Kandil hediyesi

Kandil hediyesi Kandil hediyesi   Abdullah’la ilk tanışmam bir bayram günüydü. İri iri elâ gözleriyle, lüle lüle saçlarıyla, üzerindeki hoş sükûnet haliyle herkesi kendine çekiyordu. Bebeklikten çocukluğa yeni adım atmış, çevreyi, insanları tanımaya çalışıyordu.Fakat Abdullah’ın o güzel gözlerinin birisinde ismini koyamadıkları bir rahatsızlık vardı. Annesi üzgündü ve bunu bizimle paylaşmıştı. O gün ben de müteessir olmuş, annesi Fatma ablayı teselli etmeye çalışmıştım.Kâinatta zerre kadar hikmetsiz, gayesiz bir iş yoktu. Mülk Allah’a (cc) âitti. Elbette tasarruf yetkisi de sahibinindi. O hem Rahîm hem de Hakîm’di.Bu ziyaretten bir sene sonra bir telefon geldi ve Abdullah’ın acilen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne yatırıldığını ve durumunun ciddi olduğunu öğrendik.O gün Miraç Kandili’ydi. Evde bir çok ibadet yapabilirdik. Fakat “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” nebevî düsturu bizi hastaneye sevk etti.Burada hayatın farklı bir yüzü vardı ve birçoğumuz bu yüzü görmek istemiyorduk. Hastanenin uzun ve girintili, keskin ilaç kokulu merdivenlerinden çıkarak Abdullah’ ın yattığı koğuşu bulmuştuk. Ziyaret saati bittiği için Fatma ablayla Cerrahpaşa’nın bahçeye bakan koridorunda buluştuk. Onu çok sakin ve mütevekkil bir halde buldum. Birbirimizin kandilini tebrik edip sohbet etmeye başladık. Abdullah’ın gözünün arkasında kötü huylu bir ur varmış. Acilen ameliyata alınmış, gözün arkası temizlenmiş fakat gözün tamamının alınması gerekiyormuş. O gün acilen ameliyata gireceğini hesap edemeyen babası hastaneye yetişip imza veremediği için gözün tamamını alamamışlar.-Bu gecikmede bir hikmet olmalı. Belki de bu, Abdullah’ın kurtuluşuna işarettir, dedim.-İnşâallah, dedi Fatma abla. Bu gece kandil, bize duâ edin.-Rabbimiz ‘sabır ve namazla’ yardım dilememizi emrediyor. Bu gece namazın bize hediye edildiği gece, kâinatta ise tesadüf yok. Peygamberimize kâinatı menzil menzil dolaştıran kudret, insana göz nimetini hediye eden rahmet, elbette isterse ve hikmeti iktizâ ederse Abdullah’a da şifasını verebilir. Bu gece duâlarımız arşta, salavatlarımız da Ravza’da makbûl olur inşâallah, dedim.-Allah’a şükür bir gözü sağlıklı yavrumun, dedi.-Şükür nimeti ziyadeleştirir Fatma abla. Hüznü ve ağlamayı veren, duâ yollarını açmıştır.-Ben günahkâr bir kulum, O’ndan nasıl isterim. Sanki duâlarım kabul olmayacakmış gibi geliyor, dedi.-İstemek insaniyetin iktizâsıdır. Eğer duâ etmezsek aczimizi, fakrımızı anlamamış oluruz. Bu da aslımızı bilmemek demektir. Duâ etmek için günahkar olmadığımız ânı beklersek, o gün hiç gelmez. Hatta gelmemelidir, çünkü ‘ben günahsızım’ demek en büyük günah olur.-Ben bu yönünü düşünmemiştim. Derya içinde deryayı bilememişim. Bu hakikatleri anlamak için kandil günü şu koridorlarda sizinle buluşmam gerekiyormuş, dedi.-Musibetler, hastalıklar duânın vakitleridir. Abdullah için duâmızın vakti, en güzel vakitlerden birine tevafuk etti, en büyük duâ olan namazın emredildiği vakit. Sohbetimiz bu akışla bir müddet devam etti. Vedalaşıp, hastalara sağlık selâmet dileyip oradan ayrıldık. İçimde bir yandan hüzün, bir yandan da ümit vardı. Ama en önemlisi, bu hâdise benim için tefekküre sebep oldu. Bediüzzaman hazretlerinin veciz bir sözü, tam da bu hâdiseyle alâkadardı. “Göz nimetinin herkese verilmesi senin göze olan ihtiyacını tahfif etmez, yani azaltmaz.” ‘Herkeste var, basit bir şey’ deyip üzerinde durmadığımız nice nimetler var. Bunları hastaneler, musibetler bize anlatmadan anlamak ne büyük nimettir insan için.Mübârek gece hepimiz Abdullah’ ın şifa bulması için duâ etmiştik. Bu hâdiseden kısa bir müddet sonra Abdullah’la karşılaştım ama yüzüne bakamıyordum. Birden gözüm onun o güzel elâ gözlerine kaydı. Gözlerime inanamadım, gözü sapasağlam yerinde duruyor, sevimli sevimli bana bakıyordu. O kadar sevindim ki birden gözlerimin dolduğunu hissettim ve “Miraç hediyeni almışsın Abdullah!” dedim içimden.Babasının bir anlık geciktirilmesiyle gözünün alınamaması, kâinatta hakiki olarak tesâdüf olmadığını ve duâları işiten ve her menfaat O’nun elinde olan bir Zât-ı Kerîm’in var olduğunu bize gösteriyordu. İşte Kur’ân-ı Kerîm’in veciz ifadesindeki gibi, “Sana duâ etmekle de ey Rabbim hiçbir zaman bedbaht olmadım!” (Meryem Suresi, 4)

Döküman Arama

Başlık :

Kapat