STRES

GÜNÜMÜZÜN YENİ STATÜ SEMBOLÜ : STRESLİ OLMAK !

GÜNÜMÜZÜN YENİ STATÜ SEMBOLÜ: STRESLİ OLMAK!

Günümüzün yeni statü sembolü: Stresli olmak Stresli olmak, ne zaman bir statü sembolü halini aldı ben de bilmiyorum. Ama bildiğim, ’stress envy’(stresli olmaya özenmek) denen durumun, ülkemizde ve dünyada, ruh hallerini ve sohbetleri, bir salgın gibi sardığı Stresli olmak, ne zaman bir statü sembolü halini aldı ben de bilmiyorum. Ama bildiğim, ’stress envy’(stresli olmaya özenmek) denen durumun, ülkemizde ve dünyada, ruh hallerini ve sohbetleri, bir salgın gibi sardığı.Günlük sohbetlerinize, uzun zamandır görmediğiniz kişilerle aranızda geçen konuşmalara bir bakın. Fark edeceksiniz ki, birinin sıkıntısını anlatması bitmeden, diğerinin dertli cümleleri sohbetin içine giriveriyor. Eskiden böyle miydi? Bir insan stresliyse, öteki ona melisa çayı yapar, veya bir içki koyar, rahatlatmaya çalışır, ‘aman sen de çok çalışıyorsun ne gerek var bu kadar kendini yormaya’, ya da ‘boşveer ölümlü dünya!’ ve benzeri cümleler sarf ederdi. Şimdi ise adeta bir ‘kimin hayatı daha stresli’ yarışı var.Amerika’da, bildiğim kadarı ile 2000 senesinde ortaya çıkan ‘stress envy’ (stresli olmaya özenmek) kavramı; koşuşturmanın, çok meşgul olmanın, az uyku uyumanın, stresten gelen baş ağrılarının, hastalıkların yeni statü sembolü olması ile ilgiliydi. Telefonu çok çalanın, aynı anda birçok yeri idare etmeye çalışanın, koşuşturmalar içinde arkadaşlarına vakit ayıramayanın, kafasında dolaşan bin bir konudan dolayı sürekli başı ağrıyanın daha akıllı, cool ve başarılı algılandığı bir dünya bizi bekliyordu.Ben günümüze ve ülkemize baktığımda, zaten ‘dertlenmeye’ müsait toplumsal yapımızın, bu küresel ‘stress envy’ salgını ile bir güzel harmanlandığını fark ediyorum. Sanki o meşhur şarkının ‘dertleri zevk edindim bende neşe ne arar’ sözleri, bunalımlı kişilerin zihinlerinden buram buram tüterek çıktı, ‘özenilen’ bir ruh hali olarak çoğunluğun yaşamlarında yerini aldı. Artık çoğu insan, kendini iyi hissetse bile, dert anlatanları iki cümleyle teselli edip, mutlaka kendine ait bir sıkıntı yaratıp anlatıyor. Çok meşgul olmayan da ya sinemada telefonunu kapatmayı reddedip sessize alıyor ya da tatile gidesi varsa da ‘işsiz ve stressiz’ gözükür korkusu ile hafta sonları ile yetiniyor. Şu cümle artık ‘nasılsın?’ demek kadar yaygın bir hal aldı: ‘Yok ben öyle bir hafta tatile gidemem sıkılırım. Çalışmadan duramam. Bana Perşembe-Pazar gitmek bile çok!’ İtiraf etmeliyim ki, bu cümleyi zaman zaman ben de sarf ediyorum. Ve sonra acaba ben de mi bu salgınına yakalandım diye düşünüyorum. Statü sembolleri, ayakkabılardan, çantalardan, evlerden, arabalardan, yatlardan çok uzakta, soyut oluşumlarda da kendini göstermeye devam ediyor. Kim derdi ki bir gün ‘çok stresli’ ya da ‘çok dertli’ olmak çok havalı bir şey olacak! Bu gidişle rahatlamak, kafa dinlemek, hatta mutlu olmak utanılacak bir durum halini alacak gibi gözüküyor. Spa’lar, dinlenme yerleri, ‘dünyayı soyutlayan’ oteller dikkat! Odada televizyon, telefon, internet bağlantısı olmaması 2000 yılından önce belki bir artıydı, ama şimdi çoğunluk, masajını olup rahatlarken, bir yandan çok meşgul hissetmeye ve gözükmeye devam etmek istiyor. ‘Derdin yoksa çözmen gereken meselen de yok, bu yüzden eksik bir insansın’, ya da ‘halletmen gereken yüzlerce iş, olman gereken onlarca yerin yoksa, önemsiz birisin’ algısının yarattığı baskı, insanların yaşam kalitesini düşürüyor. Sanıyorum insanların kendilerini daha da stresli hissedip gösterebilecekleri hizmetler, projeler, iş dünyasında önümüzdeki yılların parlayan yıldızları olacak. Ne kadar üzücü bir durum!

Cevher68...

Döküman Arama

Başlık :

Kapat