Risâle-i Nûr’un ana konusu tevhiddir

Risâle-i Nûr’un ana konusu tevhiddir Risâle-i Nûr’un ana konusu tevhiddir   İslâm Dünyası, Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm)’ın vefatından sonra bazı çile ve sıkıntılara maruz kalmıştır. Bunlar batı tarafından oluşturulan ideolojik saldırılar, ahlâkî çöküş, zulüm, körü körüne taklit, dâhili ve hârici olarak İslâm dîninin yüceliğine uzanan eller ve hizipçi düşmanlıklar şeklinde olmuştur. Bu gibi durumların baş göstermesinin muhtemel sebepleri maddeci batı kültürünün yayılması, Müslümanların kendi dinleri hakkında bilgiye sahip olmayış ve birbirleri arasındaki kayıtsızlıklarıdır. Ancak insanlık bozulup felakete sürüklendiğinde Kadîr-i Zülcelâl dünyaya yeniden düzen ve uyum getirmek için her asrın başında bir müceddid (iman tazeleyici), müslih (düzene koyucu) ya da bunlara benzer bir grup ıslah edici gönderir. Bu hâdise ile ilgili olarak Allah’ın Elçisi (Resûlullâh) (asm) şöyle buyurmuştur:“Doğrusu, her asrın başında Allah (cc), ümmetimin arasından, dîni yeniden canlandıracak bir müceddid (dîni yenileyen) ortaya çıkaracaktır.” (Ebû Dâvud ve el-Hakîm’in Ebû Hureyre (ra)’dan nakli)Ümmetin asırlar boyu süren tarihsel gelişimine baktığımızda bu duruma ilişkin deliller görürüz.Meselâ, hicretin ilk yüzyılında Halife Ömer bin Abdulaziz ortaya çıkmış ve onu İmam Ebû Hanîfe, İmam Mâlik, İmam Şâfî, İmam Ahmed İbn-i Hanbel ve İmam-ı Gazalî gibi müceddidler takip etmiştir. Bunların yanı sıra modern çağda da Üstad Bediüzzaman gibi müceddidler ortaya çıkmıştır. Göstermiş oldukları başarılarına bağlı olarak bu zâtların hepsi bu zamandaki ve geçmişteki ulemâ tarafından tasdik edilmiştir.Bu noktada, İslâm’ın yenilenmesi ve yeniden canlandırılması anlamındaki “tecdid”in yeni bir şey meydana getirmek veya İslâm emir ve esaslarından uzaklaşmak anlamına gelmediğini belirtmek gerekmektedir. Bunun yerine bu süreç, dinin, özellikle de (İslâm’ın en temel esası olan) imanın, İslâm dışı öğretilerden kaynaklanan bazı yabancı prensip ve uygulamaların artmasıyla kararıp kirlenmesinin ardından din ve imanı arındırma vasıtası olarak Kur’ân ve Sünnetin somut öğretilerine dayalı bir biçimde tekrar İslâm’a müracaat edilmesiyle ilgilidir. Ayrıca tecdid ve ıslah sadece sağlam İslâm esaslarına müracaat edip dış tesirlerden kurtulma aşamasında son bulmaz; ileriye doğru yol almak ve bu dünyada iyi bir yaşama sahip olmanın yanı sıra öbür dünyada da mutlu olmak maksadıyla mücadele etmek için İslâm’ın rehber edilmesine kadar uzanır.Buna ilaveten tecdid ve ıslah yaşamın içindeki yeni sorunları özellikle de muamelat sahasıyla alakalı sorunları çözmek için Kur’ân ve Hadis öncülüğünde sağlam bir mantıki düşünceden faydalanan içtihat uygulamalarını da içermektedir.Tecdid ve ıslah sürecinde meydana gelen hiçbir şey kaza eseri değildir. Aslında, ortaya çıkan her şey, insanların yaşamını daha iyi bir hale sokmak maksadıyla Allah’ın buyurduğu kural ve yasalar olan “sünnetullâh”ın içindedir. Buradan tüm müceddid ve müslihlerin aynı zamanda müctehid (ictihad uygulayıcı) olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Bunlar, ümmetin menfaati için Allah’ın rehberliğinde hareket etmişlerdir. Bu âlimler, dünya nâmı ve malı için yarışmaz ve yaygara koparmazlar. Allah’ın rızâsına ve inâyetine mazhar olmak için daima O’nun yolunda mücadele ederler.Bedîüzzaman hazretleri, bazı tarikat kollarıyla alâkadar olmuş fakat hiçbirine katılmamıştır. Mesela, Nakşibendî ve Kâdirî tarikat şeyhleriyle tanışmıştır. Fakat onun görüşüne göre insanlığın karşı karşıya kaldığı durum ateizmdir ve tarikat ile de çözülemez. İnsanların dinsizliğe kaymasına engel olmak için her şeyden evvel akidenin (imanın) kuvvetlendirilmesi gerekmektedir.Bundan dolayı büyük tefsiri yani Risâle-i Nûr’u yazarak bundan sonraki yaşamının tümünü ateizm ve materyalistlik saldırılara karşı mücadeleye adamıştır. 130 bölümden oluşan bu tefsir,  Kur’ân âyetlerini ayrıntılı olarak ele alıp açıklamasının yanı sıra, doğa bilimleri ile ilgili meseleleri ele alarak İlâhi mesajın doğruluğunu ispatlaması bakımından geçmişteki alışılagelmiş ulemâ tarafından yapılan yorumlar gibi olağan değildir. Bu tefsirin ana teması “Tevhid”tir (Allah’ın birliğine iman) ve materyalistlik ve ateist yaşam tarzından gelen saldırıların yaygınlığı nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşım tarzı, onun birçok müfessirden daha modern bir görünüm içerisinde olup yaşadığı dünyayı idrak ettiğini göstermektedir.* Bu yazar, Malezya Sains Üniversitesi Malezya Penang, Uzaktan Eğitim Fakültesinde yarı zamanlı olarak ders vermektedir. İslâm Tarihi ve Modern Ortadoğu Tarihi alanında uzmanlaşıp 2002 yılına kadar Malezya Sains Üniversitesi, Sosyal Bilimler Fakültesinde Tarih Doçenti olarak dersler vermiştir. Ayrıca İslâm Medeniyeti ve de (İslâm’ın Malezya’daki rolü ve etkisini içeren) Modern Malezya Tarihi dersleri vermektedir.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat