Ferhat Tunç ( 14.03.1964)

Ferhat Tunç ( 14.03.1964) Sual: Gerçek Müslüman olmak için neler yapmak gerekir? CEVAP Gerçek Müslüman olmak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek ve ibadetlerini doğru ve ihlas ile yapmak lazımdır. Allahü teâlâ doğru ve ihlas ile ibadet yapanları seveceğini, bunların kalblerine dünyada feyizler, nurlar vereceğini, ahirette de sevap vereceğini vaat etti. İslamiyet"in aslı, temeli üçtür: İlim, amel, ihlas. Bunların biri yoksa o işin değeri olmaz. Yani ilimsiz veya ihlassız ibadetin kıymeti yoktur. İlim ve ihlas var, fakat amel yani ibadet yoksa yine kıymetsizdir. İbadet, emirleri yapmak demektir. İbadetlerin doğru olması için, nasıl yapılacaklarını öğrenmek ve öğrendiklerine uygun olarak yapmak lazımdır. Sevap, iyilik, Allahü teâlâ tarafından verilen mükafattır. Takva, haramlardan, yasak edilmiş olanlardan sakınmaktır. İhlas, gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz veya nafile bütün ibadetleri, mesela hayrat ve hasenat yapmayı, Müslümanları sevindirmeyi, onları sıkıntıdan kurtarmayı, zikri, istiğfarı Allah rızası için yapmaktır. İhlas, Allahü teâlâdan başka hiçbir şeyi sevmemekle, yalnız Onu sevmekle, kendiliğinden hasıl olur. Mal, mevki, hürmet, şöhret kazanmak için yapılan ibadette ihlas olmaz, riya olur. Böyle ibadete sevap verilmez. Günah olur, azap yapılır. Bid’at işleyenlerin, haram işleyenlerin ve böyle kimselerle ve kâfirlerle, mezhepsizlerle arkadaşlık, komşuluk yapanların kalblerinde, ihlas kalmaz. Zulmet, kara lekeler hasıl olur. Doğru itikad ve ibadetlerin şartları ve ihlas da, ancak Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından elde edilir İbadetin kıymetli olması da, bazı şartlara bağlıdır. Müslüman, faydasız şeyler ile vakit geçirmez. Hazret-i Ebu Bekir, (Biz, bir harama düşmek korkusundan dolayı, yetmiş helali işlemekten sakınırdık) buyurdu. Bunun için, kimse ibadetine güvenmemeli. İbadetim çok diye kibirlenmemeli. İbadetin kabul olması için, niyetin halis olması, yani yalnız Allahü teâlânın rızası için yapılması gerekir. Bu ihlası elde etmek kolay değildir. Nefsi temizlemek takva ile olur. Nefsi temizlenmeyen kimsenin ibadetlerini ihlas ile yapması çok güçtür. Gönül, nefs, can ve akıl Sual: Dört sualim var: 1- Gönlüm böyle istiyor deniyor. Gönlün yeri vücutta neresidir? 2- Nefsle mücadele etmeli deniyor. Nefsin vücuttaki yeri neresidir? 3- Canım acıdı deniyor. Can vücudun neresindedir? 4- Aklım almadı deniyor. Akıl vücudun neresindedir? CEVAP 1- Gönül, yürekte bulunan bir kuvvettir. Buna kalb de denir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyanı gibidir. Gönül insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün aza, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler gönülde toplanır. İnsanın, inanmak, sevmek, korkmak, gönlündedir. İtikad eden, yani iman eden, kâfir olan, gönül, yani kalbdir. Kalbi temiz olan, dine uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel, iyi ahlakın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese iyilik eder. Dünyada rahat, huzur içinde yaşarlar. Ahirette de, ebedi, sonsuz saadete kavuşurlar. 2- Nefsin vücuttaki yeri sabit değildir, genelde beyinde bulunur. Nefs, daima haramları, zararlı şeyleri yapmayı düşünür. Aklın, nefsin ve his uzuvlarından beyne ve beyinden kalbe ulaşan haram şeylerin düşünceleri kalbi hasta yapar. Kalbi bunlardan kurtarmak güçtür. Bu düşüncelerden kurtulursa, Allahü teâlâyı hatırlar, düşünür. Yani kalb, hiç düşüncesiz kalmaz. Kalbin kötü düşüncelerden kurtulması, Allahü teâlânın ismini çok söylemekle veya Resulullah efendimizin vârisi bir evliyayı severek görmek ile olur. Böyle bir evliya bilinmiyorsa, meşhur bir evliyanın mesela İmam-ı Rabbani hazretlerinin hayatını okuyup öğrenmesi ve onu çok sevmesi gerekir. Bugün için doğrusu da budur. 3- Can, ruh demektir. Ruh, sütte yağın bulunduğu gibi, bedende bulunmaz. Bunun için kolu kesilen kimsenin ruhundan eksilme olmaz. Başkasının yüreği ile yaşayan bir insanın ruhunda değişiklik olmadığı için başkasının o adama hiç tesiri olmaz. İnsan, ruhu sayesinde ayakta durur. Aklı, düşüncesi, ruhu sayesinde vardır. İnsanın, vücudu bir marangozun aletleri gibidir. İnsan ölünce, aletleri olmadığından, ruh bir iş yapamaz. Bir kimseye, başkasının bütün organları takılsa, o insanın aklında, düşüncesinde değişiklik olmaz. Marangozun eski aletleri yerine, yeni aletleri gelmiş demektir. Alet değişmekle, marangozdaki bilgi, kabiliyet değişmez. Kesmeyen bir testere yerine, iyi kesen bir testere gelirse, daha kolay iş yapar. Görmeyen gözün yerine sağlam göz takılırsa görür. Kanı, kalbi, beyni de değişse, yine düşünceye tesir etmez. Sağlam organ takılmışsa, daha kolay iş görür. Çünkü insan, ruh demektir. 4- Akıl, beyinde bulunur. En yüksek akıl ile en aşağı akıl arasında binlerce derece vardır. Her işte ve hele dini işlerde akla güvenilemez. Din işleri, akıl üzerine kurulamaz. Çünkü akıl, bir kararda kalmaz. Herkesin aklı, birbirine uymadığı gibi, selim olmayan akıl, bezen doğruyu bulur, yanılması ise, daha çok olur. En akıllı denilen kişi, uzman olduğu dünya işlerinde bile, çok hata eder. Hele ahiret bilgilerinde akla hiç güvenilmez. Akıl tek başına doğruyu bulabilseydi, Peygamberler gönderilmezdi.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat