YÖNETİCİLER NASIL OLMALI

DÜNYAYI TAKİP EDEN BİR YÖNETİCİ NASIL OLUNUR ?

DÜNYAYI TAKİP EDEN BİR YÖNETİCİ NASIL OLUNUR ?

Hızlı değişimde ezberdeki trendler, pazarın şifresini çözmekte yetersiz kalır Günlük işlerin baskısı altında bunalanlar, gemilerin makine dairesindeki sorunlara fazla zaman ayıran kaptanlar gibidir. Mikroyönetim denen bu zaaf onların kaptan köşküne çıkıp, ufuktaki değişim rüzgarlarını algılamalarını zorlaştırır. Ekonominin ve toplumun normal dönemlerinde olay ve olguları gözlemlemek ve algılamak kolaydır. On yılların boyu süren istikrarlı gelişme ortamında, ekonominin ve pazarın nereden gelip nereye gittiğini, pazarı okuma becerisine sahip her girişimci görebilir. İş yapma ufkunun bölgesel veya ulusal pazarla sınırlı olduğunda da trendleri fark etmek ve gereken önlemleri almak daha kolaydır. Küçük değişim unsurları birikip, sosyal ve ekonomik olayların akışını değiştirecek kritik bir kütleye ulaştığı dönemlerde ise trendleri algılamak iyice zorlaşır. Hızlı değişim dönemlerinde ezberdeki trendler, pazarın şifresini çözmekte yetersiz kalır. Trendlerin algılanması geleceğe yönelik bir zihinsel ve örgütsel çaba gerektirir. Günlük işlerin baskısı altında bunalanlar, gemilerin makine dairesindeki sorunlara fazla zaman ayıran kaptanlar gibidir. Mikroyönetim denen bu zaaf onların kaptan köşküne çıkıp, ufuktaki değişim rüzgarlarını algılamalarını zorlaştırır. 40-30-20 kuralı Yeniden yapılanma akımının öncülerinden Gary Hamel ve C.K. Prahalad, “Geleceği Kazanmak” adlı kitaplarında işadamlarının trendleri yakalamaya çok az zaman ayırdıklarını söyle anlatıyor. “Deneyimlerimiz üst düzey yöneticilerin, zamanlarının yüzde 40’ını şirketlerinin dışındaki dünyayı gözlemlemeye ayırdıklarını gösteriyor. Bu zamanın ancak yüzde 30’u üç-beş yıl veya daha uzun bir süre sonrasını öngörmeye ayrılıyor. Böylece yöneticinin zamanının sadece yüzde 12’sinde (yüzde 40 x yüzde 30 ) geleceği düşünüyor. Yüzde 12’lik sürenin, yüzde 80’inde yönetici kendi somut işinin geleceğini görmeyi amaçlıyor. Toplumun, ekonominin ve sektörün geleceğine ilişkin kolektif bir görüş oluşturmaya ayrılan zaman ise yöneticinin tüm zamanının yüzde 2.4’ünü aşamıyor.” Yazarlar bu kadar az bir zamanın değişimin tabiatını anlamaya ve gelişen trendleri kavramaya yetmeyeceğini vurguluyor. Türkiye’de ise geleceğe yönelik düşünce ve strateji üretimine ayrılan süre, kısa vadedeki istikrarsızlık ve belirsizlikler nedeniyle, gelişmiş ülkelerin altında kalıyor. Geleceğin risk ve fırsatlarını anlamak için gösterilen çabaların azlığı, şirketlerin orta vadedeki gelişme potansiyellerini eritiyor. Derinden akan ırmaklar Zihinleri geleceğe yönelen, içinde yaşadığı toplumu ve insanları iyi tanıyan kişiler toplumdaki ve ekonomideki trendleri herkesten önce sezebilir. Aksi takdirde aynı ülkede yaşasalar da bilgi ve birikim düzeyleri birbirine yakın olsa da, her üst düzey yönetici, değişen trendleri algılayamaz. Günlük hayatta "trend" kelimesi daha çok kısa vadeler için geçerli olan moda anlamına yakın olarak kullanır. Geniş anlamı ile trend, toplumsal ve ekonomik hayatın gittiği yönü gösteren ana eğilimleri ve akımları tanımlar. Trendler, orta vadede bireylerin kariyerlerini, şirketlerin kazançlarını Ana eğilimler (megatrends) ise ekonominin ve ülkenin geleceğinin belirlenmesinde önemli roller oynar. Trend, “hava gibidir. Kendisini göremezsiniz ama etkilerini çok iyi fark edersiniz. Bazı trendler ise yerin altından akan büyük ırmaklar gibidir. Kimsenin fark etmediği bu akımlar zamanı