Devletin Bölümlerinin yabancılaşması

Devlet organizmalarının yabancılaşması

Devlet organizmalarının yabancılaşması

Dünyada yaygın olan sistemin biraz bize özgü bir halk yönetimi anlayışı da bizim ülkemizde mevcut. Ülkelerin bağımsızlığı lafı bütün dünya ülkeleri açısından tartışılır. Birbirine genelde siyasi-ekonomik ilişkilerle bağlı bir ilişkiler yumağı özde insanı olsa da olur olmasa da mertebesine indirgemiş durumda. İnsan bu sistem için artık bu oyunlarda zaman zaman varlığına ihtiyaç duyulan nesne konumunda. Batı bu işi daha hissettirmeden yaptığı için başarılı görülüyor diğerleri tarafından, bir de silah gücünün ve paranın pazarı olduğu için başarılı görülüyor. Dünya barışı, insanlık tarihine bakınca  ütopya olarak görülse de dünya da silaha yatırılan yıllık harcamanın bedelinin beli bir zaman diliminde dünyadaki açlığı, sefaleti ve hastalıkları bitirebilme ihtimali olabilir.

 

Bu sistem halkının hayatını kolaylaştırmak için daha az  çaba gösterirken mevcut bütün sıkıntıları halka yönlendirmede oldukça mahir davranıyor.

 Memleketimiz de Halkı hep utanılacak ve kendi ayıbı gibi gören, halkın azla yetinme , çile çekme gücünün devamlılığını bekleyen devlet adamlarıyla dolu. Halkın yaşadığı şartlardan değil kendisinden utanan, cehaletten değil cahilden utanan, yoksulluktan değil yoksuldan utanan ve yetkilerini istediği görevlerin sorumluluklarına asla talip olmayan bürokratlarımız.. Ankara’da 1950 lerde Opera Köprüsünden köylülerin, Kızılay tarafına geçmesini yasaklamış devrin valisi. Öbür tarafta yabancı elçilikler varmış onlara ayıplarını göstermek istemezlermiş.Allah bilir yabancı devlet adamlarının Ankara Esenboğa hava alanlarından Kızılay’a gelişlerine kadar garipler ne ter dökmüştür. Sağlı sollu gece kondu, yıkık dökük binalar, ayol bu medeniyet abidesi adamlar nasıl da ayıplıyordur adamları içlerinden!

Araziyi planlayıp imar planı yapmayan buna karşın halkın kendi bulduğu gecekondulaşmayı da seçimler hatırına kabullenir olması da az şey değil. Toplumun ihtiyaçlarına eğilimlerine göre çareler bulacak kurumlar hep ağır kalmış halkın yanında. Kalabalık ta ihtiyaçlarını emrivaki yaparak karşılamış.

Sağlık sektörünü de devlet organizmaları içinde görürsek, hasta sağlık sektörünün nesnesi ama genelde insan olduğu unutulmuş bir nesne..Hastaya hastalığıyla ilgili bilgi verme genelde özel şartların yerine getirilmesiyle mümkün. Tıp sektörüne yapılan yatırımların ne kadarı rutin sağlık sorunlarını gidermeye yönelik ne kadarı ise binde bir, milyonda bir görülen hastalıkları araştırmaya yönelik. Bir ilaç kullanım kılavuzunu okuduğumuzda kaç tane Türkçe kelime bulabiliriz. Adı üzerinde kullanım kılavuzu ama tamamen yabancılaşmanın ürünü ve aynı sektörde olmayanların anlaması imkansız.

 

Devlet organizmalarında yönetici olmanın birinci önceliği korunma içgüdüsüyle sadakat, liyakat pek üzerinde düşünülen bir kavram değil. Yöneticiler önemli miktardaki yetkilerini kullanırken, görevlerinin yüklediği sorumluluğa o kadar da sahip değiller. Çünkü hesap verecekleri üst makam sadakat istiyor onlar da genel de gösteriyorlar. Sorumluluğun hesabı yönetilene verilecek ancak o da ihmal edilebilir düzeyde.

Yöneticilerin yabancılaşmasının bedelini halk, demokratik taleplerin çok yavaş karşılanıyor olmasıyla ödüyor. Yapılan düzenlemeler, yenilikler üzerine yeteri kadar düşünülmediğinden, araştırılmadığından, soruşturulmadığından sürekli değiştirilmek durumunda kalınıyor

 

Hardware TİM Burak

Döküman Arama

Başlık :

Kapat