BİYOLOJİK HARP MADDELERİNDEKİ GELİŞMELER

BİYOLOJİK HARP MADDELERİNDEKİ GELİŞMELER

BİYOLOJİK HARP MADDELERİNDEKİ GELİŞMELER

VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ (AŞILAMA)

 

Biyolojik Harp Tarihine Kısa Bir Bakış Biyolojik Harp Maddelerinin (BHM) en ilkel primitif kullanımı MÖ. 7nci yüzyıla kadar dayanır.  Asurlular bu yüzyılda düşmanın su kaynaklarını zehirlemek için Rye ergot (çavdar mahmuzu) kullanmışlardır.  MÖ. 6. Yüzyılda ise müshil bitkisini ve zehirli hayvanların biyolojik harp amacıyla kullanıldığını görmekteyiz. 1346 Yılında Tatar Ordusu Kaffa (Kırım) kale şehrini uzun süre kuşatmış,kaleyi alamayınca vebalı insan cesetlerini mancınıklarla kaleye atarak, kale de çıkan veba salgını sonucu şehri teslim almışlardır.  171O Yılında Rusların vebalı cesetleri savaşlarda taktik amaçla kullandığını, yine 1754-63 yıllarında İngiliz piyadelerinin Fransız ve Hindistan savaşlarında çiçek hastalığını (bulaştırılmış battaniyelerle) biyolojik harp amacıyla kullandığını kayıtlardan öğrenmekteyiz.

 

1nci Dünya harbi sırasında Amerika"dan Fransa"ya nakledilen sığır ve atlara Alman gizli servisince ruam hastalığı bulaştırıldığı, 1937-1945 yılları arasında Japonya"nın 731nci birliği General Shiro Ishi komutasında veba ve tifo başta olmak üzere bir çok BHM"si üretip stokladığı ve kullandığı bilinmektedir. Bu denemelerde en az 10 binden fazla kişinin öldüğü bildirilmiştir.

 

1945-1969 Yılları arasında ABD başta olmak üzere bir çok ülke BHM araştırma geliştirme faaliyetlerine devam etmiştir. 1959-1969 Yılları BHM"lerinin araştırmaları açısından altın yıllar olarak kabul edilmektedir. 25 KASlM 1969"da ABD Başkanı Nixon tek taraflı olarak tüm biyolojik araştırmaların bağışıklık kazandırma, keşif ve güvenlik gibi savunmaya yönelik konularla sınırlı kalması bildirimini yayınladı. Bu bildirimde unutulan Toksin üretimi ise 14 ŞUBAT 1970 yılında yasaklandı. 1972 Yılında Bakteriyolojik (Biyolojik) harp maddeleri ve Toksinlerin harp maddesi olarak üretilmesi geliştirilmesi ve stoklanmasının yasaklanması ve bunların imhası konvansiyonu (BTWC) yapıldı. 22 OCAK 1975"de ABD Başkanı Ford Biyolojik ve Toksin silahların (BHM"lerinin) üretilmesi, geliştirilmesi ve stoklanmasını yasaklayan konvansiyonu imzaladı. Bu konvansiyon 26 MART 1975 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu antlaşmalara rağmen 1979 baharında Rusya"da (Sverdlosk"ta) aerosol Anthrax toksini kaçağından bir çok kişinin öldüğü bilinmektedir.

 

1991 Körfez savaşı sonrası BM Güvenlik Konseyi Yönergesi 687 sayılı karar çerçevesinde kontrol altına alınan Irak, daha önce inkar ettiği biyolojik silah programlarını, askeri savunma amaçlı araştırmalar çerçevesinde yaptığını kabul etti.

 

Biyolojik Harp Maddelerinin Günümüzdeki Durumu

 

2000"li Yıllarda moleküler biyoteknolojinin çok hızlı gelişmesi ve elde edilen sonuçlar patojen (hastalık yapıcı) mikroorganizmaların ve toksinlerin Biyolojik harp amacıyla kullanılmasını mümkün kılacaktır. Buna paralel olarak gen mühendisliği ve DNA teknolojileri sayesinde potansiyel BHM"lerinden daha öldürücü silahların elde edilmesi mümkün olacaktır. İnsanoğlu genom projeleri (insanın genetik haritasının tespiti) çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmalar sonucunda toplumların (ırkların) çeşitli spesifik bilgilerine ulaşılacak, dolayısıyla bunun sonucuna göre de gen mühendisliği biyomoleküler bilim adamlarınca ırklara has biyolojik harp maddesi üretimi gerçekleşebilecektir. Biyolojik harp maddelerinin potansiyel etkinliği günümüzde daha iyi anlaşılmış olup bazı analizcilerce biyolojik harp maddelerinin, nükleer silahlarla karşılaştırılabilir olduğu belirtilmiştir. Biyolojik harp konusuyla ilgili NATO el kitabına göre bakteri, riketsia, virüs ve toksinler gibi biyolojik harp maddelerini ihtiva eden : 39 adet potansiyel BHM"si bildirilmiştir. BHM"sinin aerosol kullanımı, zehirlilik derecesi (patojenitesi) ve miktarı, oluşacak ölüm ve saf dışı ediciliğini doğrudan etkilemektedir. 100 Km2 Iik bir bölgeyi kaplamak ve %50 öldürücülük elde etmek için Ricir adlı toksinden 8 ton gerekirken, aynı öldürücülük sadece 1 kg"lık Anthrax toksini ile elde edilebilmektedir. Dünya sağlık örgütü (WHO)"nce bazı BHM"lerinin rüzgar altı tehlike mesafeleri incelemiş, sonuç olarak da Anthrax ve Tulareminin en büyük rüzgar altı tehlike mesafesini oluşturduklarının yanı sıra öldürücülüklerinin de en fazla olduğu görülmüştür. Bir BHM"si taarruzu normal bir hastalık salgını olarak algılanabilir dolayısıyla misilleme politikası çok zordur. BHM"lerine karşı hassasiyeti azaltma önlemleri, üzerine düşünülmesi gereken bir stratejik değerdir.

 

İnsan vücudunun savunma mekanizmalarından en büyük organı deridir. Deri bakteriler, riketsiyalar ve virüslere karşı seçici geçirgen bir kalkan oluşturur. Suyla ve yemekle (sabotaj şeklinde) alınan BHM"ler ve toksinler bağırsaklardaki enzim ve asitlerle nötralize edilirler. Küçük vücut sıyrıklarından giren BHM"leri ise bağışıklık sistemi hücrelerince yok edilirler. Bu savunma mekanizmasını aşmanın tek yolu vücudun en misafirperver ve kolay incinir yeri olan akciğerlerdir. Dolayısıyla BHM"lerinin aerosol kullanımı çok önem arz etmektedir. Bir BHM"sinin hedeflenen kitlesel zararlara yol açabilmesi için şu özelliklere sahip olması gerekmektedir.

 

(1) Biyolojik harp maddesinin yüksek öldürücülüğe sahip olması,

(2) Solunabilecek aerosol formunda olması (BHM"lerin en geniş kullanım türü aerosoldür, aerosolün kararlılığı ve yayılma kabiliyetinin en fazla olduğu partikül büyüklüğü ise 5 - 15 mikron"dur),

(3) insandan insana bulaşıcı olması,

(4) Tedavisinin ve aşısının olamaması veya zaman alması gibi özellikleri sıralanabilir.

 

Biyolojik Harp Maddelerinin Sınıflandırılması

 

Biyolojik harp maddeleri genel olarak ikiye ayrılır.

(1 ) Patojenler (Hastalık meydana getirebilen mikroorganizmalar)

(a) Bakteriler,

(b) Riketsiyalar,

(c) Klamidyalar,

(d) Virüsler.

(2) Toksinler : Kaynaklarına göre üç gurupta incelenir.

(a) Mikroorganizma kaynaklı toksinler. Mikroorganimanın özelliğine göre ikiye ayrılır ;

(I) Ezotoksinler

(II) Endotoksinler

(b) Hayvan kaynaklı toksinler

(c) Bitki kaynaklı toksinler

 

Potansiyel Olarak Kullanılan Biyolojik Harp Maddeleri

 

BHM"lerinin sayısı gün geçtikçe artmaktadır, ancak üzerinde en fazla çalışılan ve bilinen potansiyel BHM"lerini şöyle sıralayabiliriz.

(1) Bakteriler : ,

(a) Bacillus anthracis (Anthrax-Şarborı),

(b) Francisella tularensis (Tularemia),

(c) Yersinia pestis (Plague),

(ç) Vibrio cholerae (Kolera),

(d) Salmonella typhi (Tifo),

(e) Bacillus seraus,

(f) Brucella spp (Brucellosis, suis, melitensis, abortus, canis, ovis),

(g) Clostridium perfringes.

(2) Riketsiyalar :

(a) Riketsia prowezeki (Tifüs),

(b) Riketsia mooseri (Tifüs),

(c) Riketsia ricketsi (Lekeli Humma),

(ç) Coxiella burnetii (Q Humması).

(3) Chlamydialar :

(a) Chlamyclia psittaki (Psittakoz),

(b) Chlamyclia trachomatis (Trahom).

(4) Virüsler :

(a) Variola (Smallpox- Çiçek hastalığı),

(b) Ebola (Filaviridae ailesinden Ebola kanamalı ateşi),

(c) Marburg (Filaviridae ailesinden Marburg hastalığı etkeni),

(ç) influenza(Grip etkeni),

(d) Rift Valley Fever (Bunyaviridae ailesinden Valley Ateşi etkeni),

(e) Crimen-Congo Hemorrhagic Fever (Bunyaviridae, Kanamalı ateş etkeni),

(f) Argentine Hemorrhagic Fever (Junin),

(g) Bolivian Hemorrhagic Fever (Mochupa),

(ğ) Venezuelan Hemorrhagic Fever (Guanorito),

(h) Hemorrhagic Fever With Renal Sydrome (Hantaan, Seoul, Puumala),

(1) Lassa Fever(Arenaviridae ailesinden Kanamalı ateş etkeni),

(i) Venezuelan Equine Encephalitis (VEE),

(j) Eastern Equine Encephalitis (EEE),

(k) Western Equine Encephalitis (WEE),

(1) Japanese Encephalitis,

(m) Dengue, Yellow Fever, AIOS (HIV),

(n) Sandfly Fever,

(o) Chick Urıgunya (Apha).

(5) Toksinler : Kaynaklarına göre;

(a) Anthrax Bacillus anthracis

(b) Botulinul1l Clostridium botulinum

(c) Tetanoz Clostridium tetani

(ç) Difteri Toksini Kornibakteriyum difteri

(d) Enterotoksin Eşherişya coli

(e) Shigella Dizanteri Shigella spp.

(f) Stophylococcus Enterotoksin -B (SEB) stophylococcus aureus

(g) Kolera Toksini Vibrio kolera

(ğ) Anatoksin A Deniz yosunu Anasistis türleri

(h) Mikrosistin M.Sinea(Mavi yeşil su yosunu)

(l) Saksitoksin Deniz kabuğu zehiri

(i) Tetradotoksin Takifigu paessilonotus

(J) Aflatoksin Aspergillus flavus

(k) Trichothecene Mycotoksins (T-2, Trikotesin,Yellow rain)

(l) Ricin Risinus communis

(m) Akonitin Akonitum napolyus

(n) Politoksin Yumuşak deniz mercanı

(o) Batrakotoksin kurbağa zehiri

(ö) Bunganotoksin Çizgili yılan zehiri

(p) Krotoksin Çıngıraklı yılan zehiri

(r) Kobratoksin Kobra yılan zehiri

(s) Erabutoksin Deniz yılanı zehiri

 

Biyolojik Harp maddelerinden patojenlerin kuluçka süreleri (inkübasyon süresi) günlerle ifade edilir oysa toksinlerin inkübasyon süresi dakika ve saatlerle ölçülür. Patojen BHM"leri kısa sürede etkisini göstermesi için aerosol olarak kullanılırlar. Genelde patojen BHM"lerinin semptomları (Hastalık belirtileri) ateş, halsizlik, kilo kaybı, kusma, ishal ve solunum güçlüğü gibi belirtiler olup personeli kısa sürede görevini yapamaz hale getirir.Solunum yolu ile oluşan enfeksiyonlarda ölüm sebebi,çoğu zaman akciğer ödemidir. Patojen BHM"leri enfeksiyonlarının tedavileri güç ve pahalıdır. Bağışıklık sistemini hedef alan BHM"leri bağışıklığı oluşturan hücreleri etkilerler, bu nedenle bunlara karşı geliştirilen aşılarla yeterli koruma sağlanamamaktadır. Toksinler zehirleme özelliğine göre Nörotoksinler (Sinir zehirleri) ve Si1otoksinler (Hücre zehirleri) olarak ikiye ayrılır. Nörotoksinlerin etkileri kimyasal harp maddelerinden sinir gazlarına benzer olup, sinir gazlarından yaklaşık bin kat daha zehirlidirler. Öyle ki Anthraks ve Botulinum toksinleri çok zehirli olan vx sinir gazından daha tehlikelidirler (Botulinum toksini için LD50 UG/KG değeri 0.001 iken, bu değer vx için 15.0 dır). 

Patojen ajanların arazideki kalıcılığı saatlerden günlere kadar (Spor ve kapsül formunda olanlar yıllarca kalabilir), toksinlerin kalıcılığı ise günlerden haftalara kadar değişebilir. BHM"lerinin rüzgaraltı tehlike bölgesi alanı ise rüzgaraltı istikametinde 500 Km"ye kadar çıkabilir.

 

SONUÇLAR

 

2000"li Yıllarda muharebe sahasında ve ilk aşamada BHM"lerinin tehdidi veya kullanımı kuvvetle muhtemeldir. BHM"lerin taarruzlarını caydırmak, durdurmak veya önceden tespit etmek hemen hemen imkansızdır. Biyolojik harp taarruzu normal gecikmeli bir hastalık salgını olarak algılanabilir. Bu nedenle kullanan tarafın tespiti çok güçtür.

 

Halihazırda mevcut Biyolojik harp tehtidini oluşturan yukarıda sınıflandırdığımız Patojen ve Toksinlerin Biyolojik harp maddesi olarak kullanımının yanında; geleceğin tehdidi olarak değerlendirilebilecek biyolojik harp maddelerini şöyle özetleyebiliriz.

 

(1) Nitelendirilmiş patojenler

(2) Yayılma alanı genişletilmiş toksinler (Organik toksinler)

(3) Protein parçaları (Peptid ve peptid olmayan biyoregülatörler)

(4) Biyolojik orijinli zehirli maddeler

 

Biyolojik harp maddelerindeki bu gelişmelerin temelinde; genetik değişikliklerle tanı ve teşhisi zorlaştırmak, biyolojik harp maddesini hedefe yöneltebilme yeteneği kazandırmak ve hedef canlının bağışıklık sistemini etkilemek amacı güdülmektedir.

Kuşkusuz bu gelişmeler 21 nci yüzyılda Askeri ve Statejik alanda üstünlük Sağlamayı da beraberinde getirecektir.

 

Biyoteknolojik gelişmeler ve genetik mühendisliği uygulamaları sonucunda;

(1) Rekombinant DNA tekniği(Gen aktarımı)ile,patojenler ve toksinlerden daha öldürücü BHM"lerinin üretilmesi,

(2) Hastalık oluşturmayan (Nonpatojen) bakterilerden, genetik çalışmalar sonucu kobra, akrep, ve örümcek toksinleri üreten zehirli bakterilerin geliştirilmesi,

(3) Patojen mikroorganizmaların ve toksinlerin dış çepherinin laboratuar şartlarında özel maddelerle kaplanması veya kapsüllenmesi ile kutup ve çöl şartlarında kullanılması,

(4) Kırılgan (Zayıf-Doğa şartlarına hassas) virüslerin etkilerinin ve ömürlerinin artırılması için mikrokapsülleme (Hücre çeperini kuvvetlendirme) yöntemine tabi tutulması,

(5) Patojen bakterilerden antibiyotik tedavisine dirençli mikrop ırklarının geliştirilmesi gibi çalışmalar beklenmektedir.

 

Bu gelişmelere paralel olarak potansiyel BHM"lerinin tanı ve teşhisini yapabilecek gelişmiş test Laboratuarlarının kurulmasının ve mevcut olanlara da bu özelliklerin kazandırılmasının, Muhabere sahası ve mobil tanımlama sistemleri konusunda çalışmalar" başlatılmasının, Biyolojik ve Kimyasal harp maddelerini tanıyan, etkilerini ve taktik kullanımını bilen uzman biyolojik numune alma timlerinin kurulması ve bu numunelerin analizlerinin yapıldığı tali belirleme laboratuarlarıyla ilgili çalışmaların başlatılmasının, Bilimsel kuruluşlar, Üniversiteler ve TSK"lerinin bu konularda işbirliği ve birlikte çalışma ortamı oluşturmasının, ülkemiz güvenliği ve çıkarları açısından uygun olacağı değerlendirilmektedir.

 

BİYOLOJİK HARP MADDELERİNE KARŞI BAĞIŞIKLIK KAZANDIRMA (AŞILAMA)

 

Biyolojik Harp Maddelerine (BHM) karşı savunma Aktif ve Pasif olarak ikiye ayrılmaktadır. Aktif savunma düşmanın BHM"lerini kullanmadan önce yok etmeyi amaçlayan tüm önlemlerdir, Pasif savunma ise BHM"lerine karşı aşı geliştirme, immün (Bağışıklık) sistemi kuvvetlendirme ve fiziki tedbirleri ihtiva eder, Moleküller biyoloji ve gen mühendisliği gelişmelerine paralel olarak BHM"lerinin gerek harp halinde gerekse terör ve sabotaj amaçlı kullanılmalarının muhtemel olduğu durumlarda, asker ve sivil personele bağışıklık kazandırabilecek aşı uygulamaları NBC Biyolojik savunmasının temellerinden birini teşkil eder.

 

Biyolojik Harp Maddelerine karşı, savunma sistemi olarak bağışıklık kazandırma (aşılama) insan organizmasının bağışıklık sistemine oluşan bir takım reaksiyonları karşımıza çıkarır. Bağışıklık sistemi, organizma için yabancı kabul edilen bir maddeyi (patojen, toksin, yabancı moleküler yapı gibi) öncelikle algılar, daha sonra bu maddeye karşı koyarak yok etmeye çalışır. Bağışıklık, hücresel ve moleküler (humoral) şekillerde olup oldukça karmaşık mekanizmaları ihtiva eder. Bu moleküler mekanizmalar içerisinde biyolojik algılayıcı immunomodülatörler önemli yer tutmaktadır. Bu tür biyomoleküller bağışıklık sistemini uyarabilirler (interferon, interlökin gibi moleküller). Bu biyomoleküllerin yapı ve fonksiyon itibariyle benzerlerinin sentezlenmesi ile üretimi mümkündür. Dolayısıyla bu tür biyomoleküller personelin bağışıklık sisteminin performansını artırmada kullanılabilir. Çeşitli enfeksiyonlara karşı, farklı bireylerin, farklı hassasiyet gtösterdikleri bilinmektedir. Bu durum bazen aşılar için de geçerli olmaktadır. Biyolojik savunma sistemleri içerisinde birey ve toplumların genetik olarak kazanılan bağışıklık özellikleri de rol oynamaktadır. Koruyucu olarak kullanılan aşı sistemlerinin amacı; kişinin bağışıklık cevabını oluşturan hafıza hücrelerinin aktif hale getirilmesi, üretilmesi ve crganizmanın bir patojen ajan ile karşılaşdığında önceden hazırlanmış bu cevabın organizma tarafından patojene karşı ortaya konmasını sağlamaktır.