geldiğinde gün ışığına çıkarak ekonomiyi etkisi altına alır.Trendleri algılayanlar işlerinin geleceğine önceden ve tam zamanında yön verebilir. İşlerini mevcut duruma göre yürütenler ise, trendlerin etkisi gözle görülür hale gelip genelleştiğinde işlerini yeniden yapılandırma konusunda geç kalmış olurlar. Ana eğilimleri kanunlar veya kararnamelerle durdurma, yasaklama imkânı da yoktur. Çünkü bu eğilimler geçmişin olgu ve gelişmelerinden, dünyadaki akımlardan ve üretim güçlerindeki değişimden kaynaklanır. Yöneticinin gündemi AB’ye tam üyelik, küreselleşme, pazardaki devrim, demokratikleşme gibi çok sayıda değişim sürecine aynı dönemde uyum göstermek zorunda olan Türkiye’de, geleceğin trendleri bugünkünden epey farklı olacak. Bu trendlerin getirdiği yeni iş yapma ilkeleri ve oyun kurallarını zamanında algılayanlar, gelecekte de varlıklarını sürdürecek. Trendleri algılamakta zorlananlar ise akıntıya karşı kürek çekmekten kurtulamayacak. Ekonomide trendleri yakalamak için olayları ve değişim sürecini her boyutu ile incelemek şarttır. İlk bakışta sosyal niteliği ağır basan bir trend, orta vadede tüketim eğilimini ve harcamaların dağılımını esaslı bir şekilde değiştirebilir. Bilgi toplumuna dönüşüm süreci ve teknolojik trendler ise talep haritasını baştan aşağı değiştirebilir. Ekonomik ve demografik trendler ise orta ve uzun vadede olayların akışı üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Hayatın değişik alanlarında olayların akışına yön verebilecek trendlerin özetini aşağıda bulabilirsiniz… PAZARDAKİ TRENDLER Girişimciler gelecek 15 yılda iç ve dış pazarlarda aşağıdaki trendleri dikkate alarak işlerini geliştirenler rakiplerinden hep bir adım önde olacak: Kesintisiz devrim: Geçen yüzyılın son çeyreğinde pazarda devrim yaparak egemenliği ele geçiren tüketici gelecek yıllarda da son sözü söyleyecek. Tasarımdan üretime, pazarlamadan satış sonrası servise kadar, tüketici taleplerine kulaklarını tıkayanların ayakta kalması zor olacak. Bölümlenme süreci: Tüketici kitlesinde farklı kriterlere yaşanan bölümlenme (segmentasyon) devam edecek. Bölümlenme, zevk ve tercihleri birbirinden farklı sayısız hedef kitle ortayla çıkaracak. Ürün farklılaştırması: Üretimdeki bu eğilim gelecek yıllarda da geçerliliğini sürdürecek. yıllarda da Ürünlerini farklı hedef kitlelerin istemlerine göre farklılaştıran girişimciler işlerini büyütürken, diğerleri siftah yapmakta bile zorlanacak. Kitlesel ısmarlama: Sayıları ne kadar az olursa olsun her tüketici grubunun özel isteklerini karşılamayı amaçlayan “kitlesel ısmarlama” (mass costumization) yöntemi ile yapılan üretim yaygınlaşacak. Maliyetlerin düşürülmesi, farklılıkları mümkün kılan üretim platformları ile sağlanacak. Bütünleşme eğilimi: Kır-kent ayırımının pazardaki ve tüketimdeki etkisi zamanla azalacak. İç pazardaki bütünleşmenin sağlanması yeni iş imkanları yaratacak. Pazardaki derinleşme: Bugünün ortanın altı ve düşük gelir gruplarında bulunan nüfus çoğunluğunun gelecekte tüketim standartları yükselecek. Halen sosyal-ekonomik statü sınıflandırmasında C, D ve E gruplarının artan gelirler ve eğitim süresine paralel olarak, hem kaliteli hem de hesaplı kompakt ürünler talep edecek. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan bu grupların katılımı ile iç Pazar genişleyecek ve sürdürülebilir büyümeye katkıda bulunacak. Fiyatlamada köklü değişim: Pazardaki değişim süreçleri fiyatlama yönteminde köklü değişimleri zorunlu kılacak. Girişimci, mal ve hizmetlerin fiyatlarını belirlerken, maliyetlerin üstüne belirli bir kâr oranı ekleme yöntemini, ister istemez terk edecek. Bunun yerine girişimci önce pazardaki her farklı hedef kitlenin satın alma gücünü esas alarak bir fiyat belirleyecek. Daha sonra maliyetlerin, bu fiyat düzeyine uygun hale getirilmesi için gereken önlemler alınacak. YÖNETİMDE YENİLENMEYİ ZORUNLU KILAN TRENDLER Gelecek 15 yıl içinde, her şirkette yönetim anlayışının aşağıdaki trendlere uygun bir şekilde yeniden yapılanması gerekecek. Çekirdek yetenekler: Gelecek yıllarda küçüklü büyüklü her holding, sermaye grubu veya girişimci, gücünü en iyi yaptığı işlerde yoğunlaştırmak zorunda kalacak. Çekirdek yeteneklerdeki (core competencies) derinleşme, pazar payını artıracak. Elindeki sınırlı sermaye ve insan gücünü çok sayıda sektör ve şirkete dağıtanların işlerindeki “sığlaşma” küresel dönemde rekabet gücünü azaltacak. Yönetim piramidinin yassılaşması: Şirkette tabandan tavana yönetim kademeleri sayısının azaltılması, işleri hızlandıracak. Bu yassılaşma, pazardan gelen sinyallerin okunmasındaki ve karar almadaki hızın yükseltilmesi, rekabet avantajının temel unsurlarından biri olacak. Stratejik işbirliği: Gelecek dönemde özellikle KOBİ’lerin araştırma-geliştirme ve dağıtım sistemleri gibi konularda işbirliği yapmaları zorunlu olacak. Bu işbirliği özellikle dış pazarlara girişte yarar sağlayacak. Bu süreçte ortaklık konusuna da sıcak bakmak gerekecek. Yalın yönetim: Maliyetler kalıcı olarak düşürülmesi yüksek ürün kalitesi ve inovasyonun (yenilikçilik) bir iş yapma tarzı haline gelmesi, bizzat yönetimin de yeniden yapılanmasını gerektiriyor. Gelecek 15 yılda bu zorunluluğa gözlerini kapayan yöneticiler koltuklarını korumakta zorlanacak. Kaizen, altı sigma ve diğer yalın yönetim teknikleri, şirketin değişen iş ve Pazar ortamına göre sürekli olarak yenilenmesine imkan verecek. Kıyaslama: Şirketin sektörde doğru bir şekilde konumlanması için gelecek yıllarda iç ve dış rakiplerle her yönden kıyaslanması (benchmarking) yeniden yapılanmanın yol haritasını çizecek. Bu kıyaslama, küçüklü büyüklü her şirketin yöneticisine, bir Avrupa ve dünya şirketi olmak için neler yapılması gerektiğini gösterecek. Yönetişim: Pazardaki egemenliğini, geçmiş dönemde tüketiciye kaptıran şirket yönetimleri, gelecek yıllarda iş yönetimini de, çalışanlarla, yan sanayi dalları ile ve çevresindeki toplumla paylaşacak. Şeffaflığa ve hesap verebilmeye dayanan bu “birlikte yönetim” anlayışı, orta vadede istikrarlı büyümeyi garanti edecek. NÜFUS TRENDLERİ BÜYÜMEYİ DESTEKLEYECEK Gelecek 15 yılda ekonomiyi etkileyecek demografik trendlerin büyük bölümü aşağıda görüldüğü gibi hızlı büyümeyi destekleyecek yönde gelişecek: Artış hızındaki düşüş: 1985 yılında yüzde 2.7 olan ve geçen yıl yüzde 1.4 dolayına kadar düştüğü hesaplanan nüfus artış hızı, gelecek 15 yılda yüzde 1.1’e doğru gerileyecek. Bu düşüş, gelecekteki eğitim ve sağlık yatırımı ihtiyacının bir miktar azalmasına sağlayacak. Düşüş sayesinde kişi başına milli gelir daha hızlı yükselirken devlet, sosyal hizmetlerde nicelik yerine kaliteyi yükseltmek için daha fazla kaynak bulabilecek. Nüfusun genç yapısı: Demografik faktörler gelecek 15 yılda ekonominin yaranına işleyecek. Çünkü Türkiye nüfusunun yaşlanma eğilimi 2025 sonrasındaki dönemde kendini gösterecek. Halen 65 yaş üstü nüfus, toplam nüfusun yüzde 6’sını oluştururken, bu oran 2020’de yüzde 9’a çıkacak. Oysa söz konusu oran AB üyesi ülkelerde bugünden yüzde 17’yi aşmış bulunuyor. Ekonominin çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde nüfusun genç kalması hem üretim hem de tüketim için olumlu sonuçlar verecek. Çalışan kadınlar: Kadınların çalışma hayatına katılımı 2010 yılından sonra yavaş ama istikrarlı bir şekilde artacak. Nüfusunun yarısının mal ve hizmet üretim faaliyetine aktif olarak katılımı ekonomiyi canlandıracak. Ailelerin gelirlerinin artması ise tüketim harcamaları üstünde bir doping etkisi yapacak. Çocuklara öncelik: Nüfus yapımızın ve doğurganlığın düşmesinin bir sonucu olarak 0-14 yaş arası çocukların sayısı gelecek 15 yıl içinde 20 milyon dolayında sabit kalacak. Aynı süre içinde, çocuklara bakacak yetişkin sayısı artmaya devam edecek. Bu süreçte çocuk başına yapılan harcama bu süre içinde reel olarak hızla artacağı için daha sağlıklı ve eğitimli bir kuşak yetişecek. Aile sayısında artış: Nüfus artış hızı yüzde 1.1’e düşerken, aile (hane halkı) sayısı yüzde 2 dolayında artacak. Bu artış, konut, mobilya, beyaz ve elektronik eşya sektörlerine ek talep yaratacak. OLUMSUZ TRENDLER DE VAR Gelecek 15 yılda aşağıdaki olumsuz trendleri de dikkatle izleyip gerekli önlemleri almak şart: İşgücündeki artış: Mevcut demografik yapı nedeniyle işgücüne yeni giren genç sayısı 2020’ye kadar her yıl biraz daha artacak. Her yıl çalışma çağına gelen 850 bin gencin tümünün iş bulabilmesi için büyüme hızının her yıl yüzde 8’i bulması gerekiyor. Bu gençlere yeni iş kapıları açılamaması durumunda işsizlik, baş ağrıtmaya devam edecek. Küçük girişimcilerin tasfiyesi: Halen işgücünün yüzde 48’ini oluşturan ücretlilerin oranı AB’ye tam üyelik sürecinde yüzde 60’ın üstüne çıkacak. Bu artış, bağımsız iş yapan küçük esnaf ve tüccar kitlesinin bir bölümünün ücretlilerin saflarına katılması ile sonuçlanacak. Ancak yaratıcı olan küçük girişimciler kepenklerini açık tutabilecek. Teknolojik yapıdaki vasatlık: Ekonominin kronik rahatsızlığı olan cari işlemler açığının azaltılması ve sürdürülebilir büyümenin sağlanması, ancak üretim ve ihracat içinde orta ve ileri teknoloji ile üretilen malların artması ile mümkün olacak. Ekonominin teknolojik düzeyinin yükseltilmesi ise yeni bir sanayileşme politikasının uygulanmasından sonraki en az 10 yıl içinde mümkün olabilecek. Bu nedenle girişimcilerin işlerinde sağladığı sermaye birikimlerini ileri teknoloji sektörleri yerine konut ile alışveriş merkezi yapımı ve enerji gibi alanlarda değerlendirme eğilimleri gelecek 15 yılda da sorun üretmeye devam edecek. Tarımın dışa açılması: Halen işgücünün yüzde 27’si ile 30’u arasında bir bölümünü istihdam eden tarım sektörü, gelecek dönemde küreselleşme ve AB’ye tam üyelik sürecinin yarattığı sancıları yoğun olarak yaşayacak. Tarımın dünya ekonomisine eklemlenmesi ve modernleşmesi, tarımdaki istihdamın toplama oranının 15 yılda yüzde 20’nin epey altına çekilmesi ile sonuçlanacak. Tarımda açığa çıkacak olan milyonlarca kişi iç göç trendini güçlendirecek. Bu kitlenin sanayi ve hizmetler sektörlerinde iş bulamaması ise işsizliği artıracak. Siyasetteki yenilenmenin yavaşlığı: Sosyal ve siyasi yapıdaki değişim hızının, ekonomideki ve teknolojideki değişim hızının çok altında kalması gelecek 15 yılda yeni fay hatları üretecek. Farklı değişim hızlarının yarattığı gerilimin, ekonominin önünü kesmemesi için, tüm siyasi partilerin özen göstermesi gerekiyor. Küreselleşmenin yarattığı mağdurlar ordusunun, ekonomiye üretken bir şekilde kazandırılması yerine, popülist önlemlere başvurulduğu takdirde, büyüme ivmesinin sürdürülmesi zorlaşacak.

Cevher68...

Döküman Arama

Başlık :

Kapat