Allah (C.C) İnanmak

Allah (C.C) İnanmak

Allah’a inanmakta büyük zorluk çekiyorum. Şu an eminim bu duyduklarınız sizde klasik bir ateist imaj yaratmıştır, ama durum bundan çok farklı anlatayım: Ben Allah’ın varlığına inanmak istiyorum, ama “Allah’ım yardım et, Allah’ım beni kurtar” veyahut “Allah’ım sen çok büyüksün” dediğim zaman gerçekten bir Allah’ın varlığına inanarak bunları söylemiyorum. Bunun yerine arkadaşım Mehmet’ten yardım istemek bana daha gerçekçi geliyor; yani net olarak şunu söyleyebilirim, Allah dediğim zaman Allah’ı yaşayamıyorum, sadece ağzımdan beş harfli bir kelime çıkıyor. Allah dediğim zaman “yoktan var eden, evrenin yaratıcısı, herşeyin sahibi” biri beynimde belirmiyor, sizden bana şu konuda yardım etmenizi istiyorum; bana Allah dediğim zaman ne dediğimi bilmeme yardım etmenizi; nasıl elma dediğim zaman aklıma ağaçta sallanan bir kırmızı yuvarlak cisim geliyorsa ve ben ne dediğimi gerçekten çok iyi biliyorsam Allah dediğimde de aynı şeyi hissetmek istiyorum, saygılarımla. (Yazımda bir kaç şeyi ardarda tekrarlamış olabilirim ilk kez bu konuyu açtığım için uygun kelimeleri de tam olarak yerli yerinde kullanmamış olabilirim, affedin)

Cevap:Konu çetrefil, soruyu yazan da dil ve bilgi bakımından yeterli olmadığı için soruda yersiz ifadeler ve tutarsızlıklar var, ancak maksat anlaşılıyor; biz de sözleri değil, maksad esas alarak bazı açıklamalar yapmaya çalışacağız.Kur’an Allah Teâlâ’nın gözle (basar) algılanamayacağını, akıl ile de kavranamayacağını açıkça ifade ediyor. Hiçbir kimse tarafından görülmemiş ve dünyada görülemeyecek olan bir varlığın, gözle görülen mesela kırmızı bir elma gibi tasavvur ve tahayyül edilememesi tabîîdir. Eğer insanoğlu zihninde, hayalinde bir Allah tasavvur ve tahayyül ederse, Allah’ı bundan (hayalinde O’na verdiği şekilden, suretten” tenzih etmesi, “Haşa Allah bu değildir, O, tasavvur edilemez, herhangi bir şekle sokulamaz” demesi gerekir.Allah’a iman, gayba (görülemeyene) imanın başında gelir. Bir şeyin varlığını bilmek ve ona inanmak başkadır, onu görmek, görmeden tasavvur etmek başkadır; “ikincisi olmuyor diye birincisi de olmaz” denemez, birincisi ikincisini zorunlu kılmaz; yani var olan her şeyin görülmesi gerekmez. Biz, evrenin ve evrende olanların, dünyaya ve onun da içinde yer aldığı galaksiye nisbetle çok daha büyük olduğunu biliyor ve buna inanıyoruz, ama o galaksilerin tamamını görmüyoruz. Biz aklımızın olduğunu biliyor ve buna inanıyoruz, ama onu görmüyoruz ve tasavvur da edemiyoruz. Aklın işlevine, eserine bakarak onun var olduğunu biliyor ve ona inanıyoruz. İşte bunun gibi kendimize ve çevremize bakıp bunların üzerinde düşününce de Allah’a ulaşıyoruz; yani bütün bunlar yaratan ve yöneten bir varlığın olması gerektiği sonucunu çıkarıyoruz. Bu varlığın niteliklerini kısmen aklımızla buluyoruz, ama bu konuda akıl yeterli olmuyor, nitelikleri doğru ve tam olarak öğrenebilmek için Allah’ın açıklamasına ihtiyaç duyuyoruz, bu açıklama da vahiy yoluyla yapılıyor.İnsan bir kere Allah’a iman ettikten sonra bu imanın bilgi imanını geçip, “bir şeyi görerek, hatta bir şey olarak ona inanma” kesinliğine ulaşabilmesi için tefekkür ve ibadete devam etmek gerekiyor. Tefekkür ve ibadet sonunda, yine görmeden öyle bir Allah inancına ulaşılıyor ki, bu imanın sahibi gördüklerinden şüphe ediyor da Allah’ın varlığından şüphe etmiyor.“Bir şeyi Mehmet’ten, Ahmet’ten istemenin, Allah’tan istemekten daha gerçekçi gelmesi”, isteyenin hem kendisi hem de başkalar hakkındaki bilgisinin sığlığından, tefekkür kapasitesinin darlığından kaynaklanır. Ayrıca bir şeyi Mehmet’ten istemekle Allah’tan istemek de birbiri ile çelişmez. Mehmet’in vermesinin anlam başkadır, Allah’ın vermesinin anlam başkadır. Allah dilemezse Mehmet veremez ve Mehmet’in verdiği de Allah’ındır. Hiçbir insan yoktan bir zerre yaratmış değildir; bütün yapılanlar, bulunanlar, alınanlar, verilenler yaratılmış ve hazır bulunuş bir âlemde ve o âlemden (ondaki canlı ve cansız varlıklardan) yapılmaktadır. Hem kaynak O’ndandır, hem beşerin yapıp ettiklerinin düzeni (tabîî denilen düzen) O’na aittir.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat