Asıl bahar

Asıl bahar Asıl bahar   Hasan Dede, komşusuyla konuşurken erik ağacı konuşulanları duyamıyordu çocuk seslerinden. Dallarında ağırladığı Hasan Dede’nin torunları erik ağacının en büyük keyiflerindendi. Uzun zamandır kimselerin dönüp de bakmadığı kayısı ise günlerini pişmanlık içinde geçiriyor, her sabah «Ey insanlar! Siz benim gibi aldanmayın! Tüm sermayenizi burada tüketmeyin. Asıl baharı bekleyin!» diye ağlıyordu.O sabah üzerinde güneşin sıcaklığıyla uyandı. Aman Allahım! İşte uzun, soğuk ayların ardından gelen beklediği gün olmalıydı bu gün. Güneşin böylesi sıcak dokunuşları ancak bahar denilen hayat mevsiminin emaresi olabilirdi. Evet! Evet! Bu ne güzel bir gündü. Kuş cıvıltıları, renkler, kokular... Her yer bambaşkaydı. Güneşin ziyasından toprağa hayat damlıyor, uyanış her yeri kaplıyordu.Hasan Dede’nin bahçesindeki kayısı ağacı, içindeki kıpırtılara dayanamıyor; görünen bu bahar güzelliğine katılmak için sabırsızlanıyordu. Tam bu harika heberi vermek üzere yanındaki erik ağacını uyandıracaktı ki, komşu bahçedeki badem ağacının tozpembe çiçekli elbiselerini giymiş olduğunu farketti. Kendinden daha kısa bir ağaç olmasına rağmen ne kadar da büyüleyici görünüyordu. Kimbilir kendisi pembeli beyazlı elbiseleriyle nasıl da müthiş olurdu. Evet, artık bir an önce hazırlıklara başlamalı, ne meziyeti, hangi güzelliği varsa ortaya dökmeliydi. O sırada erik ağacının da uyanmış olduğunu gördü. Arkadaşı tebessümle kendisine bakıyordu:-Erken uyanmışsın arkadaşım. Hava da ne güzel değil mi? Kayısı ağacı konuştu heyecanlı heyecanlı:-Evet! Güneşin sıcaklığını bütün damarlarımda hissediyorum. Nihayet bahar geldi. Bu hepimizin beklediği gün. Artık çiçeklerimizi açabiliriz.Kayısıyı çok iyi anlamıştı erik ağacı. Yeryüzündeki bu değişikliğin heyecan vermediği bir canlı olabilir miydi? Fakat bir süre düşünmekten kendini alamadı ve sordu:- Bugün Mart’ın kaçı biliyor musun?- Bunun ne önemi var dedi kayısı ağacı. Hava öylesine sıcak ki neredeyse yaz geldi diyeceğim.Erik ağacı bir yandan düşünüyordu. Hatırladığı kadarıyla iki gün evvel Hasan Dede’nin elinde gördüğü takvim kâğıdı yedi Mart’ı gösteriyordu. «Bugün dokuz mart olmalı» diye mırıldandı. Aceleci arkadaşına dönüp: «Beklemeliyiz.» dedi ve devam etti:-Henüz vakit erken. Bu sıcakların ardından tekrar kış olacak. Acele edip çiçeklerimizi hemen açmamalıyız. Sonra soğuk gelip hepsini öldürür ve meyve veremeyiz.Kayısı ağacının canı sıkılmıştı bu sözlere:-Sen hangi kıştan söz ediyorsun? Böyle evhamlı olursan hayatın tadını nasıl çıkaracaksın? İşte gerçek bir bahar!-Hayır arkadaşım. Bu yalancı bahar. Daha dün dallarımızın altında Hasan Dede misafirleriyle bunu konuşuyordu.-Bırak bütün bunları! Boyun benimki kadar olsaydı etraftaki çiçek açan ağaçları görür ve bana hak verirdin.Erik ağacı kayısıyı ikna etmek için çok dil döktü. Fakat kayısı en son olarak artık kendisini dinlemek istemediğini söylemişti. Birkaç gün sonra ise Hasan Dede’nin bahçesi, pembeli beyazlı ağacın güzelliğiyle mahallenin en dikkat çekici mekânı olmuştu. Gelip geçen herkes bu ağaca bakıyor, onu tebessümlerle selamlıyordu. Bir Hasan Dede onu çiçekleriyle gördüğünde üzgün bir ifadeyle bakmıştı kendisine. «Amaan!» dedi. «Onu takan da kim?» Ama bir de şu erik ağacı vardı. «Ya haklıysa?» diye geçirdi içinden. «Of! Neler düşünüyorum?» dedi. Hem görebildiği ağaçların hepsi renk renk olmuştu. Hayır! Yanılmış olamazdı. Böyle şeylerle kafasını yormamalı, baharın tadını çıkarmalıydı.Aradan iki ay geçti. Bir yandan Hasan Dedenin güzel eriklerini yerken bir yandan bahçesindeki bademin bu yıl da meyve vermediğinden yakınıyordu Mehmet Bey. Mart fena vurmuştu çiçekleri. Keşke az daha bekleyiverselerdi. O yalancı sıcağa aldanmasalardı. Hasan Dede komşusu Mehmet Bey’i tasdik ettikten sonra, dalgın gözlerle baktı bahçesindeki ağaçlara:-İnsan da aldanıyor komşum bir yalancı bahara. Ölüm kışı bastırdığında ise, iş işten geçmiş oluyor. Dünyanın üç günlük tatlılığından kendini alamayıp, âhiretin bâkî saadetinden olan insan için ikinci bir şans da yok ne yazık. Hasan Dede, komşusuyla konuşurken erik ağacı konuşulanları duyamıyordu çocuk seslerinden. Dallarında ağırladığı Hasan Dede’nin torunları erik ağacının en büyük keyiflerindendi. Uzun zamandır kimselerin dönüp de bakmadığı kayısı ise günlerini pişmanlık içinde geçiriyor, her sabah «Ey insanlar! Siz benim gibi aldanmayın! Tüm sermayenizi burada tüketmeyin. Asıl baharı bekleyin!» diye ağlıyordu.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat