Elmas Kalemli Husrev Efendi (rh)

Elmas Kalemli Husrev Efendi (rh) Elmas Kalemli Husrev Efendi (rh)   Hazret-i Ali (kv)’nin “Biz Âl-i Beyt’ten birer Gavs çıkıp her kürbet ve şiddet zamanında imdat ediyoruz.” müjdesinin âhirzamanda tahakkukuna bizzat vesîle olan Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri, Risâle-i Nûr hizmetinin parlak netîcelerini ve müceddidliği sadece şahsı nâmına kabûl etmez. Onun bu tavrı îmânından kaynaklanan tevâzusunun cilvesi olmakla beraber mühim bir hakikatin de ifâdesidir. Bu tavrının sebebini de yine bizzat kendisi vermiştir: Kendisine her fırsatta minnettarlıklarını ifâde eden Ahmed Husrev Altınbaşak gibi bazı talebelerinin ‘iktiran’ı ‘illet’le iltibas ettiklerini söylemiş ve “Eğer Üstâdımız buraya gelmeseydi, biz bu dersi alamazdık. Öyle ise onun ifadesi, istifademize illettir.” diyen talebelerine şöyle cevap vermiştir: “Ey kardeşlerim! Cenâb-ı Hakk’ın bana da sizlere de ettiği nimet beraber gelmiş, iki nimetin illeti de Rahmet-i İlâhiyyedir. 

Ben de sizin gibi iktirânı illetle iltibâs ederek, bir vakit Risâle-i Nûr’un sizler gibi elmas kalemli yüzer şakirdlerine çok minnetdarlık hissediyordum. Ve diyordum ki: Bunlar olmasaydı, benim gibi yarım ümmî bir bîçâre nasıl hizmet edecekti? Sonra anladım ki, sizlere kalem vasıtasıyle olan kudsî nimetten sonra, bana da bu hizmete muvaffakıyet ihsân etmiş. Birbirine iktirân etmiş, birbirinin illeti olamaz. Ben size teşekkür değil, belki sizi tebrik ediyorum. Siz de bana minnetdarlığa bedel, dua ve tebrik ediniz.” (1) Burada Hazret-i Üstâd’ın dikkat çektiği ve kendisine ihsân edilen birinci nimet Risâle-i Nûrları ‘ifâde’ nimetidir. Diğer bir ifâdeyle ‘te’lîf’ nimetidir. Birinci nimetle beraber ihsân edilne ikinci nimet ise ‘kalem vâsıtasıyla olan kudsî hizmet’tir. Yani ‘neşir’ nimetidir. Bu iki nimetin ihsânı, te’lîf ve neşirdeki muvaffakiyet, Risâle-i Nûr’un te’sirinin azametindeki ve Risâle-i Nûr hizmetinin cihanşümûl bir da’vâ olmasındaki ve milyonlarca kalp ve dimağda ma’kes bulmasındaki esas iki âmildir. Bedîüzzaman Hazretleri de bu iki nimete dikkat çekmekte ve ikinci nimete mazhar olan talebelerini tebrîk etmektedir.

İkinci nimet olan ‘kalem vâsıtasıyla olan kudsî hizmet’ yani neşir vazifesine en ziyâde mazhar olan Nûr Talebeleri ise, Hazret-i Üstâd’ın “Benim şahsımın da hakikî vekîlimdirler.” (2) dediği ve Medresetü’z-Zehrâ Erkânları diye tavsîf ettiği zâtlar ve bu mübârek erkânın mümessili olan ve Hazret-i Üstad tarafından kendisine ‘Gül Fabrikası’ (3) ünvânı verilen Ahmed Husrev Altınbaşak Hazretleri’dir. Husrev Efendi’nin kalemini, “Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’ın ve Risâle-i Nûr hazînelerinin kerâmetli ve yaldızlı bir anahtarı”,(4) “Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’ın ve Risâle-i Nûr’un mu’cizevâri kerâmetleri ve hârikaları”, (5) “Risâle-i Nûr’un pek kuvvetli bir kerâmeti”(6) ve “Kur’ân’ın altın bir anahtarı” (7) gibi ifâdlerle tavsîf ve taltîf eden Bedîüzzaman Hazretleri onun Risâle-i Nûr hizmetindeki vazîfelerini şöyle sıralamıştır: “Husrev’i tashihte ve tevzi’de ve tedbirde ve muhâberede ve Nûrların neşir ve yetiştirmesinde tebrik ve muvaffakıyetine dua ederiz. Bu ehemmiyetli vazifelerle beraber; yine o şirin ve parlak kaleminin yazılarını çok nüshalarda görüyoruz; hem müstakil nüshaları da yazıyor, mektubundan anlıyorum.” (8)Husrev Efendi, Hazret-i Üstâd’ın,“Hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirâyeti…”(9) cümlesiyle ifade ettiği gibi, 1931 senesinden beri muhteşem bir tedbîr ve dirâyetle yine Hazret-i Üstâd’ ın ifâdesiyle ‘Husrev’in Sistemi’ ile, te’lîf edilen bütün eserleri hem tebyîz (redakte) etmiş hem neşretmiş, hem yaklaşık 100 merkeze tevzî etmiş (göndermiş) hemde bu merkezlerle Hazret-i Üstâd arasındaki muhâbereyi te’mîn etmiştir. Hazret-i Üstad ondaki bu terakkiyi şöyle ifâde etmiştir: “Husrev’in kalemi gibi; fikri, kalbi de o nispette hârika diyebiliriz. Risâle-i Nûr’a karşı irtibatı ve iştiyakı ve kanaati gittikçe terakki ve inkişaf ediyor. Hiçbir hâdise onu sarsmıyor, fütur vermiyor. Hem onun bir hârikası odur ki: Risâle-i Nûr’a beş sene yabanî kaldığı halde birden intisab edip, bir ay zarfında ondört risaleyi Risâle-i Nûr’dan yazmış.” (10)

VATANIN KURTARICISIHusrev Efendi’nin bu fevkalade hizmetlerinden dolayı Hazret-i Üstad onu “Türk milletinin mânevî büyük bir kahramânı ve bu vatanın bir halâskârıdır ve Türk milleti onun ile iftihar edecek bir hâlis fedakârıdır…” diye taltîf etmiş onun neşir hizmetini bir kez daha şöyle ilân etmiştir: “Bu zât müstesnâ ve şirin kalemiyle nûrlardan altı yüz risâleye yakın yazmış ve vatanın her tarafına neşrederek komünist perdesi altında dehşetli ifsâda çalışan anarşistliği kırdı ve tecâvüzünü durdurdu ve bu mübârek vatanı ve bu kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları her tarafa yetiştirdi. Türk gençlerini ve nesl-i âtiyi büyük bir tehlikeden kurtarmağa vesîle oldu...” (11)“Husrev münâsip görmediği kısmı ta’dil, tebdil, ıslah edebilir.” (12) diyerek hiçbir talebesine vermediği bir selâhiyeti, eserlerine müdahale etme selâhiyetini Husrev Efendi’ye veren Bedîüzzaman Hazretleri, onun neşir hizmetindeki hayâtî mevkiini Emirdağ’da zehirlendiği zaman kendi bedeline ölmek isteyen Husrev Efendi’ye verdiği şu cevapla bir kez daha gösterdi ve istikbâle mâtuf mühim de bir işâret verdi: “Risâle-i Nûr’un kahramanı Husrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samimî ve ciddî istiyor. Ben de derim: Te’lîf zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyade ve neşre faideli ise, hayatın dahi hizmet-i Nûriyede benim bu azablı hayatımdan o derece faidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnûniyetle verirdim.” (13)

