En Mühim Vazife

En Mühim Vazife En Mühim Vazife   Peygamberler, insanlara hem maddi hem manevi, hayatın her alanında mutlak rehberdirler. Çünkü Onlar Âlemlerin Rabbi tarafından en doğru, en güzel tarzı uygulamak ve uygulatmak ile vazifelendirilmiş ilâhi elçilerdir.Hayatlarına baktığımızda nazarlarımıza takılan en mühim özellikleri ise; zaman ve şartlara bakmaksızın insanlara hakkı ve hakikati tebliğ etmek olduğu açıktır.Evet, her biri farklı zamanlarda farklı mekânlarda yaşamış yüz yirmi dört bin güvenilir ve ellerinde Kâinatın Yaratıcısı tarafından nişâne-i tasdik olan mûcizeler bulunan (1) bu rahmet elçileri her ne kadar dünyevî cihetle farklı işler yapmış da olsalar, kendilerine asıl iş, asıl vazife olarak insanları Hakk’a davet bilmişler ve öyle yapmışlardır. Hatta bu vazife uğrunda çok ezâ ve cefa görmüşler. “En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyileri ve en kâmilleridirler” (2) hadîs-i şerifi onların hayatlarının ne denli sıkıntılı olduğunu bizlere açık bir şekilde ifade etmektedir. Hatta bu en ziyade musibete ve meşakkate giriftar olmak hali bile onları bu kutsi vazifelerinden alıkoymamıştır. İnsanları Hakk’a davet hususen bu asırda geçmiş asırlara nispetle daha ziyade bir ehemmiyet arz etmektedir. Çünkü fitne ve fesat hiçbir asırda bu kadar şiddetli olmamış, insanların yüzünü Hakk’tan bu denli çevirip gaflete, günahlara ve haramlara atmamıştı. Hâl böyle olunca insanlar; iyiyi-kötüyü, güzeli-çirkini tam manasıyla birbirinden ayırt edemez bir hâle düşmüşler. Hayatın gerçeklerini ve doğru esaslarını kaybetmişler. Bu hâle, maalesef âlem-i İslâm’ın hal-i hazırdaki vaziyeti şahittir. (3)İslâmi hayatın ve esaslarının bu kadar gafletle unutulduğu şu dehşetli asırda en büyük bir ihsan, imanı kurtarmaktır. (4) Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde; “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” buyuruyorlar. Böyle dehşetli bir asırda iman hakikatlerinden mahrum olmaktan gelen manevi açlıktan daha büyük bir açlık, manevi gıdasızlıktan daha büyük bir felaket (ki hayat-ı ebediyemizin mahvına sebebiyet verecek) olabilir mi acaba? Dolayısıyla bu zamanda insanlara iman hizmeti sunmak, yani bir nevi manen aç ve komşumuz olan ehl-i imanla, yemeğimizi paylaşmak manasında olan iman hakikatlerini (her neyimiz varsa soframızda) onlara aktarmak ve onları manen doyurmak… Hem bu vazifenin Allah katında ne kadar makbul bir vazife olduğu yine hadis-i şeriflerdeki işaretlerle sabittir. Çünkü Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde “Allah’ın senin vasıtanla bir kişiye hidayet vermesi, senin için dünyalar dolusu maldan daha hayırlıdır.” (5) buyurmuşlar. Yani terazinin bir kefesinde dünya değil, dünyalar dolusu mal…Bir kefesinde bir kişinin bizim vasıtamızla hidayete erişmesi. Sonuç; Muhbir-i Sâdık, Rehber-i A’zam bildirmiş; bir kişiye Allah’ın bizim vasıtamızla hidayet vermesi. Demek hiç şüphe yok ki, kesinlikle Allah katında şu dünya hayatında en mühim vazife, iman hizmetidir. Bazı peygamberler gelmiş vazifelerini yerine getirmiş fakat onlara hiç uyup iman eden olmamış. Buna rağmen peygamberlik ücretlerini Allah onlara ihsan etmiştir. Demek Cenâb-ı Hakk katında mühim olan kimlerin ve kaç kişinin bizlerin böyle bir davetine icabet ettiği değildir. Bu kısım Allah ile o kulun kalbi arasındadır. Hidâyeti verecek olan Allah’tır. Asıl mühim olan bizlerin bu vazifeyi -hususen böyle bir asırda- mühim bir vazife bilerek yapma isteğimiz, niyetimiz ve gayretimizdir. Kaynaklar: 1. Gençlik Rehberi 52. Hadis-i Şerif meali, Lemalar 2203. İşarat-ül İ’caz 1314. Sikke-i Tasdik-i Gaybi 955. Kütüb-i Sitte 1.cilt 429

Döküman Arama

Başlık :

Kapat