Alah’ım, bana Kur’ân okumayı nasîb eyle!

Alah’ım, bana Kur’ân okumayı nasîb eyle! Alah’ım, bana Kur’ân okumayı nasîb eyle!     --Hadi Gülsüm Teyze, geç kaldık!— Dur yavrum dur, geldim, ancak hazırlanabildim.— Kur’ân’ını almadın mı?— Aaaa unuttum bak hele; dur onu da alayım öyle çıkalım.Kitaplığın en üst rafında muhâfazasının içinde duran Mushaf’a elini uzattı. Aldı almasına ama yine içi cız etti. Herkes okuyacak, o ise yalnızca satırlara bakacaktı. Hiç olmazsa nûrundan istifade etmekti niyeti. Hanımlar toplanmış, mukabele başlamıştı bile. Büyükçe bir salonu dolduran genç, ihtiyar yaklaşık yirmi kişi, ellerinde Kur’ân-ı Kerîm’lerle nûrânî bir topluluk olmuşlardı. Gülsüm Teyze de bir kenara oturdu. Kur’ân’ını kılıfından çıkardı. Yâsîn Sûresi’nin bulunduğu sayfayı açtı. Rakamları bilmediği için sıkça okunan sûrelerin bulunduğu yerlere takvîm yaprakları koyardı. Amme için bir yaprak, Fetih için bir başkası, Rahmân için ayrı bir yaprak… Birinci sayfa bitince o da herkes ile birlikte ikinci sayfayı açtı. Uzun uzun sayfayı seyretti. Bunu hep yapardı. Harflere bakar, parmakları ile dokunur, tek tek her bir noktasını incelerdi. Okuyan kızcağızın sesiyle yüreği öyle parçalandı ki; gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Yıllar önce vefât eden babasına, üç yıl önce âhirete göçen annesine, hele dört ay evvel Rabbine kavuşan ve gidişiyle derin hüznünü yüreğine gömen hayat arkadaşına, efendisine bir Yâsîn bile okuyamamıştı. Her sohbette, hanımlar sıra ile Kur’ân okur, sıra ona gelince, başını önüne eğer, “Siz devam edin yavrum!” derdi. Birkaç kez öğretmek için teklif eden arkadaşları olmuşsa da dimağının yorgunluğu, yaşının altmış iki olması onu düşündürür, vazgeçerdi. Fakat bugün, bu inci gibi harfleri tek tek inceleyip okuyamamak, onu fevkalâde üzmüş, içi târif edilmez bir Kur’ân okuma aşkı ile dolmuştu.Eve döndüğünde kitaplıktan elif cüzünü aldı. Bu yaşından sonra Kur’ân kursuna gitse, ayıplarlar diye düşündü. Komşunun gelini biliyordu ama onun da küçük çocukları vardı. Tanıdıklarını tek tek zihninden geçiriyor, kendine bir Kur’ân hocası arıyordu. Gülsüm Teyze, bu çabalar içerisindeyken akşam ezanı okundu. Namazını kılıp duâya başladı. “Allah’ım bana Kur’ân okumayı nasîb et!” diyor, bir yandan rafta duran Mushaf-ı Şerife bakıyor ve her zamanki gibi gözyaşlarını tutamıyordu. Gönlündeki Kur’ân aşkı gözünden akıyordu sanki. Ertesi gün, daha önceleri kendisine Kur’ân öğretmeyi teklif eden arkadaşlarını bulup hemen çalışmaya başladı. Elif, düz bir çubuk, be, tabak, te, tencere, se, tencereye sinek konmuş, cim, cingöz… Derken Gülsüm Teyze bir haftada harfleri öğrendi; gecesi, gündüzü hep Kur’ân olmuştu. Gördüğü bütün eşyaları Kur’ân harflerine benzetiyor, ezberlerini kuvvetlendirmeye çalışıyordu. Zorlandığı zamanlarda “Allah’ım acabâ öğrenemeyecek miyim?” diyerek ağlıyor, fakat hemen toparlanıp çalışmalarına devam ediyordu. Beş ay geçmiş, bu arada birkaç hoca değiştirmek zorunda kalmıştı. Ama yılmadan çalışmaya ve duâya devam ediyordu. Elif cüzünün sonundaki kısa sûreleri ezbere bildiği için kolayca okuyabiliyordu ama Kur’ân okumaya henüz cesaret edemiyordu. Nihâyet bir gün çat-pat Yâsîn Sûresi’nden okumaya başladı. Okudu, tekrar okudu… Kur’ân’ın o lâhûtî mûsikisi, o şeker gibi akıcılığı bütün rûhunu sarmaya başlamıştı bile. Yıllardır beklediği an sonunda gelmişti. Belki ufak tefek hatâları oluyordu ama o devam etti. Birinci sayfa tam iki saat sürdü. Aylardır, soğuk kış günlerine rağmen, ne dizlerindeki kireçlenme ağrıları, ne böbrek rahatsızlığı, ne nefes darlığı, hiçbirini hatırlamıyordu artık. Rûyâlarında bile Kur’ân çalışıyordu: Kur’ân ile hemdem olmuştu. Cânı da cânânı da, yâri de yârânı da Kur’ân’dı artık. Bu hafta hanımlar mukâbelesi onun evinde olacaktı. Evini temizledi, böreğini yaptı, tabaklarını hazırladı. Misafirler geldiler ve ilk defa Kur’ân okunurken Gülsüm Teyze’yi atlamadılar. Biraz yavaş okuyordu ama ağzından, her bir harf öyle nârin, öyle şirin dökülüyordu ki, herkes derûnî bir haz ile dinledi. Okunan Yâsînler, aşırlar Efendimize (asm), tüm peygamberlere (as), ehl-i îmâna ve Gülsüm Teyze’nin geçmişlerinin rûhuna hediye edildi. Kadıncağız yine ağlıyordu ama bu sefer gözlerinden dökülen damlalar sevinç gözyaşları idi. Gülsüm Teyze, “Yârân istersen Kur’ân yeter” sırrına öyle mazhar olmuştu ki her bir harfine binler sevap ihsan edilen bu İlâhî Kelâm’ı zikretmenin lezzetine varıyor, artık Kur’ân’ını elinden hiç bırakamıyordu.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat