İsmet Özelden Şiirler 1

İsmet Özel’den Şiirler 1 Acinin Omuzlanisi Edip Cansever için Kadini bir gürültüye sapladilar. Evler tikirtiydi, tikirtiydi, tikirti kahkahamin düsürdügü çiçekleri bulamadilar firtinali bir geceydi çünkü bulamadilar bombalar, bö sesleri, savas alaborasi... Yasamak bir tikirtiydi, aldirmadilar. Çocuklarin düslerinde bir Markut bir kurbaga zipliyor yasamamizdan hergün zipliyor, hergün eksiliyor, hergün Markuuuut! Torbani sarkit. Her dogal güzelligin bir ucunda aptallik öbür ucunda o kambersiz geçen dügün. Kadin. Kadini bir dilime katik ettiler Markuuuut! Torbani sarkit. Siz büyüyün kan kuslari siz büyüyün güzün gelisi bir ögürtüdür korkmayin korkmayin ölüm bir baska agzidir yarasalarin. Asinmis esikler, asinmis yaygaralar aslan gibi bir kocasi var miydi bu kadinin? Gömlegimi zorlayan kus sesleri Agirdir Kusurlu Bir Hayati Tasimak Iz sürdüm ardimsira Kendimden baska öç alacak kimse yok Silahlar, ölümler kusanip düstüm yola Kendimi tasiran öfkem ki coskun Döküldü sularini asarak kavgamin. Yayildi intikam kokusu, yine mi köpürdü sularim Daglar yine mi hareketlendi ufka Ki ben ne zaman baksam bir daga mutlaka sirtini yaslar bana. Adim adim yakinliktir kendime; Koyunun yüzüme vurusu gün batimi, Saçlarimin bu pervasiz büklüm büklüm savrulusu -gece savurur saçlari- (kostum kostum da bir aksamlari han ettim kendime) Ama artik engel tanimaz oldu yüregim Degil midir ki karsi koyamaz hiçbirsey Çatallasmissa aklin ve hirsin yolu ve tabii ki öfkenin Yorulmaz adimlarim imkan yok Ihtimaller uzak vazgeçisime. Uykusuz geçilmeli dsaglar dolanan yollar Ölümün sancisina, acisi çekilmeden varilmali Her ölüm yeni bir hayat dogurur Ölmeden bir kere yasamali Ve kendi sandalyesine insan kendisi vurmali. Baglarimi koparmaya çalisiyorum Yavaslatiyorlar beni Cesaret ister insanin kendisini sevmemesi Çekinir kendisine çamur bulastirmaktan Beni bu bagliyor olabilir Bagimin varligindan haberdarim Kendimi sallandiracak ipi bulamiyorum Bulmak nedir? Nedir ki yüceligi hayat ugruna tüketilir? Bir o kadar anlam katar hayata Bir kere ismim adandi buna. Bir yanimdan tutusturup rüzgara bulanmis bedenimi Bir yanimdan rüzgar çagirdim Ne yanilmak bildim, ne elime tutusturulacagini bitmenin mesalesinin. Ömrüm önceki animin sonrakine etkisidir Kirilmis bir kalemin hükmüdür benim ömrüm. Ne agir yükmüs bu tasidigim hoyrat basim Suçu kaldi üstüme kan kokmanin Oysa ben kanatmadim hiçbir yerimi, yine de kendimedir savunmasizligim. Gözlerim birbirini kandirmalara ayna oldu Görmedim, gösterildi. Basim sag(olmaz olsun) Safagi dahi iz biraktirdi tenimde, belgesidir tutkunlugun. Bunca zamandir, bas asagi sarkisimdan bu yana Savunarak tek dogru oldugumu Yanilgimi kendime korunak yaptim Itir kokusunu da bilmedim, safak kiziligini da Yürümeyi bile ögrenmeden, çiçek tarlalarinin içinde yasananlari umursadigimi söyleyerek kosmam da yalandi. Yanlis çabuk kabulleniliyor, dogru süründürüyor Ne yazik ki bir kere ölecek kadar cesur degildim Bin kere ölüp gereksiz ugruna Dogruya ölemedim, süründüm, ya da öyle göründüm. Simdi; Döke döke yasadigim zamanlarimi, yanlislarimi, yalanlarimi, hata ile savunduklarimi Toplayarak ardimsira gidiyorum Yasadigim saçmaliklar öyle uzak ki gerçegime Gerçek ile yetisebilecek miyim saçmaligima bilemiyorum... . Akla Karsi Tezler 1. Gecenin üçüdür en uygun zaman, bahse girerim düsünün: sabah çok yakin oysa isilti yok ortalikta nerdeyse gece bitmis ama sürmekte karanlik henüz uyanmis bazilari henüz uyumamis bazilari bazilari uyanmis uykusuna doymadan bazilari uykusuna varmadan doymus görüyorsunuz ilm-i hilaf ü cedel düzeniyle hayat nasil da sürüklüyor kendini ve ben bunu kanitlayabiliyorum su sair halimle böylece size ey saygideger erbab-i cumhuriyet akilli ve yetenekli oldugumu kanitlamis oluyorum sizler de bu derin bilgeligi kavrayarak kendi degerinizi ortaya koymus oluyorsunuz. 2. Ütüsüz bir pantolon kadar tedbirliyim tarihi bir gerçek kadar sikilgan bilmem ki Tesalya"daki Termofil bir yigitlik anisi bir hayinlik aniti mi olsa yine bilmem quantum kuramini ögrenen insan hakli midir kendini ardiçkusu sanmakta- ben yirminci yüzyilin sonlarinda en uzak uyanislar ikliminde yasadim bir imparatorluk genisligindeki gençligim sirasinda kadinlardan daha çok birinci subeye vardim. 3. En mutlu insanlar belki de baca temizleyicileridir öyle dar, öyle kara karanlik bir yerdedirler ki yüreklerini genis, dayanikli aydinlik tutmak zorundadirlar buna yükümlü sayarlar kendilerini. Baca temizleyicileri baskalarini sevmekle kalmaz baskalarinca sevilirler ayni zamanda çünkü herkesi düsünmeyecek kadar mutlu herkes tarafindan düsünülmeyecek kadar mutludurlar. 4. Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Bu sorunun karsiligini bulamiyorum içinden çikilmaz bi olay, ama önemsiz köylüleri öldürmesek de olur hatta onlarin kalin suratlarini görmezlikten gelebiliriz yapilacak çok sey var daha sözgelimi ben, kendim hiç hayit agaci görmemisim görmeden ölürüm diye korkum da yok degil mi ki albatrosu Baudelaire"den Yves Bonnefoy"dan semenderi ögrendim bir gün bakarsiniz su güzelim bilgiç beynimi kirip tenesir tahtasi olarak kullanabilirim. 1974) Amentü Amentü Insan esref-i mahlûkattir derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardi ama bir eylül günü bilek damarlarimi kestigim zaman bu söz asil anlamini kavradi geçti çivginlarin, çibanlarin, reklamlarin arasindan geçti tarih denilen tamahkâr tüccari kararmis rakamlarin yariklarindan sizarak bu söz yüregime kadar alçaldi damar kesildi, kandir akacak ama kan kesilince damardan sicak simsicak kelimeler bosandi ask için karnima ve gögsüme ölüm için yüregime sürdügüm ecza uçtu birden ask ve ölüm bana yeniden su ve ates ve toprak yeniden yorumlandi. Dilce susup bedence konusulan bir çagda biliyorum kolay anlasilmiyacak kanatlari kara fücur çiçekleri açmis olan dünyanin yanik yagda bogulan yapilarin arasinda delirmek hakkini elde bulundurmak rahma çagdas terimlerle yanasmak için bana deha degil belgeler gerekli kanitlar, ifadeler, resmi mühür ve imza gençken pespese kaç gece yillarca aciyan, yumusak yerlerime yaslanip uçardim bilmezdim neden bazi saatler alaturka vakitlere ayarli neden karpuz sergilerinde lüküs yanar yazgi desem kötü bir sey dokunmus olurdu sanki dudaklarima Tokat aklima niye gelmezdi babam onbesli olmasa. Meyan kökü kazarmis babam kirlarda ben o yasta koltugumda kitaplar isaret parmagimda zincir, cebimde sedef çaki cebimde kirlangiçlar çilginlik sayfalari kafamda yasak düsünceler, Gide mesela. Kar yagarken kirlenen bir seydi benim yüzüm her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana gecenin anlami tikansin diye islik çalar resimli bir kitaptan çalardim hayatimi oysa hergün merkep kiralayip da kazilan kökleri Forbes firmasina satan babamdi. Budur iste bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku iste sehirleri bayindir gösteren yalan iste mevsimlerin degistigi yerde buharlasan kelepçeler, sürgünler, gençlik acilariyla güçbela kurdugum cümle iste bu; ten kaygusu yüklü agir bir haç tasimaktan tenimin olanca agirligi yok oldu. Solgun evler, ölü bir dag, iyice solmus dudak bile bir bir çinlayan ihtilal haberidir ve gecenin gümüs ipliklerden islenmis olusu nisan aylari gelince vücudu hafifletir sahlanan grevler için kahkahalarim küstah bakislarim beyaz bulutlara karsi obur marslara ayarlanmak hevesindeki sesim gider sehre ve saraba yaltaklanarak biraz aglayabilmek için fotograflar çektirir babam seferberlikte mekkâredir. Insanin gölgesiyle tanimlandigi bir çagda marslara düser belki birkaç sey açiklamak belki ruhlarin gölgesi düser de marslara mümkün olur babami varlik sancisiyla çagirmak: Ezan sesi duyulmuyor Haç dikilmis minbere Kâfir Yunan bayrak asmis Camilere, her yere Öyle ise gel kardesim Hep verelim elele Patlatalim bombalari Çanlar sussun her yerde Çanlar sustu ve fakat binlerce yilin yabancisi bir ses degdi minarelere:Tanri uludur Tanri uludur polistir babam Cumhuriyetin bir kuludur bense anlamis degilim böyle maceralardan ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur yalniz coskunlugu karsisinda içlendigim sadirvan nüfus cüzdanimda tuhaf ekmek damgasi durur benim isim bulutlar arsinlamak gün boyu etin islak tadina dogru yavas yavas uyanmak çocuk kemiklerinden yelkenler yapip hirsiz cenazelerine bine bine temiz döseklerin ürpertisinden çesme korkak dualarindan cibinlikler kurarak dokundugum banknotlardan tiksinmeyi itiraz nakissiz yasamaklari silâhlanmak sayarak çikardim bogaza tikanan lokmanin hartasini çikinimda günesler halka dagitmak için halki suvarmak bin saçlarimda bin irmak ihtirdim caddeleri meger ki mezarlarmis hazirmis zaten duvar sikilmis bir yumruga fly Pan-Am drink Coca-Cola Tutun ve yüzlestirin hayatlari biri kör bataklarin çirpinisinda kutsal biri serkes ama oldukça da hakli. Ölümler ölümlere ulanmakta ustadir hayatsa bir baska hayata karsi. Orada ask ve çocuk birbirine katismaz nasil katismiyorsa basaklara agustos sicagi kendi tehlikesi pesinden gider insan putlarin dahi damarindan aktigi güne kadar sürdürür yorucu kovalamacayi. Hanidir görklü dünya dünyalar içre dogan? Nerde, hangi yöremizde zihnin tunç surlardan berkitilmis ülkesi agzi bayat suyla çalkanmis çocuga rahim olan parti brosürleri yoksa kafiyeler mi? Hangi cisimdir açikça bilmek isterim takvim yapraklarinin arasini dolduran nedir o kati sey ki gücü gönlün dagdagasini durultacak? Hayat dört seyle kaimdir, derdi babam su ve ates ve toprak. Ve rüzgâr. ona kendimi sonradan ben ekledim pisirilmis çamurun zifiri korkusunu ham yüregin pütürlerini geçtim gövdemi alemlere zerkederek varoldum kayrasiyla Varedenin esref-i mahlûkat nedir bildim. (1974)   Ayni Adam Tozludur saçlarim, saçlarimdan devrilmis saraylarin dumanlari savrulur yüzüm yaniktir yüregime bir karanfil sokuludur ve partizanca darbelerin dünyaya ilen savki benim gögsüme gögsüme vurup durur. Ben dünyaya dogru yürümekle meshurum bahar da sürgülenir içime katranlar da hem kosarak yarattigim sevgiler vardir hem körlenmis sevgilerin acisiyla kostururum. Beni sular kocaman taslari parçalayarak hatirliyor daglarda ve beni hatirlatiyor çeltik tarlalarinda ayni sular umutlu sakinlikleri lohusaliklariyla. Ben dünyaya dogru yürümekle meshurum kökten dallara yürüyen sular gibi yürürüm kömür ocaklarina, çapalanan tütüne yürürüm hüzün ve agrilar çarelenir daglarin esmer ve yaban telasindan kurtula diye torna tezgahlarinda demir. Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen yürürüm yürüyüsümdür yeryüzünün halleri kanla dolar pazulari tarladakinin hizar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki gökleri gögsümden asirtarak yürürüm yagli kasketimin kiyisinda nar çiçekleri. Ayni adam Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim teneke damlarin üstüne safi sinirden dogan günes portakallar firlatarak parliyor benim adimlarimla anladim neden yorgunluk gülümserlik getiriyor insana hayatin bana basat bana avrat olusunu ögrendim isçiler bunu kursunlanarak ögrendi on besinde bir arkadas inancini savunurken yargica anladi bulana durula akmakta olan seyi. Yürüyorum azarlaniyorum fiskiran basaklarla iki bomba gibi tasiyorum koltugumdaki bir çift somunu hurdahas bir sanciyla geçiyorum badem çiçekleri altindan gözlerim nemli degil. gözlerim namlu. (1968) Bakir Tenli Yapraklar Bak, ölüm güzü kiskaniyor simdi issizdir onun sevimli kedisi ve herkes onun el degmedik yerleri oldugunu saniyor. uzayor defterine ugrayan kan lekesi senin kuslarin olurdu mevsimi yolculuklara çagiran içli tasra kizlarin gizemli eviçleri kapilarin olurdu korkudan çok denizlere açilan o denize açilan ellerin nerde simdi? yine bir güz büyümekte kaninda gölgelerin o üzünç ordulari tarlalar çignemekte bak, ölüm güzü kiskaniyor mevsimi aska çagiran kuslarin nerde senin güze el degdirmeyen ellerin nerde? .   Bakmaklar Donyagindan yapilmis sabunlarin ürkütüp sindirdigi gözlerim vardi - agir - agir yani çorapli ve sürgün dogmanin tasinmaz kildigi. Ben senlikçisiydim pihti kanin keten helvacilardan, bileycilerden rugan çizme giyilen çaglardan geçerdim barutun ve susamanin güzelligiyle tek yatmanin akmayan yüzüyle geçerdim. Oraya, gögsüme ilikledigim hayvani ayartmadan direnmenin mayasini ellemeye. Gün dönerdi, benzi solardi kahkahamin kapardim kapimi gevseyen bir yanimla ve hergece yatagimda bir engerek bulmanin süregen igrentisiyle dolardim, sesim öylece - Kusmuk Gibi - kalirdi agzimda. Çünkü heryerde bir gögün ufak kaldigi vardi - aksama özgü gögsümü açardim ey mutlu seri penceresi doganin - heryerde köpeksi koklasmalarin sürüp gittigi vardi uyurken bir kadina doyar gibi kanardi ayaklarim kanardi ve bir irin seliyle bogulurdum hersabah. Oysa babam bilirdi yasadigini aptes alirdi çünkü anlatacak seyleri vardi, egilip kalkmalari dualar okumasi, dogum sancilariyla birakip gitmesi anami. Ah, göge uzatiyorum bir cumartesiyi hayin bir çalgiyi kusaniyorum gögün huysuz kuslariyla GÖK! Bir kahkahaya geçirdikçe dislerimi bir tabut kalmistir aksam olmaya bir tabut beklenen bir aydinliktir beklenen bir ses gibi avlularda. Anam kirliserin penceresinde doganin uykusu ayaklanir kani birikir saçlarina gözlerine uyusuk bir hinç siner artik ölü bir erkegi almistir yatagina o soguk ölüyü, o kurutulmus aniyi birdenbire benim agzima takilir hersey giderim aksama özgü gögsümü açmaya. Ben nereye adimi yazsam nereyi göstersem parmaklarimla orasi sapkalar yüklü bir vagondur, nerede daralmis görsem bir adami aksamin güzel bugusunda eli-ayagi tutulmus bir çiçege uzanirken utandigini görsem iste igrentim yayiliyor derim, iste sirtlanlar soluyor ellerimde kuslar çoktan kapamislar tarlalarini. O zaman bir üzünç araliginda - herkes gibi - baslar korkum. Ey irin mutlulugu! Ey durmayip agriyan kemigi usumun! Ugunursam beni hazdan delirten hayvanin ortasinda ben kosarken derelerde birikirse çocuklugum, piçligim birikirse sesimin o hincahinç boslugunda coskunun en saglam atiyla geliyorum sövgüm büyüyor, agartiyor günümü. TAN! Ölü bir keçiyle saçlarimi taramanin vaktidir sari bir bilincin ötesini ellemek istemenin bir üzünç araligindayiz artik TAN! savulun, çiplakligim geliyor ardimdan. (1964) .   Bir Agri Yakildikça Sevilmeli Gecenin dürüstlügünden herkes kuskulanir korkulur o kus yüklü iniltilerden ve mor agzini gecenin kumuna batiran ben çagdas serüvenler adina bütün fotograflarini yakan yakan ve bekleyen. Çarpar yüzü bir çocugun mezarlara yine de agartamaz tanimini gecenin. Ezgisiz ama esnaf bakislariyla soyunan bir kadin ayartilmaya uygun o çok baygin yerlerim agartamaz çünkü çocuklar yagiz bir öpüsle korunur ben yakarim çagimin ellerini. Ben bekliyenim. Gecenin kiyisinda benden konusulur. Kara bir irin akiyor öpünce o yikilmis gülüsünden çocuklarin. Kara bir salgidir çünkü büyük serüvenler ve çocuklarin soluk alislari da. Ürker herkes üsümüs bir anahtar olagelmekten bir çocugun sehri çarpar yüzümün varoslarina. (1964) . Bir Devrimcinin Armonikasi

Binlerce binlerce çocuk kosarak dokumus benim kumasimi hançeremdeki bu sehrin o geçimsiz mushafi vardim dayandigim parmakligina o büyük hesaplarin Hazirim ey kalayci çiraklari ve güyümcüler ey raki sürülmüs yaralarim gövdelesin kirçil acilarim benim gök de bir mendil takinsin boynuna benim kagsayan umutlarim gövdelesin çünkü ben oraya gidiyorum : bogulmaya. Nasil birer suç çagrisimiyiz dünyada adamlar,kadinlar,sehre indirdikleri bakraçlari ne kadar uydurma ne kolay öpüsüyorlar yillar süren intiharlarla Oysa insan zemheriyi ve kadinin dogurma vaktini bilir hergün kalkip öpüsebilir sabahin üniformasiyla yeni seyler,yeni seyler yaratmak için tabi. Iste potin bagliyor çocuk bütün uykularindan sürülmüs kursunlar tütün gibi bakiyor nisanlara ve ben sahici kilmak için öpüslerimi oraya gidiyorum : bogulmaya. Ben ki gövdemi bütünüyle ne yapmaliyim tahta bir bavul gibi duruyorum insan kiyisinda makina çok acemi buluyor beni sanirim seyrek bir ölü vurdular alnima,eksi 1300 tarihli sehbenderlere dair talimata ve anamin kanserine alistim ve de bir simsar gibi asvalta ve otobüslere bir vitrin gibi bir biçak,bir setre. Tutusan bir biçak. içerimde tozuyan bagirtilar vardir Ondan iste gidiyorum oraya : bogulmaya. Oraya gidiyorum bogulmaya BOGULMAYA bir partizanin armonikasinda. Artik mazgallardan firlamak büyük kamalar saplamak bögrüne cosarligin büyük bir çatirtinin ayaklarini ovmak armonikamla. Ey çatlayan tohumun hengamesi! Insan,gülümsemeyi ve ürün kaldirmasini bilir çünkü derbeder bir okul çantasindan serin ve sevisli bir irmaga girilir ve benim o boguldugum armonika halklara segirtir,cosar o,korkunç bir yekinmedir buralarda Hannoy"da bir uçaksavar.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat