Kapat

BESİN ÖGELERİ 1

1. BESLENMENİN ÖNEMİ VE KARBONHİDRATLAR
1.1. Beslenme ile İlgili Tanımlar
a)Besin
Besin: canlıların büyüme, gelişme, sağlıklı yaşayabilmesi için gerekli her türlü
hayvansal, bitkisel dokulardan oluşmuş yiyecek içeceklerdir. Besin maddeleri özelliklerine
göre çiğ veya pişirilmiş olarak tüketilebilirler.
Yumurta, et, süt, kuru baklagiller (nohut, fasulye vb.), tahıllar (buğday vb.),
meyveler (çilek, portakal vb.), sebzeler (ıspanak, patates vb.) besin maddeleridir.
Karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, mineral ve su ise besin öğeleridir
b) Besin Öğesi
Besin maddelerinin bileşiminde bulunan moleküllerdir. Besinler, yenilip içildikten
sonra sindirilerek besin öğelerine parçalanırlar. Daha sonra kana geçerek görevlerini yapmak
üzere vücudun tüm dokularına taşınırlar. Besinlerde bulunan 40’ı aşkın besin öğesi 6 grupta toplanmıştır.
Enerji veren besin öğeleri ile enerji vermeyenler olmak üzere ikiye ayrılırlar.
Ø Bunlardan enerji verenler;
Karbonhidratlar
Proteinler
Yağlar
Ø Enerji vermeyen ancak vücut çalışmasında önemli görevleri olanlar;
Vitaminler
Mineraller
Su
Bu modülde size enerji veren besin öğeleri hakkında bilgi verilecektir.

c) Yeterli ve Dengeli Beslenme
Sağlığın korunması, büyüme ve gelişmenin, sağlanabilmesi için gerekli olan enerji ile
besin öğelerinin yaşa, cinsiyete, fiziksel aktivite ve özel duruma göre ihtiyaç kadar
alınmasına yeterli ve dengeli beslenme denir. Yeterli ve dengeli beslenmede ekonomiklik,
diyette çeşitlilik, kalite ve süreklilik olmalıdır. Her öğünde mutlaka dört besin grubundan
alınmalıdır. (Et ve ürünleri, süt ve türevleri, sebze ve meyveler ve tahıllar.)
Yeterli ve dengeli beslenmenin temel ilkeleri
Ø Beslenmede yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite, özel durum (hamilelik, hastalıklar vb.) dikkate alınmalıdır.
Ø Bireysel ihtiyacı karşılayacak miktar ve kalitede besin, bir gün boyunca öğünlere
paylaştırılarak düzenli olarak tüketilmelidir.
Ø Besinler beslenme ilkelerine uygun olarak hazırlanmalı, pişirilmeli ve saklanmalıdır.
Ø Ekonomik, taze ve mümkün oldukça doğal besinler tercih edilmelidir.
1.2. Karbonhidratların Önemi
a. Karbonhidratların Gruplandırılması
Genellikle basit ve kompleks olarak adlandırılsa da karbonhidratlar, molekül
büyüklüklerine göre monosakkaritler, disakkaritler ve polisakkaritler olarak üç temel grupta incelenmektedir.
1 Monosakkaritler
Karbonhidratların en basit halidir. Daha küçük moleküllere parçalanamazlar.
Disakkarit ve polisakkaritlerin yapısında bulunurlar. Beslenmede önemli rolü olan
monosakkaritler: Glikoz (dekstroz), früktoz (levüloz) ve galaktozdur. Hepsi C6H12O6
formülüyle gösterilse de vücutta glikoza dönüşerek kullanılırlar. Kolay sindirilirler. Hemen kana karışırlar.
a)Glikoz
Daha çok üzümde bulunduğu için “üzüm şekeri” de denebilir. Diğer bir adı da
dekstrozdur. Üzüm ve üzümden yapılan besinler ile bal önemli glikoz kaynaklarıdır. Tatlıdır.
Ayrıca saf olarak elde edilip çeşitli şekerlemeler, diğer bazı tatlı besinlerin üretiminde de
kullanılmaktadır. Vücutta ihtiyaçtan fazlası yağa dönüşerek dokularda ve deri altında yağ olarak depolanırlar.
b)Früktoz
Şekerler içinde en tatlı olanı früktozdur. Levüloz olarak da isimlendirilir. Pekmez, bal
ve meyvelerde bulunur. Meyveler önemli kaynakları olduklarından meyve şekeri olarak da bilinirler.
c)Galaktoz
Früktoz ve glikozdan daha az tatlı bir monosakkarittir. Serbest olarak bulunmaz.
Glikoz ile beraber süt şekeri olarak bilinen laktozu oluşturur
2- Disakkaritler
İki monosakkaritin birleşmesiyle oluşan karbonhidratlardır. Sükroz (sakkaroz), maltoz
ve laktoz beslenmede önemli yeri olan disakkaritlerdir. Kolayca monosakkaritlere parçalanarak kana karışırlar.
a) Sükroz (Sakkaroz)
Günlük yaşantımızda tükettiğimiz çay şekeridir. Bir molekül glikoz ile bir molekül
früktozun birleşmesiyle oluşmuştur. Suda eriyebilme özelliğine sahip ve tatlıdır.
Laktoz
Sütte bulunan bir karbonhidrattır. Bu nedenle “süt şekeri” olarak adlandırılır. Bir molekül glikozun bir molekül
galaktozla birleşmesiyle oluşmuştur.
c)Maltoz Malt şekeridir. Nişastanın vücutta kullanılması için glikoza parçalanması sırasında oluşan bir ara üründür. İki
molekül glikozun birleşmesiyle oluşmuştur.
3) Polisakkaritler Çok sayıda ve çeşitte monosakkaritin birleşmesiyle oluşmuş kompleks karbonhidratlardır. Suda
çözünmezler ve tatlı değildirler. Beslenmede en önemlileri; nişasta, dekstrin, glikojen ve selülozdur.
Selüloz (hemiselüloz, lignin) posa olarak adlandırılır, vücutta sindirilemezler. Hiçbir değişikliğe uğramadan
vücuttan atılırlar. Sindirilebilen polisakkaritler ise sindirim son ürünü olan glikoz şeklinde kana emilirler. Kana
karışmaları uzun zaman alır bu nedenle tercih edilirler.
a)Nişasta: Bitkisel besinlerde yaygın olarak bulunurlar. Çok sayıda glikozun
birleşmesiyle oluşmuş büyük moleküllü polisakkarittir. Saf olarak da elde edilebilirler. Gıda
sektöründe daha çok kıvam koyulaştırıcı olarak kullanılırlar. Suda erimezler.
b)Dekstrinler: Nişastadan daha küçük moleküllü polisakkaritlerdir. Nişastanın
hidrolizi (sindirimi-parçalanması) sırasında açığa çıkan ara ürünlerdir. Suda erirler. Ancak
yapışkan bir özellik kazanırlar. Bu nedenle yapıştırıcı olarak kullanılabilirler.
c)Glikojen: Hayvansal kaynaklı bir polisakkarit olan glikojen, kaslarda ve karaciğerde
depolanarak hücredeki enerji için kullanılır.
d)Selüloz, Hemiselüloz, Lignin vb (Posa): Bitkisel besinlerde bulunur. Vücutta
sindirilemediği için enerji veremezler. Ancak bağırsak hareketlerini kolaylaştırıp, kabızlığı,
kanseri, kalp ve şeker hastalıklarını önler. Bu yüzden beslenmede önemlidir.
b. Karbonhidrat Kaynakları
Şeker ve nişasta saf karbonhidratlardır. Kurubaklagiller, tahıllar ve tahıl ürünleri,
patates, kuru meyveler, bal, pekmez, meyve konsantreleri, pastalar zengin karbonhidrat
kaynaklarıdır. Süt ve süt ürünleri dışındaki hayvansal besinler ise iyi bir karbonhidrat
kaynağı değildir
c. Vücut Çalışmasındaki Görevleri
i)En önemli görevi vücuda enerji sağlamalarıdır. Bir gram karbonhidrat ortalama 4 kalori enerji verir.
ii)Bitkisel besinlerde bulunan ve sindirilemeyen selüloz, hemiselüloz, lignin gibi karbonhidratlar posayı
oluşturur. Posa ise bağırsakların hareketini ve kolay boşaltılmasını sağlayarak kabızlığı, kanseri önler, kandaki
istenmeyen yağ ve şeker miktarını düşürür.
iii)Vücutta suyun ve elektrolitlerin dengede tutulmasını sağlar
iv)Beyinin tek kullandığı enerji kaynağı glikoz olduğundan bilişsel fonksiyonlar için gereklidir.
v)Proteinlerin enerji için kullanılmasını sağlar.
d. Yetersizliğinde Görülen Bozukluklar
a) Karbonhidrat yetersizliğinde, vücudun enerji ihtiyaç proteinlerden karşılanır. Buda
proteinlerin esas görevlerini yerine getirmelerini engeller.
b) Karbonhidrat yeterince alınmadığında, yağlar tam olarak okside olamazlar.
Kandaki asit seviyesi yükselir. Komaya yol açarak hayati tehlike oluşturabilir. Buna ketozis denir.
c) Zararlı atıkların vücuttan atılması zorlaşır.
d) Uzun süreli yetersizliğinde kolon kanseri riskini arttırabileceği öne sürülmektedir.
e. Fazlalığında Görülen Sonuçlar
a)Gereksinimden fazla tüketilen karbonhidratlar, vücutta yağa dönüştürülerek depo
edilirler. Bu durumda zamanla yağ hücrelerinin büyümesine neden olur ve şişmanlık görülür.
b)Damar sertliğine neden olur.
c)Şeker, reçel, şekerleme, şekerli tatlılar gibi besinler özellikle çocuklar tarafından çok
sevilerek tüketilirler. (Resim-3) Ancak diş fırçalama alışkanlığı edinilmediyse bu tür gıdalar
diş üzerine yapışarak bakterilerin üremesine dolayısıyla asit oluşturup diş çürümelerine yol açar.
d)Çocuklarda kan şekerini yükseltip büyüme hormonunun faaliyetini engelleyebilir.
f Günlük Gereksinim
Günlük karbonhidrat ihtiyacı bireyin yaşına cinsine fiziksel aktivite ve özel
durumlarına göre değişmekle birlikte, günlük enerji ihtiyacının ortalama %50-60’ını
karbonhidratlar karşılamalıdır.
Örneğin günlük enerji gereksinimi 2000 kkal olan bir bireyin karbonhidratlardan
gelen enerji miktarı %60 olduğu düşünülürse;
2000 x (60/100) =1200 kkal
Bir gram karbonhidrat 4 kkal enerji verdiğine göre 122/4 = 300 gram karbonhidrat tüketmesi gerekir.
2. PROTEİNLER
2.1. Tanımı ve Önemi
Protein büyüme, gelişme, yıpranan hücrelerin onarımı ve sağlıklı yaşam için gerekli
bir besin öğesidir. Yapı taşları amino asitlerdir. Amino asitler, peptid bağıyla birleşerek
proteinleri oluştururlar. 22 amino asidin farklı şekillerle birleşmesinden oluşan proteinler,
doğanın canlı çeşidi ve sayıdaki çokluğunun en büyük sebebidir. Çünkü proteinler hücrenin
temel yapı taşlarıdır.
2.2. Proteinlerin Gruplandırılması
Proteinler basit proteinler ve bileşik proteinler olmak üzere iki grupta incelenir.
a Basit Proteinler
Yapılarında sadece amino asitler bulunur. Albümin, globülin,
gliadin, glutelin, protamin basit proteinlerdir. Ekmeğin
kabarmasını sağlayan gluten basit proteinlere bir örnektir.
b Bileşik Proteinler
Yapılarında amino asitlere ek olarak nükleik asit, karbonhidrat, fosforik asit gibi
protein dışında maddeler de bulunur. İsmini de birleştiği protein olmayan maddelerden alır.
A)Nükleoprotein: Nükleikasitlerle,
B)Glikoprotein: Glikozla,
C)Lipoprotein: Lipidlerle,
D)Fosfoprotein: Fosforik asitle birleşmesinden oluşmuş bileşik proteinlerdir. Örneğin
sütteki bir fosfoprotein olan kazeinin çöktürülmesiyle çökelek elde edilir.
2.3. Amino Asitler
Proteinlerin yapı taşları olan amino asitler iki gruba ayrılır. Bunlar elzem ve elzem
olmayan amino asitlerdir.
a) Elzem amino asitler(Ekzojen amino asitler)
Vücutta sentezlenemeyen dışarıdan besinler aracılığı ile alınması zorunlu olan amino
asitlerdir. Bunlar valin, lösin, izolösin, treonin, metionin, fenilalanin, triptofan, lizindir.
Ayrıca çocuklar ve yetişme çağındaki kişiler için elzem olarak kabul edilen iki amino asitten
biri histidin diğeri ise arginindir. Elzem yerine “.ekzojen”, “temel”, ”esansiyel”, gibi
ifadelerde kullanılmaktadır
b) Elzem olmayan amino asitler (Endojen amino asitler)
Bazı amino asitler vücuda yeterli miktarda alınmadığında enzimler aracılığı ile diğer
amino asitlerden sentezlenebilir. Besinlerle alınması zorunlu olmayan, vücutta
sentezlenebilen bu amino asitlere “elzem olmayan amino asitler” ve ya “endojen amino
asitler” denir. Proteinlerde yaygın olarak bulunan ve elzem olmayan amino asitler alanin,
aspartik asit, serin, sistin, sistein, glutamik asit, glisin, trozin, prolin ve hidroksiprolindir.
2.4. Protein Kalitesi
Protein kalitesi içerdiği amino asitlere göre belirlenir. Anne sütü ve yumurta vücuda
alındıklarında %100’ü kullanılır bundan dolayı örnek protein denir.
Süt, et gibi diğer hayvansal besinlerin %91–100 ‘sindirildiği için bunlara iyi kalite proteinler denir.
Elzem amino asitleri yeterli miktarda içermeyen proteinlere,”biyolojik değeri düşük
protein” ve ya “düşük kaliteli protein” denir. Bu grup proteinler vücutta tamamen
sindirilemezler. Ancak %70–90 sindirildiği için vücudun bunlardan yararlanma derecesi
düşüktür. Kuru baklagiller ve tahıllar düşük kaliteli proteinlere örnek olarak verilebilir.
2.5. Protein Kaynakları
Proteinler hücrenin temel yapısını oluşturduğundan, bitkisel ve hayvansal besinlerde
bulunur. Ancak hayvansal besinlerdeki proteinler elzem amino asitleri, bitkisel besinlerdeki
proteinler ise elzem olmayan amino asitleri daha çok içerir. Bu nedenle hayvansal
besinlerdeki proteinleri insan vücudu daha iyi kullanır. Protein kaynakları kalite grubuna
göre hayvansal ve bitkisel protein kaynakları olarak gruplanır.
Hayvansal Protein Kaynakları: Yumurta, sığır eti, tavuk eti, koyun eti, balık, karaciğer, böbrek, inek sütü,
peynir, çökelek vb. gibi hayvansal kaynaklar aynı zamanda iyi kaliteli protein yönünden zengin kaynaklardır.
Bitkisel Protein Kaynakları: Sindirimleri güç olduğu için düşük kalitede protein içeren patates, pirinç, mısır,
soya fasulyesi, nohut, mercimek, fasulye, susam, yer fıstığı, ceviz, fındık ve buğday ürünleri proteince
zengin kaynaklardır. Bunların dışında ıspanak, taze fasulye, lahana, pırasa, marul gibi yeşil sebzeler ve taze
meyveler protein açısından zengin kaynaklar değildir.
2.6. Proteinlerin Vücut Çalışmasındaki Görevleri
Ø Proteinler, bütün canlı hücrelerinin temel maddesidir. Dolayısıyla dokuların yapımı,
yaşaması ve yıpranan hücrelerin onarılmasında görevlidir.
Ø Enerji veren besin öğesidir. Bir gram protein 4 kalori enerji verir.
Ø Vücuttaki kimyasal olayların gerçekleşmesinde rol alan enzimlerin yapısında bulunur.
Ø Bazı hormonların yapısı proteindir.
Ø Hastalıklara karşı vücudun savunması olan antikorların yapımında kullanılır.
Ø Kanın oksijen taşıyıcısı olan hemoglobin yapısında bulunur.
Ø Vücutta asit-baz dengesini sağlamak için gereklidir.
Ø Hücre içi ve dışı sıvıları dengeleyerek vücutta ödemi (su birikmesini) önler.
2.7. Protein Yetersizliğinde Görülen Bozukluklar
a) Özellikle büyümenin yavaşlaması ya da durması en önemli yetersizlik
belirtileridir. Hayvansal protein yetersizliğinde özellikle çocuklarda kuvaşiorkor hastalığına
neden olur. Büyüme engellenir ve vücutta ödem görülür. Ayrıca protein ve enerji
yetersizliğinde çoğunlukla bebeklerde “marasmus” hastalığı görülebilir. Şiddetli büyüme
geriliği olur. Ancak kuvaşiorkordaki gibi vücutta ödem oluşmaz,
b) Ciltte yaralar oluşur,
c) Özellikle elzem amino asitlerin yetersizliği karaciğer ve sinir sisteminde
bozukluklara yol açar. Hatta karaciğer hastalıklarından siroza yol açabilir,
d) Zihinsel gelişim bozukluklarına neden olur.
2.8. Günlük Gereksinimi
Protein gereksinimi bireyin yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite ve özel durumuna göre
değişiklik gösterir. Özellikle büyümenin hızlı olduğu bebeklik çocukluk ve adölasan
döneminde protein ihtiyacı artar.
Günlük enerji ihtiyacının % 10–15 i proteinlerden karşılanır. Örneğin: günlük enerji
ihtiyacı 2000 kalori olan bir kişi bunun ortalama % 15’ini proteinlerle karşılayacak olursa bu
da 2000 x 100 15 =300 kalori eder. Proteinlerin 1 gramı 4 kalori enerji verdiğine göre;
300/4=75 g. protein alması yeterlidir.
Ayrıca kişinin günlük protein ihtiyacı, özelliklerine göre değişim gösterse de
yetişkinlerde kilogramı başına 1 gram olarak da kabul edilmektedir. Pratik hesaplama
yöntemidir. Örneğin; 55 kg. ağırlığındaki bir kişinin günde 55 (kg) x 1 (g)=55 g protein alması gerekir.
Bebeklerde ise kilo başına düşen protein ihtiyaç daha farklıdır. Büyümelerinin hızlı
olmasından dolayı (0–1 yaş) bebeklerinin protein ihtiyacı kilogramı başına 2–3,5 gramdır.
Bireyin beslenmesi daha çok bitkisel kaynaklı ise sınırlı olan amino asitler
dengelenmelidir. Örneğin; kuru baklagillerle tahıllar birlikte tüketildiğinde amino asitler
dengeleneceği için protein kalitesi yükselir. (Kuru fasulye bulgur pilavı ile tüketilebilir.)
Diyete yoğurt, ayran veya salata eklendiğinde her besin grubunun içinde olduğu, dengeli bir
mönü sağlanmış olur.
3. YAĞLAR
3.1. Tanımı ve Önemi
Yağlar, yağ asitleri ve gliserolden oluşmuş organik bileşiklerdir. Karbonhidrat ve
proteinin verdiği enerjinin iki katı enerji verirler. Vücuttaki enerjinin fazlası yağ dokusu
(adipoz doku) olarak depolandığı için önemlidirler.
3.2. Yapısı ve Özellikleri Yapısı
Yağ asitleriyle gliserolün oluşturduğu esterlere gliserid denir. Gliseridler yapılarında
bulundurduğu yağ asidi miktarına göre isimlendirilirler. Bir gliserol molekülüne bir yağ asidi
bağlanmışsa monogliserid, iki molekül yağ asidi bağlı ise digliserid, üç yağ asidi
bağlanmışsa trigliserid adını alır. Vücutta depo edilen yağların yaklaşık % 90’ını
trigliseridler oluştururlar.
Özellikleri
Yağların özellikleri, yapılarındaki yağ asidinin özelliğine ve miktarına göre değişiklik gösterir.
a) Suda erimezler ancak benzin, eter, alkol gibi çözücülerde çözünürler.
b) Sudan daha düşük özgül ağırlığa sahiptir.
c) Isı, ışık, nem ve metal iyonlarıyla çabuk bozulurlar.
d) Erime noktası yapılarındaki yağ asidinin özelliğine göre değişir. Yağ asidindeki
karbon (C) ve karbonun çift bağ sayısı arttıkça erime noktası azalır.
e) Yağ asitleri bazlarla birleşerek tuz oluştururlar. Buna sabunlaşma olayı denir.
f) Sıvı yağlar hidrojenle doyurularak katılaştırılırlar. Margarinler bu şekilde elde edilir.
a. Doymuş Yağ Asitleri
Doymuş yağ asitlerindeki karbon atomları birbirine tek bağ ile bağlanırlar. Miristik
asit, palmitik asit, stearik asit doymuş yağ asitlerine örnektir. Katı yağlar genellikle doymuş
yağ asidi içerirler.
b. Doymamış Yağ Asitleri
Yapılarındaki karbon atomları arasında çift bağ bulunur. Çift bağ sayısı arttıkça erime
noktaları düşer. Bundan dolayı oda sıcaklığında sıvı durumdadırlar. Oleik asit, linoleik asit
ve araşidonik asit doymamış yağ asitlerine örnektir.
c. Elzem (esansiyel) Yağ Asitleri
Elzem yağ asitleri vücutta sentezlenemezler. Bu yüzden mutlaka dışarıdan besinler
aracılığı ile alınmalıdır. Vücutta sentezlenemeyen en önemli elzem yağ asidi linoleik asit
(omega-6) dir. Yeterli miktarda linoleik asit alındığında, bu yağ asidinden hem linolenik hem
de araşidonik asit vücutta yapılabilir. Bu nedenle linoleik asidi elzem yağ asidi olarak kabul
etmek yanlış olmaz.
Linoleik asit (n-6) pamuk tohumu, soya fasulyesi, mısır ve ayçiçeği yağlarında
yüksek oranda bulunurken linolenik asit (n-3) anne sütü ve deniz ürünlerinde bulunur.
3.3. Yağ Kaynakları
a. Bitkisel Yağ Kaynakları
Bitkilerden elde edilen yağ, bitkisel sıvı yağ olarak veya elde edildiği bitkinin adı ile
anılır. Örneğin; zeytinyağı, ayçiçeği yağı, mısır özü yağı gibi. (Resim-12), (Resim-13)
Bitkisel sıvı yağlar doymamış yağlardır. Ceviz, fındık, fıstık gibi yiyecekler de yağca
zengin olup, doymamış yağ içerirler. Bitkisel yağlar tek derecede ve çok derecede doymamış
yağ asitlerinden oluşur. Zeytin yağı ve fındık yağı tek derecede doymamış yağ asitleri, diğer
bitkisel sıvı yağlar (ayçiçeği, mısır özü, soya) ise çok derecede doymamış yağ asitleri içerir.
b.Hayvansal Yağ Kaynakları
Tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı gibi görünen yağların yanı sıra her türlü et, tavuk, balık,
süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde de yağ (görülmez yağ) vardır. Hayvansal
kaynaklı besinlerdeki yağlar genellikle doymuş katı yağlardır. Balıkta bulunan yağın
çoğunluğu doymamış yağdır.
Yağ asidinin elzemliğine göre zengin yağ kaynakları iki grupta açıklanabilir.
Ø Elzem yağ asidince zengin yağ kaynakları: balık yağı başta olmak üzere su ürünleri, süt, tereyağı.
Ø Elzem olmayan yağ asidince zengin yağ kaynakları: iç yağı, kuyruk yağı, koyun eti,
sığır eti ve et ürünleri(sucuk, sosis, salam vb.), karaciğer, beyin, böbrek, yürek, yumurta sarısıdır.
3.4. Yağların Vücut Çalışmasındaki Görevleri
a) Enerji ve ısı verirler. Bir gram yağın vücutta yanması sonucunda verdiği enerji miktarı
9 kaloridir. Yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E ve K) vücutta emilimleri için gereklidir.
b) Midede uzun süre kaldığından, diğer besin öğelerine nazaran daha çok tokluk hissi verir.
c) Vücudun fazla enerjisi, gerektiğinde kullanılmak üzere yağ olarak depolanır.
d) Hücrenin yapısını oluşturur.
e) Özellikle elzem yağ asitleri beyin, göz cilt sağlığı ile fetüs ve bebek gelişimi için gereklidir.
f) Çevrenin ısı değişimine karşı vücut ısısını korur.
g) Organların çevresinde bulunan yağlar, dış etkilere karşı organları korur.
h) Özellikle zeytinyağının sindirim sistemi, bazı kanser türleri ve hücre yıpranmalarına karşı koruyucu etkisi olduğu belirtilmektedir.
3.5. Yağ İhtiyacının Karşılanmasında Temel İlkeler
Günlük enerjinin yaklaşık % 25-35’i yağlardan sağlanmalıdır. Ancak ortalama
%30’luk bu dilimin %10’unu doymuş ( katı yağlardan), %10’unu tekli doymamış
(zeytinyağı, fındık yağı vb), kalan % 10’unu ise çoklu doymamış (ayçiçeği, mısırözü vb) oluşturmalıdır.
3.6. Günlük Yağ Gereksinimi
Bireyin diyet özelliğine göre değişmekle birlikte günlük alınacak enerjinin %25-
35’ini yağlardan sağlanmasıyla, yağ gereksinimi karşılanabilir.
Günlük 3000 kalorilik enerji ihtiyacı olan bir kimsenin, bunun % 30’unu yağlardan
karşılayabilmesi için 300x30/100= 900 kalorilik yani yaklaşık 900/9=100 gram yağ tüketmesi gerekir

KAYNAK:www.megep.meb.gov.tr

Döküman Arama

Başlık :