Kapat

ÇOCUKLA İLETİŞİM I

1. İLETİŞİM
1.1. Tanımı ve Önemi
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Behçet Necatigil
İnsan, ilişkileri içinde sürekli yeniden tanımlanan bir varlıktır. Diğer insanlarla hiç
ilişkisi olmayan bir insan düşünülemez. Demokratik yaşam, yeni iletişim becerileri
öğrenmeyi zorunlu kılar. İletişim becerileri hem bireyin, hem de toplumun hayatına
zenginlik ve saygınlık getirir.
İletişim duyguların, düşüncelerin, tutum ve tavırların, haber ve mesajların bir kişi, bir
grup ya da bir kurum tarafından bir kişi, bir grup ya da kuruma karşılıklı olarak iletilmesidir.
Bireyler arasındaki iletişim, diğer birey ya da bireylerce algılanan sözel ve sözel olmayan
davranışlar olarak açıklanabilir.
İki insan birbirinin farkına varınca iletişim başlar. Bir insanın ilişkilerinin niteliği, o
insanın yaşamının kalitesini belirler. Bireyler arasındaki sorunlar, aslında iletişim
sorunlarıdır ve hayatın değişik alanlarında kendini gösterir. Anne babanızın sizi
dinlemediğini, fikirlerinize önem vermediğini, ne zaman konuşmak isteseniz tartışmayla
sonlandığını düşünüyorsanız, bu bir iletişim sorunudur.
İletişim sorunları kardeşiniz, arkadaşınız, öğretmeninizle de olabilir. İletişim
sorunlarını çözmeden doyumlu bir hayat sürmek mümkün değildir. Her fırsatta
çevresindekilerle tartışan bir insanın, ne kadar mutlu ve huzurlu olduğunu düşünebilirsiniz?
Yeni insanlarla tanışmaktan kaçınan, tanıştığı insanlarla iyi ilişkiler kurup devam
ettiremeyen birey, bu yüzden yalnızlık içine girebilir. Bireyin sağlıklı bir kişiliğinin yanı sıra
iletişim becerileri de geliştirmesi gerekir.
İnsan iletişimi hem kafa hem de gönül zenginliği ister. Yani iletişimde bilgi ve
becerilerin öğrenmenin ve geliştirmenin yanında gönül zenginliği, sevgi, anlayış, hoşgörü ve empati olmalıdır.
Bilinçli iletişim anlamlı hayatın, anlamlı hayat da sakin ve huzurlu bir ruh halinin gelişmesine yol açar.
Resim 1:İletişim, sevgi, anlayış ve hoşgörü ister
1.2. İletişimin Öğeleri
İletişimin amacına ulaşabilmesi için iletişim sürecinin devam etmesi gerekir. İletişim
sürecinin temel öğeleri; gönderici (kaynak), mesaj (ileti), alıcı (hedef), kanal ve geri bildirimdir.
 Gönderici (Kaynak)
Duygu ve düşünceleri, bilgileri karşısındakine aktarma girişiminde bulunan kişi ya da
kurumdur. Kısaca iletişimi başlatandır.
 Mesaj (İleti )
Bir iletişim sürecinde iletişime esas olan bilgi ya da haber olarak tanımlanabilir. Yani
iletilmek istenilen konudur. Bu hareket, ses, jest ve mimik, ışık, resim, yazı, işaret gibi semboller olabilir.
 Alıcı (Hedef )
Mesajın ulaşması istenen kişi, kurum ya da topluluktur. Başarılı bir iletişimde,
göndericinin mesajı doğru iletmesi kadar, alıcının da çözümlemeyi doğru yapması önemlidir.
 Kanal
Mesajın alıcıya iletilmesini sağlayan araç ve yöntemlerdir. Kaynaktan gelen mesaj bir
araç ya da yöntem yardımıyla kanaldan geçerek duyu organlarından en az birine iletilmek
durumundadır. İletişim çok kanallı bir süreçtir Ne kadar çok duyu organı kullanılırsa iletişim
o derece başarılı olur. Görsel, işitsel, dokunsal, kokusal, tatsal, kanallar iletişimin başarısında
çok etkilidir. İletişim kanalları arsında bir uyum vardır.
 Geri Bildirim
Kaynaktan gelen mesajın alıcı tarafından nasıl anlaşıldığı ancak geri bildirim
sayesinde olur. Alıcının mesajı çözüp değerlendirmesinden sonra yeni bir mesaj kodlaması
ve geri bildirim yapması önemlidir. Eğer iletişim sürecinde geri bildirim sağlanmıyorsa
iletişimin tek yönlü olduğu söylenebilir.
“İnsanla münasebetin ateşle münasebetin gibi olsun. Çok uzaklaşma donarsın ; çok yaklaşma yanarsın. “
Sadi Şirazi
Kaynak → Kodlama → Kanal → Çözümleme → Alıcı
↑ ↓
← Geri bildirim (dönüt) ←
İletişim öğelerinin şematik olarak gösterilmesi
1.3. İletişim Türleri
1.3.1. Birey- Birey Arasındaki İletişim
 Psikolojik İletişim
İnsanın çevre ile iletişimi kendi içinde başlar. Düşünmesi, duygulanması,
ihtiyaçlarının farkına varması, kendi kendine sorular sorarak cevap araması bir iç iletişimdir.
İki insan arasında gerçekleşen iletişimin benzeri, tek bir insan içinde de gerçekleşmektedir.
Birey, iç dünyası ile iletişimde hem kaynak, hem de alıcı durumundadır.
Bireyin iç dünyası ile kurduğu iletişim, çevresiyle olan ilişkilerinde belirleyici rol
oynar. Birey, kendi içindeki iletişimin yanı sıra iç çatışmalar da yaşar. Bu iç çatışmalardan
kurtulmak için değişik yollara başvurur. Çatışmaya sebep olan davranışını değiştirir,
savunma mekanizmaları kullanır ya da yeni bilgiler edinerek o konudaki mevcut bilgisini
değiştirir İç çatışmalardan kurtulmak diğer insanlarla sağlıklı iletişim kurmak için çok önemlidir.
Doyumlu bir hayatı gerçekleştirmek, kişinin kendini değerli görmesiyle başlar.
Bireyin kendini olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmesi, kendini sevmesi iç ve dış dünyayla
anlamlı ilişkiler kurmasını kolaylaştırır.
Resim:2. Bireyin kendini anlamlı görmesi, iletişimini olumlu etkiler
“Yola çıkınca her sabah,
Bulutlara selam ver.
Taşlara, kuşlara,
Atlara, otlara,
İnsanlara selam ver.
Ne görürsen selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver
Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığa,
Bir kısmı seni de sarsın. ”
Üstün Dökmen
 Sosyal İletişim
Çevre ile iletişim her insan için çok önemlidir. İki ya da daha çok birey arasında olan
iletişime sosyal iletişim denir. Sosyal iletişimde gönderici ve alıcı arasında zaman ve mekan
birliği bulunması şart değildir. Örneğin bir televizyon programı izlemek, bir konferansı
dinlemek ya da yıllar önce yazılmış bir kitabı okumak sosyal iletişimdir.
Gönderici ve alıcı arasında zaman ve mekan birliği varsa bu iletişim şekline “sosyal
etkileşim “ adı verilir.
Resim:3. Sosyal etkileşim birey için önemlidir
YETİŞİR
Beni hatırladıkça,
Ara sıra gönlümü al.
Sokakta görünce, gülümse,
Yanıma yaklaş,
Az elin elimde kal.
Evine misafir geleyim,
Kahvemi sen pişir.
Taze doldurulmuş sürahiden
Bir bardak su ver
Yetişir…. .
Ziya Osman Saba
 Birey – Grup İletişimi
Sosyal bir varlık olan insan, hem bağımsız olmak hem de bir gruba ait olmak ister.
Birey olmak yani bağımsız olmak ve ait olmak ne kadar dengeli ise kişi de o kadar mutlu ve
enerjiktir. Grubun baskın olduğu, ilişkiler içinde tutsak kalmış, kendi isteklerini yapamayan
kişi mutsuzdur ve yaşam enerjisi düşüktür. Yapayalnız kalmış, kimsenin umursamadığı
kişide mutsuz ve yaşam enerjisi de düşüktür.
Bireyin kendisiyle olan iletişimi grupla ilişkisini etkiler. İletişimde başarılı olabilmek
için bireyde dürüst olmak, saygılı olmak, empati kurabilmek gibi birtakım becerilerin
gelişmiş olması gerekir. Bunun yanı sıra mesleki donanım, eğitim, statü vb. faktörler de
birey-grup iletişimini etkiler. Burada gruplar arası iletişim yüz yüze kurulabileceği gibi,
iletişim kaynaklarından da faydalanılabilir.
Grubun bireyin varlığına değer vermesi çok önemlidir. “Sen yoksun, umursanmaya
değmezsin “ mesajını bolca alan birey gerçekten umursanmayacak bir kişi olduğuna
inanmaya başlar. Böyle bir birey, eline fırsat geçince, örneğin trafikte, okulda ya da bir
mevki sahibi olduğunda “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz ?” demek ihtiyacı
hisseder.
Diğer taraftan, “Sen varsın, sen değerlisin “ mesajıyla büyüyen birey,kendisinin
değerli olduğuna inanır ve gruptaki diğer bireyleri de değerli görür. “Sen benim kim
olduğumu biliyor musun?” demek ihtiyacını hissetmez.
Etkinlik 1:
Drama çalışması-Dedikodu oyunu.
Öğretmen öğrencilerin sınıf içinde serbest gezinmelerini ister.
Önce öğretmen bir öğrencinin kulağına bir şeyler söyler.
Komutla birlikte yine serbest dolaşırlar.
İkinci komutla birlikte öğretmen başka bir öğrencinin kulağına söylerken, kulağına önceden
söylenen öğrenci de başkasına söyler.
Sonunda herkes kendisine ne söylendiyse onu söyler.
 Kitle iletişimi
Kişiler arası iletişim, yüz yüze yapılan iletişimdir. Kitle iletişiminde ise kaynak ve
alıcı birimler karşı karşıya gelmezler. Radyo ve televizyon, gazeteler, dergiler kitle iletişimin
kanallarını oluşturur. Kitle iletişimi ile tek bir kaynak, çok sayıda hedefe kısa bir sürede
ulaşarak pek çok konuda toplumu bilinçlendirir.
Kitle iletişimi geri bildirim, iletişim ortamı, ulaşım sınırlaması ve etki yönlerinden
bireyler arası iletişimden farklıdır. Bireylerin yüz yüze iletişiminde geri bildirim anında ve
doğrudan vardır. Karşıdakinin ses tonunda, duruşunda, yüz ifadesinde bunu görebilmek
mümkündür. Oysa kitle iletişiminde geri bildirim gecikmeli ya da hiç yoktur. Seyirci ya da
okuyucu mektupları ile geri bildirim alınmaya çalışılır. Kişiler arası iletişimin çift yönlü
olması zorunlu olduğu halde, kitle iletişiminde bu zorunluluk yoktur.
Bireyler arası iletişim çok rahat ortamlarda olduğu gibi çok resmi ortamlarda da
olabilir. Örneğin resmi bir iş yemeğinde bireyler daha biçimsel davrandıkları gibi, bir aile
yemeğinde de oldukça rahat davranışlar sergileyebilirler. Kitle iletişiminde ise iletişim
ortamı bu kadar çeşitlilik göstermez.
Bireyler arası iletişimle ulaşılabilecek kişi sayısı sınırlı iken, kitle iletişimde hemen
hemen sınırsızdır. Kitle iletişimi ile tüm dünyaya ulaşabilirsiniz. Yani kitle iletişiminde
ulaşım sınırlaması yoktur.
Yapılan araştırmalar, eski tutum ve davranışların değiştirilerek yenilerinin
oluşmasında bireyler arası iletişiminin, bilgi aktarılmasının ağır bastığı konularda ise kitle
iletişiminin önemli olduğunu ortaya koymuştur.
Resim 4: Kitle iletişim hayatın ayrılmaz parçasıdır
Etkinlik 2: Münazara
Sınıf iki gruba ayrılarak, aşağıdaki konular gruplara verilir ve münazaraya başlanır.
 Kitle iletişimi toplumun gelişmesinde önemli rol oynar.
 Kitle iletişiminin toplumun gelişmesinde rolü yoktur.
1.4. İletişim Yöntemleri
Kimi zaman insanların duygularını anlamak oldukça zordur. Konuşarak çözmeye
çalışsanız da birey duygularını yeterince anlatamıyor olabilir. Bu gibi durumlarda bireyi yüz
ifadesine, beden duruşuna ve hareketlerine bakarak anlamaya çalışırız. Görülüyor ki iletişim
sözlü olduğu gibi sözsüz mesajlarla da olabilir.
Etkinlik 3:
 Sınıf içinde ikişerli gruplara ayrılın (geniş bir salonda da etkinliği uygulayabilirsiniz).
 Sırtınızı birbirine dönük olarak oturun fakat vücutlarınız birbirine dokunmasın.
Birbirinizi görmemenize rağmen söylediklerinizi rahatça duyabileceksiniz.
 Aklınıza gelen herhangi bir konuda beş dakika birbirinize hiç bakmadan konuşun.
 Şimdi yüz yüze dönerek beş dakikada bu şekilde devam edin.
 Elele tutuşun. Hiç konuşmadan, söylemek istediklerinizi el ve yüzünüzle ifade etmeye çalışın.
 Ellerinizi bırakın ve rahatça yere oturarak, sırtınız birbirinize dönükken,
karşılıklı konuşurken, elele tutuşup konuşmadan iletişim kurmaya çalışırken
neler hissettiğinizi anlatın. Ortak duygular var mı? Ne zaman kendinizi rahat
veya tedirgin hissettiniz. Karşınızdakinin ne demek istediğini anlayabildiniz mi?
“İnsan için en kıymetli olan şey yine insandır. ” Spinoza
1.4.1. Sözlü İletişim
Sözlü iletişim, yüz yüze görüşmeler, toplantılardaki konuşmalar, brifingler, halka
hitaplar vb. şekilde konuşarak gerçekleşen iletişimdir. Gönderici ve alıcı arasındaki her türlü
konuşmalar sözlü iletişime girer. Sözlü iletişim yüz yüze olduğu gibi radyo, televizyon ve
telefonla da olabilir.
Sözlü iletişim sırasında ses tonu, ses hızı, ses şiddeti, vurgular, duraklamalar çok
önemlidir. Bunlar sözcüklerden daha etkilidir. 15-16 yaşında sınıfa hafif makyaj yapıp
gelmiş olan bir genç kıza öğretmeninin “Ne kadar da güzel olmuşun böyle. “ derken yaptığı
vurgular ve ses tonuyla aslında okul kurallarına uymadığı için bir kızgınlık olduğu anlaşılır.
Sözlü iletişim en yaygın ve etkili kullanılan bir iletişim yöntemidir.
Sözlü iletişimi etkili ve doğru kullananabilmek için, etkili ve güzel konuşmak, işitmek
ve dinlemek, soru sormak ve geri bildirim konularında gelişmek gereklidir.
SERE SERPE
Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış, hafiften; Kolunu
kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş İçinde
kötülüğü yok,biliyorum;
Yok, benim de yok ama…
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!
Orhan Veli Kanık
Resim 5: Sözlerle değil ama bakışları ile bir şeyler anlatıyorlar
1.4.2. Sözsüz İletişim
Bazen insanların duygularını anlamak gerçekten zordur. Kendilerine sorsanız da
anlatamayabilirler. Bu insanların kafalarının içine girilemeyeceğine göre yüz ifadelerine,
beden hareketlerine göre nasıl bir duygu içinde oldukları anlaşılmaya çalışılır. Zaten iyi bir
dinleyici, iletişim kurduğu kişinin yalnız söylediklerini değil yüzü, eli, kolu, ve bedeniyle de
yaptıklarını görür ve yorumlar.
Yüz yüze gerçekleşen iletişimlerde hem sözlü, hem de sözsüz mesajlar aynı anda
kullanılır. Yapılan araştırmalar yüz ifadelerinin, beden hareketleri ve duruşunun sözlü
iletişimden daha etkili olduğunu göstermiştir. Örneğin karşınızdaki kişiye” günaydın”
derken, size cevap verildiğini ancak hiç yüzünüze bile bakılmadan gidildiğini düşünün. Ne
hissedersiniz?
Özellikle duygular, sözsüz iletişimle daha etkili ve dolaysız biçimde ifade edilir.
Kızgınlık, yorgunluk, sevinç, korku gibi duygular sözsüz iletişimle daha iyi ifade edilebilir.
Sözsüz iletişim ile çelişkili davranışlar gösteren bireyin gerçek duygu ve düşünceleri ortaya
çıkar. Örneğin sinirlenmediğini söylediği halde dişlerini sıkmış, yerinde duramayan bir
insanın gerçekte sinirlenmiş olduğunu anlamak zor değildir. Sözsüz iletişim, bireyin gerçek
duygularını yansıtabilir ancak yüz ifadesi, beden hareketleri değişik yorumlara açık
olduğundan her şeyi açıklar, anlamına gelmez.
Sözsüz iletişimin önemli işlevleri vardır. Yakamıza taktığımız rozetle mesleğimizi,
kafamızı sallayarak bir görüşü onayladığımızı, annemize sarılarak onu çok sevdiğimizi ifade
edebiliriz. Ayrıca sözsüz iletişim, sözlü iletişimi de destekler.
1.4.2.1. Göz Kontağı
Göz, başlı başına bir mesaj kaynağıdır. Gözler, konuşmanın anlamını oldukça etkiler.
İyi satıcılar, politikacılar, yöneticiler, karşısındaki kişiyi etkilemek isteyen kişiler,
konuşurken karşısındaki ile göz kontağı kurar. Gözünü karşısındaki kişinin gözünden kaçıran
kişilerin, sakladığı bir şeyler olduğu düşünülebilir. Cevabı bilinmeyen sorular karşısında da
birey göz temasından kaçar.
Göz temasının süresi de iletişim açısından önemlidir. Japonlar’da uzun göz teması
saygısızlık olarak kabul edilir. Bakışlar statüyü belirler, az bakan çok önemlidir. Ünlü kişiler
kendileri ile röportaj yapan kişinin yüzüne hemen hemen hiç bakmaz, göz kontağı
kurmazlar.
Uzun süren dik bakışlar, hakimiyet kurma ve etkilemeyi, gülen gözler ise iyi niyeti
gösterir. Gözbebeğinin büyüklüğü, bakan kişinin baktığı şeye ilgi duyup duymadığını,
korktuğunu, heyecanlandığını anlamaya yardımcı olur.
Resim 6:Sizce, gözleri ne anlatıyor
Dudakların söylemekten çekindiğini,
gözler haykırır.
Will Henry
Etkinlik 4:
Sınıf içinde aşağıdaki drama çalışması yapılarak, beden dilinin nasıl bir mesaj olduğu görülür.
 İki öğrenci seçilerek kendi aralarında konuşmaları istenir.
 Üçüncü kişi olarak, yine bir öğrenci seçilir ve onlara katılmaları istenir.
 Konuşmalarının ortasında yanlarına gelen bu öğrenciden pek hoşlanmazlar.
 Bu kişiye karşı sadece beden dilini kullanarak, duygularını belli etmeleri istenir.
1.4.2.2. Beden Dili
İnsanlar arasında başarılı iletişimin gerçekleşmesi için beden dilinin iyi bilinmesi
gerekir. Beden duruşlarını, hareketlerini iyi gözlemleyen ve çözebilen kişi, bir iş yöneticisi,
bir anne, bir baba, bir eş ya da bir arkadaş olarak karşısındaki ile daha derin ilişkiler kurma
olanağına sahip olur.
Beden Dilini Kullanma Teknikleri
Yüz ifadeleri-mimikler: İnsan vücudunun en dikkat çeken yeri yüz, yüzde en çok
dikkat çeken yer ise gözlerdir. Ancak yüz ifadelerini anlamak o kadar kolay değildir çünkü
yüz karmaşık bir iletişim sistemi oluşturur.
İnsanın yüzünde mimikleri gerçekleştiren, çoğu çift olmak üzere 20 kas grubu
bulunmaktadır. Bunlarla yüzlerce farklı yüz mimikleri yapılmaktadır.
Jestler; el ve kol hareketleri: Jestler, yani el ve kol hareketleri, duyguların en güzel
belirtileridir. Bir çocuğun başparmağının ucunda bir santimetre karede 6. 000 sinir hücresi
sonlanmaktadır. İnsan, parmakları arasında bir toz zerresini bile algılayabilir. El, çok duyarlı
hareket ve hissetme becerisine sahiptir.
Resim 7:El ve kol hareketleri küçükken çok kullanılır
Karşınızdaki kişinin parmaklarını masaya vurması, elindeki kağıdı sürekli büküp
katlaması, sizinle birlikte olmaktan rahatsız olduğunu düşündürür. Bu tür davranışlar
karşıdaki kişi ne derse desin, onun gerçek heyecanlarını açığa çıkarır. Ya da kızgın kişi
kendini ne kadar kontrol ederse etsin yumruklarını sıkmaktan kendini alamaz.
Her şeyi olduğu gibi açık ve anlaşılır şekilde sizinle paylaştığını söyleyen bir kişinin
ellerine bakın; eğer söyledikleri doğru değilse ellerini ağzına ve yüzüne kapar.
Siz hiç kitapları göğsüne yaslamış okula giden bir erkek öğrenci gördünüz mü? Tabi
ki hayır. Çünkü erkekler genelde kızlardan daha saldırgan oldukları ve bir şeyler kanıtlamaya
çalıştıkları için kollarını sağa sola açarak yürürler. Kızlar ise kitapların arkasında savunmada yürürler .
1.4.2.3. Beden Duruşu
Karşımızdaki kişiyle iletişime kurarken bedenin duruşu çok önemlidir. Bazen sözle
ifade edilemeyen duygular ve düşünceler beden duruşu ile gösterilir.
Omuzların dik ya da çökük olması, kolların açık ya da kapalı oluşu, ayakların bitişik ya da
ayrık oluşu vb. birer mesaj oluşturur.
Beden duruşu duygularımızı, duygularımız da beden duruşunu etkiler. Kolların
kavuşturulması karşıdaki kişinin iletişim isteğini azaltır. Beden duruşunun değişmesi,
duyguların değişmesine yol açar. Bedendeki değişiklikler, beyne mesajlar gönderir ve
vücudun kimyasal salgıları değişir.
Kambur öne eğik duruş, ruh halimizi de eğip büker ve karımızdakinin önünde daha
ezik ve eşit olmayan duruma düşeriz. Oysa dik ve sağlam duruş, ruh halini de güçlü kılar.
Gülümseme de duyguları daha güçlü bir hale getirir. Bize, hayatımızdaki en önemli
güçlerden biri olan hayat enerjisini geri getirir.
Resim 8:Beden duruşu bazen sözlü iletişimden daha etkilidir
1.5. İletişimde Görünüş ve Davranışın Önemi
İletişimde, dış görünüşün ve davranışların önemi büyüktür. İnsanların giyinişleri
onların meslekleri, gelir durumları, sosyal mevkileri, politik tutumları, inançları hakkında
bilgi verir. Asker, polis gibi resmi kıyafet taşıyan kişiler arasındaki ilişkiler, kıyafetin
üzerindeki rütbelerden etkilenir ve ilişkileri yönlendirir.
Resim 9:Resmi elbise ve rütbeler iletişimi etkiler
Dış görünüş birey hakkında bilgi verir. Amerikalı bir üniversite öğrencisi, iki farklı
biçimde giyinerek otostop yapmıştır. Pazartesi, çarşamba ve cuma günleri özensiz, dağınık
şekilde yola çıkmış ve otostop yapmış; salı, perşembe ve cumartesi günleri ise takım elbise,
kravat ve boyalı ayakkabılar giymiş ve yine aynı yerde otostop yapmıştır. Sonuç olarak
özensiz, dağınık kıyafet giydiği gün kendisi gibi giyinmiş, eski arabalı kişiler durmuş; özenli
giyindiğinde ise, iyi giyimli, lüks arabalı kişiler durmuştur.
İnsanlar, genellikle ev içinde dağınık ve özensizken, dışarı çıkarken en iyi giysilerini
giymeye özen gösterirler. Tıpkı hiç kullanılmayan, sadece misafir geldiğinde kullanılan
misafir odaları gibi. Oysa aile kavramı her şeyin temelini oluşturduğuna göre en çok özen
isteyen kurum orasıdır.
İş görüşmelerine gidildiği gün, karşıdaki kişiyi olumlu biçimde etkilemek için giyime
özen gösterilir. Aslında kendine saygısı olan, kendini seven kişi her zaman giyimine ve
temizliğine önem verir. Çünkü giyim tarzı dış görünüşü ve davranışları, dolayısıyla iletişimi
etkiler. İnsanlar size yaklaşırken giyiminiz, konuşmanız ve davranışlarınız çok önemlidir.
Unutmayın;
“ İnsanlar, giyimiyle karşılanır, kafaları ile uğurlanır . “
Etkinlik 5
İnsanlarla olan etkileşiminizi gözden geçirin. Diğer insanlarla ilişkilerinizi nelerin
etkilediği ile ilgili bir yazı hazırlayın. Bu yazınızı sınıfta diğer arkadaşlarınızla paylaşınız.
“Büyük işler başarmak için üstün yetenekli olmak gerekmez. İnsanüstü değil ama
insanların içinde, onlarla birlikte olmak gerekir.
Montesquieu
1.6. İş Hayatında İletişim
Bir İsviçre dergisinde yayınlanan karikatür şöyledir: İki adam koskoca sandığı bir
kapıdan geçirmeye çalışıyorlar. İkisi de kan ter içindedir. Birincisi, “Ne de ağır sandıkmış,
bir türlü sokamadık. “diyor. Öteki, “Ne?” diyor, “İçeriye mi? Sandık dışarı çıkacak değil miydi ?”
Günümüzde çalışan insanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Çalışanlar arasındaki
iletişim ne kadar başarılı ise iş doyumu, performans ve verim o kadar yüksektir. İletişim,
açık, net ve dolaysız olduğunda para, emek boşa harcanmamış olur.
1.6.1. Çalışan-Amir İlişkileri ve İletişim
Her kurumun kendi içinde yönetici ve yönetilen elemanları vardır. Amir olmak zor bir
sanattır. Çünkü farklı kişilik özellikleri olan insanlarla zamanının çoğunu geçirerek, onları
harekete geçirmek ve iş yapmak için arzu uyandırmak zorundadır. Bu da çok kolay bir iş
değildir. Amir, bütün gözlerin her an üzerinde olduğu biridir. Yanında çalışan kaç kişi varsa
o kadar da eleştirmeni var demektir. O, başkalarının izleyeceği bir vicdan olmalıdır.
Resim 10: Amir, birlikte çalıştığı kişilere değer vermelidir
Amirin çalışanlara karşı açık olması çok önemlidir. Çalışanlara, yapılacak işin amacı,
alınması beklenilen sonuç önceden ve iyice anlatılmalıdır. Yine amir, birlikte çalıştığı
insanlara güvenmeli ve onlarla övünmelidir.
“Büyük işleri büyük adamlar yaparlar fakat hiçbir zaman yalnız başlarına değil.
Meşhur çelik kralı Andrew Carnegie’ye dünyanın en büyük çelik tesisini kurduğu bir
sırada şöyle bir soru sorulur. “Elinizde şu anda mevcut bütün olanak ve tesislerinizi
kaybettiniz, acaba böyle muazzam bir tesisi yeni baştan ne kadar zamanda kurabilirsiniz?”
Carnegie “Bu sorunuza iki ayrı şekilde cevap vereceğim. ” demiş. “Eğer olanak ve
tesislerden maksadınız fabrikaların makine ve tezgahları yani sanayinin fiziki kısmı ise ve
bunların hepsi bir felaket yüzünden mahvolmuşsa önemli değil, elemanlarım yani insani
kısmı aynen sağ ve salim elimde kalmış ise o zaman üç seneye varmaz, şimdikinden çok
daha mükemmel ve modern bir şekilde tesisimi kurarım. Fakat bütün elemanlarım elimden
alınmışsa, o zaman böyle bir tesis kurmak için artık ömrüm yetmez. ”
Böyle bir bakış açısına sahip olan yöneticinin yanında çalışan personel, her zaman
doyum içinde ve başarılı olacaktır. Belirli hedeflere ulaşabilmek için amir-çalışan
ilişkilerinin içten, samimi olması gerekir. Amir çalışanlarına söz hakkı vermeli,
düşüncelerine değer vermelidir. Diğer konularda olduğu gibi iletişim konusunda da örnek
olmalı, ilişkilerde hemşerilik, akrabalık gibi ayrım yapmamalıdır. Çalışanlara karşı adil
davranılmalı, ödül ve cezalar eşit olmalıdır. İş hayatının getirdiği etik kurallara uyulmalıdır.
Kim başkalarını yenmek istiyorsa, önce kendisini yenmelidir. Kim başkaları
hakkında hüküm vermek istiyorsa, önce kendisi hakkında hüküm vermelidir. Kim
başkasını tanımak istiyorsa, önce kendi kendini tanımalıdır.
Konfüçyüs
1.6.2. Liderlik
20. yüzyılın başlarından itibaren, gerek iş hayatında, gerekse eğitim hayatında
üzerinde en sık çalışılan ve ilgi çeken konuların başında ‘liderlik’ gelmektedir. Liderlik
konusunda yapılan çalışmaların sayısı 3000’den fazladır. Bu nedenle liderlik kavramının
tanımlanmasında da pek çok çeşitlilik vardır. Yapılan bazı tanımlar şunlardır.
“Liderlik, etkilemektir. ” (Argyris,1976)
“Liderlik, bütünleşmiş ve amaca odaklanmış takımlar yaratmaktır. ”(Clark,Clark ve Campbell, 1993)
“Liderlik, ortak amaçları gerçekleştirmek için grup etkinliklerini etlkileme sürecidir. ”(Bass ve Avolio, 1993)
Liderlik, kelimesinin sözlük anlamı ise belirli şartlar altında, belirli kişi ve grup
amaçlarını gerçekleştirmek üzere organizasyonun diğer elemanlarını etkileme, motive etme
ve yönlendirme sürecidir.
Bu tanımlara bakıldığında liderlikle ilgili önemli birkaç noktanın şunlar olduğu görülür.
 Liderlik, bir süreçtir.
 Liderlik, etkilemedir. Geleneksel anlayışın tersine grup üyeleri üzerinde güç ve
otoritenin kullanılması değil, onları etkileme temelinde işler. Bu etkileme
liderin karizmatik özellikleri, örgütte yeni süreçler başlatması, grup üyelerini
daha üst amaçlara yöneltme konusundaki ikna yeteneği şeklinde kendini gösterir.
 Liderlik, ortak amaçların varlığında anlamlıdır. Liderler ya var olan amaçları
gerçekleştirebilmek için yeni süreçler başlatırlar veya bu tür amaçların
olmaması durumunda bu amaçları oluşturulmasına öncülük ederler.
 Lider grupla vardır. Lider, grubundaki kişilere bir şeyi zorla yaptıramaz, tam
tersine yönetilenler kendi istekleri ile yönetilmeyi ve etkilenmeyi kabul etmelidirler.
“Bir kişinin devlet adamı olabilmesi için her şeyden önce yöneteceği toplumla dost
olması, dostluk kurması gerekir.
Kemal ATATÜRK
Sosyal bilimciler büyük liderlerin kişisel, fiziksel ve psikolojik özelliklerini
araştırmışlardır. Buna göre büyük liderler zekidirler, iyi konuşurlar, etkileyici ve
karizmatiktirler, iyi eğitim almışlar, risk alırlar, cesurdur, öz güvenleri çoktur. Mustafa
Kemal Atatürk, Fatih Sultan Mehmet tarihimizin en önemli liderlerindendir.
Bütün bunlar dikkate alınarak liderin taşıması gereken özellikler şöyle sıralanabilir:
 Görev, amaç ve hedefleri belirleyecek stratejileri oluşturmak,
 Vizyon sahibi olmak,
 Doğru ve hızlı yargılama yeteneği olmak,
 Yaratıcı olmak,
 Güven verici, dürüst ve girişimci olmak,
 Pozitif hırs, özgüven ve yükselme arzusuna sahip olmak,
 Çalışanları motive etmek, gelişimlerine önem vermek,
 Kişiler arası etkin iletişim kurabilmek ve sürdürmek,
 Aktif, sosyal işbirliğine yatkın, uyumlu ve esprili olmak,
 Koordine edici, bütünleştirici olmak, ekip çalışmasına inanmak,
 Kararlı ve sabırlı olmak.
Eğitim yönetiminde liderlik; önce problemleri gerçekçi bir gözle görebilmeyi, sonra
onları çözebilecek bazı yeteneklere sahip olmayı gerektirir. Lider, büyük planların yaratıcısı
ve başlatıcısıdır. Bu planların gerçekleştirilmesini yönetici sağlar.
Lider ve yönetici arasındaki farklılıklar şunlardır:
 Lider yenilik yapar; yönetici düzeni sürdürür.
 Lider geliştirici; yönetici koruyucudur.
 Lider insanlar üzerine odaklaşır; yönetici ise sistemler ve yapı üzerinde odaklaşır.
 Lider geleceği yaratır, risk alır, cesurdur; yönetici bugünü düşünür.
 Lider mevcut durumu sorgulayıcı; yönetici ise kabul edicidir.
 Lider doğru işler yapar; yönetici ise işleri doğru yapmaya çalışır.
 Lider yeni kaynaklar, enerjiler oluşturur; yönetici ise kâr-zarar çizgisindedir.
Lider, dayanıklılığı, çalışması, inancı kısacası karakteri etrafındaki insanlardan üstün
olan, buna rağmen kendisini onların üstünde görmeyen, onlarla olmaktan gurur duyan, onları
heyecanlandıran, çalıştıran, onlara yol gösteren ve ışık tutan bir insandır.
“ Liderler doğarlar, yapılmazlar. ” şeklindeki sözün aksine liderlik sanatı öğretilebilir
ve öğrenilebilir. Okul öncesi dönemden başlayarak aile çocuklarının özelliklerini iyi
tanımalı, hangi alanlara ilgi ve yeteneği olduğu araştırıp geliştirmeye çalışmalıdır. Bu
alanlarda ona yol gösterilmeli, zaman ve ilgi vermeye istekli olunmalıdır. Çocuklara özgüven
gelişimi, cesaret, sözel yetenek gibi konularda doğru model olunmalıdır.
Zirveye doğru çıkıldıkça hayat güçleşir, soğuk artar, sorumluluk çoğalır.
Nietzsche
1.6.2.1. Yetki
Örgütsel amaçları başarmak için, belirli görevleri, faaliyetleri yaptırma, astları
harekete geçirme ve karar verme hakkına “yetki” denir. Yönetici, amaçlarını
gerçekleştirebilmek için örgüt içinde gerekli işlerin yapılmasını astlarından isteme hakkına
sahiptir. Yetkinin anlaşılması için şu basit formülü yazabiliriz.
Yetki + Sorumluluk =İktidar
Yetki – Sorumluluk =İktidardan ayrılma
Yetki sahibi kişi, bir taraftan verimliliği artırma yolunda çalışanlara baskı yapar, diğer
taraftan da bilgi ve iletişim teknolojileri yüzünden gerileyen insan ilişkilerini ve örgüt içi iş
birliği ve takım çalışmasını göz ardı ederse, bilgi yönetimi kısır bir döngü içerisine girer.
Yani, yöneticinin sert tutum sergilediği, çalışanların psikolojik olarak rahatlatılmadığı veya
sosyal bir varlık olarak değil de “ekonomik bir varlık” olarak görüldüğü örgütlerde iletişim zayıftır.
Yetki sahibi kişi, birlikte çalıştığı personele karşı adil olmalı, onlardan gelen geri
bildirimlere önem vermelidir.
1.6.2.2. Disiplin
Grup bütünleşmesini sağlayan değerler arasında disiplinin önemli bir yeri vardır.
Disiplin, iş yerinin standart ve hedeflerini yerine getirmek için izlenmesi gerekli kurallar ve
kişisel kontrolü içermektedir. Yani, örgüt için yararlı olan davranış biçimlerinin alışkanlık
haline gelmesine ve uygulanmasına denir.
Bir iş yerinde disiplin anlayışı, işçi ve işverenlerin ortaklaşa kurup sürdürdükleri,
geliştirip uyguladıkları davranış örüntüleridir. Bu örüntüler iş yerinin özelliklerine göre
farklılık gösterir. Bir hastanede uyulması gerekli kurallara bir fabrikada uyulması gereken
kurallar arasında çok farklılık vardır. Yöneticiler iş yerinin disiplininden birinci derecede
sorumludurlar. Bu sorumluluk, uyulması gereken kuralların çalışanlara duyurulması ile
başlar. Fakat sadece kuralları duyurmak yetmez, anlaşılıp anlaşılmadığı da belirlenmelidir.
Anlaşılamayan kurallar uygulanmazlar. Çalışanların kuralların saptanmasına katkıda
bulunmaları, uyumu çok daha kolay yapacaktır.
İyi bir disiplin için her kural ve koşul, herkese eşit uygulanmalıdır. Yönetici adil,
esnek, tarafsız olmalıdır. Kurallar topluma, amaç ve ihtiyaçlara uygun olmalıdır. Disiplin,
çalışanların inanarak ve isteyerek iş yeri kurallarına uygun davranışını sağlayan güçtür.
İyi bir disiplin; çalışanların düzenli, enerjik olmalarına yardımcıdır. Tavır ve
davranışlarının düzelmesi, iş ve kalite miktarının artması, yönetimlerinin kolay olması iyi bir
disiplinle sağlanabilir. İş disiplini; yaptığı işi, denetleyen biri olmasına gerek kalmadan en iyi
şekilde yapmaktır.
1.6.2.3. Yetki Devri
Yönetici, özellikle işletmenin büyük ve faaliyetlerinin çok geniş ve karmaşık olması
durumunda, yetkilerinin bir kısmını başkalarına devreder. Buna “yetki devri” denir. Yetki
devri, belirli görevlerin yapılması ve kararların alınması için geçici veya sürekli olarak
başkalarına yetki tanınmasını ifade eder. Yetki devrine, güç paylaşımı veya katılımcı
yönetim de denir.
Büyüklüğün bedeli sorumluluktur.
Winston Churchill
1.6.2.4. Statü
Bir sosyal sistemi birbiriyle ilgili “statüler” oluşturur. Statü, bireyin toplumda işgal
ettiği yer, mevkidir. Bir aile içindeki anne, baba, kız- erkek çocuk statüleri bir bütün olarak
aile sosyal sistemini oluşturur ve bunun parçalarını, unsurlarını meydana getirirler.
Statü, kişinin çocuk, doktor, zenci, otobüste yolcu gibi kim olduğunu belirler; rol ise
bu kişinin neyi nasıl yapması gerektiğini gösterir. Statü, kendisini işgal edene bir kısım
sorumluluklar yükler ve haklar sağlar. Toplumsal yaşam içinde herkesin birden fazla statüsü
vardır. Bireyin belirli bir statüyü işgal etmesi değişik kişilere karşı ayrı ayrı roller
oynamasını gerektirir.
Belirli statüleri işgal eden kişiler birbirlerine karşı ne gibi bir davranış geliştirmeleri
gerektiğini tespit edebilmektedir. Bir profesörün, bir sosyal kulübün yönetim kurulunda yer
alması, diğer yönetim kurulu üyelerinin ona karşı davranışlarını etkiler.
1.6.2.5. Kontrol (Denetim)
Etkili denetim yapılmadan başarı durumu anlaşılamaz. Kontrol, olması gereken ile
olanın karşılaştırılması ve aradaki olumsuz ve istenmeyen farkların belirlenerek düzeltici
önlemlerin alınması, istenen hedeflere ve üretim seviyesine ulaşıp ulaşılmadığını veya ne
ölçüde ulaşıldığının araştırılmasıdır.
Kontrol, standartlaşmayı sağlamak, israftan kaçınmak, devredilen yetkinin kontrolünü
yapmak, başarıyı ve üretimi değerlendirmeyi amaçlar.
1.6.2.6. Çalışanların Eğitimi
Yaklaşık iki bin yıl önce Çin’de devlet memuru olacak adaylar üç gün süreyle bir
odaya kapatılır, kimse ile konuşturulmaz, özel olarak hazırlanmış sorulara cevap vermek
suretiyle sıkı bir disiplinden geçirilirmiş.
Churhchill hakkında, “Eğer İngilizceyi bu kadar mükemmel kullanmasını bilmeseydi,
İngiltere II. Dünya savaşını kazanamazdı. “ denilmişti.
Japonya’da çok yoğun çalışan yöneticiler bazen bir yıl ayakkabı boyacılığı gibi bir iş
yapıyor, bir yıl sonra işlerin başına farklı bir insan olarak dönüyorlar.
Öğrenmek ve öğrendikleri doğrultusunda gelişmeye çalışmak bir hayat şekli olarak
kabul edilmelidir. Bizim ülkemizde öğrenme erken bırakıldığı için insanlar 18 yaşında
yaşlanmaya başlıyor, 30’larda ölüyor, 70 yaşında gömülüyorlar.
“İnsan öğrenmeyi bıraktığı gün yaşlanır. ”
Henry Ford
Dünya değişmekte, her meslek kolundan eskiye göre daha çok özellik beklenmektedir.
Çalışan personelin iyi bir yabancı dil bilmesi, bilgisayar kullanabilmesi, kitle iletişim
araçlarından yeterince faydalanabilmesi, insan ilişkileri ve iletişim konusunda yeterli olması
gibi beklentiler bunlardan bazılarıdır.
Bu beklentilerin gerçekleştirilmesi, çalışanların geliştirilmesine yönelik çalışmalar
yapılması personel eğitimi ile gerçekleşir. Gün geççikçe bu tür çalışmaların önemine daha
çok inanılmış ve bu tür eğitimlerin sayısı artmıştır.
Bu eğitimler mesleki gelişimin yanında bireyin enerjisini, çalışma isteğini artırmak,
mutlu olmasını sağlamak amacıyla da yapılır. Bazı büyük şirketler bilgilendirme
çalışmalarıyla birlikte özellikle öğle aralarında müzik dinleme, dans etme gibi eğlendirici,
motive edici çalışmalar da yapmaktadır.
Çalışanların eğitimi için harcanan paralar asla boşa gitmez, iş yerine geri döner.
Çünkü mutlu ve eğitimli çalışan, iş yerine daha bilinçli, daha yaratıcı, daha güvenli katkı
sağlar. Yönetici gelişmeleri yakından takip etmeli, çalışanlarına da eğitimler ile
yansıtmalıdır. Böylelikle işten beklenen verim de sağlanmış olur.
1.6.2.7. Teşvik Tedbirleri (Motivasyon)
Teşvik tedbirleri çalışanların gelişimini olumlu yönde etkileyen, yönlendirici bir
güçtür. Kişisel ihtiyaçlar, istekler ve dürtülerden kaynaklanır, kişiye bir davranışta bulunma
isteği verir, hedefe veya ödüle yöneliktir. Hedefler davranışları etkiler. Motivasyon maddi
olabileceği gibi manevi de olabilir. Manevi motivasyon, kişilerin kendilerini grup amaçlarına
katkıda bulunmaya, sorumluluk paylaşmaya yönlendirir.
Manevi ve maddi teşvik tedbirlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
 Ücret, prim ve ödüller,
 Sosyal kolaylıklar, ekonomik yararlar( servis, öğle yemeği vb. )
 Teşekkür, takdir gibi övgü, yapıcı eleştiri,
 Sosyal saygınlık sağlamak (aranan kişi),
 İş güvencesi ve iş güvenliği sağlamak,
 Çalışma saatlerini planlama ve moral verme,
 Hizmet içi eğitimlerle bireyi geliştirme,
 Yetki verme,
 Çalışanlarla konuları paylaşma, ortak hedefler belirleme,
 Sosyal etkinliklere önem vermek.
Yönetici, çalışanın ihtiyaçlarına uygun olarak bu tedbirleri artırabilir).
İnsana yapılan yatırım, aynı zamanda gelişmeye yapılan yatırımdır. Bu yüzden
çalışanların mutlaka motive edilmesi, ödüllendirilmesi ve tanınması gerekir.
Eğer mümkünse gece yatağınıza yattığınızda “Bugün bir insanın olduğundan
birazcık daha bilge, biraz daha mutlu ya da biraz daha iyi olmasını sağladım. ”
demeden uyumayı, asla bozulmayacak bir kural haline getirin.
Charles Kingsley
1.6.3. Çalışanların Birbiriyle İlişkileri ve İletişimleri
Günümüzde teknolojik gelişmelerin hızlı bir şekilde artması, kurum içindeki sözlü
iletişimi olumsuz yönde etkilemektedir. Oysa bilgi yönetimi, kurum içinde çalışanların
ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine çok önem vermektedir. Resmi olmayan
ilişkiler sayesinde çalışan düşüncelerinin paylaşılmasının, iş yerindeki bilgi akışını son
derece kolaylaştırdığı söylenebilir. Hatta çalışanlar arasında gerçekleşen dedikodu ve sohbet
niteliğindeki diyaloglar, iş yerinin geri bildirim almasında büyük rol almaktadır. Ayrıca, bu
durum çalışanların psikolojik durumunu dışa yansıtması niteliği taşıması dolayısıyla bir
açıdan rahatlamalarını da sağlamaktadır ki, bu insan ilişkileri yaklaşımının temellerinden
birisi olan “çalışanların psikolojik olarak rahatlatılması “görüşünü destekler niteliktedir.
Yönetsel faaliyetlerini ve verimliliğini bilgi ve iletişim teknolojileri ile buna bağlı
araçlara dayandıran kurumlardaki insan ilişkileri çıkmazdadır. Bu çıkmaz planlı ve insan
ilişkilerini geliştirme ve iyileştirme amacına yönelik olarak oluşturulacak, iyi bir bilgi
iletişimi ve yönetimi sayesinde aşılabilir. Çalışanların ilişkilerinin kurum tarafından
desteklenecek politikaların oluşturulması gerekmektedir.
Çalışanlar arsındaki olumlu ve sıcak iletişim kurumun verimliliğini, üretkenliğini ve
devamlılığını oluşturması açısından çok önemlidir. Yine çalışanlar arasındaki ilişkilerinin
düzeyi, kurumsal iletişimin yoğunluğu ve süresi işletme içindeki bilgi akışının üst düzeye
kadar ulaşmasında etkilidir.
Geri bildirimlerin alınmadığı, yönetim anlayışının yazılı ve katı kurallara bağlı olduğu
kurum içi iletişimsizliğin sıkça yaşandığı, iş birliği faaliyetlerinin giderek azaldığı ve ortak
sahiplenme dürtüsünün olmadığı kurumlarda bilgi, sadece iş yerinin çıkarına hizmet eden bir
araç olarak nitelendirilir. Bu kurumlarda gelişmeden söz etmek zordur.
1.6.3.1. Dayanışma
Çalışanların bulundukları ortamda birbirlerinin bilgi, donanım ve tecrübelerinden
yararlanması iş verimini arttırır. Aralarındaki iletişimi ve paylaşımı kuvvetlendirir. Böylece
çalışanlar arasındaki dayanışma ruhu her zaman canlı kalır. Yönetimdeki kişilerin bu bilinçle
çalışanlar arasındaki dayanışmayı desteklemeleri gerekmektedir. Yoksa olumsuz iletişim
içindeki bireyler birbirine yardım etmez, strese girerler, bu da iş verimini ve gelişimini
sekteye uğratır
1.6.3.2. İşe ve Çevreye Uyum
Bireyin içinde bulunduğu çevreye uyumu onu mutlu eder. Mutlu insan daha enerjik,
hayat dolu, kendisiyle barışık ve gelişmelere açıktır. Can Dündar bir yazısında “Bir tepsinin
içinde beş top taşırız; işimiz, ailemiz, sağlığımız, dostluklarımız, benliğimiz. Bunlardan
dördü cam, biri lastik toptur. Diğerleri düştüğünde kırılır, işimiz ise lastik toptur kırılmaz,
sadece zıplar.” diyordu. Bu nedenle önceliği işimize değil, ailemize,
dostluklarımıza,sağlığımıza ve kendimizi geliştirmeye vermeliyiz.Cam toplardan biri
düştüğünde tuz-buz olur ve yerine koymak imkansızdır. Lastik top düştüğünde zıplayacağı
için her seferinde yakalayıp tepsiye tekrar koyma şansımız var.
Ahmet Şerif İzgören’in “Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır” kitabında,
kendisinin batılılarla yaptığı toplantı aralarında, “Bizimle sizin aranızdaki fark ne?”diye
sorulan sorulara verdiği cevabın, “Sizin aranızda bir yarış var. Biriniz yanlışlıkla düşse
ötekiler üstüne basar ve geçer, gider. Bizde öyle değildir, üzerine basıp geçen olmaz, aksine
durup ayağa kaldırmak isteyen çok olur. ” Böyle bir ortamın yaşandığı yerde uyum,
dayanışma ve başarı kaçınılmazdır.
Başkalarından üstün olmakta herhangi bir asalet yoktur. Asıl asalet, eski senden
daha üstün olmaktadır.
Hint Atasözü
1.6.3.3. Rekabet
Bireyler arasındaki rekabet, örgütsel canlılığın, verimin artması için gereklidir.
Günümüzde bireyler arası rekabet artmıştır. Bu yüzden insanların çeşitli konularda bilgi
birikimine sahip olmaları gerekmektedir. Bilgi birikimi bireyde güç kaynağı oluşturur.
Donanımlı birey, diğer arkadaşlarından daha etkin ve daha başarılı olacaktır. Sağlıklı
rekabetin olmadığı ortamlarda çalışanlar kendilerini geliştirme ihtiyacı hissetmezler. Sonuç
olarak, çalışmalardan istenilen verim alınamaz. Rekabetin olduğu yerde gelişme vardır.
Delilik, her gün aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar
beklemektir.
1.6.3.4. Ortak Amaç
Her kurumun önceden belirlediği hedefleri vardır. Bu hedeflere ulaşmak için çalışan
personelde “ortak amaç” bilinci oluşturulmalıdır. Ortak amaç bilincinin oluşmasında
yöneticilerle çalışanlar arasında kurulan iletişimin rolü büyüktür. Daha öncede söylendiği
gibi, geri bildirimlerin alınmadığı, yönetim anlayışının yazılı ve katı kurallara bağlı olduğu
kurum içi iletişimsizliğin sıkça yaşandığı, iş birliği faaliyetlerinin giderek azaldığı ve ortak
sahiplenme dürtüsünün olmadığı kurumlarda çalışan, sadece iş yerinin çıkarına hizmet eden
bir araç olarak nitelendirilir. Bu kurumlarda gelişmeden söz etmek zordur. Bireyin
motivasyonuna ortak amaçları gerçekleştirmek için, önem verilmelidir.
1.6.3.5. Sosyal Çevre ve Kişilerle İletişim
Birden fazla kişinin veya grupların birbiri ile bağlantıları, sosyal ilişkileri oluşturur.
Bir yazarın dediği gibi “Toplum, sosyal varlıkların karşılıklı olarak birbirlerini tanımaları,
kabul etmeleri şartıyla hareket etmeleri halinde var olabilir ve böylece beliren ilişkilere
sosyal ilişkiler adı verilir. ”
Resim 11: Aile önemli bir sosyal çevredir
İnsanların, üyesi olduğu pek çok sosyal çevre vardır. Aile, akraba, okul, iş vb. Amaç,
nitelik ve genişlik bakımından birbirinden farklı olan bütün topluluklara “sosyal çevre” denir.
Sanayi öncesi toplumlarda, ancak fiziksel güçle ulaşılabilen kişilerle iletişim
kurulabilirdi. Yürüme mesafesinde oturan mahalledeki kişiler, aynı köyde, kasabada oturan
yakınlar, akrabalar, komşular en yoğun ilişki kurulan kimselerdi. Günümüzde ise teknolojik
gelişmelerle birlikte sosyal çevrenin sınırları büyümüştür. İnsanlar kasaba, kent hatta ülke
sınırlarını geçen dostluklar kurmuşlardır.
Bazen bu kadar büyük sosyal çevre içinde bile insan, kendini yalnız hissedebilir.
Yalnız olmakla, tek başına kalmak arasında fark vardır. Sosyal çevre içindeki insanların
ilişkilerinde candanlık, samimiyet yoksa birey kendini “yalnız hisseder”. Bazı insanlar
evliliklerinde bile yalnızlık içindedir.
Birey sosyal çevresi ile düşünce, spor, din, bilgi, eğitim, kültürel faaliyetler konularını
paylaşır. Sosyal çevrenin sürekli ve çeşitli kuralları vardır Bireyler arasında sözlü ve sözsüz
iletişim kullanılır. Günlük hayatta iletişim kanallarının açık olması bireylerin başarısı ve
mutluluğu için ön koşuldur.
Bireyin içinde yaşadığı çevrede mutlu olması, iş ortamında da mutluluğu ve başarıyı
getirir. Bireyin yaşamı anlamlı ise bu ona coşku verir. Yaşamda anlamını bulan her ilişki,
bireye heyecan verir.
Resim 12: kültürel faaliyetlere katılım sosyal çevreyi zenginleştirir
1.6.4. İletişim Engelleri
Etkinlik 6 : Drama Çalışması
Öğretmen aşağıdaki örnek olayı öğrencilere anlatır ve canlandırmaları için yönlendirir.
Olay bir ev içinde geçmektedir.
Kadın: “Eve gelir gelmez gazeteyi alıp, televizyon karşısına gececeğine, “merhaba
karıcığım, bugün nasılsın desen olmaz mı?”
Koca :”Bıktım senin bu tür konuşmalarından, sen de benim ne kadar yorgun
olduğumu göremeyecek kadar ilgisizsin.”
Böyle başlayan konuşmaların devamını öğrenciler doğaçlama ile bulurlar.
Daha sonra eşler arasındaki iletişim hakkında konuşulur.
İletişim, pek çok etkene bağlı olarak engellenebilir. İletişimin içinde yer aldığı ortamın
psikolojik ve fiziksel özellikleri, algılama, kaynaktan doğan problemler vb. gönderilen
mesajın yorumlanmasını önemli ölçüde etkiler. İletişimi engelleyen faktörler şunlardır:
İletişimin içinde oluştuğu ortamının fiziksel özelliklerinden kaynaklanan engeller,
Bulunulan yerin fiziksel konumu ve nitelikleri, yani büyüklüğü, biçimi, rengi, aydınlatma
derecesi, ısısı, sessiz ya da tenha oluşu iletişimi etkiler. Fiziksel uzaklık örgütsel iletişimi
engeller. Yüz yüze olmayan iletişimlerde beden dilinin kullanılmamasından dolayı iletişim etkilenir.
