Mârifetullah

Mârifetullah Mârifetullah   İlim; bilme, mârifet; tanıma mânasında olup arada şöyle bir fark var ki: İlim bir şeyi ihata edip (kuşatıp) her yönüyle tam bilme iken; mârifet her yönüyle değil belki bazı yönleriyle bilme, eksik bilgi denebilir. Kamus-ı Okyanus’da: “İlim, vech-i küllî ile bilmek ve mârifet, vech-i cüzi ile bilmek mânasınadır. İlmin mukabili cehil; mârifetin mukabili inkardır.” diye tarif edilmiştir. Mevzumuz olan mârifetullah ise Cenâb-ı Hakk’ın kendisini bizlere kitablar, peygamberler, ve sevgili kulları vasıtasıyla bildirdiği şekilde ve ne kadar bildirdi ve tanıttırdı ise o kadar bilmek ve tanımaktır.

Dolayısıyla Cenâb-ı Hakk hakkındaki malumatımız ne kadar çok da olsa eksiktir. Çünkü, Allah’ın (cc) bütün isim ve sıfatları ve şuunatı ve zâtı, mutlak (sonsuz, sınırsız)’dır. Yani Onu kuşatamadığımız için Cenâb-ı Hakk hakkındaki malumatımıza ‘ilmullah’ denilmiyor; ‘mârifetullah’ deniliyor.

Cenâb-ı Hakk bir kutsî hadiste: “Ey insanoğlu! Kendini bilen beni de bilir. Beni bilen ise arar ve arayan da beni bulur. Beni bulan her muradına erer, ummadığı şeylere kavuşur.” buyuruyor. (Mârifetnâme)

Bedîüzzaman Hazretleri Ene Risalesi’nde (30. Söz) insana verilen emanetin bir vechi ene (benlik) olduğunu, kâinatın ve Esma-i İlâhiye’nin gizli hazinelerini ene anahtarının açtığını Cenâb-ı Hakk’ın esma ve sıfat ve şuunatının hakikatlarını gösterecek tanıttıracak numûne ve işaretleri enede yerleştirdiğini fakat ene anahtarının da kapalı olduğunu, evvela onu açmak lazım geldiğini, ene açılır ve anlaşılırsa “kendini bilen Rabbini bilir” sırrıyla âlemin kapılarının ve esmâ hazinelerinin açılacağını beyan eder.

Cenâb-ı Hakk kendini tanıttırmak ve sevdirmek istiyor. Onu tanıyıp sevecek ve sevdirecek mahlûkat içinde canlılar, canlılar içinde şuurlular, şuurlular içinde insan, insanlar içinde peygamberler ve onlar içinde de Peygamberimiz (asm) dir.

Çünkü Peygamberimiz (asm) bir hadîsinde: “Sizin içinizde Allah’ı en iyi bilen benim. Çünkü (O’nu) bilmek kalb işidir. Eğer siz Allah’ı hakkıyla bilmiş olsaydınız sizin duânızla dağlar yok olurdu. Sizin Rabbinizi en çok bileniniz nefsini en çok bileninizdir.” buyuruyor. (Mârifetname)

Mârifetullah’ın ne kadar kıymetli ve ehemmiyetli olduğunu bir derece daha anlamak için şu ifadelere dikkatinizi çekmek isterim.

“Mâhiyet ve istidat itibariyle her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-ı hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu mârifetullahdır.”

“İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Halık-ı Kâinatı tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Ve insanın vazife-i fıtratı (yaratılış vazifesi) ve fariza-i zimmeti (yüklendiği farz vazifesi) mârifetullah ve imân-ı billah (Allah’a iman)’dır.”

“Evet bütün hakiki saadet, halis sürur ve şirin nimet ve safî lezzet elbette mârifetullah ve muhabbetullahdadır.”

“Dünyanın zevkleri ve zinetleri Hâlıkımızı, Mâlikimizi ve Mevlâmızı bilmediğimiz takdirde cennet bile olsa cehennemdir. Bilhassa şehvetin ateşini söndürecek mârifetullahtan başka bir şey var mıdır?Evet mârifetullah olduktan sonra dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi cennete bile iştiyak kalmaz. (Bedîüzzaman Hazretleri)

“Haberde geldi ki:“Dünyada öyle bir cennet vardır ki onu bulanda cennete bir istek kalmaz. Bu cennet mârifetullahtır.”

“İnsanlar bu âlemden göçüp gittikçe buradaki en güzel şeyin lezzetinden mahrum kalırlar. O en güzel şey mârifettir ki o bütün nimetlerden daha zevkli daha lezzetlidir.” (Mârifetname)

Cenâb-ı Hakk, bizleri, kendisini kendisinin istediği şekilde tanıyan, seven kullarından eylesin. Âmin, binlerle âmin.

“Ey insanoğlu! Kendini bilen beni de bilir. Beni bilen ise arar ve arayan da beni bulur.”Hadîs-i Kutsî

Döküman Arama

Başlık :

Kapat