Şefkat tokatlarına dair

Şefkat tokatlarına dair… İnsan, bu dünyaya “ipi boğazına sarılıp, istediği yerde otlamak için başıboş” bırakılmak gayesiyle gönderilmediğinden, yerine getirmesi gereken bir takım vazifeleri vardır. Bizler de Nurun talebeleri olarak, bulunduğumuz daire içerisinde üzerimize düşen vazifeleri yerine getirmekle yükümlüyüz. Ancak, omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından yüklenen bu kudsî vazifeyi yerine getirirken, birtakım sebepler yüzünden zaman zaman hizmetimizi aksatabiliyor, atalete düşebiliyoruz. Bazen de farkına varmadan, yaptığımız hizmet, hezimet olabiliyor. Kimi zaman da, nefsin desiseleri, şeytanın hileleriyle gaflet içine girebiliyoruz. Ve hâkezâ… İşte, böylesi gaflet hallerinde, rahmet-i İlâhiye, “şefkati”yle, bizlere birer “ikaz” olarak, nazikçe ve okşarcasına, “tokat” göndermektedir. Üstad Hazretlerinin “şefkat tokatları” olarak isimlendirdiği Onuncu Lem’a, hep bu misâllerle doludur. “Meselâ, bu biçare Said, Van’da ders-i hakâik-i Kur’âniye ile meşgul olduğum miktarca, Şeyh Said hâdisâtı zamanında vesveseli hükümet, hiçbir cihette bana ilişmedi ve ilişemedi. Vaktâ ki neme lâzım dedim, kendi nefsimi düşündüm, âhiretimi kurtarmak için Erek Dağında harabe mağara gibi bir yere çekildim. O vakit sebepsiz beni aldılar, nefyettiler; Burdur’a getirildim” meselesi, “Şefkat Tokatları” risâlesinde, Üstad Hazretlerinin bizzat yaşadığı ve önceliği kendisine verip, birinci sırada yer verdiği bir örnek. Belki de hepimizin dikkatini çeken bir misâl bu... Ne vakit hizmetlerle uğraşmış, taşın altına elimizi sokmuş, fedakârlığa katlanmışsak, işlerimizin rast gittiğini; ama yapılması gereken bir hizmeti başkasından beklemiş, zahmet yerine rahatı tercih etmiş ve nefsin hoşuna gidecek dünyevî meşgalelerde bulunmuşsak, bir takım problemlerin karşımıza çıktığını görmüşüzdür. Bu gibi hallerde üzerimize düşen, tıpkı Üstad Hazretlerinin ders verdiği gibi, yediğimiz tokattan mesajımızı alıp gereğini yapmak olsa gerek.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat