Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri 7

NFK’dan Şiirler 7

TABLO

 

Ölümü sığdıramaz,

Akıl daracık koğuk.

Ölemez, çıldıramaz,

Ağlarlar boğuk boğuk.

 

İlâç yarım, şişede,

Koltuk mahzun, köşede,

Ev halkı telâşede,

Ölü yerde, sopsoğuk...

       

TABUT

 

Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;

Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.

Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,

Yarın kendileri dolduracaklar.

 

Her yandan küçülen  bir oda gibi,

Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.

Sanki bir taş bebek kutuda gibi,

Hayalim, içinde uzanmış kalmış.

 

Cılız vücuduma tam görünse de,

İçim, bu dar yere sığılmaz diyor.

Geride kalanlar hep dövünse de,

İnsan birer birer yine giriyor.

 

Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!

Tabut değildir bu, bir tahta kundak.

Bu ağır hediye kime gidecek,

Çakılır çakılmaz üstüne kapak?

     

TÂ MEVERÂDAN

 

Rüzgâr öyle esti, öyle esti ki;

Her şey uçup gitti, kaldı Yaradan.

Ayna düştü, hayal, perdelerdeki

Bir akiscik gibi çıktı aradan.

 

Sırtımı uykuda dürtüyor bir el;

Fırla yatağından koşar adım gel!

O bir minicik zar, kabuğunu del!

Seni çağıran var, tâ maverâdan!

     

UTANSIN

 

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi küheylân, koşmana bak sen!

Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi Noel ağacı;

Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,

Geride ne varsa, bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk,

Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!

     

UYUMAK İSTİYORUM

 

İki yıldız arası göğe asılı hamak...

Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak.

Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;

Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.

İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik;

Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.

Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;

Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!

Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;

Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.

Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;

Raflarda toza batmış Peygamberlerden bildiri.

Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;

Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!

Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!

Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla...

     

VEDA

 

Elimde, sükutun nabzını dinle,

Dinle de gönlümü alıver gitsin!

Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,

Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!

 

Yürü, gölgen seni uğurlamakta,

Küçülüp küçülüp kaybol ırakta,

Yolu tam dönerken arkana bak da,

Köşede bir lahza kalıver gitsin!

 

Ümidim yılların seline düştü,

Saçının en titrek teline düştü,

Kuru bir yaprak gibi eline düştü,

İstersen rüzgâra salıver gitsin!

   

VE GELİR

 

Bu yurda her belâ içinden gelir;

"Hep"leri hep, hiçin hiçinden gelir.

Gelemez bir ithal malıdır akıl,

Kafdağından, Çinden, Maçinden gelir.

Dünküne eş, bugün küfür yobazı;

Bütün derdi festen, lâpçinden gelir.

"Allah vardır!" dersin; sorarlar: Niçin?

Sonra tokat, puta "niçin" den gelir.

Benim nur mayama pislik atanlar,

Şeytan, senin büyük elçinden gelir!

Biricik selâmet yolu tarihte,

"Sormayın, görmeyin, geçin!" den gelir.

Genç Osman"ı lif lif yolan o güruh,

Kahbe devşirmenin piçinden gelir.

Bir gün bu gidişle çatlarsa yürek,

Dile vurdukları perçinden gelir...

       

VEHİM

 

Her gün elim tokmakta,

Bir ân irkiliyorum:

Annem belki yatakta,

Annem belki toprakta.

 

Gün bitiyor şafakta;

Biliyor, biliyorum:

Tabut gıcırdamakta

Ve hevesler damakta...

       

YÂR O Kİ...

 

Falan, dağın ardında;

Seslen, seslen, işitmez

Filân, toprak altında;

Gözyaşları diriltmez

 

Neye vardın, vardın da?

Ufuk varmakla bitmez.

Bir şey göster kadında,

Tılsımını eskitmez!

 

Yâr o ki, hep yâdında;

Ekslimez ve eskiltmez.

Murâdı murâdında,

Seni bırakıp gitmez.

     

YATTIĞIM KAYA

 

Bu akşam o kadar durgun ki sular

Gömül benim gibi kedere diyor.

İçimde maziden kalma duygular

Ağla geri gelmez günlere diyor.

 

Ey gönül, gidenden ümidini kes!

Kaçan bir hayale benziyor herkes,

Sanki kulağıma gaipten bir ses

Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

 

Enginden engine koşarken rüzgâr,

Bende bir yolculuk heyecanı var...

Yattığım kayaya çarpan dalgalar

Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.

     

YOLCULUK

 

Yolculuk, her zaman düşündüm onu;

İçimde bu azgın dâvet ne demek?

Oraya, nerdeyse güneşin sonu,

Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

 

Altımdan kaydırdı bir el minderi;

Herkes yatağında, ben ayaktayım.

Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,

Gözlerim yumulu, aramaktayım.

 

Beni çağırmakta yabancı dostlar;

Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.

Eski evde, şimdi bir başka ev var:

Avlusu karanlık, suları tadsız.

 

Her akşam, aynı yer, aynı saatta,

Güneşten eşyama düşen bir çubuk;

Yangın varmış gibi, yukarı katta,

Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!

 

Başım; artık onu taşımak ne zor!

Başım, günden güne kayıtsız bana.

Dalında bir yaprak gibi dönüyor,

Acı rüzgârların çektiği yana...

       

YUNUS EMRE

 

Kaç mevsim bekleyim daha kapında,

Ayağımda zincir, boynumda kement?

Beni de, piştiğin belâ kabında,

O kadar kaynat ki, buhara benzet!

 

Bekletme Yunus"um, bozuldu bağlar,

Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar;

Veriyor, ayrılık dolu semalar,

İçime bayıltan, acı bir lezzet.

 

Rüzgâra bir koku ver ki, hırkandan;

Geleyim, izine doğru arkandan;

Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,

Medet ey dervişim, Yunus"um medet!

     

ZEHİR*

 

Çocukken haftalar bana asırdı;

Derken saat oldu, derken saniye...

İlk düşünce, beni yokluk ısırdı:

Sonum yokluk olsa bu varlık niye?

 

Yokluk, sen de yoksun, bir var bir yoksun!

İnsanoğlu kendi varından yoksun...

Gelsin beni yokluk akrebi soksun!

Bir zehir ki, hayat özü fâniye...

(Necip Fazıl"ın son şiiridir...)        

ZİNDANDAN MEHMED"E MEKTUP

 

Zindan iki hece. Mehmed"im lâfta!

Baba katiliyle baban bir safta!

Bir de, geri adam, boynunda yafta...

          Halimi düşünüp yanma Mehmed"im!

          Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim!

 

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli.

Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

          Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak

          Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

 

Bir âlem ki, gökler boru içinde!

Akıl, almazların zoru içinde.

Üstüste sorular soru içinde:

          Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?

          Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

 

Bir idamlık Ali vardı, asıldı

Kaydını düştüler, mühür basıldı.

Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı

          Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;

          Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

 

Müdür bey dert dinler, bugün "maruzât"!

Çatık kaş... Hükûmet dedikleri zat...

Beni Allah tutmuş, kim eder azat?

          Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...

          Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!

 

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;

Sayım var, maltada hizaya dizil!

Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!

          İnsanlar zindanda birer kemmiyet;

          Urbalarla kemik, mintanlarla et.

 

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;

Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...

Yalnız seccademin yönünde şefkat

          Beni kimsecikler okşamaz mâdem;

          Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

 

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!

Dakika düşelim, senelik paydan!

Zindanda dakika farksız aydan

          Karıştır çayını zaman erisin;

          Köpük köpük, duman duman erisin!

 

Peykeler, duvara mıhlı peykeler;

Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,

Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...

          Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!

          Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

 

Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;

Tek nokta seçemez dünyada nazar.

Yerinde mi acep, ölü ve mezar?

          Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?

          Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

 

Ses demir, su demir ve ekmek demir...

İstersen demirde muhali kemir,

Ne gelir ki elden, kader bu, emir...

          Garip pencerecik, küçük daracık;

          Dünyaya kapalı, Allah"a açık

 

Dua, dua, eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.

Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...

          Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu

          İplik ki incecik, örer boşluğu

 

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;

Karanlığında nur, yeniden doğuş...

Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!

          Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!

          Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

 