 

a. Bağışıklık Kazandırma (Aşılama) Sistemlerindeki Gelişmeler :

(1) Tüm patojen ajanın kullanımı,

(2) Saflaştırılmış antijen kullanımı,

(3) Rekombinant DNA (Gen aktarımı) antijeni kullınımı,

(4) Sentetik peptidlerin kullanımı,

(5) Rekombinant vektörlerin (Gen aktaran taşıyıcıların) kullanımı,

(6) DNA kullanımı şeklinde sınıflandırılabilir.

Biyoteknoloji ve gen mühendisliğinin günümüzde ulaştığı nokta itibariyle Hepatit B virüsüne karşı DNA aşı çalışmaları ve uygulamalarına başlanmışdır

b. Aşıların Sınııflandırılması :

(1 ) Canlı Aşılar (Atenue) : Mikroorganizmanın patojen olmayan formu kullanılır.

Aşıyl oluşturan antijen canlı olduğu için hafıza hücrelerinin üretilebilmesinde gerekli olan süreyi tanır. Tüberküloz için kullanılan BCG aşısı örnek verilebilir.

(2) inaktif Aşılar (Öldürülmüş patojen) : Bu tür aşılamada patojen öldürülmüş olduğu için konakçı organizmasında çoğalmazlar ve dolayısıyla da sürekli antijenik uyarının sağlanabilmesi için birden fazla hatırlatma (uygulama) yapılmalıdır. Kuduz, bu aşıya örnek verilebilir.

(3) Saflaştırılmış Antijen Aşıları (Subunit Aşılar) : Patojenin canlı veya inaktif formda uygulanması organizma için bazı sorunlara neden olduğundan, patojenin uygun bağışık cevabın gelişmesini sağlayacak alt birimleri kullanılır (Tetanoz da olduğu gib).

(4) Rekombinant Aşılar : ilgili patojenin immunojenik (bağışıklığa neden olan) bölgesi Rekombinant DNA yöntemleri ile hazırlanarak aşılamada kullanılabilir. Bu yöntemle yapılan genetik değişiklikler daha güçlü bağışıklığa neden olabilmektedir. Hepatit B aşısı buna örnek verilebilir.

(5) DNA Aşıları : Dokulara antijen (mikrop veya vücut için yabancı bir protein) genleri taşıyan DNA vektörleri (taşıyıcıları) yerleştirilir. Bu şekilde hazırlanmış hücrelerde üretilen antijen (patojen ımmunizasyon) ile bağışıklığı sağlanması amaçlanmaktadır. DNA aşıları uygulama ve üretim kolaylığı ile kimyasal ve biyolojik 

stabiliteye de sahiptirler. Bu aşılar özellikle genetik karekteri birbirine yakın olan ancak farklı niteliklerE~ sahip yeni ve bilinmeyen patojen kaynaklı enfeksiyonlarda, başarıyla kullanıiabile(:ek yeni nesil aşı sistemi olarak tanımlanmaktadır.

 

ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA AŞI GELİŞTİRME ÇALlŞMALARI:

 

18 nci Yüzyılın sonlarında insanlık tarihinin en büyük buluşlarından olan mikroskop, aşı ve serum bulunmuştur. Bu biyolojik buluşlar sonucu bağışıklık ve aşılarla ilgili çalışmalar başlamış ve günümüze kadar gelişerek devam etmiştir. Insan aşılarının tarihi gelişimi şöyle özetlenebilir. Yeni Bağışıklık kazandırma ve uygulama programları çerçevesinde öncelikli araştırma alanları şöyle özetlenebilir.

a. Geliştirilmesi Gereken Aşılama Türleri :

(1) DNA aşıları

(2) Mukoza (salgı hücrelerinin oluşturduğu epitel tabaka) bağışıklık sistemleri

(3) Kombine aşılar

(4) Terapötik (tedaviye yönelik) aşılar.

b. Geliştirilmesi Gereken Uygulama Türleri :

(1) Kontrollu salınım sistemleri

(2) Subunit aşı türleri

(3) Kurutulmuş aşı sistemleri

(a) Parenteral (damar, kas içi, deri altı yolla)

(b) Mukoza yolla.

Ülkemizde aşı üretimi son derece yetersizdir. Aşı ve serum ihtiyacının çoğu ülke dışı kaynaklardan sağlanmaktadır. Klasik anlamda aşı üretien tek kurumumuz Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı olup, klasik çocukluk çağı rutin aşıları üretmektedir.

Bu çocukluk çağı aşıları BHM"lerine karşı oldukça yetersiz kalacaktır. Yapılan bir araştırmaya göre özellikle gelişmiş ülkelerde BHM"leri konularında araştırma ve geliştirme yapan çok iyi düzeyde 43 tesisin bulunduğu bilinmektedir.

 

Dünyada 70 adet BHM"si üretim imkanına sahip, 106 adet de kısıtlı miktarda bu imkana sahip tesisi ve aşı üretimi gerçekleştiren toplam toplam 163 tesisin varlığı beyan edilmiştir. Kanada, ingiltere ve Amerika istisna gerçekçi tanımlanmış BHM"si tehditlerine karşı, yeterli imkan ve kabiliyeti ortaya koyamamıştır. ABD Ordusunda aktif görevdeki askeri personele uygulanan aşılama geniş ve güvenli bir uygulama örneğidir. Amerikan ordusu için özel olarak üretilen bu aşılar piyasada bulunmamaktadır. Ayrıca ""Geliştirilmiş Aşılar"" (Deployment Vaccines) adı altında özel görevlere gönderilecek personellere özel aşılar uygulanmaktadır. Örneğin Körfez harbi sırasında özel tim personeline Anti-botulinum aşısı yapılmıştır. Aşı olan personel arasında çok şiddetli yan etkiler meydana gelmiş, Körfez harbinden sonra ortaya çıkan ""Gulf Sendromu"" belli açılardan bu aşıya bağlanmıştır. Geliştirilmiş Aşılar içinde tifo, veba, kolera, kuduz, menenjit, hepatit B, sarı humma ve Japon Ensefalit aşıları bulunmaktadır. Yine ABD Ordusunda ekzotik hastalıklara karşı ge!iştirilmiş deneme aşamasında aşılar da bulunmaktadır (USAMRIID/ Maryland). Bu aşılar arasında Venezuella Beygir Ensefaliti aşısı, Doğu Beygir Ensefaliti aşısı, Tularemie, Q-Ateşi, Rift Vadisi Ateşi, Botulinum toksini A,B,C,D,E (poyvalan) ve Şarbon aşısı sayılabilir.

 

SONUÇ

 

Aşı teknolojilerinin gelişmesi sonucu çok değerli ucuz emin ve güvenilir tek doz uygulamalı DNA aşılarının üretimini gelecekte gündeme getirecektir. Ancak şu anki teknolojik bilgiler böyle bir aşının üretimini mümkün kılmamaktadır. Gelişmiş bir çok ülkenin en üst düzey yöneticilerince de ifade edildiği gibi 2000"li yılların BIOTERÖR yılları olacağına dair ifadeler vardır. Bu nedenle gelişmiş ülkeler 2000 yılı için NBC Savunma planlarına bu tehdidi karşılamaya yönelik olaraK biyolojik harp maddelerine karşı bağışıklık ve aşı programları üretimi amaçlı projeler geliştirmekte ve uygulamaya sokmaktadırlar. Tehdit değerlendirilmesi neticesinde kullanıcının elinde olduğu bilinen veya tahmin edilen BHM"lerine karşı aşı programı geliştirilmesi, saldırı esnasında oluşabilecek zafiyetleri ve zayiatı en aza indirerek muharebe etkinlığinin sürdürülmesini sağlayacaktır.

Döküman Arama

Başlık :

Kapat