Kudüs

Sevgilim Kudüs Zeytindağı’na çıkıp da, insanı sert nefeslerle okşayan rüzgârının altında seni seyrederken, kendime en çok, dip dibe yaşayan âşıklarının birbirini anlamaktan nasıl bu kadar uzak olabileceğini sorarım.

Zeytindağı’na çıkıp da, insanı sert nefeslerle okşayan rüzgârının altında seni seyrederken, kendime en çok, dip dibe yaşayan âşıklarının birbirini anlamaktan nasıl bu kadar uzak olabileceğini sorarım. Nasıl olur da anlamazlar birbirlerini ve seni? Ne kadar kavga etseler ya da birbirlerini öldürseler sen, kimseye ait olmadan öyle sonsuza dek parlayacaksın. Ne için bu kavga?

Sevgilim Kudüs,

Savaş, öfke çığlıkları, dar kafalılık, ötekini tanımlamanın ve yok etmenin kanlı çağrısı, ancak dışarıdan bakılınca, Zeytindağı’nın tepesine çıkılınca ve her şeyden önemlisi tüm bu korkunç oyunun bir parçası olmayınca daha net gözüküyormuş meğerse. İnsan kendini bir kez kaptırınca bu canavarlığa, bir kez olsun, sivrisinek ısırması kadar bile olsa kanına karışınca kolay kolay kurtulamıyormuş. Ben seni diğerlerinden daha fazla sevdiğini iddia edenleri hiç anlamadım. Bu sevginin diğerlerininkinden daha güçlü olduğunu kanıtlamak uğruna ölmeyi, öldürmeyi, nefret etmeyi, ötekine, ’ya sev, ya terk et’ demeyi de anlamadım. Kim nereden bilebilir sevginin ne kadar olduğunu? Belki de asıl böyle diyenler hiç sevmiyorlardır seni. Senin, kendisini sana ait hisseden herkesle güzelleşebileceğini görmedikleri için, belki de asıl düşmanlığı onlar yapıyordur. Daha da kötüsü sevgili, ötekini kovalamayı ’ben daha fazla seviyorum’ bahanesine değil de, ’benim kanımda daha fazla mesela ne bileyim, T3 hormonu var’ iddiasına dayandırmayı da hiç anlamadım ben.

Sevgilim Kudüs,

Doğuştan kazanılmış kimliklerinden utanmayı hiç ama hiç anlamadım. Hatta bu durumu aşağılık buldum. İsterse ölümcül ve öldürücü olsun, bir hatayı, bütün bir topluma, gruba mal edip, sonra da o toplumu katletmek ne kadar alçakçaysa, bir hatayı şu veya bu biçimde insanın kendisinin de ait olduğu topluma yükleyip ’şu ya da bu olduğum için utanıyorum’ demeyi, mide bulandırıcı buldum. Özellikle, hatalardan dönülmesi için yapılması gerekenler her zamankinden çok olduğunda... Çünkü doğuştan bazı kimlik özelliklerine sahip olmak, insana hakların yanında sorumluluk da getirir. Kim olarak doğacağımızı biz seçmiyoruz ama madem içinde yaşıyoruz, o halde sorumluluğunu da taşımak gerek. Elbette, ’gidiyorum’, ’oynamıyorum’ demek mümkün ama o zaman sonsuza dek susmak, ’şu ya da bu olduğum için utanıyorum’ dememek gerek...İnsanlığımdan utanırım ben, ne zaman birileri soykırımında ölenlerin sayısının sanıldığı gibi çok olmadığını söylerse. Bir artı ya da bir eksi ne fark eder? Sistematik, planlı bir öldürmeden söz etmiyor muyuz? İnsana kıymanın, eziyet etmenin tartışılacak nesi olabilir? İnsan hayatını rakamlarla ifade etmek yeterince korkunç değil mi?

Peki ya soykırıma uğramış olmaktan kaynaklı ayrıcalıklar istemek de anlamsız değil mi? ’Soykırıma uğradık, bu yüzden olimpiyatlarda yarışlara herkesten 10 metre önde başlamalıyız’ ya da ’Soykırıma uğradık, dolayısıyla insanlık şimdi yaptığımız her şeye ’evet’ demek zorunda tavrı... İşte mesela ben Zeytindağı’nın tepesinde bunu da bir türlü anlayamazdım. Ama ben, anlamadan dinlemeden herkesin aynı kefeye konulmasını, sırf bir milliyet ya da din aidiyeti doğuştan getiriliyor diye herkesin aynı düşünüyormuş gibi algılanmasını da anlamazdım.

Ataları soykırıma uğradığı için, fazlaca talepkâr olmayı hak görmenin, koca bir millete mal edilmesini ve onlara düşman olunmasını da hiç anlayamadım. En çok bağırabileni temsilci sanmayı ve barış ve huzur istediği için bağırmadan konuşanı duymamayı da öyle... Bağırarak konuşana yönelen öfkenin, bağırmadan konuşmaya çalışanın kafasına sıkılan kurşunlar haline dönüşmesinin derin utancını anlayabildim ama..

Bir tanem Kudüs, Şimdi seni düşündüğüm yerde Zeytindağı yok ama, tanıklık etmeyi değil de parçası olmayı tercih ettiğimde büyüyen bir burukluk var içimde. Bir de direnç, insanlığa yakışmayan hiçbir şeyi anlamama direnci...

Sevgilim Kudüs, ne çok şey öğretmişsin bana.

[Ayşe Karabat] 

Döküman Arama

Başlık :

Kapat