Preveze Deniz Savaşı

Preveze Deniz Savaşı Preveze Deniz Zaferi Venedik’den Syra, Loura, Pathmos, Nio, Stampalie, Ekin, Paros, Anti-Paros ve Tine adaları da dahil toplam 28 ada ve 7 kale fethedilerek Osmanlı Devleti’ne bağlanmasının ardından Venedik’in Adalar(Ege) Denizi ile alakasının tamamıyla kesilmesinden sonra başta İspanya, Almanya, Venedik, Ceneviz, Papalık, Floransa,Portekiz ve Malta gemilerinden oluşan Müttefik Avrupa Donanması 308’i savaş, 300’ü de yük ve taşıt gemisi olmak üzere toplam 608 gemilik dev bir donanma ile 22 Eylül’de Korfu Adası’nda toplandı. Bütün Avrupa donanmalarının Andrea Doria’nın idaresinde toplandığını haber alan Barbaros 20 kadırgayla Turgut Reis’i keşfe gönderdi ise de onu beklemeyerek Mora’nın güneyinden dolaşıp Modon’a gitti ve durumu bizzat görerek Arta Körfezi’ne girdi. Avrupa donanmalarının bir araya gelerek oluşturduğu ve adeta yüzen bir şehri andıran bu büyük donanmanın kürek çeken onbinlerce forsasından başka 60.000 asker ve 2.500 topu bulunmaktaydı. Gözler daha önce denizlerde böyle büyük bir olaya hiç şahit olmamıştı. Çokluklarına güvenerek savaşı kazanacaklarına kesin gözüyle bakan batılı krallar, hangi Türk ülkesinin kime ait olacağını çoktan kararlaştırmış ve kendi aralarında pay etmişlerdi bile! Tarihin en büyük deniz savaşı, Andrea Doria komutasındaki Müttefik Avrupa Donanması nın harekete geçerek Türkler’in elindeki Preveze Kalesi’ni kuşatmasıyla fiilen başladı. Kale, Arta Körfezi’nin girişine hakim ve kuzeybatı ucunda bunmaktaydı. Preveze Kalesi’ndeki Türk toplarını susturmadan -ki bu çok zor bir işti- hiç bir düşman gemisi Arta Körfezi’ne giremezdi. Bunu gören Andrea Doria, Osmanlı Donanması’nı dışarıya çekebilmek için 25 Eylül 1538’de bir kısım kuvvetlerini ileri sürdü. Kısa süren bir çatışmanın ardından, bu gemilerin geri dönmesinden sonra, Doria, hem Barbaros’u kendisini takibe zorlamak, hem de muhtemel bir fırtınaya karşı Levkas ve Magenisi Adacıkları arasına sığınabilmek için 27 Eylül 1538’de Preveze açıklarına demirledi. Barbaros’un emriyle harekete geçen 122 gemi ve 20.000 askerden oluşan Türk Donanması, tabıl ve nakkareler çalıp, Preveze boğazından şanlı bir şekilde çıkarak Haçlı donanmasına meydan okudu. 6 mil açıldıktan sonra hilal şeklinde dizilerek savaş düzenini alan Türk gemileri başlarında bulunan üçer topu ateşleyerek düşmana saldırdılar. Şaşkına dönan Andrea Doria yanlış bir manevrayla donanmasını zor duruma sokunca Barbaros hemen 40 gemilik bir filoyu ileri sürüp, Haçlı donanmasını ikiye bölmek istedi. Tehlikeli gidişatı gören Doria donanmasını derhal Korfu istikametine çekti. Karanlık bastırınca düşmanı izleyemeyen Türk donanması da Preveze önlerinde mevzilendi. Barbaros gece yarısı Reisleri ile savaş düzenini görüşmek üzere Harp Divanı’nı topladı. Harp Divanı’nda bütün reisler, Barbaros’un tabiriyle Turgut Reis gibi en cüretkarları ve Salih Reis gibi en zekileri bile bu kadar üstün düşmanla savaşılamayacağını, düşman çekilip gidene kadar körfezde kalınmasını istediler. Barbaros Hayreddin Paşa bu fikre katılmadı, çünkü düşman gemilerinin, sayıca çok ve bazılarının çok büyük olmasına rağmen, kendi gemilerinin çevikliği ve levendlerinin gözüpek oluşuna güvendiği gibi, müttefik filosunun birbirinin dilinden bile anlamayan, aralarında disiplin ve beraberliğin sağlanamadığı personelden kurulu olduğunu da biliyordu. Ona göre, Andrea Doria, donanmasının bir kanadına bile hakim değildi. Türk donanmasının bir diğer üstün tarafı da, toplarının daha uzun menzilli olmasıydı. En ince detaya kadar her şeyi gözden geçiren Barbaros, kararını vererek donanmasını gece yarısından sonra harekete geçirdi. Sabahın ilk ışıkları etrafı aydınlatırken Türkler’in gelmekte olduğunu gören Haçlı donanması, Barbaros’un bu büyük kuvvete rağmen gösterdiği cüret ve cesarete şaşırıp, korkuya kapıldı. Derhal harp meclisini toplayan Doria hücum etmeye taraftar olmamasına rağmen filo komutanlarının karşı çıkmaları üzerine savaşa mecbur kalarak, donanmasını Preveze üzerine harekete geçirdi. Barbaros Hayreddin Paşa ortasında ve başında bulunduğu donanmasını hilal şeklinde dizdirerek savaş düzenine geçti. Orta kanatta Sinan Reis, Cafer Reis ve Şaban Reis, sağ kanatta Salih Reis, sol kanatta da Seydi Ali Reis bulunuyordu. Arka tarafında bulunan filoya ise Turgut Reis komuta ediyor, Murat Reis, Güzelce Mehmet Reis ve Sadık Reis de bu filoda bulunuyordu. Osmanlı gemilerinin tek hat halinde dizilmesine rağmen, müttefik gemileri büyüklüklerine göre arka arkaya üç hat halinde dizilmişlerdi. Bu hattın ilki büyük kalyonlar ve karakalardan, ikincisi kadırgalardan, üçüncüsü de küçük gemilerden meydana geliyordu. Öndeki kalyon ve karakalardan kurulu ağır filo bir çeşit siper görevi görüyordu. Andrea Doria birinci saftaki bu büyük gemileri kendisine siper alıp savaşı ikinci safta yönetiyordu. Haçlı donanmasındaki İspanya-Portekiz kalyonlarına Franco Doria, Venedik kalyonlarına Alessandro Condalmiero, Venedik kadırgalarına Vincenzo Capello ve Papalık filosuna Aquilea Patriği Marco Grimani komuta ediyordu. Amiral gemisinde ise Kara Kuvvetleri Komutanı General Fernando de Gonzaga bulunuyodu. Preveze açıklarında her iki tarafın donanması kendi savaş düzenleri içinde birbirlerine doğru yaklaşırken, kuzeyden çok sert bir şekilde esen rüzgar Türk donanmasının aleyhine cereyan ediyordu. Rüzgar, Haçlı Donanması’nın arkasından kuvvetle eserken Osmanlı Donanması’na adım atma fırsatı vermiyordu. Ters esen rüzgar sebebiyle donanmanın moralinin sarsıldığını gören Barbaros iki ayet yazdırıp gemisinin iki tarafına bıraktı ve az sonra da rüzgar dinerek Türk Donanması lehine esmeye başladı. Rüzgarın ters dönmesiyle yalnız yelkenle hareket edebilen Haçlı Donanması’nın ön saftaki ağır gemileri hareketsiz kalınca Andrea Doria, öndeki büyük gemilerden şiddetli bir top ateşine başladı. Fakat kalyonlardaki büyük topların menzili kısa olduğundan, bütün mermiler denize düşüyordu. Barbaros da hücum emri verince Türk Donanması boru, nakkare ve askerin Allah Allah sesleri arasında ihtişamla ilerlemeye başladı ve uzun menzilli toplarıyla düşmanın büyük gemilerini delik deşik etti. Arka saftaki düşman kadırgaları Andrea Doria komutasında ileri çıktıysa da dayanamayıp kalyonların gerisine çekildiler. Düşmanın çevirme hareketleri, Türk Donanması’nın gayet seri ve yerinde yaptığı manevralar sebebiyle işe yaramadı. Yaşanan çatışmaların ardından Haçlı gemilerinde kumanda birliği kalmayınca Barbaros, ihtiyattaki Turgut Reis’e düşmanın arkasını çevirme emrini verdi. İki ateş arasında kalıp kayıpları artan Andrea Doria, kaçmaktan başka çare bulamadı. Akşam karanlığı basarken, takipten kurtulmak için bütün gemilerin fenerlerini söndürttü. İki taraftan toplam 120.000 kişinin katıldığı savaş sonunda 30.000 mürettebatı ölen düşman gemilerinden 128 tanesi batırılırken, 29’u da 2.775 personeliyle birlikte esir edildi. Hiçbir gemisini kaybetmeyen Türk donanmasının kaybı ise 400 şehit ve 800 yaralıdan ibaretti. (Preveze Zaferi 27 Eylül 1538) Birleşik Avrupa donanmalarına karşı kazanılan dünya tarihinin bu en görkemli deniz zaferinin müjdesi İstanbul’a ulaşınca Fetihname’yi dîvânla birlikte ayakta dinleyen Kanuni Sultan Süleyman, dört bir yana fetihnameler yollatarak üzerinde güneşin batmadığı bütün ülkelerinde -zaferin şerefine- şenlikler yapılmasını emretti. Donanmay-ı Hümayûn’la muzaffer bir şekilde İstanbul’a ulaşan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa hususi bir mecliste günlerce padişahla baş başa kalarak zaferin ayrıntılarını kendilerine anlattı. Preveze zaferinden bir yıl sonra Barbaros’un yardımcısı Hasan Reis ile Turgut Reis, Nova Kalesi’ni alarak Venedik’i barış yapmaya zorladılar. Birçok adasını ve kalesini Osmanlı’ya bırakan Venedik (İtalya) ayrıca 300.000 altınlık ağır bir de tazminat ödemek zorunda kaldı. Böylece Akdeniz’deki düşman varlığı bitirilmiş ve bir göl haline getirilmiş Akdeniz’de Osmanlı hakimiyeti tamamlanmış oldu. Barbaros Hayreddin Paşa’nın Hatıralarında Preveze Ağrıboz’dan kalktım. Mora’nın güneyinden dolaştım. Ben Modon’a geldiğim zaman Haçlılar, Korfu açıklarında toplanmışlardı. Modon’dan kalktım. Mora kıyılarını güneyden kuzeye doğru çıkarak Arta Körfezi’ne girdim. Bu körfezciğin kuzeybatı ucunda, Preveze kalesi vardı. Körfezin medhali çok dardı. Preveze kalesindeki Türk toplarını susturmadan -ki bu çok zor bir işti - hiç bir düşman gemisi Arta Körfezi’ne giremezdi. Turgut’un kumanda ettiği filoyu arkama alıp körfezden çıktım. Körfeze sindiğimi sanan Andrea Doria, böyle bir şey beklemediği için çok şaşırdı. Muharebe vaziyeti alabilmek için o gün cengi kabul etmedi. Kuzeybatıya doğru açıldı. Muharebe vaziyeti aldı. Ertesi sabah tekrar karşı karşıya geldik. Cihan Hakanı’nın donanmasının orta kanadında, ortada ve başta yer almıştım. Baştardamda oğlum Hasan Reis ve manevi oğlum diğer Hasan Reis de bulunuyordu. İhtiyar Sinan Reis, Cafer Reis, Şaban Reis, orta kanattaki filoların başındaydılar. Sağ kanadın başında Çanakkaleli Salih Reis, sol kanatta büyük bir Alim ve şair olan Seydi-Ali Reis, arkada ihtiyat filosunun başında Turgut Reis bulunuyorlardı. Murad, Sadık ve Güzelce Mehmed Reisler, Turgut’un emrindeydiler. Düşmanın birçok bakımdan üstünlüğüne karşı bizim de bazı üstünlüklerimiz vardı. En mühimmi, benim, donanmamın bütün fiolarına, hatta her kadırgaya hakim olmam, herhangi bir emrimin o anda en uzaktaki kadırgalar tarafından bile yerine getirilmesiydi. Düşmanda vaziyet bunun aksiydi. Doria, değil filolara, kanatlara bile hakim değildi. Esasen düşman donanması, birbirinin dilinden anlamayan, bir birini kıskanan çeşitli kavimlerin donanmalarından meydana gelmişti. Venedik büyükamirali Vincenti Capello ile Papa’nın donanmasının başında bulunan Marco Grimani, Doria’yı sevmezlerdi. Diğer üstün tarafımız, toplarımızdı. Top menzillerimiz, düşmanınkinden uzundu. Bunu bir an bile unutmayarak, donanmamı düşmandan öyle bir mesafede tuttum ki, bizim güllelerimiz kafir kadırgalarının seren direklerini kırarken, onların gülleleri, bizim kadırgaların birkaç arşın ötesinde denize düşüyor, kafir kaptanları hiddetlerinden kuduruyor, fakat bir şey yapamıyorlardı. Öyle bir an geldi ki, Doria gülünç duruma düştüğünü anladı ve donanmasına bize iyice sokulmak emrini verdi. Fakat bu emir tatbıka başlandığı zaman iş işten geçmişti. Kafir donanmasının çoktan belini kırmıştık. Diğer bir üstünlüğümüz, teknelerimizin hafif ve yürük olmasındaydı. Düşman kadırgalarından daha hızlı ve yollu seyreden kadırgalarımız, kolayca menzile girip çıkabiliyor, kafir teknelerini istediği cihetten dövebiliyordu. Diğer bir üstünlüğümüz, leventlerimin çok hafif giyiminde ve silahlarının oldukça hafif olmasındaydı. Kafirlerin zırha bürünmüş şövalye ve silahşorları ellerini kaldırıncaya kadar, leventlerim onların haklarından geliyordu. Nihayet en büyük üstünlüğümüz, iman kuvvetimizde, Cihan Hakanı’nın tebaası oluşumuzdaydı. Muharebe başlarken güney rüzgarı çok sert esiyor, kadırgalarımıza muhalif geliyordu. Kur’an-ı Kerim’den ayet-i kerimeler yazılı varakları derya yüzüne serptirip Cenab-ı Hakk’ın ben aciz kulundan bugüne kadar esirgemediği lütuf, merhamet ve inayetini niyaz ettim. Duam kabul buyuruldu. Rüzgar önce hafifledi, sonra cihet değiştirdi. Söylediğim gibi, benim hareketimin adeta esiri olan, harekatını benim harekatıma göre değiştiren, teşebbüsü elden kaçıran Doria, perişan oldu. Filoları dağıldı. İş kıvamına gelmişti. İhtiyattaki Turgut’a, kafir gemilerinin ardına düşüp çevirmesi emrini verdim. Düşman iki ateş arasında kalınca Doria, ricat emrini verdi. Akşam karanlığı basmak üzereydi. Doria, bütün gemilerinin fener söndürmesini buyurdu. Bu emir, bir donanma için hem şerefsizlik, hem uğursuzluktu. Ancak karanlıktan faydalanan Doria, büyük donanmasının yarısını olsun elimizden kurtarıp kaçtı. Yalnız kaçan tekneler içinde güllemizin değmediği hemen hiç bir kadırga yoktu. Kral Karlos’un, Venedik Doçu ve Papa’nın yardımıyla karşımıza çıkarttığı donanmanın yarısı, deryanın dibini boyladı. Bu donanma güya Akdeniz’i elimizden alacak, birçok ülkelerimizi bizden koparacaktı. Hatta kafir hükümdarları, hangi Türk ülkesinin hangi hükümdara ait olacağını kararlaştırmışlar, hakanımızın ülkelerini hayallerinde paylaşmışlardı. Muharebe 5 saat sürdü. Ancak birkaç kadırgamız battı. Turgut, bir müddet karanlıkta düşmanı takip edip birkaç yaralı kadırga daha ele geçirdi. Oğlum Hasan Bey’i, müjdeyi hakanımız Sultan Süleyman Han’a ulaştırmak üzere derhal yola çıkardım. Hasan, 17 günde hakanımıza erişti. Boğdan seferinden Edirne’ye dönen Süleyman Han’ı, Yanbolu konağında buldu. Huzura çıktı, el öptü. Sultanımız, Divan’ı fevkaladeden toplamıştı. Gönderdiğim zafer-name, Allah’a şükür makamında, ayakta okunup dinlendi. Sultan Süleyman Han, üzerinde güneşin batmadığı bütün ülkelerinde, zaferin şerefine şenlikler yapılmasını buyurdu. Muzaffer Donanmay-ı Hümayün’u İstanbul’a getirdim. İstanbullular, büyük tezahürat yaptılar. Şehirde birkaç gün kalıp, hakanımıza erişmek üzere Edirne’ye gittim. Zaferin tafsilatını hususi mecliste, günlerce padişahımızla baş başa kalarak anlattım. Ertesi yıl donanmanın başında gene sefere çıktım. Adriya Denizi’ne girdim. Oğulluğum Hasan Bey ve onun kaynatası olan Turgut Reis, Venedik’ten Nova kalesini fethettiler. Venedik baş eğdi. Sulh istedi. Birçok adasını, kalesini bize bıraktı. Büyük bir tazminat verdi. Sulh yapıldı. Preveze’den sonra Karlos Kralı, Türkler’i açık denizde yeneceğinden ümit kesti. Cezayir’de bana beylerbeyi vekili olarak vekalet eden evlatlığım Hasan Bey’in elinden bu Kuzey Afrika ülkesini almaya hazırlandı. Hele Hasan Bey’in 30 kadırgayla Cebelitarık kalesini ele geçirmesi ve İspanya topraklarında köprübaşı tutması, İspanyollar’ı çılgına çevirmişti. Karlos Kral, ümitsizce olduğu kadar gülünç bir işe de girişti. Beni kandırıp devletime, hakanıma, dinime ve soyuma ihanet ettirmek istedi.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat