Çocuklar yetişkinlik provasındayken

Çocuklar yetişkinlik provasındayken Çocuklar yetişkinlik provasındayken   Çocuklarını seven ve onlar için endişelenen ebeveynler, çocuğa doğru davranmanın onu fizyolojik ve psikolojik açıdan bütün gelişim evreleriyle iyi tanımaktan geçeceğini bilirler. Yavrularını daha kucaklarına almadan muhabbet ve mesuliyet onları duâ ve bilgi kapısının eşiğine bırakıvermiştir zaten.Ve beklenen minik insan aralarına katıldıktan sonraki her fırsatta yeryüzüne olgun bir mahsul bırakabilmek için malumatlarını geliştirmekle meşguldür müdakkik anne babalar. Bebeklikte şefkatin hemen akabindeki birinci çocukluk evrensinde daha çok tahammülün ön plana çıktığını gözlemledikten sonra ebeveynler, 3-3,5 yaş civarındaki çocuklarının artık bambaşka bir döneme girdiğini fark ederler. Eğitim adına altın fırsatlarla dolu olan ikinci çocukluk evresi çocuğun hayata hazırlanmada önemli tecrübeler kazandığı, kendisini istikbalde bekleyen rolleri prova ettiği, benliğinin geliştiği, biz kavramının önem arz etmeye başlayarak toplumsallaşmada ciddi merhaleler kat ettiği bir dönemdir.  Bu okul öncesi süreçte çocuk, öğrenmeye karşı olan derin ilgisini yetişkinlere yönelttiği sorularla zaten gösterecektir.   Verilecek uygun cevaplar çocuğu bir sonraki zihni kapasiteye taşıyacak, baştan savma geçiştirici cevaplar ise maalesef çocuğun öğrenme arzusunu köreltecektir. Çocuğun öğrenmesini mümkün olduğunca olayların doğal sonucuyla sağlamak güçlü bir kişilik tesisi adına önemli bir eğitim unsuru olsa gerektir. Akıllı ve sabırlı ebeveynler çocuklarındaki bu öğrenme iştiyakından en azami istifadenin sağlayıcısı olmakta gafil davranmazlar. Yetişkinlerin çoğunlukla sadece eğlence olarak nitelendirdiği bir eğitim unsuru vardır. Oyun! Bu yaşlarda oyun belki de çocuğun tüm dünyasıdır. Onları oyun bloklarının başında ciddi bir mimar edasıyla eserini imar ederken ya da bebeğini gerçek bir anne şefkatiyle avuturken görürüz.   Çocuk oyunla hayata hazırlanır, kendi yeteneklerini keşfeder, başarma sevincini tadar, kuvvetini yönlendirmeyi, dikkatini bir konuya odaklamayı, nesneleri gereğince kullanmayı öğrenir. Bir işte muvaffak olma memnuniyetini keşfeden bir bireyin işini sonuna kadar götüreceğini biliyoruz. İşte insandaki iş bilincinin uyanma zamanı okul öncesi dönemdir.   Bu süreçte iş bilincine ulaşamamış çocukların, artık ödev ve görev kavramlarının netleştiği okul çağına geldiklerinde de aldıkları görevi devam ettiremedikleri görülmüştür. Bunda en önemli etkenin çocuğun yeterli oyun araç gerecine sahip olamayışını vurguluyor uzmanlar. Oyun ve oyuncağın 3-7 yaş grubu çocuklardaki önemindendir ki bu okul öncesi dönem, oyun çağı olarak da isimlendirilmiştir. Bu çağdaki çocuklara oyun ve oyuncaklarla hayallerini ve hayatı keşfetmelerine olanak sağlamalıdır. Hayal dünyalarını sınırlandırmadan, fıtratta var olan icat ruhunu yok etmeden çocukların danışmanlık görevini üstlenmek gerektir. Evet, bir çocuğa keşif ruhu üflemenin tılsımları vardır.   Çocuk çizdiği elmanın yarısını kırmızıya diğer yarısını siyaha boyadıysa ona: “Elma siyah olmaz! Onu kırmızıya boyamalısın!” demek yerine “Kırmızı, yeşil, sarı elmalar vardır. Hepsine Allah farklı farklı tatlar vermiştir. Yoksa sen dışarıda unutulduğu için yarısı çürümüş bir elma mı çizmek istedin? Böyle bir elma yapmak hiç aklıma gelmezdi.” demek, yetenekleri sınırlandırmamak adına daha uygun bir yaklaşım olmaz mı? Hem çocuğun iç dünyasını anlamak için iyi bir diyalog fırsatı da yakalamış olabiliriz. Okul öncesi dönemin özelliklerinden biri de animizmdir. Çocuk bizim cansız ve ruhsuz olarak gördüğümüz şeyleri canlı ve bilinçli olarak kabul etmektedir. Bununla alakalı olarak ve gelişen müthiş hayal gücü etkisiyle çocuk zihninde yaşadığı ve birçoğu mümkün bile olmayan olayları başından geçmişçesine anlatabilir.   Bu durumdaki çocuğun yalan söylediği düşünülerek rencide edildiğinde çocuk özgüven kaybı yaşayacaktır. Aynı zamanda yine bu aktif hayal gücünün ürünü olarak çocuk yoğun kaygı ve korkular edinir bu dönemde. Bu konudaki tutum ise, çocuğun duygularıyla alay etmeden sakinleştirme yoluna gitmek olmalıdır. Duygularına lakayt kalınması, çocuğun duygusal olgunluğa erişmesini güçleştirebilir. Anne babalar çocuklarının bağımlı bir kişilik geliştirmesini istemiyorlarsa korumacı ebeveyn sıfatını bu dönemde tamamen üzerlerinden silkmelidirler artık. Gözlemlemek, takip etmek fakat bu hali çocuğa hissettirmemek metot olarak benimsenmelidir. Her sıkıntıya düştüğünde çocuğun yanı başında belirmek onu silikleştirecek, ne yapacağı ve nasıl yapacağı sürekli telkin edilen çocukta güdümlü bir şahsiyet gelişecektir. Bu döneme ait diğer bir hususiyet de çocuğun cinsi kimlik kazanmaya başlamasıdır. İyi bir anne-baba modeli gören kız ve erkek çocukları cinsiyetlerine ait eğilim ve hususiyetlerinin göz ardı edilmediği bir eğitimle  (mesela; kız çocuğuna kız kıyafetleri giydirilip bebeklerle oynamasının sağlanması; erkek çocuğuna da erkek kıyafetleri giydirilip araba vs. ile oynaması temin edilmesi gibi) yetiştirildiklerinde cinsel kimlik sapması yaşamayacaktır.   Bu yaşlardaki kız çocukları büyüdüklerinde babalarıyla evleneceklerini ya da erkek çocukları anneleriyle evleneceklerini düşünürler. Cinsel kimlik kazanımı noktasında faydalı olan bu aile içi romantizm için endişelenmeye gerek yoktur. Çünkü bir süre sonra kendiliğinden geçecektir. Çocuk eğitiminin her safhasında olduğu gibi bu süreç içinde de her şeyden önemli olan anne babanın kurallar konusunda fikir ve işbirliği içinde olmasıdır. Herkesin başına buyruk olduğu, sevgi saygının önemsenmediği kuralsız bir âilede rol karmaşası yaşanır. Çocuklar doğruyu, yanlışı öğrenemezler.   Bir çocuğun kurallı olduğu kadar müsamahayı da elden bırakmayan bir âileye sahip olması onun için hayatındaki en büyük talihtir. Aksi haldeki talihsizliği yaşamak istemeyeceğimiz kadar yaşatmak da istemeyeceğimizi düşünüyorum. Başkalarıyla iletişim kurma sanatının temelinin 3-6 yaş arasında atıldığı, öğrenme arzusunun bu yaşlarda doruğa tırmandığı ve oyun kavramının rûhen ve zekâca geliştiren, çocukları gelecekteki rollerine hazırlayan deneyler vesilesi olduğu vurgulandığında malum gereksinimlerin geniş bir perspektifte giderilmesi adına bu dönemde ilk akla gelen bir eğitim kurumuna başvurmak olmalıdır. Anlaşılıyor ki; aktif öğrenimin ön plana çıktığı ikinci çocukluk evresinde sağlanan çok yönlü dinamizm, sosyalleşme adına sunulan imkân ölçüsünce çocuk, okul hayatında muvaffak olacak, karakterinin alt yapısının şekillendiği bu döneme anne-babanın eğitimdeki hassasiyeti damgasını vuracaktır. Kaynak Kitaplar: 1. Çocuklarımıza Neyi Ne Zaman ve Nasıl Öğretelim?,  Ramazan Varol2. Çocuğunuza İyi Bir Başlangıç Kazandırın,  Michel Howe & Harriet Griffey3. Çocuklarımıza Allah’ı Nasıl Anlatalım?, Prof. Dr. Mehmet Emin Ay4. Çocuk Bakımı ve Eğitimi El Kitabı,   Sevda Salihoğlu Dursun5. Çocuğun Başarısı Nasıl Sağlanır?,  Tuncel AltınköprüÇocuk çizdiği elmanın yarısını kırmızıya diğer yarısını siyaha boyadıysa ona: “Elma siyah olmaz! Onu kırmızıya boyamalısın!” demek yerine “Kırmızı, yeşil, sarı elmalar vardır. Hepsine Allah farklı farklı tatlar vermiştir. Yoksa sen dışarıda unutulduğu için yarısı çürümüş bir elma mı çizmek istedin? Böyle bir elma yapmak hiç aklıma gelmezdi.” demek, yetenekleri sınırlandırmamak adına daha uygun bir yaklaşım olmaz mı?  Hayal dünyalarını sınırlandırmadan, fıtratta var olan icat ruhunu yok etmeden çocukların danışmanlık görevini üstlenmek gerektir.   Çocuğun öğrenmesini mümkün olduğunca olayların doğal sonucuyla sağlamak güçlü bir kişilik tesisi adına önemli bir eğitim unsuru olsa gerektir.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat