üniversitelerdeki üzücü olaylar

universitlerde ki acı olay

"Dünya Günümüzde Büyük Bir Alt-Üst Oluş Sürecinden Geçerken Bilimin, veÜniversitelerin Önemi Ön Plana ÇıkmaktadırÜniversiteler hızla dönüşmekte, düşün-felsefe-bilim-sanat yerine günlükteknolojilerin oluşturulması ve rekabet koşullarına uyarlanmalarıbeklenmektedir.İnsanlık tarihinin üçüncü büyük dönüşümü olarak tanımlanabilecek iletişim,bilgi teknolojisi ve ekonomik rekabetin gerçekleştiği bu dönemdeüniversitelerin rolü eskisine göre farklılaşmış ama azalmamıştır. Böyleyoğun bilginin üretildiği ve bütün alt ve üst yapıların yenidenşekillendiği bir dönemde özellikle finans ve tüccar üst sınıfların kendineuygun bilgiyi üretmek ve ürettiği bilgiyi stratejiye dönüştürmek ve buyolla bulunduğu konumu korumak ve yükseltmek ister. İşte bugünlerde dünyabilgiyi üreten ve bilgiyi satın alan ülkeler olarak yavaş yavaş saflaraayrılmaya başlamışlardır. Eskiden de günümüzde de bilgi aynı zamanda birkontrol ve sömürü aracı olarak kullanılmak istenmiştir.Ülkemiz tarım ve sanayi devriminden sonra yaşanan bu üçüncü dönüşümünfilizlendiği geçen yüzyılın ikinci yarıyılında özellikle de son çeyreğindeüniversitelerinin önünü açacağı yerde, bunların özerkliğini sınırlandırarakkendi içine kapalı bir devlet dairesi konumuna getirdi. Daha önce de belirtildiği gibi YÖK ile birlikte üniversiteler nitelikyönünden Türkiye’nin coğrafi, ekonomik ve nüfus büyüklüğüne oranlagelişmedi, dünya bilimine katkısı %1 düzeyinden öteye geçemedi. Bu tespitebenzer yaklaşımlar YÖK strateji raporunun satır aralarında da okunabilir.Temelde ülkelerin gelişmesi, bilgi ve teknoloji üretimi ile üniversiteleringelişmişliği arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. ABD AB ve Japonya gibiülkeler başta kimya, ilaç ve silah alanında patentler yaparak bunu birgetiriye dönüştürmektedir. Bir ülkenin gelişmişliği ile ülkenin bilim veeğitim politikası arasında doğrudan bir ilişkinin varlığı insanlığın önemlibir deneyimidir. Savaşların şiddeti ve üstünlük kurma da önemli oranda buteknoloji mücadelelerine bağlı gelişmektedir. Bunun en açık örneği yanıbaşımızda bizi de içine alan Ortadoğu’da Arap yarım adası dahi bütün KafkasBölgesi batılıların silah üstünlüğü ile içinden çıkılamaz çatışmaalanlarına dönüştürülmüştür. Maalesef bu durumda bilimin kirli savaşa aletedilmesi ile gerçekleşmektedir. Ne yazık ki bugün bilim ve politika da içiçe bulunmaktadır.Ancak teknolojik ilerilik ile milli gelir doğrudan ilintili değildir.Kuveyt ve Suudi Arabistan kişi başına milli gelir yönünden dünyanın ilksıralarında yer alırlar, hatta her ihtiyaçlarını karşılayabilecekdüzeydedirler. Ancak bilimsel bilgi üretiminde dünyada hiçbir etkileribulunmadığı da bir gerçektir. Ülkemizin bu gerçeği görerek bilimde öncüolması gerekir.YÖK Üniversitelerin Özerklik Anlayışına Uygun DeğildiTürkiye’nin bilimsel itibarının uluslararası alanda istenilen düzeydeolmadığı hepimizin malumudur. Bugüne kadar konu çok yazıldı, ne yazık kiülkemizin bilimsel gelişmesi için istenilen ölçüde bir ilerlemesağlanamadı. YÖK’ün kurulması sırasında yeni üniversite öğrencisiydim.Olağanüstü koşullarda düşüncenin yeterince açıklanamadığı dönemde basınasınırlı oranda akan bilgiye göre ülkemizin seçkin bilim insanlarıTürkiye’nin bilimsel geleceğinin bu yasa ile zarar göreceği,üniversitelerin kalitesinin düşeceği belirtiliyordu. Bugün o söylemlerhaklı konuma geldi ve artık bugünkü üniversite atmosferi ve akademikprofili ile ülkemizin çağı aşması ve yeni yaklaşımlar getirmesibeklenilmemektedir. Bugünkü yapı ile üniversiteler, ne aydınlanma anlamında, ne de teknolojiyaratımı anlamında bekleneni vermemektedir.Kendini Sorgulamaktan Uzak Üniversiteler, Üniversite Olamıyor Kurulduğundan bu yana arada geçen 25 yıl sonra bugün ülkemiz üniversitelerive YÖK her yönü ile sokak tarafından bile sorgulanabilir durma gelmişkenüniversiteler kendilerinin sahip oldukları çalışma metodu olan sorgulama vearaştırmadan itina ile uzak durmaktadırlar. Üniversitelerin kendi kendisinisorgulamadan uzak tutması üniversitenin bir okul gibi algılanmasınıdoğurmakta ve bu durum söz konusu kurumlarda yetişen akademisyenlerin deüniversiteyi gördükleri gibi kabul etmesine neden olmaktadır. En tehlikeliolanı da budur ve bugün çok sayıda akademisyen üniversitelerimizin mevcutişleyiş biçimini gerçek üniversite gibi algılamaktadır. Açık söyleyelim, enazından benim dünyanın değişik ülkelerinde gezerek gördüğüm üniversitelerinatmosferi ile bizim üniversite atmosferlerimiz birbirine benzemiyor. Tabiibunların derin neden-sonuç ilişkileri bulunmaktadır. Birçok yönden bukonunun irdelenmesi gerekir.Türkiye’nin Tek Şansı Bilim ve Teknolojiye Öncelik VermesidirBelirtildiği gibi artık bu anlayışla ne neoliberal gelişmelere bağlı yeniiletişim ve bilgi teknolojisi ve ekonomisi devrimine katkı yapması şansı,ne de aydınlanma-ufuk açma potansiyeli olmadığı ortada. Bilinen bilgiyi zorkavrayan ve sürekli başkasının ürettiği bilgiyi alan ve her yönden bağımlıhale gelen toplumumuzun çağa yön verme şansı şimdilik yok. Ancak halen gençnüfusu ve istekli insan potansiyeli ile sıçrama yapabilir. Bu da yine özerküniversite ve özgür ortamda yüksek eğitimle gerçekleşebilir. Bunun ispatıdünyada bin küsur yıldır denendiği bugünkü gelişmiş ülkelerin geldikleribilgi üretme düzeyinde üniversitelerin oynadığı roldür.Yeni YÖK Başkanın Omuzlarındaki Yük Çok Daha Büyük OlacakTam da bugünlerde Yükseköğretimden sorumlu YÖK’E yeni başkan atanacağıdönemde ülkemiz üniversitelerinin geleceği ile toplumumun geleceğiarasındaki yüksek ilişkinin sorumluluğu, yeni başkanın omuzlarına şimdidenyüklenmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla yeni seçilecek veya atanacak YÖKBaşkanının, ülkemiz bilimine ve teknolojisine ne katacağı ve söz konusuolan yeni iletişim, bilgi teknolojisi ve ekonomisi devrimi trenindeTürkiye’nin yerinin ne olacağı açısından çok önemlidir. Aydınlanmayarışında da çok önemli olacaktır. dün sanayi devrimi ve onun ardındanaydınlama sürecini kaçırdığımız için şimdi halen geçmişin sıkıntılarınıyaşamaktayız. İnsanımızın ve ulusumuzun yüz yıl sonra bugünün insanınısorumlu tutmasını istemiyorsak, yarını düşünerek hareket etmemiz gerekir. YÖK Aynı YÖK, Başkanların Tutumları FarklıYÖK kurulduğu 1982 yılından bu yana tam dört başkanlık dönemi yaşanmıştır.Her başkanın YÖK ve üniversitelere bakış açısı çok da değişmemekle beraber,uygulamada farklılıklar oluşturdukları bilinmektedir. Sayın Prof. Dr.Erdoğan Teziç’in görev süresinin bitimi ile birlikte yeni bir başkanlıkdönemi daha başlayacaktır. YÖK’ün ve üniversitelerin sorumluluğu, yukarıda belirtildiği gibi dünyanınve insanlığın bu aralar yaşadığı yeni dönüşüm döneminde çok daha ciddi.Tabii ülkemizin geleceğini şekillendirecek olan insan gücününyetiştirilmesi sorumluluğu olan bir kurumun başında olmak, daha yüksek birsorumluluk gerektirmektedir. Devletin üst yönetiminde bulunanCumhurbaşkanlarının, Başbakanların, Milli Eğitim Bakanlarının elbettesorumlukları vardır, ancak Üniversite eğitimi gibi bir toplumunşekillenmesinde politika geliştirici olmanın sorumluluğu çok daha yüksektirdiye düşünüyorum. YÖK’ün artık mevcut hali ile ülkemize katkısağlayamayacağı açık. Bu aşamada yeni atanacak YÖK başkanına çok ciddigörevler düşmektedir. Yeni başkanın artık ülkemizin bir bilim politikasıoluşturulması için yeni bir analiz ve yeni bir bakış açısı ile konuyu elealıp yeni çıkış kapılarının aralanması gerektiğini göstermesi gerekir.Aksi taktirde yeni bir başkanın atanması, yeni dönemde kendine yakınkişilerin rektör ve dekan olmasını sağlayacak girişimlere yol açacaksa yineülkemiz bundan zarar görecektir. Temennimiz bunun böyle olmamsıyönündendir. Olması durumunda da yine de eğer bazı temel hedefleroluşturabilirse, en azından bunlarda başarılı olabilir diye düşünüyoruz.Onun için birinci öncelik atanacak kişinin kim olacağından çok hangiçevrelerin etkisi ile getirileceği ve temel işlev olarak ondan nebekleneceği çok belirleyici olacaktır.Yeni YÖK Başkanında Ne Tür Özellikler Olması İstenirYÖK başkanı olacak hocamızın ne yönde öncelik göstereceği, bu anlamda özgürbir iradeye sahip olup olamayacağı, güven ve motivasyon kazandırıpkazandırmayacağı çok önemli olacaktır. YÖK gibi üniversitelerinkoordinasyonunu oluşturan, ulvi özelliği olan önemli makama, ağırlığı olanözellikli kişinin atanması önemli. Makamın mutlaka akademisyen özelliklikişiler tarafından doldurulması gerekir. Tabii YÖK üyelerinin de donanımlıolması önemli. Yükseköğretim Üst Yönetimlerine Atanmanın Kriterlerinin Olması Gerekir. Doğal olarak YÖK Başkanı adayı için de seçilme ve atanma kriterlerinbelirlenmesi gerekir. Maalesef bugüne kadar bu konuda herhangi bir talep deoluşmamıştır. YÖK’ün kurulduğu olağan üstü koşullarda Cumhurbaşkanınıntakdirine bırakılan süreç halen devam ediyor. Cumhurbaşkanın takdirinesaygı duymakla beraber, yeni YÖK başkanı adayın belirlenmesinde arzumuz,ülkemizi bilimsel yönde geliştirecek, üniversiteleri kucaklayacak,üniversite özerkliğini savunacak bilgi, yetenek ve istekte bir hocamızınolması yönünde olur. Yükseköğretimin Üst Kurumları İçin Atama Kriterleri Olmadığı İçin NitelikliAdaylar ÇıkmamaktadırBugün ülkemiz bilim ve eğitim kurumlarının ciddi yönetim ve yönetici sorunuolduğu dikkate alındığında YÖK başkanlığına nasıl ve ne nitelikte biryöneticinin atanacağı merak konusudur. Temelde YÖK’ün yönetici belirlemeişlemindeki sübjektif süreç nedeniyle maalesef yeterli donanıma sahip olançok sayıda kişinin üniversite yönetimlerine ve diğer organlara aday olmakistemedikleri bilinmektedir. Yeni başkanın mutlaka üniversite üstyönetimlerine üniversiteyi üniversite yapacak liyakatle nitelikli kişilerinölçütlere göre gelmesini sağlayacak süreçlerin önünü açacağıbeklenilmektedir.Atamada İlgili Kurumların Görüşünün Alınması ÖnemliAyrıca atanacak YÖK başkanı için Üniversitelerarası Kurul, ÜniversiteÖğretim Üyeleri, Öğretim Üye ve Görevlileri Dernekleri, Öğrenciler,TÜBİTAK, TÜBA gibi ilgili birimlerin görüşlerinin alınması ayrıca yararlıolacaktır. Sorunu siyaset üstü yaklaşımla ele alarak ülkemizin uzun süreçliçıkarlarını düşünerek konuyu daha yüksek düzeyde değerlendirmek gerekir.Tabii bu kurum ve kuruluşların da YÖK, Yeni bir Yükseköğretim yasasıisteyip istemedikleri ve kurumun başına hangi özellikler ve kriterleresahip adayın seçilmesini istediklerini ve bu konudaki düşündükleriniaçıklamaları gerekir.Kimin Atanacağı Değil, Ne Yapmak İstediği ÖnemliSorun YÖK’ün yanlış kurgulanmasındadır. Günümüzde sürecin çok hızlıdeğiştiği bir durumda 25 yıl önce o dönemin koşullarında kurulan veanayasanın 130. Ve 131. Maddeleri ile günümüze kadar korunan YÖK’ün mutlakaçağa uygun hale getirilmesi gerekir.Bu işleyişle ülkemizin sürekli bilgi satın alma yönünden gelişmiş ülkelerebağımlı hale geldiği görülmektedir. Sürecin bu şekilde devam etmesiyanlışta ısrar etmek anlamına gelecektir. Ülkemizde yeni bir Yükseköğretim Yasası hazırlanmadan, üniversitelerbilimden yana özerk bir yapıya kavuşmadan gerçek anlamda bir yüksek öğrenimsağlanamaz ve ülkemiz bilimi dünyada saygınlığını koruyamaz.Onun için yeni başkanın kim olacağı sorusundan öteye atanacak kişininüniversitelerin geleceğine yönelik ne düşündüğü ve ne yapacağı veyayapabilme kapasitesinde olması daha önemlidir. YÖK başkanın hepsinden önemlisi ülkemize yeni bir Yükseköğretim Yasasınınnasıl kazandırılacağı konusunda ne düşündüğü de önemli. Bir kez dahatekrarlarsak: dışa bağımlı pazara ve sanayiye mi, bilim ve düşünce miikilemi, en önemli belirleyici unsur olacaktır.Sonuç olarak, dileğimiz akademisyen özelliği ağır basan, bilimselgelişmelere önemli bir katkı sunacak bir hocamızın atanmasıdır. Aksidurumda geçmişte olduğu gibi bugün de muhafazakar ve denetleyiciişlevlerini sürdürecek bir YÖK yapılanması hiçbir değişim ve dönüşümsağlayamaz. Esas yaklaşım, bugünkü YÖK’ün tümden dönüştürülmesi, "FikriHür, İrfanı Hür" bir ortamda, temel bilimsel çalışmalara öncelik verilmesiolacaktır. Küresel figüranlar değil, yaratıcı bir toplum oluşturulmasıolacaktır. Esas sorun da sanırım burada. Biz biz olacak mıyız? Aksitaktirde değişimi yaratan değil, mevcutlara uyarlanan hiyerarşik YÖK’eBaşkan atanması yapılmış olur ki bu ülkemize yarar getirmez.YÖK Başkanlığı, beklentimiz yönünde olsun veya olmasın yetenek gerektirenönemli bir makamdır. Hukuk ve ekonomi bilgisi de ayrıca önemli. Sosyalilişkiler, öğrenci ve öğretim görevlileri ve devlet düzeyindeki ilişkileride artık önem teşkil etmektedir. Devlet protokolünde en ön sıralarda yeralan YÖK Başkanlığına mutlaka makamın ağırlığı yanında bilimsel erkiispatlanmış, yabancı dil bilen, kültürel alt yapısı gelişmiş temsil veyönetme yeteneği gelişmiş bir hocamızın atanması üniversiteler tarafındansaygı ile karşılanacaktır.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat