Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri 4

NFK’dan Şiirler 4 DAĞLARDA ŞARKI SÖYLE Al eline bir değnek,Tırman dağlara, söyle!Şehir farksız olsun tek,Mukavvadan bir köyle.Uzasan, göğe ersen,Cücesin şehirde sen;Bir dev olmak istersen,Dağlarda şarkı söyle!         DAYAN KALBİM Seni dağladılar, değil mi kalbim, Her yanın, içi su dolu kabarcık. Bulunmaz bu halden anlar bir ilim; Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık. Sensin gökten gelen oklara hedef; Oyası ateşle işlenen gergef. Çekme üç beş günlük dünyaya esef! Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!

EN YAKIN

 

Bütün insanlığı dövsen havanda,

Zerre zerre herkes yine yalınız.

Boşlukta yol alan uçsuz kervanda,

Her şey tek başına, dağ, taş ve yıldız.

Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;

Eşini kaybetmiş herkes eşinde.

İçinizde yiv yiv derinleşin de,

Çıksın karşınıza en yakınınız!

1972

 

       

EVİM

 

Ahşap ev; camlarından kızıl biberler sarkan!

Arsız gökdelenlerle çevrilmiş önün, arkan!

Kefensiz bir cenaze, çırılçıplak, ortada...

Garanti yok sen gibi fâniye sigortada!

Eskiden ne güzeldin; evdin, köşktün, yalıydın!

Madden kaç para eder, sen bir remz olmalıydın!

Bir köşende annânem, dalgın Kur"an okurdu;

Ve karşısında annem, sessiz gergef dokurdu.

Semaverde huzuru besteleyen bir şarkı;

Asma saatte tık tık zamanın hazin çarkı...

Çam kokulu tahtalar, gıcır gıcır silinmiş;

Sular cömert, "temizlik imandandır" bilinmiş...

Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler.

Ölçülü uzaklıkta, yakın beraberlikler...

Seni yiyip bitiren, kırk katlı ejder oldu;

Komşuluk, mâna ve ruh, ne varsa heder oldu;

Bir yeni nesil geldi, üstüste binenlerden;

Göğe çıkayım derken boşluğa inenlerden...

Seninle sarmaş dolaş, kökten bozuldu denge;

Vuran kimse kalmadı bu dâvayı mihenge...

Şimdi git, mahkemede hesap ver, iki büklüm;

Cezan, susuz, ekmeksiz, olduğun yerde ölüm!..

Evim, evim, vah evim, gönül bucağı evim!

Tadım, rengim, ışığım, anne kucağı evim!

1982

 

     

FEZA PİLOTU

 

Yirminci Asrın ablak yüzlü feza pilotu!

Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu?

Bir odun parçasına at diye binen çocuk!

Başında çelik kulâh, sırtında plâstik gocuk.

Uzaklıkları yenmiş fâtih edasındasın!

Dibsizliğin dibini bulmak sevdasındasın!...

Allah"a dil çıkarır gibi küstah bir yarış...

Farkında değilsin ki, Ay dünya"ya bir karış.

Fezada milyarlarca ışık, yol, mesâfe;

Seninki, saniyelik zafer, ilmî hurâfe!

Kavanozda, kendini deryada sanan balık;

Ne acı vahşet, mağrur ilimdeki kalabalık;

Fezada "Allah diye bir şey yok" iddiası!!!

Gel gör, kaç füzeye denk, bir mü"minin duası;

Rafa kaldırmak için ruhlarını dürdüler;

Güneş diye kalpteki güneşi söndürdüler.

Bilmediler; kalptedir, kalptedir asıl feza;

Kalptedir, ölümsüzlük kefili kutsî imza.

Sayıdan sonsuzluğa sınıf geçirtecek not;

Bizdedir ve bizdedir Arş"a giden astronot,

Ve mekândan arınmış ve zamandan ilerde,

Fezayı teslim alma sırrı bizimkilerde.

 

Bizimkiler ışığa gem vurar da binerler;

Yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler......

1972

 

     

GARİPÇİK

 

Bahçemde Yusufçuk adlı kuş

Öter hep; Necipçik, Necipçik!

Bir iğne, kalbime sokulmuş,

Başımda küt diye bir dipçik.

 

Tabiat, gurbetten bir pusu;

Çırpınır, denizi arar su.

Haykırır, baykuşu, kumrusu:

Var yürü, garipcik, garipcik...

1973

 

 

GECEYE ŞİİR

 

I

 

Kalbim bir çiçektir, gündüzler ölgün;

Gelin, gelin, onu açın geceler!

Beni yâdedermiş gibi, bütün gün

Ötün kulağımda, çın çın geceler!

 

Geceler çekmeyin benimçin hüzün,

Gelin siz, ruhumu tenimden süzün;

Bırakın nâşımı yerde gündüzün,

Gölgemi alın da kaçın geceler!

1930

 

     

GEÇİLMEZ

 

Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;

Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.

 

İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;

Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.

 

Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,

Bütün fâni lezzetlere darılmadan geçilmez.

 

Varlık niçin, yokluk nasıl, yaşamak ne, topyekün?

Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.

 

Kayalıklı boğazlarda yön arayan bir gemi;

Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.

 

Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhavâ;

Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.

 

Geçitlerin, kilitlerin yalnız O"nda şifresi;

İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez!

1983

 

     

GEL!

 

Yüzün bir sebepsiz korkuyla uçuk,

O gün başucuma karalarla gel!

Arkanda, çepçevre, kızıl bir ufuk,

Tepende simsiyah kargalarla gel!

 

Elinden, dal gibi düşerken ümit,

Ne bir hasret dinle, ne bir âh işit;

Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git,

Kırık bir tekne ol, dalgalarla gel!...

1930

 

   

GELİR

 

Pervane dediğin, çerağa gelir;

Sular, kıvrım kıvrım, ırmağa gelir.

 

Bülbül kovuldu mu dil bahçesinden,

Gak gak, karga; vak vak, kurbağa gelir.

 

O yön ki, ezelle ebed arası;

Ne sola kıvrılır, ne sağa gelir.

 

Gam çekme, böyle gitmez bu devran,

Nihayet sonuncu durağa gelir.

 

Hasretle beklenen gelir mutlaka;

Sultan fikir, şanlı otağa gelir.

 

Yırtılır güneşin kapkara zarı,

Dünyamız yepyeni bir çağa gelir.

 

Füzeler kağnıya döner ve nöbet,

Işıktan da hızlı Burağa gelir.

 

Gökyüzü, yeryüzü, helâlleşirler,

Nur, kaçtığı yerden toprağa gelir.

 

Birleşir, kupkuru dalla yanık kök,

Yemyeşil bir ışık, yaprağa gelir.

 

Kal"anın burcunda çakar işaret;

Millet, dalga dalga bayrağa gelir.

1970

 

   

GÖZLER

 

Bir şey kalmaz, yalınız,

Kalır maziden gözler.

Ölür de her yanımız,

Sağ kalır, neden gözler?

 

Birer yıldız olur da,

Kırpışırlar havada,

Kupkuru bir kafada,

Apaçık giden gözler...

1928

           

GURBET

 

Dağda dolaşırken yakma kandili,

Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!

Ne söylemez, akan suların dili,

Sessizlik içinde çağlama gurbet!

 

Titrek parmağınla tutup tığını.

Alnıma işleme kırışığını

Duvarda, emerek mum ışığını,

Bir veremli rengi bağlama gurbet!

 

Gül büyütenlere mahsus hevesle,

Renk renk dertlerimi gözümde besle!

Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,

İçimde dövünüp ağlama gurbet!...

1923

Döküman Arama

Başlık :

Kapat