Kapat

SAÇ VE CİLT ANALİZİ

ŞEKİL VE RESİMLERİ GÖREMİYORSANIZ www.megep.meb.gov.tr ADRESİNDEN İLGİLİ MODÜLÜ AÇARAK İNCELEYEBİLİRSİNİZ.

 1. DERİ
1.1. Deri Tanımı
Vücudun dışını örten bir duyu organıdır. Kalınlığı 1–4 mm arasındadır. Vücudun en
büyük ve ağır tek organıdır. Toplam vücut ağırlığının %16’sını oluşturur. En ince deri göz
kapakları ve çevresinde bulunur. En kalın deri ise ayak tabanında bulunur.
Vücut ısısını ayarlayarak koruyuculuk görevini yürütür. Terleme ile soluk alır.
Termostat (ısı ayarlama ) görevini görür. Aşağıda bir deri şekli görmektesiniz.
Resim 1.1: Derinin yapısı
1.2. Derinin Yapısı
Derinin temel yapısında üç farklı kat vardır:
 Epidermis: Derinin koruyucu olarak görev yapan en dış tabakasıdır. Derinin
rejenerasyonu (yenilenmesi) bu bölümde gerçekleşir.
 Dermis: Derinin sağlamlığında etkili orta tabakadır. Kıl folikülleri ter bezleri ve
yağ bezleri bu bölümde bulunur.
 Hipodermis: Deri altı yağ dokusundan oluşan iç tabakadır. Deriye enerji sağlar
ve yalıtım işlevinden sorumludur
Şekil 1.1: Derinin yapısı
Şekil 1.2: Derinin katları
1.2.1. Epidermis
Epidermis, bazal membran (kompleks yapışkan madde) üzerine yerleşerek, bazal
membran epidermisinin, dermise yapışmasını sağlar. Aynı zamanda doğrudan kanlanması
olmayan epidermise oksijen ve besin maddelerinin geçmesini sağlayan bir filtre işlevi görür.
Epidermisteki hücrelerin % 90’ı keratinositlerdir. Keratin adı verilen bir madde
içerirler. Keratinositler bazal tabakada oluşturarak üst tabakalara doğru ilerlerler. Bu göç
sırasında keratin yapımı gerçekleşir ve bu olaya keratinizasyon adı verilir. Hücreler; granüler
tabakaya eriştiğinde keratin sentezi tamamlanır ve ölmeye başlarlar. Nukleusları
(çekirdekler) kaybolur. Yassılaşıp, sıkıca paketlenen bu hücreler boynuzsu tabakayı yani
stratum korneumu oluşturur. Ölü hücreler büzüşmeye devam eder ve pula benzeyen
korneositleri meydana getirirler. Komeositler deri yüzeyine doğru hareket ederler ve buradan
dökülürler. Bu olaya deskomasyon adı verilir.
Bir keratinositin bazal tabakadan deri yüzeyine kadar olan yolculuğu dört hafta
sürmektedir. Bu işlem psoriasisde (sedef) çok hızlıdır. Tüm olay dört günde biter.
Stratum korneumdan sürekli olarak ölü keratinositler (epidermisde hücre) döküldüğü
için epidermisin hücre yapısını sağlamlaştırmak ve dengelemek açısından bazal tabakada
sürekli yeni hücrelerin yapımı gereklidir. Yeni hücre yapımı hücre bölünmesi ile gerçekleşir
(mitoz).
Epidermisin yüzeyi koruyucu tabaka ile kaplıdır. Epidermisin kalınlığı cinsiyet ve
vücut yüzeyine bağlı olarak değişir. Bunlar şunlardır
 Stratum Bazale (Bazal Hücre Katmanı): Silindirik hücrelerden yapılı,
kolonlar halinde dizilmiş bir sıra canlı hücreden yapılmıştır. Epidermisin diğer
katlarını doğuran katmandır. Bu kısım epidermis ile kutis arasında sınırdır.
Bazal hücreler arasında melanosit denilen ve derinin renk maddesi olan melanin
yapan hücreler bulunur. Bazal katmandaki hücre çoğalma faaliyeti bilhassa
istirahat ve uyku halinde iken olur. Kasların çalışmaları sırasında bu faaliyet en
azdır. Hücreler bu bazal tabakanın üst katlarına 15–28 gün içinde çıkarlar. Bazal
katman hücreleri içine ve arasına ancak yağda ve suda çözünmüş maddeler
nüfuz edebilir. Kozmotolojide bu önemlidir ve kozmetik maddeleri ile yapılan
bakımda etkin maddeler bazal katman etkili olabilmelidirler.
 Stratum Spinozum: Bazal katmanın üzerinde deri yüzeyine paralel olarak
yerleşen 6–7 sıra polygonal (dikenli) hücrelerden yapılmış katmandır. Bu
hücreler birbirine prostoplazmik (hücre zarı) uzantılarla bağlıdırlar. Hücreler
arası boşluklarda lenf bulunur.
 Stratum Granulosum: Dikenli hücreler katmanı üzerinde iki üç sıra ip
şeklinde hücrelerden yapılmış Stratum Granulosum bulunur. Buradaki hücreler
atrofye (zayıflamış) olmuş durumdadır. Hücreler arasında köprüler bulunmaz.
 Stratum Lucidum: Stratum Granulosumun üstünde çekirdeksiz görülen
hücrelerden oluşan stratum Lucidum bulunur. Buradaki hücreler çok
yassılaşmıştır. Yassı, saydam hücrelerden oluşan bu katman belirgin biçimiyle
yalnızca avuç içi ve ayak tabanında bulunur.
 Startum Corneum (Boynuzsu Katman): Stratum Lucidum’dan sonra lameller
halini almış ve müvesi (çekirdeği olmayan) bulunmayan hücrelerden oluşmuş
Stratum Corneumdur. Bu hücreler ölüdür. Bu katmandaki hücre sayısı kişinin
yaşına ve derinin muhtelif bölgelerine göre değişir. Alttaki hücreler birbirine
bağlı oldukları halde üsttekilerle bağlar gevşemiştir ve dökülmeler görülür.
Bunlara ölü hücre yani keratin diyoruz (Şekil 1.6). Bu olay normalde hemen
hemen hiç fark edilmeden olur. Stratum Corneum zedelenme ile bozulduğunda
ve ortadan kalktığında cilt koruyuculuğu yok olur.
Cilt görünümünü büyük ölçüde belirleyen epidermisin korunması, sağlığı,
bütünlüğünün muhafazası bütün cilt yapısını ve fonksiyonlarını da etkiler. Kozmetik bakımın
en önemli görevi biyolojik görevlerini tam anlamıyla yerine getirebilecek şekilde cildin
fonksiyonlarını etkilemektedir.
Katlar arasında diziler halinde birbirine bağlı kıvrımlar ve dermal papilla (meme başı
gibi kabartı ) vardır. Bunların derinliği ve sayısı ayak tabanı gibi travma olasılığı yüksek
yerlerde artar. “Dermal papillanın çizgileri ise parmak izini ortaya çıkarır.”
Bazal membranı oluşturan kompleks ve yapışkan bir madde katlar arasında yapışmayı sağlar.
Epidermis dermise ince fibrillerle ( küçük lif ) bağlanmıştır.
Şekil 1.3: Gözeneklerin görünüşü
Şekil 1.4: Epidermisin katmanları
Şekil 1.5: Derinin katmanları
Şekil 1.6: Cildin keratinleşmesi
Epidermiste dört hücre vardır:
1. Keratinosit
2. Melanosit
3. Lengarhans
4. Merkel
Şekil 1.7: Keratinosit ve Lengarhans hücresi
Şekil 1.8: Melanosit
Şekil 1.9: Merkel hücresi
 Keratinosit: Keratinositler epidermisteki hücrelerin %80-95’ini oluşturan
ektodermal (dış hücre tabakası) kaynaklı hücrelerdir. Bkz. Şekil 1.7
 Melanositler: Epidermal (Epidermisle ilgili) hücrelerin %1’ini oluştururlar.
Bazal tabaka bölgesinde yer alırlar. Melanin pigmenti sentezlerler. Melanin
deriyi ultraviyole ışınlarından korur ve karakteristik deri rengini verir. Bkz. Şekil 1.8
 Lengarhans hücreleri: Epidermal hücrelerin %4 ’ünü oluştururlar ve derinin
savunma sisteminde rol alırlar. Deri yoluyla gelen antijenleri (yabancı
maddeleri) yakaladıkları ve lenf bezlerine giderek bu antijenlerin bağışıklık
sistemine verdikleri düşünülmektedir. Bu olay lenfositleri (akyuvarları) aktive
ederek bağışıklık cevabını başlatır. Kan şekerini dengeler. Bkz. Şekil 1.7
 Merkel hücresi: Bu hücreler genellikle el içi ve ayakaltında kalın deride
bulunur. Hissetme olayında rolü vardır. Çevresindeki Keratinositler
dezmozomlarla bağlanmıştır. Bkz. Şekil 1.9
 Dezmozom: Hücreler arası yapışmayı sağlayan mekanik direnci artıran
kalsiyuma bağlı hücre yüzeysel değişmelerdir.
1.2.2. Dermis (Kutis )
Bu tabaka epidermisin altındadır ve bağ dokusundan meydana gelmiştir. Epidermisin
yapısından daha kalın ve epidermisle birbiri içine girmiş durumdadır. Kutis katında
epidermiste olduğu gibi muntazam bir hücre sırası yoktur. Burada deri yüzeyine paralel
seyreden ve demetler halinde rastlanan kollegen bağ dokusu lifleriyle, bu lifler arasında
şeritler halinde görülen elastiki lifler ve aralarında gelip yerleşmiş değişik hücreler ana çatıyı
teşkil eder. Derinin elastikiyeti için elastiki bağ dokusu, sağlamlığı için kollegen bağ dokusu
görev yapar. Üst deriye sınır olan kısımda serbest yağ dokusu vardır. Ayrıca kan ve lenf
damar ağları, sinirlerin sonlanma yerleri, kıl ve kökleri, ter ve yağ bezleri vardır. Bunlar
epidermiste olan değişik türdeki sıcak, soğuk, acı, basınç gibi çevreden gelen etkileri
algılarlar.
Deride yaşlanmayla birlikte incelme görülür. Su ve yağ miktarı azalır. Elastik liflerde
ve kollegende de azalmayla birlikte derinin elastikiyeti kaybolur, dayanıklılığı azalır ve ciltte
yaşlanma projesi buna bağlı olarak gelişir. Bu nedenle ileri yaşlarda sığır embriyosundan
alınmış kollegen deriye verilecek kollegenin azalmaması temin edilir ve yaşlanma geciktirilmiş olur.
Şekil 1.10: Kollegen ve elastik lifler
Şekil 1.11: Kollegen lifler, elastik lifler gevşediği zaman dalga
Şekil 1.12: Elastik lifler gerildiği zaman kollegen liflerin katları açılır, elastik lifler gevşediği zaman
Şekil 1.13: Derinin kesiti
1.2.3. Hipodermis
Derinin en alt tabakasıdır. Zengin yağ hücreleri ihtiva eder. Yapısı oldukça kaba ve
gevşektir. Ayrıca kan ve karbonhidrat yönünden zengindir. Cildin beslenme deposudur.
Kalın yağ tabakası soğuğa karşı iç kısımları izole eder. Dış tesirlere karşı iç organları
koruyan bir tampon özelliğine sahiptir. Hipodermisin kalınlığı beslenme şartlarına göre
değişir. Halbuki epidermis ve dermisin kalınlıkları yaşa göre değişir.
1.3. Deri Ekleri
 Kıl veya Saç: Kıl folikülü tarafından yapılır. Kıl uzunluğu vücudun farklı
bölgelerinde değişiklik gösterir, fakat vücutta bütün kıllar belirli bir hızda büyür
(0.3–0.4 mm/gün). Kıl uzunluğu büyümesi süresine bağlıdır. Bkz. Şekil 1.14:
 Yağ Bezleri: Kıl foliküllerinden gelişerek meydana gelirler. Tamama yakını
yağ dolu hücreler olan sebositlerden oluşmuştur. Bunlardan sebum (yağ)
salgılanır. Sebum, kılların yağlanmasını sağlayarak derinin kurumasını önler.
Sebumun aynı zamanda bakteriostatik (bakteri önleyici) ve fungustikratik
(mantar önleyici ) özellikleri de vardır. Yağ bezleri sinirsel kontrol altında
değildir. Özellikle puberte döneminde olmak üzere androjenlerin (hormon)
güçlü uyarısı altındadır.
 Ter Bezleri: Bütün vücut yüzeyinde bulunurlar. Fakat bazı alanlarda sayıları
diğer bölgelerden çok daha fazladır. Ter bezlerinin toplam sayısı 2–5 milyon
arasında değişir.
 Ekrin Bezler (küçük ter bezleri): Direkt olarak sinirsel kontrol altındadırlar.
Tüm vücut yüzeyine yayılmıştır. Vücut ısısının düzenlenmesine yardımcı
olurlar. Ekrin bezlerde üretilen terin buharlaşması ısı kaybına neden olur. Bkz. Şekil 1.15
 Apokrin Bezler (büyük ter bezleri): Çoğunlukla koltuk altında ve genital
bölgede bulunurlar. Ekrin bezlerden daha büyüktür. Ve insanda belirli bir
fonksiyonları yoktur. Sekresyonlarındaki (salgılama) bakteriyal etki
karakteristik kötü kokunun oluşmasına neden olur. Bkz. Şekil 1.16
 Sinirler: Deri çok gelişmiş bir sinirsel yapıya sahiptir. Dermal (deri ile ilgili)
/epidermal (epidermisle ilgili) bileşkede bulunan sinir lifleri genellikle
özelleşmemiş ve serbest uçludur. His duyularının birçoğu bu özelleşmemiş sinir
uçları ile iletilir. Fakat bazı gelişmiş sinir uçları basınç ve ısıyı da iletebilirler.
Sadece deriye özel olan bir his duyumu ise kaşıntıdır. Kaşıntı epidermiste ağrı
reseptörlerinin (uçları) uyarılması ile olur. Dermisteki reseptörler uyarılırsa
oluşan cevaba ağrı adı verilir. Küçük bir uyarı ile başlayan kaşıntı uyarının
şiddeti arttıkça acıya dönüşebilir.
 Kan Damarları: Derinin oksijen tüketimi çok az olmasına rağmen kan
damarları çok gelişmiştir. Kan damarlarının vücut ısısının düzenlenmesinde
yaşamsal önemi vardır. Kan dolaşımı temel olarak sempatik sinir sistemi
tarafından kontrol edilir. Bkz. Şekil 1.17
 Tırnak: Parmak uçlarını koruyan sert keratin tabakasından oluşan deri ekidir.
Epidermisin corneum tabakasından saçların uzamasıyla aynı şekil de uzar. Bkz.
Şekil 1.18
Şekil 1.14: Kılın yapısı ve yağ bezi
Şekil 1.15: Ekrin ter bezi Şekil 1.16: Apokrin ter bezi
Şekil 1.17: Kan damarı
Şekil 1.18: Tırnak
Şekil 1.19: Derinin yapısı
1.4. Derinin Fonksiyonları
1.4.1. Koruma Görevi
Organizma ile dış ortam arasında bulunan cildimiz her iki yönlerde çeşitli zararlı
etkenlere karşı açık olan bir organdır. Koruyucu görevini de bu iki çeşit etkenine karşı yapar.
1.4.1.1. İç Etkenlere Karşı Koruma
Organizmanın tüm metabolizma sonucu ortaya çıkan çeşitli zararlı etkenlere karşı,
bunların vücuttan atılarak uzaklaştırılması şeklinde görev yapar. Diğer yandan vücut ısı
dengesinin sağlanmasında da önemli görev görür.
 Detoksikasyon Görevi
Ter bezleri aracılığı ile çeşitli zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırabilen cilt bir ön
böbrek olarak düşünülebilir.
 Vücut Isısını Düzenleme Görevi
Vücudun optimal (doğal) ısısını korumada cildin çeşitli eklerinden yararlanır. Bu
hususta ilk oluşum kıl ve yağ bezi birimidir. Burada normalde yatık kıllar kasın kasılması ilk
dik duruma geçerek aralarındaki durgun hava tabakası kalınlaşırken cilt yüzeyine yağ
salgısının artması sağlanır. Kalınlaşan hava tabakasının yanı sıra, bu salgı cilt yüzeyine
yayılarak ısı kaybını önleyici rol oynar.
Isı düşürme içinde ise etkin görevlerden birisi de cildin damarlarına aittir. Bu
düzenleme mekanizması içinde geçerli bir diğer oluşum ekrin ter bezidir. Bu bezlerin
salgıları, deri yüzeyinde buharlaşırken, deri ısı kaybına neden olurlar.
1.4.1.2. Dış Etkenlere Karşı Koruma
Organizmanın dış ortam ile ilişkisi geniş ölçüde deri ile olur. Bu nedenle dış etkenlerin
organizmaya girmelerine engel olmak ya da bunların yüzeyde daha zararsız hale getirmek
şeklinde olan bu görevde de cildin çeşitli yapılarından faydalanılır.
 Biyolojik Etkenlere Karşı Koruma
Deri yüzeyi çok sayıda ve çeşitli mikroorganizmaların bir arada yaşadığı bir ortamdır.
Yüzeyde yaşayan bu mikroorganizmaların hastalık hali durumlarında derinin özel yapı ve
fonksiyonunun rolü büyüktür.
Derinin sürekli yenilenmesi ve corneumun sürekli olarak dökülmesiyle yüzeydeki
mikroorganizmalar uzaklaştırılmış olur. Diğer yandan St. Corneumun kompakt yapısı
bunların daha derinlere sokulmasına karşı mekanik bir engel olmuştur. Mikroorganizmalara
karşı korumada derinin en önemli silahı kuşkusuz “asit mantodur”.
 Fiziki Etmenlere Karşı Koruma
Fiziki etmenler başlıca mekanik etmenler, soğuk-sıcak ve ışınlar olarak kabul edilebilir.
 Mekanik Etkenler: Fiziksel darbe, sürtünme, basınç ve çarpmaya karşı cilt
kendisini hücre ve lif yapısının özel dizilişi ile korur.
 Işınlar: Işınlara (güneş ışınlarına) karşı cildin koruma görevi özellikle melanin
pigmenti ile olur. Cildin kuvvetli güneş tesiri ile kahverengileşmesi koruyucu
fonksiyonun neticesidir. Güneşlenme esnasında ışınların fazlasını üst tabakada
bulunan pigmentler tutar ve zararlı tesire yalnız gaz tabakasının maruz
kalmasını temin ederek, diğer tabakaları korur. Deriyi ve deri altını ışınlara
karşı korumada pigmentten başka, tek corneum katının ve bütün katmanlarının
ışını absorbsiyon( emme) şeklinde rol oynadıkları unutulmamalıdır. Işınların
fazlası cilt için oldukça tehlikelidir. Önemli cilt hastalıklarına, cilt kanserine yol açabilir.
 Isı: Ortamın ısı değişikliklerine karşı organizmanın korunmasında ve ısının
organizmaya zarar vermeyecek şekilde ayarlanmasında cilt etkin rol oynar.
 Kimyasal Etkenlere Karşı Koruma
Çeşitli kimyasal etkenlere karşı korumada en önemli rolü lipit manto ve keratin
üstlenmiştir. Ayrıca corneum tabakasının kiremit dizisi gibi olan yapısı bu maddelerin
kolaylıkla daha aşağılara geçmesine engel olur. Bu engel ancak yüksek konsantrasyondaki
asitler ve bu gibi maddeler tarafından yıkılabilir. Hafif asitler, alkaliler, su ve bunlardan
eriyen cisimler keratin engelini aşamaz.
1.4.2. Absorbsiyon Görevi
Birçok engel nedeniyle ciltten absorbsiyon (emilim) son derece zordur. Ancak su ve
yağ karışımında eriyen maddeler ciltten bir miktar geçebilir. Kremler cildin bu özelliği
doğrultusunda hazırlanmaktadır. İstenilen kozmetik tesirin yaratılmasında cildin bu
geçirgenliği kafi gelmektedir.
1.4.3. Depo Görevi
Cildin yağ tabakası, cildin kalori deposudur. Gıda yetersizliği durumunda rezerve
olarak göreve her zaman hazırdır.
1.4.4. Duyu Organı
Dış tesirlere (dokunma, basınç, sıcak, soğuk, ayrı, kaşıntı, karıncalanma, uyuşma) gibi
çeşitli durumlar alır. Cilt üst tabakalarındaki sinir sistemi ile durumu merkezi sinir sisteme
ileterek uygun tedbirin alınmasına imkan verir.
1.4.5. Diğer Görevler
D–2 vitamini deride yapılır.
Organizmada ortaya çıkan statik elektrik dış ortama deri ile aktarılır.
Bütün bunların üstünde organizmanın bütünüyle beden ve ruh olarak güzel görünmesi
ve toplum içinde kabul edilmesinde derinin rolü çok büyüktür.
1.5. Deri Hastalıkları
Makyajın bir amacı da ciltteki ufak kusurları saklamaktır. Bir kozmetisyen, farklı
kusurları, sebepleri ve tedavileri konusunda bilgi sahibi olması gereklidir. Kolaylıkla
örtülebilecek kusurlar, yanlış uygulanan bakımlar ve tıbbi tedavi gerektiren kusurlar
arasındaki farkı ayırt edebilmelidir.
Ciltteki bozukluklar; kalıtımsal bozukluklar, derinin anormal çalışması,
mikroorganizmaların enfeksiyonu ya da kimyasal veya fiziksel travma, güneş gibi dış
etkenlerin zararı nedeniyle olabilir. Bir kişiyi, belirli bir zamanda, belirli bir hastalık ya da
duruma karşı daha hassas yapan eğilimci ya da katılımcı bir faktör olabilir. Örneğin, kesik ya
da sıyrıklar bakterinin cilde girmesinde; çıban ya da impetigo oluşmasında eğilimci faktörlerdir.
Ergenlik döneminde sebum salgılanmasının artması, etkenlerin çoğalmasına sebep
olan katılımcı faktördür. Görülebilecek çeşitli kusurlar ya da lezyonlar aşağıda şekilde gösterilmiştir.
Şekil 1.20: Lezyon çeşitleri
1.5.1. Lezyon Çeşitleri
 Derideki Leke: Cilt yüzeyinde görülebilen ancak hissedilemeyen küçük
anormal renkli bölge, (örneğin: çil) deri yüzeyinden ya daha açık ya da daha
koyu renktedir.
 Papül: Sivilceli kabarcık, daha sonra püstüle dönüşebilen, deri üzerindeki
küçük kabarık sert bölge.
 Püstül: İçinde iltihap toplanan, üst derideki görülebilir kabarık bölge.
 Vezikül: Kan plazmasına benzeyen açık renkli sıvı olan iltihap içeren, iz
bırakmadan kaybolan deri yüzeyindeki ufak kabarcık
 Bül: 0.5 cm.lik bir su toplanmasıdır. Vezikül benzer ancak daha büyüktür.
 Nodul ya da Kist: Ufak yuvarlak şişlik, deri yüzeyinin hem altında hem de
üstünde yer alır.
 Tümör: Nodülden daha büyük derideki şişkinlik. Sert ya da yumuşak doku içerir.
 Morluk: Alt derideki kan damarlarının zarar görmesi nedeniyle, kan tarafından
derinin renginin değiştiği bölge.
 Pullanma: Kolaylıkla ayrılan keratin parçaları. Örneğin; kuru ciltteki pullar
veya sedef hastalığı.
 Fissürler: Alt deriye uzanan üst derideki çatlaklar.
 Kabuk: Bir lezyondaki sıvının kuruması ile oluşur. Örneğin; iltihap, bal renkli
kabuk, kan ise kahverengi bir kabuk oluşturur.
 Ülser: Hem alt hem de üst derideki açık yara. İyileşince iz kalır.
 Nebde (yara izi): Bir yaranın iyileşmesi sırasında oluşan bağ doku.
 Keloid: Kalojen dokusunun aşırı büyümesinin sebep olduğu leke. Daha çok
siyah deride görülür.
1.5.2. Diğer Deri Hastalıkları ve Özellikleri
Eritemler, (derideki kırmızı bölgeler) alt derideki kılcal kan damarlarının genleşmesi
ile oluşur. Siyah deride kolayca fark edilmez, deriden daha koyu renkte, koyu-mor bölgeler
olarak açığa çıkar.
Hiperaemia: Bir bölgeye fazla kan gitmesi. Genelde eritemle sonuçlanır.
Sızıntı: Deride çatlak olan bir bölgeden sürekli su gelmesi.
Ödem: Sıvı toplanmasına bağlı olarak dokuların şişmesi.
İltihap: Deri dokusunun iltihabı derideki enfeksiyonlu bölgeye fazla kan gitmesine
bağlıdır, genellikle kızarıklık, şişlik, ağrı ve sıcaklık hissi ile birlikte görülür. Kan damarları
genleşir, bölgede eriteme neden olur ve ısı yükselir. Beyaz hücreler içeri giren bakteriyle
savaşır, ancak bir kısmı bakterilerle birlikte ölür. Bir irin bölgesi oluşur, irin daha sonra
bölgeden çıkartılır. Üst deri hücreleri deri yüzeyini onarmak için çoğalırlar, ancak alt deri
zarar görmüşse leke kalır.
1.6. Bakterilerin Neden Olduğu Deri Enfeksiyonları
Bakteriler küçük, tek hücreli organizmalardır. Mikroskopla görülebilirler ve
şekillerine göre gruplandırılırlar. “Cocci”ler küçük yuvarlak bakterilerdir, demetler halinde
(stafilokok) ya da zincirleme (streptokok) halinde bulunurlar. Cilt yüzeyinde pek çok bakteri
yaşar ancak bunların çoğu zararsızdır ya da patojenik (hastalık oluşturan türde) değildir. Deri
de enfeksiyonlarından sorumlu, hastalık oluşturan patojenler streptokok ve stafilokoklardır,
derinin açık bir yerinden ya da kıl köklerden girerek hastalığa sebep olabilirler. Derinin en
yaygın bakteriyel enfeksiyonları çıbanlar, kızılyaralar ve impetigo’dur.
1.6.1. Çıbanlar
Stafilokok enfeksiyonuna bağlı olarak kıl kökünde oluşan derin çıbanlardır. İltihaplı
papil olarak başlar, hızla büyüyerek ağrılı püstül oluşturur. İrin daha sonra çıbanın başından
alınır. İrinin alınması bir oyuk oluşturur, bu da leke bırakarak iyileşir. Eğilim oluşturan
faktörler; genel sağlığın kötü olması, şeker hastalığı gibi kronik hastalıklar ve ciltte
sürtünme, özellikle ensede giysinin yakasının baskı yapmasıdır. Çıbanlar sık sık o bölgeyi
sıcak tutarak tedavi edilebilir. Enfeksiyonlu bölge ellenmemeli, makyaj malzemesi kullanılmamalıdır.
Resim 1.2: Çıban
1.6.2. İmpetigo
Deri yüzeyine hızla yayılan bakteriyel bir enfeksiyondur. Stafilokok ve streptokokların
her ikisi de birliktedir. Enfeksiyon kırmızı leke şeklinde başlar, hızla “serum” içeren
kabarcıklar oluşur. Bunlar daha sonra tipik bal renkli kabuklara dönüşür. Deride ıslak, pembe
bir bölge bırakarak kabuklar dökülür. Daha çok çocuklarda görülür ve bulaşıcıdır. Burun ve
ağız çevresindeki bölgeler daha fazla etkilenir, tıbbi tedavi gerektirir ve tedavi için genellikle
antibiyotikli kremler kullanılır
.Resim 1.3: İmpetigo (cilt renginde açıklık)
1.6.3. Apse
Cildin kızarıp iltihaplanmasıdır. Aynı zamanda doku boşluklarında cerahat olarak
bilinmektedir. Bakteriler sebep olur. Bunları sıkmamak gerekir. Aşırı derecede
fırçalanmaması gerekir. Apsenin baş vermesi için sıcak kompres yapılabilir. Arkasından ucu
yakılmış sterile edilmiş bir iğne ile delinip usulca bastırılıp iltihap akması sağlanır. Sonra
üzerine merhem sürülür.
Resim 1.4: Apse
1.7. Virüslerin Sebep Olduğu Cilt Enfeksiyonları
Virüsler, bakterilerden çok daha küçüktür ve sadece elektron mikroskobu ile
görülebilirler. Canlı hücreler içinde çoğalırlar, hücre duvarlarını yıkarak serbest kalır ve bir
başka hücreye hücum ederler. Üst derinin yüzey tabakaları ölü doku ile kaplı olduğundan,
virüsler bu bölgelerde yaşayamaz. Uzun bir süre üst deri altında barınırlar (örneğin; ciltteki
sürekli yaralara sebep olan virüs). Virüslerin sebep olduğu cilt enfeksiyonları “cold sores”
(uçuklar), “shingles” ( deri üzerinde yaygın küçük iltihaplı vezüküller), ve siğillerdir.
1.7.1. Siğiller
Üst deride dokuların oluşturduğu tabakada bulunan bir virüs enfeksiyonu. Spinoz
tabakada hücre sayısında hızlı bir artışa sebep olur ve deri yüzeyinde kabartılı bir siğil oluşturur.
Anormal keratinleşme mevcuttur, hücre çekirdekleri dışarı çıkamaz ve tanecikli tabaka
yok olur. Siğiller genellikle tedavi gerektirmeden iyileşebilirler, ancak bulaşıcıdırlar.
Kozmetisyen müşterinin cildindeki siğillere dokunmamalıdır. Kozmetisyenin elinde
bulunabilecek siğiller tıbbi müdahale ile alınmalıdır. Yüzey siğilleri, yaygın siğiller, taban
siğiller gibi çeşitli siğil tipleri vardır. Yüzey siğilleri ufak, et-renginde üstü düz, deri
yüzeyinde çıkıntılı siğillerdir ve genellikle ellerde, dizlerde ve çocukların yüzlerinde
bulunurlar. Yaygın siğiller, daha büyük, pütürlü yüzeylidirler, genellikle çocukların ve genç
yetişkinlerin ellerinde ve yüzlerinde bulunurlar. Taban siğilleri, ayak tabanında oluşur
ağrılıdır, bir dermatolog tarafından tedavi edilmelidirler.
Resim 1.5: Siğil
1.7.2. Herpes Simplex (soğuk yara) (uçuk)
Soğuk yara üst deri altında bulunan bir virüsün sebep olduğu sürekli tekrarlanan bir
yaradır. Enfeksiyon genellikle çocukluk döneminde alınır ve uzun süre deride kalır.
Belirtileri; bunalım, soğuk algınlığı, aşırı yorgunluk veya güneş ve rüzgârla aşırı temas
sırasında görülür. Rahatsız edici, kaşıntılı, kızarık bir Vezikül olarak başlar, kabuk bağlar ve
yaradan bir sıvı sızar. Özel bir tedavisi yoktur. İspirto losyonu uygulaması fayda sağlayabilir.
Genelde uçuk birkaç günde iyileşir. İkinci bir bakteriyel enfeksiyonu önlemek için antiseptik
losyonlar uygulanabilir. Uçuk geçene kadar o bölgeye kozmetik kullanılmamalıdır.
Resim 1.6: Uçuk
1.7.3. Herpes Zoster (Zona)
Deriyi kabarcıklarla kuşatan bir sinir hastalığı. Ağrılı şikayetlere sebep olan virüsün,
su çiçeği virüsünün sebep olduğu çocukluk enfeksiyonunu takiben vücutta kaldığı
bilinmektedir. Orta yaşlarda ve yaşlılıkta daha yaygındır. Başlangıçta kaşıntı ve deride
eritem görülür. Veziküller duyu sinirlerini takip ederek artar, bazen de yüzdeki duyu
sinirlerine kadar ulaşır. Veziküller patlamadan kurur, kabuk oluşur, kabuk yaklaşık iki
haftada yavaş yavaş iyileşir. Ağrı birkaç ay devam edebilir. Şiddetli vakalarda, ikinci bir
bakteriyel enfeksiyona bağlı olarak püstüller oluşabilir ve yara izi kalabilir. Tıbbi tedavi
gerektiren bu hastalık sırasında bölgeye makyaj yapılmamalıdır.
Resim 1.7: Zona
1.7.4. Mantar Enfeksiyonları
Deriye giren mantar, halka şeklinde cilt üzerinde oluşan pek çok hastalık türüne sebep
olur. “Miselyum” adı verilen ince mantar liflerinden oluşur. Lifler, keratin parçalayıcı bir
enzim içeren sindirim sıvısı salgılarlar. Böylece mantarlar beslenmek için keratin kullanırlar
ve üst deriye, kıl veya tırnaklara hücum ederler, canlı dokulara giremezler. Derinin, yüz
derisi de dahil olmak üzere herhangi bir bölgesinde etkili olabilirler.
1.7.5. Ringworm (Halka şeklinde çıkan bir tür mantar hastalığı)
Gövde, yüz, kol ve bacaklarda görülür. Halka şeklinde pullu lezyonladır, yayılarak
genişler, ortadan başlayarak iyileşir ve halka şeklinde bir leke bırakırlar.
Papil ve püstül oluşabilir. Tıbbi tedavi şarttır. Hastalığın varlığından şüphelenilirse
kozmetik uygulanmamalıdır. Tedavi ağız yoluyla alınan ilaçlarla yapılır.
Resim 1.8: Ringworm
1.7.6. Yağ Bezi Hastalıkları
Yağ bezlerini etkileyen hastalıklar, bezlerin normalden az ya da çok çalışmasına ya da
cilt yağı ve keratin pullarının olası bir bakteriyel enfeksiyon ile kıl köklerinde kalmasına bağlı olabilir.
1.7.7. Asteatosis
Yağ bezlerinin normalden az çalışması ile oluşan bir deri hastalığı. Genellikle yaşlılık
ve ya hipotiroidizm ( tiroit bezi hormonun az salgılanması) gibi, bir başka bozukluk ile
birlikte görülür. Deri pul pul ve kurudur, özellikle soğuk havada kaşıntı ve çatlamalar olur.
1.7.8. Sebore
Derinin belirli bölgelerinde sebum’un (cilt yağı) normalden fazla salgılanmasıdır. Yağ
bezlerinin fazla çalışması yaygın bir şikayet konusudur. Yüzde burun delikleri çevresindeki
kıl foliküllerinin açıkları
Sebum ve keratin pulları ile dolar. Sebum salgılanması hormonlar tarafından kontrol
edilir, aşırı yağ salgılanmasının nedeni ergenlik dönemindeki hormon değişikliğidir, bu da
adölesan (ergenlik) döneminde akne oluşumuna zemin hazırlayan bir unsurdur. Cilt, yağsız
temizleyiciler kullanılarak sık sık ve doğru olarak temizlenmelidir. Gözenekleri
tıkayabilecek yağlı kremler, pudralar kullanılmamalıdır.
1.7.9. Komendonlar (Siyah Noktalar)
Sebum ya da keratin pulunun ciltte yağ folikülünün içini doldurması ile oluşurlar.
Kirden çok, havanın oksidasyonu nedeniyle ucu koyu renktir. Eğer yağ folikülü iltihaplanırsa
akne oluşabilir, iltihaplanmazsa siyah noktalar sıkılarak dışarıya çıkarılabilir. Ancak sıkılma
sırasında bloke olmuş tıkacın bir kısmının folikülün içine doğru itilme tehlikesi vardır, bu
durumda enfeksiyon olabilir ve ciltte iz kalır. Açık komedon resminde görülen siyah noktalardır.
1.7.10. Akne Vulgaris (Kapalı komedon)
Akne Vulgaris, kıl folikülü ve buna bağlı yağ bezlerinin kronik, inflamatuvar
(iltihaplı) hastalığıdır. Başlıca adölesan çağda görülmekle beraber her yaşta olabilir.
İnsanların hemen hepsinde yaşamı boyunca az veya çok sayıda akne vulgaris lezyonu ortaya
çıkar. Aylarca-yıllarca sürdükten sonra kendiliğinden geriler. Bazen orta yaş veya üzerine
kadar devam edebilir. En sık yerleşim yeri yüzdür. Oluşumunda androjen hormonlar, yağ
bezi salgısı (sebum), foliküldeki mikrobiyal kolonizasyon ve folikül keratinizasyonunda
bozulma ortak rol oynar. Gıdaların akne vulgariste başlatıcı veya şiddetlendiriri rolü
bulunmamaktadır. Androjenler, sebase glandı stimule ederek sebum üretimini artırır. Aşırı
keratin sentezi ve sebum birikmesi kıl folikülü kanalında tıkanmaya yol açar. Küçük bir
folikül ağzının arkasında genişleyen tıkaç klinik olarak soluk, hafif kabarık, toplu iğne başı
boyutunda, kirli beyaz papül şeklinde görülür ve kapalı komedon olarak adlandırılır.
Genellikle aynı hastada, resimdeki olgunun çene bölgesinde görüldüğü gibi çok sayıda
kapalı komedon olur. Bazen, deriye zımpara kağıdı görüntüsü verecek kadar yoğun
komedonlar bulunabilir. İki mm’den büyük lezyonlar (makrokomedon) da görülebilir.
Resim 1.9: Akne vulgaris
1.7.11. Akne Vulgaris (Açık komedon)
Açık komedon yassı, hafif kabarık, merkezi siyah noktalar şeklinde görülür. Siyah
rengi keratin ve yağ oksidasyonuna bağlıdır. Lezyonlar zamanla genişleyebilir. Kapalı
komedonlar (inflamatuvar) iltihaplı olan akne lezyonlarının öncüsü olarak kabul edilir. En
sık yüz, göğüs ve sırtta yerleşir. Çene, alın, yanaklar ve başta olmak üzere yüzün her yerinde
lezyon olabilir. Dış kulakta da zaman zaman komendonlara ve diğer akne elemanlarına
rastlanabilir. Resimde yüzde çok sayıda açık komedon görülmektedir. Küçük yaşlarda
komedonlar daha sık görülür. Akne vulgaris tedavisi o anda var olan lezyonlara göre değişir.
Bazen aylarca hatta yıllarca sürebileceğinden hasta uyumu çok önemlidir. Tretinoin,
adapalen ve benzoil peroksit komendonlara yönelik kullanılan tropikal ilaçlardır.
Komedonları sıkmak deride kalıcı izlere neden olabilir. Sadece komedonlar ile seyreden
hastalarda genellikle sistemik tedavi gerekmez.
Resim 1.10: Akne Vulgaris
1.7.12. Steatom (Yağlı kist)
Sebumun cilt altında tutulup, toplanması sonucu yağlı ur ya da kist adı verilen ufak bir
nodul oluşur. Şekli bir bezelye tanesi ile bir yumurta büyüklüğü arasında değişir. Kistler
daha çok koltuk altı, yüzde ve başta yağ bezleri olan bölümlerde oluşur. Bazı kistlerin ucu
biraz açıktır, buradan kistte bulunan ekşi kokulu yağlı madde sıkılıp çıkartılabilir. Açık
olmayan kistler, tıbbi gözetimle lokal anestezi ile yarılarak çıkartılabilir ancak zararsız
oldukları için çok büyük olmadıkça ya da uygunsuz bir yerde bulunmadıkça
dokunulmayabilir. Normal kozmetik işlem uygulanabilir.
Resim 1.11: Yağlı kist
1.7.13. Milia (Beyaz yağ bezleri)
Kıl köklerinin ağzında görülen keratin ve sebumun oluşturduğu, küçük, sert, beyaz
renkteki kistlerdir. Üst deri kisti örttüğü için açıklık yoktur. Zararsızdır. Ancak ciltte,
özellikle kuru cilde sahip olan kişilerde gözler çevresinde bulunur. Bir doktor ya da bir
güzellik uzmanı tarafından sterilize edilmiş iğne kullanarak çıkarılabilir.
Resim 1.12: Milia
1.7.14. Rozase (Akne rozase)
Genellikle orta yaş ve üstündeki kadınlarda ve açık tenlilerde sık görülmekte olup,
erkeklerde daha nadir görülür. Ergenlik döneminde geçirilmiş şiddetli akne vulgaris ile
rozasenin ortaya çıkması arasında da bağlantı yoktur. Başlıca burun, yanaklar, alın ve çenede
görülür. Yüzde sıcaklık ve yanma hissine yol açabilir. Komedon, kist ve sikatris (kuruma)
olmaması, boyun ve gövdeyi çok nadir tutması akne vulgaristen en önemli farklarıdır.
Popüler lejyonlar da akne vulgaristen farklı olarak hassas değildir.
Resim 1.13: Akne rozase
1.7.15. Rinofima
Bu hastalık genellikle yaşlı erkeklerde görülmesine rağmen nadiren kadınlarda da
görülebilir. Burun düzensiz bir şekilde büyür ve deliklerin belirginleşmesiyle pürtüklü bir hal
alır. Burunda leylak veya açık kırmızı renk değişiklikleri ve belirgin telanjiektatik damarlar görülür.
Resim 1.14: Rinofima
1.8. Ter Bezi Hastalıkları
En sık rastlanan aşırı terlemedir. Özellikle ayaklarda ve koltuk altında kötü kokuya ve
giysilerin ıslanmasına neden olur. Eğer bu durum, Kozmetisyenin tavsiyesi ile ve aşağıda
önerilen metotlarla kontrol edilemezse tıbbi yardıma ihtiyaç vardır.
1.8.1. Hiperidrosis (Aşırı Terleme)
Aşırı terleme genellikle, sayıca çok fazla ter bezi bulunan eller, ayaklar ve koltuk altı
bölgeleri ile sınırlıdır. Nedeni doğuştan olabilir ancak genellikle psikolojik bir soruna
bağlıdır. Çünkü ter bezleri sinir sisteminin kontrolü altındadır. Sık banyo yapılmalı, astrenjen
ve talk pudrası kullanılmalıdır. Alüminyum klorhidrad gibi astrenjen içeren, terlemeyi
önleyici maddeler ile koltuk altı terlemesi kontrol altına alınabilir. Bunlar antiseptik özelliği
olan, deodorantlarla formüle edilmiştir (örneğin: heksaklorojen veya setrimid). Bu maddeler
teri bozarak kokuya sebep olan bakterilerin çoğalmasını önler.
1.8.2. İsilik (Miliaria rubra)
Ter bezi kanallarının tıkanması sonucu toplanan terin deri yüzeyinde küçük veziküller
oluşturmasıdır. İsiliğin belirtileri deride kaşınma, küçük kırmızımsı veziküller ve ter
bezlerinin iltihaplanmasıdır. Özellikle tropikal iklim koşullarında aşırı sıcak nedeniyle veya
ter kanallarının keratin tarafından tıkanması sonucu oluşurlar. Sık banyo yapılarak, astrenjen
ve talk pudrası kullanarak tedavi edilebilirler.
Resim 1.15: İsilik
1.9. Pigmentasyon Hastalıkları
Pigmentlere bağlı rahatsızlıklar genellikle sıkıntı ve utanma duygusuna sebep olurlar.
Ancak pek çok vakada, özellikle bu kusur cilt ile aynı düzeyde ise kozmetiklerle kolayca
kamufle (kapatma) edilebilir. Benler bir güzellik unsuru olarak ön plana çıkarılabilir.
1.9.1. Çiller
Çiller, üst deride bulunan çok aktif bir grup melanosittin oluşturduğu küçük
kahverengi lekelerdir. İlk olarak açık tenli, sarışın ya da kızıl saçlı çocuklarda yaklaşık 5
yaşında ortaya çıkarlar. Güneş ışığındaki UV ışınlarına aşırı maruz kalınınca çillerdeki
melanin koyulaşır ve çiller daha geniş, kahverengi yamalar şeklinde genişleyebilirler. Çilli
deri güneşte çabuk yanar. Bu nedenle güneş ışığından kaçınılması ya da koruyucu güneş
kremleri kullanılması tavsiye edilir. Çiller kış aylarında sönmeye yüz tutarlar. Kozmetik
kamuflaj ile kapatılabilirler.
Resim 1.16: Çil
1.9.2. Lentijinler (kahverengi lekeler)
Lentigo, ciltte doğuştan olan, çilden daha büyük kahverengi bir lekedir. Çiller gibi
aşırı güneş ışığı ile temasta koyulaşmaz. Yaşlılık nedeniyle oluşan lentijinler elde ve yüzde
bulunan kahverengi lekelerdir. Güneş ışığında artarlar, koruyucu güneş kremleri yararlı
olabilir. Kozmetik kamuflaj, kusurları kapatmak için kullanılabilir.
Resim 1.17: Lentijinler
1.9.3. Kloasma
Hamilelik veya gebeliği önleyici ilaçların kullanımı sonucu yüz ve diğer deri
bölgelerinde oluşan sınırları belli, kahverengi bölgelerle belirgin pigment artışıdır. Melanin
üretiminin dişilik hormonu östrojen ile artmasına bağlı olarak meydana gelir. Yüzde
özellikle gözler etrafı, kaşın altındaki tüylü bölgelerdir. Yüzdeki kahverengi lekeler
kozmetik kamuflaj ile kapatılabilir. Hamilelik sona erdiğinde ya da gebeliği önleyici ilaçlar
bırakıldığında aşırı koyu renk kaybolabilir.
Resim 1.18: Kloasma
1.9.4. Vitiligo (Lökoderma)
Ciltte renksiz, beyaz lekeler oluşmasıdır. Melanositlerin yok olmasına bağlı olarak
cildin belirli bölgelerinde oluşan lekelerdir. Koyu renk ciltlerde daha belirgindir. Normal
renkli ciltlerde kozmetik kamuflajla kapatılabilir. Beyaz tenli kişiler güneş banyosundan
kaçınmalıdır. Çünkü beyaz lekeler daha belirginleşir ve ciltte 2 zıt renk oluşur.
Resim 1.19: Vitiligo
1.9.5. Albinizm
Doğuştan oluşan bir hastalıktır. Melanositler mevcuttur ancak melanin üretemezler.
Vücutta pigment bulunmaz ve bu hastalığı olan kişiler açık tenli, sarışındır ve göz bebeği
etrafındaki halka renksizdir.
Resim 1.20: Albinizm
1.9.6. Hamartom
Kalıcı olarak genişlemiş kılcal damarlı bölgelerde bulunan damarlardan doğan
lezyonlardır. Lezyonlar porto şarabı lekesi, çilek lekesi ve örümcek şeklindeki lekelerdir.
1.9.7. Porto Şarabı Lekesi
Düz, kırmızı ya da mor renkte, geniş, kılcal damarların kalıcı genişlemesi sonucu
oluşan genellikle yüzün bir yarısını kaplayan lekelerdir. Genellikle doğuştan vardır ve ömür
boyu kalır. Kusur kozmetik kamuflaj ile kapatılabilir. Lazer tedavisi yoluyla dermatolojik
tedavi mümkündür.
Resim 1.21: Porto şarabı lekesi
1.9.8. Çilek Lekesi
Küçük, parlak kırmızı kılcal damar lekesidir. Doğuştan ya da doğumu takiben birkaç
hafta içinde görülebilir. Yumuşak ve kabarıktır, birkaç lop bulunabilir, alt deride kılcal
damarların artmasına bağlı olarak belirir. Leke ilk birkaç yılda biraz büyüyebilir. En çok 5
yaşında kaybolur, 10 yaşına kadar yerini normal deriye bırakır. Hiçbir tedavi gerektirmez.
Resim 1.22: Çilek lekesi
1.9.9. Örümcek Telanjiektazi (Işınsal kolları olan Telanjiektazi)
Bir merkezden örümcek ayakları şeklinde yayılan, kılcal damarlardaki genişlemedir.
Örümcek östrojenler olarak bilinir. Karaciğer hastalıkları ya da hamilelik gibi durumlarda
östrojen seviyesi yükseldiği zaman artış görülebilir. Merkez bölgesi yakılarak yok edilebilir.
Kozmetik kamuflajda yeşil düzeltici krem kullanılır.
Resim 1.23: Örümcek telanjiektazi
1.9.10. Kılcal Damarların Çatlaması (Telanjiektazi)
Çatlak damarlar olarak da bilinir. Ufak lezyonlar, daha çok kılcal damarların çatlaması
değil, kalıcı genişlemesinin sonucunda oluşur. Kuru, hassas ya da bakımsız ciltlerde görülür.
Yaşlandıkça sayıları artar. Aşırı makyaj ve sıcaktan kaçınılmalıdır. Yeşil düzeltici krem ile
kamufle edilebilir.
Resim 1.24: Kılcal damar çatlaması
1.9.11. Benler (Melanosittik ben ya da melanom)
Benler, alt deride bulunan melanositlere bağlı olarak hücre toplanması ile oluşurlar.
Doğuştan var olabilirler veya doğuştan ciltte var olan hücrelerin daha sonra büyümesiyle
oluşabilirler. Deri yüzeyinden hafifçe kabarık, ten renginde, kahverengi veya siyah üstü düz
şişliklerdir. Bende çıkan kıllar çekilip koparılmamalıdır, steril bir makas kullanarak
kesilmelidir. Benler, istenmeyen bir yerde ise, ameliyatla alınabilirler. Ancak oynandığı
takdirde deri kanserine sebep olunabileceği şeklinde genel bir kanı vardır. Eğer ben
çevresinde renk değişimi veya anormal büyüme görülürse, doktora başvurulmalıdır. Normal
kozmetik işlem uygulanabilir.
Resim 1.25: Ben
1.9.12. Malign Melanom
Malign melanom benlerden veya derinin melanositlerinden köken alır. Erken
dönemlerde kolayca tedavi edilebilir ve yaşamı tehdit edici olmaz. Ancak daha sonraları
malign melanom metastoz yaptığında tedavi başarısız kalabilir.
Küçük kahverengi-siyah veya büyük çok renkli yama tarzında düzensiz sınırlı
lezyonlardır. Üstleri kabuklaşabilir ve kanayabilir. O nedenle benlerle fazla oynamamak
gerekir. Benlerde anormal büyüme ve değişimler varsa doktora gidilmelidir.
Resim 1.26: Malign melanom
1.9.13. Hiperpigmentasyon
Derinin melanin pigmentasyonundaki artıştır. MSH (melonasit stimulen hormon),
ACTH (adrenokortikotropik hormon) ve over (üreme) hormonları direkt olarak pigmentojen
etkilerdir. Birçok endokrin ve metabolik hastalıklara genel bütün vücutta yaygın ya da parça
parça Hiperpigmentasyon görülür. Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi.
Resim 1.27: Hiperpigmentasyon
1.9.14. Hipo ve Depigmentasyon
Derinin melanin pigmentasyonunun azalması ya da kaybolmasıdır. Bu doğuşsal ya da
edinsel (sonradan) olabildiği gibi kalıtımsal bir takım faktörlerin etkisi ile yaşamın herhangi
bir devresinde oluşabilir. Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi.
Resim 1.28: Hipo pigmentasyon
1.10. Anormal Büyümeye Bağlı Hastalıklar
1.10.1. Sedef Hastalığı
Sedef, kalıtımsal bir hastalıktır ve genellikle aynı ailenin pek çok bireyini etkiler. Oval
ya da yuvarlak şekilli, sedef renkli lekelerdir. Normal üst deri pullarından daha kalın ve daha
geniştirler. Bölgedeki deri kılcal damarları sayısında ve büyüklüklerindeki artışa bağlı olarak
alttaki deri kırmızımsıdır. Eğer pullar çıkarılırsa ufak, kanayan benekler oluşur. Sulanma ya
da vezikül oluşmaz. Biraz kaşıntı olabilir. Vücudun her yerinde görülebilir ancak daha çok
göz, kafa derisi, dizler ve dirseklerde rastlanır. Tırnaklarda küçük çukurlar oluşabilir.
Sedef hastalığı bozuk keratinleşmeye bağlıdır. Hücre çekirdeği pulda mevcuttur, alt
tabakada hücre bölünmesinde artış vardır. Lekeler, güneşteki UV ışınlarına bağlı olarak
özellikle yaz aylarında geçebilir ancak sıkıntı ve sinirsel kökenli bir hastalık sırasında
artabilirler. Doktor tavsiyesi gereklidir. Eskiden pullar, kömür katranı ve salisilik asit
merhemi kullanarak çıkartılırlardı. Son zamanlarda UV ışın tedavisi, A vitamini ve ile tedavi
edilmektedir. Enfeksiyon söz konusu olmadığı için normal kozmetik işlem yapılabilir.
Resim 1.29: Sedef
1.10.2. Aşırı Kıllanma (Hiperikosis ve Hirsuitizm)
Aşırı kıllanma, normal olarak ayva tüylerinin bulunduğu bölgelerde terminal kılların
artmasıdır. Hormon dengesizliği ya da kalıtıma bağlı bir nedenle olabilir, ancak genelde
nedeni bilinmez. Kadınlarda, menopoz döneminde hormonal değişikliklere bağlı olarak ya
da belirli bir ilacın yan etkisiyle yüz kıllarında artış görülebilir. Kadınların yüzünde,
erkeklerde olduğu gibi belirli bölgelerdeki kıllanmaya “hirsutizm” adı verilir.
Eğer kıllanma azsa, koyu renk kılların rengi açılabilir. Renk açma işlemi ile genellikle
kıllar zayıflatılıp yok edilebilir. Kimyasal tüy dökücüler cilde dikkatle uygulanmalıdır çünkü
yüz derisi hassastır. Üretici firmanın kullanma talimatlarına dikkatle uyulmalıdır. Balmumu
kullanılabilir ya da tek tüyler çekilip kopartılabilir. Tüyleri yok etmek için diyatermi
(Elektroliz) gibi kalıcı metotlar da vardır. Ancak bu metotlar deneyimli, eğitimli kişiler
tarafından uygulanmalıdır, aksi halde leke kalma tehlikesi vardır.
Resim 1.30: Hirsuitizm
1.10.3. Alerjiler
Alerji, çoğu insanı etkilemeyen bir maddeye, karşı her hangi bir kişinin aşırı
duyarlılığı ya da anormal reaksiyonudur. Reaksiyona neden olan maddeye alerjen adı verilir.
Alerjiye neden olan maddeler penisilin gibi ilaçlar ya da yumurta, çilek gibi yiyeceklerdir.
Solunum yoluyla da alınabilir örneğin, saman nezlesine neden olan tozlar, hapşırma ya da
gözlerin sulanmasına neden olan kedi tüyü, evde bulunan parazitler (mite) gibi.
Alerjinin nedenini belirlemek için bir doktora başvurmak gerekir. Kozmetikçileri en
çok ilgilendiren, cilde temas yoluyla bulaşan alerjiye sebep olan maddelerdir. Dış alerjenler
bulaşıcı egzama ya da Alerjik dermatite neden olurlar. Dermatit, cildin iltihaplanması,
egzama, deride eritem, sulanma, su toplanması, şişme ve pullanma gibi doku reaksiyonları
anlamındadır. Ancak bu iki terim genellikle birbiri yerine kullanılır.
Yüzeysel kimyasal tahrişe neden olan maddeler, cilde ilk temasta iltihaplanmaya
neden oluyorlarsa birincil tahriş ediciler olarak adlandırılır. Tahribat temas olunan bölgeyle
sınırlıdır. Kuvvetli asit, alkali gibi yakıcı sıvılar birincil derecede tahriş edici maddelerdir.
Bazı deterjanlar da belirli sürede sürekli temas ile dermatite yol açabilir.
Kimyasal bir madde daha önceki temas sırasında bu maddeye alerjik kişilerde
iltihaplanmaya neden oluyorsa ikincil derecede tahriş edici ya da duyarlaştırıcıdır. Bu
durumda reaksiyon temas bölgesinde sınırlı kalmaz, herhangi bir bölgeyi etkileyebilir. İlk
temas sırasında duyarlaştırıcı gözle görülür bir tahribat yapmayabilir ancak kanda antikorlar
oluşturur. Maddeyle ikinci kez temas edildiğinde bu antikorlar reaksiyon gösterirler. Böylece
vücut, bu maddeye karşı hassaslaşır. Bu durumda maddeyle tekrar temas edilmemeli ya da
çok az oranda kullanmalıdır. Alerjene reaksiyon eritem (kızarıklık) oluşturabilir veya sulu,
şiş veziküller oluşabilir. Bu durumda bir doktora başvurulmalıdır.
Kozmetiklerin üretiminde kullanılan ve dermatite neden olabilecek maddeler
şunlardır: Kirpik boyalarında kullanılan lanolin, paratoluendiamin, ojelerde kullanılan
formaldehit reçineler, parfümlerde kullanılan bergamot, sedar ve lavanta. Duyarlaştırıcı diğer
maddeler penisilin, böcek sokmaları tedavisinde kullanılan antihistaminli kremler, mücevher
veya çuha çiçeği gibi bazı bitkilerde bulunan nikel ve krom gibi maddelerdir.
Alerji olasılığı düşük kozmetikler kullanılmalıdır. Bunların yapımında lanolin,
formaldehit reçine ve eosin (bir ruj boyası) kullanılmaz. Farklı insanlar farklı şeylere duyarlı
olduğu için hiç alerji yapmayan ürünlerin üretimi mümkün değildir. Alerji olasılığı düşük
ürünler genellikle parfüm ve koruyucu içermezler ve renk maddesi azaltılır.
Resim 1.31: Alerji
1.10.4. Egzama
Kaşınma, sulanma ve kabuk bağlama gibi belirtilerle kendini gösteren bir hastalıktır.
Bir çeşit deri iltihaplanmasıdır. Deride devamlı kaşınma, sulanma ve kabuk bağlama gibi
belirtilerle kendini gösteren bir hastalıktır. Deride devamlı kabarcıklar oluşur. Vitaminsizlik
nedeni ile yanma gücü azalarak uzun süre devam edebilir. Birçok çeşitleri olan bir
hastalıktır. Bunlardan biri mayasıldır. Tedavisi zordur.
Resim 1.32: Egzama
1.10.5. Ürtiker
Ürtiker derinin bir alerjene ya da kabartılar oluşturan fazla ovmaya karşı gösterdiği
kısa süreli reaksiyonudur. Deride şişme, kaşıntı olabilir. Beyaz kabartı ve etrafında kırmızı
bir bölge oluşabilir. Çok yaygındır. Hayatı boyunca en az bir kere Ürtiker ( kaşıntı ) atağı
geçirmeyen çok az kişi vardır. Ürtiker lezyonları kısa süreli olmasına rağmen bazen Ürtiker
lezyonlar günlerce kalır ve kahverengimsi bir iz bırakır. Bu ürtiker tipi küçük kan
damarlarının tutulumuna bağlıdır ve ürtikeryal vaskülit olarak bilinir.
Resim 1.33: Ürtiker
1.11. Cildi Koruyan Fizyolojik Parametreler
1.11.1. Asit Manto (Cildin Asit Koruyucu Mantosu)
Cildin üzerindeki terin buharlaşması sırasında geriye kalan yağ asitleri, diğer asitler ve
suda çözünen kimyasal elementler tarafından oluşur. Bu doğal koruma sistemi (asit koruyucu
mantosu) enfeksiyonları önleyerek hastalık yaratan virüslerin de yaşama şansını azaltır. Cildi
tüm dış etmenlerden ve hava koşullarından korumayı sağlar. Sağlıklı bir cildin asit koruyucu
mantosu, organik bir rahatsızlık veya uygun olmayan bakım maddeleri, kötü hava koşulları
gibi nedenlerle bozulursa pH değeri rahatlıkla baz değere dönüşür, bunun sonucunda da
çeşitli cilt rahatsızlıkları oluşur (örneğin, egzama, hassasiyet). Cildin asit ve alkali içeriği pH
diye adlandırılan bir kavramla ifade edilir. Bu değer bir ölçüdür ve vücudun değişik
yerlerinde farklı değerlere sahip olabilir. Bu değer 0–14 arasında bir skala ile ölçülür.
 İnsan cildinin 
 idealpH değeri 
 ////////////////////// 
Asit <--0 4.2 < --------------------- < 6 7 14
Baz (Alkali)
Asit değeri: 0–7, Baz değeri: 7–14, Nötr: 7 değerdedir.
pH ölçüsü bakım maddelerinin asit, nötr, alkali olup olmadığını tespit eder. İnsan cildi
üzerinde ürünün tesirinin ölçülebilmesi için bu son derece önemlidir. İnsan cildinin normal
pH değeri 4.2 ila 6 arasında asit değeridir. Bu nedenle ciltte bakım kremleri yumuşak bir asit
değeri gösterir. Cilt temizleme maddeleri olarak kullanılan kısa süreli etkili temizleme
sütlerinin pH değeri nötrdür. Tonikler ise 5.5 asir değere göre ayarlanmıştır. Ciltte alkali
değere sahip hiçbir ürün kullanılmamalıdır. Cildin pH değerinin yapısını bozar, cildi kurutur.
Bunlara örnek; sabun, kolonya gibi alkali özellikte maddelerdir.
İdeal bakım, pH değeri cilde uygun peraparatlarla yapılan bakımdır. Bu bakım tarzı
cildin kurumasına, aşınmasına ve güzel görünümün kaybolmasına engel olur.
1.11.2. Lipit Manto
Deri yüzeyinde asit manto ile birlikte bulunan koruyucu bir örtüdür. Yağ bezleri
salgısı sebum ile epidermisin yüzeysel katlarının salgılarından ortaya çıkar. Hafif yağlı
homojen bir nitelik taşır. Epidermisin yumuşaklığını sağlar, nem kaybını önler. Asit manto
Lipid (yağ) manto ile birlikte bakterilere karşı sağlam bir koruyucu engel oluşturur (yağ-ter).
Ter alt katlardan gelen yağla (sebum) birlikte bir film tabakası (doğal kozmetik) oluşturur.
Buna kozmetik ve tıpta “dışa doğru koruyucu mantosu” denir. Bu tabakaya vücuda faydalı
bakteriler yerleşerek dıştan gelen zararlı bakterilere karşı hazır bulunur. Bu faydalı tabakanın
korunması, cildin sık sık temizlenerek ve yeni filmin meydana gelmesine imkan vermekle
mümkündür. O halde cilt temizliği bu yönde faydalı ve gereklidir.
1.11.3. Nem Faktörü
Vücudumuzun %70’i sudur ve bu su miktarının %13’ü epidermiste bulunur.
Olgunlaşmış deride ise bunun yarısı kadar su ihtiva eder. Deri her yönüyle hidrofil (su emen)
bir kumaş gibidir. Hidro-lipid yapıda olan cildin bu fonksiyonunu temin etmek için önemli
olan yağ ve su ihtiva eden bileşikleri üst deriye çıkan kuruluk kozmotologlar tarafından
doğru tespit edilmiş ve gelişen bu olumsuz etkilere karşı ürünler geliştirilmiştir. Geliştirilen
bu ürünler cildin su tutma kabiliyetini düzeltmek, cildin daha iyi görünmesini sağlamak,
cildin sağlığını korumak ve iyileştirmek amacına yöneliktir.
Ciltteki su kaybının sonucu cildin kuruması, çatlaması ve sonuçta kırışmasıdır.
Biyolojik yaşlılıkta bu uzun bir süreç içinde oluşur. Dış etkenler örneğin güneş nem
dengesini bozduğu için cilt normal fizyolojik sürecinden daha çabuk yaşlanır.
1.12. Cildi Yıpratan Faktörler
1.12.1. Dış Etkenler
a) Güneş ışınları (UV-A, UV-B, UV-C)
b) Rüzgar
c) Soğuk-sıcak-kuru hava
d) Kireçli su
Bunlar ciltte su kaybına, kurumaya ve bunlara bağlı olarak ciltte pullanma ve
çatlamaya yol açabilirler.
1.12.2. Kimyasal Maddeler, Alkaliler (Sabunlar, Deterjanlar, Şampuanlar)
Cildimizin 1 cm karesinde 1 milyon bakteri vardır, bu cilt florasını meydana getirir.
Sabun bu cilt florasını bozar. Sabun yağ asitlerini alkali tuzlarından olup, cilt pH’ını alkaliye
kaydıran ve cildin hirolipid yapısını bozan bir maddedir. Ayrıca, sudaki Mg ve Ca iyotlarını
çöktürerek cildin kurumasına, incelmesine ve pul pul dökülmesine yol açar. Yağlı ciltlerdeki
yağ salgısını arttırır, gözenekleri kapatarak sivilce, komedon, mantar ve pişiklerin
oluşmasına yol açar. Cilt temizliğinde en önemli olay cildin nem ve yağına dokunmadan temizlemektir.
1.12.3. Makyaj Artıkları
(Boyalı, kokulu malzeme, saç boyaları, pudra, fondöten) Cilt gözeneklerini kapatarak
cildin oksijenlenmesine engel olurlar.
1.12.4. Sigara, Alkol, Kafein
Kan akımının azalmasına neden olurlar. Cildin beslenmesini engellerler.
1.12.5. Stres, Yaşam Tarzı, Çalışma Ortamı, Uykusuzluk
Çeşitli hormon salımlarını değiştirir. Hormonal dengesizlikler oluşur, bunlara bağlı
ciltte kuruma, yağlanma veya sivilce oluşumu görülür.
1.12.6. Yanlış Beslenme
Dengesiz beslenme ve vitamin eksiklikleri cildin dayanıklılığını azaltır. Çabuk yıpranmasına neden olur.
1.12.7. Hava Kirliliği
Egzoz gazı, havadaki kimyasal buhar ve asitler (kurşunlu, sülfürlü atıklar) gibi
maddeler cildin tahrişine ve yıpranmasına yol açar.
1.13. Cilt Yaşlanması
Cilt iki türlü yaşlanır.
1.13.1. Doğal (biyolojik yaşa bağlı) Yaşlanma
Önüne geçilemez, kişiye göre zamansız ve hızlı oluşabilir. Bu çeşit yaşlanmaya karşı
koymak için derinin gençliğinden sorumlu beş doğal fonksiyon olan yenilenme, beslenme,
nemlendirme, solunum ve korumayı aynı anda etkilemek gerekir.
1.13.2. Yaşam Koşullarının Getirdiği Yaşlanma
Çoğunlukla yaşam tarzımızın ve cildimizin karşı koymak zorunda kaldığı güneş, hava
kirliliği, alkol, sigara, hastalık, stres, dengesiz beslenme gibi dış etkenlere bağlıdır. Bunun
için cildi tahriş etmeden temizleme, güçlendirme, koruma, sıkıştırma, dengeleme, hücre
yenilenmesini hızlandırma, canlandırma gibi etkilerin uygun bakımla sağlanması gerekir.
Hücresel DNA, sürekli olarak, içten ve dıştan hasara uğratılmaktadır. Bu hasar yalnızca
genomik DNA için değil, aynı zamanda mitokondrial DNA için de geçerlidir. Hücre
içindeki serbest oksijen radikallerinin çoğu da mitokondride yapıldığından, yaşlanma ile
beraber mitokondrial mutasyonlar daha sık görülmektedir. Dolayısıyla, metabolizması daha
hızlı olan dokularda mitokondrial hasarın daha erken görülebileceği varsayılabilir. Genomik
ve mitokondrial DNA’ya olan kümülatif hasar hücrelerin erken yaşlanmasında önemli rol
oynar. Gama ve ültraviyole ışınlarına maruziyetin ardından, hücrelerde spontan DNA
hasarında artış ve DNA tamirinde azalma olmaktadır.
DNA hasarının yanı sıra, yaşlanma işlemi protein hasarını da içermektedir. Protein
içindeki D-aminoasitlerin L-aminoasitlere dönüşümü protein fonksiyonunu ileri derecede
etkilemektedir. Yaşlanma işlemi ile birlikte, şeker aldehitler proteinlerdeki amino-asitlerle
birleşip kahverengi renk dönüşümüne ve fonksiyon kaybına yol açarlar. Bu işlem, dermal
kolajen başta olmak üzere ekstrasellüler matriks proteinlerini etkiler.
Güneş ışığına maruz kalmış deride ilk görülen yaşlanmaya bağlı değişiklikler, kuruluk,
kabalaşma, laksite ve benign neoplazilerin görülmesidir.
İnsan derisinde yaşlanma ile birlikte görülen histolojik farklılıklar şöyle sıralanabilir:
 Epidermis
 Dermal-epidermal bileşenin düzleşmesi
 Kalınlıkta değişkenlik
 Hücre boyutunda farklılaşma
 Hücresel atipi
 Azalmış melanositler
 Azalmış Langerhans hücreleri
 Dermis
 Atrofi (dermal hacim kaybı)
 Azalmış fibroblastlar
 Azalmış Mast hücreleri
 Azalmış kan damarları
 Kısalmış kapiler kıvrımlar
 Anormal sinir sonlanmaları
 Deri ekleri
 Depigmente saç
 Saç/kıl kaybı
 Terminal kılların velöz kıllara dönüşümü
 Anormal tırnak yatağı
 Ter/yağ bezi sayısında azalma.
 İnsan derisindeki yaşlanmayla birlikte aşağıdaki fonksiyonlarda azalma görülür:
 Hücre yenilenmesi
 Engel fonksiyonu
 Kimyasal detoksifikasyon fonksiyonu
 Duyusal algılama
 Mekanik koruma
 Yara iyileşmesi
 İmmün cevap
 Isı düzenlenmesi
 Ter üretimi
 Sebum üretimi
 Vitamin D üretimi
 DNA tamiri.
Genel olarak, aktinit hasarlı deri, üzerinde ince ve derin Fissürler içeren kuru ve soluk
bir görünümdedir. Ek olarak, yüz cildinde papüler elastoz, açık komedonlar ve
talenjiektaziler de görülebilir. Diğer farklanmalar arasında, çillenme, lentigo, hipomelanozis,
aktinit keratoz gibi premalign lezyonlar görülebilir.
Sigara içimi, özellikle kadınlarda deri yaşlanmasını hızlandırmaktadır. Sigara içen kişilerde
deride kırışıklıklar belirgindir. Ayrıca, grimsi bir renk oluşumu da dikkat çeker.
Derideki farklılıklar içilen sigaranın sayısıyla doğru orantılı olarak artar. Sigara, deri
kanserlerinin sıklığını da arttırmaktadır.
Deri yaşlanmasının tedavisinde alınabilecek bazı önlemler şöyle sıralanabilir: kalori
kısıtlaması, antioksidanların kullanımı, hormon tedavileri, güneşten koruyucuların kullanımı,
tropikal retinoik asitlerin kullanımı, tropikal alfa-hidroksil asitlerin kullanımı.
1.13.3. Deriye Kan Temini
Alt deride bulunan kan damarları, direkt olarak kan gitmeyen ve aktif olarak bölünen
üst deri hücrelerine oksijen ve besin temin eder. Aynı zamanda derinin vücut ısısını
düzenlemesini sağlar. Deri altında ya da alt derinin aşağı kısmında bulunan atardamar ağı cilt
yüzeyine paraleldir. Daha küçük damarlar bu damar ağından dik açılarla ayrılarak derinin
yüzeyine doğru dallar biçiminde uzanırlar, saç kökü ter bezleri ve yağ bezleri etrafındaki
kılcal damar ağını oluştururlar.
Bu ufak damarlar derinin hemen altında, alt papiller ağı adı verilen başka bir ağ
oluştururlar. Bu ikinci ağ tabakasından çıkan kollar alt derideki kılcal damar ağlarını
meydana getirirler. Kirli kan ufak, toplardamardan geçerek alt derinin altındaki toplardamar
ağına ulaşır.
Deri yüzeyine yakın geçen kan miktarı atardamarın duvarlarındaki sinir uçları
tarafından kontrol edilir. Vücut aşırı ısındığında ufak atardamarlar genleşir deri yüzeyindeki
kan miktarında artış olur. Çevredeki havaya ısı yayılır. Vücut ısısı azalır. Vücut serinleyince,
atardamarlar büzülür, deriye daha az kan gider ve vücut tarafından daha az ısı kaybedilir.
Böylece deri sabit vücut ısısının korunmasına yardımcı olur. Derideki kan aynı zamanda acil
durumlarda vücudun başka bir yerine iletilmek üzere kan deposu görevini yerine getirir.
1.14. Cildin Rengi
Cildin rengi birçok faktöre bağlıdır. Yaşa, bölgeye, ırka göre değişir. En üst tabakası
şeffaf fakat hafif sarımtırak olmakla beraber, üst tabakaların altında kan damarları cilde hafif
pembelik kazandırır. Cilt rengini belirlemede en önemli rol pigmentlerindir. Melanin, deride
stratum bazal hücreleri arasında bulunan melanosit hücreleri tarafından yapılır ve beyaz ırkta
yalnız bir katta bulunur. Zayıf kan dolaşımı ve pigment azlığı cildi soluk gösterir. Çok kanlı
cilt kırmızıdır. Cildin küllü gri ya da sarımsı görünümü sağlıklı olmadığını gösterir.
Melanin  Renk pigmenti
Melanosit  Renk hücresi
Ciltte melanin pigmentinin çeşitli nedenlerle bölgesel olarak yoğunlaşmasına
pigmentasyon denir. Bunun nedeni;
Hormonal nedenler: Ergenlik, menopoz, gebelik gibi dönemlerde hormonların artması
ile melanin maddesi artar.
Güneş: Işın hassasiyeti melanin bu oluşumuna neden olan en büyük etkendir. Güneş
ışınlarından cildin korunması amacıyla melaninin pigment üretimi artar.
Böbrek üstü bezi fonksiyon bozukluğu Fiziksel darbeler sonucu.
Alt deri üstündeki kılcal damarlar boyunca geçen kan miktarı. Eğer kan damarları
genleşirse, deri kırmızı kan hücrelerinde bulunan oksihemoglobin nedeniyle kızarır. Eğer
kan damarları soğuk nedeniyle büzüşürse, kan daha yavaş hareket eder ve kirli kan deriyi
morartır. Bu faktör de derideki melanin miktarına bağlıdır. Deri ne kadar koyu renk olursa
kandaki değişiklikler o kadar az belli olur.
1.15. Yüz Derisinin Sağlığı
Yüz derisinin sağlığı hem alt hem de üst derinin durumuna bağlıdır. Cilt güneş
ışınlarına maruz kalma, çevredeki havada bulunan nem ve makyaj malzemeleri kullanma
gibi dış faktörler yanında derinin
İçerdiği su miktarı, sebum ve ter salgılaması, beslenme ve genel sağlık gibi iç faktörlerden
de etkilenir. Cildin durumu yaşlılık süreci ile birlikte yavaş yavaş değişir.
1.15.1. Ciltte Su Dengesi
Yumuşak ve esnek bir cilt için, corneum tabakasının %10 su içermesi gerekir. Eğer bu
tabaka kuru ve su seviyesi bu oranın altına düşerse, esneklik kaybolur, üst deri sertleşir ve
çatlama eğilimi gösterir. Derinin gözeneklerinden ter yoluyla kaybolan suya ek olarak daha
az miktarda su corneum tabakasının yüzeyinden sürekli kaybedilir. Yüzeydeki su kaybı
engellenemezse ya da üst deri altından veya alt deriden nem sağlanamazsa kuruma
gerçekleşir.
Corneum tabakasındaki nem miktarı aşağıdaki faktörlere bağlıdır:
 Çevredeki havada bulunan nem: Çok nemli ortamlarda deri yüzeyinde
bulunan su buharlaşarak ayrılmaz ve deride su miktarı artar. Normal nemli bir
ortamda derideki su kaybı alt deri ve üst deri altından yüzeye su takviyesi ile
dengelenir. Eğer havadaki nem oranı az ise, bu genellikle merkezi ısıtmalı
odalarda, soğuk, kuru kış günlerinde söz konusudur. Nem kaybını deri
karşılayamaz ve deride kuruma gözlenir.
 Derinin su tutma kapasitesi: Corneum tabakasının suyu tutabilme kapasitesi
sürekli olarak yağlılığın azalması nedeni ile yaşlanma döneminde azalır ve alt
deri üst deriye daha az su temin edebilir. Yaşlanma süresince dikkate değer bir
şekilde deride kuruma görülür.
 Cilt yüzeyindeki yağ miktarı: Cilt yüzeyinde bulunan yağ tabakası corneum
tabakasında su kaybını engeller. Yağ, suyu emen bir tabaka oluşturur. Alt
tabakadan suyu çekerek derinin yüzeyini yumuşak tutar. Eğer yağ bezleri
tarafından yeterli miktarda sebum üretilirse, bu yumuşatıcı etkisi görür, çünkü
yağlı sebum su kaybını engeller. Sebumun yetersiz olduğu hallerde bu durum
cilde yağ takviyesi ile giderilebilir. Emülsiyon şeklindeki makyaj kremleri ve
losyonları hem yağ hem de su içerdikleri için yumuşatıcı olarak kullanılırlar.
Su, corneum tabakasını yumuşatır, yağ ve su kaybını engeller.
1.16. Cilt Türleri
 Normal
 Karma
 Kuru
 Yağlı
 Yaşlı (atrofik)
 Problemli
 Alerjik-hassas
1.16.1. Normal Cilt
Normal cilt kadife yumuşaklığında, kaygan ve yumuşak, küçük gözenekli, kan
dolaşımı iyi, ince pigmentleşmiş genellikle hassas olmayan bir cilt tipidir. Siyah noktalara,
pul pul olmayan veya parlaklığına pek rastlanmaz. Yağ ve ter bezlerinin iyi çalışması sonucu
ciltte koruyucu tabaka oluşmuştur. Ancak bu doğal koruma günümüz çevre şartlarında
yeterli olamaz. Normal cilt ürünleri, cildi zararlı ışınlardan koruyucu, iyi görünüm ve nem
dengesini uzun süre sağlayıcı özellikte olmalıdır. Özetle normal cilt:
 Kan dolaşımı düzenli, duru, gergindir. Kılcal damarlar gözükmez.
 Ne çok yağlı ne de çok kurudur.
 Epidermis yapısı ne çok ince ne çok kalındır.
 Gözenekler ya çok sıkı ya da hiç gözükmezler.
 Komedon, sivilce yoktur. Burun üzerinde belli belirsiz siyah noktalar izlenebilir.
 Genellikle hassas değildir.
1.16.2. Karma Cilt
Çok sık karşılaşılan bir cilt tipidir. Bu cilt tipinde “T” bölgesi olarak adlandırılan, alın,
burun, çene çevresinde yağlanma, gözenek, yanak kısımlarında ise kuruluk ya da normallik
gözlenebilir. Alın “T” bölgesinin çapraz kirişini oluşturur. Burun, çene bölgesi yağ
oluşumuna müsaittir. Yağlı ciltte olduğu gibi burada da rahatsız edici yağ parlaklığı tedavi
edilmelidir. Kozmetik burada, cilt metabolizmasının kendini yeniden düzenleyerek uyumlu
çalışmasına yardımcı olmalıdır. Özetle karışık cilt;
 “T” bölgesi yağlı
 “T” bölgesinde komedon; gözenekler, sivilce görülebilir.
 Yanaklar kuru ya da normaldir.
 İki farklı cilt yapısının özelliklerini taşır.
 18–55 yaş arası görülebilir.
1.16.3. Kuru Cilt
Kuru cilt genellikle solgun, renksiz görünümde, yağ ve nemden yoksun gergin ve
zayıftır. Çatlamaya pul pul olmaya müsaittir. Çoğu zaman ten parlaklığını kaybetmiş
pürüzlü, mat olup kaşıntı hissi vardır. Soğuk ve diğer fiziksel dış etkenlere karşı hassastır.
Erken dönemde kırışmaya ve yaşlanmaya yatkındır. İtinalı temizlik ve bakım isteyen bir cilt
tipidir. Yağı ve nemi azalmış, alerjiye yatkın kuru ciltte bakım çok önemlidir. Anti alerjik
özellikte kuru cilt bakım ürünleri cildin gereksinim duyduğu nemi temin eder. Cilt
metabolizmasını canlandırıcı ve uyumlu bir çalışma durumuna getirici nitelikte olmalıdır.
Özetle kuru cilt:
 Yağ ve nemi azdır. Solgun ve kuru görünümdedir. Elle temasta kuruluk hissedilir.
 Genellikle hassas ve zariftir.
 Epidermis ince ve pul pul olmaya yatkındır.
 Göz çevresi, alın, dudak çevresinde çizgi ve kırışıklıklar gözlenir.
 Gözenekler çok sıkı veya yoktur. Kılcal damarlar yanaklarda yüzeye çok yakın olabilir.
 Çevre şartlarından çabuk etkilenirler.
 Yağlılıkla ilgili oluşum yoktur (komedon).
 30 yaş civarı ve üstünde çok sık görülür.
 Cilt formu gevşektir.
 Kırışmaya en meyilli cilttir.
1.16.4. Yağlı Cilt
Yağ bezlerinin normalden fazla çalışması sonucu cildin aşırı yağlanması söz konusudur.
Cilt yüzeyinde yağlı bir parlaklık görülür. Alın, burun ve çene etrafındaki
gözenekler kalındır. Bu cilt tipinde cildin salgıladığı yağlar normal kimyasal özellikler
değildir. Buna bağlı olarak asit koruma tabakası azalır ve çeşitli enfekte sivilce ortaya
çıkabilir (gençlik yaşlılık sivilceleri). Bunun yanında yağlı cildin genellikle güçlü bir yapısı
vardır. Bu cilt tipinde kırışıklıklar daha geç oluşur. Genellikle hassas değildir. Yağlı ciltler
(Sebore) iki değişik görünümde olabilir.
 Sebore deose (yağlı cilt): Bu cilt tipinde, cildin yağlı olmasına yağ bezlerinin
çok ifrazat yapması neden olur. Ciltteki gözenekler büyük, siyah noktalar
mevcut, parlak görünümlü ve terleme eğilimi çok fazladır.
 Sebore sisca (kuru-yağlı cilt): 15–30 yaş arası görülür. Bu cilt tipinde yağlı
ciltte olduğu gibi yağ bezlerinin anormal çalışması söz konusudur. Ancak ter
bezlerinin işlevi azalmış kuruma artmıştır. Cilt solgun görünümdedir. Bu cilt
diğer ciltlere göre temizlendikten sonra gergin olur. Çevreden gelen etkilere
karşı hassas ve reaksiyon göstericidir. Yağlı cilt ürünleri dezenfektan temizleme
malzemeleri ve nemlendiricileri ile cildin metabolizmasını yeniden düzenler.
Gözenekleri sıkıştırır. Özetle yağlı cilt:
 Kalın bir epidermis yapısı
 Sarı, solgun bir renk, parlak bir yüzeysel görünüm,
 Gözenekler açık ve yoğun (genellikle alın, yanak ve çenede)
 Kan dolaşımı sağlıksız, kılcal damarlar görülmez,
 Komedon, sivilce, yağ butonları vardır.
Özetle kuru-yağlı cilt:
 Cilt nemini kaybetmiş yağ salgısı yüksek,
 El temasında kuruluk pürüz hissedilir,
 En belirgin özelliği kaşlar ve dudak kenarında kepeklenmedir.
 İnce paralel kırışıklıklar, yanak iki parmak arasına sıkıştırdığında paralel
çizgiler oluşur veya gözaltlarında görülür,
 Banyo sonrası yüzde gerilme, kuruma ve kepeklenme görülebilir.
1.16.5. Atrofik (Yaşlı Cilt)
Vücut yaşlandıkça faaliyetleri yavaşlar. Hücre yenilenme hızı düşer, yağ salgısı, nem
faktörü azalır. Epidermis yapısı incelir. Baş dokusu gevşer. Düşük hücre yenilenme hızı,
azalan su tutma kabiliyeti ve cildi esneklik kaybı ve epidermisin zayıflama eğilimi kırışıklıkların
oluşumuna yol açar. Öte yandan çevre koşullarının fizyolojik ve psikolojik etkisi cilt
yaşlanmasını arttırır. Bu cilt tipinin özel bakımı için gerekli ürünler; cildin su tutma
kabiliyetini arttırıcı, hücre yenilenmesini teşvik edici, besleyici-koruyucu, kırışıklık
oluşumunu önleyici özelliklerde olmalıdır. Özetle olgun cilt:
 Cilt yağ ve suyunu kaybetmiştir,
 Epidermis yapısı ince ve yıpranmıştır,
 Ciltte yoğun derin kırışıklıklar ve sarkma vardır,
 Bağ dokusu gevşektir ve formu bozulmuştur,
 Yüzeyi kuru, pürüzlü ve solgundur.
1.16.6. Problemli Cilt
Akneli, kuperozlu veya başka deri hastalığı da olabilir. Yağlı, sivilceli, siyah noktalı.
Hassas cilt tiplerinin hepsi problemli cilde girer. Yine problemli cilt kızarıklıkları, aknesi,
siyah noktası ve kuperozlu bol cilt tipidir. Daha çok estetiysen tarafından değil dermatolog
tarafından ilaç tedavisi uygulanarak iyileştirilir. Problemli ciltlerin temel sebebi iç
hastalıklarından ileri gelir.
1.16.7. Hassas Ciltler
Hassas cilt, cildi tahriş eden dış etkilere karşı kolayca alerjik tepki ve duyarlılık
gösterir. Epidermis ince, gergin, kılcal damarlar yüzeye yakın bir yapıdadır. Cildi tahriş eden
sıcak hava, güneş ışınları, soğuk gibi çevre etkilerinin yanında kahve, alkol, sigara da cildin
olumsuz reaksiyon gösterdiği etkilerdir. İç stresler ve ruhsal nedenler de cilt üzerinde
etkilidir. Ruhsal olayların etkisi yüzde oluşan parça parça kırmızılıklarla kendini gösterir.
Son derece önemli ve özenli, dengeli bir bakım gerektiren hassas cilt için arttırılmış bir
korunma sağlanmalıdır. Özetle hassas cilt:
 Epidermis ince
 Kılcal damarlar yüzeye çok yakın,
 Parça parça kırmızı bölgeler mevcut
 Genellikle açık sarışınlarda görülür.
1.17. Cildi İnceleme Yöntemleri
1.17.1. Cildin Gözlemlenmesi
Cilt teşhisi yaparken cildin makyajsız ve natürel olması gerekir. Cilt incelendikten
sonra tereddütler varsa müşteriye farklı sorular sorulabilir.
Cilt teşhis ederken bilmemiz gereken en önemli şey cildin yaşam boyu aynı özelliği
göstermediğidir. Cilt tipinin belirgin özellikleri ergenlik döneminde başlar, yaş ilerledikçe
belirginleşir. Yaş, iklim, beslenme, yaşam biçimi ve bazı hastalıklarda cildin görünümünde
etkilenir. Cilt teşhisine yardım etmek için müşteriye sorular sorulabilir. Cilde makyaj ya da
nemlendirici var mı, ciltte yağlanma, gerilme, pullanma var mı, varsa ne zamandan beri var,
yaşı, regl durumu, uykusuzluğu, psikolojik bir sorunu olup olmadığı sorulur. Bu sorular
çıplak gözle cilt teşhisine yardımcı olacaktır. Daha sonra cilt çıplak gözle teşhis edilirken
şunlara dikkat edilmelidir:
Cildin tipine göre
a) Yağ durumu
b) Nem durumu
c) Gözeneklerin durumu
Cildin yapısına göre
a) Kırışıklık durumu
b) Elastikiyet
c) Cilt kalınlığı
d) Cildin tonusu (kas gerilme)
e) Kasların şişme durumu
f) Hassasiyet
Cilt bozukluklarına göre
a) Komedon
b) Sivilceler
c) Pigment lekeleri
d) Yaşlılık lekeleri vb.
Cildi incelerken cilt tipini belirleyen en önemli faktörlerden biri de yağ salgısıdır. Cilt
kalınlığını, ciltteki gözeneklerini derinliğine göre saptayabiliriz. Derin gözenekler
epidermisin kalın olduğunu belirtir. Epidermis normal kalınlıkta olduğunda gözenekler
oldukça geniş ince olduğunda dardır. Gözaltındaki deri kaldırılarak veya burun köküne
doğru iterek tonsu (kasların gerilim durumu) kontrol edilir. Kolay kalkan veya itilebilen ve
bırakıldıktan sonra eski haline yavaş dönen ciltler zayıf bir tonusa sahiptir. Ciltteki bağ
dokusunun su miktarına bağlı olarak sıkı(gergin) durumuna “turgor” adı verilir. Cildin
turgoru cilt gözlemlenerek saptanır. Gergin bir cilt iyi bir turgorun göstergesidir. Hafif bir
baskıyla cilde bastırılan lam, cildin asıl renginin belirlenmesine yardımcı olur. Cildin asıl
rengini(derinin kansız rengi) görmek istiyorsak bir lam ile cilde hafif basınç uygulayarak
kanı kaçırırız. Bu saydamlaştırma provası (diyaskopi) derideki lekelerin
değerlendirilmesinde önemlidir. Cildin kanla beslenme değeri, cildin boynuzsu tabaka
olmayan kısımlarından, örneğin gözlerin ve ağzın mukoza zarından saptanır. Mukoza zarı
kırmızı olduğu zaman kanla beslenme değeri yüksek, değilse zayıftır.
Cilde el ile bastırma- sürtme ve aynı işlemin lam ile yapılması salgı tipinin
belirlenmesini sağlar. Lamın diyaskopi sırasında yağlanması cildin yağlı olduğunu,lamın
kuru olması ise cildin yağsız olduğunun göstergesidir.
Kuperoz kırışık lekeler ve sivilceler, cilt problemidir. Kötü bir kan dolaşımı olduğunu
gösterir. Mekanik uyarılara karşı duyarlılık alında ve yanaklarda bir spatula kenarı normal
bir basınçla cilde sürülerek kontrol edilir. Kızarma süresi yoğunluğu cildin duyarlılığı hakkında bilgi verir.
1.17.2. Cildi İncelerken Kullanılan Araç Gereçler
 Lup (Büyüteç Lambası)
Lup, yansımasız bir ışıkla büyütme sağlayarak ciltteki kusurları analiz etmeye yarar.
Lamba özellikle siyah ve beyaz noktaların çıkarılması ve sivilcelerin temizlenmesi sırasında yardımcı olur.
Resim 1.34: Lup
 Cilt Dürbünü
Cilt dürbünü cilt incelemek için kullanılan gelişmiş bir büyüteç lambasıdır. Tek yönlü
bir büyüteç aynası ile estetik uzmanı müşterinin cildini incelerken aynı zamanda müşteri de
aynada kendisini görebilir. Buzlu camın ardına yerleştirilen ve aynayı çevreleyen ışık
çemberi yüzü çok iyi aydınlatır.
Resim 1.35: Cilt dürbünü
 Wood Lamb
Wood lambası estetik uzmanı tarafından cildin durumunu tespit etmek için kullanılır.
Wood lambasının derin mor ışıkları altında pek çok madde açıklık kazanır. Lamba
tamamıyla karanlık bir odada kullanılır. Farklı cilt özelliklerine uygun bakımı belirlemek
için mor ışınlar estetik uzmanının cildin yüzeysel ve derinlemesine katmanlarını
incelemesini sağlar. Çıplak gözle zor görülen lekeler Wood lambası altında görülür. Farklı
cilt durumları değişik tonlarda ortaya çıkar. Örneğin cilt ne kadar kalın olursa flüoresan o
derece beyaz olacaktır. Aşağıda cilt durumlarının bazı örnekleri ve Wood lambası altında
nasıl görünecekleri vardır.
 Cilt Durumunun Wood Lambla Belirlenmesi
Kalın corneum tabakası = Beyaz flüoresan
Ciltte ölü hücreler = Beyaz noktalar
Normal ve sağlıklı cilt = Mavi-beyaz
Yeterli nemi olmayan cilt = Mor flüoresan
Susuz cilt = Açık leylak
Nemli cilt = Parlak flüoresan
Yağlı bölgeler ve comedonlar = Oranj
Pigmentasyon ve koyu noktalar = Kahverengi
Derinin renk bozuklukları =Kahverengi
Wood lamba bakılırken cilt analizi yapılan kişi ışık kaynağına bakmamalıdır.
Resim 1.36: Wood lamb
Resim 1.37: Cilt nem ve yaşını ölçen cihaz
 Cildin Nem Miktarını Ölçme İşi
Cilt nemini ölçmek için kullanılan prob, ölçümü yapılacak bölgeye dik bir şekilde
tutularak hafifçe bastırılır. Bip sesi duyulur ve ölçüm 1 saniyede gerçekleşir. Sonuçta
displayde de dijital olarak 01 ile 99 sayıları arasında okunur. Aynı zamanda ikinci bir
gösterge olarak cihazın üzerine dikey şekilde yerleştirilmiş yeşil diod-lambalar dizisinden
birisi yanar. Diod lambalar dizisinin yanında bulunan skaladan da cilt neminin durumu
normalden kuruya doğru değerlendirilir.
 Cildin Yağ Miktarını Ölçme İşi
Cildin yağ miktar tayini cihaza yerleştirilmiş olan sebumeter ve ölçüm kaseti ile
“fotometrik” olarak gerçekleştirilir. Yağ ölçüm kasetinin ucu, ölçüm yapılacak olan cilt
bölgesi üzerinde 20 saniye tutulur. Bu sürenin sonunda kasetin uç kısmı cihazın üzerindeki
yuvasına yerleştirilerek kasetin uç kısmında bulunan özel folyo fotometrik olarak ölçülür.
Ölçüm neticesi display’de dijital olarak okunur.
Aynı zamanda ikinci bir gösterge olarak, cihazın üzerine dikey şekilde yerleştirilmiş
sarı diod-lambalar dizisinden birisi yanar. Diod-lambalar dizisinin yanındaki skaladan da
cildin yaş durumu olarak değerlendirilir. Aşağıda gördüğünüz bir başka cilt teşhis aleti
Resim 1.38: Cildin yaşını ölçen alet
 Cilt tetkikleri için özel video kamera sistemi.
 Monitöre ya da TV’ye 80 kere büyütülmüş görüntü aktarımı
 İsteğe bağlı 300 kere büyütme kapasiteli özel lens
 Bilgisayara bağlanabilme.

2. SAÇ ANALİZİ
2.1. Saçlı Deri
2.1.1. Tanımı
Saçlı deri, iyi gelişmiş pigmentlerin oluşturduğu terminal kıllardan meydana gelen ve
kafatasını kaplayan bölgedir.
Resim 2.1: Saç görüntüsü
2.1.2. Yapısı
Saçlı deri üç kısımdan oluşmuştur.
1) Alt kısım
2) Orta kısım
3) Üst kısım
Üst kısmı saçlı deriyi ilgilendirmektedir. Derinin dış koruyucu tabakasıdır. Ölü deri
hücrelerini kaybetmek suretiyle kendisini sürekli olarak korumaktadır. Bu olay çok fazla
düzeyde gerçekleştiğinde “kepeklenme” adını verdiğimiz sonuç ortaya çıkar.
Saç keratin adında ölü bir yapı olan bir proteinden oluşmaktadır. Bu da saçın içersinde
hiçbir sinir ucu bulunmaması ve böylelikle saç kesilirken ya da kimyasal maddeler
uygulandığında herhangi bir acı duyulmaması anlamına gelmektedir.
Ancak birisinin saçımızı çektiğini hissedebiliriz. Saç derinin içersinde bulunan ve saç
folikülü adı verilen çok küçük bir kesecik içinde oturur, deriye kökünden bağlıdır. Saç teli
köküne sinir uçları bağlı bulunduğundan saçımız çekildiğinde ya da dimdik olduğunda bu
sinirler aracılığıyla bunları hissedebilmekteyiz. Saç köküne bağlı olan “arrektor pili”
(ürperme kası) kası gerildiğinde saç teli dikleşir. Yağ bezi de saç folikülüne bağlıdır.
Saçın doğal yapıda nemlendiricisi olan sebum’u üretir. Sebum saç kökü çevresinden
deri yüzeyine doğru uzar.
Şekil 2.1: Saçın yapısı
a) Yağ keseciği, b) Saç keseciği,
c) Saç kökü, d) İç kök tabakası,
e) Dış kök tabakası, f) Saç kılıfı,
g) Matriks, h) Kıl papillası...
2.1.3. Saçın Dokusu
Kalın telli saç
İnce telli saç
Normal telli saç
Şekil 2.2: Saçın dokusu
2.1.4. Saçın Cinsi
2.1.4.1. Yağlı (Sebore)
Yağlı baş derisi genellikle cildi yağlı olan kişilerde bulunur. Yağ keselerinin fazla
çalışmasından dolayı saç dipleri yağlanır.
Resim 2.2: Yağlı saçın görüntüsü
2.1.4.2. Kuru (Hassas)
Kuru baş derisi genellikle cildi kuru olan kişilerde bulunur. Ayrıca saç kozmetik
ürünlerinin yanlış seçimi ve / veya yanlış kullanımı baş derisini kurutur ve hassaslaştırır.
Bütün bu saydıklarımız, problemli baş derisi, saç dökülmeleri ve yıpranmış saçları sağlıklı
duruma getirebilmek için bakım ürünlerimiz vardır.
Resim 2.3: Kuru saçın görüntüsü
2.1.4.3. Kepekli
Kepek çok kimsenin şikayet ettiği bir husustur. Vücuttaki bazal hücrelerin normalden
fazla çalışması sonucu kepeklenme ortaya çıkar. Vücut, ölen hücreleri daima dışarı atar. Bu
durum baş derisinde fazlaca olursa kepek denilen şey ortaya çıkar. Bilim adamları, iki tür
kepek olduğunu söylüyorlar. Biri pul pul görünümlü, kuru bir kepek, diğeri baş derisine
yapışmış yağlı kepek.
Resim 2.4: Kepekli saçın görüntüsü
2.1.4.4. Natürel
Doğal görünümlü, sağlıklı olan saçtır.
2.1.5. Saçın Durumu
Boyalı ve hassas
Meçli-röfleli
Dekolereli veya çok hassas
Gözenek durumu
Esneklik durumu
Kırık saç uçları
Resim 2.5: Sağlıklı, aşınmamış bir saç telinin düğümlenmiş şekilde 400 misli büyütülmüş görünümü
Resim 2.6: Bu resimde 400 misli büyütülmüş saç teli bakımsızlıktan dolayı yıpranarak doğal özelliğini yitirmiştir.
Resim 2.7: Bir saç teli ortadan ikiye ayrıldığı ve 400 misli büyütüldüğünde saç içinde birçok lif olduğu görülmektedir.
Resim 2.8: Yıpranmış saç
Değişik işlemler sebebiyle şekil değiştiren saç görüntüleri Oluş Sebebi Tedavi Şekli
Bu durum, saçın keratin yapısının değişmesiyle ortaya çıkar.
Hafif asit içeren besleyici bileşikler, Lecithin, yağ kürleri (badem yağı), keratin içeren saç kozmetik ürünleri kullanılır.
Saçın büyüme bozukluğu sık sık görülür. Bu durum kendinden olacağı gibi permanant ve diğer kimyasal bileşimi olan boya, dekolore
gibi işlemler de yol açabilir. Saç mümkün olduğu ölçüde kesilmelidir. Hafif asit içeren saç kozmetik maddeleri (saç
bakım kremi) kullanılır. Bu durum saçın doğal yapısındandır. Bu saçın bozuk oluşu doğal yapısından
dolayı olduğu için tedavisi yoktur. Güneş ışınlarının rengi emmesi, dekolore,
boya, permanant ve yıpratıcı etkenlerdendir. Yağlı maddeler (badem yağı), kür kremleri
kullanılır. Buhar banyosu yapılır. Bu durumdaki saça perma yapılırsa kopabilir.
Şiddetli güneş, fazla ısı, tuzlu deniz suyu ve bütün kimyasal işlemlerden dolayı bozulur.
Güneşin yıpratıcı etkilerinden koruma ile, kaliteli saç bakım kremleri ve buhar banyosu.
Saçın bilinçsiz olarak döndürülmesi, mizanpli sarışlarında ucun katlanması ve kimyasal işlemler.
Tedavi edilemeyecek kadar bozuk olan kısımlar kesilir, temizlenir. Yıpranmış
saçlarda uygulanan tedavi şekli bu saçta da aynen uygulanır.
Dekolore ilacını bilinçsiz olarak kullanmak, oksijen volümünü yüksek kullanmak ve açma işleminin sık sık yapılması.
Hafif asit içeren saç kürü kremleri, Lecithin, yağ müstehzarları içeren karışımlar uygulanır.
Bu saç fazla yıprandığından dekolore yapılmaz. Permanant yapımında ise, ilaç hafifletilerek (saf su ile) kullanılır.
Bu saçın dış yüzeyi artık özelliğini kaybetmiştir. Sebebi de fazla dekolore yapılmış olmasıdır. Tedavisi mümkün
olmadığından kesip kısaltmak gerekir. Yanlış permanant sarılışı, yanlış ayrım ve permanant lastiklerinin sıkı olup iz
bırakması, fazla sıcak (fön ve maşa) etkisinden.
Bu tür saç bozukluklarının fazla bir tedavisi yoktur. Çok bozuk kısımlar kesilir. Diğer taraflarına saçın yapısını düzeltecek müstahzarlar tatbik edilir.
2.2. Saçlı Deri Hastalıkları
2.2.1. Enfeksiyon Hastalıkları
Tinea kapitis(saç mantarı)(saç kıran)
Favus(Kellik)
Kerion celsi
Pedikülasis (parazit) bit-sirke
Bakteriyel
2.2.1.1. Mantar
Çocuklarda çok daha yaygın görülen kafa derisinin bu mantar formu genellikle M.
kanis’e bağlıdır. Kafa derisinin stratum korneum’u ve saçı çevreleyen epiteli tutan bu form
(ektotriks enfeksiyonu) kafa derisinde pembe pullu lezyonlar ve saç tellerinin gövdesinde
kırılma yaparak saç dökülmesine neden olur. Tarak paylaşımıyla çok kolay yayılır.
Enfeksiyon alanları bazen uzun dalga UV ışığı (wood ışığı) altında açık yeşil floresan bir
renk verir.
T. schoenleini’nin yaptığı başka bir tinea kapitis formunda mantar saç teli gövdesinin
iç kısmını tutar (endotriks) ve şişme, iltihaplanma ile skar (iz ) bırakabilen yoğun yangıya neden olur.
Resim 2.9: Tinea kapitis
2.2.1.2. Favus (Kellik)
Bir arada yaşama, kötü hijyen koşulları ve kötü beslenme, favusu hazırlayan
faktörlerdir. İnsandan insana geçer. Hayat boyunca devam eder. Devamlı saç kaybı ve saçlı
derinin atrofik sikatrisi alışılmış şeklidir.
Favus daha çok T. schoenleinii, bazen de T. violaceum ile meydana gelmektedir.
Klinik olarak (1) ortasında kırık bir saç olan, fincan biçimli sarı-yeşil mercimek
büyüklüğünde godet(scutulum) denilen kabuklardan oluşur; (2) atrofik sikatris; (3) cılız,
gri-beyaz, normal uzunlukta saçlarla karakterizedir. Fare veya kedi idrarınabenzer özel bir
kokusu bulunan skutulum, kuru, çabuk kırılabilen, saf bir mantar kültüründen ibarettir;
kaldırıldığında altında nemli, düz, parlak, gergin ve atrofik bir deri bulunduğu dikkati çeker.
Atrofinin nedeni henüz açıklanamamıştır. Bir görüşe göre skutulumun yaptığı basınca, diğer
bir görüşe göre ise mantarın deriye verdiği toksinlere bağlanmaktadır. Favusta başın bütün
çevresinde sağlam bir saçlı deri bölgesi kalması, çoğu kez gözlenen bir olaydır.
Yukarıda özellikleri belirtilen klasik klinik şeklin dışında, favusun atipik şekilleri de
bulunmaktadır. Atipik şekillere % 5 oranında rastlanır. Kabuklu ve cerahatli olanı
impetigoya benzediğinden “favus impetigoid”, psoriasise (sedef) benzeyen şekline “fanus
pitiroid” ve alopesik (dökülme) olanına da “favus alopesik” adı verilmektedir.
Favus, bütün vücuda yayılabilir. Vücutta ya baştaki gibi skutulumlarla karakterize
veya tinea korporisi andıran şekilde değişikliklere neden olmaktadır.
Resim 2.10: Favus
2.2.1.3. Kerion Celsi (Tinea Kapitis Profundus)
Tinea kapitise iltihabi değişiklikler eklenince adeta bir tümör görünümü ortaya çıkar
ki, buna “Kerion” denir.
Kerion celsi, 15–20 cm çapta, deriden kabarık, ağrılı, üzeri püstüllü, pis kokulu,
akıntılı, bir veya daha sayıda plaklar halinde görülür. İkincil infeksiyona bağlı olarak
sikatrisyel alopesi meydana gelir. Bu plakların üzerindeki kıllar kendiliğinden dökülür.
Kalan kıllar cımbızla çekilirse, yağdan kıl çeker gibi kolayca ve ağrısız olarak kıllar çıkarlar.
Başlama nedeni olarak, mantara karşı oluşan alerjik duyarlanma gösterilir.
Resim 2.11: Kerion celsi
2.2.1.4. Pedikülasis (Parazit) (Baş Biti)
Kaşıntı sonucu oluşan sıyrıklarda kabuklanma ve içeriği ile yeni bir enfeksiyon
gelişebilir, ancak enfeksiyon gelişmezse deride sadece kaşıntının izleri ve kırmızı papüller
görülür. Saçların incelenmesiyle saç tellerin gövdesine yapışık bit yumurtaları görülür.
Dikkatli bir gözlem ile 1 mm’den küçük, gri veya beslendikten sonra kırmızı renkte olan
erişkin bitler de görülebilir. Hareket ettiğinde bir “mobil kepek” izlenimi verir.
Tanıyı doğruyabilmek için bit veya saç gövdesine yapışık olan sirke mikroskobik
olarak tespit edilmelidir.
Resim 2.13: Saç yüzeyinde dolaşan bir bit
Resim 2.12: Pediculosis capitis (yumurtalar ya da sirkeler)
2.2.1.5. Bakteriyel
Çıban, çıbanlar, saç folliküllerine girince başlayan, stafilokok bakterisinin sebep
olduğu iltihaplı noktalardır. Çıban geliştikçe iltihaplı, ağrılı bir şişliğin ortaya çıkmasına
sebep olduğu iltihaplı noktalardır. Çıban geliştikçe iltihaplı, ağrılı bir şişliğin ortaya
çıkmasına sebep olacak şekilde daha fazla kan bu bölgeye ulaşır. Berber kaşıntısı olarak da bilinir.
Resi 2.14: Çıban
2.2.2. Saç Dökülmesi (Alopesi)
 Telojen effluvium (strese, bazı ilaçlara, bazı hastalıklara, doğum, dengesiz
beslenme v.b bağlı saç dökülmesi)
 Androjenik alopesi (erkeğe has saç dökülmesi)
 Alopesi areata (saçlı derideki yer yer saç dökülmesi, saçkıran)
 Traksiyon alopesi (kalıcı saç dökülmesi)
 Konjenital alopesi (kalıtımsal hastalık nedeniyle saç dökülmesi)
 Patern alopesi ( bir bölgedeki saç dökülmesi )
 Skar oluşturan alopesi (yaraya bağlı saç dökülmesi)
2.2.2.1. Telojen Effluvium ve Gebelik
Gebelik sonrası telojen effluvium fonksiyonel olarak gecikmiş anajen fazın (ilk evre)
en çarpıcı örneğidir. Yapılan çalışmalar gebeliğin son döneminde telojenin (dinlenme evresi)
iyice azaldığını göstermiştir. Gebeliğin son döneminde anajen oranı %95’e kadar çıkabilir.
Doğumdan sonra genellikle (2 ve 3 ay sonra) anajen saçlar telojen saça döner ve saç
dökülmesi belirgin hale gelir. Normal saç dökülmesinden 2–3 kat daha fazla saç dökülür. Bu
süre genellikle 2 veya 3 ay sonra başlar ancak 6 aya hatta 1 yıla kadar uzayabilir.
Telojen effluvium’a ilaçlar, kaza ile bulaşma sonucu alınan selenyum ve arsenik,
biyotin yetmezliği, damardan beslenme ve aşırı çiğ yumurta akının alımı da sebep olabilir.
Diyaliz hastalarında görülebilir.
2.2.2.2. Androjenik Alopesi
Androjenik alopesi erkeklik hormonu olan androjenler tarafından etkilenen, genetik
olarak yatkın olan kişilerde genellikle ergenlik sonrası dönemde 20’li 30’lu yaşlarda ortaya
çıkan ve öncelikle alın bölgesindeki saç çizgisinin çekilmesi ile sonra da tepe bölgesinin
incelip açılmasıyla ortaya çıkan durumdur. Birçok isim verilmesine rağmen en sık kullanılan
isimler Androjenik Alopesi, Male patern alopesi (erkeklere has saç dökülmesi), olağan kellik
gibi isimlerdir. Tüm kafayı kaplayabileceği gibi, büyük sıklıkla şakaklar ve ense bölgesini
tutmaz. Bir hastalık olarak kabul edilmez onun yerine erkeklerin karakteristik yapısı olarak
kabul edilir. Kadınlarda da Androjenik Alopesi oluşabilir ancak oluşma şekli farklıdır.
Resim 2.15: Androjenik alop
2.2.2.3. Alopesi Areata
Alopesi areata (doğuştan), saçlı deride keskin sınırlı saç kaybına neden olan saç
folliküllerin bir otoimmün(bağışıklık sistemi) hastalığıdır.
Alopesi areata çok hızlı başlayarak, bir veya iki bölgede yuvarlak alanlar şeklinde saç
dökülmesine neden olur. Tutulan alanda saçlar tamamen dökülene kadar, saç kaybı birkaç
gün veya hafta devam eder.
Resim 2.16: Alopesi areata
2.2.2.4. Traksiyon Alopesi
Devamlı saç çekmeleri etkilenen alanların saç kaybına neden olur. Örneğin, saçları
düzleştirmek için bazı aletler kullanıldığında görülür. Bu durum, küçük çocukların kafalarını
devamlı yastığa sürtmesine bağlı da oluşabilir. Bazen hastalar saçlarını şiddetle çeker ve
dökülmelerine neden olurlar. Bu garip davranışın nedeni bilinmez. En önemli ayırıcı tanı alopesi areata’dır.
Resim 2.17: Traksiyon alopesi
2.2.2.5. Konjenital Alopesi
Konjenital alopesi tek başına görülebilir veya diğer konjenital hastalıklarla beraber
bulunabilir. Bazen kafa derisinde saç gelişimi çok yavaştır. Saç yoğunluğu düşüktür. Tepede
saç kaybının olduğu skarlı bir bölgenin varlığı, konjenital alopesinin nadir görülen başka bir tipi olabilir.
Resim 2.18: Konjenital alopesi
2.2.2.6. Patern Alopesi
Daha çok erkeklerde görülen ve yaygın saptanan bir alopesi formudur. Kafa derisinin
belli bölgelerinde simetrik olarak gelişen ve bazı hastalarda tamamen saç kaybına neden
olabilen baskın geçişli ve ilerleyici bir hastalıktır.
Resim 2.19: Patern alopesi
2.2.2.7. Skar (İz) Oluşturan Alopesi
Kafa dersinde follikül kaybı yapabilen herhangi bir yangılı süreç, etkilenen alanlarda
kalıcı saç kaybına neden olur. Mekanik travma, yanıklar, bakteriyel enfeksiyonlar ve ağır
yangılı tinea kapitis, kalıcı saç kaybı ve skar oluşturacak kadar hasar yapabilir.
Genellikle etkilenen alanda skar oluşumu ve follikül açılım deliklerinin kaybı olur.
Kalan birkaç follikülde ise şekil bozulur ve genişleyerek içinden çok sayıda saç çıkar. Bir
diğer hastalıkta ise psödopelad olarak bilinen garip ve açıklanamayan bir skar oluşumu
vardır. Bu durum, yangılı olmayan ve küçük yuvarlak skarlı ve saçsız alanlarla karakterizedir.
Resim 2.20: Skar oluşturan alopesi
2.2.3. Seboreik Dermatit ve Psoriasis
2.2.3.1. Sebore
Derideki yağ bezlerinin çalışma bozukluğu nedeniyle meydana gelen kepek yani
“Sebore” hastalığı da bir deri hastalığıdır. Kalıtımla ilgilidir. En çok erkeklerde görülür.
Saçın derisi pul pul kabarır.
2.2.3.2. Seboreik Dermatit
Bu yaygın egzematöz hastalık karakteristik olarak fleksiyon bölgelerinde, gövdenin
orta kısımlarında ve saçlı bölgelerde görülür. Hastalığın, bu bölgelerdeki normal deri
florasının aşırı çoğalmasına bağlı olarak geliştiğine inanılmaktadır.
Etkilenen bölgelerde pullu, akıntılı veya kabuklu olabilen kırmızı ve kaşıntılı
lezyonlar görülür. Bu durum yavaşça geliştiğinde pullanma daha yaygın olarak ortaya çıkar.
Saçlı deride beliren “kepek” örneğinde olduğu gibi, hafif pullanma eritem olmadan bile
seboreik dermatit görülebilir. Ağır olgularda kaşlar da etkilenebilir.
Resim 2.21: Seboreik dermatitte sık tutulan bölgeler, seboreik dermatite bağlı kulakta pullanma
2.2.3.3. Psoriasis
Psoriasis nedeni bilinmeyen ve genetik yönü olan yangısal bir hastalıktır. Dizler,
dirsekler ve saçlı deri çok sık tutulur. Tipik lezyonlar kırmızı, deri kalkık, pullu ve/veya sınırlıdır.
Resim 2.22: Saçlı deri kenarlarında psoriasis
2.2.4. Viral Hastalıklar
2.2.4.1. Siğil
Cilt hastalıklarındaki özelliklere sahiptir.
Resim 2.23: Siğil
2.2.5. Pigmentasyon Bozuklukları
Saçın rengi, bulbusdaki melanositler tarafından sentezlenen melanin pigmenti
tarafından sağlanır. Saçın grileşmesi ya da ağarması, bulbusdaki melanositlerin sayılarının
azalmasına bağlıdır. Yaşam boyunca edinsel olarak saçın grileşmesi veya beyazlaşması
olağan bir gelişim olduğundan fizyolojik olarak kabul edilebilir. Beyaz ırkta bu durumun 20
yaşın altında başlaması ise anormal olarak değerlendirilir.
Erken beyazlanma ailesel bir eğilimle olabilmektedir, ayrıca bazı sendromlara eşlik
edebilmektedir. Süratli beyazlaşma akut ateşli hastalıklarda, hipertiroidi gibi ağır endokrin
bozukluklarda, yoğun ruhsal streste, pernisiyöz anemi, malnütrisyon ve malign tümörlerde görülebilmektedir.
2.2.5.1. Vitiligo
Cilt hastalıklarındaki özelliklere sahiptir.
Resim 2.24: Vitiligo
2.2.5.2. Albinizm
Cilt hastalıklarındaki özelliklere sahiptir.
Resim 2.25: Albinizm
2.2.6. Doğumsal
2.2.6.1. Saçın Yapısal Bozuklukları
Kılın yapısal bozuklukları oldukça sık olarak görülmektedir. Kalıtsal veya edinsel
olabilen bu bozukluklar kimi zaman altta yatan bir başka hastalığın göstergesi de olabilir.
Saçlarda çeşitli çevresel faktörler veya fiziksel ve kimyasal kozmetik faktörlerin etkisiyle bir
takım hasarlanmalar ortaya çıkabilmektedir. Aşırı saç şekillendirme işlemleri, yıkama,
friksiyon, güneş ışınlarına aşırı maruz kalma, rüzgar, su ile aşırı temas saçta hasar
oluşturabilir. Bu bozuklukların tanısı dikkatli bir klinik muayenenin yanı sıra, saçların ışık
mikroskobunda incelenmesiyle kolayca konabilir.
 Pili annulati: Saçta koyu ve açık renk bandlarının bulunmasıdır. Açık renk,
korteks ve medulladaki hava boşluklarının refleksine bağlıdır. Saçlarda frajilite
(kırılganlık) vardır. Otozomal dominant geçişlidir.
 Moniletriks: Kıl gövdesinde düzenli aralıklarla tekrarlayan incelmelerin
olduğu, otozomal dominant karakterli bir yapım kusurudur. Bu incelme
yerlerinde medulla bulunmaz. İnce bölgeler açık renkli görünür. Saçlar, saçlı
deriye yakın bölgelerde kırılır.
 Pili torti: Kıllar, yassılaşmış, uzun eksenleri etrafında 1800 C torsiyone
(dönmüş) olmuş ve kırılganlıkları artmıştır. Birlikte diş bozuklukları, tırnak
hastalıkları, mental gerilik de görülebilir. Genellikle otozomal dominant kalıtsal
geçiş görülür.
 Trikoreksis nodoza: Kıl sapı boyunca küçük, teşbih tanesi şeklinde nodüller
vardır. Saçlar kolaylıkla kırılır. Nodüller mikroskopta incelenirse, iki
süpürgenin birbirine geçmesi gibi bir görüntü vardır. Başlıca etken, travmadır.
 Trikoptilozis: Kılın distal ucunun longitüdinal ( uzunlamasına) yarılmasıdır.
Travmaya bağlı olarak gelişir.
 Trikoreksis invajinata (Bambu saç): Kılda nodüler bir kalınlaşma vardır,
çanak tarzında genişleme gösteren kıl sapı, çomak şeklindeki distal parçayı
sarar. Mikroskopide birbirine geçmiş bambu kamışı görüntüsü izlenir. Saçlar
soluk, mat ve frajildir. Çoğunlukla ihtiyozis linearis sirkumfleksada görülür.
 Pili Bifurkati: Saçlar bifurkasyon ( çatallanma ) gösterir.
 Yün Yumağı Saçı: Saçlar bir yün yumağı görünümündedir. Siyah ırkta doğal
olarak kabul edilirken beyaz ırkta anormal olarak değerlendirilir. Lokalize
(bölgesel) veya jeneralize (genel) olabilir; genellikle kalıtsaldır.
 Taranamayan Saç Sendromu (Pili trianguli et kanalikuli): Enine kesitte
üçgen, oval, veya böbrek şeklinde olan saçlardır. Saçlar genellikle sarı, kuru,
kabadır; taranarak yatırılması mümkün değildir. Çoğunlukla üç yaş civarında
farkedilir, geç çocukluk döneminde spontan (kendiliğinden) iyileşme görülür.
Resim 2.26: Saçın yapısal bozuklukları
1) Normal kıl, 2) Pili annulati, 3) Moniletriks, 4) Pili torti, 5) Trikoreksis nodoza, 6)
Trikoptilozis, 7) Psödomoniletriks, 8–9) Trikoreksis invaginata, 10) Pili bifurkati
2.2.7. Alerjik Kontakt Dermatit
Alerjik Kontakt Dermatit bir ajanla temas olduğunda gecikmiş tip aşırı duyarlılık
reaksiyonu sonucu deride görülen egzematöz bir döküntüdür.
“Alerjenle” deri temasının olduğu yerlerde döküntüler gelişir. Ancak bazen,
bilinmeyen nedenlerden dolayı bu sınırların dışına da çıkar. Reaksiyonun şiddeti ve hızı
kişiye göre çok değişkendir. Çok akut olduğunda sorumlu madde ile temastan birkaç saat
sonra reaksiyon oluşur. Bunun gibi reaksiyonlar örneğin Amerika’da sık görülen “zehirli
sarmaşık” ile temas durumunda oluşur. İlk başta kaşıntı olur ve etkilenen alan kızarmaya,
şişmeye ve vezikül oluşturmaya başlar. Daha sonra alan pullanır ve fissürler oluşur.
Çok sayıda madde, alerjik kontakt dermatit yapabilir. Nikel dermatiti en yaygın
görülenlerindendir. Birleşik Krallıkta kadınların %5’i nikele duyarlıdır. Duyarlı kişiler,
nikelin bulunduğu paslanmaz çelik maddelerini kullanamaz ve çelik düğmeler altında
döküntü gelişebilir. Nikele duyarlı olanlar “dikromat” ve diğer kromat tuzlarına karşı da
reaksiyon geliştirebilir.
Diğer örnekler, silgideki kimyasal maddeler örneğin merkaptobenztiazol (MBT) ile
tiuram ve formalindir. Bazen alerjiler boyalara karşı da gelişebilir. Boyalara karşı alerjileri
olan kişilerin giydikleri elbiseleri de dermatit yapabilir. Lanolin (koyunyünü yağı, birçok
krem ve merhemde bulunur) ve parfümler de kozmetik kullanım sonrası alerji yapabilir.
Etilendiamin, vioform, neomisin ve lokal anastezikler de bazen tropikal krem veya merhem
kullanımından sonra dermatit(egzama) yapabilir. Boyalar (siyah saç boyası
parafenilendiamin gibi) da Kontakt dermatit(temas egzaması) yapabilir. Bazı maddeler
duyarlılık oluşturdukları bilinmesinden dolayı genellikle tropikal olarak kullanılmaz.
Örneğin penisilin ve sulfanomidler.
Resim 2.27: Parafenilendiamin saç boyasına bağlı gelişen alerjik Kontakt dermatit
2.2.8. Saç Gövdesi Hastalıkları
Saç gövdesi hastalıkları konjental veya çoğunlukla sonradan olabilir. Bütün uzun
saçların uç kısımları, iklimsel özelliklere, devamlı yıkamaya ve sürekli taramaya bağlı olarak
kırılabilir.
Parmaklar arasında saçları bükmek ve obsessif (sık tekrarlayan ) bir şekilde saçlarla
uğraşmak, Trikoreksis nodoza olarak bilinen özel tip mikroskobu ve elektron mikroskobu
kullanılarak saç gövdesinde genişlemeler (düğümler) saptanır. Bu düğümler, kopar ve
saçaklanma benzeri bir görünüm alarak “boyama fırçası” şeklinde uçlar bırakır. Bu durum,
saç kırılmalarına ve hatta saç kaybı şikayetlerine neden olur.
Resim 2.28: Trikoreksis nodoza’nın elektron mikroskobunda saptanan saç gövdesindeki fırça
benzeri kırılma
Resim 2.29: Moniletriks’te saç gövdesinin fuziform genişlemesi ve incelmesi
2.3. Saçlı Deriye Kan Temini (Beslenmesi)
2.3.1. Kan Damarları
Dermiste birçok kan damarı bulunur. Bazı kapillerler saç köklerine besin getirmek için
saç papillası içine doğru uzanır. Diğerleri ter içinde uzaklaştırılan artık ürünleri getiren ter
bezleri çevresine uzantı yapar. Yüzeye yakın kan damarları vücut fazla ısındığı zaman
genişlemiş hale gelebilir. Deri kızarır ve radyasyon, ısının deri çevresindeki havanın
kaybedilmesine sebep olur.
Isı kondüksiyonu (ısının taşınması) ısının deriyle temas eden giysilere ve diğer
cisimlere geçişiyle meydana gelir. Konveksiyon (dağılım) deriyle temas eden hava akımları
yoluyla ısı kaybına sebep olur.
Vücut soğuk olduğu zaman derideki kan damarları kasılır. Böylece kan damarları
yüzeyden uzaklaştığı için radyasyon ve kondüksiyon ( iletim ) azalır. Deri daha soluk
görünür. Akciğerlerden sıcak hava verildiği zaman, idrar ve dışkı atıldığı zaman ısı
kaybedilmesine rağmen, terleme sabit vücut sıcaklığını sağlayan ve kontrol eden temel
yöntemdir.
Saç folikülleriyle birlikte bulunan küçücük arrrektör pili(ürperme) kasları deri soğuk
olduğu zaman kasılabilir. Kasılma az miktarda ısı meydana getirir ve derinin sivilce gibi
diken diken olmasına yol açar. Bu kasların kasılması korku halinde folikülün pozisyonunu
değiştirerek tüyleri ucundan dikleştirir.
Yalıtkan bir deri altı yağı tabakası deriyi altındaki kaslardan ayırır.
Resim 2.30: Kan damarları
2.4. Saç ve Saçlı Derinin Sağlığı
Saç sağlığı denilince, saçlı derideki 100.000 adet veya daha fazla kıl yapısının genel
durumundan bahsedilmektedir. İyi durumdaki saç kendini hemen belli eder. Parlar, kolay
şekil alır veya yalnızca iyi görünür. Kozmetik uygulamalar ve fiziksel faktörlerin yanı sıra,
iyi beslenememe, anemi, uzun süreli açlık, protein eksiklikleri ve hormonal bozukluklar gibi
sistemik hastalıklar sonucu saç sağlığı kaybedilebilir. Yaşlanma da saçlarda değişikliklere
neden olur. Uzama hızı ve saç miktarı yaşla azalır, ancak saçın yapısal özellikleri yaşlılarda
genellikle normaldir. Parlaklık, saç sağlığının en önemli göstergelerinden birisidir. Işığın
yansımasını sağlayan bu özellik, kıl gövdesindeki kutikülanın sağlamlığı ile ilişkilidir. Eğer
kutiküla sağlam ise, saç korteksi ısı veya kimyasal maddelerden etkilenmemişse ve saç
yağlanmamışsa, saç iyi durumdadır ve parlar. Saçlar uygun şampuanlarla yıkanır ve uygun
şekilde bakılırsa, uçları düzenli olarak kesilerek kırıklar engellenirse, sık olarak perma
yaptırılmazsa ve saç boyama işlemlerinde belirli sıralar takip edilirse uzun süre sağlıklı
kalabilirler. Eğer kıl kutikülası zarar görmüşse, saçın bu kısmı cansız kepeklerden oluştuğu
için tamir etmek zor olur. Saçların saçlı deriden ilk çıktıkları yerlerde, kutiküla, yaklaşık on
kat kepek tabakasından oluşur. Bu kepek tabakası 3-4 m kadardır ve uzun süre (6 yıl) kılı
korur. Zamanla, bu kepekler yıpranmaya başlarlar. Aslında doğal olan bu süreç, friksiyon,
güneş ışığı, kimyasal maddeler, deniz suyunun tuzu, ıslanma-kuruma, yüksek ısılı
kurutucular kullanılması ve saçın uzatılması gibi durumlarda hızlanır.
Kıl döngüsünün telogen veya erken anagen fazlarında dökülmeden önce, kıllar
kutiküla ve ardından da kortekste kırılmalar gösterir. İnvivo (canlı) ve invitro (cansız)
çalışmalarda, saçların taranma, fırçalanma, soldurma ve perma uygulamaları sonrasında
yıprandığı gösterilmiştir. UV ve ıslanma gibi faktörler de yıpranmada etkilidir. Anagen fazın
uzun olması, fiziki ve kozmetik uygulamaların daha sık olması nedenleriyle, saçlarda, vücudun
tüm diğer kıllarından daha derin kutikülar ve kortikal dejenerasyonlar görülür. Saçın
kimyasal yapısına en çok hasar veren işlem kalıcı dalgalardır. Bu işlem için, önce disülfür
bağları kırılır, daha sonra nötralizasyon işlemi sırasında dalgalı görünümü sağlayacak bağlar
yeniden oluşturulur. Bu nedenle, sık tekrarlanmamalı ve işlem sonrası saç bakımına özen
gösterilmelidir. Boyalar ve renk açıcı işlemler de saçın kimyasal yapısına hasar verirler.
Boyanın etkili olabilmesi için kutikülaya penetre olması ve kortekse girerek etkili olması
gerekmektedir. Çeşitli derecelerde saç hasarı kaçınılmazdır. Kozmetik işlemler saçlı deri
içerisindeki kıl foliküllerini etkilemezler, ancak kimyasal yanıklar gelişirse, folikül hücreleri
etkilenerek kıl kaybına yol açabilirler. Şampuanlama işleminin kendisi saçlarda hasara neden
olmaz, çünkü şampuanlar kutikülayı uzaklaştırmazlar.
Güneş ışığı ile kıllarda renk açılması olmaktadır. Doğal olarak, daha az miktarda
melanin içeren kıllarda yıpranma daha az olur. Güneşe maruz kalan bölgelerde kıllar güneşle
solabilir. Çok koyu renk saçlarda renk açılması daha belirgin olur. Güneş ışığı, saç kuruluğu,
yapıda kabalaşma, gerilimde azalma, kolay kırılabilirlik, renk, nem ve parlaklık kaybı
yapabilir. Kahverengi saçlarda, eumelanin pigmentinin güneş ışınları etkisi ile oksidasyonu
sonucu, renk solması gerçekleşir.
2.5. Saç Sağlığını Etkileyen Sebepler
“Saçlar sağlığın aynasıdır” sözü çok yerinde söylenmiştir. Çünkü insanın fiziksel ve
ruhsal sağlığına, hatta kişiliğine önemli etkisi olan saçların da sağlıklı olmaya ve ciddi bir
bakıma ihtiyacı vardır.
Saçlar pek çok şeyden etkilenirler. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
 Genetik Faktörler: Genetik, insanın anne, baba, kardeş ve yakın akrabalarıyla
olan kan bağı benzerliğidir. Buna soya çekim de denir. Aile fertlerinde ve yakın
akrabalıklarda sima (yüz) benzerliği, saç yapısı (ince telli zayıf veya kalın telli
gür, düz ya da dalgalı) göz rengi gibi benzerlikler görülür. Saçtaki genetik
farklılık her insanın doğal yapısından kaynaklandığı için, sonradan önemli bir
değişikliğe uğramaz.
 Çeşitli Hastalıklar: “Geçici saç dökülmesi” başlığı altında saç dökülmesine
sebep olan hastalıkları saydık.
 Hormonal Dengesizlik: Kadın ve erkeklerde belli bir yaş döneminden sonra,
gebelik ve lohosalıkta meydana gelen “hormonal dengesizlik” ler saç
dökülmesine tesir etmektedir.
 Yanlış Beslenme: Vücudun ve bilhassa saçın beslenmesi için gerekli olan A, B,
C, D ve E vitaminlerini ve bazı mineralleri yeteri kadar almayan kimseler ile
diyet veya zayıflama rejimini yanlış yapanların saçı zayıflar ve dökülür.
 Güneş ve Deniz Suyu: Aşırı güneş ışınları, denizin tuzlu suyu, havuzlardaki
klorlu sular, hava ve çevre kirliliği, saçların kalitesini bozar. Matlaştırır, cansız
bir görünüme sokar. Uçları çatallaşıp kırılır ve dökülür.
 Aşırı Yorgunluk ve Stres: Aşırı yorgunluk ve stres, insan vücudundaki bütün
organları önemli şekilde etkiler. Sinir sistemi ve kan dolaşımının etkisinde olan
saçlar da zayıflar ve dökülme görülür.
 Kış mevsiminde, kapalı yerde: Kışın kapalı yerlerde hareketsiz yaşantı, kuru
ve kalorisi fazla ağır gıdalar, vücudun bazı organlarında rahatsızlık yaptığı gibi,
derinin ve saçın ihtiyacı olan hayat suyunun kaybına ve kan dolaşımının
yavaşlamasına sebep olacağından, saçın gelişip büyümesine engel olur.
 Yanlış Bakım: Bazı kimseler saç bakımına önem verdikleri zannederler ama
saçları için çok önemli olan şampuan seçiminde, fırça ve tarak konusunda fazla
bilgileri olmadığı için yanlış seçim yaparlar. Kalitesiz şampuan, sert ve naylon
fırça ile bozuk ve kırık dişli tarak saçları bozar, matlaştırır, kurutur kırılmasına
sebep olur. Sanayi ürünü sert ve kalitesiz şampuan, saçın öz yapısını ve saçlı
deriyi bozar, bazen alerjik durumlara da yol açar.
2.6. Saç Yapısı
2.6.1. Terminal Saç ve Saç Büyüme Döngüsü
Saçlar periyodik bir değişim gösterir. Eski saçlar dökülürken, yenileri onların yerlerini
alır. Bu dönem üç devreden oluşur.
 Anagen, saçın yeni oluştuğu devredir. Aktif dönemidir.
 Katagen, yeni oluşmuş saçın deri yüzeyine doğru hareket ettiği devredir.
Değişim dönemidir.
 Telogen, dermal papillanın epidermis hücrelerinden ayrıldığı devredir.
Epidermis hücreleri hacimce küçülür.
Telogenden sonra epidermis hücreleri tekrar yeni saç oluşturmak üzere dermis
hücrelerine doğru uzantı yapmak için dermis tarafından uyarılır. Her dönemde aynı haberler,
aynı sırada verilerek oluşan yeni saç, eski saçın kanalından deri yüzeyine çıkar, eski saç
dökülür. Dinlenme dönemidir.
ANAGEN KATAGEN TELOGEN
Şekil 2.3: Saç büyüme döngüsü
2.6.2. Saçın Morfolojisi(Yapı bilgisi)
Saç dermis ve üzerine yayılmış olan epidermis hücrelerinden oluşur. Saçı meydana
getirecek olan dermis hücreleri önce bir araya gelerek gruplaşırlar. Dermisten gelen bir
haberle epidermis dermis içine aşağıya doğru uzanmaya başlar. Aşağıya doğru uzanan
epidermis hücreleri daha sonra gruplaşmış dermis hücrelerini çevreleyerek dermal papilla’yı
meydana getirir. Dermal papilla’nın oluşumu için bir habere daha gerek vardır. Bu ikinci
haber “dermal papilla’yı yap” tarzındaki haber, epidermisten gelir ve türe özgüldür. En
sonunda dermis kaynaklı bir haber “dermal papilla”yı yapan epitel hücrelerine ulaşarak
onları, saç gövdesini yapmak üzere, çabuk bölünmeleri için uyarır. Bu haberde özgüldür.
Dermisten gelen ikinci haber ile çoğalan epidermis hücreleri, deri yüzeyine doğru
hareket ederek üç tip saç hücresine (kütikül korteks, medulla hücreleri) veya iç ve dış kök
kılıfı hücrelerine farklılaşırlar. Bunların en dışında fibroblast ve yağ bezleri bulunan saç oluşmuş olur.
Şekil 2.4: Saç oluşumunun basamakları
2.6.3. Saçın Bölümleri
Kıl folikülü longitudinal kesitte üç parçadan oluşur.
2.6.3.1. Alt Kısım
Folikül tabanından errektör pili kasının yapışma noktasına kadar uzanır. Kıl
folikülünün en etkin kısmını oluşturur.
2.6.3.2. Orta Kısım
Errektör pili kasının yapışma noktasından sebase kanal girişine kadar uzanan
bölümdür. Çevresini saran küçük sinir lifleri nedeniyle, dokunma duyusuyla yakın ilişkidedir.
2.6.3.3. Üst Kısım
Sebase kanal girişinden foliküler orifis’e kadar uzanan kısımdır. Bu bölgede, çok
sayıda dendritik hücre bulunur.
Kıl folikülünün alt kısmının beş ana bileşeni vardır. Bunlar, dermal kıl papillası, kıl
matriksi, kıl, iç ve dış kök kılıflarıdır.
 Dermal Kıl Papillası: Anagen fazda, kıl folikülünün alt kısmı tokmak şeklinde
geniştir ve bulbus olarak adlandırılır. Bulbus, matriks hücreler ve
melanositlerden oluşur. Küçük, yumurta şeklindeki dermal bir yapı (dermal yapı
papillası) kıl bulbusu içine doğru çıkıntı yapmıştır. Papilla, kıl folikülünün
büyümesini sağlar ve devam ettirir. Koyu renk saçlı kişilerde, dermal kıl
papillasında, melanofajlar içerisinde fazla miktarda melanin bulunur. Papillanın
büyüklüğü direkt olarak folikül çapıyla ilişkilidir.
 Kıl Matriksi: Kıl matriksinde yer alan pluripotent hücreler, kılların ve iç kök
kılıfının oluşmasını sağlar. Dış kök kılıfı ise, epidermisin aşağı doğru uzantısı
şeklindedir. Kıl matriksi hücreleri arasında melanositler bulunur ve bunlar
kılların renklerini veren melanin içerirler. Elektron mikroskobisinde, matriks
hücreler ilkel epitelyal hücreler gibidirler. Az sayıda intermediate flaman, çok
sayıda mitokondri, iyi gelişmiş golgi aparatları ve oldukça büyük nukleositoplazmik
orana sahiptirler.
 Kıl: Kıl matriksini oluşturan hücreler, yukarı doğru gittikçe, farklı oranlarda
keratinizasyon gösterirler. Kıl gövdesinde, içeriden dışarıya doğru, medulla,
korteks ve kıl kutikülası yer alır.
 İç Kök Kılıfı: İç kök kılıfının en dış kısmı Henle tabakasıdır. Tek hücre
kalınlığında olup ilk karotinize olan kısımdır. 3 tabakadan oluşur. Bu 3 tabaka
da melanin içermez.
 Dış Kök Kılıfı: Epidermisin aşağı doğru uzantısı şeklindedir. Dış kök kılıfı, kıl
bulbusu’ndan infundibulum’a kadar uzanır. Buradan sonra yüzey epidermisi ile
devamlılık gösterir. Dış kök kılıfının bazal hücreleri arasında amelonotik
melanositler bulunur; bunlar dermabrazyon gibi deri hasarlarından sonra etkin hale geçebilirler.
Şekil 2.5: Saçın yapısı
2.6.4. Kılın Yapısı
2.6.4.1. Pul Tabakası (Kutikul)
Pul tabakası, saçın dış koruyucu örtüsüdür. Kiremit şeklinde dizilmiş, 4–10 hücre
tabakasından meydana gelir, macunsu bir madde ile birbirine bağlıdır. Renksiz ve
transparandır, lif tabakasındaki pigmentlerin verdiği, saçın doğal rengini gösterir. Pul
görünümündeki pul tabakası, saçın uç kısmına doğru dizilmiştir. Saçın parlaklığı, pul
tabakasına vuran ışığın yansımasından kaynaklanır. Sağlıklı saç, ışığı düzgün pul yüzeyi
sayesinde parlak şekilde yansıtır.
Gözenekleri açık saçta ise, ışığın büyük bir kısmı çözülür, vuran ışık dağıtılır ve
emilir. Saçın genel görünümü pütürlü ve çatlaktır, bu nedenle de mat görünür.
Alkali reaksiyon gösteren preparatlar (dekolaranlar, perma ürünleri) saçta yalnız
sıkıştırıcı etki değil, aynı zamanda saça parlaklık da kazandırır.
Pul tabakası çok dayanıklı keratinden oluşmasına rağmen hava, tarama, fırçalama ve
kimyasal işlemlerin etkisi ile zamanla kazınıp dökülebilir. Bu durum pul tabakası tarafından
korunan lif tabakası için büyük tehlike arz eder.
Resim 2.31: Pul tabakası
2.6.4.2. Lif Tabakası (Cortex)
Saç içeriğinin % 80’ini oluşturur ve çok büyük önem taşır. Pul tabakası büyük
etkinliği olan koruyucu bir tabakadır, aynı zamanda saçın şekillenmesi, renk değişikliği ve
tüm fizyolojik ve kimyasal olaylar lif tabakasında gerçekleşir.
Lif tabakasında saça renk veren pigmentler ve matriks bulunur. Elektron mikroskobu
altındaki lif tabakasında keratinden oluşan lifler, saçın uzunlaması yönünde, birbirine geçmiş
iplikler görünümündedirler. Çok dayanıklı ve elastiki olan lif demeti, macunsu maddenin içinde bulunmaktadır.
Resim 2.32: Lif tabakası
 Lif Tabakasının Yapısı
Makrofibriller birçok mikrofibril’den oluşur.
Her mikrofibril 11 Protofibrillen’den meydana gelir.
Her bir Protofibril 3 Peptidspiralen’den oluşur.
Şekil 2.6: Lif tabakasının iç görüntüsü
2.6.4.3. İlik Tabakası (Medulla)
İlik tabakası, bir boru gibi saç boyunca uzandığı için ilik kanalı olarak adlandırılır.
Çevresi lif tabakasınca sarılmıştır ve içinde “Papilla”nın üzerinde oluşan hücreler bulunur.
Bu hücreler şekil itibariyle sünger görünümündedirler.
İlik tabakası birçok kısımda düzensiz bir biçimde bulunur, hatta bazı durumlarda
bulunmaz. Saç uçlarına doğru hücreler azalır ve mikroskop altında boşluk şeklinde görülür.
İnce saçlarda ilik tabakası genelde yoktur. Yapılan araştırmalarda ilik tabakasının saçın genel
işlevinde hiçbir etkisi görülmemiştir.
Resim 2.33: İlik tabakası Resim 2.34: Kılın yapısı
a) Pul tabakası (Kutikul)
b) Lif tabakası (Korteks)
c) İlik (Modulla)
Şekil 2.7: Kılın kesiti
Şekil 2.8: Kılın yapısı
2.6.5. Keratin ve Saçın Kimyası
Keratin, epidermal yapıda bulunan, saçın %85’ten fazlasını kaplayan, çözünmeyen,
proteinik yapıda bir komplekstir. Saçta bulunan polpeptit zincir yapısı, 18 farklı tipte
aminoasitten oluşmaktadır.
Kristal ve amorf keratin, iki temel keratin olup, saç yapısı ve özellikleri açısından
büyük önem taşımaktadır.
2.6.6. Keratin Konfigürasyonu
Keratinin protein zinciri konfigürasyonu aşağıda anlatıldığı gibi pek çok şekilde belirlenir.
2.6.6.1. Hidrojen Bağları
Hidrojen bağları, proteindeki komşu –NH ve C = O grupları arasında yer alır.
Hidrojen bağları oldukça zayıftır; bununla birlikte keratin proteinlerinin makromoleküler
yapısı açısından önemlidir.
Şekil 2.9: Saçta bulunan hidrojen bağları
2.6.6.2. Disülfür Bağları
Çok güçlü olan bu bağlar, keratin proteininin makromoleküler yapısı açısından çok
önemlidir. Disülfür bağları sülfür içeren iki ünite sisteinin sülfür-sülfür bağları ile
bağlanması sonucu oluşur.
Bu reaksiyon, saçın gelişimini sağlayan keratinizasyonda gerçekleşir ve
keratinizasyon sürecinin temelini oluşturur. Sonuçta oluşan dimerik aminoasit, iki zincir
arasında sistin olarak bilinen aminoasiti oluşturur.
Şekil 2.10: Saçta bulunan disülfür bağları
Keratinde bulunan disülfür bağları, enzim ve kimyasal etkilere karşı direncin ana
nedenidir. Disülfür bağları aşağıdaki şekillerde parçalanır:
 UV ışık
 Oksidanlar
 Redüktörler
 Güçlü asit ve alkaliler
 Uzun süre sıcak (kaynar) su ile muamele.
2.6.6.3. Tuz Bağları
Tuz bağları, keratin yapısında karboksil ve amino grupları arasındaki doğal çekim
sonucu, yan zincirin uygun bir bölgesinde yer alırlar. Bu reaksiyon, elektrostatik çekim
sonucu güçlü bağlarla oluşur. Asit ve alkali tuz bağlarının yapısını etkilemektedir.
2.6.6.4. Peptit Bağları
Peptit bağları her ne kadar yaygın olarak protein zincirinde bulunsa da, zaman zaman
iki komşu zincir arasında güçlü, kovalan bağlı çapraz bağlar oluştururlar. Asit ve alkali etkisi ile parçalanırlar.
2.6.6.5. Van der Waals Kuvvetleri
Van der Waals kuvvetleri, komşu moleküller arasında oluşan çekim kuvvetleridir ve
her molekülde bulunan dipollerle ilişkilidir.
Saçın hacim olarak fiziksel özellikleri kozmetik bilimi açısından önem taşımaktadır ve
parlaklık, his, uçuşma derecesi, şekillendirebilme, şeklin sabit kalması ve tarama kolaylığı,
tüketici için ürün tasarımı ve profesyonel kullanım açısından belirleyici faktörlerdir. Tüm
bunlar göz önünde bulundurularak, saç telinin ve tüm saç hacmine olan etkilerinin
anlaşılması önem taşımaktadır.
Şekil 2.11: Saçta bulunan Peptit bağları
Şekil 2.12:
2.7. Saçın Özellikleri
2.7.1. Renk
Saç rengi korteksteki pigment dağılımına bağlıdır. Pigmentler, iki ana tip olarak sınıflandırılan,
yaklaşık 1 m çapındaki melanin granülleri şeklinde dağılmışlardır. İlk melanin
tipi eumelanin’dir. İndol türevi olup, kahve-siyah renkli, çok karmaşık bir makromoleküler
yapıya sahiptir. Bu tip melanin saçtaki keratinde bulunan tirozinden sentezlenir. İkinci tip
melanin ise pheomelanin’dir. Karmaşık aromatik yapıda olup, renkleri eumelaninden daha
açıktır ve saça sarı-kırmızı renk vermektedir. Saçın son rengi, eumelanin ve pheomelanin oranına bağlıdır.
2.7.2. Parlaklık
Saç, sağlıklı koşullarda, saç gövdesinin etrafını saran yumuşak, amorf kutiküla sayesinde
oldukça parlak gözükür. Bu yumuşak yüzey, ışığı düzenli bir şekilde yansıtır; bu
saçılma ile karakteristik parlaklık sağlanır. Saç uzadığında fiziksel olarak zarar görür ve
kutiküla pulları verimsizleşir veya dökülür. Bu durum, ışığın saçtan daha yüksek derecede
yansımasına neden olur ve donuk bir görünümle sonuçlanır.
2.7.3. Elektrostatik Özellikler
Kuru saç elektriği iyi iletmez; tarama gibi mekanik kuvvetlere maruz kaldığında saçın
yüzeyinde elektrostatik yük oluşur.
2.7.4. Gerilebilme ve Esneklik Özellikleri
Saçın gerilebilme ve esneklik özelliği, baskı ve zorlama ile ilişkili olarak saçta
meydana gelen deformasyon şeklinde açıklanır. Tek bir saç telinin esneklik özelliği, sabit
oranda saçın gerilmesi ve kaydedilmesi ile ölçülür.
Gerilebilme ve esneklik özelliğini etkileyen diğer etmenler ise, saç telini zayıflatan
permanant ve boyadır. Kaynar suda, saç teli kırılmadan önce, orijinal uzunluğunun %100’ü
kadar bir artış gösterecektir. Bu durum, saç teline saçı yağlandıran ve büyümesini arttıran
çok yüksek oranda su girişi ile gerçekleşir.
2.7.5. Saçın Hacim Özellikleri
Tek bir saç telinin özellikleri ile karşılaştırıldığında, sübjektif koşullara bağlı olarak
değişen saç kütlesinin özelliklerini ölçmek çok daha zordur. Bu nedenle, saç hacminin
ölçümü psikofiziksel veya psikometrik olmak üzere duyarlı yöntemlerle gerçekleştirilir.
Saçın hacimsel özellikleri, saç bakım ürünlerinin son kullanıcısını da içine alan
değerlendirme tiplerini yansıtır. Bu değerlendirmelerin her biri ve değerlendirildikleri yol
aşağıda sırasıyla anlatılmıştır.
2.7.5.1. Tarama Kolaylığı
Tarama kolaylığı, tarağın saç içindeki hareketi sırasında karşılaştığı direnç ile
ilişkilidir. Tarama kolaylığı, saç telleri ve saç telleri-tarak arasındaki sürtünme, saç çapı,
sertliği ve elektrostatik yükten etkilenmektedir. Tarama kolaylığını değerlendirmek için
genellikle psikofiziksel yöntemler kullanılarak saç derecelendirilir.
2.7.5.2. Saç Şeklinin Korunması
Saç şeklinin korunması, saçın şekil verildikten sonra zamana karşı dayanıklı kalabilme
yeteneğidir. Saç spreyi veya sabitleyici losyonlar gibi ön uygulamaya maruz kalmadığında,
tek bir saç telinin özelliği, saç tellerinin sürtünmesi, saçın yoğunluğu ve saçın sertliği saç
hacmi üzerinde etkilidir. Saç şeklinin korunması, saçın bilinen kuvvetle de formasyonunun
ve zamanla şekil kaybının ölçülmesi ile belirlenir. Daha uzun sürede bozulan saç örgüsü, saç
şeklini koruma açısından daha uygundur. Bu ölçümler yapılırken, sıcaklık ve rölatif nem
dikkatle kontrol edilmelidir.
2.7.5.3. Uçuşma
Uçuşma miktarı, sıcaklık ve rölatif nemden etkilenen saçın üzerindeki statik elektriksel kuvvete bağlıdır.
2.7.5.4. İdare Edilebilirlik
İdare edilebilirlik için yöntemler normal olarak değerlendirilir; özel tekniklerle, uzun
saçta veya canlı tüyler üzerinde yapılan testler kullanılır.
2.7.5.5. Saç Kütlesi
Saç kütlesi, normal olarak, hacim, kalınlık ve sıklıkla belirlenir. Tam olarak saç kütlesini
tanımlamak zordur. Saç kütlesine referans olarak kalınlık alınmasına rağmen,
hangisinin görünen hacim olduğu görsel ve duyumsal yöntemler ile ilgilidir. Diğer bir tanımlamada
ise; kütle, yapısal kuvvet, sağlamlık, esneklik, sertlik ve hacim birleşiminden oluşur.
2.7.6. Kılın Fiziksel Özellikleri
2.7.6.1. Esneklik
Esneklik saçların en önemli özelliklerinden birisidir. Saçlara şeklini veren, esneklik ve
kıvrılmalarını sağlayan saç korteksidir. Saç, esneme yeteneği sayesinde, şeklinin
değişmesine olanak verir ve kısa süre sonra hiç hasar olmaksızın eski halini alabilir. Islak
saç, boyutunun yaklaşık % 30’u kadar uzayabilir, ancak daha fazla gerilim uygulanırsa, saçta
kırılmalar ortaya çıkar. Saçın esnekliğinde en belirleyici faktör korteksteki uzun keratin
fibrilleridir. Renk açma ve perma gibi kalıcı kimyasal uygulamalar sonucu, korteks etkilenir
ve saç esnekliği bozulur. Esnekliği bozuk olan saçta kıvrılmalar olmaz. Hem doğal, hem da
yapay ışık kaynakları, kıldaki kimyasal maddelerle etkileşir ve esneme yeteneğini belli
oranda azaltırlar.
2.7.6.2. Statik Elektrik
Kuru saç fırçalandığında statik elektrik oluşur. Bu durum, özellikle kuru ve sıcak havada
belirgin olur. Kıllar birbirlerini iterler ve yüklenen kıllar saçların tamamından ayrı
durur ve uçuşur. Nemlendiriciler ve şampuanlardaki çeşitli katkı maddeleri ile, saç yüzeylerinde
düzgünlük sağlanır, statik elektrik oluşumu azalır ve dolayısıyla uçuşma daha az olur.
2.7.6.3. Nem Oranı
Saçların su içeriği nemli ortamlarda artar. Nemli ve sıcak ortamlarda, saçlarda daha
fazla nem ve az miktarda statik elektrik bulunduğu için, saç daha az hacimli olur. Saçlar,
kuru ve sıcak ortamlarda, daha az nem ve daha fazla statik elektrik nedeniyle daha hacimli
görünürler. Islak saçlarda ise, korteks şişer ve kıl yüzeyi geçici olarak kayganlığını ve
düzlüğünü yitirir; bu nedenle, ıslakken tarama işleminde daha çok friksiyon ortaya çıkar.
2.7.6.4. Porozite (gözeneklilik)
Normal hasarsız kıllarda, kortekse giren ve çıkan su miktarı oldukça azdır. Bunu sağlayan
kutikülanın sağlam olmasıdır. Şampuanlar kutikülaya hasar vermezler. Ancak, saçlara
şekil vermek için kullanılan maddeler, rüzgar ve aşırı güneş teması sonucu, kıllardaki
Porozite artar ve dolayısıyla suyun kortekse giriş/çıkışı artar. Por sayısı fazla olan kıllar
kurudur ve kırık, ayrışmış uçları bulunur. Hasarlı kutiküla kırılabilir özelliktedir ve
yıpranması kolaydır. Korteks giderek daha çok su tutmaya ve kurutulduğunda çok daha fazla
su kaybetmeye başlar. Bu şekilde, her yıkamada saç giderek daha fazla yıpranmaya başlar.
2.7.6.5. Yapı
Saçın dokusu saç güzelliğini yansıtır. Saç dokusu, kılın çapı, sert veya yumuşak olması
ve yıpranma durumu gibi faktörlerden etkilenir.
2.8. Saç ve Saçlı Derinin İnceleme Yöntemleri
2.8.1. Saçta Teşhis
Saç ve saçlı deriyi gözlemlerken saçın dokusunu, cinsini, durumunu, esnekliğini, saçın
gözeneklerini iyi tetkik etmek gerekir. Saç ve saçlı deri incelemeleri mutlaka aydınlık
ortamda yapılmalıdır ki doğru tespitlerde bulunulabilsin. Saç analiz ederken, müşteriye
rahatsızlık vermemek için saçla oynar gibi yaparak müşteriye hissettirmemeye özen
göstermeliyiz. Saçı birkaç yöntemle inceleyebiliriz.
Gözle izlenimler
 Mat
 Pelteleşmiş
 Solmuş renk
 Çatallaşmış uçlar
Dokunma ile izlenimler
 Kuru
 Çatlak
 Pütürlü
 Islakken süngerleşmiş
 Kırık uçlar
Tarama esnasında
 Esneklik yok
 Saç keçeleşir (özellikle ıslakken)
Genel göstergeler
 Emiş gücü yüksektir (su, permanant, dekolore, saç boyaları ve şekillendiricileri daha çok emer)
 Saç geç kurur
 Alkali ortamda kabarma fazladır (özellikle permanantda tehlike arz eder)
 Dökümü ve esnekliği azalır (permanantda ve şekillendirildiğinde saç dayanıklı olmaz).
Gözle izlenimler: Saça uzaktan bakarak matlığını, rengini, çatallaşmalarını tespit
edebiliriz. Matlık durumu yıpranan kutiküla pulcuklarının ışığı iyi yansıtmamasından
kaynaklanır. Saç ucuyla dipleri arasında ve değişik yerlerde renk farklılığı bulunabilir.
Çatallaşmış uçlar ışığı yansıtmamasından dolayı rahatlıkla gözle fark edilebilirler. Saçı
değişik yerlerden ayırarak, saçlı derinin gözenek durumunu, pigment bozukluklarını, iltihaplı
ve iltihapsız deri değişikliklerini, sulu ve susuz yaraları tespit edilebilir. Ayrıca; yapısı zarar
görmüş saçlar suyu kolay emer ve kolay kururlar. Kutikül pulcukları sağlıklı olan saçlar suyu
zor emer ve zor kururlar. Çünkü kutikül pulcukları dış ortamdaki havayla teması keserek
kurumayı zorlaştırırlar.
Dokunma ile izlenimler: Saçı ayırıp saçlı deriye dokunarak kepek ve yağ durumunu;
saçı iki elle kavrayarak saçın hacmini tespit edilebilir. Saç tellerini parmak uçları arasında
yuvarlayarak kutikül pulcuklarının yıpranması; parmaklarla çekiştirerek esnekliği kontrol
edilebilir. Saçta ki sirke oluşumu ise tırnak uçlarıyla saçtaki oluşuma vurarak kontrol
edilebilir. (Eğer oluşum düşüyor ise kepek, düşmüyor ise sirkedir.)
Tarama ile izlenimler: Tarama esnasında elektriklenen saç kurudur. Eğer saçın kutikül
pulcukları ve saç bağları hasar gördüyse keçeleşerek esnekliğini kaybeder.
Müşteriye yönelteceğimiz değişik sorular da saç ve saçlı deriyi teşhis etmemize
yardımcı olur. Örneğin:
 Permanant yaptırdınız mı? Yaptırdıysanız en son ne zaman?
 Saç rengini açtırdınız mı? Açtırdıysanız en son ne zaman?
 Kına ve rastık yaptırdınız mı? Yaptırdıysanız en son ne zaman?
 En son ne ne zaman kestirdiniz?
 Defrize yaptırdınız mı? Yaptırdıysanız en son ne zaman?
2.8.2. Saçı ve Saçlı Deriyi İncelerken Kullanılan Araç Gereçler
 Wood lamb
 Bilgisayarlı saç analiz cihazı
 Mikroskop
 Elektron mikroskobu
 Biyopsi
 Patoloji
 Direkt mikroskop
2.8.2.1. Wood Lamb
Wood ışığı, 365 mm dalga boylu bir ultraviole-A ışığıdır. Nikel oksitli filtresi olan
özel lambalar ile elde edilir. Bu ışık ile deri lezyonlarının incelenmesi, karanlık bir odada
yapılır.
Pigmentasyon değişiklikleri, Wood ışığı altında kontrast değişiklikler gösterebilir:
Vasküler defektlere bağlı beyazlıklar belirsizleşirken, hipopigmentasyonlar ve
depigmentasyonlar belirginleşir. Hiperpigmentasyon, epidermiste melanin artışından
kaynaklanıyorsa, normal deri ile arasındaki fark artar; dermisde melanin artışından
kaynaklanıyorsa kontrast artışı gözlenmez. Hem epidermal, hem de dermal pigmentasyon
varsa, kontrast artışı yine olur.
Bazı hastalıklarda Wood ışığı muayenesi ile şu sonuçlar alınır:
Floresans
Mikro sporum infeksiyonları Parlak yeşil
Favus (kellik) Mat yeşil
Trikofiton tonsurans infeksiyonları Yok
Trikofiton violaceum infeksiyonları Yok
Tinea versikolar Sarı-yeşil
Eritrazma Mercan kırmızısı
Psödomonas intertrigosu Sarımsı veya mavimsi yeşil
Psoriasis Kırmızı (bazen)
Hipo/depigmentasyonlar Kontrast
Vasküler kökenli (örn. N. anemikus) Kaybolur
Melanin azalmasına bağlı (örn. Vitiligo) Artar
Tüberoskleroz Artar
Nevus depigmentozus (akromikus) Değişmez
Hiperpigmentasyonlar
Epidermal melanin artışı Artar
Dermal melanin artışı Değişmez
Epidermal+dermal melanin artışı Artar
Resim 2.35: Wood lamb
2.8.2.2. Bilgisayarlı Saç Analiz Cihazı
 Saçlı deride cm2’ye düşen saç sayısını tespit edebilir, saçın kalınlığını ölçebilir,
saçlı derinin gözeneklerini, saç köklerini analiz edebilirsiniz.
 Saç dökülmesi tipini tayin edebilirsiniz.
 Saç ve cilt analiz sonuçlarını kaydedebilir, daha sonra önceki ölçümlerle
karşılaştırabilir, grafik sunum alabilirsiniz.
 Aramo TS, müşterinize saç ve cilt analiz sonuçlarına göre önerilerde
bulunabilir, hatta dilerseniz ürün reçetelendirebilirsiniz.
 Tüm sonuçların yazıcı çıktısını alabilirsiniz.
 Aramo TS, 400.000 Pixel Sony CCD kamerası ile size net ve kaliteli görüntüler sunar.
 Aramo TS, bilgisayar kullanabilen herkes tarafından kolaylıkla kullanılabilir.
 Aramo TS, kozmetik satışlarınızı arttırır ve kolaylaştırır.
Resim 2.36: Bilgisayarlı saç analizi cihazı
Resim 2.37: Bilgisayarlı saç analizi
2.8.2.3. Mikroskop
Mikroskop altında izlenimler: Pul tabakası kalkmış veya yok olmuştur.
2.8.2.4. Biyopsi
Genellikle elektron mikroskobu, immünofloresan veya kültür için rutin histolojik
preparat hazırlamakta olup trefin ile küçük deri parçaları alınır. Keskin, tek kullanımlı 2–6
mm çapında zımba biyopsi aletleri kullanılır. Bu şekilde alınan 4 mm’den küçük çapta
biyopsiler için sütur koymak gerekmez.
2.8.2.5. Patoloji
Biyopsi ve patoloji cilt doktorları tarafından yapılmaktadır.

KAYNAK:www.megep.meb.gov.tr

Döküman Arama

Başlık :