Dava Adamının Özelikleri Ne Olmalı?

Dava Adamı Nasıl Olmalı?

Bir ferdin, bir müslümanın, karakter ve kabiliyeti ne boyutta ise, ilmi ve irfanı hangi seviyede ise, o boyut ve seviyede bir cemaat meydana getirirler. Şuurlu ve basiretli fertler, şuurlu ve basiretli cemaatleri oluştururlar.

Dâva ve gâyesini iyi bilen fertler, onun yeryüzüne hakim olması için gayret gösteren kişiler, dâva ve gâyesini iyi bilen ve onu yeryüzüne hakim kılacak cemaatleri meydana getirirler.

Unutmamamız gerekir ki dâva ve gâyesine gönül veren gerçek dâva erleri, dâvasına gönül veren ve onu samimiyetle omuzlayan cemaatleri meydana getirirler

Madem ki "Cemaatsiz İslâm olmaz" ve "Cemaate bağlanmak şart" ise, o halde cemaate bağlanacak olan fertlerin konumu ve yapısı da o derece önemlidir.İşte bunun içindir ki biz de bu yazımızda gerçek bir dâva erinde bulunması gereken vasıfların neler olduğunu izah etmeye çalışacağız.

Gerçek bir dâva erinde bulunması gereken önemli vasıflardan birisi:

"....DÂVA VE GÂYESİNİ İYİ BİLMELİDİR..."

Gâyesini iyi bilen kimseler, gâyesini iyi bilen cemaatler meydana getirirler.Onun için, akıllı ve basiretli bir müslüman dâva ve gâyesini iyi bilen bir müslüman olmalıdır. Dâvasına, bir başkası veya tâbi olduğu cemaatin lideri doğru dediği için doğru demesinden ziyâde, o dâvanın Kur’an ve Sünnet çizgisinde, doğru olduğuna kanaat ve delil getirmelidir. İyi bilmelidir ki delilsiz, körü körüne takip edilen gâye ve dâvaların akibetleri de kördür.Yine iyi bilmelidir ki; sâdık dâvaların muhakkak ki sâdıklığına dâir delilleri olur. Rabbimizin bir âyeti celilesinde buyurduğu gibi:

"...De ki: Eğer davanızda sâdıklar iseniz delilinizi getirin." (Bakara Sûresi: 111)

Şu halde dâva ve gâyesini iyi bilen bir fert, dâva ve gâyesinin doğru olduğunu iddiâ etmekle birlikte isbatını da yapmalıdır.Birçok kimsenin yaptığı gibi, hangi gâye ve dâvayı temsil ettiğinden habersiz olmamalıdır.Attığı adımın ve tuttuğu yolun nereye vardığını iyi bilmelidir.

İkinci olarak, gerçek bir dava adamında bulunması gereken vasıflardan birisi de:

"...DÂVASINI DERT EDİNEN BİR YAPIYA SAHİP OLMASIDIR..."

Gerçek bir dâva adamı, dâvası uğruna uykularını kaçırdığı gibi, onu başkalarına anlatma ve aktarmada da rahatını kaçırmalıdır. Dâvasına karşı yapılan saldırılara set olduğu gibi, onu ortadan kaldırmaya yönelik her türlü vesileye de set olmalıdır.İyi bilmelidir ki, dert edinilen gâye ve dâvaların yüceldiği gibi, davasını dert edinen fertlerin de makam ve şerefleri yücelir.

Ve yine iyi bilinmelidir ki, dert edinilip uğruna gayret gösterilmeyen gâyeler yerinde durduğu gibi, dâvasını dert edinmeyenlerin makam ve dereceleri de yerinde sayacaktır.

Dâvasını dert edinen bir ferdin en büyük gâyesi, Kur’an ve Sünnet’in yaşanması ve yaşatılması olmalıdır.Bu uğurda koşmalı ve yorulmalıdır.

Dâva erinin vasıflarından biri de:

"....BÂTILIN KARŞISINDA SUSMAMASI..."

Gerçek basirete sahip olan dâva eri, bâtılın karşısında asla susmaz.O, hakkı haykırdığı gibi, hakka yardımdan da geri durmaz.Dinin sevmediği şeyleri sevmediği gibi, onların toplumunda yayılmasına da râzı olmaz.O her zaman münkeri değiştiren biri olmaktan geri durmaz.O, bu görevi terkeden korkaklara gelecek ilâhî belânın kendisine de isâbet edeceğinden korkar.O, Allah Rasûlü-sallAllahu aleyhi ve sellem-’in şu hadisini aklından çıkarmaz:

"Hakkı gördüğünde söylemekten ve o büyük günü hatırlamaktan sizi insanlara olan korkunuz engellemesin.Çünkü bu,ecelinizi yaklaştırmayacağı gibi,rızkınızı da daraltmaz."(İbn-i Mâce ve Tirmizi)

Evet, sâdık bir dava adamı hakkı anlatmada onu bir başkasına ulaştırmada aktiftir. O, soru sorulunca cevap verilir diye beklemez.O her an bir sohbet ortamı oluşturmayı arar.Oturduğu meclislerdeki gayri islamî sohbet ortamlarını "acaba bunu nasıl islami bir sohbete çevirebilirim" diye gayret sarfeder, bunu yapamazsa oradan uzaklaşır.Çünkü çok iyi bilir ki, münkeri işleyen bir toplulukla, sadece tebliğ için yanyana gelinir.Bunun aksi ise Allah Teâlâ’nın onların kalplerini yanyana getirmesi demektir.

Yine, gerçek bir dâva erinde bulunması gereken vasıflardan biri de:

"....CİDDÎ OLMASIDIR...."

Dâvasını seven, dâvasına gönül veren bir insan kayıtsız ve laçkalıktan uzak ciddi bir yapıya sahip olması gerekir.Gereksiz yere konuşmayan, konuştuğunda ise hakkı konuşan olmalıdır.Soru sorulmadan ortaya atılan, başkalarına sorulan sorulara cevap vermeye çalışan biri olmaktan uzak durmalıdır.O, ciddiyeti her zaman ön planda tutmalıdır.İyi bilmelidir ki, ciddiyetten uzak fertlerin oluşturdukları cemaatler, kayıtsız ve laçka cemaatlerdir.

Dâva ve gâyesi istikametli olan bir ferdin ciddiyete kayıtsız kalması düşünülemez.Dâva ve gâyesi şerefli olan her ferdin, ciddi ve şerefli olma mecburiyeti vardır.Çünkü inandığı dâva ile o çirkin vasıf, birbirine yakışmayan şeylerdir.Dâva adamı ciddi olmalıdır,diğer bir vasfı kendisinden kaybetmiş ise, dâvasını bir başkasına ulaştırmada etkili olmayacağını unutmamalıdır.

Ağır başlı olmalıdır. Söz ve davranışlarıyla başkasını rahatsız etmemelidir.Şakalarında haddi aşmamalıdır.

"....KORKMAMALIDIR...."

Şuurlu bir dâva adamı, Allah’tan başkasından korkmamalıdır.Dâvasını yaşamada, onu bir başkasına anlatma ve aktarmada, hiç kımseden çekinip korkmamalıdır.Şeytanın vesveselerine kulak verip ’Aman ben bunu söylersem bana’ şöyle derler, şunu yaparsam bana eziyet ederler..." gibi şeylerden etkilenmemelidir.

Onun korkusu mahluktan değil, hâlıktan (yaratıcıdan) olmalıdır.Çünkü mahluk’un değil hâlıkın cennet ve cehennemi vardır.

Gerçek bir dâva eri, her zaman atak ve cesur olmalıdır.Dinine yapılan saldırılara karşı koymalı, onlara engel olmalıdır.

Dâva, erinin meziyetlerinden birisi de:

".....UYANIK OLMALIDIR....."

Dâvasını dert edinen bir insanın mutlaka uyanık olması gerekir.Cin ve insan düşmanlarının çok olması hasebi ile o, girişinde çıkısında, tebli¬ğinde, münazarasında çok uyanık olmalıdır. Anlatacağı konuların yerini ve zeminini iyi ayarlamalıdır.Her gördüğüne her meseleyi anlatmamalıdır. Uyanık bir muvahhid, sorulan sorularla karşı tarafın niyetini iyi keşfetmelidir. O, Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem-’in şu hadisini aklından çıkarmamalıdır.Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

"Mü’min bir yılan deliğinden iki defa sokulmaz"

Uyanık müslüman, her an tedbirli olmalıdır. Takdiri ise Allah’a bırakmalıdır. O’ndan yardım beklemelidir, ne kadar gayret sarf ederse etsin, ne kadar tedbir alırsa alsın daimâ Allah’ın kuvvet, yardımcı ve desteğine muhtaç olduğunu da unutmamalıdır.

Yine, dâva erinde muhakkak ki şu meziyetin de olması gerekir.

"...YUMUŞAK VE LATİF OLMALIDIR..."

Dâva ve gâyesini İyi bilen, onu dert edinen, bâtılın karsısında susmayan, Allah’tan başkasından korkmayan ciddi ve uyanık dâva adamı muhakkak ki yumuşak ve lâtif olması gerekir.

O, iyi bilmelidir ki yumuşak ve latif muamele, her iyiliğin başıdır.Yine iyi bilmelidir ki bu, hasletler ahlâkı güzelleştirdiği gibi insanı diğer insanlara yaklaştırır ve onu sevdirir.Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- yumuşaklık ve letafetten o kadar sözetmistir ki, onun bu konudaki sözlerini burada zikredecek olsak inanın sayfalarımız yetmeyecektir. Hatta bu meziyete o kadar önem vermiştir ki, onu her şeyin süsü kılmış ve bulunduğu her şeyi süslediğini beyan etmiştir. İşte İslâm, gerçek bir dâva erinde bunların bulunmasını ister ve sever.Çünkü, dâva adamı muhakkak ki dâvasını bir başkasına tebliğ edeceği için kendisini bu meziyetlerle süslemesi gerekir. Hepimizin de bildiği gibi, insanlar tabiatları gereği yumuşaklığa ve letafete sınırlar. Yine tabiatları gereği sertlik ve kabalıktan da nefret ederler.

Allah Teâlâ bunu bir âyet-i celilesinde şöyle dile getirmektedir:

"...Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi..." (Ali İmrân:159)

İşte dâvasını dert edinen, onu insanlara ulaştırmaya gayret gösteren her dâva erinin düsturu bu olmalıdır.

"......DAVASINA DESTEK OLMALIDIR."

Samimi bîr dâva adamı, dâvasını mânevi olarak desteklediği gibi, maddî olarak da desteklemesi gerekir.Yapılan hizmette muhakkak ki maddi harcamalar eksik olmaz. O halde samimi dâva erleri bunu gözününde bulundurup "yarım hurmayla da olsa, nefsini ateşten satın almaları" gerekir. Eğer arabası varsa, onunla o çorbada bir tuz olmayı arzu etmesi gerekir. Eğer yemek vermeye gücü varsa, onunla bir sohbet ortamı ayarlamayı arzu etmesi gerekir.

Küçük bir kitapçıkla olsun, ister bir fotokopi seklinde olsun, insanlara dâvasını anlatmada ve aktarmada cemaatine yardımcı olması gerekir.

Sözün özü, samimi bir dâva eri hayır çeşitlerinin hiç birisinde cimrilik etmez. Zira Allah için ne harcarsa onun karşılığını kat kat alacağını çok iyi bilmesi gerekir.

"Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren bir tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lütfü geniştir, (her şeyi) hakkıyla bilendir." (Bakara Sûresi: 261)

" (Allah yolunda) harcadığınız şeyin yerine O (Allah) daha iyisini koyar.O rızık verenlerin en hayırlsısıdır." (Sebe Sûresi: 39)

"Gece ve gündüz, gizli ve açık olarak mallarından infak edenler, işte onlar için Rabları katında mükafatlar vardır; onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar." (Bakara Sûresi: 274)

Dâvasını dert edinen bir fert, Allah yolunda yapmış olduğu harcamaların, malından hiçbir şeyi eksilttiğine inanmaz ve bu konuda hiçbir tereddüt ve şüphesi olmaz.O, Rabbinin şu âyet-i celilesini aklından çıkarmaz:

" (Allah yolunda) harcadığınız şeyin yerine O (Allah) daha iyisini koyar.O rızık verenlerin en hayırlsısıdır." (Sebe Sûresi: 39)

Evet, ey dâvasını dert edinen onun sorumluluğunu omuzlarında hissedenler unutmayın ki, gerçek kalıcı mal, karlı kazanç, Allah yolunda yapılan harcamalardır.

Dâva erinde bu bulunması gereken vasıflardan biri ele;

".....CEMAATÇİ BİR YAPIYA SAHİP OLMASIDIR...."

Cemaat olayı bütün beşeriyetin üzerinde hassasiyetle durduğu önemli bir olaydır. Bu konunun önemini kavrayan tüm dâva erleri şunu iyi idrak etmelidir ki; fertlerin ulaşmadığı ve elde edemediği birçok iyilik ve sevaba, ancak cemaatler ulaşır ve elde ederler.Hatta bundan dolayıdır ki sadece İslâm dîni değil, bütün bâtıl din ve fikirler, cemaat olayı üzerinde titizlikle dururlar. Tabi ki İslâmın istediği cemaat anlayışıyla diğer fikirlerin istemiş olduğu cemaat anlayışı farklıdır.

İslâm, kuru bir kalabalıktan, kelle topluluğundan ziyâde, az ve öz olsun, ihlaslı, samimi, ciddi fertlerin yanyana gelmesine önem vermiştir. Yani çokluk ve kalabalıktan ziyâde bir kişi olsun, iki kişide olsun eğer onlar tevhidi çizgide iseler, onlara önem vermiş ve onları cemaat saymıştır. Aynen İbrahim-aleyhisselâm-ı tek başına bir ümmet, bir cemaat saydığı gibi. (Nahl Sûresi: 120).

İşte bu noktadan hareketle,tevhidi anlayıp kavrayan bir ferdin mutlaka cemaate bağlanmada bir sorumluluğu vardır. Hatta bu onun içina önemli farizalardan birisidir. Çünkü Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:

"Cemaate sarılın (cemaate yapışın).Fırkalaşmadan, bölünmeden sakının.Çünkü şeytan tek kişiyle beraberdir. İki kişiden daha uzaktır" ( Tirmizi: 4c.2254 - Beyhaki : Şuabul,Îmân )

Başka bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

"...Her kim cennetin ortasını ve yüksek olan yerini istiyorsa, cemaate sarılsın.” ( Tirmizî C. 4 2254 )

Yine bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

"Allah’ın eli cemaatin üzerindedir (yani müslümanlar bir olurlarsa, Allah’ın koruması ve yardımı onlarla beraber olur)." ( Tirmizi 4.C.2256 )

Cemaat halinde yaşamanın gerçekten zikredilemeyecek kadar yararları vardır. Bunların en önemlisi bilindiği gibi bir şahsi manevi teşekkül ettirmesidir.Çünkü insanoğlu gerek cüssesi itibari ile, gerekse iradesi itibariyle çok zayıf ve cılız bir yapıya sahiptir.Bundan dolayıdır ki, yanyana gelmeleri, maddi olsun manevi olsun her iki konuda da yardımlaşmaları zaruridir.

İşte dâva ve gâyesine samimiyet gösteren bir ferdin mııhakkak ki cemaati bağlılık gâyesi taşıması gerekir.

Artık bu zikredilenlerin dışında samimi bir dâva erinde bulunması gerekli olan meziyetler vardır. Biz inşaAllah bu kadarı ile şimdilik iktifa edelim.

Rabbimiz bizleri bu zikrettiğimiz meziyetlerle donatıp, kendi yolunda ve uğrunda bize verdiği canı alsın. (Âmîn )

Döküman Arama

Başlık :

Kapat