Resim 13 :Yüz yüze olmayan ilişkilerde beden dilinin kullanılamaması iletişimi etkiler
 İletişimin Kişisel (Psiko-Sosyal) Engelleri
Mesajın, kaynak ve alıcıdan etkilenmemesi mümkün değildir. Bireylerin sosyoekonomik
durumu, yaşadıkları çevre, kişilik özellikleri iletişimi etkiler. Dil ve anlatım
güçlükleri, dinleme ve algılama yetersizliği, statü farklılıkları, yaş, cinsiyet, algılama ve
kültürel farklılıklar, hatalı tanımamalar, savunmacı ve saldırgan tavırlar gibi etkenler kişisel engellerdir.
 Mesajdan Kaynaklanan Engeller
Mesajın alıcıya uyarlanamaması, kanalın yanlış seçilmesi, ön yargı, farklı dilin
kullanılması, mesleki terimlerin kullanılması, güvensizlik, sosyal konum farklılıkları iletişim
engeline sebep olur.
 İletişimin Kanal Engelleri
Bunlar, teknolojik, fiziksel yada sosyo-psikolojik nitelikte olabilir. Sosyo-psikolojik
olanlar bireye bağlıdır ve ortadan kaldırılması fiziksel koşullara göre daha zordur.
 İletişimin Teknik Engelleri
İletişim sürecinde şifreleme, iletme, kullanılan kanal, deşifre problemleri gibi engellerdir.
 Anlamsal Engeller (Yanılsama)
Simgelerin farklı kullanılmasından kaynaklanır. Türkçe konuşulduğu bölgeye göre
anlam farklılıkları gösterir. Güneydoğu’da kullanılan bir kelimenin anlamı Ege Bölgesinde
farklı bir anlam taşıyabilir.
Bütün dünyayı kapsayan bir araştırmanın konusu olarak dünyadaki tüm ülkelerde
insanlara şu soru soruldu: “Lütfen, dünyanın diğer bölgelerindeki gıda kıtlığı konusundaki
fikrinizi söyler misiniz ?”
Birçok nedene bağlı olarak çalışma başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Çünkü;
 Afrika’da kimse ‘gıda’ kelimesinin anlamını bilmiyordu.
 Batı Avrupa’da kimse ‘kıtlık’ kelimesinin anlamını bilmiyordu.
 Doğu Avrupa’da kimse ‘fikir’ kelimesinin anlamını bilmiyordu,
 Güney Amerika’da kimse ‘lütfen’ kelimesinin anlamını bilmiyordu.
 Birleşik Devletler’de kimsenin ‘dünyanın diğer bölgeleri’ olduğu
konusunda en ufak bir fikri yoktu.
Yukarıda oldukça abartılı anlatılmış fıkrada olduğu gibi simgelerin gerçek anlamını
bilmemek iletişimi bozabilir.
 Zaman Baskısı
Zamanın kısıtlı olması, çiftlerden birinin karışık bir ruhsal durum içinde olması, o an
yapacak daha acil bir işinin olması anlatımda sorun yaratır.
1.6.5. Sağlıklı İletişiminin Temel Koşulları
Günlük yaşamda birey pek çok farklı ilişki içindedir. Kimi insanlarla yüzeysel
konuşulur, kimileri ile ticari ilişkilere girilir. Bazı kişilerle ise sevinç, dert, kaygı ve özlemler
paylaşılır. Görüşülen, konuşulan birçok insana olduğu gibi değil, onların bizi görmek
istedikleri gibi görünmek isteriz. Bunun içinde sosyal maskeler takarız. Çünkü onlar
tarafından kabul edilmek, beğenilmek isteriz. Kendi benliğini değerli gören, kendine güveni
çok olan kişilerin, başkaları tarafından beğenilme ihtiyacı daha az, kendi benliğini değersiz
görenlerin daha çoktur.
Sağlıklı iletişimin temel koşullarına geçmeden önce, iletişimi kolaylaştıran faktörler
kısaca şu şekilde sıralanabilir.
 Edilgen dinleme ( sessiz kalmak) : Çocuk, Annesine “anne yarın okula gitmek
istemiyorum. ” dediğinde anneler genellikle nasıl davranır? “okula gitmemek
mi? Olmaz öyle şey. ya da “Okula gitmezsen hiçbir şey öğrenemezsin. ” Belki
de en kötüsü çocuğu etiketleyerek, “Sen zaten hep böylesin, okuyup adam
olamayacağın belli. ”
Bütün bunların yerine ebeveyn sessiz kalmalıdır. Böylelikle çocuklara konuşma alanı
yaratılmalıdır. Çocuk duygularını sessiz bir ortamda daha iyi ifade eder.
 Empati kurmak: Empati kurmak insan ilişkilerinde çok önemli bir yere
sahiptir. Empati becerisi gelişmiş insan karşısındaki kişinin duygularını anlar,
hissettikleri hissetmeye çalışır. Çalışma notlarını kaybeden kadın eşine
“Çalışma notlarımı bulamıyorum, çok canım sıkkın. ” dediğinde ondan,“ Aman
canım neden sıkılıyorsun, boşver bir daha hazırlarsın olur, biter. ” gibi bir cevap
alıyorsa bu kadını rahatlatmaz, hatta anlaşılmadığını düşünerek daha çok üzer.
Birey, karşısındakinin bakış açısından olayları görmeyi başardığında iletişim
daha kolay olur.
 Duygu ve düşünceleri kabul etmek: Duygu ve düşünceleri kabul etmek, ön
yargıları esnetmek demektir. “Arkadaşlarımı sevmiyorum”. diyen bir gence
genellikle yaklaşım; “Seviyorum deseydin şaşardım. ” ya da “Zaten sen kimi
seversin ki?”ya da “One biçim söz bir daha duymayayım. ” şeklinde olabilir.
Böyle yaklaşımlar bireyde, yanlış anlaşıldığını, dinlenmediğini düşündürür.
Sonuç olarak birey, ya içine kapanacak, ya saldırgan olacak ya da başka
olumsuz davranış şekilleri geliştirecektir.
Resim 14: Karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini kabul etmek iletişimi kolaylaştırır
Birey, iletişim içindeki kişiye zaman ayırarak, onu çok iyi dinleyerek, tarafsız
yaklaşarak, kendi doğrularını bir süre ikinci plana atarak onun duygu ve düşüncelerini kabul
ettiğini gösterebilir.
 Dürüst olmak: İletişimde dürüst olmak, iletişimi yoğunlaştırma açısından çok
faydalıdır. Öncelikle anne-baba çocuklarına karşı dürüst olmalı, böylelikle
yetiştirdikleri çocuklarda dürüst birer yetişkin olmalıdır. Çocuğunu bırakıp
sinemaya gidecek olan anne-baba çocuklarına “Doktora gidiyoruz, babanın
önemli bir işi var dediklerinde çocuklarına kötü bir model olacaklarını
düşünmezler. Zamanla çocuk da rol yapmaya başlar, dürüst olmaz.
 Katılımlı dinleme: Katılımlı dinleme bireyin, karşısındaki kişinin
söylediklerini duyduğunu ona belirten mesajlar vermesidir. Aslında bu, size
söylenenlerin basit bir tekrarıdır. Böylece anlatılanların, anlaşılıp anlaşılmadığı
ortaya çıkar.
Katılımlı dinleme, tıpkı empati kurma gibi yapıldıkça, tekrar edildikçe ve deneyim
kazandıkça daha iyiye doğru gelişir ve ilerler. “Anne Ayşe’yi sevmiyorum. ”diyen bir
çocuğa karşı annesi genellikle “Ne oldu? Ne güzel kız, sana bir şey mi söyledi? ” gibi tepki
gösterir. Oysa, “Yani Ayşe’den hoşlanmıyorsun. ” cevabı çocuğun açılması, paylaşımı için
önemlidir.
Sağlıklı iletişimin gerçekleştirilmesi için;
 Sağlıklı iletişimin ve insan ilişkilerinin oluşmasında konuşmanın rolü çoktur.
Konuşurken kullanılan kelimelerin sade ve anlaşılır olması, sesin tonu ve
vurguların doğru seçilmesi önemlidir. İletişim de “ben dili” kullanılmalıdır.
Örneğin, “Sen ne kadar kabasın . ” yerine “Bu tür davranışlar beni üzüyor. ”
cümlesini kullanmak ilişkiyi bozmaz. ” Sen dilinde” suçlama ve yargılama
vardır.
 İletişimin kişisel ve çevresel engellerini aşmak, algı, dil farklılıkları, gürültü
engelleri ve güvensizliği ortadan kaldırmak gerekir.
 Bireyin öncelikle kendi kendine iletişimden geçmesi gerekir. Bireyin o an
kendisini rahatsız eden duygularını çözümlemesi, yetersiz algılama yanlış
yorumlamadan uzak olması gerekir.
 Zaman ve iletişim ortamının uygun olması sağlanmalıdır.
 Beden dili doğru kullanılmalı, giysilere özen gösterilmelidir.
 Geri bildirim kullanarak dinleme yani aktif dinleme kullanılmalıdır.
 Empatik düşünebilme yeteneğine sahip olunmalıdır.
 İletişimi “ben kazanacağım, o kaybedecek, her ikimiz de sonuçtan memnun
olmalıyız” şeklinde düşünmeden gerçekleştirmelidir.
 İçinde bulunulan sosyal ortamdan beklentilerin aynı olması gereklidir. Kimse
sahnedeki bir sanatçının ders anlatmasını beklemez herhalde. Beklentiler
konuşan ve dinleyen arasında ortaksa ortaya çıkan aksaklıklar kolayca giderilir.
 İletişim kurulan kişilerin aynı kültürden olması iletişimi kolaylaştırır. Örneğin
Türklerle, Amerikalıların espri anlayışı birbirinden farklı olduğu için
birbirlerinin anlattığı fıkralara gülmeyebilirler. Farklı kültürdeki yaşam şekilleri iletişimi zorlaştırır.

2. ÇOCUK GELİŞİMİNDE İLETİŞİM
2.1. Çocukla İletişimin Önemi
Anne-baba, çocuk üçgeninin sağlam temeller üzerine kurulması için erkek ve kadın
arasındaki iletişimin temelinin sağlam olması gerekir. Ancak bu sayede aileye katılacak olan
bebekle gerçek bir iletişim kurulabilir. Doğduğu günden itibaren çocuk, yaşayabilmek için
anne-babasına ihtiyaç duyar. Çocuğun kendi ayakları üzerinde durabilmesi, özgüvenini
geliştirebilmesi, kendisiyle ve çevresiyle uyum içinde, barışık olabilmesi, kendisini doğru
ifade edebilmesi, ailenin vereceği eğitime ve ailesiyle olan iletişime bağlıdır.
Resim 2. 1:Çocukla kurulan iletişim onun kişiliğini etkiler
Erken çocukluk döneminde çocuğa verilecek “sevgi” ve “güven” duyguları, çocuğun
ömür boyu sürecek yaşamsal değerlerini ve kişilik özelliklerini belirleyecektir. Anne-baba ve
çocuk arasındaki iletişimin gücüyle sevgi ve güven duygusu doğru orantılıdır. İletişim
yoksunu ilişkilerde sevgi ve güvenden eser yoktur. Çocuğun annesiyle olan iletişimi, onun
dünyasında çok büyük önem taşır.
2.2. Çocuğu Dinlemek
İletişim, bir sanattır. Hele söz konusu olan çocuksa bu sanatı daha iyi öğrenmek
gerekir. Çünkü çocukla kurulan iletişim ne kadar sağlıklı ise çocuğun ruh sağlığı da o kadar
iyidir.
Günümüzde anne-babalar çocuklarına ne kadar çok oyuncak alırsa, ne kadar çok onun
isteklerini yerine getirirse o kadar iyi iletişim kurduklarını düşünmektedirler.
Resim 2. 2. : Dinlenmediğini düşünen çocuk, mutsuzdur
İletişim, çocuğunuzun her türlü sorununu dinlemektir. Ama gerçekten çok iyi
dinlemek dinliyormuş gibi yapmamak. Anne- babalar, televizyon karşısında ya da bir işle
meşgul olduğu zaman çocuk kendisine seslendiğinde duymazlar. Çocuk bir kez daha annebaba
diye seslenir, bu kez sesini biraz daha yükseltir. Çocuğun yüksek sesi onları rahatsız
eder ve “Ne sabırsız çocuksun, meşgulüm, görmüyor musun?” der. Burada iyi bir iletişimden
söz edilemez.
Bazen de çocuk herhangi bir gereksiniminden dolayı yine annesinin yanına gelir ve
annesiyle konuşmak ister. Çocuk uzun uzun anlatır. Anne, çocuğuna bakar ama onu
dinlemez. Çocuk konuşması bitince annesinden bir onay, bir dinleme belirtisi ister fakat
annesi dinlemediği için boş gözlerle ona bakar ve çocuğun iletişim kurma girişimi
başarısızlıkla sonuçlanır.
Çocuğun yaşı kaç olursa olsun, onu, gerçekten, can kulağıyla çok iyi dinlemek ve
bunu ona hissettirmek gerekir.
Çocuğu dinlerken;
 Zihinde sizi meşgul eden diğer olayları bir süre için erteleyin.
 Çocukla konuşurken, onun boyuna göre eğilerek, aynı seviyeye gelmek gerekir.
 Çocuğun söylediklerini dinlediğinizi mimiklerinizle, baş hareketleri ile
onaylayın. Söylenenleri duyduğunuzu belirten bir tekrar, özümleme yapın,
duygularını isimlendirin. (örneğin:çocuk arkadaşının kendisini sevmediğini
söylüyorsa ona boşver demek yerine, bu seni üzmüş olmalı demek daha doğrudur. )
 Çocuğun sözünü kesmeyin ve anlatacaklarını bitirene kadar sabırla dinleyin.
 İsteği ya da söylediği size çok mantıksız gelse de olumsuz tepki göstermeyin.
 Onun duygularını paylaştığınızı ona dokunarak, sarılarak ifade edin.
 Söylemek istediklerinin bittiğine emin olunca, olayın niteliğine göre, onun
anlayabileceği bir dille siz de konu hakkındaki düşünce ve duygularınızı ona anlatın.
Sadece dinleyerek çocuğu rahatlatır, sorununa çözüm bulmasına yardımcı olabiliriz.
Anne-baba çocukları ile aralarında bazı şeylerin iyi gitmediğini görünce bunun nedenini
çevrede ararlar. Bakıcı, okul ya da yakın akrabalar… Oysa sorun iletişimsizlikten
kaynaklanır. İletişimsizliğin boyutu büyüdükçe çocuklar söz dinlemez hale gelirler.
Çocuğun kendini ifade edebilme özgürlüğü ona hissettirilmeli, duygu boşalımı
sağlamalıdır. Böylelikle çocuğun sosyal gelişimine yardımcı olunur.
2.2.1. Çocukla Konuşma (Sen Dili ve Ben Dili)
Ben dili, kişinin o anda karşılaştığı durum ya da davranış karşısında, kişisel tepkisini
duygu ve düşüncelerle açıklayan bir ifade tarzıdır yani duygu ve düşüncelerin içtenlikle ifade
edilmesidir. Örneğin uzun süredir görmediğiniz bir arkadaşınızı görünce “Ne kadar
hayırsızsın ben aramasam sen hiç aramayacaksın. “yerine “seni gördüğüme çok sevindim,
keşke seni daha çok görebilsem. ” Demek bireyler arasındaki ilişkiyi daha sıcak hale getirir.
Ben mesajları, başkaları hakkında değerlendirme ve yorumlamalarımızı değil, bizim
duygu ve yaşantılarımızı açıklarlar.
“Ne saygısız çocuksun, insan annesiyle böyle konuşur mu? “ gibi bir mesaj yerine,
“Böyle cevap verdiğin zaman çok kırılıyorum, üstelik bana saygı duymadığını düşünüyorum.
“ diyen bir ben mesajı duygularımızı(kırılıyorum), düşüncelerimizi (bana saygı duymadığını
düşünüyorum) açıkladığı gibi, sen mesajının içerdiği saldırıyı da kaldırdığından, tartışmanın
büyümesine engel olur.
Ben dili ile konuşmak, duygu ve düşünceleri anında ilettiği için kullanılan kişiyi
rahatlatır. Kavga eden iki kardeşe “Kardeşler kavga etmemelidir. ” Yerine, “Kardeşinle
kavga ettiğiniz zaman başım çok ağrıyor, çok üzülüyorum. ” demek daha etkili olur. Çünkü
çocuk annesine bu olumsuz duyguyu yaşatmamak için davranışının sorumluluğunu alıp
değiştirmeyi göze alır.
Resim:2. 3:Çocukla iletişim sırasında ben dilini kullanmak önemlidir
Kızgınlık ve öfke gibi olumsuz duygularımızı yapıcı bir dille ifade etmek öğrenilebilir
yöntemdir. İşten yorgun gelen anne koltuğa uzanır, çocuksa elindeki tencere kapaklarını
birbirine vurarak evde dolaşır. Anne sinirli bir şekilde çocuğa kızar “Kes şu gürültüyü,
bıktım artık. ”,çocuk hâlâ gürültüye devam eder.
Anne : “Bu çocuk beni bir gün öldürecek, şimdi kalkarsam görürsün. ”
Çocuk: “Anne ben oynuyorum” diye devam eder ya da hiçbir şey söylemeden
ağlayarak devam eder.
Anne :”Ne yaramaz çocuksun, seni aptal çocuk. “ diyerek çocuğun elindeki tencereleri
alır, çocuk da ağlamaya devam eder.
Anne bu şekilde davranmak yerine, ben dilini kullansa çocukla arasındaki ilişkiyi
bozmamış olacaktı. Annenin ben mesajı şöyle olabilirdi: “İşten yeni geldim, çok yorgunum,
kapakları birbirine vurduğun zaman başım çok ağrıyor, çok sinirleniyorum. ”
Çok konuşmayınız, herkesin gözünden düşersiniz.
Hz. Ali
Etkinlik 1
Öğrencilere aşağıdaki örnek verilir ve bu örneğe benzer örnekleri çoğaltmaları istenir.
Olay: Çocuk odasını çok dağıtmıştır.
Sen iletisinde: Etrafı yine çöplüğe çevirmişsin, bıktım senden.
Ben iletisinde: Etrafı dağınık görünce üzülüyorum.
Aşağıdaki konuşma tarzları, çocukla anne-baba arasındaki iletişimi engelleyen
faktörlerin başında gelmektedir:
 Suçlama:” Sen zaten her zaman ağlarsın. ”Bu davranış çocukta özgüveni
zedeler ve bir süre sonra, yaptığı her davranıştan suçluluk duyar.
 Emir verme-yönetme: “Hemen git yatağına yat, gözüm görmesin seni. ”Bu
yaklaşım çocukta direnç oluşturabilir, çocuk isyankâr olabilir.
 Tehdit etme :”Bir daha böyle yaparsan, dışarı çıkamazsın. ”Çocuk, böyle bir
davranış sonucu tehdit edilmemek için yalan söyleyebilir ya da yaptıklarını inkâr edebilir.
 Eleştirme:” Odanı toplamayı bir türlü öğrenemeyeceksin. ”Bu davranış çocuğu
pasifleştirebilir. Çocuğun kendine olan güveni gelişemez, yaratıcılığını ortaya çıkaramaz.
 Uyarma- gözdağı verme: “Eve gidince neler olacağını biliyorsun. ”Bu davranış
çocuğu korkutabilir, onun zamanla her şeye boyun eğmesine neden olabilir.
 Utandırma :”Her zaman hata yaparsın. ”Bu davranış çocuğun kendisini
yetersiz ve beceriksiz hissetmesine sebep olabilir.
 Öğüt verme:”Arkadaşlarınla iyi geçin, kimseyle kavga etme, bunlar kötü
davranışlardır. ”Bu yaklaşım, çocuğun kendi davranış ve duygularının
değersizleştirilmesine neden olabilir.
 Yargılama :” Sen hep böylesin, ders çalışmazsan sınıfı geçemezsin.
”Sevilmeme, takdir edilmeme kaygılarından dolayı, kendini kırılmış ve üzgün hisseder.
 Aşağılama :”Komik mi olduğunu sanıyorsun?”Bu yaklaşım çocuğun kendini
mahcup ve önemsiz hissetmesine yol açabilir.
 Alay etme: “Evet bayan bilmiş, güzel mi olduğunu sanıyorsun şimdi?”, “Hadi
sende sulu göz. ” Bu yaklaşım çocuğun kendini değersiz hissetmesine ve
sevilmediğin düşünmesine neden olur.
 Teşhis koyma: “O gezdiğin kız hiç iyi birine benzemiyor. ”Bu yaklaşım
çocukta başarısızlık duygusu yaratabilir.
 Konu değiştirme: “Neyse artık kapat şu konuyu da başka şeylerden
konuşalım”. Bu davranış çocukta hayatın zorluklarını çözmek yerine kaçmak
davranışının daha doğru olduğunu düşündürebilir.
 İnceleme –Araştırma-Soruşturma: “Neden? Niçin? Kimler geldi? Vb. ”Bu
yaklaşım, çocuğun kendi sorununu gözden kaçırmasına sebep olur. Çünkü
çocuk ebeveyninin sorduğu soruyla meşguldür.
 Tartışma ve Mantık Yoluyla İnandırma:”Yaptığın bu davranışın sonuçlarını görüyorsun…”
Bu yaklaşım çocuğu tartışmalardan uzaklaştırmaya ve kendisini yetersiz hissetmesine
neden olabilir.
Resim 2. 4: Çocuğu etkin dinlemek iletişim güçlendirir
Çocuğumuza
Sürekli meşguldüm o kadar sene,
Seninle doyasıya oynayamadım,
Sen beni çağırdın gel oyna diye,
Ben bir türlü zaman ayıramadım.
Giydirdim, doyurdum, seni kolladım,
Sadece bunları yeterli sandım,
Bana oyuncağını getirdiğinde,
Ben seni çoğu kez, başımdan savdım.
Yatağa yatırır seni okşardım,
Sen uyur uyumaz hemen çıkardım,
Şimdi o günleri çok özlüyorum,
Keşke bir dakika fazla kalsaydım.
Hayat ne kadar kısa, yıllar ne çabuk,
Ne zaman büyüdü bu çocuk,
Ona dokunmak için uzandığımda
Ellerim boş kalır, yüreğim buruk.
Artık ne resimler, ne de oyunlar,
Ne ‘iyi geceler’, ne sarılmalar,
Hepsi çok geride, ulaşmak zor,
Yaşanmadı sanki o güzel yıllar.
Artık hiç işim yok, yapayalnızım.
Günlerim çok uzun, üstelik bomboş
Keşke isteklerini bir bir yapsaydım
Küçük arzuların şimdi çok şirin, çok hoş.
Alice Chase
2.3. Empati Yeteneğini Geliştirmek
Empati kurmak; insanın kendisini başkasının yerine koyup onun hissettiklerini
hissetmeye, gördüklerini görmeye çalışmaktır. Olaylara onun dünyasından, onun gözüyle
bakmaya çaba göstermektir. İletişimi kolaylaştıran faktörlerden biridir.
Empati kurmak bir yetenektir. Empati kura kura bu yetenek gelişir. Çoğu zaman
kendimizi bile anlamakta güçlük çekerken, başkalarının duygularını anlamak kolay değildir.
İnsanın kendi çocuğu ile empati kurmasının biraz daha kolay olduğu düşünülebilir. Bunu bir
örnekle açıklayalım: Düşünün ki çocuğunuzun su kaplumbağası ölmüş. Çocuk da bütün
gücüyle ağlıyor ve tepiniyor. Çocuğunuza “Ne var bu kadar üzülecek, yenisini alırız, olur
biter. ” sözleri ile yaklaşmak, onunla empati kurulamadığını gösterir.
Bu tür bir yaklaşım çocukla anne-babası arasında engellere yol açar. Çocuk anlaşılmak
ve anlaşıldığını anlamak ister.
Çocukla empati kurmanın ilk şartı, diz çökerek onun bakış açısından dünyayı
görmektir. Çocuğu kucağa almak, sarılmak da çok önemlidir. Çocuk, odasında ölen
kaplumbağasına ağlarken, annenin mutfakta hem yemek yapıp hem de onunla konuşması hiç
empatik değildir.
Çocukla empati kurabilmek için, onun o andaki duygularını hissedebilmek gerekir.
Duygularda “yargı” ya da “doğru-yanlış” olmayacağı için, çocuğun duygularını
duyumsamaya çalışmak daha kolay olacaktır. İnsan bir şeye üzüldüğünde kendisini anlayan
insanların yanında rahat olur, bağıran ya da eleştirenlerin yanında değil.
Empatiyi insanlarla ilişkilerde sık sık kullanıp sabırla bu yetenek geliştirilebilir.
Böylece çocuklarla sağlıklı iletişim kurulabilir. Yeter ki onu anlamaya çalışın. Onun bakış
açısından…sizin değil.
En kültürlü kişi, kendisini en çok sayıda insanın
yerine koyabilen kişidir.
Jane Adams
Resim 2. 5: Çocukların birbirleri ile ilişkilerinde de empati çok önemlidir
2.3.1. Çocukla İletişimin Kurumdaki Yeri ve Önemi
Erken çocukluk yılları çocuğun kişilik gelişiminde çok etkilidir. Okul gibi özellikle
yapılandırılmış bir çevrede, çocuğun kendi davranışlarını kontrol etmesi, olumlu davranışlar
geliştirmesi için iletişimin önemi büyüktür. İletişim, çocuğun kuruma başladığı günden
itibaren başlar ve hızla gelişir.
 Çocukla Tanışma
Çocukların yeni bir gruba katılmaları başlangıçta zordur. Çocuk güven içinde olduğu
ortamlarda kendini rahat hisseder. Okul öncesi eğitim kurumuna yeni başlayan bir çocuk
önceleri çekingen, sessiz ve sakindir. Gözleri ile çevredekileri izler ve ilgi bekler.
Çocuğun devam ettiği kurum toplumun küçültülmüş bir örneğidir. Bu yüzden burada
geçen yaşam çocuğu çok etkiler. Aileden uzaklaşıp diğer bireylerle tanışmak, çocuğa giderek
artan bir bağımsızlık duygusu kazandırır.
İnsan ilişkilerinde ilk izlenim çok önemlidir. Bu yüzden öğretmenin kuruma yeni
katılan bir çocukla ilk karşılaşması, onunla tanışması sırasındaki tavrı çocuğu etkiler. Güler
yüzlü, samimi, çocukla göz teması kuran, güzel konuşan öğretmen çocuğun kuruma daha
kolay alışmasında çok önemlidir.
 Yemek ve Kahvaltıda İletişim
Çocuk büyüdükçe davranışlarının şekillenmesinde çevresindeki bireylerin etkileri
giderek fazlalaşır. Kurum içinde öğretmen çocuğun olumlu davranışlarını onaylayarak o
davranışın yerleşmesine yardımcı olur.
Öğretmen, her konuda olduğu gibi beslenme saatlerinde de çocuğa model olur. Çocuk
için öğretmen önemli bir model olduğu için, öğretmenin diğer insanlarla iletişimine dikkat
etmesi gerekir. Beslenme saatlerinde mutlaka sofrada uyulması gereken kurallara uyulmalı,
daha çok beden dili kullanılarak( gülümseyerek, baş hareketlerini kullanarak) sıcak bir ortam
oluşturulmalıdır. Çocuğa karşı kibar davranılmalı, onun bir birey olduğu unutulmamalıdır.
 Etkinliklerde İletişim
Etkinlikler çocuğun sosyal, dil, fiziksel, psiko-motor, bilişsel, cinsel kısacası tüm
gelişim alanlarında etkilidir. Öğretmen, çocukların gelişim seviyelerine uygun etkinlikler
planlar. Bu etkinlikler uygulanırken, öğretmenin çocukla iletişimi çok önemlidir. Pastel
boyayla resim çalışmasında, tüm kağıdı karalamış bir çocuğa “Sen yine mi karaladın kağıdı,
boşa geliyorsun buraya, ne biçim çocuksun laftan anlamıyorsun. ” gibi bir yaklaşım çocuğun
içine kapanmasına, güven duygusunun kaybına ya da saldırgan davranışlara sebep olabilir.
Her birey birbirinden farklıdır. Öğretmenin tüm çocuklardan benzer sonuçları
beklemesi yanlıştır. Öğretmen çocuğun kişiliğine zarar vermeyecek davranış şekilleri
geliştirmeli, onları bireysel farklılıklarına göre kabul etmelidir. Etkinlikler sırasında da görgü
kurallarına uymalı, çocuklara karşı saygılı, iyi bir dinleyici, empati yeteneği gelişmiş
olmalıdır. Etkinliklerde, çocuğun çevresindeki insanlarla sağlıklı iletişim kurabilmesini,
empati yeteneğinin geliştirilmesini, grupla çalışabilmesini vb. geliştirici olmalıdır.
2.4. Çocuk Gelişimi Alanında Kurum Personeli ile Olan İletişim
İnsanlar arası iletişim temel olarak, duygu ve düşünce alışverişini yürütme düzenidir.
Burada ana öğe “anlamak” ve “anlaşılmak” tır. Yani iletişimin amacı sadece bilgi alışverişi
değildir. Her kurumda olduğu gibi çocuk gelişimi alanında çalışan personelin de iletişim
becerisini geliştirmiş olması çok önemlidir. İlk kez kuruma gelen anne-baba-çocuk için ilk
izlenim çok önemlidir. Kurumda çalışanların birbirleri ile, veli ve çocukla ilişkileri,
davranışları, konuşma tarzları, ses tonları iletişimin başlangıcında önemli yer tutar.
2.5. Kurumda Çalışan Personelin İletişim Konusunda Eğitimi
Eğitim anlayışındaki değişimler sonucu, çocuk merkezli programların uygulanmaya
başlanması ile çocukla iletişimin önemi daha ön plana çıkmıştır. Bu yüzden çalışan
personelin bu konuda iyi bir model olması çok önemlidir.
Farklı çevrelerden gelen, çocukların eğitimleri kolay değildir. Fakat bunun çok kolay
bir formülü vardır: “sevgi”. Sevgi olmazsa anlaşma, anlama ve paylaşma olmaz. Bu yüzden
kurumda çalışan personelin her şeyden önce sevgi dolu olması gerekir. Kurumda çalışan
personelle çocuk arasında iyi bir iletişimin başlayabilmesi için çalışanların kendileri ve
çevreleri ile uyum halinde ve iyi bir iletişim içinde olmaları gerekir.
Bireylerin birbirini anladığı, dinlediği, anlamak için çaba gösterdiği ve anladığını
karşısındakine hissettirdiği ortamlarda iletişimin sıcak kokusu vardır. Kurumda çalışan
personel, anne-baba ile sürekli iletişim halinde olmalı, çocuk yetiştirme yolunda birlikte
ilerlemeli, ortak noktalarda buluşmalı yani aynı yöne bakmalıdır.
Kurumda çalışan personel, etkili ve doğru konuşma (ben dilini kullanabilme), etkin, aktif,
edilgen (sessiz) dinleme, empati yeteneğini geliştirme, beden dilini kullanabilme, problem
çözme yeteneğini geliştirme, drama konularında aralıklı eğitimler almalı, uygulamalı ve iyi
birer model olmalıdır.
Drama, grup etkileşimi içerisinde bireye kendini tanıma ve ifade edebilme olanağı
sağlar. Birey bir taraftan beş duyusunu etkin kullanmayı öğrenirken diğer taraftan gözlem
yeteneğini geliştirerek kendisini ve çevresini daha gerçekçi bir bakışla algılamayı, girdiği
farklı rollerle empati kurabilmeyi öğrenir. Drama etkinlikleri içerisinde yer alan birey bir
taraftan etkinliklerin gereklerine getirirken, bir taraftan da kendini gözler, güven duygusunu
tartar, iletişim yeteneklerini gözden geçirir. İletişim problemi yaşayan çocuklarda dramanın
kullanılması çok iyi sonuçlar vermektedir. Anne-babanın da çalışmalara katılması için
öğretmen planlama yapmalıdır.
2.6. Çocukla İletişime Yönelik Etkinlikler
Eğitici drama etkinlikleri, konuşma ve yazmanın dışındaki iletişim davranışlarının
öğretilmesi konusunda, yaşantıya dayalı örnekleri ile erken çocukluk eğitimi öğretmenlerinin
elinde oldukça olanaklı bir araç olarak işlev görebilir.
İletişim becerilerinin geliştirilmesine yönelik aşağıdaki örnekler verilebilir:
Etkinlik Adı: Merhaba, Hoşça Kal Oyunu
Amaç: Selamlaşma davranışının öğretilmesi
Araç-gereç: Kasetçalar ve değişken ritimli müzik kaydı yapılmış bir kaset
Drama Oyunu: Çocuklar, müzik eşliğinde çalışma odasında serbestçe dolaşırlar.
Öğretmen müziği kestiğinde, her çocuk en yakınındaki çocuğa, “Merhaba” diyerek elini
sıkar, ardından da “Hoşça kal” diyerek el sallama hareketi yapar. Diğer çocuklar da aynı
davranışlarla karşılık verir. Müzik başladığında, gezinme yeniden başlar ve bu şekilde devam
eder.
Oyunun sonunda çocuklardan gözlerini kapatıp oyun sırasındaki davranışlarını zihinde
canlandırmaları istenir. Oyun sırasında kimlerle selamlaştığını hatırlayıp söylemeleri istenir.
Çocuklara, selamlaşmanın önemi ve okulda, okul dışında kimlerle selamlaştığı sorulur. Bu
oyunda önemli olan, öğretmenin tüm çocukların selamlaşmasını sağlamasıdır.
Etkinlik Adı: Grup Fotoğrafı
Amaç: Beden dilini kullanarak, olay ya da bir durum anlatabilme
Araç- gereç : _
Drama Oyunu: Çocuklar,3-4 kişilik küçük gruplara bölünür. Her gruba bir durum, bir
olay önerilerek, bir fotoğraf gibi poz verip donmaları istenir. Öğretmen salonda dolaşarak
her grubun fotoğrafını çeker gibi yapar. Gruplara durum, olay önerilirken, fotoğrafı
oluşturma süresi giderek azalır. Durum, olay örnekleri; sıcak bir yaz günü güneşin altında
bekleyenler, soğuk bir kış günü dışarıda paltosuz gezenler, tuvaletin önünde çok sıkışmış sıra
bekleyenler, sıkışık bir belediye otobüsünde yolculuk yapanlar, lokantada yemek yiyen
insanlar, çiçek koklayan çocuklar, giyinenler, soyununlar.
Resim 2. 6: Çocukla iletişimi geliştirmenin en iyi yolu onunla oynamaktır
Etkinlik Adı: Dinle Beni Seveyim Seni
Amaç: Yüz yüze iletişimde dinlemenin önemini kavrama
Araç-gereç :
Drama Oyunu: Öğretmen, çocukları iki gruba ayırarak eşleştirir. Anlatıcı rolündeki
çocuklara, diğer gruptaki (dinleyici rolündeki) eşlerine anlatıp öğretmeleri için kolay, akılda
kalıcı kısa cümlelerden oluşan bir konu verir. Anlatıcı grubu oyun alanından çıkarılır. İçeride
kalan dinleyicilere, anlatıcı eşleri kendilerine bir şeyler anlatırken, tavana özel olarak
öğretmen tarafından o anda asılan ilginç bir resme bakmaları tembih edilir. Sonra anlatıcı
grup içeri alınır. Anlatıcı ve dinleyici çiftler salonun değişik yerlerinde konuşurlar.
Anlatıcılar konuşurken öğretmenin işaretiyle dinleyiciler sürekli olarak başlarını kaldırıp
tavana bakarlar. Bu sırada anlatıcılar “Nereye bakıyorsun ?” diye sorsalar da, dinleyiciler bir
şey söylemeden tavana bakmaya devam ederler. Sonra anlatıcı çocuklar tekrar dışarı alınır ve
dinleyicilere, bu kez tavana bakmadan, onların gözlerine bakarak dinlemeleri söylenir.
Tavandaki resim kaldırılır. Anlatıcılar, tekrar içeri alınır ve dinleyicilere tekrar konuyu
anlatırlar. Bu kez dinleyiciler sürekli anlatıcıların gözlerine bakarlar.

3. ÇOCUĞUN SORUNUNU ÇÖZME
3.1. Problem Çözme Teknikleri
Başınızdan geçenler hep hoş şeyler olursa, cesur bir insan olamazsınız.
Mary Tyler Moore
Pek çok ebeveyn, çocuklarını günlük streslerden korumaya çalışır. Bunun için
çocukların yanında tartışılmaz, onlara maddi gücü zorlayıcı hediyeler alınır. Elbette hiçbir
anne-baba, çocuklarının, özellikle ilk yaşlarının kontrol edemeyecekleri sorunlarla geçmesini
istemez. Çünkü güven duygusunun ruh sağlığı için ne kadar önemli olduğunu bilirler. Fakat
tümüyle sorunsuz geçen bir çocukluk da sorunlu ve adil olmayan hayata çocuğu
hazırlayamaz.
Çocukların karşılaştığı problemleri anne-baba çözmeye çalıştığında;
 Çocukların problemlere yeni çözümler bulmasını sağlayacak yaratıcılık
potansiyelleri bastırılır.
 Olumsuz duyguların bastırılması gibi duygusal olarak sağlıksız bir alışkanlık edinirler.
 Sonunda bir kriz ortaya çıkana kadar problem çözmeyi erteleyerek hem
çocuğun, hem de anne-babanın sorunu artık çözülemeyecek bir duruma gelir.
 Çocuklar problemle karşılaştıklarında korku duyar ve şüpheci davranırlar.
 Problemleri anne-baba çözdüğünde çocuğun güven duygusunu kazanması zor olur.
Resim 3. 1:Tamamen problemsiz geçen bir çocukluk yoktur
3.1.1. Problemin Tanımı
Problemin çözümünü sağlamak için öncelikle problemin tanımlanması çok önemlidir.
Yapılan araştırmalar başarılı sorun çözücülerin problem konusunda çok bilgi sahibi
olduklarını, problemin özünü anlamayı başardıklarını göstermiştir. Gerçekten de problemin
ne olduğu bilinmeden çözümüne ulaşmak çok zordur. Problem, çocuğun hedefine ulaşmada
karşılaştığı engel olarak tanımlanabilir.
Problem tanımlandıktan sonra problemi çözme bir zaman, çaba, enerji ve alıştırma
işidir. Ayrıca bireyin problem çözmeye yönelmesi, cesareti, isteği ve kendine güven
duygusuyla orantılıdır. Problem çözme, bir hedefe ulaşırken araya giren zorlukların
çözümünü bulma sürecidir. Başka bir deyişle çocuğun karşılaştığı problemlere çözüm yolu bulabilmesidir.
3.1.2. Problem Çözme Basamakları
Benlik saygısı gelişmiş, eleştiriye açık, insanlara güven duyan, kişiler arası ilişkilerde
başarılı bireylerde problem çözme becerisi daha gelişmiştir.
Önemli olan, çocukların ruh sağlığına zarar veren ve kendilerine olan güvenlerini yok
eden sorunların niteliği ve niceliği değil, sorunların üstesinden nasıl gelindiğidir.
Her şeyden önce, çocuklarda problem çözme becerisini geliştirmek için anne-babanın
iyi model olmaları gerekir. Bununla birlikte anne-babanın yapması gerekenler şunlardır;
3.1.2.1. Pozitif Tutumu Sürdürmek
Çocuk, problem çözme konusunda öz güvenini sık sık kaybediyor ya da anne-baba
gereğinden çok endişeleniyor veya aşırı şekilde korumacı davranıyorsa bu, problem
çözümünü olumsuz yönde etkiler. Anne- baba çocuğun problemlerini paylaşırken mutlaka
tarafsız davranmalıdır. Pozitif tutum, çocuğun duygusal travmaları kolay atlatmalarını sağlar.
Çocuklar, sorunlarını çözerek psikolojik olarak güçlenirler ve yaşam becerileri kazanırlar.
3.1.2.2. Yeterince Müdahale Etme
Çocuklar bebekken, sorunlarının neredeyse tümünü anne-baba üstlenir. Okul çağıyla
birlikte anne-babanın problem çözen değil yardım eden, destek olan ve gerektiğinde
danışılan bir gözlemci olması gerekir. Her çocuğun kişiliği, deneyimleri ve hayattaki stresleri
farklıdır. Bu nedenle problem çözmede, bir çocuğa kardeşinden daha fazla ya da az müdahale edilebilir.
3.1.2.3. Destek Olma
Her ne kadar anne-baba arka plana geçip çocuğun kendi sorununa kendi çözüm
getirmesi gerektiğine karar verse de ona destek olmak için çok önemli görevleri vardır.
Çocuğu teşvik etmek, onu kutlamak ya da üzüldüğünde bunu paylaşmak için onun yanında
olmalıdır ( örneğin ayakkabılarını bir türlü bağlayamayan bir çocuğa gülümsemek, çabasını
takdir etmek, ihtiyacı olduğunda ona yardım edeceğinizi söylemek çok önemlidir).
Problem Çözme Stratejileri Öğretme
Anne- baba çocuğa iyi bir model olmakla birlikte, problem çözmede kullandıkları
yöntemleri ile çocuklarına anlayabilecekleri şekilde anlatmalıdırlar. Problem çözme
konusunda aşırı endişeli olan bir çocuğa yardım edebilmek için Gael Lındenfıeld adlı çocuk
eğitimcisi, 5 aşamalı strateji oluşturmuştur. Bu sadece küçük problemlerle değil, büyük
problemlerde de başa çıkabilmek için de kullanılabilir.
Çocuğun problemini hem kendine güvenerek, başarıyla çözebilmesi için, 5 önemli aşama şunlardır:
 Konuş
 Düşün
 Denetle
 Harekete geç
 Ödüllendir
Örnek problem: Başarısızlık
10 yaşındaki bir çocuğun karnesi çok kötüdür ve özgüvenini yitirmiş gözükmektedir.
Konuş: Anne- baba çocuğu duyguları hakkında konuşmaya teşvik eder ve onu etkin
bir şekilde dinler.
Düşün: Bu aşamada şunlar yapılabilir:
‘En iyi, en kötü ‘ anlarının listesini yapmak, başarılı ve başarısız olduğu dersleri yazıp
bunlar hakkında düşünmek, başarısız anlarını kaydeterek nedenlerini düşünmelerine
yardımcı olmak
Harekete Geç: Yeniden bir çalışma planı hazırlamak, çocuğun öğretmeni ile görüşmek.
Denetle: Çocuğun yaptığı ilerlemeleri takip etmek, öğretmenle tekrar görüşmek.
Ödüllendirme: Ailece çocuğun sevdiği bir parka yada başka bir yere gitmek.
Etkinlik: "Gözlük kullanan bir çocuğun bu yüzden alay konusu olması” konusu
öğrencilere verilerek, bu konunun çözümü için yukarıdaki aşamaları kullanarak çözüm bulmaları istenir.
Problemler, nasıl başa çıkacağınızı bilirseniz, iyiye kullanabileceğiniz fırsatlardır.
Henry J. Kaiser
D’Zurilla ve Goldfried, problem çözme süreci basamaklarını şu şekilde göstermişlerdir.
 Genel yaklaşım
 Problemin tanımlanması
 Seçeneklerin yaratılması
 Karar varme
 Değerlendirme
Genel yaklaşım: Bu ilk aşama, bireyin belirli bir çözümü benimsemesi ya da
reddetmesini sağlayan, destekleyici ya da engelleyici nitelikte olabilen ve belirli bir biçimde
davranmaya yönelten zihinsel eğilimlerdir. Bireyin problemli durumlara genel yaklaşımı,
yaklaşma ya da kaçınma tarzı, kontrol edip edememesi ve yeteneklerine güvenip
güvenememesi, sorunları başarı ile çözme ve başa çıkma stratejisini etkiler.
Problemin tanımlanması: Problemin başarı ile sonuçlanması, problemin
tanımlanmasına bağlıdır. Özellikle ergenlik çağındaki gençler, karmaşık duygularını
problemlerine de yansıtırlar. Onlar için bir problem vardır fakat bazı zamanlar problemin ne
olduğunu bilmezler, böylece problemin çözülebilmesi de gecikir. Problemin tanımlanması,
bireyin kendisini, davranışlarını, bilgisini, heyecanlarını ve probleme ilişkin duygularını
değerlendirmesi gibi beceriler gerektirir.
İyi formüle edilen bir problem, yarı yarıya çözülmüş demektir.
Charles Kettering
Seçeneklerin oluşturulması: Oluşturulan seçeneklerin sayısı, bireysel sorunların
duygusal öğeler taşıması nedeniyle az olabilir. Oysa seçenek sayısının çok olması çözümü
hızlandırır. Bazen anne-baba da çocuğa farklı seçenekler önererek çözüme yardımcı
olabilirler. Seçenek sayısını arttırmak için seçenekler oluşturulurken değerlendirme
yapmaktan kaçınmak ( hayır o olmaz, bunu daha öncede denemiştin vb. ).
 Kısıtlanmadan, özgür zihinsel aktiviteye önem vermek (istediğini düşünebilir,
farklı çözüm yolları bulabilirsin vb. ).
 Oluşturulan fikirlerin sayısının fazla olması ( “çabuk karar ver artık ne yapmak
istediğine, şunu mu yapsam, bunu mu yapsam demeyi bırak artık” demek yerine,
fikirlerin sayısının artmasına yardımcı olunmalıdır).
 Önerilen seçeneklerden birleşimler oluşturmak ya da bunları geliştirmeye
çalışmak gerekir.
Birey, çözüm bulamadığı problemlerini, bir süre bir kenara bırakıp ona tekrar geri
dönerse duygusal ve diğer engelleyici uyarıcıların etkilerini kaybetmelerinden dolayı daha
kolay çözebilir.
Karar verme: Belirlenen seçenekler arasından birini seçmektir. Problem çözme
sürecinin en önemli aşamasıdır. Başarılı karar verme, bazı becerileri gerektirir. Bunlar bilgi,
olasılıkları doğru değerlendirme, kararların yaralarını değerlendirme, değişik seçeneklerin
sonuçlarını değerlendirme.
Değerlendirme: Tüm aşamaları uyguladıktan sonra sonucu değerlendirmek de çok
önemlidir. Başarılı sonuçlar bireyde özgüven geliştirir. Örneğin, arkadaşı ile aralarındaki
problemi olumlu bir şekilde çözen çocuğun insan ilişkileri konusunda kendine güveni daha
çok artacaktır.
Resim3. 2: Çocuğun arkadaşları ile problemlerini çözmesi, özgüvenini geliştirir
3.2. Problemli Çocuklara Yaklaşım
Çocukları kendileri hakkında karar verme sürecine dahil ederek, onlara saygı
göstermek ve cesaret vermek problem çözme sürecinin onlar üzerinde çok etkili olmasını sağlar.
Pek çok ebeveyn ödev, kardeş kavgaları, ev işleri, uyku zamanı ya da sokağa çıkma
gibi problemleri çözmek için çocuklarla iş birliği yapmaktadır. Çocuklar problemin
çözümüne kendileri katıldıkları için çözümün uygulanması, anne-babanın tek başına bulduğu
bir çözümden daha etkilidir.
Çocuklarla problem çözülürken;
 Problemi konuşmak için rahatsız edilmeyecek sakin bir zaman seçilmelidir.
 Çocuğun problemi, ebeveyn tarafından duygularını katmadan tanımlamaya çalışılmalıdır.
 Çocuk sessizce dinlenmeli, problemi kendi açısından anlatmasına izin verilmelidir.
 Mümkün olan bütün çözümler çocukla birlikte tartışılmalıdır.
 Hangi çözümün seçileceğine ve uygulanacağına birlikte karar verilmelidir.
Problem çözme yöntemindeki başarının sırrı, bir sonuca ulaşmak için çocukla beraber
çalışıldığını unutmamaktır. Problem çözme anne-babanın esnek olmaya hazır ve çocuğunun
önerilerine açık olduğu zaman işe yarar.
Gökkuşağını görmek istiyorsan, yağmura tahammül etmen gerekir.
Dolly Parton
3.3. Çocuğun Sorununa Çözüm Bulma
Sorununu kendi çözebiliyorsa hemen sonuçlandırma: Çocuk karşılaştığı
problemleri zaman zaman anne-babanın desteği ile zaman zaman da kendi çabasıyla çözer.
Çocuklara kendileri hakkında düşünmeleri ve kendilerini keşfetmeleri için fırsatlar
verilmelidir. Karşılaştığı basit problemleri çözmeleri için ortam hazırlanmalıdır. Arkadaşıyla
bir oyuncak paylaşımında hiç beklemeden “Önce sen oyna, sonra da sen oynarsın. “ gibi
çözüm getirmek yerine çocukların kendi getirecekleri çözüm izlenmelidir. Çözüm yolu bulan
çocuğun öz güveni de gelişir.
Yetkisini aşıyorsa öğretmenine iletme: Çocuk, tüm çabalarına rağmen problemi
çözemiyorsa mutlaka öğretmeninden yardım almalıdır. Problemin çözümlenmemesi, çocuğu
rahatsız eder, düşünmesini olumsuz etkiler. Problem çözülene kadar rahat edemez. Öğretmen
yine çocukla iş birliği yaparak, çözüm için seçenekler sunmalı ve çocukla birlikte ortak bir
çözüm yolu bulunmalıdır.
Sorunun çözülüp çözülmediğini takip etme: Problem için çözüm bulunduktan sonra
uygulanma sürecinin izlenmesi gerekir. Örneğin arkadaşı ile kavga etmiş olan dokuz
yaşındaki bir erkek çocuğunun, onunla tekrar barışması, birlikte yeni şeyler yapmaya
başlamasını izlemek sorunun tamamen ortadan kalkması için önemlidir.
Sorunun çözümünü neticelendirme: problemin çözümü için belirlenmiş
seçeneklerden uygun olanı seçilerek uygulanmış ve son uçta problemin çözümü
gerçekleştirilmiştir. Başarılı sonuçlar çocukta öz güven duygusunu geliştirir. Başarısız
sonuçlarda yeni bir problem çözme süreci başlatır. Problem çözümü neticelendirilmez ise
çocuk sıkıntıları için doğru çözümler keşfetmek yerine, hareket yönü belirsiz bir
performansta ısrar eder. Çocuk enerjisinin çoğunu boşa harcar.
Etkinlik: Öğretmen, sınıftaki öğrencileri gruplara ayırır. Bir torbanın içine farklı
problemler yazıp koyar ( sokağa çıkma, kardeş kavgaları, evdeki hayvan bakımı, harçlık vb.).
 Her gruptan bir öğrenci, torbadan bir kağıt çeker.
 Gruptaki her öğrenci kendi aralarında fikirlerini söyleyerek çözüm yolu
bulmaya çalışırlar.
 Daha sonra da diğer arkadaşları ile fikirlerini paylaşırlar.
3.3.1. Problem Çözümüne Yönelik Etkinlikler
Aile katılımları ile yapılan etkinlikler problemlerin çözümünde daha etkili olduğu için
verilen örnekler genellikle bu şekildedir:
 Gruba Selam
Her çocuk ebeveyni ile eş olur. Öğretmen (lider) onlara, “Siz çok ünlü kişilersiniz,
biraz önceki gösteriniz büyük alkış aldı ve tekrar sahneye çağrılıyorsunuz, oraya çıkın ve
seyirciyi selamlayın. ” şeklinde yönerge verir. Seyirci durumunda kalanlardan ise bu
muhteşem oyuncuları alkışlamaları, tezahürat yapmaları istenir.
Benlik algısı çok düşük olan ve pekiştirilmeye gereksinim duyan bu çocuklar için
anne-babalarıyla birlikte yaşadıkları bu süreç oldukça heyecan verir.
 El Ele-Göz Göze
Çiftlere ayağa kalkma ve el ele tutuşma yönergesi verilir. El ele tutuşalım ve göz
teması kuralım. Şimdi sizlere bazı yönergeler vereceğim, el ele göz göze konumunuzu
bozmadan bu yönergelere uyunuz. Ağzımızı açabildiğimiz kadar açalım, burnumuzu
büzelim, gözlerimizi açalım, dişlerimizi sıkalım, dilimizi çıkaralım, şimdi birbirimize çok
şaşkın bakalım, çok üzgün bakalım, öfkeyle bakalım, sevgi ile bakalım…. vb.
Bu tür çalışmalar sonucu çocuklar karşısındakinin duygu durumunu gözlemlemeyi öğrenir.
Resim 3 3: Oyun, yoluyla çocuğun problemlerine çözüm getirilebilir
 Paslaşarak Cümle Tamamlama
Çocuklardan daire oluşturularak oturmaları, ebeveynlerden ise kendi çocuklarının tam
arkasına oturmaları istenir. Bir kağıt buruşturularak top şekline getirilir.
Şimdi çocuklar kendi aralarında, birbirlerine bu topu atacaklar ve isimlerini
söyleyecekler. İkinci turda topu alan çocuk ismini söyleyecek ve topu başka bir arkadaşına
atacak, çocuk adını söylediği anda ebeveyn de soyadını söyleyecek. Üçüncü turda çocuk
adını söyleyip topu arkadaşına atacak, bu kez de ebeveyn çocuğun güzel bir özelliğini
söyleyecek. Üçüncü tur 5-6 kez tekrarlanır.
Bazı çocuklar, top onlara gelmeden ebeveynlerine kendileri ile ilgili özelliği
söyleyebilir. Bu da anne veya baba tarafından söylenen olumlu özelliklerin çocuklar
üzerindeki etkisini ve onların olumlu pekiştireçlere ne çok ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.
 Donuk İmgeler
Çocukların en çok hoşuna giden etkinliklerden biri de tüm grubun önünde tek
başlarına gerçekleştirdiği donuk imge görüntüleridir. Ortaya çıkan her çocuğa grup üyeleri
tek tek donuk imge yönergesi verir ve çocuklar uygularlar. Daha sonra da ebeveynler sırayla
ortaya geçer ve onlar çocukların söyledikleri imgeleri yaparlar. Genellikle, çocukların zor
imge seçtikleri görülmüştür.
 Resim Zinciri
Çiftlere birer tane kağıt ve herkese bir kalem verilir. Ortak resim yapacakları fakat
karşılıklı birer çizgi sırasıyla yapmaları gerektiği hatırlatılır. Resimler tamamlanınca
sergilenir. Eserin yaratıcıları olarak anons edilen çiftler sırayla resimlerini anlatırlar.
 Benim Ailem
Bu etkinlikte herkes bireysel çalışarak kendi ailesinin resmini yapar. Çalışma bitince
tüm resimler duvara asılır. Çocukların resimleri hakkında konuşulur. Böylelikle çocuğun
problemleri hakkında bilgi alınabilir.
Resim 3. 4: Doğaçlama, çocuğa gösterilen bir resmin canlandırılması şeklinde de yapılabilir
 Doğaçlama
Çocuklara yukarıdaki gibi bir resim gösterilir. Bu resimde gördüklerini anlatmaları
istenir. Öğretmen, “Sizce bu resim anından sonra ne oldu? Aranızda konuşup, canlandırınız.
” der ve canlandırmalar izlenir.

KAYNAK:www.megep.meb.gov.tr

Döküman Arama

Başlık :