Malazgirt Savaşı

Malazgirt Savaşı

             

       Oğuzlar’ın kurduğu “Oğuz Yabgu Devleti” yıkıldıktan sonra, oğuzların bir bölümü Avrupa’ya göç ederken, bir bölümü de Selçuk Bey’in yönetiminde Cent şehrine gelerek yerleşmişlerdir. Selçuk Bey ve Oğuzlar burada Müslüman olmuşlardır. Selçuk Bey vefat edince, yerine oğlu Arslan Bey geçmiştir. Gazne Sultanı Mahmud Arslan Bey’i hapsettirince, Tuğrul ve Çağrı Beyler devletin başına geçtiler. 1035’te Oğuz Boyları Karahanlı ve Gazneli baskısından kurtulmak için Horasan’a göç ettiler. Ancak burada Gazneliler ile savaşlar yaptılar. En sonunda 1040’ta Dandanakan Kalesi yakınlarında Sultan Mesud ağır bir yenilgiye uğradı. Bu zafer ile Büyük Selçuklu Devleti kuruldu ve Tuğrul Bey de Selçuklu sultanı ilan edildi.

1063 yılında vefat eden Tuğrul Bey, çocuğu olmadığı için hayatta iken Çağrı Bey’in çocuklarından olan Süleyman Bey’i veliaht gösterdi. Ancak Tuğrul Bey’in vefatından sonra Çağrı Bey’in diğer oğlu Alp Arslan bu kararı kabul etmeyerek isyan etmiş ve tahtı ele geçirmiştir.

                Alp Arslan 1064’te Güney Kafkasya’ya gelerek Gürcü Krallığını ortadan kaldırdı. Devrin en güçlü surlarına sahip olduğu için fethedilemez denilen Ani Kalesi’ni fethetti. Ayrıca Kars ve Van’ı da aldı. Ertesi yıl Maveraünnehr’e yöneldi. Harezm Ülkesi’ne kadar ilerledi. Oradaki Oğuz kitlelerini, yeni fethedilen yerlere gönderdi.

                Kendisi Maveraünnehr’de iken Gümüş Tigin, Afşın, Emir Sanduk gibi ünlü Türk komutanları Anadolu’ya akınlar düzenlediler ve birçok şehri ele geçirdiler.

                Bu sırada Bizans, iç karışıklıklar ve taht kavgaları ile karşı karşıyaydı. Türk akınları karşısında aciz kalan Bizans, Anadolu’nun elden gitmekte olduğunu görüyordu. Bu kötü gidişe dur demek için dul imparatoriçe, Kayserili bir general olan Romanos Diogenes (Romen Diyojen) ile evlendi. Böylece Romanos Diogenes Bizans’ın yeni imparatoru oldu. Romanos Diogenes Anadolu’ya geçerek, Selçuklular’a karşı büyük bir ordu hazırlamaya başladı. Anadolu’daki birçok Bizans Kalesi yenilendi. Ordunun ihtiyacı olan zahire ve mühimmat toplandı. Nihayet Romanos Diogenes Anadolu’ya iki sefer düzenledi. Romanos Diogenes çeşitli sebeplerle İstanbul’a dönmek zorunda kaldı.

                Alp Arslan’ın öncelik verdiği iş, İslam Dünyası’nın bozulan birliğini sağlamaktı. Bunun için Mısır’ı fethederek, oradaki Şii-Fatimî idaresine son vermeliydi.

                Ordusunu Azerbaycan’da  toplayarak, Diyarbakır ve Halep üzerinden Mısır’a inmek üzere harekete geçti. 1070 yılı ortalarında Alp Arslan, birçok  Bizans Kalesi’ni de alarak Diyarbakır’a geldi. Diyarbakır hükümdarları ona bağlılıklarını arz ettiler. Sonra Halep’e geldi. Halep hükümdarı Mahmud, önünde diz çöktü. Tam Halep’ten Mısır’a doğru bir günlük yol almıştı ki, Anadolu’dan gelen haberciler, Bizans İmparatoru’nun büyük bir orduyla doğuya yürüdüğünü, Türklerin elindeki bazı kaleleri de geri aldığını bildirdiler. Bunun üzerine Alp Arslan ordunun bir kısmını Suriye’nin fethi için orada bıraktı ve yıldırım hızıyla Ahlat üzerinden Malazgirt’e geldi. Bu süratli yürüyüş sırasında; yaşlı,yorgun ve hasta askerleri bıraktı. Bütün askerleri 45 bin kadardı. Buna Doğu Anadolu Müslümanları’ndan 10 bin kişilik gönüllü bir ekip katıldı.

                Durum Türkler için korkunçtu. Çünkü Bizans’ın Ermeni, Gürcü, Frank, Norman, Rus, Uz ve Peçenekler’den oluşan ordusunun sayısı 200 bindi. Alp Arslan herhangi bir felakete karşı veziri Nizamülmülk’ü Hemedan’a gönderdi ve gerekli tedbirleri aldırdı. Yerine daha önceden, oğlu Melikşah’ı veliaht tayin etmişti. Bağdat’taki Abbâsi Halifesi bu büyük tehlike karşısında, Allah’ın Alp Arslan’a yardımını niyaz etmek üzere bütün İslam Alemi’ne haber saldı. Camilerde milyonlarca Müslüman dua etmeye başladı.

                Alp Arslan, kumandanlarından Sav Tigin’i Romanos Diogenes’e elçi gönderdi ve barış teklif etti. Bizans İmparatoru barış teklifine karşı Sav Tigin’e :

-Barışı Rey’de görüşeceğiz. Ordum İsfahan’da kışlayacak, hayvanlarımız Hemedan’da sulanacaktır,  diye son derece kibirli bir cevap verdi . Sav Tigin de bunun üzerine :

-Hayvanlarınız elbette Hemedan’da kışlayacak ama sizin nerede kışlayacağınızı ancak Allah bilir, dedi ve geri döndü.

                Alp Arslan savaş için mübarek Cuma gününü seçti. Bütün komutanlarını ve ordusunu toplayıp şöyle konuştu:

                -Beylerim, yiğit erlerim! Babamın, amcam Sultan’ın ve benim yanımda yıllarca her türlü cefaya göğüs gererek din ve devlet için kanlarınızı akıttınız. İçimizden niceleri şehid olup Allah katına vardı, hepsinin yeri cennet olsun. İşte bugün bizim için en büyük imtihan gelip çatmıştır. Burada Allah’tan başka sultan yoktur, emir ve kader sadece O’nun elindedir. Hepimiz onun hükmü altındayız. Benimle birlikte savaşmakta veya benden ayrılmakta serbestsiniz........ Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben de sizlerden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım. Biz, Müslümanların eskiden beri yapageldikleri bir gaza yapıyoruz. Beni takip edenler ve nefislerini Yüce Allah’a adayanlardan şehit olanlar cennete, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaktırlar. Ayrılanları ahirette ateş, bu dünyada ise alçaklık beklemektedir.

                Askerler:

                -Allah şahid olsun, seni asla bırakmayacağız! diye bağırdılar. Alp Arslan:

                -Askerlerim, işte atımın kuyruğunu bağladım. Bir er gibi savaşa gireceğim. Üzerimde sultanlık belirtisi hiçbir şey yoktur. Şehid olursam şu üzerimdeki beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır........Ya Rabbî! Seni kendime vekil ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah’ım niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde yalan varsa beni kahret.

                Üzerinde yay ve ok kesesi yoktu; sadece kılıcını ve gürzünü almıştı. Gerçekten bir er gibi göğüs göğüse çarpışacaktı. Yanına kumandanlarından Sav Tigin, Afşın, Kutalmışoğlu Süleyman, Ahmed Şah ve Artuk Bey’ i  çağırarak son bir görüşme yaptı. Savaşta Turan Taktiği uygulanacaktı.

                26 Ağustos 1071 Cuma günü sabah, Türk süvarileri Bizans ordusunu sağdan soldan ok hücumuyla yoklamaya başladılar. Türk süvarileri hücumlarının boşa gittiğini anlayınca, geri çekilirmiş gibi yaparak geri döndüler.(Sahte Ricat) Türklerin geri çekildiğini gören Bizans ordusu, takibe başladı. Bizans ordusu pusuya düştüğünü geç farketti. Geri çekilmeye başladıkları sırada Ermeniler ve yedek kuvvetler kaçtılar. Uzlar ve Peçenekler ise Selçuklu saflarına geçtiler. Romanos Diogenes kapanan çemberi yarmaya çalıştıysa da başaramadı. Bizans ordusu adeta yok edildi. Romanos Diogenes yaralı olarak ele geçirildi.

                Alp Arslan, Romanos Diogenes’i huzuruna getirdiklerinde onu kucakladı, bir çadır kurdurarak emrine hizmetçiler verdi. Ayrıca Alp Arslan malum imparatora:

                -Müteessir olmayınız. Zira insanların maceraları böyledir. Korkmayınız, size bir esir değil bir hükümdar muamelesi yapacağım, dedi. Alp Arslan, amcazadesi El-Basan’ı niçin teslim etmediğini ve barış tekliflerini niçin reddettiğini sordu. Romanos Diogenes :

                -Ey Sultan! Senin ülkelerini almak için türlü ırklardan  çok sayıda insan topladım ve çok para harcadım. Zafer mümkün olmadı. Şimdi isnatları bırak da istediğini yap, deyince Alp Arslan:

                -Ben bu duruma düşsem sen ne yapardın?

                -Düşmana yapılması gerekeni yapardım.

                -Şimdi sana ne yapacağımı sanıyorsun?

                -Üç ihtimal vardır. Birincisi beni öldürebilirsin, bu kasap işidir. İkincisi; zaferini göstermek için beni şehirlerde dolaştırır ve satarsın, bu da sarraf işidir. Üçüncü ihtimali söylemek hayal ve deliliktir, deyince Alp Arslan, bununla neyi kastettiğini sordu. Romanos Diogenes:

                -Beni tahtıma iade edersin. Sana dost kalır, yıllık haraç öderim.

                -Ben muzaffer olursam sana iyi muamele edeceğimi Allah’a ahd etmiştim. Serbestsiniz, ülkenize gidebilirsiniz, diye cevap verdi.

                Alp Arslan’ın kazandığı zaferin haberleri hemen bütün İslam Dünyası’na yayıldı. Milyonlarca Müslüman, lütuf ve yardımından dolayı Allah’a şükrettiler.

                Romanos Diogenes’in yenildiği duyulunca yerine VII. Mikhail Dukas geçti. Dukas Romanos Diogenes’in gözlerine mil çekti ve onu bir manastıra hapsetti. Anlaşmanın yerine getirilmediğini gören Alp Arslan. Kutalmışoğlu Süleyman Şah’a barışla alınamayan yerlerin savaşla alınmasını emretti. Kendi de Maveraünnehr’e yöneldi.

1072 yılı Mayıs ayında fethettiği bir Karahanlı kelesinin komutanı ile konuşurken kale komutanı birden hücum ederek Sultan’ı göğsünden hançerledi. Aldığı yara ile ölen Alp Arslan, henüz 43 yaşında idi. Vezir Nizamülmülk, onun oğlu Melikşah’ı tahta oturttu.

Malazgirt Zaferinin sonuçları Türk ve Dünya Tarihi açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu zaferle Bizans’ın direnci kırıldı, böylece Doğu Anadolu sınırları boyunca yığılan Türkmenler’in önü açıldı. Türkmen Beyleri karşılarına çıkacak bir kuvvet kalmayınca Ege Denizi’ne kadar ilerlediler.

Malazgirt Zaferi ile Anadolu Türkler’in ebedî vatanı olmuştur. Zaferden sonra Anadolu’da birçok Türk Devleti kurulmuş, Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar uzanan Türkiye Tarihi başlamıştır.

Bu zaferle, Türkler’in İslam Dünyası’ndaki prestiji ve liderliği daha da güçlenmiştir.

Malazgirt Zaferi Avrupa’da da derin izler bırakmıştır. Bizans’ın yenilmesi üzerine Avrupa Devletleri Türkler’e karşı ittifaklar oluşturmuşlardır. Haçlı Seferleri aslında bu zafere tepki olarak doğmuştur. Haçlı Seferleri ile, Türk ilerleyişi durdurulmak istenmiştir.

Türk ve İslam Tarihi’nin son 900 yıllık kaderini çizen insanlar, şüphesiz ki Alp Arslan ve Malazgirt de savaşan insanlardır. Onların Türkler’e Anadolu’nun ve bütün İslam Alemi’ne de Ortadoğu’nun kapılarını açmış olmaları tarihin gidişini değiştirmiştir. Onlardan sonra Türk Tarihi, İslam Tarihi olmuştur.

Türk ve İslam Dünyası o mübarek Cuma sabahı, tekbirlerle hücuma kalkan Alp Arslan’a ve ardındaki 50 bin kişiye daima müteşekkirdir...

 

 

Döküman Arama

Başlık :

Kapat