Hadd-i Vasat

Hadd-i Vasat Hadd-i Vasat   İnsanlar birine hakaret etmek istediğinde söyledikleri kelimelerden birisi de ‘alçak’tır. Oysa alçaklığın da kullanılacağı bir yer vardır ki, adına gönül derler. Alçak gönüllülük herkes tarafından övgüye layık görülen bir haslettir. Kul, Allah’a (cc) karşı kendini ne kadar alçak ve zelil görse o kadar iyidir. Bundandır ki, evliyalar ve arifler her daim duâ ve niyazlarında kendilerini Allah’a (cc) karşı alçaltmışlar. Bu sırdandır ki Veysel Karani Hazretleri (ra) “İlahi! Sen azîzsin, ben zelîlim” diye duâ etmiş. Bundandır ki, Bedîüzzaman Hazretleri gibi Said olan bir zat Allah’a karşı niyazında kendini şaki diye nitelemiş. Biz mü’minler önderimiz olan Hazret-i Muhammed (asm)’ı her yönüyle taklîde çalışırız. Çünkü o zât (asm) yapmış olduğu ibâdetleri, hareketleri, duâları, yaşantısı, ahlâkı, âile hayatı ve tavırlarının neticesi olarak kâinatın sultanına en sevgili bir kul olmuş. Bizler de rehberimize (asm) ne kadar benzersek, Cenâb-ı Hakk’ın o kadar sevgili bir kulu oluruz. Peygamberimizin (asm) hayatına baktığımızda daima hadd-i vasatı, yani orta yolu seçtiğini rahatlıkla görebiliriz. Evet, her yolun bir orta yolu, bir ifratı ve bir de tefriti vardır. İslamiyet baştan sona mutedil bir dindir. Birkaç misalle izah etmeye çalışalım.Meselâ ibâdette üç yol vardır. Birisi ifrattır ki, ruhbanlar gibi dünyadan tamamen soyutlanıp sırf ibâdetle meşgul olmaktır. Birisi tefrittir ki, ibâdeti tamamen bırakmaktır, günahkârlıktır. Yani ibâdetten kaçmaktır. Orta yolu ise sâlih ameldir. Bu mevzu ile mutâbık olan şu hâdise gayet mânidardır: Sahâbeden ziyade züht ve takvâsıyla meşhur olan Osman Bin Ma’zun (ra) Peygamberimiz’e (asm) gelerek: “Ya Resûlallah! (asm) Bana izin ver kendimi hadım ettirip dağlara çıkayım ve vaktimi gündüzleri oruçla, geceleri sırf Allah’a ibâdetle geçireyim” demiş. Peygamberimiz (asm) ise ona ; “Ben sizin için en güzel bir misal değil miyim? Ben kadınlara yaklaşırım. Gecenin bir kısmında uyur, bir kısmında ibâdet ederim. Oruç tutarım fakat bazen de iftar ederim.” buyurmuş. İbâdet noktasında gidilebilecek en güzel yolu bizlere göstermiştir. İbâdet elbette takvâ için bir mihenktir ama takvâ demek, sadece ibâdet ettiğin kadar takvâlısın demek de değildir.İnsanın fıtratında çok çeşitli hasletler, duygular ve hisler vardır. Bir de bunların ayrı ayrı kullanım alanları vardır. Yerinde kullanıldığında kötü olan hiçbir his, duygu veya haslet yoktur. Ancak yerinde kullanılmayanlar vardır. Meselâ cesaret; Birinin raylara çıkıp hızla üzerine doğru gelen trene meydan okuduğunu düşünün. Sizce bu cesaret midir? Elbette hayır. Bunun adı olsa olsa ucuz kahramanlıktır. Veya ahmaklıktır. Bunun zıddını düşünelim. Trafik kazası yapabilme ihtimâline binâen hiç arabaya binmeyen veya deprem olabilir düşüncesiyle hiçbir binaya girmeyen birinin yaptığı ise tedbirli davranmak değil korkaklıktır. İkisinin ortası ise cesarettir. Cesaretin en mükemmel hâli şecaattir. Vatan savunmasında, cephede gözünü kırpmadan ileri atılmak gibi.İnsanın fıtratındaki duygulardan biri de korkudur. Korku duygusu hepimizde vardır ve bir zaaf değildir. Hatta korku, hayatımızın devamı ve muhafazası için gerekli olan bir histir. Yanlış olan bu duyguyu yanlış yönde kullanmaktır. Yaradılıştan korkunun ne olduğunu bilmeyen birini hayal edelim. Üzerine aslan saldırsa kaçmak yerine kendisi de aslana saldırır ve aslana yem olurdu herhalde. İnsan korkusunu mahlûklara karşı gereksiz yere kullandığında bunun adı korkaklık olurken, aynı korku hissi Allah’a karşı duyulduğunda gayet ulvî ve nezih bir hâl alır. Zemme değil övgüye layık bir hâle girer. İnsanlar birine hakaret etmek istediğinde söyledikleri kelimelerden birisi de ‘alçak’tır. Oysa alçaklığın da kullanılacağı bir yer vardır ki, adına gönül derler. Alçak gönüllülük herkes tarafından övgüye layık görülen bir haslettir. Kul, Allah’a (cc) karşı kendini ne kadar alçak ve zelil görse o kadar iyidir. Bundandır ki, evliyalar ve arifler her daim duâ ve niyazlarında kendilerini Allah’a (cc) karşı alçaltmışlar. Bu sırdandır ki Veysel Karani Hazretleri (ra) “İlahi! Sen azîzsin, ben zelîlim” diye duâ etmiş. Bundandır ki, Bedîüzzaman Hazretleri gibi Said olan bir zat Allah’a karşı niyazında kendini şaki diye nitelemiş.Yine insanda bulunan bir özellik de cömertliktir. Bunun aşırısı tebzir, yani gereksiz yere saçıp savurmaktır. Atalarımız, “Hazıra dağ dayanmaz” demişler. Zıddı ise cimriliktir. Yani gereksiz yere aşırı tamah edip boş yere kısmaktır. Dünya malı dünyada kalır, kişiye yaptığı hayır hasenât kalır. Hadd-i vasatı ise civanmertliktir, cömertliktir. Yani ne gereksiz yere tamah edip kısar ve ne de gereksiz yere saçıp savurur.      Hayâ da insanoğlunda bulunan duygulardan biridir. Peygamberimiz (asm) “Hayâ îmandandır” buyurmuşlardır. Kadın öylesine hayâlı ki, kocasına bile saçının bir telini göstermiyor, babasının eline bile dokunmuyor. Elbette böyle bir hayâ anlayışı olamaz. Bu ileri gitmek ve haddi aşmaktır. Hayânın derecesiyle uzaktan yakından alâkası yoktur. Bunun zıddı ise fuhşiyâtın her türlüsüdür. Orta yolu iffettir. İffet ise Allah’ın helal kıldığı şeylere rıza gösterip, haram kıldığı nazarlardan, haram seslerden, haram lokmalardan sakınmaktır. Tabii burada şunu da belirtmeden geçemeyeceğiz. İffet denilince, çoğu zaman sadece kadınlar akla gelir. Bu ise başlı başına hatadır. İffet insan içindir. Kadın erkek fark etmez…

Döküman Arama

Başlık :

Kapat