Mehmed"im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

          Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

          Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

SAÇLARIN
Saçların omuzlarından aksın Mermer üzerinden geçen su gibi İçinde ezgin bir his duyacaksın Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi Saç tel tel örtüler hep tül tül düşer Gözünün değdiği yere gül düşer Sonunda sana da bir gönül düşer Gönlümün şimdiki duygusu gibi Dillerde dökülüp sayılır saçın Sıcak nefeslerle bayılır saçın Bir tütsüdür kalbe yayılır saçın Kararan gözlerin buğusu gibi     Necip FAZIL KISAKÜREK         TAKVİMDEKİ DENİZ Hasreti denizlerin, Denizler kadar derin. Ve o kadar bucaksız. Ta karşımda yapraksız Kullanılmış bir takvim. Üzerinde bir resim; Azgın, sonsuz birdeniz. Kaygısız, düşüncesiz, Çalkanıyor boşlukta Resimdeyse bir nokta; Yana yatmış bir gemi, Kaybettiği alemi Arıyor deryalarda. Bu resim rüyalarda Gibi aklımı çeldi, Bana sahici geldi. Geçtim kendi kendimden, Yüzüme o resimden, Köpükler vurdu sandım. Duymuş gibi tıkandım, Ciğerimde bir yosun. Artık beni kim tutsun. Denizler oldu tasam, Yakar onu bulmazsam Beni bu hasret dedim Varırım elbet dedim. Bir ömür geze geze Takvimdeki denize. Ne var bana ne oldu Odama nasıl doldu Birden bire bu meltem Ve dalgalandı perdem Havalandı kağıtlar. Odamda kıyamet var. Ah yolculuk yolculuk Ne kadar baygın soluk O gün bizde betbeniz Ve ne titrek kalbimiz. Ve eşyamız ne küskün. Yola çıktığımız gün Bir sıraya dizilmiş Gözyaşlarını silmiş, Bakarlar sinsi sinsi Niçin o anda hepsi Bir kuş gibi hafifler Arkandan geleyim der Niçin o güne kadar Dilsiz duran ne kadar Eşya varsa dirilir Yolumuza serpilir Ufak böcükler gibi Gezer onların kalbi Üstünde döşemenin Gizli bir didişmenin Saati çalar o an Birden bakar ki insan Herşey karmakarışık. Ayırmak olmaz artık Bir kalbi bir taraktan Ve kalb ağlayaraktan Çekilir geri geri Terkeder bu mahşeri. Bu mahşerin içinden O gün ben de geçtim ben, Nem varsa evim, anam, Çocukluğum, hatııram, Ve ne sevdalar serde Bıraktım gerilerde Kaçar gibi yangından. Rüzgarların ardından Baktım da süzgün süzgün Kurşun yükünü gönlün Tüy gibi hafiflettim. Denize hicret ettim. NECİP FAZIL KISAKÜREK         TAM OTUZ YILTam otuz yıldır saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...       UYAN YARİM Uyan yarim, uyan, söndü yıldızlar, Gün, karşı tepeden doğmak üzredir. Her sabah güneşi seyreden kızlar, Mahmur gözlerini oğmak üzredir. Uyan yarim, sesler geldi derinden, Karanlık oynadı, koptu yerinden; İlk ışık, kapının eşiklerinden, Şimdi bir gölgeyi koğmak üzredir. Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık, Baygın gözlerimi aldı aydınlık, İçimde tıkandı, kaldı ayrılık, Bu aydınlık beni boğmak üzredir. NECİP FAZIL KISAKÜREK         YAR O Kİ Falan, dağın ardında; Seslen, seslen, işitmez Filan toprak altında; Göz yaşları diriltmez Neye vardın, vardın da? Ufuk varmakla bitmez. Bir şey göster kadında, Tılsımını eskitmez Yar o ki, hep yadında; Eskimez ve eskitmez. Muradı muradında, Seni bırakıp gitmez NECİP FAZIL KISAKÜREK           YOLCULUK Yolculuk, her zaman düşündüm onu;İçimde bu azgın davet ne demek?Oraya, nerdeyse güneşin sonu,Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.Altımdan kaydırdı bir el minderi;Herkes yatağında, ben ayaktayım.Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,Gözlerim yumulu, aramaktayım.Beni çağırmakta yabancı dostlar;Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.Eski evde, şimdi bir başka ev var:Avlusu karanlık, suları tadsız.Her akşam, aynı yer, aynı saatte,Güneşten eşyama düşen bir çubuk;Yangın varmış gibi yukarı katta,Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!Başım, artık onu taşımak ne zor!Başım, günden güne kayıtsız bana.Dalında bir yaprak gibi dönüyor,Acı rüzgarların çektiği yana... NECİP FAZIL KISAKÜREK     MUHASEBE .. Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!Sadece beyni zonklayanlardan biri!Bakmayın tozduğuma meşhur Babialide!Bulmuşum rahatımı ben bir tesellide.Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?Evet, kafam çatlıyor, güya ulvi hastalık;Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!!Sen cüce sanatkarlık, sana büsbütün paydos!Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;Ve cemiyet, cemiyet, yok edilen güruhiyle...Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!Genç adam, al silahı; iman tılsımlı kılınç!İşte bütün meselem, her meselenın başı,Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!Tırnağı en yırtıcı hayvanın pencesinden,Daha keskin eliyle, başını ensesinden,Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;Yerleştirse başını, iki diz kapağına;Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,İçimde homurtular, inanma diye gülen...İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?Üç katlı ahşap evin her katı ayrı alem!Üst kat: Elinde tespih, ağlıyor babaannem,Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve aşıkları,Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları;Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!Koku iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!Mukaddes emanetin dönmez davacısıyım!Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak;Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.Mavalları bastırdı devrim isimli masal.Yeni çirkine mahkum, eskisi güzellerin;Allah kuluna hakim, kulları heykellerin!Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;Lafını çok dinledik, şimdi iş inkilapta!Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni!Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak? NECİP FAZIL KISAKÜREK       HATRINA DÜŞECEĞİM Kopkoyu bir sis içinde bir akşam Hatırına düşeceğim belki Bir an ıslayacak yağmur yüzünü Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın Sonra sıcak yatağında uzun uzun Ağlayacaksın Ağlayacak.! Boğazında bir şeyler düğümlenecek Ah yanımda olsaydı diyeceksin Tüm yıldızlar gülecek haline Ay"da göz kırpacak İliklerine işleyecek bensizlik Kahrolacaksın...! Bir sigara tüttüreceksin ihtimal Ufku seyredeceksin saatlerce Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü Sonra hayalim gelecek karşına Bir Şiirimi mırıldanacaksın Hıçkıracaksın..! Gönlünden atamadığın gibi kafandan da Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman Anlayacaksın..! Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin Kafan gibi kaleminde işlemeyecek Unutmak isteyeceksin her şeyi Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi Kıvranacaksın.!

Döküman Arama

Başlık :

Kapat