Soğuk savaş

Soğuk savaş                                                                                             Soğuk savaş1989 KASIM ayında Berlin Duvarının çöküşü,büyük olayların olayların olduğu bir çağın sonu olarak düşünülebilir.Ayaklanma karşıtlığı doktrinin etkili bir ‘halk denetimi’mekanizması yaratmıştır.Ülke halkını kontrol etmek ,toplumun belirli kesimlerinin egemenliği altında bulunan ve bu nedenle temelde onların çıkarına hizmet veren herhangi bir devletin ;yani gerçekte mevcut herhangi bir devletin temel görevidir.Soğuk Savaş çağının iki süpergücü ülke içindeki özgürlükler ve demokrasi bakımından günümüzdeki durumun karşıt uçlarında bulunuyorlardı ama halkın denetimi sorunu her iki ülkenin iç iktidar yapılarının ortak bir noktasıydı.Sovyetler Birliğinde,1917 Ekiminde Lenin ve Troçki tarafından iktidarı ele geçirir geçirmez kurulan ,hızlı sosyalistleri ve revaçta olan diğer akımları ezmeye koyulan askeri bürokratik aygıt ;ABD’de yoğun ve birleşmiş ,güçlü bir sınıf bilincine sahip,planlama,işletmecilik ve eylemleriyle giderek ulusaşırı bir duruma gelen endüstriyel mali-ticari sektör.Soğuk Savaş kamplaşması,yurtdışında suç eylemlerine girişilmesine,ülkede ayrıcalıkların ve devlet gücünün korunmasına gerekçe oluşturan basit formüller sağlıyordu.Her iki taraftaki savunucular da  düşünceye yada inandırıcı kanıtlara gerek duyma gibi bir zahmete katlanmadan yaptıkları eylemleri dönüşümlü bir şekilde  zalim ve tehlikeli olan düşman süpergücün tehditine bir cevap olarak ‘ulusal güvenlik’nedeniyle gerçekleştirdiklerini açıklayabiliyorlardı.O aşamada birzamanlar kamçılanan korkular anlaşılabilir Soğuk Savaş tutkuları tarafından abartılmış görülmelidir.Şimdi yön değiştirip daha geröekçi olmamızın zamanı gelmiştir bir sonraki sahne ,aynı nakaratın tekrarlanmasını gerektirinceye kadar.Bu kalıplanmış düzenle Soğuk Savaş yıllarında okadar çok karşılaşılmıştıki..Soğuk Savaş yıllarının bütün belgeleri arşivlere kaldırılacaktı;korkunç bir insan kaybına yolaçmış olan terör,saldırganlık,ekonomik savaş diğer bir yana bırakılıp temiz bir sayfa açılaaktı.Tüm olup bitenler artık geride bırakılan Soğuk Savaşın ürünüydü.Totaliter bir devletteki ve devlet kapitalizminin uygulandığı demokrasideki kontrol aygıtları elbette farklıdır ama tüm Soğuk Savaş dönemi boyunca farklı sistemler arasında çarpıcı ortaklıklar bulunmaktaydı.Her türlü dehşey yada adaletsizliği savunmak için ritüel modeller sunan Soğuk Savaş,devlet ve doktrin yöneticileri nezdinde belli bir işlevsel yaralara sahipti.Soğuk Savaşın noktalanmasıyla birlikte Yeni Dünya Düzeni çağrıları duyulmaya başlanmıştı.

1932 Silahsızlanma Paktı,Ortadoğu üzerinde temel kontrol aracından vazgeçmek istemeyen Britanya’nın sivillere yönelik hava bombardımanlarına hiçbir kısıtlama getirmiyordu ve seçkin devlet adamı Lloyd George’un paktın imzalanmasından sonra söylediği gibi Britanya herzaman ‘zencileri bombalama hakkını saklı tutma konusunnda diremişti’.Churchill kimyasal silahların yanlızca ‘batı biliminin modern savaş biçimine uygulanması’ olduğunu söylüyordu.

1990-1991 Körfez çatışması sırasında Batıda ırkçılık çılgınlığı yayılırken ,Britanya usulü yaklaşım tekrar ortaya çıktı.Aynı aylarda Batı ekonomi basını ABD’ye benzer biryol önermişti;dünyanın ‘güvenlik piyasası’nı ele geçirmiş olduğuna göre ‘savaş primi’ödeyecek öteki zengin güçlere mafyavari bir’koruma’ satarak küresel bir koruma işini yürütebilirdi ABD.22 Ağustos 1990’da ,Irak’ın Kuveyt’i istilasından üç hafta sonra Times’dan Thomas Friedman,Bush’un ‘sertlik yanlısı politikası’nın nedenlerini ortaya koydu.Friedman,müzakerelerin Irak diktatörünün ‘Kuveytte birkaç küçük kazanım’(belkide uzun bir süredir ihtilaf konusu oluşturan !bir Kuveyt Adası yada küçük sınır düzeltmeleri)elde ederek ‘krizi hafifletebileceği’korkusuyla ,Washington ‘un ‘diplomatik yolu’kapatma niyetinde olduğunu söyledi.Gelecekteki muhtemel ekonomik yaptırımların neler olduğu konusundaki tartışmalara hoşgörü gösteriliyordu.Bu konu üzerinde tartışma zarasızdı.Halkın bu tür konuların farkına varmasını engellemek sağduyu sahibi akademisyenlerin görevidir.

Bugün Doğu ve Batı,Kuzey ve Güney kutuplaşmalarını yeniden düşünmenin,küresel düzende bu bölünmelerin nasıl ilişkilendiklerini sormanın,son yıllarda Soğuk Savaşın sona ermesinin ve dünya düzenindeki diğer değişikliklerin muhtemel sonuçlarını gözden geçirmenin tam sırasıdır.Köleci devletin doğal kötülüğü ,neredeyse düşünülmeyecek kadar mükemmel bir ulus olan ABD ile karşılaştırılarak vurgulanmıştır.ABD’nin temel amacı bireyin onuru ve değeri üzer,ne kurulu olan özgür toplumumuzun bütünlüğünü ve canlılığını güvence altına alıp bu değerleri tüm dünyada korumaktır.Bizim özgür toplumumuz ‘harika çeşitlilik’.’büyük hoşgörü’,’yasalara saygı’, ‘herbireyin kendi yaratıcı güçlerini gerçekleştirme fırsatına sahip olduğu bir çevre yaratıp sürdürme’yükümlülüğüyle nitelendirilir.

Güvenliğin tam bir dünya bütünlüğüegemenliğini gerektirdiği fikri,Soğuk Savaş planlamacılarına çok kolay görünüyordu çünkü bunun temel öğeleri çok iyi biliniyordu.Tüm Amerikan Tarihi boyunca bizi ezmeye can atan büyük düşmanlardan söz edilmesi olağan birşeydi.Tarihçi John Thompson’Amerikanın savunmasızlığının en temel anlamda Kuzay anavatanının dışarıdan gelebilicek doğrudan saldırılar karşısındaki savunmasızlığının abartılması en azından yüzyıldır Amerikan dış ve savunma politikası hakkındaki tartışmalardak sürekli kendisini gösteren bir özellik kurmuştur’diye yazar.

Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte maskeler yavaş yavaş atılabilir ve  zaman zaman ciddi akademisyenler tarafından ifade edilmiş olan temel doğrular açıkça sergilenebilir.

Avrupa’da daha sert bir Doğu-Batı çatışmasının yaratılmasından zarar görebilicek olan ulusun güvenliğine değil tamamen farklı türden ekonomik ve politik amaçlara gönderme yapılarak ve Leffler’in açıkladığı gibi uzun vadeli olarak tanımlandığına dikkat edin.

İkinci Dünya Savaşından sonra dünyanın baş mimarlarından biri ve aynı zamanda saygın bir diplomasi tarihçesi olan,akademik çalışmalrında Sovyet-Amerikan ilişkilerine yervermesiyle tanınan George Kenan’ı ele alalım.Kennan bu çalışmalrında Soğuk Savaşın kökenini ve bu eylemin bardağı taşıran son damla olarak Rusya ile Batı arasında bir uçurum açtığını söyler.

Soğuk Savaşın doğasını blirlemeye çalışan birinin sorması gereken sorulardan biri ‘bunu oluşturan olaylar nelerdir?Burada iki evreyi ayırt edebilmeliyiz.Bolşevik devriminden ikinci dünya savaşına kadarki dönem ve ikinci dünya savaşının sonundan Sovyetler Birliğinin kesin çöküşüne kadar çatışmanın yenilendiği dönem.

Bolşeviklerin iktidarı almasından hemen önce,Woodrow Wilson Meksika,Haiti ve Dominik Cumhuriyetini işgal etti.

Kısacası,Bolşeviklerin iktidara gelmesi ve Doğu-Batı çatışmasını ‘bardağı taşıracak şekilde’gündeme getirmeleri ,ABD’nin dış politikasının ana hatlarında bir değişikliğe yol açmadı.Dış politikada yapılan çeşitli düzeltmeler büyük ölçüde tastikseldi.

Kasım 1989’da Berlin duvarının yıkılmasıyla Soğuk Savaş kesin olarak son buldu.George Bush hiçbirşeyin değişmediğini ilan etmek için ,hiç vakit kaybetmeden Panama’yı işgal ederek bu olayı kutladı.Soğuk Savaş sonrasının ikinci saldırgan eylemine,Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesine ABD-Britanya ittifakının verdiği tepki,sonraki olaylar gibi,hiçbirşeyin değimediği kanıs dahada güçlendirdi yanlızca.Bunun Soğuk Savaş sona ererken yaşanan tipik örneği,ozaman hala ABD’nin dostu ve müttefiği olan cani gangster Manuel Noriega’nın Panama’daki 1984 seçimlerini hile ve şiddetle kendi lehine çevirmesiydi.

Kasım 1989’da Berlin duvarı yıkılırken,ABD’nin bölgedeki terör üssüne dönüştürülmüş olan Honduras’ta seçimler yapıldı.Büyük toprak sahiplerini ve zengin sanayicileri temsil eden iki aday vardı.

ABD destekli devlet teröristlerin üstlenmiş oldukları ‘yıkıcılar’a karşı savaş ideolojisini,süpergücün kendisiyle ilgili en önemli Soğuk Savaş belgesi olan NSC 68’de geliştirilen düşünceyle karşılaştırılmaya değer.NSC 68 ‘özgür düşüncenin aşırılıkları’ , ‘hogörünün aşırılıları’ , ‘aramızdaki ayrılıklar’gibi zaafların üstesinden gelmemiz gerektiği konusunda uyarıda bulunur.

Soğuk Savaş,ABD’ye bağımlı kılınan bölgelerdeki politikalarımızıda yönlendirmiştir.Wola,bu politikalrın sonuçlarının’belirgin bir biçimde çarpık’bir gelir dağılımı olduğunu söylüyor.

Mart 1994’e gelindiğinde Washington hem anlamlı bir ambargo koyma hemde katilleri ve destekleyicilerini cezalandırma çabalarını önleyebilmişti.AP’nin bildirdiğine göre;Washington’un planı ‘orduyu büyük ölçüde yerinde tutacaktı’.

En önemli nokta,Soğuk Savaş koşullarında meşru gösterilen temel politikaların Soğuk Savaşın noktalanmasından sonrada sürmesi,üstelik dahada yoğunlaşmasıdır.Soğuk Savaş çerçevesi ABD gücü için hem olumlu hemde olumsuz yönlere sahipti.Olumlu açıdan bu çerçeve etkili halk denetimi mekanizmaları sağlıyordu.Bolşeviklerin iktidara gelmesinden önce halk Almanların,İngilizlerin içerideki ve dışarıdaki çeşitli şeytanların korkusuyla seferber ediliyordu.Olumsuz açıdan ise,Soğuk Savaş bağlantısızlık ve tarafsızlık için belli bir alan sağlıyordu;bu durum ise,söz konusu gerekçelere uyum sağlamaktan başka çaresi olmayan dünya egemenlerini rahatsız ediyor.Bunun dışında,Soğuk Savaş çatışması herkesin pek iyi bildiği şekilde ABD müdahalesini ve tahakkümünü artırmıştı.

Soğuk Savaşı,Avrupa’nın beş yüz yıllık dünya fethindeki şimsi’Kuzey-Güney kutuplaşması’denilen saldırganlık,yıkıcılık,terör ve egemenliğin tarihindeki özel bir evre olarak görüp daha uzun vadeli bir perspektif benimseyerek onu daha gerçekçi bir şekilde kavrayabiliriz.Elbette bu dönemde belirleyici nitelikte değişimlerde olmuştur;bunlerın en dikkate değer olanlarından biride,büyük ölçüde halkın mücadelelerinin bir sonucu olarak zengin toplumlarda özgürlük ve sosyal adalet alanının büyük ölçüde genişlemesidir.Kuzey-Güney çatışmasının mantığı yeterince açıktır ve Soğuk Savaş çatışmasını önemli bir ölçüde aydınlatmaktadır.İlkin,siyasal rengi ne olursa olsun,bağımsız milliyetçilik kabul edilemezdir.İkincil olarak,başka yerlerde yoksul insanlar için belli bir açıdan anlamlı olan ‘aşırı milliyetçilik’ABD nezdinde daha da iğrenç bir suçtur;ozaman suçlu Arbenz’in Guatemalası,Allende’nin Şilisi,Sandinistaların Nikaraguası gibi hastalığı başka yerlere yayabilecek bir virüs sepettekilerin hepsini bozabilecek bie çürük olarak görülür.

Geleneksel iktidar yapılarını tehdit eden yerli güçler çoğu kez ülkelerindeki Komünistlere,farklı düzeylerde Sovyetler Birliğine ve daha sonrada Çin’e bağlıydılar.

Temmuz 1945’te Dışişleri ve Savaş Bakanlıklarının önemli bir çalışması ‘sıradan insanın daha yüksek ve daha geniş ufuklara doğru yöneldiği bir dalganın tüm dünyada yükseldiği’konusunda uyarıda bulunuyordu.Ortadaki sorunu çözmek kolay değildi,Haziran 1956’da Dışişleri Bakanı John Foster Dulles,Alman şanşölyesi Konrad Adenaur’e ‘Sovyetler Birliği’nden gelen ekonomik tehlike belkide askeri tehlikeden daha büyüktür’diyordu.

İkinci Dünya Savaşının ilk aşamalarından itibaren,ABD’li plancılar dünyanın büyük bölümünü düzenliyecekleri bir konuma geleceklerinin farkına vardılar.1939 ve 1945 arasında,uluslararası alana yönelik iş ve finans çevreleri ile Dışişleri Bakanlığının üst düzey plancılarını biraraya getiren Dış İlişkiler Konseyi,savaş sonrası dünya hakkında yoğun çalışmalar yapmıştı.İlk önce ‘ulusal güvenlik’söz konusuydu.

Ülkede’ki sorunlar kısmen toplumsal ve ideolojik,kısmende ekonomikti.1930’ların Büyük Bunalımı işadamlarının egemenliğine yönelik ciddi bir meydan okumaya,büyük bir şoka yol açmıştı;oysa dönemin egemen görüşü,emeğin örgütlenmesi ve halk demokrasisi tehditinin sonsuza dek mezara gömülmüş olduğuydu.Amerikan Politik kültüründeki özellikleri benimseyen ABD Ticaret Odası,Savaştan hemen sonra ‘hükümetin içindeki komünistler’başlıklı bir broşür yayımlamanın yanı sıra ‘Birleşik Devletlerde Komünist sızmalar’aslı broşürden de birmilyondan fazla dağıttı.

Dünya Bankasının 1980’ler boyunca yapısal uyum programlarına maruz kalmış olan yirmi yedi Üçüncü Dünya ve Doğu Avrupa ülkesi ile ilgili verilerinideğerlendiren Rehman Sobhan büyük bir çoğunluğun ‘hükümet kontrollerinin ve piyasa sapmalarının ekonomik performansı bozduğunun düşünüldüğü 1960’ların ve 1970’lerin esi kötü günleriyle karşılaştırıldığında,önemli kalkınma endekslerinde,sabit yatırımda,ihracatlarda ve genelde ekonomide büyüme anlamlı bir düşüşün olumsuz etkilerini yaşadığını göstermiştir.Zenginlere fon sağlayan ‘gelişmekte olan ülkeler arasında’ABD’nin o çok hayran olunan ‘yapıcı yükümlülük’politikasının büyük rol oynadığı büyük bir açlık ve sefalet yaşanan Afrika Aşağı Sahra ülkeleride var;bu politika,Namipya’da yasadışı egemenliğini sürdürdüğü dönemde komşu ülkelerde 1.5 milyon insanın ölümüne ve 60milyar dolardan fazla hasara yol açmış olan Güney Afrikaya yardımcı olmuştu.

Zengin-yoksul uçurumunun hızla büyümesiyle ilgili BM Kalkınma Programı rakamlarının daha dikkatli bir çözülmesi,neler olup bittiğini ortaya koyacaktır.Kanadalı ekonomi politikçi Ian Robinson,zengin ve yoksul ülkelerin gelirine bakmak yerine,zengin ve yoksul insanlarınkine baktığımızda,uçurumun boyutlarının dahada çarpıcı bir hal aldığını söyler.

İkinci Dünya Savaşının yıkıntılarında elde edilmiş olan Yeni Dünya Düzeni,Churchilli talimatlara sıkı sıkıya bağlı kalmıştır.Amerikan Demokrasisinin kurucu babalarının ülkeyi sahipleri yönetmelidir düsturuna uygun olarak dünya zengin uluslar tarafından yönetilmelidir.Üçüncü Dünya Savaşının iki katmanlı toplum modelinin küreselleşerek artık başlıca endüsrti ekonomilerinede ulaşması ve uluslararası ekonomiyi yönetecek ulusaşırı şirketlerin ve mali kurumların çıkarlarını temsil eden bir ‘de facto dünya hükümeti’nin kurulması.

 

İnsanların sürekli aşağılanmaya maruz bırakılan,sesleri işitilmeyen,en basit adalet istekleri bile kendini beğenmiş bir krizin korosu içinde boğuntuya getirilen ‘bir diğer ezilen ulus’olmaya nasıl tepki gösterecekleini kimse bilemez.Baruch Kimmerling’in !adı kötüye çıkmış Versay Antlaşmasının bile yanında ideal kaldığı bu barış antlaşmasının muhtemel sonuçlarına dair değerlendirmesi haklı çıkabilir.Kimmerling şu öneride bulunuyor;Filistin ayaklanmasının yeniden başlaması meselesiki intifada bubub yanında çocuk oyuncağı kalacak ve bu ayaklanma 1937-39’daki Arap ayaklanması gibi gerçek yöneticileri hedef alacaktır yanlızca bir zaman meselesidir.Ama tarih en azından bir nebze adalet olmadan barış ve istikrarın imkansız olduğu görüşüne iltifat etmemiştir.Birçok şey,bölgeye hakim olup kendi iradesini dayatmayı başarmış küresel güç Birleşik Devletlerdeki kültürel koşullara bağlı olacaktır.Ama sonuç ne olursa olsun,bütün bu olup bitenler ve bunların yorumlanma tarzları,uluslararası ilişkilerde gücün hakimiyetini gösteren etkileyici bir tanıklıkta dünyanın yazgısından kagılananların üzerinde dikkatle düşünmesi gereken bir tanıklıkta bulunmaktadır.

 

Döküman Arama

Başlık :

Kapat