Sultan-ı Levlâk, Fahr-ı Âlem

Sultan-ı Levlâk, Fahr-ı Âlem Sultan-ı Levlâk, Fahr-ı Âlem   İnsanlar için kullandığımız ifadeler hislerimizi açığa vuran ciddi ipuçları içerirler. Bizler insanları ne kadar tanırsak ve hayatımızda onlara ne kadar yer verirsek onları andığımızda da kullandığımız ifadeler o derece nezih, hoş ve dikkatli ifadeler olur. Seçtiğimiz ifadeler, hakkında konuştuğumuz ve andığımız insanın bizim için neler ifade ettiğini onu hayatımızda nereye koyduğumuzu açıkça ortaya koyar. Hele bahsettiğiniz şahsiyet bütün insanlık için bir değer, bir kıymet ifade ediyorsa durum başkadır. Özellikle de insanların en üstünü, en kıymetlisi ve Cenâb-ı Hakk’ın en sevgilisi ise o insan için artık sıradanlık söz konusu olamaz. Ondan bahsediliyorken sıradan bir beşer gibi bahsedilemez. Öyle ki Fahr-ı Âlem, Habîb-i Zîşan, Resûl-i Ekrem, Resûl-i Kibriyâ, Fahr-ı Kâinat, Sultan-ı Rusûl Hazret-i Muhammed Mustafa Aleyhissalâtü Vesselam Efendimiz’in ismini anarken mutlaka bu alâmet-i farikalardan biri konulmalıdır. Zira Resûlullah Efendimiz, Rabbimiz katında öyle büyük bir mânâ ifade eder ki âlemler hürmetine yaratılır, onunla anlam bulur, kıymet kazanır, bilinir. Âlemleri yaratan Halık-ı Zülcelâl, yarattıklarına O’nunla anlatılır. O’nunla hakkıyla hamd ve senâ edilir. Bunun aksi olan hafife almak, hürmetsizlik etmek, gerekli saygıyı göstermemek aynen şu âyette olduğu gibi bizler için tehlikeli neticelere sebebiyet verebilir: يَۭا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُۭوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَاَعْمَالُكُمْ وَاَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ“Ey îman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.” (Hucûrat, 2) Öyle ki bu emsalsiz kıymette olan bir şahsiyet asla hafife alınmaya gelemez ve izzet-i İlâhî bunu kaldırmaz ve affetmez. Cenâb-ı Hakk, Resûlullah Efendimiz (asm)’in kalplerimizi, gönüllerimizi ve ruhlarımızı şereflendirmeden önce dünyayı şereflendirdiği zaman da, etrafındaki “meseleleri İncil ve Tevrat’ta bahsedilmiş ve Kur’ân’da övülmüş” sahâbelerin ona karşı seslerini yükseltmelerine dahi izin vermiyor. Hatta sahâbe-i Kiram gibi âli bir nesli تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ kendilerinin farkına varmadan amellerinin boşa gideceği” emriyle ciddi şekilde ikaz ediyor. O’nun (asm) yanında ses dahi yükseltilmezse Peygamber-i Zişan Efendimizin (asm) hakkında konuşulurken daima saygı ile hürmetle ve en önemlisi, Âlemlerin Rabbi için sıradan olmayan, eşsiz olup çok özel bir yere sahip olan Peygamber Efendimizin, bizim için asla sıradan olamayacağını düşünerek konuşulmalıdır. Cenâb-ı Hakk’a hudutsuz hamd ve senâ ile kendisinden binler yıl sonra hayattaki en kıymetli varlığımız, gönüllerimizin sultanı olan Peygamber Efendimize (asm) Rabbimiz katında gösterilecek en yüksek saygı, sevgi ve hürmetle binler selam ve salât ederiz.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat