Yedi Senelik Gurbet

Yedi Senelik Gurbet Yedi Senelik Gurbet  

O gün sabah namazımıza âdetimizin dışında, oğlumuzun seslenişiyle uyanmıştık.

—Anne kalkın, sabah oldu! Diyerek bir yandan da gözlerini oğuşturuyordu.

—Yavrum, dedim. Sen niçin uyandın?

—Her sabah ilk senin sesini duyardım anne, ama bu sabah müezzin amca uyandırdı beni.

Tebessüm ettim ve içimden:—Artık oğlumun gurbet vakti bitiyor, dedim.—Aferin Cüneyt, artık bu güzel seslenişi duyma vaktin geldi demek.—Anne, dedi. Müezzin amca niye bu kadar erken uyandırıyor? Daha güneş doğmamış, arabalar da geçmiyor!—Bak Cüneyt, dedim. Güneş vazifesini yapan insanlar için doğar; namaz kılanlar, helal rızık kazanan babalar, ailesi için çalışan insanlar için... Eğer bizler güneş doğarken uykuda olursak, güneş diyecek, “Ya Rabbi! Şu üzerine doğup durduğum dünya yüzünde seni tesbih eden hiç bir kul yok!” O vakit kıyametin kopma vakti gelmiş olur ve güneş batıdan doğar.—Bu çok ilginç anne, yani sabah namazını kılan insanlar olmazsa güneş bizi ısıtmaz, terk eder öyle mi?—İşte böyle yavrum...Bizler ruhlar âleminden gelip dünyada diriltildik ve her sabah da ona benzer şekilde uyandırılıyoruz işte. Ve güneş de uyandırılıyor...Dikkat et dinle! Kuşlar ötüyor, bu onların tesbihi. Yapraklar ve çiçekler sabah yeliyle salınıyor, duâ ediyorlar. Şimdi sıra bizde, bizi bu sabaha kavuşturan Rabbimize şükredelim!.O sabah hep beraber cemaatle namaza durduk ve ben secdede bu güzel sabah için rabbime şükrettim. Duvarlarda adeta Fâtiha Sûresi’nin âyetleri çınlıyordu.“BEN DE HAYAT BULMAK İSTİYORUM ANNE!”Ve o sabahın ardından bir kaç ay geçmişti. O gün oğlum okuldan eve gelmiş, yemeğini yemiş ve oyun oynamaya başlamıştı. Ben de o sırada öğlen namazına niyet ediyordum ki, fısıltılarımı takip ettiğini fark ettim. O sabahın ardından böyle bir yükselişin geleceğini hissetmiştim, lakin kendisinin sormasını beklemiştim; zira hiçbir meyve olgunlaşmadan dalından kopmaz, vatanı olan toprağa kavuşamazdı.Namazımı bitirince oyununu bırakıp bana yöneldi ve sordu.—Kıbleye yönelmek ne demek anne?—Bak, şimdi elini kalbinin üstüne getir, ne duyuyorsun?—Kalbimin atışını duyuyorum anne.—Öğretmenin anlatmıştır, kalp niçin çalışır?—Evet, anne hatırlıyorum, vücudumuza kan pompalıyor ve biz bu sayede yaşayabiliyormuşuz.—İşte yavrum, cevabı sen buldun! Düyanın, hatta kâinatın kalbi de Kâbe-i Muazzamadır:Ona yönelen bütün müslümanlara hayat pompalar ve bizler, bir vücudun kalple beslenmesi gibi, manevi hayatımızı Kâbe’ye yönelip namaz kılarak besleriz.—Kâbeye dönmeyenler ölü gibi mi oluyor anne?—Aferin Cüneyt, çok iyi anladın yavrum.—Anne, ben de hayat bulmak istiyorum, ama okuldan gelince hem yorgun oluyorum hem de oyun oynamayı özlüyorum, böyle olunca belki de namaz kılmayı unutabilirim.—Dinlenmek, oynamak bunlar tabiki senin hakkın; fakat öğlen vakti hem bedenin hem de kalp ve ruhumuzun dinlenme vaktidir. Eğer yalnız bedenimizi dinlendirsek, kalbimizi, ruhumuzu dinlendirmezsek onlara haksızlık yapmış olmaz mıyız yavrum?!—Ben böyle düşünmemiştim anne. Hem ben ruhumun hiç yorulmadığını düşünürdüm. Ama kalbimin sürekli çalıştığını biliyorum, tabiki dinlenmesi lazım.Tebessüm ettim ve daha derin bir açıklama yapmak istemedim. O gün, oğlum bildiği surelerle namazını eda etti ve dinlenmek için yatağına uzandı, uykuya daldı.MÜEZZİN AMCANIN TEKBİRLERİIlık ve hafif rüzgârlı bir sonbahar gününde eşim, oğlum ve ben gezintiye çıkmıştık. Zaman zaman yerde uçuşan sararmış yaprakların hışırtısıyla içimi bir ayrılık hissi kaplamaya başlamıştı. Hava ne kadar latif de olsa, herşeyde bir kopuş ve ayrılık emareleri vardı; artık çiçekler bahardaki tazeliğinde değildi, rengârenk kelebekler çiçeklere misafir olamıyordu, ağaçlar ise elbiselerini teslim edip terhis oluyorlardı.Gülhane’nin o sükûnetli atmosferinde tefekküre dalmışken Cüneyt de bir yandan koşuyor bir yandan da etrafı inceliyordu. O da her şeyin bahardaki gibi olmadığını farketmişti. Geriye dönüp Sultanahmet yokuşunu çıkarken, o hüzünlü hali kaldırıp, firakları vuslata çeviren ilahî nidayı; ikindi ezanını işittik.Birden oğlum bize dönerek, “Müezzin amca ne kadar çok tekbir getirdi,” dedi.Biz tebessüm ettik. Eşim;—Bu ezanlar, bu çevredeki tüm camilerin ezanıdır; bir müezzin bitirmeden diğeri başlamaz oğlum.—Baba, müezzinler ne kadar saygılı insanlar, birbirlerinin sözünü kesmiyorlar.—Bu, İslâm dininin insanlara tavsiyesidir yavrum.Oğlumuzun kendine böyle bir ders çıkarması çok hoşumuza gitmişti. Rabbimizin bize böyle masum evlatları emanet vermesi ve bizim üzerimizde terbiye edicilik ismini göstermesi hem çok güzel hem de mesuliyet gerektiryordu.Besmeleyle camiye girdik ve namazımızı eda etmeye başladık. Muhteşem bir manzaraydı; caminin ulvi atmosferini içimize çekerken, müezzinin okuduğu aşr-ı şerif caminin kubbeleriyle beraber bizim de ruhumuzda aksediyordu.Camiden çıkınca oğlum sordu:—Baba, annem öğlen namazı için ruhun dinlenme vakti demişti. İkindi vaktinde niçin namaz kılıyoruz?—Oğlum bak, bugün sonbaharı gördün, yazın gördüğün çiçekleri, böcekleri aradın ama hiçbiri yoktu. İkindi vakti de hep gidişleri haber verir; güneş batmak üzere, dünya da yaşlanıp batacak ve biz de yaşlanıp ölüme hazırlanacağız. İşte bu çok sevdiğimiz şeylerden ayrılmak üzereyken, bizlere bunları vereni hatırlayıp Rabbimizin bizlere bunları tekrar cennette vereceğini düşünerek teselli bulma vaktidir. İşte ruhumuz bu teselliyi namazda bulur ve secde eder. Bak güneş de batıyor, tekrar doğabilmek için secde ediyor.Cüneyt babasının konuşmalarını merakla dinliyor ve anlıyordu.“NAMAZDA BİRİ BENİ KUCAKLIYOR SANKİ!”Akşam artık yavaş yavaş siyah tülünü çekiyordu. Biz de evimize vasıl olmuştuk. Bu güzel sonbahar gezisi ve o güzel manevi ziyafetten sonra, mutfakta fokurdayan çayımızla hemen hemen her akşam olduğu gibi hoş ve güzel aile sohbetimize yine hazırdık. Bizi birbirimize bağlayan ve bize ve oğlumuza çok şey öğreten bu saadet dolu sohbetlerimize en önemli sebep evimizde televizyon olmayışıydı. Kışın başlamasını ve güz günlerinde nazik ve güzel varlıkların hazîn vedâlarını ve bir gün bizim de sevdiklerimizden ayrılacağımızı hatta dünyamızın dahi bir gün tamamen kaybolup diğer sonsuz ve gerçek dünyamıza dönüşeceğini bizlere hatırlatan akşam namazlarını edâ edip çaylarımızı yudumlamaya başladık. Eşim oğluma okula alışıp alışmadığını soruyordu. Birden Cüneyt hüzünlendi,—Baba, dedi, arkadaşım Selim hasta, kaç gündür okula gelemiyor, onu çok özledim.—Anlıyorum yavrum, demek Selim’le çok iyi anlaşıyorsun.—Evet, baba, derslerde yardımlaşıyor ve onunla oyunlar oynuyorduk.—Üzülme oğlum! Ziyaretine gider, ona destek olursun hem moral verirsin. Babasıyla tanışmıştım ben de, ailece gidelim. Peygamber Efendimiz (asm) “Hastaları ziyaret ediniz, onların duâsını alınız.” buyurmuş.— Çok sevindim baba, ona kavuşacağım anı heyecanla bekliyorum.O sırada ben de söze karıştım;—Cüneyt, şimdiye kadar özleyip de sık sık görüşemediğin çok vefalı bir dostun var, hatırladın mı?— Kim anne? Benim en vefalı dostum Selim.—Hatırla bakalım oğlum, yıllar önce adını koyamadığımız zamanlarda ruhunu var eden sonra bütün azalarını bir araya getirip seni bize veren ve seni Müslümanlardan yapan...—Tamam tamam buldum, nasıl bilemedim?! Allah (c.c). Fakat ben Allah (c.c) ile kalbimde buluşuyorum, yatarken veya yazılılarda ona hep duâ ediyorum; bunlar görüşme olmuyor mu?—Elbette bunlarda görüşme ama şimdi ben sana desem ki Selim’i ziyarete gitme nasılsa onu seviyor kalbinde buluşuyorsun. Nasıl hissederdin?—Onu gidip görmek isterdim, yoksa onu çok sevdiğimi nasıl anlayabilir.—Namazdaki buluşma da böyledir. Rabbim yedi yıl önce seni bize gönderdi ve senin ruhun yedi yıldır Rabbinle o kudsi buluşmaya hasretti, yani sen dünya gurbetindesin Cüneyt. İnsan yedi yıl vatanını bile görmezse hastalanırmış. Bizler de ancak yedi yaşına kadar namaz kılmadan yaşayabiliriz, aksi takdirde manen hastalanır ve niçin hasta ve üzüntülü olduğumuzu da bilemeyiz.—Anne bugün camide namaz kılarken sanki beni çok sevdiğim biri kucaklıyor gibi hissettim.Oğlumun bu hisleri yaşamasına çok sevinmiş ve gözlerim dolmuştu.—İşte bak oğlum! Güneş, insanlar, dostlarımız hatta baban ve ben dahi uykuya çekilip rüya âlemine dalacağız birazdan. Hepimizi koruyup gözeten, her nefesimizi bize hediye eden Rabbimiz ise hep bizimle beraber, biz de seni O’na emanet ediyoruz.İşte yatsı namazı emanetimizi, yapdığımız güzel amelleri Rabbimize sunduğumuz vakittir. O bize gecenin karanlığında dost olduğu gibi kabirde de yalnız bırakmayacak, rahmeti ve kudretiyle bizi sabaha kavuşturduğu gibi öldükden sonra da bizi öylece diriltip cennette buluşturacak İnşaallah.—Anne ben namazımla Rabbime kavuştuğum için çok mutluyum. Rabbimiz ne kadar da merhametli…Onu kucaklayıp hayırlı geceler diledikden sonra mırıldanarak, “Huzurla uyu yavrum nasıl olsa bize sabahları hediye eden Hâlık’ımız var” dedim...

Döküman Arama

Başlık :

Kapat