Peygamber mûcizelerinden ilmî keşiflere

Peygamber mûcizelerinden ilmî keşiflere Peygamber mûcizelerinden ilmî keşiflere  

Dinlemek ya da Mp3 olarak indirmek için TIKLAYIN Cenâb-ı Hakk manevî kemâlât gibi maddeten terakkîyi de en evvel peygamberler vasıtası ile insanlığa hediye etmiştir. Mesela, insanoğlu gemiyi Hz. Nuh (as)’dan, saati Hz. Yusuf (as)’dan, terziliği Hz. İdris (as)’dan ve demiri yumuşatıp tel ve benzeri şekillerde kullanmayı Hz. Davut (as)’dan öğrenmiştir. Onun için her san’atın peygamberlerden birer pîri vardır: Gemicilerin Hz. Nuh (as), terzilerin Hz. İdris (as), saatçilerin Hz. Yusuf (as), demircilerin Hz. Davut (as) gibi.

Beyânı mûcize olan Kur’ân, Rabbimizi bize bildiren bir nûrdur ki biz o nûr ile başta Rabbimizi bütün sıfat ve isimleriyle tanıyor, endişe ile merak ettiğimiz istikbalimizi O’nun nûru ile görüyoruz. Üzülerek ayrıldığımızı zan ettiğimiz dost ve yakınlarımızın aslında yok olmadıklarını O’nun nûru ile öğreniyoruz. Bu koca âleme ne için ve nereden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi O’nun Habîbi’nden öğreniyoruz…Evet, Kur’ân öyle bir nûrdur ki kâinatı aydınlatıyor. Âhireti aydınlatıyor. Her bir sûresi, âyetleri, kelimeleri hatta harfleri ve hatta nokta ve sükûnları dahi birer mûcize olarak zikredilen hakîkatleri bize bildiriyor.

Bu yazıda Kur’ân’ın mûcizeliğinden bir numûne olarak Kur’ân’da zikredilen peygamber kıssa ve mûcizelerinden birkaç numûne göstererek Kur’ânımız’ın asrımıza bakan bir i’câzını tahlil etmeye çalışacağız.

HERŞEY KUR’ÂN’DA VARDIRBir âyet-i kerîmede meâlen Cenâb-ı Hakk; “Yaş ve kuru ne varsa Kitâb-ı Mübîn’de vardır” (En’am, 59) buyurmuştur. Bu âyet hakkında müfessirler, “Kitâb-ı Mübîn’den maksat Kur’ân’dır. Kur’ân her şeyden bahs eder” demişlerdir. Bu münâsebetle bir suâl akla gelmektedir: Madem Kelâm-ı ezelî olan kitabımız her şeyden bahs ediyor. Acaba şu içinde yaşadığımız asrımızdan da bahisler mevcut mudur? Veya özellikle bu asırda insanoğlunun geldiği noktada medeniyetin harikaları olan teknolojik gelişmelerden de bahisler, acaba Kur’ân’da bulunmakta mıdır? Mesela elektrik, gemi, ulaşım vasıtaları iletişim araçları Kur’ân’da var mıdır?

Evet böyle bir suâle karşı yukarıda zikrettiğimiz âyet-i kerîme “Yaş ve kuru ne varsa Kur’ân’da vardır” demekle asrımızın harikalarının da Kur’ân’da mevcut olduğunu ilân etmektedir. Fakat, Kur’ân’ınasıl maksadı, insanoğluna Rabbini tanıtmak, kendi mâhiyetini bildirmek ve ebed yolculuğuna insanı hazırlamaktır. Kur’ân, âhiret yurduna namzet olan insana bu dünyadaki ulvî vazîfelerini bildiren bir rehber, mürşit ve terbiye edici olduğu için bu dünya hayatı ile ilgili her şey bu ulvî maksatlar ölçüsünde yer alabilirler.

PEYGAMBERLER MEDENİYETİN ÖNDERLERİDİR

Kur’ân’ın medeniyet ve teknolojik icatlar ile ilgili haberlerini Kur’ân’ın bu maksadına yaraşır bir sûrette ‘mûcizât-ı enbiyâ’ (peygamber mûcizeleri) âyetlerinde görmekteyiz. Cenâb-ı Hakk, Peygamberleri, insanoğlunun manevî kemâlâtı için bir rehber ve imam olarak gönderdiği gibi aynı zamanda maddeten ilerleme ve terakkileri içinde her bir peygambere bazı hârikalar verip onların seviyesine teşvik ile insanlık için birer ustabaşı ve model yapmıştır. Yani Cenâb-ı Hakk, Kur’ân’da, insanoğluna mânen şöyle demektedir: Mânen ve maddeten yükselmek istiyorsanız gönderdiğim elçilerime itaat ediniz!

Evet, Kur’ân’da Cenâb-ı Hakk, peygamberlerin manevî kemâlâtından bahsederek onlardan istifadeye bizi teşvik ettiği gibi, onların mûcizelerinden de bahsederek o mûcizelerin benzerlerine ulaşmaya insanoğlunu teşvik etmektedir. Hatta şöyle bir ifade yanlış olmayacaktır: Cenâb-ı Hakk manevî kemâlât gibi maddeten terakkîyi de en evvel peygamberler vasıtası ile insanlığa hediye etmiştir. Mesela, insanoğlu gemiyi Hz. Nuh (as)’dan, saati Hz. Yusuf (as)’dan, terziliği Hz. İdris (as)’dan ve demiri yumuşatıp tel ve benzeri şekillerde kullanmayı Hz. Davut (as)’dan öğrenmiştir. Onun için her san’atın peygamberlerden birer pîri vardır: Gemicilerin Hz. Nuh (as), terzilerin Hz. İdris (as), saatçilerin Hz. Yusuf (as), demircilerin Hz. Davut (as) gibi.

Bu misalleri çoğaltmak mümkün. Biz şimdi ‘mûcizât-ı enbiyâ’ âyetlerinden beş misal vererek Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın i’câzından bir katre, bahsimiz münasebetiyle nazarlarınıza arz edeceğiz.

1. HZ. SÜLEYMAN (AS)’IN HAVADA UÇMASI

Mesela Kur’ân-ı Kerîm’de Sebe Sûresi 12. âyette şöyle buyrulmaktadır:وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ Meâlen, Hazret-i Süleyman, bir günde havada uçmak ile iki aylık bir mesafeyi kat etmiştir, diyor. İşte bu âyet ile Cenâb-ı Hakk bize, size yol açıktır bir kulumu nefsinin heveslerini terk ettiği için havaya bindirdim, siz nefsinizin tembelliğini bıraksanız kâinattaki cârî kanunlarıma uysanız sizi de havaya bindiririm, demekle ulaşım noktasında insanoğlunun ulaşabileceği nihaî hedefe işaret edip insanoğlunu buna teşvik ediyor. Bu teşvikle Kur’ân–ı Azîmüşşân sadece uçağa değil belki daha ilerilerine de parmak basıyor.

2. HZ. MÛSÂ (AS)’IN ASÂSI

Bakara Sûresi 60. Âyette şöyle buyrulmuştur:فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ ا لحَْجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُاثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناًMeâlen, “Biz O’na asânı taşa vur dedik. O vurunca ondan on iki çeşme fışkırdı.” buyrulmaktadır. Bu âyet, Musa (as)’ın bir mûcizesinden bahsederken, işarî olarak da zemin altında gizli halde bulunan rahmet hazineleri diyebileceğimiz, su kaynakları, petrol, doğalgaz gibi nîmetlerden basit âletlerle istifade edebileceğimizi haber vermektedir. Evet, günümüzde insanoğlu bu nîmetlerden istifade yolunu sondaj denen bir âleti geliştirerek bulmuştur.

3. HZ. ÎSÂ (AS)’IN ÖLÜLERİ DİRİLTMESİ

Âl-i İmran sûresi 49. âyette geçen bir ibarede şöyle buyrulmuştur:وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ والْاَبْرَصَ وَاُحْيِي الْمَوْتٰي بِاِذْنِ اللّٰهِ Meâlen: Îsâ (as) hakkında, “Ben Allah’ın izniyle körü ve alacalıyı iyileştirir, kurtarır ve ölüleri diriltirim” zikredilmesiyle, Îsâ (as)’ın yüksek ahlâkı yanında elindeki tıp ilmine dahi işaret edilerek en devasız zan edilen hastalıkların dahi tedavilerinin bulunabileceğini âyetin ifadesinden anlamaktayız. Hatta yine dikkat edersek ölümün bile geçici olarak durdurulabileceği yukarıdaki âyette îmâ edilmektedir. İşte Cenâb-ı Hakk bize tıp ilminde insanoğlunun ne kadar ileri gidebileceğinin nihaî hududunu çizerek işaret ediyor.4. HZ. SÜLEYMAN (AS)’IN BELKIS’IN TAHTINI GETİRMESİNeml sûresi 40. âyette şöyle buyrulmaktadır:قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا اٰتِيكَبِه۪ قَبْلَ اَن يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَط فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِرّاً عِندَهُ Meâlen, Hz. Süleyman (as)’ın bir vezirinin Belkıs’ın tahtı hakkında “Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim” ifadesi geçmektedir. Bu âyetten bize uzak mesafelerden maddenin aynen veya sûreten naklinin mümkün olduğu hakîkati Kur’ân tarafından işaret edilmektedir. Bugün insanoğlu ses ve görüntü naklini gerçekleştirmiş ve madde nakli için ise çalışmaktadır.5. HZ. İBRÂHÎM (AS)’IN ATEŞTE YANMAMASI Hz. İbrahim (as)’ın bir mûcizesini bahs eden Enbiya sûresi 69. âyette şöyle buyrulmuştur:قُلْنَا يَا نَارُ كُون۪ي بَرْد اً وَسَلَاماً عَلٰٓي اِبْرٰه۪يمَ Meâlen, “Ey ateş! İbrâhîm’e karşı soğuk ve selâmetli ol” zikredilmektedir. Bu âyet bize işârî olarak, nasıl ki ateş Allah’ın emriyle Hz. İbrâhîm (as)’ı ve elbisesini yakmadı eğer siz de ey insanoğlu, Allah’ın kâinatta cârî olan kanunlarına riâyet edip çalışırsanız yüksek sıcaklıklara dayanan elbiseler yapabilirsiniz, demektedir. Evet bugün insanlık, Hz. İbrâhîm (as)’a ihsan edilen bu mûcizeye yakın elbiseleri geliştirmiş ve kullanmaktadır. Fakat burada en mühim olan husus kanaatimizce şudur ki; asıl mahâret, dünyevî ateşten ziyade uhrevî ateşten korunmak ve korunma yollarını bulmaktır. Bunun ise rûhumuza îman elbisesini tam giydirmekle olabileceğini sanki âyet-i kerime bize ihtar ediyor gibidir. Cenâb-ı Hakk Hz. İbrâhîm (as)’ı ateşten muhafaza buyurduğu gibi bizleri de Cehennemin alevlerinden muhafaza edecek sâlih amelleri cümlemize ihsan eder niyâzındayız.Zikrettiğimiz peygamberlerin mûcizelerinden bahs eden âyetlerden anlaşılıyor ki, Kur’ân, her asra hitab eden bir mûcize olmakla beraber ‘mucizât-ı enbiyâ’ âyetleri özellikle asrımıza bakıyor ve işaret ediyor. Peygamberleri hem mânen hem maddeten rehber almayı bize emrediyor. Cenâb-ı Hakk başta Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) olmak üzere cümle peygamberlerin şefaatlerine mazhar eylesin.

Cenâb-ı Hakk bize, size yol açıktır bir kulumu nefsinin heveslerini terk ettiği için havaya bindirdim, siz nefsinizin tembelliğini bıraksanız kâinattaki cârî kanunlarıma uysanız sizi de havaya bindiririm, demekle ulaşım noktasında insanoğlunun ulaşabileceği nihaî hedefe işaret edip insanoğlunu buna teşvik ediyor.

“Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim” Neml, 40

Döküman Arama

Başlık :

Kapat