Nimetin Kıymetini Bilmek

Nimetin Kıymetini Bilmek Nimetin Kıymetini Bilmek   Dinlemek ya da Mp3 olarak indirmek için TIKLAYIN Kitap okuma, ilim tahsil etme veya bu uğurda bir şeyler yapma mevzûsu açıldığında çoğumuz kendimize göre mazeretler uydururuz. Kimimiz zamanının olmadığından yakınır kimimiz işlerinin çokluğundan şikâyet eder. Hâlbuki kendimize iş edindiğimiz, üzerinde zaman harcadığımız nice şeyler vardır ki bizi köprülerden geçirmez.Amerika’nın tavuklarını hesaplarız sözgelimi veya yıldızları arşınlarız gün boyu. Kimimiz de güya bilgi ediniriz; ama bilgi adına öğrendiklerimizin pek çoğunda bizim için ne fayda vardır ne de zarar. Kafamız adeta bilgi çöplüğüne döner. Lüzumsuz işleri yapmaktan lüzumlu olanlarına bir türlü vakit bulamayız.Hâlbuki hakîkî ilim erbabının hayatları hiç de böyle değildir. Onların hayatlarında her şey önem sırasına göre dizilmiştir. Listenin başındakiler daima en lüzumlu olanlarıdır. Kıymetli şeyleri öne alan kişilerin hayatında boşluk olmaz, onların zamanını lüzumsuz meşgaleler işgal etmez. Kıymetli vakitlerini kıymetsiz işlerde harcamazlar. Onlar ilmin değerini idrak etmiş kişilerdir. İslâm tarihi böyle ilim ehli kişiler yönünden çok zengindir. Onların hayatları bizim için yollardaki işaret levhaları, karanlıkta ışık saçan birer lambadır. Numûne-i imtisal için o mübarek şahsiyetlerden birkaçını hatırlayalım: ÖRNEK ŞAHSİYETLER İmam-ı Azam Hazretlerinin talebelerinden olan Ebû Yusuf, ilmin kıymetini ve hocasının değerini daha küçük yaşta anlamış, İmam-ı Azam’ın derslerine uzun süre ciddi bir şekilde devam etmiştir. Yıllarca ailesinin yanına dönmemiştir. Öyle ki hocasının dersini kaçırmamak için babasının cenazesine bile iştirak edememiş, o vazifeyi akrabalarına tevdi etmiştir. Bu konuda kendi ifadesi şöyledir: “Babam öldüğünde cenazesinde bulunamadım; zira hocam İmam-ı Azam’ın bir dersini kaçırmaktan korkuyordum. Eğer onun bir dersini kaçırsaydım, o bilgileri elde edememenin hasreti ölünceye kadar devam ederdi.” Ebû Yusuf, İmam-ı Azam (ra)’ın derslerine 17 sene aralıksız devam etmiştir. Ebû Yusuf ilmin ve âlimin kıymetini böyle takdir etmiş ve nihayet kendisi de Hanefi mezhebinin büyük âlimlerinden olmuştur.Osmanlının son dönemlerinde yaşamış olan İstanbul müderrislerinden Husrev Efendi, her günkü mutad şekliyle medresesine gider; ancak yüzünde hüzün emareleri vardır. Sair zamanlardaki mütebessim halini göremeyen talebeleri, “Hocam, bugün sizde bir değişiklik seziyoruz, sizi üzen bir hadise mi oldu?” diye sorduklarında Husrev Efendi: “Evlatlarım, bugün çocuğum vefat etti. Size vereceğim dersi daha önemli gördüğüm için cenazeyi evde bırakıp dersime geldim. Dersten sonra defin işleriyle meşgul olacağım, üzüntüm bundandır.” diye cevap verir.Aynı mübarek zat, ölüm yatağına düşünce talebelerini evine çağırır ve hiç aksatmadığı ders verme vazifesine evinde devam etmek ister. Talebeleri hocalarının durumunu çok ağır gördükleri için: “Efendim, çok yorgun ve bitkinsiniz, isterseniz derse biraz ara verelim” derler. Bunun üzerine Husrev Efendi ellerini semaya kaldırır ve ‘Şahit ol ya Rab! Ders vermeyi ben bırakmadım.’ diyerek son nefesine kadar vazifesinin başında olduğunu Rabbini şahit tutarak gösterir.Son dönem âlimlerimizden Üstad Bediuzzaman Hazretleri; Kur’ân’dan aldığı feyizleri, nurları, ilimleri insanlara ulaştırma gayesiyle hayatını ortaya koyarak bu uğurda her zorluğa katlanmış, her şeyini bu hakikatler için feda etmiştir. Hayatının özeti sayılabilecek şu ifadeler kendisine aittir:“Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir âdem mi zannediyorlar. Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm. Bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.”Yine Bediuzzaman Hazretlerinin yetiştirdiği Husrev Efendi, Üstad Hazretleri’nin telif ettiği Kur’ân hakikatlerini, ilim ve irfanı insanlara ulaştırmak için 45 yıldan ziyade -istisnalar hariç- evinden çıkmayarak günde bir iki saat uykuyla, çoğu gün ve geceler uykusuz kalarak bu güzelim eserlerin Anadolu insanıyla buluşmasına vesile olmuştur. İslâm âlimlerini son nefeslerine kadar bunca fedakârlığa sevk eden kaynaklar şüphesiz Kur’ân-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin mübarek sözleridir. Şimdi o deryadan birkaç damla sunalım:İLMİN TEMEL KAYNAKLARI “…Bir ibâdet yerinde toplanıp Allah’ın kitabını okuyan ve aralarında onun manasını birbirlerine anlatan topluluğu melekler kuşatırlar ve üzerlerine huzur ve rahmet iner. Allah onları yanındaki meleklere över.” (Müslim, Tirmizî)Diğer bir hadis-i şerif ki ilmin pek çok hususiyetlerini, kıymetini, dünya ve ahiret için faydalarını, kişilere ve toplumlara sağladığı kazançları, yüksek dereceleri çok veciz bir şekilde özetlemiştir: “İlim öğrenin, zira Allah için ilim öğrenmek Allah’tan korkmayı sağlar. İlmin talebi ibâdet, müzâkeresi tesbih, tahsili ise cihattır. Bilmeyenlere onu öğretmek sadaka, onu ehline vermek de (Allah’a) itaattir. Çünkü ilim helâl ve haramın yollarını gösteren işaret ve cennetliklerin yollarındaki kandilleridir. İlim yalnızlıkta dost, gurbette yoldaş, tenhada arkadaş, bollukta ve darlıkta yol gösterici, düşmanlara karşı silah ve dostlar yanında ziynettir. Allah ilimle toplumları yükseltir ve onları devamlı iyiliklerde önder yapar. Böyle toplumların eserleri anlatılır, yaptıklarına uyulur ve görüşlerine başvurulur. Melekler sohbetlerine katılmak isterler ve kanatlarıyla onları okşarlar. Yaş ve kuru, denizde yaşayan balıklar ve diğer haşereler, karada yaşayan yırtıcı hayvanlarla diğer canlılar, hep onların bağışlanmasını dilerler. Çünkü ilim, kalpleri cehaletten kurtararak onlara hayat verir. Gözleri karanlıklardan kurtaran kandillerdir. Kul ilmiyle, iyi insanların rütbelerine, dünya ve ahirette de yüksek derecelere ulaşır. İlim öğrenirken düşünmek oruç sevabına eşittir. İlim öğrenmek ise (oruç tutan bir kişinin) gece teheccüt namazı kılmasının sevabına eşittir. Onunla yakınlara karşı alaka sürdürülür. Onunla helâl haramdan ayrılır. İlim amele önderlik yapar. Amel de ilmin arkasından gider. İlim nasipli kişilere verilir. Nasibi olmayanlar ilimden mahrum kalır.” (Tergib ve Terhib) Bu hadis-i şerifin her bir cümlesi üzerine bir kitap yazılabilir. Okuyucularımızın idrakine havâle ediyorum.Büyüklerimiz, “Nimet kuş gibidir; kıymeti bilinmezse uçar, gider.” demişler. Nimet, şükürle ziyadeleşir. İlim, irfan, fen, teknoloji, güzel ahlak kişilerin ve toplumların sahip olması gereken en önemli nimetlerdendir. Onlara kıymet verdiğimiz dönemlerde bu nimetler bizim elimizde gelişmiş, şekillenmiş. Maalesef, yaklaşık 200 yıldır kuş uçmuş, başkalarının bahçesine konmuştur. 200 yıldır Batıyı anlama ve yorumlama derdine düşmüşüz. İlim ve teknoloji bizim öz malımız iken onların eline geçmiş. Nihayetinde Müslümanlar, elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi etrafına bakınıyor, arıyor, bulamıyor, telaşlı, korkak biraz da umutsuz.Hâlbuki hastalıklarımızın ne olduğu da tedavi yolları da belli. Bu andan itibaren kendi değerlerimize dönmek mecburiyetindeyiz. Hebâ ettiğimiz yüzyıllar yeter. Bunca uyuduğumuz yetişir, artık uyanmalıyız. Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz. Öyle ise Peygamber Efendimiz (sav)’in şu mübarek sözünü düstur edinip artık ilim adına mazeretler uydurmaktan vazgeçmeliyiz: “Beni Allahu Teâlâ’ya biraz daha yaklaştıracak yeni ilim edinemediğim günün doğmasında benim için hayır yoktur.” (Taberanî) “Hiçbir namazım yoktur ki hocam İmam-ı Azam’a duâ etmemiş olayım.” diyen Ebu Yusuf Hazretleri gibi bizler de ilmin ve âlimin kıymetini iyi bilmeli, her zaman Hocalarımıza dua etmeyi önemli bir vazife telakki etmeliyiz.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat