Atilla İlhandan Şiirler 4

Atilla İlhan’dan Şiirler 3 HARP KALDIRIMINDA AŞK sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin hiç görmediğim yıldızlar gözlerine doğmuş bir büyüklük duygusu dağlar gibi yüreğinde ah biz mutluluğu böyle aranıp duracak mıyız yağmur hep böyle yağacak mı hatıralara eksik olan bir şey var sana bana dair belki bir rüzgar belki rüzgardan da hafif ama kalbimiz yine uzak bir deniz gibi boş heybetli gurupların belirdiği saatlerde sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin acaba nasıl öğrenmişim nasıl farkında olmadan her şey nasıl olup geçmiş nasıl barut yağmış nasıl güneş vurmuş zehirlenmiş şehrin üstüne şimdi hangi kıyılarda gemiler demir alıyor güney rüzgarlarına açıp yelkenlerini belki bir italyan kızı tüfeğine dayanmış senin gibi barışı tasarlıyor dağlarda mahzun esirler harp şarkıları kadar mahzun gizlice talim ediyor hürriyet adımlarını sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin ah şu harp bitse rüzgar gibi bir nefes alabilsek kimseler kimseler çıkmasa yolumuzun üstüne yağmur yağsın varsın ıslansın saçlarımız yalnız duyulmaz olsun göğsümüzdeki darlık dilimizdeki kilit kolumuzdaki zincir ömrümüz meçhullerden meçhullere akıyor saatler bizim değil kitaplar bizim değil bizim değil yaşamak bizim değil hiçbir şey kendi dünyamızda yabancılar gibiyiz ya çok erken ya çok geç doğmadık mı sevgilim buna rağmen mutluluğa inanıyoruz     HAYIR.. bu döşeği sen mi serdin elin dert görmesin ana ana uyuyacağım ninni çağır danalar girsin bostana çetin bir yörük kızı hoyrat murat dağı"ndan bir papatya getirsin bir gelincik getirsin elimden tutsun beni metristepe"ye g****ürsün gönlümce bir hu diyeyim hısımım ali osman"a yamacına yöresine rüzgarlı camlar dikeyim bu höşmerimi sen mi ettin eline sağlık ana ana lokma dökelim aşure kaynatalım hayır dağıtalım hayır ali osman dayıma ördüğün bu çorabı sağlıcakla giyiyorsam tuzladığın bu ayranı afiyetle içiyorsam tuttuğun bu yoğurdu yoğurduğun bu ekmeği kaynattığın bu bulguru çalakaşık yiyorsam etime ve sütüme ineğimin ıslıklı memelerine kabıma kaçağıma toprağıma bu benim diyebiliyorsam ali osman dayımın yoksul yüreği bunun bedeli metristepe göğüne uğru yıldız uğramaya ana bu benim yüreğim hısımım ali osman"ın yüreği     HER SABAH, YANILMAK !.. sabah olmak her gece kolay mı sanırsınız bulutları dağıtıp güneş olarak doğmak denizle gök arasında çiy yorgunu şehre kurşun kubbeleri buğulu minareleri ıslak soğuk bir trenden inmiştiniz / yalnızdınız bilmem kaçıncı defadır / yine yanılmıştınız hiç uyumamıştınız / gözleriniz yanıyordu yolculuk sanki bitmemişti / birdenbire kendinizi vagonda unuttuğunuzu sandınız sanki katar soluk soluğa tırmanıyordu dumanlı rampaları / bir kılıç gibi çıplak tiz çığlıklarıyla aydınlığı doğrayarak bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız jilet mavisi bir kadın elinde purosu değdiği yer açılıyor çok fena keskin kim olduğunu bilen yok / işin doğrusu yüzünü kaybetmiş aynalarda arıyordu amerikan bara tünemiş sek vodka içiyor geçmişinden rusça bir şarkı arayarak sarhoş olmamak en büyük korkusu bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız elbet en kötüsü sokaklarda tutuklanmak hani bir kere iki yanınızda iki sivil polis beyoğlu"ndan çekilip nasıl koparılmıştınız nabız gibi vuran o kötü ve karanlık his yakanızı hala bırakmadı asla bırakmayacak bilmem kaçıncı defadır / yine yanıldınız       HERŞEYİ BİRDEN İSTEMEK o kitabı da okudum bitirdim hani o genç kızın beni unuttuğu bir ara fena halde fikrindeydim dudağındaki nem gözündeki buğu durmadan hayal değiştiriyorduk çetrefil bir hayat herkesin korktuğu kaderlerimiz kalındı sevinçlerimiz çabuk yaşamadan dağılıyor yarısından çoğu erteleyip durduk suç ortalığımızı asıl mutluluğun içinde bulunduğu bazı ben yalnıştım o yalnıştı bazı çünkü gecikmenin ağır yorgunluğu yanıldığımız herşeyi birden istemekti isteği gerçekleştirmez isteğin yoğunluğu ihtiyaç başka bir boyuta geçmekti devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim sararmış yaprakların usulca savrulduğu köprüler yıkıldı artık kendimleyim parmak uçlarımda ölümün soğukluğu     ISSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI cam ipliğinden sıkı dokunmuştur kristal vitrindeki bu loş kadın soğuk tenhalığında kaşları alnının ince bir hayretle sanki donmuştur yansımaları sokağa vurmuştur kafasındaki müstehcen dazlaklığın sedef boşluğunda aralık ağzının sevişmelere çağrısı korkunçtur taşralı bir "köpek" buna tutulmuştur simsiyah bir ünlem önünde camların her gece jiletle kazıyamadığın kaç kere kaçırmayı filan kurmuştur çünkü kadınlar gözünü korkutmuştur kraliçesi budur yalnızlığın ürettiği nilüfer iç bataklığının cansız olmasından neler ummuştur ıssızlık çığlığını şehirde unutmuştur     IŞIK MEZARLIĞI birden demir kuşlar fazla şehir demir ağaçların tamamladığı yeşilden sarıya gözleri değişir gagaları kırmızı neon yaprağı asmalımesçit"te dolmuş durağı yarı gece açıkça geçilmiştir meçhul kaatillerin bıraktığı bir silah gibi parlıyor şiir uykusuzlukların ateş aldığı gece barlarında içkiler zehir kınından çıkar öfke bıçağı sabaha karşı cinayet işlenir ölen kim aslında öldüren midir besbelli hiç anlaşılamayacağı karakolda intihara heveslenir bir acil serviste hazır yatağı korku yalnızlığın gelişmesidir gece hiç kimsenin kurtulamadığı ay şimşek mavisi belirmiştir bıçak parıltısıyla yalar sokağı sarhoş bir fahişenin ağladığı gözlerinde kahır birikmiştir sevdiği itlerin farkına varmadığı parasını yiyorlar allah bilir geceleyin beyoğlu ışık mezarlığı     İHTİYARLAR BALLADI onlara ün mü gelir bazı bir ses mi duyarlaryumuşak bir kedere ufalır bakışları idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar ölüme koşullanmış bütün davranışları yorgun öksürükleri oturup kalkışları yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar her gece artık gitmek vaktidir sanırlar geçmiş günlerinden bir destek aranırlar uysal bir gülümseme tek sızlanışları idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar ölüme koşullanmış bütün davranışları     KALK GİDELİM KADINLAR BALLADI Sabit dudak ruju epeyce telefon Kirpikleri devirip göğüs geçirmeler Burnu rendelenmiş memeleri silikon Ağızlıkla çakmağın alevini içmeler Yarı ömrü meyhane yarısı berber Aşk faslını unuttuk Hey Allah pardon Yuvası aşk yuvası görkemli salon Kapısı vızır vızır spor mercedes"ler zar saydamı bluz bluejean pantolon Kadın erkek farketmez asıl olan çekler Lafı hiç uzatmaz sevişmeye geçer Az buz kazanmıyor Gecesi üç milyon Kalk gidelim kadınları bu ne ilk ne son     KAPTAN -1 eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum gece yarısını yaşamaktan yorgunum ayazın avucunda unutmuştun ellerini önünden geçtiğim halde beni tanımadın ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım şiirlerim kül rengi kumrular gibi uçuşuyorlar bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok hele paris’in gökleri aklımı başımdan alıyor bana seni senden evvelki poitiers’li kızı hatırlatıyor ayazın avucunda unutmuştun ellerini karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar ışıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın hatta ricardo bile hani vatansız ricardo burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı oysa au vieux chatalet’de akşam sabah beraberdik üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim montmarte metrosu civarında seni gözden kaybettim o zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cigara gibi sidney bichet’nin caz havalarını çiğneyip tüküren o saklasın varsın seni sevdigini biliyorum ben yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü bir gazete aldım ama evde okuyacağım kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam seni öldürmek için çareler tasarlasam sükut bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü ve ben unutulsam yazdığım şiirler senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım eski padişahlar gibi unutulsa birer birer ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam ellerim oldum olasıya seni unutsalar yarı gecenin içinden bir zenci sütbeyaz bakıyor rue lafatette’de dünden bugüne geçiyorum eflatun gözlerini bir grog kadehinde unuttum   KIRMIZI PAZARKız sen burda yeni misin peki leyla nerde Hani çekirdek gözlüm örümcekten korkan Kim ulan beni herkes tanır git patronuna sor Elektrikçi ihsan dedin mi içkide üstüme yoktur Leyla güzel kızdı ben böyle göz görmedim Sen de güzelsin bak omuzların mesela Biz elektrikçi kısmı karanlıkta güreşiriz Ölüm tellerde ıslık çalar gözümüz pektir Saçların kendinden mi sarı boyadın mı Öyle örtülü bakma içimi karıştırıyorsun Buranın tesisatını biz yaptık cahit"le beraber Düğmeye şöyle dokun süt gibi aydınlık Cahit askere gitti bak leyla da gitmiş Geceleri uyku tutmuyor işin yoksa cigara iç Yıldızlar boğazıma dizili inanmazsın Dilsiz misin nesin bir şey söylesene İstanbul"dan mı geldin yalnız mısın     KİM KALDI silah atılmıyor güvercin şakırtısıdır şafakta yaldızlanan şadırvanda su ıhlamurlarda ezan görkemli bir namaz uğultusu heyhat hamzabey cami-i şerif"inden kim kaldı kim kaldı eski selanik"ten laternalar sustu sürahiler tenha tek kibrit çakılmıyor kim kaldı ittihat ve terakki"den o jöntürkler ki - `hariçten evrak-ı muzırra celbederlerdi" - o fedailer ki barut öksürürler sakal tıraşları mavi kırmızı bıyıkları biber kim kaldı müdafaa-i hukuk cemiyeti"nden avcı ceketi körüklu çizme astragan kalpak bazen `ittihatçı" hafif `iştirakiyun" öfkeli kaşları salkım saçak kumral bıyıkları mahzun hani felaket tütün içerler ceplerinde idam fermanları bellerinde Söğüt yaprağı bıçak ya millet meclisi"nde meb"us ya kuva-yi seyyarede asker kadehlerde rakı nazlı beyaz vaniköy korusunun `teşrinler"deki sisi gramofonda incesaz meyhane musikisi o şenliklerden heyhat kim kaldı ezeli dalgınlığımızın ıslığıdır ney keman yanlış anlaşılmasından tedirgin utlar vahim sorular soruyor öldü nazım samilof sarı mustafa yıkılmış strasnoy ploscat"ın saat kulesi eski bolşeviklerden kim kaldı     KİM O? kapının ziliyle sıçradım gecenin saat üçü açtım baktım kimseler yok zili duyduğum kesin birisi çalmış olmalı gelen yoksa ben miyim kırk yıl daha genç polisten bırakmışlar   MAHUR BESTE Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız O mahur beste çalar Müjgan"la ben ağlaşırız Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız O mahur beste çalar Müjgan"la ben ağlaşırız Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı Gittiler akşam olmadan ortalık karardı Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara Geceler uzar hazırlık sonbahara     MARIA MİSSAKİAN yüksekkaldırım"da bir akşammaria missakian"i düşündümeğer kendimi bıraksamyağmur olabilirdim yağardımkasım"da bir çınar olurdumyaprak yaprak dökülürdümkalbimi sıkı tutmasamdöküp saçıp boşaltsamiçimde yükselen şiirikaldırımlara döküp harcasamgözleri balıkçıl gözleridudaklarında tutup rüzgarımaria missakian adında birigelse göğsüne kapansamgece gölgesine sokulsamgökyüzünde bulutlar büyüseleryağmuru dinlesem anlatsamşimşekler kırılıp dökülselerbizi sokaklarda bıraksalarleylekler üşüyüp gitselerdönüp arkalarına bakmadanyine akşam oldu attilâ ilhanüstelik yalnızsın sonbaharın yabancısıbelki paris"te maria missakianavuçlarında bir çarmıh acısıgizlice bir sefalet gecesiçocuğunu boğarmış gibi boğup paris"isana kaçmayı tasarlar her akşam       MEMLEKET HAVASI Bu bizim gökler gibisi hiç bir dağda çatılmamıştır Yıldızlarımızın titremesi yüreğine deprem indirir Hiç bir yerde bu denize bu acı tuz katılmamıştır Topraktan sağdığımız pekmez güneşin başını döndürür     MEVSİMİDİR mevsimidir müphem bir meltem yoklar dal uçlarını gizlice ürperir yaseminler körfezde deniz dalgın bilinmez hangi aşktan arta kalmış vahim bir yalnızlığı dinler mevsimidir artık erken kararır sular her biri bir bulut ardına sinmiş yıldızların korular terk edilmiş ağaçlar duman duman yalılar tenha kanlıca ilk yağmurla serinler mevsimidir nedense ölmeye heveslenir insan uzaya bir avuç yıldız tozu gibi savrulmaya rayından çıkmıştır yaşamak bir eskimişlik duygusu nereye baksan gücü yetmez kimsenin kimseyi kurtarmaya çünkü ne güzeller zehir zemberek güzeldir artık ne zehir zemberek çirkindir yeni çirkinler   MUHAYYER önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız o gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda çılgınlıkları oluşturur en çapraşık duygularda büyük çıkmaz akla gelip de sorulmayan sorularda bazı insan içten içe düşünür hesaplar da ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız üflediği sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır çocukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocukçadır gerçi gençlik bir uçta yaşlılık bir uçtadır birleştikleri gerçek o müthiş sonuçtadır ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız

Döküman Arama

Başlık :

Kapat