Tartışma Edebi

Tartışma Adabı CEDEL, TARTIŞMA VE İHTİLAFIN DA BİR ADABI VE SEVİYESİ VARDIR İSLAMDA BUNA RİAYET EDENLERE SAYGI İLE DUYURULUR ETMEYENLERE RAHMANIN KULLARI OLARAK SELAM OLSUN SİZE DER VE YOLUMUZA DEVAM EDERİZ O YÜCE İSLAM AHLAKI VE CEDEL/İHTİLAF ADABINDAN KESİTLER Her bir muhâlif kendi hüccetini veya hüccet sandığı şeyi ileri sürmesi, ortaya koymasıdır. Bundan kasıt da, kendi görüşünün veya mezhebinin zaferi, hasmının hüccetinin iptali ve onu doğru yahut hak olarak gördüğü kendi görüşüne naklidir. Şeran istenilen cedelleşme, hakkın tahkiki ve bâtılın iptali için olanıdır. Delili Allah’ü Te’âla’nın şu sözüdür: Rasûl’üm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!” (Nahl 125) Ve Allah’ü Te’âla’nın şu sözüdür: “De ki: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin.” (Bakara 111) Allah korkusunu her şeyin önüne geçirmek, O’na yaklaşmayı kasdetmek ve emrine imtisâl ederek rızasını aramaktır. Hasımı yenmeye çalışmaksızın, kahrü perişan etmeksizin ve üstünlük sağlamaksızın hakkı hak kılmaya, bâtılı iptal etmeye niyetlenmek. Eş-Şâfiî: “ Muvâfık kılmak, doğruluğa yöneltmek, yardımlaşmak ve Allah’ın üzerinde gözetimi ve korumasını istemem dışında, hiç bir kimse ile katıyen konuşmadım. Ayrıca yine Allah’ın, sadece benim lisânım veya onun lisânı üzere hakkı beyan etmesine önem vermem dışında hiç bir kimse ile asla konuşmadım.” Demiştir. İbn-u Akîl de: “ Hakkın zaferi amaç edinilmediği her bir cedelleşme, hiç şüphesiz sahibi üzerine bir vebâldir ” demiştir. Böbürlenmeyi, makam, kazanç, münakaşa ve gösteriş arzusunu kasdetmemek. Allah için, dini için ve hasımı için nasîhat vermeye niyetlenmek. Çünkü din bir nasîhattır. Razı olduğu şeye muvaffık kılması için Allah’a yalvarıp niyâz eylemek. Cedel metodu sâlih, heyeti, manzarası da sâlih olması gerek. İbn-u Abbâs’tan Rasûlullâh (sav)’in şöyle buyurdukları rivâyet olunmuştur: Müracâat edecekleri bir asıl üzerinde hasımı ile ittifak etmek. Kafir ile üzerinde ittifak edilen asıl, ancak aklî olur. Müslüman ile üzerinde ittifak edilen asıl ise, ya akıl olur ya da nakil olur. Akıl, Akliyatta müracâat kaynağıdır, teşrîlerde ise, nakil asıldır. Sebebi ise, Allah’ü Te’âla’nın şu sözüdür: “ Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasûl’e götürün.” (Nisâ 59) Yani Kitab ve sünnete götürün. Hasmını hor görmemek ve halini, durumunu küçümsememek. Hasımın saçmalığına sabretmek, ona karşı ağır başlı olmak ve sürçmesini bağışlamak. Ancak sefih olması hariç, bu takdirde onunla cedelleşmekten ve saçmalıklarından yüz çevrilir. Hiddetlenmekten ve tasalanmaktan kaçınmak. İbn-u Sirîn: “Hiddetlenmek; cahilliğin künyesidir.” Der. Yani cedelleşmekte. Et-Tabarânî’nin, İbn-u Abbâs’tan Rasûlullâh (sav)’in “ Ümmetimin en hayırlılarına hiddet musallat olur.” Buyurduklarına ilişkin rivâyetine gelince; bunun senedinde Selâm İbn-u Müslim Et-Tavîl vardır ki, o metrûktur. Et-Tabarânî’nin, Alî İbn-u Ebî Tâlib’dan Rasûlullâh (sav)’in “Ümmetimin ne hayırlıları, en hiddetli olanlarıdır. Onlar öyle kimselerdir ki, öfkelendiklerinde (öfkelerinden) çabuk dönerler.” Buyurduğuna dâir rivâyetinde de Nuaym İbn-u Sâlim İbn-u Kanber vardır ki, o kezzâbtır. Kendisinden daha iyi bilen birisi ile cedelleştiği zaman, ona: “Yanıldın veya kelamın yanlıştır.” Dememeli, ancak şöyle söylemelidir: “Biliyormusun, bir kimse şöyle derse veya şöyle bir itirazda bulunursa.” Ne demeli!. Yahût da danışan, irşat isteyen bir siğa ile itiraz etmelidir. Tıpkı şöyle demesi gibi “Doğru olan şöyle şöyle demek değil mi?” Cevap vermenin mümkün olabilmesi için hasımın getirdiğini iyice düşünmek ve anlamak, ayrıca hasım kelamını bitirmeden önce konuşmak için acele etmemek. İbn-u Vehb’den Mâlik’i şöyle derken işittim dediği rivâyet olunmuştur: “Anlamadan önce verilen bir cevapta hayır yoktur.”. Hasımın konuşmasını kesmek edepten değildir. Amma hasım münakaşacı, inatçı, geveze ve lâfazan biri ise, aslolan onda böyle bir şeyin varlığını bildiğinde onunla münâzara yapmamaktır. Fakat münâzara esnasında bunu keşfederse, ona nasîhat eder. Şayet buna riâyet etmezse, konuşmasını keser. Yüzünü hasımına karşı dönmek ve münâzaranın hakkını hafife alarak, hazır bulunanlara ister kendisine muhalefet etsinler isterse kendisine muvâfakat etsinler iltifat etmemek. Eğer bunu hasımı yaparsa, ona nasîhat eder, hâla uslanmıyorsa, münâzarayı keser. İnatçı ve kendi görüşüyle övünen kimseyle münâzara etmemek. Çünkü kendini beğenen kişi, hiç bir kimseden bir sözü kabul etmez. İster buğz kendisinden olsun, isterse hasımından olsun buğzettiği kimse ile münâzara etmemek. Bilhassa hasımına göre marûf olan konularda, kelamı açmamak, uzatmamak. Aksine maksada halel getirmeyen veciz, muhtasar bir ibâreyle hüküm noktasına, yani münâzara mevzûsunu teveccüh etmek. İlmi ve ehlini küçümseyen kimselerle veya münâzara ve münâzara eden kişileri önemsemeyen sefîhlerin huzurunda münâzara etmemek. Mâlik şöyle demiştir: “ Bir adam, ilme itâat etmeyen kimsenin huzurunda konuştuğunda, bu ilme hakarettir, aşağılamaktır.” Hasımının lisanından ortaya çıksa dahi hakkı kabul etmekten hayıflanmamak. Çünkü hakka rucû’ etmek bâtıl üzerinde ısrar etmekten daha hayırlıdır ve nihayetin de, sözü dinleyipte en güzeline uyan kimselerden olur. Zarûri bilgileri bilerek inkâr etmemek. Aksi takdirde kibirlenmiş olur. Bu aynen kâfirlerin, müslümanlara olan düşmanlığını bilerek inkâr eden veya müslümanların ülkelerinde kâim olan nizâmların küfür nizamları olduğunu, yani islâm ile hükmedilmediğini kasden reddeden kimselerin hali gibidir. Allah Subhanehu bizleri söz dinleyen ve sözün en güzeline en doğrusuna tabii olanlardan kılsın.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat