Uzman dilinden gebelik tavsiyeleri

Uzman dilinden gebelik tavsiyeleri Uzman dilinden gebelik tavsiyeleri  

Mülâkat: Züleyha ÖZDEMİR

Kâinatta gözle görülür pek çok mûcize vardır. İnsanın hayat serüveni ise bu mûcizelerin en hayret verici numûnelerinden bir tanesidir. İnsandaki mucizevî tasarım ilk andan itibaren bir kudret ve bir hikmet üzere olduğunu gözler önüne serer. Biz de sizler için bu mûcizeyi araştıralım istedik ve uzman Doktor Rabiye Babalıoğlu ile bir sohbet gerçekleştirdik. Hayat mûcizelerini anlatır mısınız?“Hayat ne zaman başlar?” sorusu, hem bilimsel çevreleri hem de fıkıh âlimlerini çok zora sokmuş, cevaplaması zor bir sorudur. Her âlim kendine göre başka bir şekilde başlatır hayatı. Ama şöyledir hayat şu an görebildiğimiz kadarıyla: Babadan gelen sperm (erkek tohum hücresi) ile anneden gelen yumurtanın birleşmesi, (ben şöyle diyorum, iki sevgilinin mikroskobik seviyede buluşması) ile başlıyor.

Bu buluşma o kadar güzel bir dairede tanzim edilmiş ki ince detaylarına girip, o harikuladelikleri görünce bir kere daha bu muhteşemliğe şahit olmak insanı mutlu ediyor ve tüylerini diken diken yapıyor. Her anıyla önceden ayarlanmış o buluşmadan sonra oluşan bebeğin ilk taslağına biz embriyo diyoruz. O hücreler büyürken, çoğalırken, onların beslenmesi, yol alması sırasında geçeceği yerler her şey çok güzel ayarlanmış, çok ince dizayn edilmiş. O sırada bu bebeğe ev sahipliği yapacak rahim içi de, onu karşılayacak şekilde, bir nevi kuş tüyü yastıklarını donatmış. Her şeyiyle bebeğin bu tarafa yerleşmesi için ayarlanmış bir vaziyette.

Allah-ü Teâlâ’nın iradesi dâhilinde eğer bir gebelik mümkün olacaksa, o şekilde rahim içine yerleşip anneye tutunarak, kendi hayati fonksiyonlarını sürdürecek şekilde annede yaptığı değişikliklerle yaşamını devam ettiriyor. Enteresan olan şey, her döllenme gebelikle sonuçlanmıyor ve her insanın gebe kalması çok da kolay değil. Mesela hiç korunmamış, her şeyi dört dörtlük, problemi olmayan ailelerde ilk bir ayda hamile kalma ihtimali % 30- 40 civarında. Yani örneğin %100 her şeyimiz dört dörtlük olsa bile hemen hamile kalırız diye beklemememiz gerekiyor. Orada da bazı gebelikler sağlıksız olabiliyor. Allah-ü Teâlâ onların yaşamasına müsaade etmiyor ve düşükle sonuçlanıyor.

Gebelikten sonra çok muazzam bir gelişme başlıyor. O bir tanecik hücre çoğalarak rahim içine ulaşana kadar tüplerde döllenme oluyor. Çoğalıncaya kadar yaklaşık 100-150 hücreye denk geliyor. O sırada rahim içine yerleşerek sinyaller gönderdiği zaman, onu algılayan yerde de değişimler başlıyor. Şimdi bunun ince detaylarına girildiği zaman çok daha karmaşık işlerin devreye girdiği görülüyor. Her yapılan araştırma, bu olayın hiç de basit olmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Henüz bu mekanizmanın neler olduğu tam olarak keşfedilmiş değil. Yani nasıl yerleşiyor?

Hangi sinyaller gönderiliyor? Hangi sinyaller algılanıyor? Rahim kendini buna nasıl hazırlıyor? Bunların hiç birisi tam net değil. Ve bu sırada (5 günlük safhada) bir hücreden 100-150 hücre meydana geliyor. Muazzam bir çoğalma! Bu çoğalma, anneyle bağlantı kurulduktan sonra çok hızlı gerçekleşiyor. Bebeğin önce kan dolaşımı oluşuyor, çünkü kanla beslenirse büyüyecek. Kalbi oluşuyor, bizim daha ultrasonda göremediğimiz dönemde başlıyor bunlar. Çok hızlı gelişerek ilk üç ayda bütün organları büyük ölçüde tamamlanıyor.

Bunların fonksiyonlarının olgunlaşması, ilerlemesi gelecek aylarda 9 ay 10 günlük misafirlik süresince gerçekleşiyor. Böğürtlen gibi bir hücre yumağı şeklinde olan bir şey, daha sonra insan şeklini alıyor. Hücre dediğimiz her yapı taşının görevi ayrı ayrı belirlenmiş, ama bunlar nasıl belirleniyor. Bunların hepsi Allah katında saklı. O oraya gidiyor, bu buraya geliyor. Bazen yanlış yere yönlenmeler olsa bile, diğer koruyucu mekanizmalarla o yapı tekrar düzeltiliyor. Ve şu an her haliyle mükemmelliği göz önüne serilmiş insan vücudunun yaratılması böyle bir süreçle gerçekleşiyor.

Farklı bir elin oradaki tasarrufunu o zaman anlıyorsunuz herhalde?

Evet, anlıyorsunuz. Yani bunu biz hastalarımızla da paylaşıyoruz. Geliyor bir buçuk aylık hamile, bebek henüz daha yarım santim boyunda ama kalbi atan bir canlı. Pirinç tanesi kadar diyoruz biz ona, kırık pirinç. İki hafta sonra geldiğinde kafası kolları bacakları çıkmaya başlıyor. Oluyor bir fıstık tanesi kadar. Ama ilk üç aydan sonra bakıyoruz hayretler içerisinde, o bebek, anne hissetmese de rahmin içinde hareket ediyor. İki iki buçuk aylıkken hareket etmeye başlıyor, kendi canlılığını ifade ediyor. Belki bir takım şeyler iletmeye çalışıyor ama hâlâ onların dilini çözmüş değiliz. Mesela tüp bebeklerde üçüz, dördüz bebekler olduğu zaman bebeklerden bir ya da iki tanesi anne karnında üç aylıkken öldürülüyor. Diğer bebeklerin yaşayabilmesi için, erken doğum olmasın diye rahim içinde katledilmesi söz konusu. Bunu ultrasonla görüntülüyorlar. Öldürme şekli de iğne ile bebeğin kalbine giriliyor ve oraya ilaç veriliyor. Bu şekilde kalbi durduruluyor. O bebeğin iğneden nasıl kaçtığı, ona yakalanmamak için her türlü gayreti gösterdiği ve kürtaj işlemi için bıçaklarla içeri girildiği zaman nasıl sesler çıkardığı biliniyor. Bunlar hakikaten ibret verici ve bunları objektif bilim adamları bizlere yansıtıyor. Bunu yapmanın da çok kolay olmadığı şeklinde çok muazzam bir gelişme. Bunu hastalarla da paylaşınca tepkileri şöyle oluyor: “Bunları görüp de Allah’a inanmayan artık nedir? Çok muazzam bir şey!” Benim de bunlara tanık olmam gerçekten büyük bir nimet oluyor. Başından sonuna kadar bir doğum olayı, çok muazzam şeyler bunlar. Yazılsa kitaplar dolusu bir serüven, anlatmakla bitmez.

Anne adayları doğum olayına kendilerini nasıl hazırlamalılar?

Bazı bilinçli anne adayları geliyor, gebelikten önce “Benim vücudum doğum için hazır mı? diye bir muayeneden geçiyor. Bazı hastalıkların veya tedavi edilmesi gereken durumların ya da gebeliği riske sokacak durumları önceden tespit edip onları düzenledikten sonra hamile kalmalarını önermek hoş oluyor. Hamile kalmadan önce folik asit dediğimiz bir vitaminin vücutta yeterli düzeyde olmasının bebeğin sinir sisteminin, beyin, omurilik ve benzeri sitemlerinin gelişmesine olumlu katkısı olacağı çok bilinen bir şey artık.

Doktora gelmeden de folik asit içmem gerekiyor deyip, marketlerden, eczanelerden alıp kullanmaya başlıyorlar. Ama “folik asit yanında başka bir ilaç desteği de gerekir mi” onu da bilmek lazım. Annenin guatiroit hormonları iyi olmayabilir. Onun için destek altında hamile kalmak gerekir. İlerde çocukta problem olmasın, düşük olmasın diye, şekeri normal mi bilmek lazım. Ailede şeker hastalığı varsa hamile kalmadan önce böyle bir risk taşıyıp taşımadığını bilmek lazım ki bebek sağlıklı bir ortamda oluşsun ve gebeliği devam etsin.

Bunlara dikkat ederek gebeliğe gittikten sonra, bir de hekim kontrolü altında belli aralıklarla muayene olunması gerekir. Bu arada annenin beslenmesine de dikkat etmesi gerekir. Gebelere az ve sık yemelerini öneriyoruz. Uzun süre aç kalmanın ve bir seferde çok miktarda yemenin hem bebeğin gelişimi açısından hem annenin mide problemleri, şeker problemleri açısından olumsuz durumlara yol açacaktır. Her hastaya ayrı tavsiyeler veriyoruz. Hareketlerine dikkat etmesini ve ani hareketler yapmamasını öneriyoruz. Yürüyüşler, gebelik egzersizleri gibi; vitamin destekleri, kan ilaçları gibi o hastanın durumuna göre hekimin karar vereceği bir olay. Mesela sarılık geçirip geçirmediğini bilmek istiyoruz. Aşılarının yapılıp yapılmadığını bilmek istiyoruz.

Gerekirse tetanos aşısı gibi aşı programları uygulanabiliyor. Düzenli namaz kılan ve namazı erkânına göre kılan, duruşlarını güzel yapan bir insan gebelik egzersizlerini yapmış oluyor. Alaturka tuvalet kullanmanın da, doğum adalelerinin gelişmesini sağlıyor ve normal doğumu daha kolaylaştırdığı görülüyor. Bir de en önemli bir şey, zihnen hazır olmak ve korkmamak.

Genelde hanımlar bir araya toplandığında doğum hikâyeleri anlatılıyor. Bu hikâyeler sırasında da doğumun güzel yönleri değil de genelde ağrı verici, sıkıntı verici, korku verici yönleri aktarılıyor. Gebelik, kadın hayatının çok özel bir dönemi. Bunu güzellikleriyle yaşamak lazım. Anne, bebek dört, dört buçuk aylık olduğu zaman hareketlerini hissetmeye başlar. Annenin, içinde bir canlı taşıdığını hissetmesi gerçekten tarif edilemez çok hoş bir duygu. Allah hayırlısıyla herkese bu duyguyu yaşamayı nasip etsin. Bebek her şeyi algılıyor. Bütün dış etkenlerden, her şeyden etkileniyor.

Bebeğin doğuma hazırlanırken 9 aylık sürede annenin menfi ve müspet halleri bebeğe ne şekilde yansıyor? Böyle bir gözleminiz oldu mu?

Çok gergin, stresli annelerde bebek biraz daha huzursuz olabiliyor. Ama Allah-ü Teâlâ koruyor. Bütün her şey bebeğe aksetseydi daha kötü şeyler olurdu. Anne çok stresli olduğu zaman, korkular yaşadığı zaman rahimde kasılmalar olabiliyor. Erken doğuma sebep olabiliyor. Ben anneme daha fazla yük olmayayım diye bebek kendisi doğmak istiyor.

Fakat annenin bu güzelliği yaşayarak bebeğin varlığını algılayıp, onunla mutlu olduğunu hissettirmesi bebeğin ileriki hayatta anne ile iletişimini çok güzelleştiriyor. Ya da baba elini annenin karnına koyuyor, ona sesleniyor. Doğumdan sonra da babanın kucağına gittiği zaman huzur buluyor. Şöyle bir çalışma yapılmış. Anne karnındayken bebeklere çok İngilizce dinletmişler. Çocukların doğduktan sonra İngilizceyi çok rahat öğrenebildikleri gözlenmiş. Biz de ne yapabiliriz? Onlara Kur’an’ı Kerîm dinletebiliriz. İleride çok büyük faydası olacaktır.

Annedeki stres maddeleri kısmen veya tamamen bebeğe yansıyabiliyor, rahimden plasenta yoluyla. Fakat hepsi yansımıyor, Allah’tan bazı şeyleri engelleniyor. Bir bariyer görevi görüyor plasenta, bir kaba süzgeç. Dolayısıyla anne bir müzik ya da bir sesle sükûn bulmuşsa, bebek de sükûn buluyor doğduktan sonra. Bende öyle olmuştu. Kızım doğmadan evvel Merve ablası onu anne karnındayken hep severdi.

Doğduğunda onun kucağına geldiği zaman susuyordu. Böyle hoş bir tecrübemiz de olmuştu. Gebelik sürecini ruhsal yönden sağlıklı geçirmek, bebek açısından o derece önemli. Korkutucu yönüyle değil, her şeyi güzelliğiyle yaşamayı bilmemiz gerekiyor. Doğum süreci de ayrı bir güzellik. Tabii ki ağrılar olacak. Her güzelliğin bir külfeti olması lazım ama şunu düşünmek lazım, bu ağrılar güzel bir şeye vesile oluyor. Allah korusun bir hastalık ağrısı olur, bir kanser ağrısı olur.

Tevdisi çok mümkün olmayan bir şeydir. Ama doğum ağrısı, sonunda bittiği zaman kucağınıza yeni bir canlı geliyor. Ve o sizden bir parça oluyor. Onun huzuruyla zaten anne her şeyi unutuyor. Yeniden doğmuş gibi oluyor gerçekten.

Mesleğinizdeki başarınızın sırrı nedir?

Elhamdülillah rabbimiz nasip etti. O nasip etmese hiçbir şey olmaz. Verilen işi en iyi şekilde yapmaya gayret eden bir kişiliğim vardır. Rahmetli babam da sürekli bize o şekilde telkin ederdi. Ve sürekli pozitif yaklaşırdı bize, “bunu yaparsınız, ederdiniz, bunu başaracaksınız” diye destek oldu. Dersi derste öğrenir, öğretmeni çok iyi dinlerim. Çok dikkat ederek çalışırım, Allah-ü Teâlâ da nasip ediyor. Düzenli bir hayat diyebiliriz. Çok fazla sosyal hayatım olmadı. Her yere yetişemiyorsunuz sonuçta. Ona, ona zaman ayırdığınız zaman bölünüyor. O zaman başarılar da bölünmüş oluyor.

 

Bebek henüz daha yarım santim boyunda ama kalbi atan bir canlı. Pirinç tanesi kadar diyoruz biz ona, kırık pirinç. İki hafta sonra geldiğinde kafası kolları bacakları çıkmaya başlıyor. Oluyor bir fıstık tanesi kadar.

Bebeğin önce kan dolaşımı oluşuyor, çünkü kanla beslenirse büyüyecek.  Çok hızlı gelişerek ilk üç ayda bütün organları büyük ölçüde tamamlanıyor.  

  

1961 yılında İstanbul’da doğan Rabiye Babalıoğlu ilk ve orta öğrenimini de burada tamamladı. Ankara Fen Lisesi’ni birincilikle bitiren Babalığolu, Tübitak Liselerarası Fizik yarışmasında İç Anadolu birinciliği kazandı. Başarılı bir eğitim yılından sonra 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. Yine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra 1991 yılında kadın doğum uzmanı ünvanını aldı. İngilizce ve Almanca bilen Babalıoğlu’nun 50 civarında yerli ve yabancı bilimsel yayın ve bildirisi bulunmaktadır. Kadın Sağlıkçılar Dayanışma Derneği kısa adıyla KASAD-D üyesi olan Babalıoğlu evli ve üç çocuk annesidir. Ayrıca Babalıoğlu’nun Uçurtma Yayınları’ndan çıkardığı “Canlıyım Geliyorum” adlı bir de kitabı bulunmaktadır.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat