Ali Rıza Paşa

Ali Rıza Paşa

 

ALİ RIZA PAŞA

 

 

HAYATI:

 

Osmanlı Sadrazamı. 1886 yılında Harbiye"yi bitirdi. 1898"de Erkânı Harbiyei Umumiye Dairesi başkanlığı, Üsküp ve Manastır valiliği ve komutanlığı yaptı. 1908"de Harbiye Nazırlığına ve Âyân Meclisi üyeliğine getirildi. Hüseyin Hilmi Paşanın sadaretinde Harbiye Nazırı, Balkan Savaşı"nda Garp Ordusu Başkomutanı oldu. VI. Mehmet tarafından Sadrazamlığa getirildi (2 Ekim 1919). Anadolu"da gelişen Kuva-yı Milliye"cilerle anlaşmanın kaçınılmaz olduğunu görerek , Heyeti Temsiliye ile ilişki kurdu ve Salih Paşayı, Mustafa Kemal ile görüşmek için, Amasya"ya göndererek anlaşma yollarını aradı. Kuracağı kabinede Heyeti Temsiliye"nin isteklerini dikkate alacağına söz verdi. Fakat Kuva-yı Milliye"nin yönetim gücünü eline geçirmeye ve Heyeti Temsiliye"yi kaldırma çabalarına girişti. Müttefik Devletlerin baskısı karşısında istifa etmek zorunda kaldı (1920). Son Osmanlı kabinesinde Nafıa ve Dahiliye Nazırıydı (1922).

 

AMASYA GÖRÜŞMELERİ VE ALİ RIZA PAŞA:

 

       Damat Ferit Paşa Hükümeti"nin istifası üzerine yerine yeni hükümeti kurmakla Ali Rıza Paşa görevlendirilmişti. Mustafa Kemal Paşa Ali Rıza Paşa"ya hemen bir telgraf çekerek yeni hükümetin Erzurum ve Sivas kongrelerinde oluşan millî teşkilat ve amaçlara saygılı olması halinde Kuva-yı Milliye"nin yardımcı olacağını bildirmiş, yeni hükümetin Meclisin açılıp denetim görevine başlamasına kadar milletin mukadderatıyla ilgili herhangi bir taahhüde girmemesini barış konferansı için millî davayı kavramış, güvenilir delegelerin seçilmesini istemişti. Böylece Temsil Heyeti"yle Kuva-yı Milliye"nin etkisiyle kurulmuş yeni hükümet arasında ortak bir görüş oluşturabilmek amacıyla karşılıklı yazışmalar başlamıştı.

       Mustafa Kemal Paşa Harbiye Nazırı Cemal Paşa"nın yeni hükümetin kendisiyle aynı fikirde olduğuna, millî iradenin egemenliğini kabul ettiğine dair telgrafı üzerine 7 Ekim 1919"da Temsil Heyeti adına bir bildiri yayınlamış, milletle hükümet arasında tam bir anlaşma sağlandığından resmî haberleşme yasağının kaldırılmasını bildirmişti. Taraflar arasında süren yazışmaların sonucunda iki tarafın daha yakından görüşmek, ayrıntılar üzerinde anlaşabilmek için Amasya"da bir araya gelmeleri kararlaştırılmıştı. Amasya Görüşmeleri 20-22 Ekim 1919 tarihleri günlerinde Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal Paşa, Rauf ve Bekir Sami Beylerle İstanbul Hükümeti adına Bahriye Nazırı Salih Paşa arasında cereyan etti. Görüşmelerin sonunda iki taraf arasında üçü açık ve imzalı, ikisi gizli ve imzasız beş protokol yapıldı.

       Birinci protokol Salih Paşa"nın isteklerini kapsıyordu. Bunlar, ordunun siyasetle uğraşmaması, İttihatçılığın tekrar uyanmaması, hükümeti küçük düşürecek müdahelelerden kaçınılması, teşkilata muhalefet ettikleri için tutuklananlar varsa bırakılmaları, tehcir suçlularının cezalandırılmaları, savaşa katılmamızın haklı nedenlere dayandığı yolundaki düşüncelerin gizli tutulması, seçimlerin serbestçe yapılması, asayişi bozacak hallere meydan verilmemesi, hükümetin ne lehinde ne de aleyhinde bir şey yazılmaması gibi isteklerden oluşmuştu.

       İkinci protokolde kararlaştırılan başlıca hususlar özetli şöyleydi:1. Millî Meclis"in vereceği en son karara uyulması şartıyla en az daha önce kararlaştırılmış sınırların korunması (vatanın bütünlüğü ve bölünmezliği ilkesi kabul edildi).2. Gayrimüslim azınlıklara siyasî egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıkların tanınmaması.3. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"nin İstanbul Hükümeti"nce tanınması.4. Millî Meclis"in İstanbul"da toplanmasının doğru olmadığı, barış sağlanıncaya kadar geçici olarak Anadolu"da hükümetin uygun göreceği bir yerde toplanması.

      Salih Paşa, Meclisin İstanbul"da toplanmasının doğru olmadığı fikrine kişisel olarak katıldığını, hükümet adına söz veremeyeceğini belirtmiş, bu fikri hükümet üyelerine kabul ettirmek için elinden geleni yapacağını, başarılı olamadığı takdirde hükümetten çekileceğini söylemişti.

      Üçüncü protokolde Temsil Heyeti"nin seçimlere müdahale etmemesi, ancak İttihatçıların ve tehcirle ilgili olanların seçilmemelerini telkin etmesi, Hristiyanların seçimlere katılmalarının sağlanarak temsil gücünün ülkeyi kapsadığının gösterilmesi kararlaştırılmıştı.Görüşmelerin tamamlanmasından sonra İstanbul"a dönen Salih Paşa, Meclis"in İstanbul dışında toplanmasıyla ilgili görüşünü hükümete kabul ettirememiş, hükümetin bu konudami görüşünü Harbiye Nazırı Cemal Paşa Mustafa Kemal Paşa"ya bildirmişti. Salih Paşa da buna Kanun-i Esâsî"nin engel olduğunu ileri sürmüş ve hükümetteki görevine devam etmişti. Mustafa Kemal Paşa Ali Rıza Paşa Hükümeti"nden memnun olmamakla beraber Meclisin açılıp görevine başlamasına kadar hükümeti desteklemeye karar vermişti. Bundan amaç, Anadolu"ya daha ters bir hükümetin kurulmasına meydan vermemekti.

      Sonuç olarak Amasya görüşmeleri millî bir harekete önemli kazançlar sağladı. İstanbul Hükümeti böyle bir görüşmeye istekli olmak ve katılmak suretiyle millî hareketin ve onun temsilcisi Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"nin varlığını ve gücünü kabul etmiş oldu. İtilaf Devletleri isteklerini sadece İstanbul Hükümeti"nce kabul ettirmekle amaçlarına ulaşamayacaklarını gördüler. Damat Ferit Paşa Hükümeti"nin istifası Kuva-yı Milliye"nin saygınlığını yükseltmiş, Millî Mücadele"ye katılanların sayısını artırmıştı. Şimdi de yeni hükümetin bir üyesini Amasya"ya, Kuva-yı Milliyecilerin ayağına kadar göndermesi bu süreci daha da hızlandırmıştı.

 

ALİ PAŞA İCRAATLARI VE ERMENİ SORUNU:

Altı ay kadar vekaleten yürüttüğü valilik vazifesine asaleten atanmanın vermiş olduğu güvenle Ali Paşa, Hükümet işlerini yoluna koymaya gayret edip bir türlü yakalanamayan kanun kaçaklarını takibata alarak bir çoğunu yakalattı.Devletin alış verişini, mali kaynaklarını düzene koydu. Ticareti elinde bulunduran Ermeniler senelerden beri devlete olan vergi borçlarını ödemiyorlardı. Diğer taraftan memurlara, emeklilere, zaptiyelere onar yirmişer aylık maaşları verilememişti. Bu iki önemli meselenin halli için Ali Paşa bir dizi tedbir aldı. Ermeniler büyük yekun tutan borçlarını ödemeleri konusunda yapılan çağrılara uyarak ancak taksitle borçlarını verebileceklerini beyan ettiler. Böylece alacaklar tahsil edilirken memurun maaşı ödenmeye başlandı ve Ali Paşanın Van"da halk nezdinde itibarı arttı. Adalet işlerinin aksayan yönlerini yoluna koyarak Ermenilerle ihtilaf teşkil edebilecek bütün meseleleri bir bir gözden geçirdi bozulan sosyal barışı tekrar tesis ederek şehre sükunun hakim olmasını sağladı. Müslüman - Hıristiyan geniş halk kitleleri tarafından büyük bir beğeniyle taktir edilen Ali Paşanın çalışmaları Rusya destekli Ermeni ihtilal çetelerinin hiç de hoşuna gitmiyordu. Teorilerini Ermeni - Türk çatışması üzerine kuran bu çeteler, Ali Paşaya karşı büyük bir nefret duyuyorlardı. Çeteler Ermeni ileri gelenlerinden Ali Paşaya destek vererek halkın üzerindeki kendi hakimiyetlerini yok edenlere karşı suikastlar düzenlemeye başladılar. Ali Paşa çetecilerin etkisini kırmak için Vali yardımcılığına Ohannes Efendiyi getirmiş, kardeşi Armarak Efendiyi ise Gevaş"a kaymakam olarak tayin etmişti. Armarak Efendi Ermeni çetecilerinin Akdamar adasını üs olarak kullanmalarını şiddetle engelleyerek çetelerin işlerini zorlaştırdığı gibi, çetelerin halkın üzerindeki tesirini de ortadan kaldırmak üzereydi. Bunun üzerine Çeteler Armarak Efendiyi öldürerek önlerindeki büyük bir engeli kaldırmış oldular.  Kardeşinin öldürülmesi üzerine Ohannes Ferid Efendi artık Van"da kalamayacağını ifade ederek Ali Paşadan izin isteyerek Elazığ vali yardımcılığına tayin ister. Ali Paşa durumun nazikliği karşısında ahali-i mutinin hükümete bağlılığını artırmak için Erzurum vilayeti eski tercümanı Mikail Efendinin Van vali yardımcılığına atanması için Bâbı aliye gerekli ikazları yaptı. Bunun üzerine Mikail Efendi Van vali yardımcılığına tayin edildi. Fakat Mikail Efendinin Van"a gelemeyeceği anlaşıldığından eski kaymakamlardan Leon Efendi tayin edilerek Van"daki Ermenilerin gönlü razı edilmeye çalışıldı. Bütün bu iyi niyet çalışmalarına rağmen Ermeni komiteleri faaliyetlerine son vereceklerine Rusya Ermenileriyle irtibatlarını kuvvetlendirerek faaliyetlerini yer altına çekerek daha gizli bir biçimde sürdürmeye devam ettiler.

ALİ RIZA PAŞA’NIN ÖLDÜRÜLMESİ:

Ali Paşa, İstanbul"a dönerken Ermeni komitacıları tarafından mutlaka öldürüleceğini biliyordu. Onun için İstanbul"a gideceği güzergahını gizli tuttu. Yaklaşık bir buçuk yıl canla başla çalışarak hizmet verdiği Van halkıyla vedalaştı. Bu manzarayı hatırlayan yaşlılar bütün Van halkının gözyaşlarını tutamadığını söylerler. Ali Paşa gözü dönmüş Ermeni çetecilerinden kurtulmak için hedef saptırarak önce Erzurum"a oradan bin bir güçlükle Revan"a gider. Her gittiği yerde Ermeni nümayişleri ile karşılanan Ali Paşa Tiflis"e geçer ve Tiflis üzerinden de Batum"a geçip oradan da vapurla İstanbul"a gitmek ister. Fakat Ermeni komitacılarından Alev Başyan  tarafından 1908 yılının son günlerinde Ali Paşa Batum iskelesinde vapura binerken öldürüldü. Harekete hazır olan gemi Ali Paşanın cenazesini İstanbul"a götürmek için demir alır. Fakat aksilikler birbirini kovalar ve gemi ancak on beş günde Sinop açıklarına gelebilir. Ali Paşanın cesedinde çürüme emareleri baş gösterince kaptan Sinop limanına yaklaştı. Cenaze Seyid Bilal cami bahçesine dış kapıdan girip camiye doğru ilerlerken sol tarafta caminin giriş kapısının karşısında defnedildi. Camiye girip çıkanların ilk gözüne çarpan bu mezardır. Mezarın başucundaki taşta şu ibare vardır. (Van İlbayı (valisi) Ali 1907"de Batum"da Ermeni komitaları öldürdü.)Metin Latin harfleriyle yazıldığından tarih yanlış yazılmıştır. Kötü haber kısa zamanda Van"a ulaşmıştır. Ali Paşayı Van"dan gözyaşlarıyla uğurlayan Vanlılar bu haber karşısında şaşkına dönerler Ali Paşa Van için canını vermiştir. Ağlayarak yolcu ettikleri Paşanın ölüm haberi karşısında Vanlılar içli bir türkü yakarak onu ölümsüzleştirirler. Bugün Van"ın en güzel mahallelerinden birisinin ismi olan Ali Paşa mahallesi Paşanın ismini yaşatmaktadır.

 

Ali Paşa TürküsüArpa ektim biçemedim Bir düş gördüm seçemedimAlışmıştım soğuk suya Issı sular içemedimAllı gelin pullu gelin Bir su ver içeyim gelin Bu güzellik sende varken Beşi birlik takan gelin Ali Paşa geyer kürkü Yarı sansar yarı tilkiAli Paşa burdan gittiYığılsın Van"ın mülküAllı gelin pullu gelinBir su ver içeyim gelin Bu güzellik sende varken Beşi birlik takan gelinÜç atım var biri yedek Arkadaşlar binin gidek Ali Paşayı vurmuşlarYavrusuna haber verekAllı gelin pullu gelinBir su ver içeyim gelin Bu güzellik sende varken Beşi birlik takan gelin

 

ATATÜRK’ÜN,ALİ RIZA PAŞA HÜKÜMETİNİN İŞGAL KARŞISINDAKİ TUTUMUYLA İLGİLİ AÇIKLAMALARI:

 

Baylar, Osmanlı Hükümeti, bu notaya verdiği yanıtta: “İzmir’e Yunanlıların nasıl girdiğini; Karma Komisyonun nasıl soruşturma yaptığını ve soruşturmaya değin geçen zaman içinde, Yunan yırtıcılığı karşısında halkın nasıl canını kurtarma ve namusunu koruma kaygısına düştüğünü; hükümetle ordunun her zaman Soruşturma Komisyonunun adaletine ve insafına güvendiğini; yalnız, akan kanları geçici de olsa dindirmek için, Osmanlı Harbiye Nâzırlığının General Miln Cenaplarına 23 Ağustos 1919 günlü yazı ile öneride bulunmuş olduğunu bildiriyor ve bu önerinin, Yunan birlikleriyle Ulusal Kuvvetler arasında Osmanlı birlikleri yerleştirmek olduğunu; fakat bu önerinin kabul edilmediğini” açıklıyor.

Sonra : “Yunanlıların girdikleri bölgeye Yunan birliklerinden başka, İtilâf devletleri birliklerinin girmeleri önerisiyle ilgili 20 ve 27 Ağustos 1919 günlü iki yazıya ve bunların yanıtsız kaldığına” işaret olunuyor.

Bundan sonra da: “General Miln Cenaplarının, kendi çizdiği sınırı gösterir yazılarının (3 Kasım 1919) Harbiye Nâzırlığına gönderilmesi noktasına değinilerek, Harbiye Nâzırının, böyle bir yazı hükümlerini uygulamaya tek başına yetkili olmaması dolayısıyla, hükümete başvurduğunun ve hükümetçe de komiserlere durumun bildirildiğinden” söz ediliyor.

Daha sonra, geçici sınır çizgisine değin Yunanlıların girmesine engel olan kuvvetin, halk topluluğu olduğu bildiriliyor. Hükümetin ve ordunun, halkın bu tutumunu önleyemediği belirtilerek, işe (adaletli) bir çözüm yolu bulunması bir daha rica ediliyor ve: "Gerek hükümeti ve gerek Harbiye Nâzırlığını, sözde Yüksek Kurul kararlarını uygulamıyor gibi bir suçlamadan artık kurtarmaya iyilikseverlikle aracı olunması” yolundaki yalvarmalara üstün saygılar da eklenerek, karşılık yazıya son veriliyor.

Sayın baylar, şimdi de Cemal Paşanın mektuplarında dokunduğu noktalara işaret edeceğim.

Harbiye Nâzırı, bize İtilâf devletleri komiserlerinin notasını okuturken bir yandan da, öteden beri yaptırmak ya da bizi yapmaktan alıkoymak istediği noktaları yineliyor ve pekiştiriyordu. Cemal Paşanın, istediklerini bu kez ileri sürer ve önerirken, sözü geçen notayı da okutarak bizim ruhsal ve içsel durumumuz üzerinde etki yapmayı düşünmüş olduğunu kestirmek, bilmem doğru olur mu?

Cemal Paşa, İtilâf devletlerinin siyasal eğilimlerinden söz ettikten sonra: “Hükümet, Wilson ilkelerine göre kabul edebileceği yenilikleri yapmaya söz verir nitelikte bir bildiriyi yakında yayımlayacaktır. Dahiliye Nâzırını gücendirmemelidir; çünkü görevinden çekilir. O çekilince bunalım olur. Meclis açıldığı zaman Dahiliye ve Hariciye nâzırları kesin olarak değiştirilecektir. Düşmanlar, Meclisi açtırmamak istiyorlar. Dahası, Muhipler Cemiyetinin Padişaha başvurarak bu Meclisin yasal olmadığını bildirip dağıtılmasını isteyeceği haber alındı.” diyor ve milletvekillerinin Ankara’ya gelmesi işinden söz ediyor.

Şimdi baylar, bu üç belgeyi göz önünde tutarak, hep birlikte, kısa bir yorumlama yapalım:

Komiserlerin notasından anlıyoruz ki, İtilâf devletlerinin Karadeniz Başkomutanı Bay Corç Miln, Osmanlı Devletinin Harbiye Nâzırına, Cemal Paşa’ya, doğrudan doğruya kendi buyruğu altındaymış gibi yönerge ve buyruklar vermektedir. Cemal Paşa, şimdiye dek bize bundan söz etmedi.

Ve yine anlıyoruz ki, Osmanlı Devletinin Harbiye Nâzırı, aldığı yönerge ve buyrukları yerine getirmemekten ve kabul edilemeyecek özürler ve nedenler ileri sürmüş olmaktan ötürü suçlanıyor.

Harbiye Nâzırının aldığı buyrukların ne olduğunu kestiriyoruz ve niçin yerine getirmemekte olduğunu da anlıyoruz. Çünkü, Ulusal Kuvvetler engel olmaktadır. Ulusal Kuvvetler, Harbiye Nâzırının ve hükümetin, Başkomutan Bay Corç Miln’in buyruklarına ve yönergelerine uyarak verdiği ya da vereceği buyruklara boyun eğmiyor. İşte komiserler bunu, Paris’teki Konferans adına kabul edilebilecek özür ve neden saymıyorlar. Demek istiyorlar ki hükümetseniz, Harbiye Nâzırı iseniz; ülkeye, ulusa, orduya egemen olmalısınız. Egemen iseniz özürler ve nedenler kabul edilemez.

Baylar, Ali Rıza Paşa Hükümeti, 2 Ekim 1919’da işbaşına geldi. Ondan önce Ferit Paşa Hükümeti vardı. Bu duruma göre, Ulusal Kuvvetlerle Yunan birlikleri arasında Osmanlı birlikleri yerleştirilmesiyle ilgili, 23 Ağustos 1919 günlü öneriyi yapan Ferit Paşa Hükümetidir. Düşman eline geçen bölgenin yalnız İtilâf birlikleri elinde bulunmasıyla ilgili 20 ve 27 Ağustos 1919 günlü önerileri yapan da Ferit Paşa Hükümetidir.

Ali Rıza Paşa Hükümeti daha bir öneri ortaya atmış değildir. Ama tersine, Başkomutan Miln, 3 Kasım 1919 günü düşmanların gireceği bölgenin sınırını belirtiyor ve bu sınıra değin Yunanlıların girmesinin sağlanmasını Harbiye Nâzırı Cemal Paşa’ya buyuruyor. İşte Cemal Paşanın yerine getiremediği buyruk bu olur. Teşekkür olunur ki gerek kendisi ve gerek üyesi bulunduğu hükümet, iş başına geldiklerinden en çok  bir ay sonra, Ulusal Kuvvetler karşısında güçsüz olduklarını, yabancı komiserlere söyleyebilmişlerdir.

Baylar, bu belgelerden anlaşılması gereken en önemli ve en anlamlı nokta, bence, hükümetin ortak notaya verdiği yanıtta, komiserlerin ileri sürdükleri noktalara büyük bir alçak gönüllükle ve büyük bir incelikle karşılık verilirken bir yön üzerinde hiç durulmamış olmasıdır. O da baylar, Bay Corç Miln’in doğrudan doğruya Osmanlı Devletinin Harbiye Nâzırına buyruk ve yönerge vermekte olmasıdır. Bu durum, ne ulusun örgüte karşı her şeyi onur işi yapan Harbiye Nâzırının, ne de Osmanlı Devletinin bağımsızlığını sağlamak sorumluluğunu yüklenmiş olan hükümetin onuruna dokunmuyor. Bu durumun, kendilerinin onurunu ve devletin bağımsızlığını çoktan zedelemiş olduğunu anlamak istemiyorlar. Hiç olmazsa protesto etmiyorlar. Hiç olmazsa: “Bağımsızlığı ortada kaldıran bu sataşmaya ve saldırıya maşa olamayız!” diye bağırmayı göze alamıyorlar… Göze alamıyorlar baylar, çünkü korkuyorlar. Nitekim korktukları başlarına geldi. Bunu yakında göreceğiz. Korkmamak için, insanlık onuruna ve ulusal onura dokunulmayacak bir çevrede ve öyle koşullar içinde bulunmak gerekir. Buna önem vermeyenlerin, aslında bir insan için, bir ulus için dokunulmaz olarak kalması en büyük namus ülküsü olan kutsal kavramlar üzerinde, çoktan saygısız ve duygusuz oldukları yargısına varmakta yanlışlık yoktur.

Adalet dilenmekle ve başkalarını kendine acındırmakla ulus işleri, devlet işleri görülemez; ulusun ve devletin onuru ve bağımsızlığı güven altına alınamaz.

Adalet dilenmek ve acındırmak gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türkiye’nin yarınki çocukları, bunu bir an uslarından çıkarmamalıdırlar.

 

ATATÜRK VE İSİMSİZ KAHRAMAN ALİ RIZA PAŞA:

Bir hoca olarak karşındaki talebelerin her birini, o hitap ettiğin zamanki yaşlarıyla değil, fakat istikbalin büyükleri olarak görmelisin. Bunların içinden Türk’e değer kazandıracak simalar çıkacaktır.

Fikirlerimizi, toplamı binleri aşan Harp Okulu öğrencilerine aşılamak için, daha Kurmay sınıflarına geçmeden gizli bir örgüt kurmuş, Muhittin Baha Pars’ın ağabeyi   ile Ömer Naci ve birkaç arkadaşın da gayreti ile el yazısı iki nüsha dergi çıkarmıştık. Liderimiz Mustafa Kemal’di. Gelebilecek sorumluluğun en büyük yükü de onun omuzlarında idi.

Hürriyet yolundaki faaliyetlerimize Kurmay sınıflarında da devam etmeyi kararlaştırmıştık. Harp Akademisi’nin birinci sınıfının yanında ufak bir dershane vardı. Veteriner okullarından teğmen olarak çıkan efendiler, geri kalan öğrenimlerini burada tamamlarlar, yüzbaşı rütbesiyle orduya katılırlardı. Sayıları bize nazaran çok azdı. İçlerinde aydın fikirli gençler de vardı. Dergiyi bu dershanede hazırlıyorduk. Sonra gizlice elden ele dolaştırıyorduk.

Faaliyetimiz nasılsa Mektepler Nazırı Zülüflü İsmail Paşa tarafından duyulmuştu. Bu kişi, Sultan Hamit’in korkunç hafiyelerinden biri idi. Okul Nazırı Ali Rıza Paşa, Saraya çağrılarak tekdir edilmiş, kendisine ağır şeyler söylenmiş. Padişaha bağlı olmamakla suçlanmıştı.

Ali Rıza Paşa:

-Yalandır, iftiradır, aslı esası yoktur. Talebe efendilerin padişahımıza sadakatleri tamdır, diyerek ve yemin üstüne yemin ederek yakasını kurtarmıştı.

Ancak günlerden bir gün, Mustafa Kemal ile beraber dergiyi çıkaran arkadaşlar, yine Veteriner dershanesine girerek kapıyı kapamışlar, çalışmaya başlamışlardı. Ben o gün orada yoktum. Bu sırada durumdan haberdar edilen Ali Rıza Paşa ansızın dershaneye girmiş, arkadaşları suçüstü yakalayıvermişti.

Ali Rıza Paşa, belki ideal bir Harp Okulu müdürü olamazdı. Değerli bir asker de değildi. Fakat şunu itiraf etmek lâzımdır ki, namuslu ve vicdanlı bir insandı. Eğer o gün isteseydi, bu arkadaşların geleceklerine engel olabilirdi. El yazısı dergiyi görmemezlikten geldi.

-Neden derslerinizle meşgul olmuyor da, başka şeylerle uğraşıyorsunuz, diye kendilerini azarlamakla beraber hiçbir ceza vermedi.

Ben olayı, bizim üstümüzdeki sınıfta arkadaşım Pirlepeli Ali Fethi (Okyar)’den haber aldım. Fethi ateş püskürüyor, bir eliyle Yıldız Sarayı’nı işaret ederek:

-Hep oradaki adamın başının altından çıkıyor bunlar. Sarayı başına yıkılmadıkça rahat yok. Elime fırsat geçse, oraya bomba koyarım, diyordu.

Sözünü ettiği kimse, Sultan Hamit’ti. 23 Temmuz 1908’de Sarayı değil, fakat onun istibdat idaresi yıkılmış, dokuz ay sonra da 27 Nisan 1909’da hal’edilerek (padişahlıktan alınarak) koruma altında Selânik’e gönderilmişti. Tesadüfe bakın ki Abdülhamit’i Selânik’e götüren muhafız Ali Fethi Okyar’dan başkası değildi.

Derhal Mustafa Kemal’i bularak ‘Geçmiş olsun.’ dedim. Dergi yayınlama işine artık ara verecektik. Ali Rıza Paşadan kurtulmuştuk ama, Zülüflü İsmail Paşadan kurtulmamızın imkânı yoktu. Bu adam ocağımıza incir dikerdi.

Cumhuriyet devrinde bir gün, Kadıköy vapurunda Ali RızaPaşaya tesadüf etmiştim. Beni derhal tanıdı ve yanıma geldi. Biraz hoşbeşten sonra söz, Harp Akademisi’ndeki öğrenim hayatımıza geçti. Paşa, bu olayı hatırlıyordu.

-Allah’a şükürler olsun, dedi. Tanrı o gün fena bir karar almaktan beni korudu. Türk milleti için de pek hayırlı oldu.

Sonra, “Ankara’ya giderek Gazi’yi ziyaret etmeyi çok arzuladığını” söyleyerek yardımımı istedi. Bize hiçbir kötülüğü dokunmamış olan bu ihtiyar ve emekli askerin isteğini yerine getirdim. Galiba 1933 yılı idi, Ankara’ya geldi.Gazi tarafından kabul edildi ve iltifat gördü.   

MUSTAFA KEMAL’İN ALİ RIZA PAŞAYA SAYGISI

Mustafa Kemal, Ali Rıza Paşaya büyük saygı duymuş, Vakit Gazetesi başyazarı Ahmet Emin(Yalman)’e 24 Aralık 1921’de Ankara’da hayatını anlatırken, onun için şöyle demişti:“... hüsni niyeti (iyi niyeti) de inkâr edilemezdi.”

Yine bir gün,Harp Akademisi’nde gazete çıkarma ile ilgili anısını anlattıktan sonra Atatürk; “İnkılâpları yapanlar, kendilerini hazırlayan isimsiz kahramanları inkâr ederlerse bir gün gelir, nesiller de onları inkâr edebilirler.”demişti.

Bu nedenle o, öğretmenlerini daima saygı ve minnetle anar ve hayatta olanlara rastladıkça onlara en büyük saygıyı gösterirdi. Özellikle kendisine, Askerî Akademide kurmay sınıflarında iken, arkadaş muamelesi yapmış olan öğretmenlerinin hatıralarını ve o zamanlar kendi üzerinde bıraktığı olumlu etkileri, daima şükranla tekrar ederdi. Öğretmenlik mesleğinde Afet İnan’a ilk tavsiyesi de şu olmuştu: “Talebe, her ne yaşta ve sınıfta olursa olsun, onlara istikbâlin büyükleri nazarıyla bakacak ve öyle muamele edeceksin.”

Döküman Arama

Başlık :

Kapat