Toplum Mühendisliği

Toplum Mühendisliği

TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ VE TEKNOKRASİ

 

Bu bölümde Toplum Mühendisliği ve Teknokrasi’nin tanımı yapılarak, Osmanlı’dan bu güne Türkiye’deki gelişim çizgisi aktarılacaktır.

 

i.                     Toplum mühendisliği :

 

Toplum mühendisliği, kısa ve birazda kabaca belirtilecek olursa; toplumun politik araçları seferber etmek sureti ile yeni değerler skalası etrafında kültürlenebileceği ve şekillenebileceği varsayılır.

 

Şerif Mardin’e göre genç Türkler arasında yaygın bir eğilim olan, özellikle Ahmet Rıza Beyin temsil ettiği toplum mühendisliği kavramı Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne intikal eden en önemli politik, kültürel miras olarak görülebilir.

 

Fransa ışığında mühendislik kavramının Türkiye’ye yansıması ise Fransa’da mühendislik mesleği başka hiçbir yerde görülmeyecek şekilde tezahür etmiştir. Mühendislik mesleği, kökü Ortaçağ’ın sonlarına uzanan ve burada Fransız Artizanlığı ile buluşan, daha sonraları kapitalist dinamiklerle buluşan Didelotçu anlamda mekanist-teknolojist temelli bir ideolojidir. Fransa, modrnleşme yarışında, özellikle de rakibi İngiltere’nin başarıları ile rekabet edebilmek ve İngiltere karşısındaki tarihsel gecikmişliğini giderebilmek için bu ideolojiden büyük bir destek almıştır. Türk Pozitivizmine sirayet eden toplum mühendisliğine ise politik kültürel muhtevası orijinlerine göre daha da pekiştirilmiş olarak tecessüm etmiştir. Başka bir ifade ile Frans’da tarihsel olarak zuhur eden, ancak daha sonra politik manupilasyona tabi tutulan mühendislik mesleği ve onun ideolojisi, Türkiye’de bizati olarak politik hüviyetle doğmuş ve temalara özellikle de Cumhuriyet döneminde radikalize edilmiştir.[1]

 

Toplum mühendisliği kavramı Sanayi toplumuna ilişkin sosyoloji literatürü, mühendislerin ya üretim sürecinde ya da yönetimde bilim ve tekniğin temsilcileri olarak yer almalarını hatta bunun da ötesinde mühendislerin topluma ilişkin projeleri olduğunu ayrıntılı bir biçimde var olduğu tespit edilmiştir.

 

Mühendislik ideolojisi ilk bakışta yadırganabilir, ancak bir meslek gurubu olan mühendisler üretim süreci içindeki yerlerinin ötesinde toplumsal gelişme modellerinin savunucuları olmuşlardır. Nitekim toplumsal mühendislik olarak nitelenen ideoloji sosyal konularda da mühendislik yapılabileceğini, yani mühendislerin üretim düzeyine getirdiği rasyonalitenin tüm toplum ölçeğine aygınlaştırılabileceğini savunur.[2]

 

Toplumsal mühendislik kavramı içersinde batı dışı toplumsal mühendislik kavramı ortaya çıkmıştır. Bu kavramdan kasıt mühendislerin toplumsal dönüşümlerde bu kadar önemli rol oynamasını batı dışı toplumların ortaya çıkardığı modernleşme çizgisinde aramak gerekmektedir. Batı dışı toplumları “az gelişmiş” ülkeler olarak ele aldığımızda, az gelişmiş toplumların gelişme konusundaki aceleciliği değişim mühendisliğini cazibeli kılar. Mühendisler, bilim ve rasyonalizmin taşıyıcıları olarak sanayi medeniyetinin ayrıcalıklı aktörleri olmalarının yanı sıra toplumsal mühendislik iddiaları ile de siyasal aktörler arasında da öncelikli bir konuma sahiptirler. Kısacası batı dışı toplumların gelişme saplantısı mühendislere batı toplumlarında sahip olmadıkları kadar değişme misyonu yüklemektedir.

 

Bu kavram ışığında geçmişten bugüne Türkiye’ye baktığımızda Osmanlı, Batı bilim ve tekniği karşısında ilk geri kalmışlık bilincini aşma çabası ordunun modernizasyonu için Avrupa’ya mühendislik eğitimi görmek üzere öğrenci göndermesi ile başlıyor.1930’lu yıllardaki Devletçilik ve Milli ekoni değerleri,”Türk Mühendisleri”ni ortaya çıkartıyor.1950’li yıllarda özerlik kazanmaya başlayan Pazar Ekonomisi ve sivil toplum mühendislerinin de meslek örgütlerini kurmalarına yolaçıyor.Adalet Partisini 1965 yılında iktidara gelmesi ile birlikte mühendislik kökenli siyasal seçkinlerin giderek parlamento’da yükselişine tanık olunuyor. Anavatan Partisi’nin 1983 yılında başlayan iktidar dönemiise mühendislerin siyasete damgalarını vurma biçiminde bir dönüm noktasını oluşturacak.

 

Reformist mühendis ideoloji 1983 sonrasında Turgut Özal’ın Anavatan Partisi siyasetiyle birlikte Türkiye siyasi yaşamına damgasını vurmaya başlayacaktı. Gerçi mühendis kökenli politikacı tipi Türkiye’de yeni bir olgu değildi. 1970’li yıllarda Süleyman Demirel Projeciliği ile, Necmettin Erbakan Bulgularıyla mühendis kökenlerini hatırlatır türden söylemlere sahiptiler. Ancak siyasi görüşleri mühendislik kimliklerine baskın çıkmakta idi. Turgut Özal ile birlikte mühendisler siyasete daha özgün bir biçimde damgalarını vurmaya  başladılar. Hatta, 1983-93 yılları arasında siyasi kültürdeki değişmeleri mühendislik yaklaşımını bariz bir biçimde ortaya çıkışına bağlı olarak açıklayabiliriz.

 

1980 yılında Anavatan Partili mühendislerle derinlemesine yaptığımız mülakatlar mühendis ideolojisini kendini ifade biçimleri konusunda ipucu vermektedir. Örneğin, Milli Selamet Partisi’nden gelip Anavatan Partisi’nin ilk kurucu üyelerinden olan bir mühendis sayılarla düşünmenin mühendislere has olduğunu bu nedenle de en akılcı ve en kesin çözümün mühendislerin bulabileceğini dile getirmektedir.

 

İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu bir diğeri de benzer biçimde mühendislerin iktidara gelmesini matematik ve mantık alanındaki üstünlüklerine bağlamakta bir önceki hukuk kökenli politikacıların tersine mühendislerin fikir mücadelesi yerine çözüm arayışlarına öncelik verdiklerine söylemektedir.[3]

 

Bu tarihsel süreçlerden de anlaşılacağı gibi mühendislerin geçmişte de bugün de farklı tarihsel dönemlerde ve ideolojik iklimlerde önemli rol oynadıkları görülmektedir.

 

Toplum mühendisliği tanımında mühendislerin üretim düzeyine getirdiği rasyonalitenin tüm toplum ölçeğine yaygınlaştırılabileceğine değinilmiştir. Bu doğrultuda Taylorizm üretim sürecinin daha akılcı üretken biçimde planlanabilmesi için “en doğru çözümün” mühendisler tarafından bilime dayalı olarak getirilebileceğine işaret edilmiştir. Böylelikle, mühendislerin üretim düzeyinde yönetici rolü tanımlanmıştır. Mühendislik ideolojisinin fabrika düzeyinde başlayan serüvenini Taylorizm diye özetleyebilirsek, bu ideolojinin toplum ölçeğine yayılması çağrısını da Thornstein Veblen yapmıştır. Veblen mühendislere rasyonel ve bilimsel uygulamaların ve değerlerin taşıyıcıları olarak iktidarda görmek isterler sanayi dünyasının iş dünyası karşısındaki üstünlüğüne işaret ederler. Biri bilimin çıkarlarını, diğeri kişisel çıkarları temsil etmektedir. Veblen’e göre sanayinin makine gücüne karşı Kapitalizmin para gücüne dayanır. Ve üretimsizliğe, savurganlığa yol açar. Bu nedenle Veblen bilimin çıkarlarını ve rasyonel değerleri temsil eden mühendisler ve teknik adamlar toplumda iktidar sahibi olamlıdırlar görüşünü savunmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ii.                   Teknokrasi :

 

Teknokrasi yeni bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Teknik idareciliğinden, devlet idareciliğine geçilebileceği iddiası yaygındır. Bu teknokrat adını alan uzmanlar zümresinin, fiilen siyasal kararlar alabilen bir kadro haline gelişini sağlama ve savunma akımı olarak gelişmektedir. Şu halde Devlet idareciliğinde, siyasi olmayan bir heyete tabi olma, bir siyasetten arınma (depolitisation) problemi oluşturmaktadır. Bu problem Devlet, siyaset adamları bir yana itilerek teknokratların eline mi kalacak problemidir. İstisnasız bütün siyasi rejimlerde ve çağdaş devletlerde siyaset, teknik karşılaşması özel bir anlam kazanıyor. Teknokrasi insanın makine ile mutlak hakimiyeti ile doğrulanamaz. Çünkü makine insanı peşinden sürükleyebilmektedir. Problemi bu yoldan çözemeyiz. Zaten henüz çözülmüş de değildir. Ancak açık olan bir olay varsa o da özellikle gelişmiş memleketlerde, siyasi iktidar tejnokratların vesayeti altına girmektedir.[4]

 

Teknokrasi ideolojilerin özünde toplumsal mühendislik ütopyası yani toplumsal sorunları tartışmaktan çok bilimsel ve rasyonel olarak çözülebileceği inancı yatmaktadır. Netekim teknokrat ideoloji en uç noktasına götürüldüğünde, demokrasi ile çelişir diyebiliriz. Eğer Demokrasi toplumun kararlara katılabilmesi, tartışabilmesi ile teknokrat ideoloji gözünde zaten kararlar bilimsel yoldan meşruluk kazandığı için tartışmaya gerek yoktur. Ayrıca “sokaktaki adam” ın bu konuda söyleyebileceği bir şey yoktur. Teknokrat yaklaşım ile demokrasi arasında bir gerilim ve çelişki potansiyel olarak vardır.[5]

 

1848 devriminin hemen ardından Ernest Renan : “ilkel toplumlarda, tanrı adına rahipler kurulu hükümet ederd,, yarının toplumlarında ise ussla yoldan en iyiyi bulma adına bilim adamları hükümet edecekler” diyor, ve geleceğin toplumunda sözcüğün etimolojik anlamı ile teknokrasinin egemen olacağını öngörüyordu. Günümüzde doğaya egemen olmaya ve mekineleri kullanmaya olanak veren ve yeni gizleri elinde tutan bilim adamı ve teknisyenlerin bu yoldan modern evrenin en temel 3 kaynağını da ellerinde tuttukları görüşü oldukça yaygındır. Çok gelişmiş ülkelerde gördüğümüz otoriter devletlerin onlara büyük saygı göstermesi bu bakımdan oldukça anlamlıdırç rus bombasının babası olan Andrei Sakharov Sovyetler Birliğinde diğer yurttaşlarınkinden çok geniş özgürlüklerden yararlanmakta, onun kadar olmasa da meslektaşları da bazı ayrıcalıklara sahip bulunmaktadır.

 

Ancak hemen hiçbir yerde bilim adamları ve teknisyenler önemli sayılabilecek şekilde siyasal iktidar sahibi değidirler. Rena’nın düşlediği teknokrasiden bugün çok uzakta bulunduğumuz gibi günün birinde bunun gerçekleşebileceği yolunda hiçbir kanıt yok elimizde. Bugün teknokrasi dendiğinde biraz farklı bir olay anlatılmak istenmektedir. Bu kamu yönetimi, özel işletmeler, ordu, ünivesiteler ve genel olarak her türlü örgütte herhangi bir karar alabilmek için elzem olan bilgileri ancak uzmanların bir araya getirebildikleri ve dolayısıyla alınan karar üzerinde bir etkiye sahip olduklarıdır. Sözcük zaten kötü bir anlama gelmemektedir. Teknokratların sevilmeyen teknisyenler olduğunu söyleyen Alfred Sauvy’ ye daha önce de atıfta bulunmuştuk. Kapitalist sistemlerde idare ve kamu girişimleri hizmetinde çalışan ve ulusun, ekonominin ve özel firmaların nasıl işlediğini daha iyi anlamasına ve dolayısıyla onları denetlemesine yardım eden teknisyenlere teknokrat denilmektedir.

 

Amerikalı iktisatçı John K. Galbraith, 1967’de teknisyenlerin büyük sanayi ve amerikan yönetimi içindeki rollerini betimlemek amacıyla      daha kesin ve daha işlevsel bir kavram olan teknik yapı kavramını   geliştirmiştir.

 

Teknik yapı dediğimiz şey herşeyden önce büyük firmaların artık bir tek girişmci ya da işletmeci tarafından yönetilebilir durumdan çıkıp ancak bir gurup tarafından yönetilebilir bir duruma gelmeleri olgusudur. Bu gurup her birisi herhengi bir karar alabilmek için tümü gerekli olan bilgilerin bir parçasına sahip bulunan uzmanları bir araya getirir. Bu uzmanların yönetici gurup içerisindeki yüzleşmeleri her özel katkının doğruluğunu güvenilirlik derecesini değerlendirebilmek ve giderek en doğru seçimi yapabilmek için başvurulabilecek tek yoldur. Bu yönetici guruba kapitalistler dahil değildir. Makul bir kâr sağladığı sürece eli kolu serbest kalan teknik yapının hazırladığı raporları dinleyen bir kuruldan ibarettir.

 

Artık kararlar küçük bir gurup içersinde ortaklaşa olarak alınaktadır. Tek bir kişi ya da geniş bir kurul tarafından alınan kararlar giderek azalmaktadır. Bu karar guruplarının çoğu ise yasama ve yürütme ve kamu kurumları ile özel örgütler arasında yapı gelen biçimsel farkları aşarak her iki tarafa da taşmaktadır. Yer yer bakan ,yüksek kademeden memur , parlamenter , parti başkanı , sendikacı , baskı gurubu yöneticisi , uzman teknisyen hatta bazen bilge denilen oldukça bağımsız kişileri de bu guruplar bir araya getirir.

 

Teknik yapının gelişmesi siyasal örgütlerde siyasal yapının sonu geldiği anlamına gelmez. Nasıl ki ekomnomik teknik yapılarda kapitalistler eninde sonunda temel rolü oynuyorlarsa yurttaşlarca seçilmiş olan kişiler de siyasal yapılara katılır ve son kerte de kararı onlar alırlar. Halk tarafından seçilen başkan , başbakan , bakanlar , çoğunluk partilerinin başkanları ,  parlamenter muhalefetin temsilcileri ; karar guruplarında halkı temsil eden kişilerdir. Tüketicilerin seslerini hiçbir şekilde duyuramadıkları özel teknik yapılara oranla daha önemli fark sayılır.

 

Döküman Arama

Başlık :

Kapat