Parlak bir istikbâle namzediz!

Parlak bir istikbâle namzediz! Parlak bir istikbâle namzediz!   Kendine güven ve ümidin kaybolduğu yer ve zamanda ‘iman’ kuvvetlerinin ve kaynağı iman olan pek çok haslet ve duygunun da eriyip tükeneceği muhakkak... Bu eriyip tükenme neticede ‘toplumsal cinnet’ çarklarının hızla dönmesine sebep olacak ve bu meşum fabrikanın yegane meyvesi günahkârlık ve topyekün esaretten başka bir şey olmayacaktır... Esaret; nefse esaret, kula esaret, başka kültürlere esaret, gayrımüslim milletlere esaret!...Çünkü muhteşem bir mâzimiz var...  Yolumuzun aydınlık olduğuna hiç şüphem yok, zirâ bizdeki güneşler kimseciklerde bulunmaz... Ne yapacağımızın, hangi yöne döneceğimizin pekâlâ farkındayız; ‘pusula’sız demir almak yazmaz kitabımızda çünkü...Bakın ne yazıyor kitabımızda: “Onlar ki, (bir kısım) insanlar kendilerine: “Şüphesiz insanlar (düşmanlarınız) gerçekten size karşı toplandılar; işte onlardan korkun!” dediler de (bu) onların imanlarını artırdı ve “Allah bize yeter! Ve (O) ne güzel vekildir.” dedirler.”      Bütün mesele burada işte; her hâdiseyi tefekkür boyutuna aktarıp îman hazinesini artıracak cevhere dönüştürebilmekte... Yalnız,  fakat gerçekten yalnız Yaratan’ı en güzel vekîl bilip, “Allah bize yeter!” şuûrunu her dem taze tutmakta asıl hüner... Kötü tuzakların, hayasız entrikaların, şeytânî tertiplerin, hukuksuz tecavüzlerin, hafiye takiplerinin, harâmî yağmalarının ayyuka çıkması mı bizi bedbînleştirip ümitsizliğe düşüren? Yoksa derûnî ihtilallerimizi bastıramamanın, kalbî nizalarımızı giderememenin ve bir türlü Hakk’ı vekîl tutamamanın verdiği ruh açlığını örtbas etmek için mi habire karanlığa küfredip, şeytanlara taş atıyoruz... Taşlar bağlanıp kelbler serbest bırakılmışsa, yapılacak ilk iş etrafımıza nûrânî ve Kur’ânî bir set çekip aslî vazifelerimizle uğraşıp “Allah’a asker ve kul olmak” için çırpınmak değil midir? Her havlayan kelbe taşa atmaya kalkışılırsa âlemde taş mı kalır? “Allah kullarına zulmetmez!” O hâlde ne diye Hakk’ın rahmetini sorgularcasına “Âh! Vâh!” edelim ki? Her şeyin dizgini O’nun elinde, herşeyin anahtarı O’nun yanında değil mi? Her şey O’nun emriyle hâlledilmiyor mu? O, ‘emr-i kün feyekün’ün yegâne sahibi değil mi?...Şimdilerde şu meâldeki duâyı dilimizden düşürmesek ne iyi olur: “Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımıza sebat ver ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!”  Kendine güven ve ümidin kaybolduğu yer ve zamanda ‘iman’ kuvvetlerinin ve  kaynağı iman olan pek çok haslet ve duygunun da eriyip tükeneceği muhakkak... Bu eriyip tükenme neticede ‘toplumsal cinnet’ çarklarının hızla dönmesine sebep olacak ve bu meşum fabrikanın yegane meyvesi günahkârlık ve topyekün esaretten başka bir şey olmayacaktır... Esaret; nefse esaret, kula esaret, başka kültürlere esaret, gayrımüslim milletlere esaret!... eni bir ‘bâsübadelmevt’ yaşamak, karanlık sahillere kırılan serseri dümenleri selâmet sâhillerine çevirebilmek, tüm his ve duyguları ‘hikmet’, ‘iffet’ ve ‘şecaat’ kiremitleriyle örülü mukaddes ‘istikamet çatısı’nda buluşturmak, kendi ellerimizle kazdığımız çukurlara yine kendi ellerimizle attığımız evlatlarımızı can çekişmekten kurtarmak hep o esaretin kırılmasına bağlı... Karanlık ve tehlikeli de olsa tüneli geçmeye azmedersek tünelin ucu da elbet bir gün gelecektir... Dünya ahvali nazarımızı bozmasın! Yaramaz tıbbıyelilerin elinde oyuncak olan kokuşmuş bir kadavra kadar kıymeti ve kudreti olmayanların hareketli gölgeleri onlar için tayin edilen ‘cehennem çukurları’na liyakat kazanmaları içindir... Bu puslu pis havadan ciğerleri boğulmak derecesine gelen ehl-i hakkın mazlumiyeti ise onlara ihsan edilecek olan manevi makamlara hak kazanmaları içindir...             Hakiki vukuatı haber veren tarih şunun en sadık şahidi: Hakk’a kafa tutup, Yaratan’a bayrak açan zalemelerin hüviyet ve sıfatı her ne olursa olsun, akıbetleri    hiç değişmedi: Hüsran ve nâr!Sadakatini, sebatını, metanetini, ümidini, imanını, pusulasını, rehberini kaybetmeyen ehl-i hakk için de âkıbet hep aynı kaldı: Zafer ve nûr!  Vakit, her gelecek her zaman diliminde güneşin hasretiyle kavrulan hilâlin parlak istikbalini haykıracak!Bakın, görün ve ayılın!   

Döküman Arama

Başlık :

Kapat