hoşlanırlar. Buna “Vokal Jimnastik” denir. Bebeğin tekrar etmekten hoşlandıkları sesler baba,
ma-ma, de-de gibi seslerdir. İşitme engelli bebeklerde bu sesleri üretebilir. Bu nedenle ilk
aylarda bebeğin işitme engelli olup olmadığı anlaşılmaz. Fakat işitme engelli çocuklar 4
aydan sonraki özellikleri göstermezler.
 Tekrarlayan Agulama
Agulamada çıkardığı sesleri ardı ardına ve sıklıkla tekrar ettiği dönemdir. 6–9. aylarda
görülür. Jargon Agulama
Anlaşılmayan bir dilde konuşuyor gibidir. Agulama seslerini kendince bir anlam
taşıyormuş gibi çıkarır. 9–12. aylarda görülür.
 Tek Sözcük Dönemi
12. aydan 2. yaşa kadar süren bu dönemde çocuk tek sözcükle adeta bir cümleyi ifade
eder. Örneğin “Anne” kelimesi, “Anne yanıma gel, mama ver, altımı değiştir” anlamına
gelebilir. Diğer bir değişle, çocuk bir kelimeyi bir ilgi durumuna işaret etmek için kullanır.
İkinci yılın başında çocuk duygu ve düşüncelerini tek kelimeyle ifade etmeyi geliştirir.
 İki Sözcük Dönemi
2 yaşın ilk aylarından başlayıp 3 yaşa kadar sürer. Artık sözcüklerin birbiriyle olan
ilişkisini keşfetmeye başlamıştır. İki kelimeyi yan yana getirerek farklı anlamları ifade
etmeye başlar. Çocuk ilk önce nesnelerin isimlendirildiğini anlar. Örneğin annesinin elinde
biberonu gördüğünde “Anne mama” der. Süt bittiği zaman da “Süt yok”, “Mama yok”
diyebilir. Bir hareketin belli bir yerde geldiğini kavradığında ise o duruma ait iki sözcüklü
cümleler kurar. Örneğin soba, gördüğünde “soba cıs” diyebilir.
 Karmaşık Dil Kullanma Dönemi
2 yaşın bitiminde çocuk iki kelimeyi ifade etmenin ötesindedir. Artık oldukça mantıklı
cümleler kullanmaya başlar. 3 yaşında yaşıyla paralel olarak üç sözcüklü cümleler kurarken
ilerleyen yıllarda yaş sayısına paralel sayıda kelimeler kullanarak cümle kurar. 3 yaşında
“Baba gel buraya.”, “Bana mama ver.”, “Baba atta gidelim.” gibi cümleler kurabilir.
Cümleler açık, fakat gramer yönünden eksik olabilir.2-5 yaş arası çocukların konuşma diliyle
ilgili kuralları öğrendikler dönemdir.
Resim 3: Genişleyen arkadaş çevresi kelime haznesinin gelişmesini sağlar.
1.1.1. Temel Kavramlar
Sosyal bir varlık olan insan hayatının büyük bir kısmı, diğer insanlarla birlikte geçer.
Birlikte olduğu insanlarla duygu, düşüne ve isteklerini aktarmak ve bilgi paylaşımında
bulunabilmek için yaşadığı toplumun kullandığı geleneksel sembolleri kullanması gerekir.
İletişim, konuşma ve dil birbirleriyle ilişkili kavramlar olmasının yanı sıra farklı
anlamları içerir.
 DİL: Belli kurallara dayalı semboller sistemidir. Dilin öğrenilmesi ve
kullanılması zihinsel süreçlere bağlıdır. Zihinsel problemleri olanlar dili
yaşıtları düzeyinde öğrenip kullanamazlar.
 İLETİŞİM: İnsanlar arasındaki duygu, düşünce ve yaşantıların sözlü ya da
sözsüz ifade edilme yöntemidir.
 KONUŞMA: İnsanlar arasında dili kullanarak sözlü iletişim kurma yöntemidir.
Konuşma, dildeki seslerin konuşma organlarının (Dudak, dil, çene, yumuşak
damak, ses telleri gibi..) akustik sinyaller haline getirilmesidir. Konuşma, motor bir süreçtir.
1.1.2. Konuşmanın Niteliği
Konuşmanın anlaşılır ve doğru olabilmesi, konuşmanın bazı özellikler taşımasını gerektirir.
Bu nitelikler;
 AÇIKLIK: Söylenmek istenenin açık ve sade bir dille anlatımı dinleyenler
tarafından anlaşılmasını kolaylaştırır. Uzun ve terimlerle dolu cümleler
anlaşılmayı güçleştirir.
 ARTİKÜLÂSYON: Konuşma seslerini düzgün çıkarmaya, mırıldanmadan,
sesleri yutmadan, eklemeler yapmadan konuşmaya özen gösterilmelidir.
 DİL BİLGİSİ: Her dilin kendine göre kuralları vardır. Dil, kurallarına uymadan
kullanıldığı takdirde şekil ve anlam yönünden bozukluklar ortaya çıkar. İnsanlar
konuştuğu dilin kurallarını bilirse bu tür sorunlar yaşanmaz.
Resim 4: Dilin doğru öğrenilip doğru kullanılmasında yetişkinlerin rolü büyüktür.
 SÜRAT: Konuşan kişinin konuşma esnasındaki hızıdır. İnsanların çoğu hızlı
konuşamaz. Kimi insanlar ise çok hızlı konuşur. Her ikisi de yanlıştır. Akıcı ve
anlaşılır bir konuşmada normal sürat, dakikada 90–100 kelime konuşmaktır.
Vurgulanacak kelimelerde yavaşlamak, çabuk ilerleyen düşünceleri konuşurken
ise hızlanmak anlaşılır bir konuşma için gereklidir.
 DURAKLAMA: Konuşmada noktalama işaretleri anlamındadır. Konuşma
esnasında da tıpkı yazı okurken ya da yazarken olduğu gibi noktalama
işaretlerine uygun duraklamalara dikkat edilmesi gerekir.
 SES TONU ve DOĞRU NEFES ALMA: Ses tonu sesin yükselip alçalması,
azalıp çoğalmasıdır. Konuşma esnasında değişik ses tonları kullanmak
konuşmayı anlaşılır ve ilgi çekici yapar. Konuşmanın tekdüze (monoton)
olmaması için ses tonuna dikkat edilmelidir. Ayrıca konuşma esnasında
duraklamalarda düzgün ve yeterli nefes almak konuşmanın akışı ve anlaşılırlığı
için önemli bir noktadır.
 SES GÜCÜ: Konuşan kişinin konuşmasının karşısındaki kişilerin duyabileceği
şekilde olmasıdır. Konuşma gücünün düşük olması konuşan kişinin kendine
güveni olmadığı intibasını bırakmakla birlikte anlaşılmasına da engel olacaktır.
 BEDEN DİLİNİN KULLANILMASI: Konuşma esnasında jest ve mimiklerin
kullanılması kişinin kendini ifade etmesini ve karşısındakiler tarafından
anlaşılmasını kolaylaştırır. Ancak konuşurken vücut hareketlerinin gereğinden
fazla kullanılması dinleyen kişinin dikkatini dağıtacağından anlaşılırlığı
azaltacaktır. Bu nedenle jest ve mimikleri uygun yerlerde ve yeteri kadar
kullanmaya özen gösterilmelidir. Beden dilini kullanırken dikkat edilmesi
gereken bir nokta da göz kontağı kurmaktır. Konuşan kişinin dinleyenle göz
teması içinde olması gerekir. Karşısındakine bakmadan konuşmak dinleyenin
ilgisini azaltacağından anlaşılmayı azaltacaktır.
Etkinlik 1
Bir konuşma metni hazırlayınız. Yukarıda size verilen konuşma niteliklerinin hiç
birine uymadan bu metindekileri arkadaşlarınızla konuşunuz (ya da okuyunuz). Daha sonra
aynı metni kurallara uygun şekilde telaffuz ediniz. İki konuşma arasındaki farklılıkları ve
yanlış anlamaları sınıfta arkadaşlarınızla tartışınız.
Resim 5: Konuşmanın öğrenildiği yaşlarda çocuğa doğru örnek olunmalıdır.
1.2. Dil ve Konuşma Güçlüğü
1.2.1. Temel Kavramlar
ARTİKÜLÂSYON: Konuşma seslerini çıkarma işlemine söyleniş (Artikülâsyon )
denir. Telaffuz ya da boğumlama olarak da adlandırılır. Kelimeleri, olması gerektiği doğru
ses ve doğru vurguyla ağızdan çıkarmaktır. Telaffuzdaki vurgudaki hatalar yanlış
anlaşılmalara, kalıcı dil problemleri oluşmasına neden olabilen etmenlerden birisidir. Kitap
okuyarak, doğru telaffuz edebilen insanların konuşmalarını dinleyerek düzgün artikülasyon
kazanımı sağlanabilir.
AFAZİ: Söz veya kelime yitimidir.
DİSLEKSİ: Öğrenme bozukluğudur. Konuşmada bir engel olmadığı halde sesli veya
sessiz okumada ve anlamada görülen bir bozukluktur.
FONASYON: Sesleme, sesin çıkarılması.
TERAPİ: Sağaltım, tedavi.
TEPKİ: Cevap, karşı etki, karşılık verme.
BİLİNGUALİZM: İki lisanlılık. İki dili aynı anda öğrenmeden kaynaklanan dil problemi.
Resim 6: Ailede farklı iki dilin kullanımı, çocuğun konuşmayı öğrenmesinde gecikmeye neden olabilir.
1.2.2.Tanımı, Sınıflandırma ve Özellikleri
Dil ve konuşma özrünün birçok tanımı bulunmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığının
konuya ilişkin yönetmeliğinde konuşma özrü “Konuşmanın akışında, ritminde, tizliğinde,
vurgularında, ses birimlerinin çıkarılışında, eklemlenişinde, artikülâsyonunda, anlamında
bozukluk bulunmasına konuşma özrü denir.” şeklinde tanımlanır.
Konuşmanın niteliğini etkileyen her türlü olağan dışı aksaklık konuşma akışının bozukluğudur.
Dil ve konuşma bozuklukları birçok şekilde ortaya çıkmaktadır. Dil ve konuşma
bozukluklarını aşağıdaki şekilde sınıflandırmak mümkündür;
 Konuşma Bozuklukları
 Söyleyiş Bozuklukları ( Artikülâsyon Bozuklukları)
o Atlama ( Sesin Düşürülmesi)
o Yerine Koyma ( Sesin Değiştirilmesi)
o Sesin Eklenmesi
o Sesin Bozulması
 Ses Bozuklukları
o Ses Perdesi Bozuklukları
o Ses Yüksekliği Bozuklukları
o Ses Kalitesi Bozuklukları
 Konuşma Akışındaki Bozukluklar
o Acele-Karmaşık Konuşma
o Kekemelik
 Dil Bozuklukları
 Gecikmiş Dil
 Söz Yitimi
 Belirli Dil Yetersizlikleri
 Diğer Dil ve Konuşma Bozuklukları
 Beyin Felci ile İlgili Dil ve Konuşma Bozuklukları
 İşitme Bozukluğuna Bağlı Konuşma Bozuklukları
 Yarık Damak ve Yarık Dudakla İlgili Konuşma Bozuklukları
 Zekâ Geriliği, Öğrenme Bozukluğu ve Duygusal Problemlere Bağlı Dil Bozuklukları
 Bilingualizm ve Yöresel Konuşmalara Bağlı Dil Bozuklukları
1.2.2.1. Konuşma Bozuklukları
Konuşma, konuşmayı sağlayan organların, kasların, sinirlerin yapısıyla, işlevleriyle
ilgili motor bir süreçtir. Bu organların, kasların, sinirlerin yapısında ya da işlevlerindeki
herhangi bir bozukluk konuşma bozukluğudur. Konuşma bozukluğunda sorun doğrudan
zihinsel algılama ile ilgili değildir. Çocuk, sesleri, dilin yapısını ve özelliklerini bilse bile bu
organları kullanamadığı için sesleri çıkaramamaktadır. Örneğin, işitme engelli bir çocuğun
zihinsel bir problemi olmadığı halde konuşamaması işitme
 Söyleyiş(Artikülâsyon) Bozuklukları
Artikülâsyon, nefesin gırtlaktan çıktıktan sonra yutak, ağız ve burundan oluşan üçüncü
ekip organlarında (Dil, damak, diş, dudak) konuşma dilimizin geleneksel seslerine dönüşüp
biçimlenmesidir. Artikülâsyon teriminin yanı sıra boğumlama, eklemleme, telaffuz ya da
oynaklama terimleri de kullanılır.
Söyleyiş bozuklukları, konuşanın söyleyişinde değil, dinleyenin kulağındadır. Diğer
bir değişle dinleyici, konuşma seslerini; yer değiştirmiş, atlanmış, eklemeler ve çarpıtmalar
yapılmış gibi algılıyorsa söyleyiş bozukluğu var demektir. Konuşan kişi ses birimlerini
(fonemleri) nasıl çıkarırsa çıkarsın, işitenlere yanlış gelmedikçe fonemler doğru söylenmiş sayılmaktadır.
Artikülâsyon bozukluğu dört değişik türde görülür:
 Atlama( Sesin Düşürülmesi)
Atlama ( Omissions) yanlışlarında sözcüklerin yalnızca bir kısmı söylenir. “Araba”
yerine “arba”, “Havlu” yerine “avlu”, “Saat” yerine “Sat” örneklerinde olduğu gibi bazı
sesler düşürülmektedir.
 Yerine Koyma (Sesin Değiştirilmesi)
Sesin değiştirilmesi ( Substitutions) sık görülen artikülasyon bozukluklarındandır.
Sözcük içinde çıkarılması güç gelen bir ses, çıkarılması kolay gelen bir sesle
değiştirilir.”Çizgi” yerine “Çisgi”, “Para” yerine “Paya” gibi ses değişiklikleri görülür.
Bazen de sözcük içindeki seslerin yer değiştirmesi olabilir. “Kitap” yerine “Kipat” örneğinde olduğu gibi…
 Sesin Eklenmesi ( Additions)
Sözcüğün aslında bulunmayan başka seslerin eklenerek söylenmesidir. Genellikle
birbiri ardına gelen iki ünsüzün arasına bir ünlü ekleyerek söylenmesi şeklinde görülür.
“Saat” yerine “Sahat”, “Spor” yerine “Sipor”, “Recep” yerine “İrecep” gibi…
Resim 7: Arkadaş çevresi öğrenilmiş artikülasyon bozukluğuna sebep olabilir
 Sesin Bozulması ( Distortions)
Sesin bozulması ( Çarpıtmalar) durumunda sesler tam doğru olmamakla birlikte
gerçeğine yakındır. Ses, konuşma dilinde olmayan yeni bir ses olarak çıkarılır. “Gelir” yerine
“Gelix”-“Geliy” ya da “Gelüm” gibi… Daha çok yöresel olarak çıkarılan sesler buna örnek teşkil eder.
 Ses Bozuklukları ( Voice Disorders)
İnsan sesinin üç özelliği vardır; ses perdesi, yüksekliği ve kalitesi. Bu üç özellikteki
bozukluklar konuşan ve dinleyen için estetik açıdan rahatsız edicidir ve iletişime engel olur.
Sesleme(fonasyon) bozuklukları özellikle erken çocukluk döneminde ve ilköğretim
çağındaki çocuklarda sık rastlanan bir bozukluktur. Bunun temel nedeni de bu yaş grubu
çocukların oyunda ve etkinlikler esnasında aşırı yüksek sesle konuşmaları ya da bağırmalarıdır.
 Ses Perdesi
Kişinin sesi perde bakımından yaşına ve cinsiyetine göre olması gerekenden daha
alçak (pes) ya da yüksek (tiz) olursa toplumsal açıdan engellemelerle karşılaşır ve iletişimi
zayıflar. Normal konuşmada yüksek ve alçak tonlar arasında yumuşak geçişler vardır. Bu
perde geçişleri vurgulamayı sağlar ve konuşmayı monotonluktan kurtarır. Ses perdesi
kırılmaları adölesan dönemde yaygındır. Sonraki yaşlarda devam etmesi iletişim sorunları yaratabilir.
 Ses Yüksekliği
Çok zayıf ya da fazla yumuşatılmış bir ses belli uzaklıktan ve gürültülü ortamlarda
anlaşılmayı güçleştirir. Çok yüksek ses ise, özellikle hoş olmayan bir ses niteliği varsa,
dinleyici açısından rahatsız edici olmaktadır.
 Ses Kalitesi / Tonu
Ses kalitesini tanımlamada genizsizlik (nazality) ve boğukluk (hoarseness) özellikleri
dikkate alınır. Genizsizlik, burun boşluğundan geçen havanın miktarı ve tınlama (rezonans)
için burun boşluğunun ne ölçüde kullanıldığıyla ilgilidir. Bir kişinin sesinin kronik şekilde
boğuk olması ciddi larynx (gırtlak) sorunu olduğuna işaret etmektedir. Kronik boğuk sesli
kişi bir uzmana gösterilmelidir.
 Konuşma Akışındaki Bozukluklar
Bir konuşmanın akışı, süre, hız, ritim ve akıcılık içerir. Konuşma akışında
duraksamalar konuşmacının anlaşılmasını güçleştirir. Bu durum dikkati çekecek kadar sık ve
yaygın olduğunda bozukluk olarak kabul edilir.
 Acele-karmaşık konuşma
Çoğunlukla kekemelik ile karıştırılan bu durum, aşırı konuşma hızı ile birlikte
düzensiz cümle yapısını, söyleyiş problemlerini içerdiği gibi kekemeliğin problemi olan
konuşmaya başlama güçlüğünü de içerir. Acele-karmaşık konuşanlar hızlı ve düzensiz
söyleyiş biçimleri nedeniyle söylemek istediklerini anlatamazlar. Kekemelerin aksine
bozukluklarının farkında değildir. Konuşabilirler ve nadiren kekelerler.
 Kekemelik( Ritim Bozukluğu)
Konuşma özürleri arasında en eskiden bilinenidir. Kekemelik, konuşmanın akıcılığı ve
ritmi ile ilgili bir iletişim bozukluğudur. Konuşmada uygun olmayan duraklamalar ve
tekrarlar konuşmanın doğal akışını etkiler. Kekemelik, kişinin konuşmaya başlayamama,
duraklama, bazı sesleri uzatma, tekrar etme, bazı vücut hareketleriyle (Sık tekrarlanan el-kol
hareketleri, mimikler) konuşmanın sapma göstermesi şeklinde görülür.
19 Mayıs 2002 tarihinde bir gazetede yayımlanan haberde:
“SERÇİN KÖYÜ’NDE HERKES TEKLİYOR: KEKEME KÖY”
“Aydın’ın Söke İlçesi’ne bağlı Serçin Köyü Muhtarı, köyünde kekemelik
rahatsızlığının artış göstermesi üzerine hastalığın nedenlerinin araştırılması için
Kaymakamlığa başvurdu. Muhtar“Köyümdeki kekemeler anlaşamayınca birbiriyle
dövüşüyor. Kekemelikteki bu artışın nedenleri araştırılmalı ve çözümü bulunmalıdır"”dedi.
Söke’nin eski köylerinden Serçin'de yaklaşık 50 kişinin kekeme olduğunu belirten köy
muhtarı şöyle konuştu: Köyde ben dâhil olmak üzere 50 kekeme ve 13 özürlü kişi var. Benim
kekemeliğim muhtar olduktan sonra biraz azaldı. Köyde kekeme olanlar çok büyük sıkıntı
çekiyor. Kekemeliğin bu kadar yoğun olmasının nedenlerini anlayamıyoruz” deniliyordu.
Acaba bu köydeki kişiler kalıtımsal olarak böyle bir konuşma problemini taşımakta;
yoksa kekeleyerek konuşmayı konuşmanın normal biçimi olarak mı öğrenmiş durumdalar?
Kekemeliğin nedenleri hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir.
Kekemeliğin nedenleri konusunda ileri sürülen görüşler oldukça değişik ve çoktur.
Kekemelik öğrenilmiş bir davranış olabilir, bir kişilik bozukluğu olabilir, bir direnme
belirtisi olabilir, organik bir bozukluk olabilir. Kekeleyen çocuk, karşısındakiler tarafından
anlaşılamadığında, söylemek istediklerini kekelemekten dolayı söyleyemediklerinde
sinirlenip saldırganlaşabilir ya da içe kapanabilir. Kekemeliğin, konuşma terapistleri veya
ilgili eğitimciler tarafından tedavi edilmeden, kendiliğinden kaybolduğu görülebilir.
Resim 8: Kekeleyen çocuk, söyledikleri anlaşılmadığında sinirlenip öfkelenebilir.
1.2.2.2. Dil Bozuklukları
Kimi insanlar düşüncelerini sözcüklerle anlatamadıkları için ya da duyduklarından
anlam çıkaramadıkları için sözlü iletişimde zorluk çekerler. Bu kişiler, dil sembollerinin
kullanımında sorunu olan kişilerdir.
Bir insanın yeterli söyleyişi, sesi ve konuşma akışı olabilir; ancak konuşması
anlamlı olmayabilir. Sesleri, sözcükleri, heceleri rasgele ve anlamsız bir düzende bir araya
getirir, dil sembollerini uygun şekilde kullanamaz. Bu kişilerin dil bozuklukları vardır.
 Gecikmiş Konuşma
Çocuklar yaşıtlarıyla kıyaslandığında beklenen zamanda dillerini geliştiremezlerse,
anlama ve anlatmada güçlükleri varsa, bu durum gecikmiş konuşmadır. Aslında gecikmiş
konuşma, çoğu zaman çocuğun bebeklik döneminde geçirmesi gereken konuşma gelişim
aşamalarından birine takılıp kalması veya o aşamalardan birine dönüş yapması durumudur.
Gecikmiş konuşma problemi olan çocuklarda bazı belirtiler görülür. Bazılarında cümle
kurmada güçlük ve gecikmeler olur. Anlatmak istediklerini sözel yolla aktarmak yerine
vücut hareketleriyle (Parmakla gösterme, fırlatma, vurma vb.) anlatmayı tercih ederler.
Çıkardıkları sesler dinleyen tarafından anlamsız bulunur. Gecikmiş konuşma problemi olan
çocuklar başkalarının konuşmalarına ilgi duymazlar ve dinlemezler. Bazıları toplumdan uzak
durma eğilimi gösterirler. Duvarlara vücudunu sürtmek, bir başkasının elini tutmak, sıkmak
gibi hareketler de gözlenebilir.
Resim 9: Gecikmiş konuşma problemi olan çocuklar içe kapanık ya da tam tersi saldırgan
davranışlar gösterebilirler.
Gecikmiş konuşma, zekâ geriliği, uzun ve ağır hastalık geçirme, işitme kaybı, otizm
ya da serebral palsi gibi problemler, doğum travmaları, konuşma organlarındaki
koordinasyon (uyum) bozukluğu, sevgi eksikliği, duygusal problemler ve çevre etkisi gibi
birçok nedenden dolayı gerçekleşebilir.
 Söz Yitimi (Aphasia):
Bireyde zekâ geriliği, bellek bozukluğu, işitme özrü ve konuşma organlarında
bozukluk olmadığı halde konuşma işlevinin yerine getirilmemesi durumudur. Bir beyin
hasarı sonucu oluşan fonksiyonel bir bozukluktur. Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu,
konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybıdır. Genelde afazi (söz yitimi/aphasia)
birden ortaya çıkar, ancak beyin tümörü gibi yavaş ilerleyen hasarlarda ise zamanla
oluşabilir. Afazili çocuklar şaşkındır ve duygusal yönden tutarsızlık gösterir. Yaygın sözleri
hatırlayamaz ve basit komutlar dışındakileri anlayamaz. Afazi tanısı olan çocuklar
bireyselleştirilmiş eğitim programından yararlandırılmalıdır. Ayrıca konuşma terapisi desteği alınmalıdır.
 Belirli Dil Yetersizlikleri
Herhangi bir beyin sarsıntısı geçirmediği halde dil becerilerinin, bilişsel ve sosyal
becerilerinin gerisinde olması durumudur. Bu çocuklarda toplumsal uyumda bir problem ya
da zihinsel bir yetersizlik olmayabilir. Fakat dili etkin olarak konuşamamaktadırlar. Bu
durum konjenital söz yitimi veya gelişimsel söz yitimi olarak adlandırılır. Çoğunlukla beyin
fonksiyonlarındaki eksiklikten meydana gelir ve bir çeşit öğrenim yeteneksizliği sayılabilir.
1.2.2.3. Diğer Konuşma Bozuklukları
 Beyin Felci İle İlgili Dil ve Konuşma Bozuklukları
Beyindeki herhangi bir zedelenme nedeniyle zayıflık ve felç içeren bir durumdur.
Beyin felci problemi olan çocuklar için konuşma ve dilin kazanımı oldukça zordur. Çoğunda
algısal motor ve bilişsel yetersizlik bulunur. Kas gücü ve koordinasyonları da zayıftır. Bu
nedenle zihinsel olarak normal gelişim gösterseler de kaslarını yeterince kullanamadıkları
için sesleri çıkarmada zorluk çekerler. Beyin felçli çocukların hepsi aynı derecede zarar
görmezler. Konuşma problemi, beyindeki zedelenmenin derecesi ve konuşma organlarını
etkileme durumuna göre farklı derecelerde ortaya çıkabilir.
 İşitme Bozukluğuna Bağlı Konuşma Bozuklukları
İşitme organlarından herhangi birindeki, sesleri beyne taşıyan sinirlerdeki ya da
beyinde işitmeyle ilgili bölgedeki herhangi bir motor yetersizlikten dolayı, bireyin sesleri
duyamaması konuşma seslerinin öğrenilmesini de engeller. İşitmedeki kayıp ne kadar büyük
olursa konuşmadaki sorun da o kadar büyüktür. İşitme yeteneğini tamamen kaybetmemiş
olanlar eğitim ve işitme cihazı kullanımının da etkisiyle konuşabilmektedirler. Ancak normal
işiten yaşıtı çocuklarla karşılaştırılacak olursa konuşmasında bozukluklar görülebilmektedir.
Resim 10: Günümüzde işitme cihazları neredeyse dışarıdan görülmeyecek kadar küçük
boyutlarda üretilmektedir.
 Yarık Damak Ve Yarık Dudakla İlgili Konuşma Bozuklukları
Yarık damak ( kurtağzı), ağız boşluğunun üst kısmında açıklık olması durumudur,
Yarık dudak ise ( Tavşan dudak) üst dudakta tek ya da iki yanlı yarıklık olması durumudur.
Nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte annenin hamilelikteki sağlık durumu, beslenme
bozukluğu ile fetüsün üzerinde rahim içi baskıların oluşmasının etkili olduğu
düşünülmektedir.
Yarıklar cerrahi yolla düzeltilebilir ya da yapay olarak kapatılabilir. Tıbbi müdahale
sonrası süreçte ise konuşma eğitimine başlanmalıdır. Ancak dudak ve damaktaki bu
kusurların tedaviden sonra konuşmanın ne ölçüde düzelebileceği belirlenemez.
Tek taraflı yarık dudak Çift taraflı yarık dudak
Resim 11: Yarık Dudak şekilleri
Yarık damak
Resim 11: Yarık Dudak ve Yarık Damak şekilleri
 Zekâ Geriliği, Öğrenme Bozukluğu Ve Duygusal Problemlere Bağlı Dil Bozuklukları
Zekâ geriliği olan çocuklarda ve duygusal problemi olan çocuklarda her türlü dil
bozuklukları daha sık görülmektedir. Yaygın olarak da “Gecikmiş Dil” görülmektedir. Zekâ
geriliğinden kaynaklanan algılama bozukluklarından dolayı dili diğer çocuklara nazaran daha
geç öğrenirler, telaffuzda zorlanırlar ve anlatmak istediklerini ifade edemezler.
Altı yaşına gelen çocuklar artık bir eğitim alabilecek zihinsel gelişim düzeyine
gelirler. Öğrenme bozukluğu olan çocuklarda ise henüz bu hazırlık söz konusu değildir.
Disleksi olarak adlandırılan öğrenme bozukluğunda çocuklar, öğrenmeye yardım eden
zihinsel organizasyon bakımından yeterli değildir. Dislekside konuşmada bir engel olmadığı
halde sesli ve sessiz okumada ve anlamada görülen bir bozukluk söz konusudur. Zekâsı,
görmesi, işitmesi yeterli olmasına rağmen okuma öğreniminde başarısızdırlar. Bu durum
merkezi sinir sistemindeki bir bozukluktan kaynaklanır. En belirgin özelliği harflerin ve
kelimelerin karıştırılması ve tersten algılanmasıdır. Disleksili çocuklarda sık karşılaşılan
özellikler; b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 sayılarını ters algılama, “ne” yi “en”, 3’ü E,32 yi
23 olarak algılama, okurken kelimeleri atlama, yön ve zaman kavramlarında zorlanma,
gecikmiş ya da yetersiz konuşma, konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk,
okunmayan el yazısı sıralanabilir. Duygusal problemi olan çocuklar daha çok bir tepki olarak
konuşmamayı ya da ilgi çekmek için farklı, eksik, hatalı konuşmayı seçerler. Ebeveyn
yokluğu, kötü muamele, yetersiz ilgi, yaşıtlarından kabul görmeme gibi birçok duygusal
problem çocukta başta gecikmiş dil olmak üzere birçok dil problemine neden olabilir.
Resim 12: Işıklı bir noktanın hızlı hareketlerinin izlenmesi sırasında disleksili ve normal beyin
arasındaki etkinlik farkı.
 Bilingualizm ve Yöresel Konuşmalara Bağlı Dil Bozuklukları
İki lisanlılık ( Bilingualizm), iki lisana aynı zamanda maruz kalmayı ifade eder. İki
dilin konuşulduğu ev ortamı, her iki dilin konuşmaya başlangıcında geçici gecikmeye neden
olur. Fakat çocuklar genellikle 5 yaşından önce iki dili de ustaca konuşabilirler. Ayrıca
yöresel dil kullanımları ve şive farklılıkları da çocukların dili yanlış öğrenmelerine, telaffuz
zorlukları yaşamalarına neden olmaktadır. Yöresel konuşmalarda bir çeşit bilingualizm sayılabilir.
1.2.3. Tanılama ve Değerlendirme
Konuşma özrünün düzeltilmesi ve konuşmanın geliştirebilmesi için konuşmadaki
problemin doğru değerlendirilmesi gerekir. Ağır derecede kekemelik, işitme özrüne bağlı
konuşma problemi, damak ve dudak yarıklığı gibi bazı konuşma ve dil problemleri çok
belirgindir. Fakat bazı konuşma problemleri bu kadar belirgin olmayabilir.
Eğitim yönünden konuşmanın değerlendirilmesi ve teşhis konulabilmesi için
tarama ve vaka incelemesi olmak üzere iki aşamalı bir yol izlenir.
 Tarama
Konuşması yaşına ve cinsiyetine uygun olanla olmayanı ayırmak için yapılan bir
değerlendirmedir. Genellikle rehberlik ve araştırma merkezi uzmanlarınca yapılır. Taramalar
değişik araç gereçlerle yapılabilir.
Taramada çocuk, önceden hazırlanmış bir konuda konuşturulur. Konuşmayı uzman
dinler ve gözler. Konuşmada yaşına ve cinsiyetine uymayan noktalar varsa bunu bir işaretle
belirler. Taramalarda genel olarak 5–6 cümlelik testler kullanılır. Okuma bilenlere testlerdeki
cümleler okutulur. Okuma bilmeyenler ise uzmanın söylediklerini tekrar eder. Tarama ön
hazırlık, uygulama ve değerlendirme olmak üzere üç aşamadan oluşur.
 Tanılama-Vaka İncelemesi
Konuşma özrünün türünü, derecesini, hayatını nasıl etkilediğini, özrün nedenlerini,
sağaltımın güçlüğünün kestirilmesini, hangi yöntemlerin kullanılabileceğini kararlaştırmaya
yardımcı olacak bilgileri toplayıp değerlendirmeye vaka incelemesi denilir. Vaka incelemesi,
özre tanı konması rehberlik ve araştırma merkezlerinde, üniversitelerde hastane ve
kliniklerde uzmanlarca yapılır.
Resim 13: Tanılama ve vaka incelemesi uzmanlar tarafından yapılmaktadır.
1.2.4. Yaygınlık ve Etki
Konuşma özrü tek bir problem değildir. Konuşma özründe birden fazla problem neden
olmaktadır. Kimi zaman konuşma özrüne bu problemlerden biri neden olurken bazen de bu
problemlerin birkaçından dolayı konuşma özrü ortaya çıkmaktadır. Konuşma özrü özel
eğitim alanı içinde en yaygın olan problemlerden biridir. Ülkemizde yapılan bir araştırmada
konuşma özürlü oranı %10 civarında bulunmuştur.
Konuşma, bireyin hayatında iletişim için en çok kullanılan araç olması nedeniyle
bireyin hayatını en olumsuz etkileyen özürlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Konuşma ve dil problemleri sadece problemli olan bireyi değil çevresindekileri de olumsuz
etkilemektedir. Çevresindekiler de onu anlamakta zorluk çekeceklerdir. Ayrıca konuşma ve
dil problemi olan çocukların aileleri ve öğretmenleri de diğer insanların bu sorun nedeniyle
onunla alay edilmesini engellemek ve sabırla onu dinlemek zorundadırlar.
1.2.5. Nedenleri
Dil ve konuşma problemleri birçok nedenden dolayı görülebilir. Bu nedenleri şöyle sıralayabiliriz:
 Konuşma organlarının yapı bozuklukları ( Dudak ve damak yarıklığı, işitme
düzeneği sorunları, ağız ve gırtlak yapısındaki bozukluklar, dişlerdeki yapı bozuklukları vb.)
 Merkezi sinir sistemi bozuklukları ( Beyin felci, öğrenme güçlüğü, söz yitimi vb.)
 Nörolojik bozukluklar (parkinson hastalığı, serebral palsi, spina bifida vb.)
 Duyusal yetersizlik ( İşitme kaybı, görme kaybı )
 Olumsuz çevre etmenleri ve taklit
 Güdüleme, uyarım ve teşvik eksikliği
 Travmalar
 Bilişsel bozukluklar ( Zekâ geriliği, down sendromu vb.)
 Duygusal-sosyal-psikolojik problemler ve ilgisizlik (Ciddi duygusal sosyal
problemi olan anne-baba ya da çocuk, utangaçlık, dikkat çekme isteği, otizm vb.)
 Bilingualizm (İki lisanlılık)
1.2.6. Eğitimleri
Dil ve konuşma problemi olan çocuklarda öncelikle bozukluğun türü ve derecesi bir
uzman tarafından belirlenmelidir. Aile ve öğretmen, uzmanla işbirliği içinde olmalıdır.
Bozukluğun nedeni belirlenmişse bu neden ortadan kaldırılmalı ya da mümkün olan en az
düzeye indirilmelidir. Neden tıbbi bir sorundan kaynaklanıyorsa tıbbi müdahalenin yapılması
sağlanmalıdır. İşitme kaybından kaynaklanan dil ve konuşma bozukluklarında KBB (Kulak
Burun, Boğaz ) uzmanından yardım alınmalı ve işitme cihazı kullanılmalıdır.
Eğitime geçmeden önceki bir diğer önemli nokta ise çocuğun probleminin farkına
vardırılmasıdır. Çocuk problemini bilir ve terapiye istekli hale gelirse başarı oranı artacaktır.
Dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların bazıları, uzmanların uygun görmesi haline,
engelinin türü ve derecesine göre normal çocukların eğitim aldığı kurumlarda eğitimlerine
devam edebilirler. Bazıları konuşma terapisinin yanında normal okullardaki eğitimine de
devam edebilirken daha ağır derecede dil ve konuşma problemi olan çocuklar sadece özel
eğitim kurumlarında konuşma terapisi ağırlıklı bir eğitim almaktadırlar.
Resim 14: Dil ve konuşma bozukluğu tıbbi bir sorundan kaynaklanıyorsa tıbbi müdahalenin
yapılması sağlanmalıdır.
Dil ve konuşma güçlüğü çeken çocuklarda sağaltımın başlangıcı çocukta konuşma
ihtiyacı yaratmak olmalıdır. Çocuk konuşmaya ne kadar istekli olursa o kadar çok konuşma
girişiminde bulunur. Özellikle gecikmiş konuşma görülen çocukların çoğunluğu konuşma
gelişimlerinin ilk dönemlerinde kalmaktadır. Bu nedenle konuşma dilinin seslerinin
öğretilmesi gerekir.
Ayrıca dil ve konuşma problemi olan çocukların eğitimi esnasında evde ve okulda ona
uygun dil kullanımıyla örnek olunmalıdır. Ona konuşma fırsatı verilmeli, konuşurken sabırla
dinlenmeli ve alay edilmemelidir. Sevgi ve ilgi göstermeli, bu konuda çocuğun yanında
başkalarıyla konuşulmamalıdır. Çocuğun daha iyi anlayacağı düşünülerek onunla bebekçe
konuşulmamalıdır. Ona sürekli soru sormaktan vazgeçilmeli ve soru sorulması gerektiğinde
cevabı kısa ve net olan sorular sorulmalıdır. Dil ve konuşma güçlüğü çeken çocukların aile
bireyleri, öğretmeni ve çevresindeki diğer bireyler onunla konuşurken dikkatle dinlemeli,
göz teması kurmalıdır. Fakat bakışlarına endişeli ve gerilimli bir ifade yüklememeye
çalışmalıdır. Unutulmamalıdır ki aile bireylerinin ve öğretmenin bazı davranışları ona zarar verebilir.
 Acımak, merhamet göstermek
 Endişeli bakışlar
 Konuşmasındaki problemden dolayı cezalandırma tehdidinde bulunmak ve suçlamak
 Akıcı konuştuğu bölümlerden çok problemli olan konuşması üzerinde durmak
 Akıcı olmayan konuşmayı kesmesini söylemek
 Konuşmaya başlamadan önce durup derin nefes almasını söylemek
 Durup tekrar başlamasını istemek
 Konuşmaya başlamadan önce düşünmesini önermek
 Zorlandığı kelimeleri kullanmamasını önermek
 Onun yerine cevap vermek ya da takıldığı yerleri tamamlamak
 “Hayır, dur yapamazsın” gibi ifadeleri sık kullanmak
 Onun yaşı ve olgunluk düzeyine uygun olmayan beklentiler içinde olmak
çocuğa zarar veren davranışlardan bazılarıdır.
Resim 15: Dil ve konuşma güçlüğü olan çocuklar için hazırlanacak olan program ve plan çocuk
merkezli olmalı ve onun tüm gelişim alanlarını desteklemeye yönelik olmalıdır
Dil ve konuşma güçlüğü olan çocuğa yönelik planlanan eğitim etkinlikleri
uygulanırken basitten karmaşığa, somuttan soyuta, yakından uzağa şeklinde bir yol
izlenmelidir. Eğitime öğrencinin başarılı olduğu, en iyi bildiği noktalardan başlanmalıdır ki
kendine güveni artıp motive olsun. Bireysel farklılıklar göz önünde bulundurularak sınıfın
seviyesi sürekli kontrol edilmelidir. Hedefler ve hedef davranışlar öğrencinin düzeyine göre
belirlenmeli, uygun araç, gereç ve tekniklerle desteklenmelidir.
Dil ve konuşma güçlüğü olan çocuklar için hazırlanacak olan program ve plan çocuk
merkezli olmalı ve onun tüm gelişim alanlarını desteklemeye yönelik olmalıdır. Ailenin
katılımını ve diğer personelin desteğini içermelidir. Değerlendirme yapılırken öğrenci,
sınıftaki diğer öğrencilere göre değil; kendi içinde değerlendirilmeli, gösterdiği gelişme ya
da gerilemeler göz önüne alınmalıdır. Uygulama öncesinde ve sonrasında sonuçlar hakkında
aile bilgilendirilmelidir.
Dil ve konuşma güçlüğü çeken çocukların normal çocuklarla aynı eğitimi aldıkları
okullarda, bu öğrenciler arkadaşları tarafından merak konusu olacaktır. Çıkabilecek uyum
sorunlarını ortadan kaldırabilmek ve diğer öğrencilerin yeni duruma eşlik edebilmelerini
ağlamak amacıyla, öğrencilerin merakları doğru ve gerçekçi bilgilerle giderilmelidir.
Okulda ve sınıfta düzenlenecek olan sosyal ve kültürel etkinliklere yetenekleri ve
performansı ölçüsünde katılmalarına, sorumluluk almalarına özen gösterilmelidir. Bu
öğrenciler sınıf mevcudu en az olan sınıflara yerleştirilmeli, öğretmenin konuşmasını en iyi
duyabileceği ve öğretmeni en iyi görebileceği yere oturması sağlanmalıdır.
Öğretmen dil ve konuşma güçlüğü olan çocukların sınıftaki başarısını sağlamak ve
onunla daha iyi iletişim kurabilmek için:
 Yüzü öğrenciye dönük olmalı ve onunla göz teması kurmalı,
 Konuşmanın akışına ve anlamına uygun abartısız jest ve mimikler kullanmalı,
 Uzun cümleler yerine basit, kısa ve kurallı cümleler kurmalı,
 Yüksek sesle konuşmamalı,
 Sözcükleri hecelememelidir.
Dil ve konuşma güçlüğü olan çocukların eğitimi için hazırlanacak planlar okullarda
“Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı Geliştirme Birimi” tarafından yapılacaktır.
Hikâye
Bir gün bir kozada küçük bir delik açıldı. Orada duran adam ise bu küçük delikten
çıkmaya çalışan kelebeği saatlerce seyretti. Sonra, kozadan çıkmaya çalışan kelebek sanki
daha fazla ilerlemek istemiyormuş gibi durdu.
Resim 16: Kelebeğin kozadan çıkarken yaşadıkları onu hayata hazırlar.
Adam kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline bir makas aldı ve kozadaki deliği
keserek büyüttü. Kelebek kolayca dışarı çıktı. Fakat bedeni kocaman ve kanatları kuru ve
buruşuktu. Adam kelebeğin kanatlarının zamanla gelişerek onu taşıyabileceğini umut ederek
onu seyretmeye devam etti. Fakat bu olmadı. Kelebek ömrünün kalanını o kocaman bedeni,
kuru ve buruşuk kanatlarıyla etrafta sürünerek geçirdi. Uçmayı hiç başaramadı.
Adamın bu aceleci iyiliği içinde anlayamadığı bir nokta vardı; bu kısıtlayıcı kozadan
çıkmak için kelebeğin mücadele vermesi kelebeğin gelişimi için gerekliydi. Çünkü bu
aşamada kelebeğin yaşam sıvısı bedeninden kanatlarına akması sağlanıyordu. Böylece
kelebek kozadan çıktığı anda uçmaya hazır olabilecekti.
Dil ve konuşma güçlüğü çeken çocuklarımızlayken, onun yerine cevap vermek, ona
yardım olsun diye eksik ve çıkarmakta zorlandığı sesleri tamamlamak, onun dil gelişimine
yardım etmek yerine dil gelişiminin gerilemesine neden olabilir. Onun için uygun ortamları
hazırlayarak ve doğru model olarak yardımcı olmak daha doğru bir yol olacaktır.
1.2.6.1. Dil ve Konuşma Güçlüğü Çeken Çocukların eğitimlerinde kullanılan
Yaklaşımlar
Dil ve konuşma güçlüğü çeken çocukların eğitimlerinde kullanılan farklı yaklaşımlar
vardır. Bunlardan bazıları; Sağaltıcı yaklaşım, Doğal Yaklaşım ve Bütüncül Yaklaşımdır.
 Sağaltıcı Yaklaşım: Bu yaklaşımdaki amaç, iletişim kurabilmesi için çocuğa
uygun dil biçimlerini, doğru yapıları ve söz dizimini öğretmektir. Sağaltıcı
yaklaşımda eğitici ortamın bazı özellikleri vardır:
a. Öğretim ortamında çoğunlukla çocuk ve terapist vardır.
b. Öğretimle ilgisi olmayan bütün uyaranlar, rahatsız edicilikten arındırmak
amacıyla, öğretim ortamından kaldırılmıştır.
c. Öğretilecek beceriyle ilgili uyaranlar ( İpuçları, araç gereçler vb.) amaca
uygun şekilde dikkatlice seçilir.
Bu yaklaşımda çocuğun ve öğretmenin davranışları programın amacına uygun olarak
önceden belirlenmiştir. Örneğin kullanılacak yaklaşım çocuğun tepkileri, doğru ve ya yanlış
tepkiler alındığında neler yapılacağı çalışma öncesinde belirlenmiştir. Öğretim süreci
oldukça yapılandırılmıştır.
Öğretimin oldukça kontrollü bir ortamda gerçekleşmesi ve bu koşullarda çocuğun dili
kullanması neredeyse zorunlu hale gelmesi nedeniyle hedef becerileri çalışabilmesi için
sınırsız iletişim olanağının olması sağaltıcı yaklaşımın yararlarıdır. Ancak sağaltıcı
yaklaşımın bazı sınırlılıkları da vardır. Hedeflenen tepkiler işlevsel olmadığı gibi doğal
ortamlarda kullanılan örnekler gibi de olmamaktadır. Ayrıca uyaran kontrolü terapi
ortamından doğal ortama taşınamamaktadır. Çocuk terapi ortamında öğrendiği becerileri
doğal ortama genelleyememektedir.
 Doğal Yaklaşım: Sağaltıcı yaklaşımın sınırlılıklarına karşı alternatif olarak
geliştirilmiş bir yaklaşımdır. Dil ve iletişim becerilerinin öğretilmesi, doğal
çevrenin iletişimi cesaretlendirmesi ve çocukla iletişime girecek kişilerin
iletişimi kolaylaştırmaları gerekmektedir. Bunları sağlayan yaklaşıma doğal
yaklaşım denir. Doğal yaklaşımı benimseyen öğrenim tekniklerinin amacı,
iletişim becerilerini öğrenirken ve dil edinirken normal çocukların kullandıkları
süreçlerden yararlanarak, dil ve iletişim becerilerini, dil ve iletişim sorunu olan
çocuklara öğretmektir. Bunun için çoğunlukla çocuğun doğal ortamları
kullanılır. Doğal dil öğretim teknikleri şunlardır:
 Fırsat Öğretimi: Tesadüfî olarak gerçekleşen doğal bir ortamda yetişkin
ve çocuk iletişiminin gerçekleşmesi amacıyla çocuğa şans tanımaktır.
Yetişkin, çocuğun herhangi bir nesneyi istemesini ya da kendinden bir şey
için yardım isteyeceği anı bekler. Çocuğun yaş ve becerisine bağlı olarak
bu isteme sözel ya da sözel olmayan ( İşaret etme, ağlama vb.) şekilde
gerçekleşir. Çocuk iletişimi başlattıktan sonra “Ne istiyorsun?” gibi sözel
ifadeler kullanarak çocuğun başlattığı konuyu genişletmesi sağlanmaya
çalışılır. Yetişkin, bazı durumlarda çocuğa model olabilir. Çocuk ifadesine
devam etmezse sorgulayıcı bir ifadeyle bakılabilir ya da sözel ipucu
verilebilir. Çocuğun uygun tepki vermesi sonucunda, yetişkin tepkinin
doğruluğunu onaylamalıdır ve çocuğun iletişimin başında istediğini
vermelidir.
 Bekleme Süreli Öğretim: Bu öğretim tekniği birkaç aşamadan oluşur.
Ortam, dil ve iletişimin sağlanması için düzenlenir. Örneğin, onun sevdiği
bir oyuncak ulaşamayacağı bir yere konur. Çocuk iletişime başlayana
kadar yetişkin konuşmaz ve çocuğa bir metreden fazla yaklaşmaz. Ancak
bir şeyler bekliyormuş gibi çocuğa bakar. Çocuk hiçbir şey söylemezse,
kısa süreli olarak ne istediğini sorar gibi çocuğa bakarak biraz daha bekler.
Bu süreç çocuk iletişimi başlatana kadar devam eder. Çocuk iletişimi
başlattığında yetişkin çocuğun istediği her ne ise onu verir.
 Tepki İsteme Modeli: Dil becerilerinin bire bir öğretim düzenlemesinden,
sınıf ortamına genellenmesini sağlamak amacıyla geliştirilmiş bir
modeldir. Bu model yetişkinin çocuktan tepki istemesine veya model
olmasına dayanır. Tepki istemenin amacı, çocuğun mümkün olan en az
yardımla doğru tepki vermesine yardımcı olmaktır. Bu model daha çok
yetişkinin iletişimi başlattığı bir modeldir. Öğretmen çocuğun oynamak
isteyeceği, ilgi çekici materyaller sağlayarak çocuğun dikkatini çeker.
Çocuk materyallerden birine yaklaşır ve ilgilenirse “Bunun ne olduğunu
söyler misin? ya da “Hangisini istiyorsun?” gibi sorular sorarak çocuktan
tepki ister. Öğrencinin doğru tepkisi anında ödüllendirilir ve nesnenin
öğretmenin elinde olması durumunda çocuğun nesneyi almasına izin
verilir. Çocuk doğru tepki vermezse öğretmen model olur.”Ne istediğini
tam olarak söyle” gibi yönlendirmede bulunur. Yönlendirme sadece
öğrencinin yanlış tepki verdiğinde ya da tepkisiz kaldığında yapılır.
 Bütüncül Yaklaşım: Bu yaklaşımın dayandığı ilke, bilginin en iyi öğretiminin
bütün, anlamlı ve kişiyle ilgili olarak sunulmasıdır. Çocuklar dili parça parça
değil, doğrudan dil bakımından zengin bir çevre içinde ve bir bütün olarak
öğrenirler. Dil, kişinin sosyal ve kültürel yaşantısından etkilenir ve bunlara
bağlı olarak değişir. Sözel dil doğal ortamında ve bir bütün olarak öğrenilir.
Bütünün kavranması parçaların öğrenilmesini kolaylaştırır.
Bütüncül dil yaklaşımı klinik ortama uygulandığında üç aşamada düşünülmektedir.
Birinci aşama çevre düzenlemesi, ikinci aşama çocuğa iletişim olanaklarının sağlanması ve
üçüncü aşama çocuğun iletişimsel girişimlerine doğal sonuçlar sağlanması. Bu aşamalar sınıf
ortamına ve küçük gruplara da uygulanabilir.
Bütüncül yaklaşımdaki aşamaların uygulanışına örnek verecek olursak;
Birinci Aşama Çevre Düzenlemesi: Çocuğa “Kül kedisi” öyküsü okunabilir. Daha
sonra öyküde geçen karakterlerin resimleri yapılabilir. Her karakter için maskeler veya
çomak kuklalar hazırlanabilir, öykü dramatize edilebilir.
İkinci Aşama Çocuğa İletişim Olanaklarının Sağlanması: Terapist çocuğa yönerge
vermek yerine çocukla konuşur ve küçük grup ortamlarında çocukları birbirleriyle
konuşmaya güdüler. Çocukların görüşlerini oluşturmalarına yardımcı sorular sorar. Örneğin
“ Sanırım, üvey annesinin külkedisine, kendi kızlarına davrandığı gibi davranmaması kötü
bir davranıştı. Külkedisi sizce ne hissetmiştir?”. Özellikle bağlaçlar gibi ilişkisel ifadelerle
genişletme yapmasını ister. Örneğin “Külkedisi koşarak balo salonundan uzaklaştı.
Koşabildiği kadar……..”der ve cümlenin devamını çocuğun tamamlamasını bekler.
Üçüncü aşama Çocuğun İletişimsel Girişimlerine Doğal Sonuçlar Sağlanması: Çocuk
mesajının alındığını veya bir iletişim hatasının olduğunu ve düzeltmesi gerektiğini
bilmelidir. Bu durumda iki türlü sonuç çıkar; olumlu sonuçlar ve düzeltme için istekler.
Olumlu sonuçlar çocuğa mesajın alındığını bildirir ve bir geri bildirim sağlayabilir. Geri
bildirimler onaylama, genişletme, başka türlü ifade etme olabilir. Örneğin, “Çocuk:
Külkedisi balo salonundan kaçtığı için aptal.”dediğinde “Yetişkin: Sen onun aptal olduğunu
düşünüyorsun; ama ben onun için üzülüyorum.” der.
Düzeltme istekleri ise çocuğun mesajın bazı yönlerden doğru ya da uygun olmadığını
anlamasını sağlar. Örneğin, çocuğun dinlemediği zamanlarda çocuğun eline hafifçe
dokunarak “Tekrar söyle” demek, onun iletişime tekrar geçmesini sağlayacaktır. Bazen de
ifadesinde bir eksiklik olduğunu anlamasını sağlayıcı sorular yöneltmek çocuğun diğer
insanlar tarafından anlaşılmadığını anlamasını sağlar. Örneğin, “Çocuk: Külkedisi kaçtı.”
dediğinde “Yetişkin: O gitti ha? Kaçtı mı?” diyerek anlaşılabilmesi için daha fazla bilgi
vermesi gerektiği belirtilmiş olur.
1.2.7. Önleme
Gelecek kuşakların özürsüz olması, konuşmalarının düzgün olması istenen durumdur.
Bunun için önlemlerin bilinçli alınması gerekir. Dil ve konuşma güçlüklerinin bir kısmı
yapısal bozukluklar nedeniyle oluşmaktadır. Bu sağlıkla ilgili bir sorundur. Yapısal
bozukluklar, doğum öncesi, doğum ve doğum sonrasında oluşan hastalıklar, travmalar,
beslenme bozukluğu gibi nedenlerden oluşmaktadır. Sağlıklı büyüme ve gelişme için
alınabilecek her türlü önlem yapısal nedenli konuşma özrünün oluşmasını azaltacaktır.
Hastalık, işlev bozukluğu ve organ eksikliği olmadığı halde oluşan konuşma özürlerini
önlemede ise konuşma gelişimi dönemlerinde uygun ortamlar hazırlanmalı, yetişkinler iyi
model olmalıdır. Psikolojik ortamlar uygun düzenlenmeli, aile içi problemler gerekirse
uzman yardımı alarak çözülerek yok edilmeli ve çocuğun yaşıtlarıyla iletişim kurmasına
fırsat verilmelidir. Çocuk konuşurken nasıl konuştuğuna değil ne anlatmak istediğine
yoğunlaşılmalıdır.
1.2.8. Dil Gelişimi ve Konuşma Gelişimiyle İlgili Etkinlikler
Erken çocukluk döneminde dil gelişimi ve konuşma gelişiminin desteklenmesi için
bireysel etkinliklerin yanı sıra grup etkinlikleri de yapılabilir. Müzik etkinlikleri, oyun
etkinlikleri, drama çalışmaları, ana dili etkinlikleri çocuklarda dil ve konuşma gelişimini
destekleyici etkinliklerdir. Ayrıca erken çocukluk eğitimi kurumlarında dili kullanma
konusunda çocuğa doğru model olunan her etkinlik dolaylı yoldan da olsa dil ve konuşma
gelişimini destekleyecektir.
Resim 17: Hikaye dinleme ve anlatma, drama, müzik, oyun gibi etkinlikler, çocuğun dil
gelişimini doğrudan etkileyen etkinliklerdir.
Erken çocukluk eğitimi kurumlarında Türkçe dil etkinlikleri saatinde hikâye öncesinde
sohbet, bilmeceler, tekerlemeler, şiirler, hikâye saatinde hikâye dinleme ve anlatma, hikâye
sonrası etkinliklerde hikâyenin dramatize edilmesi, hikâye tamamlama, pandomim gibi
etkinliklerin yapılması çocukta alıcı ve ifade edici dil gelişimini destekleyecektir. Bu
etkinlikler bireysel ya da grupça uygulanarak çocukta dinleme alışkanlığının kazanılması,
dilin akıcılığı, gramer kurallarına uygunluğu, anlamlı cümleler kurulması sağlanabilir.
Ayrıca bu etkinliklerde kostümler, kuklalar ya da maskeler kullanmak, çocuğun kendini daha
rahat hissetmesini ve konuşmanın akıcı olmasını sağlamada yardımcı olur.
Resim 18: Erken çocukluk eğitimi kurumlarında bütün etkinlikler doğrudan ya da dolaylı
yoldan dil gelişimini destekleyici niteliktedir.

2. DİL GELİŞİMİ VE KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ ÖZELLİKLERİNE UYGUN ETKİNLİKLER
2.1. Dil Ve Konuşma Güçlüğü Olan Engellilerin Özelliklerine Uygun
Etkinlik Planlama Ve Etkinlik Örnekleri
Dil bilimciler dili, kurallar bilgisi olarak tanımlar. Her dilin kuralları vardır ve dil
bilimciler her dil için geçerli olan bu bileşenleri beş ayrı grupta incelerler.
Söz Dizimi Kuralları: Cümledeki sözcüklerin yapısı, cümlenin öğeleri arasındaki
ilişkiler gibi cümle yapısını ilgilendiren kurallardır.
Her dilin kendine özgü sözcük dizim kuralları vardır. Örneğin, Türkçede “öznetümleç-
eylem” sıralaması kullanılırken, İngilizcede “özne-eylem-tümleç” sıralaması
kullanılır.
Biçim Bilgisi (Morfoloji) Kuralları: Takı ve köklerin kullanımı gibi sözcüklerin
yapılarını ilgilendiren kurallardır. Cümledeki kelimenin kökü, bu kökün aldığı ekler ve
takıların kullanımı o kelimenin biçimidir.
Ses Bilgisi Kuralları: Dildeki seslerin oluşturulması ve
dizilimleriyle(kullanımlarıyla) ilgili kurallardır. Kişinin konuşma dilindeki seslerin bilgisini
edinebilmesi için öncelikle o sesi doğru duyması gerekir. Ayrıca bu sesleri çıkarabilmesi için
konuşmayı sağlayan organlar, bu organların yapısı ve kullanımı, solunum ve akciğerden
gelen havanın basıncı önemli birer etkendir.
Anlam Bilgisi Kuralları: Kavramlar ve gelişimleri, sözcük dağarcığı, cümlenin
anlamı ile ilgili kurallardır. Dilin içeriğini ifade eder. Eş ve zıt anlamlı sözcükler, çok
anlamlı sözcükler, deyimler, mecaz anlam dilin içeriğiyle ilgilidir.
Kullanım Bilgisi: Dilin sosyal uygunluğu ile ilgili kurallardır. Dilin sosyal anlamda
belli bir amaca yönelik ve iletişime uygun kullanımına ait bilgidir. Kullanım bilgisi, günlük
yaşam dilini ifade eder. Konuşmada sıra alma, sözü başlatma, sürdürmede nerde ne zaman
söze başlayıp kiminle iletişim kurulacağının seçilmesi, kişiye ve o kişinin verdiği tepkilere
göre dilin kullanımının yönlendirilmesi dilin kullanımıdır. Örneğin, samimi olduğumuz
arkadaşlarımızla kullandığımız konuşma biçimini resmi olduğumuz kişiyle kullanmayız.
Kişi bu kuralları biliyorsa, konuşamasa bile konuşanı anlar ve okuma-yazma
öğrenebilir.
Dil ve konuşma engeli olan çocukların sağaltımı için etkinlik belirlemeden önce de
çocuklar bu beş bileşene göre değerlendirilmekte ve eksik olduğu kural ya da kurallar
hangisi ise etkinlikler buna göre seçilmektedir.
Örneğin, çocuğun nefes kontrolü yapamamaktan kaynaklanan sesleri çıkarama
problemi olabilir. Çocuk eğer söz dizimi- ses bilgisi- biçim bilgisi ve anlam bilgisi
kurallarını biliyorsa (Söylenilenleri anlayıp, yapması istenenleri yerine getirebiliyorsa) bu
çocuğa öncelikle nefes çalışmaları yaptırmak gerekmektedir. Bu sayede çocuk nefesini
kontrol etmeyi öğrenecektir. Daha sonra diğer kuralları kullanımını pekiştirici bireysel ya da
grup çalışmaları yapılabilir. Bazen de çocuğun nefesiyle ya da konuşma organlarını
kullanmayla ilgili bir sorunu olmamakta; ancak dili kullanmada yukarıda sayılan kurallardan
bazılarını gerçekleştirememektedir. Bu durum gözlem ve testlerle belirlendikten sonra
yetersiz olduğu konuda onu destekleyecek bireysel ya da grup etkinlikleri planlanmalıdır.
Dil ve konuşma güçlüğü olan çocuklarla birlikte yapılabilecek bireysel ve grup
etkinlikleri düzenlemek dil ve konuşma gelişimi açısından önemli ve gereklidir.
Bireysel ve grup etkinliklerinde dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır.
Bunlar:
 Bireysel ve grup etkinlikleri sırasında çocuğun doğallığını bozacak her türlü
davranış ve yaklaşımdan kaçınılmalıdır.
 Etkinlikler çocuğun gelişimsel düzeyine ve ilgi alanlarına uygun olmalıdır.
 Kullanılacak araç, gereçlerin ve eğitim ortamının çocuğun gelişimine uygun ve
güvenli olmasına dikkat edilmelidir.
 Çocuğun anlama düzeyine uygun sözel talimatlar seçilmelidir.
 Etkinlikler basitten karmaşığa, somuttan soyuta olacak şekilde düzenlenmelidir.
 Kazanılması hedeflenen davranış için önce model olunmalı, çocuk o davranışı
yapmakta zorlanıyorsa desteklemelidir.
 Etkinlikler esnasında çocuğun rahat hareket etmesini sağlayacak şekilde
giyinmiş olmasına özen gösterilmelidir.
 Etkinliklerin süresi çok iyi ayarlanmalıdır. Kısa süren etkinlikler çocukta hayal
kırıklığı yaratabileceği gibi çok uzun etkinlikler de sıkılmasına neden olabilir.
 Etkinlikler hakkında çocukla konuşulmalı, onu da yaptıkları hakkında
konuşması için desteklemeye özen gösterilmelidir.
Etkinliklerin uygulanması öncesinde öğrenmeye hazırlık becerileri için öğretmenin;
 Göz göze gelme
 Dokunma
 Çocuğun dikkatini çekme ve dikkat kontrolünü sağlama
 Ortak ilgi oluşturma gibi becerileri sağlamış olması gerekir.
2.1.1. Dil ve Konuşma Güçlüğü Olan Çocukların Özelliklerine Uygun Etkinlik Örnekleri
Bireysel etkinliklerin uygulanması öncesinde öğrenmeye hazırlık için gerekli beceriler
sağlandıktan sonra yapılabilecek çalışmalar iki bölümde incelenebilir. Bunlar:
 Konuşma Organlarının Hazır Hale Getirilmesi İçin Yapılan Çalışmalar
o Nefes Çalışmaları
o Dil, Dudak, Çene ve Yüz Kasları Alıştırmaları
 Sesleri Dinleme, Anlama ve Kullanma Çalışmaları
2.1.1.1. Konuşma Organlarının Hazır Hale Getirilmesi İçin Yapılan Çalışmalar
Konuşmanın gerçekleşmesi motor bir beceridir ve konuşma organlarında ya da nefesi
kullanmada görülen problemlerde çocuğun konuşma seslerini çıkarması zorlaşmakta hatta
imkânsızlaşabilmektedir. Bu tür problemi olan çocuklara, problemin sebebine bağlı olarak
( Nefes problemi mi yoksa konuşma organlarının kullanımıyla ilgili bir problem mi
olduğuna bakılarak) bireysel ya da grup etkinlikleri yaptırılır. Eğer problem konuşma
organlarının kullanımı, nefes alımı ya da kontrolü ile ilgili değilse nefes çalışması yapmaya
gerek yoktur. Ayrıca bu durumda dil, dudak, çene ve yüz kasları çalışmalarını yapmak da
gereksizdir. Sorun dinleme, algılama ya da dil kurallarının kullanımı ile ilgiliyse doğrudan
bu bozukluklara yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
 Nefes Çalışmaları
 Üfleyerek pervane döndürme
 Suyu üfleyerek dalgalandırma
 Balon şişirme
 Üfleyerek mum söndürme
 Kâğıt üfleme
Resim 19:Sakız şişirme de bir nefes çalışmasıdır
 Sakız şişirme
 Pinpon topunu üfleyerek masadan düşürme
 Flüt, mızıka gibi müzik aletleriyle denemeler yapma
 Islık çalma
 İpe asılı oyuncak ya da boncukları üfleyerek hareket ettirme
 Aynaya üfleyerek buğu yapma
 Kamışla sıvı içme ve üfleme
 Suluboyayı kâğıda damlatıp üfleyerek boyanın dağılmasını sağlama
 İki yanağı hava doldurarak şişirme ve sonra üfleme
 Dil, Dudak, Çene ve Yüz Kasları Alıştırmaları
 Yalama çalışması (Dudaklara bal-reçel gibi tatlı maddeler sürerek yalama
çalışmalarıyla dil, dudak, ağız kaslarının gelişmesini sağlamak)
 Aynaya bakarak dilini değişik şekillerde hareket ettirmek,
 Dişleri birbirine vurma çalışması,
 Lolipop, dondurma yalama,
 Dili dışarı çıkarıp çekme ve dili yuvarlama
 Sakız çiğneme
 Dudakları açma, kapama, büzme
 Ayna karşısında yüzü komik şekillere sokma
 Çeşitli mimik hareketleri (Gülme, kızma, somurtma, öpücük verme)
 Değişik sesler çıkarma ( Kahkaha, hıçkırık, hapşırma )
 Dil ile yanağı dışa itme
 İki dudağı ağız içine alma
 Sırayla alt dişleri ve üst dişleri gösterme
 İki yanağı dişler arasına çekme
 Burunu buruşturarak yukarı çekme
 Üst dudağı ısırır gibi yapma.
Nefes çalışmaları ve dil, dudak, çene, yüz alıştırmaları geliştirilip çeşitlendirilebilir.
Resim 20: Ayna karşısında yapılan çalışmalarda da ona model olunması çocuğun kendine
güvenmesine ve başarılı olmasına yardım eder.
Resim 21: Çocuğun kendi kendine ayna karşısında çalışma yapmasına da izin verilmelidir.
2.1.1.2. Sesleri Dinleme Anlama ve Kullanma
Dilin beş bileşenini oluşturan kurallardan hangisinin ya da hangilerinin kullanımında
gerilik olduğu ve derecesi yapılan gözlem ve testlerle belirlendikten sonra çocuğun geri
olduğu alan ya da alanlarda geliştirilmesini amaçlayan çalışmalardır. Bu çalışmalar grup
olarak ya da bireysel olarak uygulanabilir.
ETKİNLİK
YAPILABİLECEK ÖRNEK ÇALIŞMA
VE VERİLEBİLECEK ÖRNEK
TALİMATLAR
Çevreden gelen sesleri dinleme ve ayırt etme
Korna sesi, kuş sesleri, insan sesleri, sat
tıkırtısı, rüzgâr sesi, zil sesi, ayak sesler vb.
Ses üretme
Bir kâğıdı yırtarak ya da buruşturarak, iki
nesneyi birbirine sürterek ya da vurarak, bir
şeyi başka bir şeyin içine atarak (Kavanoz
içine boncuk atmak gibi..), el çırparak,
parmak şıklatarak, hapşırarak, nesneleri
sallayarak ses üretme gibi…
Basit talimatlara uyma Al, aç, otur, getir, gel gibi talimatlara uymak
Hareket taklidi yapma Vücutla yapılan hareketleri çocuğun
izlemesini ve yapmasını istemek.
Sözel uyaranla hareket taklidi yapma
Sözel uyaranla birlikte hareketi de aynı
anda yaparak onun da taklit etmesini isteme.
Hareket yapmasını isteme Hareketi göstermeden sadece söyleyerek,
yapmasını isteme.
Bir nesnenin farklı nesnelerle ilişkisinden
doğan sesin ne olduğunu bulma
Bardak, kâğıt, su, boncuk, kaşık gibi
nesneler çocuğa gösterilir. Sonra çocuğun
gözleri bağlanarak iki nesne ile ses çıkarılır
ve hangi nesnelerin sesi olduğu sorulur.
Hareket ile sesi bağdaştırma Eyleme uygun sesi çıkarma, sözcüğü kullanma.
Tek bir nesneyi içeren talimatı dinleme ve
yerine getirme
“Bardağı al.” gibi
Tek bir nesne ile iki eylem gerektiren
talimatı dinleme ve yerine getirme
“Bardağı al bana ver” gibi
İki eylem, iki nesne gerektiren talimatı
dinleme ve yerine getirme
“Kapıyı aç, silgiyi ver” gibi
İstek içeren cümleleri soru haline getirme “Kalemi verir misin ?” gibi
Konuşma seslerinin fonundaki (altındaki)
sesleri ayırt etme
Konuşurken dışarıdaki rüzgâr sesini ayırt
etme, konuşurken dışarıdaki araba seslerini ayırt etme gibi
Konuşma üzerinde dikkat toplama, izleme ve tekrar etme
-Konuşan ayna ( Öğretmen konuşurken ses,
hece, sözcük, cümle çocuk tarafından tekrarlanır.)
-Fısıltı çalışması( Fısıltıyla konuşarak
çocuğun dikkati konuşmaya çekilir.
Duyguları tanıma, ayırt etme
Sözcüklere yüklenen duyguları tanıması ve
kullanması (Üzülme, mutluluk, endişe gibi..)
Bu etkinliklerin hepsinin bir seferde uygulanması gibi bir gereklilik yoktur. Çocuğun
geri olduğu noktalarda yoğunlaşmak gerekir. Örneğin, çocuğun algılama ile ilgili bir
problemi yoksa daha çok anladığını ifade etme çalışmaları üzerinde durulmalıdır. Ya da basit
cümleleri kurabilirken daha çok sözcükten oluşan cümleleri kurmakta zorlanıyorsa çalışma
bu doğrultuda yürütülmelidir.
Çocuklar gün boyu oyun oynamaktan büyük zevk alırlar. Dil ve konuşma güçlüğü
çeken çocuklarla birlikte grupça uygulanabilecek bazı etkinlikler, oyun yoluyla çocuğa dil ve
konuşma becerisi kazandırılmasına yardımcı olur.
Resim 22: Dil ve konuşma becerisi kazandırmak, oyun yoluyla daha etkili olacaktır.
Aşağıda bu etkinliklere bazı örnekler verilmiştir.
 Rüzgâr ve Yaprak
Öğretmen çocukları ikişerli gruplara ayırır. Çocuklardan biri rüzgâr diğeri de rüzgârda
savrulan yaprak olacaktır. Rüzgâr rolündeki çocuk üfleyerek yaprağı hareket ettirecektir.
Yaprak rolündeki çocuksa rüzgârın şiddetine göre sınıf içinde oradan oraya savrulacaktır.
Rüzgâr durduğunda duracak, hafif rüzgârda sallanacak, şiddetli rüzgârda hızlı hareket edecektir.
 İsmini Söyle
Öğretmen çocuklara müzik eşliğinde dans edebilecekleri bir ortam sağlar. Müziği
durdurduğunda en yakın olan çocuklar birbirine adını söyler. Çalışma “adı ve doğduğu şehir”
, “adı ve en sevdiği yemek”, “adı ve en sevdiği mevsim” gibi konularda çeşitlendirilir.
Sonrasında ise her çocuk ortaya gelir ve diğer çocuklar onunla ilgili hatırladıkları bilgileri söyler.
 Eğer…. Oyunu
Çocuklar arasından ebe seçilir. Seçilen ebe “Eğer” le başlayan bir cümle söyler. İşaret
ettiği arkadaşı cümleyi tamamlar. Örneğin;
Ebe: Eğer bir köpek olsaydım,
Diğer Çocuk: Hav hav derdim
Ebe: Eğer şemsiyem olsaydı,
Diğer Çocuk: Yağmurda ıslanmazdım.
Ebe: Eğer acıkmış olsaydım,
Diğer Çocuk: Yemek yerdim.
Resim 23: Eğer oyunu oynanırken çocuklara adı geçen nesnelerin resimleri de gösterilebilir.
 Olanlar Olmayanlar
Öğretmen çocuklara “elma sevenler ve sevmeyenler ayrılsın” der. Daha sonra bu
talimatları çeşitlendirir. “Kardeşi olanlar ve olmayanlar ayrılsın.”, “Evinde bir hayvan
olanlar ve olmayanlar ayrılsın.”, “ Yüksekten korkanlar ve korkmayanlar ayrılsın” gibi
talimatlarla oyun devam ettirilir. Çocukların arasından biri seçilerek talimatları onun vermesi
istenerek oyun çeşitlendirilebilir.
 Adını Bul
Bir torbaya anahtarlık, çay kaşığı, tuzluk, saat gibi küçük nesneler konur. Her çocuk
sırayla bir nesne çeker ve çektiği nesnenin adını söyler. Daha sonra ise çekilen nesnenin ne
işe yaradığı, neden yapılmış olduğu gibi sorulara oyun zenginleştirilebilir.
 Bil Bakalım Ne Yapıyorum?
Çocuklardan biri bir iş yapılırken çıkan basit sesleri çıkararak konuşmadan o işin
hareketlerini yapar. Örneğin çivi çakmak, yemek pişirmek, gazoz kapağı açmak gibi. Diğer
çocuklar onun ne sesi çıkardığını ve ne iş yaptığını bilmeye çalışır.
 Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?
Çocuklar yarım ay şeklinde oturtulur. Öğretmen bir problemli olay anlatır ve sonunda
“Siz olsaydınız ne yapardınız?” diye sorar. Çocuklar sırayla olay karşısında nasıl
davranacaklarını söyler. Örneğin, öğretmen çocuklara “Anneniz dişlerinizi fırçalamanız
gerektiğini söyleyip evden çıkarak komşuya gitti. Ancak siz oyuna dalıp fırçalamayı
unuttunuz. Döndüğünde dişlerinizi fırçalayıp fırçalamadığınızı sordu. Siz olsaydınız ne
yapardınız? Ona ne söylerdiniz?” gibi bir soru sorar ve çocukların sırayla cevaplamasını ister.
Resim 24:Çocukların verdiği cevaplar grup içinde tartışılabilir.
 Aşure Pişirme Oyunu
Aşurenin içine ne kadar çok çeşit yiyecek konursa o kadar lezzetli olur. Bu oyunu
oynamak için grupta bulunan her öğrenciye aşureye konulan bir yiyeceğin ismi verilir.
Örneğin, buğday, nohut, ceviz, tarçın vb. Öğretmen oyunu “Bu gün aşure pişireceğiz, suyu
var buğdayı yok” diyerek başlatır. Buğday adını alan öğrenci söz alır “Buğdayı var, nohudu
yok” der. Böylece diğer çocuklarda kendilerine verilen ad söylendiğinde söz alarak oyunu sürdürürler.
 Babam Çarşıya Gitti
Öğretmen “Babam çarşıya gitti, armut aldı.” diyerek oyunu başlatır ve çocuklardan
birini işaret eder. İşaret edilen çocuk kalkar ve öğretmenin söylediği meyve adının son
harfiyle başlayan ve çarşıdan alınabilecek bir meyve, sebze ya da nesne söyler. Örneğin,
“Babam çarşıya gitti, tere aldı.” der ve bir arkadaşını işaret eder. İşaret edilen çocuk aynı
şekilde oyunu sürdürür.
 Sen Ne Duydun Oyunu
Çocuklardan gözleri kapalı olarak birkaç dakika sessiz durmaları ve sınıf dışından
gelen sesleri ( Ayak sesi, rüzgâr sesi, kuş cıvıltıları vb.) dinlemeleri istenir. Bir süre sonra
öğretmenin komutuyla gözlerini açarlar. Öğretmen çocuklara sırayla “Sen ne duydun?” diye
sorar. Her çocuk duyduğu sesleri ve sesin özelliklerini söyler. Örneğin, “Ayak sesi duydum,
hızlı yürüyen birinin ayak sesiydi, çocuk sesi duydum, ağlayan bir çocuğun sesiydi” gibi.
2.2. Dil ve Konuşma Güçlüğü Olan Çocukların Özelliklerine Uygun
Araç Gereçler
Dil ve konuşma güçlüğü çeken çocukların eğitim ortamlarında, onun eğleneceği ve
katılmak isteyeceği araç gereçler ve etkinlikler bulunmalıdır. Öğrenciler iletişim başlatmada
genel olarak ilgilerini çeken nesneleri kullanır. Bu nedenle ortamın ilgi çekiciliğinin
artırılması, dili kullanma ve dil öğretimi için uygun durumların oluşabilmesini de artıracaktır.
Resim 25: Araç gereçler çocuğun ilgisini çekecek özellikte olmalıdır
Çocuğun tercihlerini dikkate almak ve ortamı buna göre düzenlemek önemlidir.
Bireysel çalışmada tek bir çocuğun ilgisi göz önünde bulundurulurken grup etkinliklerinde
grubun ilgisi gözetilmelidir.
Dil kullanımını artırmak için araç, gereç seçerken ilginin yanı sıra çocuğun yaş düzeyi
de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu araç, gereçler öğrenciye zarar verecek nitelikte
olmamalıdır. Kırık, boyası çıkmış, kopmuş materyaller kullanılmamalıdır. Kolayca koparıp
yutabileceği parçalar olmamalıdır. Bu özellikleri taşıyan hemen her türlü oyuncak, nesne ya
da resim dil ve konuşma güçlüğü çeken çocukların eğitiminde kullanılabilir. Bu araç
gereçlere örnek verecek olursak:
 Çeşitli renklerde, boyutlarda ve ağırlıklarda toplar
 Bardaklar
 Kaşıklar
 Boncuklar, mobiller
 Oyuncak bebekler
 Oyuncak arabalar
 Oyuncak ev ve mutfak eşyaları
 Oyuncak takım çantası araç gereçleri
 Kuklalar, maskeler, kostümler
 Legolar
 Yapbozlar
 Plastik kova ve plastik kürekler
 Pamuk ve kumaş parçaları,
 Değişik ebatlarda renkli küpler ve bloklar
 Vurmalı ve üflemeli müzik aletleri ( Flüt, mızıka, tef, davul, zil vb)
 Hayvan, bitki, insan, taşıt, mevsim vb. ile ilgili resim ve panolar
 Renkli ponponlar
 Aynalar
 Boyalar ve kalemler ( Suluboya, pastel boya, kuru boya vb.)
 Boya kitapları
 Yoğurma maddeleri
 Renkli ve beyaz kâğıtlar
 Resimli hikâye kitapları
 Saat
Resim 26: Araç gereçler ve etkinlikler çocuğun ilgisine, yaş seviyesine ve etkinliğin özelliğine
uygun olarak çeşitlendirilebilir.
Görüldüğü gibi dil ve konuşma güçlüğü çeken çocukların eğitiminde kullanılan araç
gereçler normal çocukların eğitiminde kullanılan araç, gereçlerden farklı değildir. Burada
dikkat edilmesi gereken önemli nokta ise çocuğun dil ya da konuşma güçlüğünün sebebine
göre o günkü çalışma için kullanılacak özel bir araç gerekliyse, bunun çalışmadan önce
temin edilmiş olmasıdır.
Konuşma terapisi için terapistlerin dil ve konuşma güçlüğünü ve derecesini tespit
etmekte kullandıkları, bu amaç için özel hazırlanmış testler ve etkinliklerde çocuğu
gözlemek, gelişimindeki ilerleme ya da aksaklıkları kaydetmek için kullandıkları gözlem
formları da bulunmaktadır. Ülkemize göre standardize edilmiş ve kullanılmakta olan
testlerden önde gelenleri AAT (Ankara Artikülâsyon Testi) ve Türkçe Sesletim- Ses Bilgisi
Testidir.
AAT (Ankara Artikülâsyon Testi), 2–12 yaş arasındaki çocukların dildeki sesleri
edinme ve üretebilme becerilerini değerlendirmek üzere hazırlanmış bir testtir. Küçük
çocukların kolayca tanıyabilecekleri 48 renkli ve ilgi çekici resimden oluşmaktadır. Test
uygulamasında çocuğun sözcükleri söyleyiş şekli cevap kâğıdına yazılarak hataları belirlenir
ve buna göre puan verilir. Testin kullanım kılavuzundaki tablodaki değerlerle çocuğun aldığı
puan karşılaştırılarak yaşıtları düzeyinde olup olmadığı, değilse ne kadar geride olduğu
belirlenir. Çocuğun hatalarının yaşıtları düzeyinde veya ona çok yakın olması durumunda bir
dil uzmanına göndermeye gerek kalmaz.
Türkçe Sesletim- Ses Bilgisi Testi ise, 3 yaş ve üstü sesletim ve ses bilgisel
bozuklukların taraması, değerlendirilmesi ve terapi sonrasındaki gelişimi izleme amacıyla
geliştirilmiş bir testtir. Bu testle, konuşmanın içeriğinde; ifade edici dil ve konuşmanın
akıcılığı değerlendirilir. Ortalama sözce uzunluğun ve sosyal dilin değerlendirilmesine yöneliktir.
Bu testlerin dışında kullanılan testlerden biri de PPVT (Peabody Picture Vocabulary
Test) dir. Bu test daha çok çocukların alıcı dil gelişimini değerlendirmede kullanılmaktadır.
Çocuktan, verilen resimler içinden ona söylenen nesne ya da olayı göstermesi istenir. Ancak
bu test henüz ülkemize göre standardize edilmemiştir. Bu nedenle kullanımı yaygın değildir ve sonuçlar yanıltıcı olabilir.

KAYNAK:www.megep.meb.gov.tr

Döküman Arama

Başlık :