ÖRNEK TALEBESâir talebelerini devamlı Husrev Efendi’yi ölçü alarak ‘Kastamonu’nun Husrevi’, ‘Denizli’nin Husrevi’, ‘ikinci bir Husrev’, ‘küçük Husrev’, ‘küçücük bir Husrev’ ifâdeleriyle tavsîf eden Bedîüzzaman Hazretleri onun manevî makamına ve hizmetlerine devamlı sûrette işâret etmiş ve talebelerini de ona hürmete davet etmiştir. Hazret-i Üstad, Husrev Efendi’ nin Risâle-i Nûr hizmetindeki mevkiini ve Bedîüzzaman Hazretleri ve talebeleri nezdindeki mümtaz makamını gören ve bu hâli sarsmak için dessas planlar tertip eden karanlık mihrakların oyunlarına gelinmemesi için talebelerini şöyle îkaz etmiştir: “Gizli düşmanlarımız iki plânı takip ediyorlar. birisi beni ihanetlerle çürütmek ikincisi mabeynimize bir soğukluk vermektir. Başta Husrev aleyhinde bir tenkid ve itiraz ve gücenmek ile bizi birbirimizden ayırmaktır. Ben size ilân ederim ki:

Husrev’in bin kusuru olsa, ben onun aleyhinde bulunmaktan korkarım. Çünki, şimdi onun aleyhinde bulunmak doğrudan doğruya Risâle-i Nûr aleyhinde ve benim aleyhimde ve bizi perişan edenlerin lehinde bir azîm hıyanettir...” (14) Kezâ Hazret-i Üstad, Husrev Efendi’nin mümessili olduğu Medresetü’z-Zehrâ erkânlarını hiçbir sûrette tenkid etmemek gerektiğini şöyle ifâde etmiştir: “Bilhassa Medreset-üz Zehra erkânlarının, hususan Husrev’in bu vatan ve millet ve âlem-i İslâm’a hizmet-i îmaniyeleri ve tahripçi dinsizlerin desiselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı muhal binler seyyie olsa afvettirir. Öyle ise, başta Husrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkid etmemek ve kemal-i ihlas ve samimiyet ile onlara tesânüd ve tam kardeş olmak lâzımdır.” (15) Husrev Efendi’yi dahîlî ve hâricî fitne ve tehlikelere karşı manevî bir zırh içerisine alan Bedîüzzaman Hazretleri talebelerinden ona hürmet etmelerini, onu da ziyâret etmelerini ve ona hizmetteki bu mümtâz mevkiinden dolayı gücenmemelerini istemiştir.

Bedîüzzaman Hazretleri’nin şu ifâdeleri ise hem talebelerine bu meyanda îkâz hem de vasiyet hükmündedir: “Husrev gibi bir Nûr kahramanından benim yerimde ve Nûr’un şahs-ı manevîsinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından hiç bir cihetle gücenmemek elzemdir.” (16) Sikke-i Tasdik-ı Gaybî, 120Emirdağ Lâhikası-I, s. 12Kastamonu Lâhikası, s. 4a.g.e., s. 154a.g.e., s. 297a.g.e., s. 155a.g.e., s. 2Emirdağ Lâhikası-I, s. 113Kastamonu Lâhikası, s. 25a.g.e., s. 70a.g.e., s. 286a.g.e., s. 335a.g.e., s. 92Şuâ’lar-II, s. 279Emirdağ Lâhkası-I, s. 29Şuâ’lar-II, s. 266Husrev Efendi, Hazret-i Üstâdın, “Hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirâyeti…” cümlesiyle ifade ettiği gibi, 1931 senesinden beri muhteşem bir tedbîr ve dirâyetle yine Hazret-i Üstâd’ın ifâdesiyle ‘Husrev’in Sistemi’ ile, te’lîf edilen bütün eserleri hem tebyîz (redakte) etmiş hem neşretmiş, hem yaklaşık 100 merkeze tevzî etmiş (göndermiş) hemde bu merkezlerle Hazret-i Üstâd arasındaki muhâbereyi te’mîn etmiştir.“Ve diyordum ki: Bunlar olmasaydı, benim gibi yarım ümmî bir bîçâre nasıl hizmet edecekti?”“Husrev münâsip görmediği kısmı ta’dil, tebdil, ıslah edebilir.”Kastamonu Lâhikası, s. 335

Döküman Arama

Başlık :

Kapat